Ana Sayfa Blog Sayfa 6141

94’ten günümüze Kürtlerin sivil siyasetine darbe

HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ ve 9 HDP’li milletvekilinin gözaltına alınması 1994’te DEP’li milletvekillerinin gözaltına alınmasını akıllara getirdi.

1991 yılında seçimlere Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listesinden meclise giren DEP’li Leyla Zana, Hatip Dicle, Sırrı Sakık, Mahmut Alınak ve Selim Sadak SHP milletvekili seçilmişlerdi. Seçilmelerinin hemen ardından Leyla Zana’nın yemin töreninde protestolar arasında Kürtçe yemin etmesi soruşturmaya konu olmuştu.

Zana, Dicle ve Doğan, “milletvekili dokunulmazlığı” nedeniyle haklarında işlem yapılamayacağı gerekçesi ile TBMM’de ayrılmamaya karar verdi. Ancak polis, 4 Mart 1994’da Meclise girip DEP’lileri zor kullanarak gözaltına aldı. Sadak ise, 1 Temmuz 1994’te gözaltına alındı ve 12 Temmuz 1994’te tutuklandı.

“Milletvekili dokunulmazlığı” kaldırılan DEP’liler, bundan 13 gün sonra tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’ne konuldu. Bu sırada Anayasa Mahkemesi de, DEP hakkında kapatma kararı verdi.

8 Aralık 1994 tarihinde Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), “PKK talimatları doğrultusunda bölücü faaliyet yürüttükleri” iddiasıyla Zana ve diğer DEP’lileri eski Ceza Kanunu’nun (TCK) 125. maddesi uyarınca 15’er yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. Kararlar, 26 Ekim 1995’te Yargıtayca onandı.

AİHM yargılamayı adil bulmadı

Dokuz yılı aşkın süre cezaevinde kalan Zana, Dicle, Doğan ve Sadak’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuruda Türkiye, toplam 140 bin dolar manevi tazminat ödemeye mahkum edildi.

17 Temmuz 2001 tarihli kararında AİHM, DGM’nin tarafsız ve bağımsız olmadığı, karar duruşmasında suçun niteliğinin değiştirilmesine karşın, suçlamanın nitelik ve nedenlerinin sanıklara açık biçimde bildirilmediği ve kendilerine savunma hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylık tanınmadığı, ayrıca ifadeleri karara esas alınan iddia şahitlerini duruşmada sorguya çekme ve dinleme imkanı verilmediğini tespit ederek, “adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine” hükmetti.

Dokuz yıl hapis ve vekil olamama cezası

DEP’lilerin yeniden yargılanma talepleri bir şey değiştirmedi. Aynı mahkeme, 21 Nisan 2004’te ilk kararında direndi. Ancak itiraz üzerine dosyayı görüşen Yargıtay, DEP’liler hakkında yürütülen infazın durdurulmasına ve salıverilmelerine karar verdi. DEP’liler dokuz yılı aşkın bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişlerdi.

Orhan Doğan ve diğer bazı DEP’liler, 22 Temmuz seçimleri için bağımsız milletvekili adayı oldu. Ancak Yüksek Seçim Kurulu, bu mahkumiyetlerinin milletvekili olmaya engel bir durum olarak kabul ederek adaylıklarını reddetti. Doğan, kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi.

Bununla sınırlı kalmayan Kürt siyasetine saldırılar, 15 yıl sonra bir kez daha tekrarlandı. Anayasa Mahkemesi, 37 DTP’li Kürt siyasetçi hakkında 5 yıl boyunca siyaset yasağı getirdi. Dönemin DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un da milletvekilliği düşürüldü.

14 Nisan 2009 tarihinde aynı zamanda Kürt siyasetine yönelik siyasi soykırım operasyonlarının starı verildi. 2009-2012 yılları arasında içerisinde milletvekili, belediye başkanı, insan hakları savunucusu, gazeteci, siyasetçi ve avukatın bulunduğu on bini aşkın Kürt siyasetçi gözaltına alınarak tutuklandı.

25 Temmuz 2015 tarihinde AKP’nin bir kez daha savaş politikalarını devreye sokması ile Kürt siyasetçiler hedefe konuldu. “Milli ittifak”ın ortak kararı ile HDP’li milletvekillerinin ilk olarak dokunulmazlıkları kaldırıldı. AKP, CHP ve MHP’nin oyları kaldırılan dokunulmazlıklarla HDP’li milletvekilleri hakkında teker teker soruşturma dosyaları açıldı.

Bir yandan milletvekillerinin hedef alındığı soruşturmalar devam ederken, bir diğer taraftan ise DBP’li belediye başkanları ise hukuksuz gerekçelerle gözaltına alınarak tutuklandı. 4 fiili olmak üzere 33 DBP’li belediyeye AKP hükümeti tarafından kayyum atandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetinin bizzat talimatları ile hareket eden yargının açtığı soruşturma ve davalarla bugüne gelen süreç, HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin gözaltına alınması ile devam ediyor.

Amed’de savcılık kararı bekleniyor

Hükümetin gece yarısı darbesiyle gözaltına alınan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile HDP Amed Milletvekili Ziya Pir’in Diyarbakır Adliyesi’ndeki ifade işlemleri tamamlandı.

Savcılığın karar vermesi bekleniyor.

HDP Milletvekili, Amed Barosu ve Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) üyesi avukat adliyede beklerken; adliye girişleri sırasında polislerin engel çıkarması dikkat çekti.

Demirtaş, Pir ve Yıldırım’ın çıkarılacağı Diyarbakır Adliyesi’ne çıkan tüm cadde ve sokaklar saatler öncesinden barikatlarla kapatıldı. Sokak başlarına zırhlı araçlar konuşlandırılırken; adliyeden Ofis semtine kadar tüm yollar bariyerlerle çevrilmiş durumda. Adliyeye ise aralarında özel harekat polislerinin de bulunduğu yüzlerce polis konumlandırıldı.

HDP Milletvekili Nursel Aydoğan ise soruşturma kapsamında Şırnak’a gönderildi.

Ayrıntılar gelecek./..

 

HDP Eşbaşkanları ve Vekillerine gece yarısı operasyonu

Başbakanlıktan uluslararası ‘dezenformasyon’ duyurusu!

Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Kürt siyasetine yapılan darbeye uluslararası kamuoyundan gelecek tepkileri azaltmak için uluslararası basına yönelik bir duyuru yayınladı.

Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Kürt siyasetine yapılan gece yarısı darbesine gelecek tepkileri azaltmak için uluslararası basına yönelik bir duyuru yayınladı. Türkiye’deki ana akım medyaya gönderilen metinler gibi uluslararası basına da ayar vermeyi amaçlayan duyuruda HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin “ifade vermeye gitmemeleri nedeniyle gözaltına alındığı” savunması yapıldı.

Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün uluslararası basın için yayımladığı “dezenformasyon duyurusu”nda şu ifadelere yer verildi: “Hakkında suç isnadı bulunan bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ifade vermek üzere mahkemelere çağrılan bazı HDP’li Milletvekillerinin bu çağrıya uymaması üzerine, savcılıklarca verilen talimatlar doğrultusunda gözaltı kararları uygulanıyor.

Polis ekiplerince ilk olarak HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü terör soruşturması çerçevesinde daha önce çağrılmasına rağmen ifade vermeye gitmediği gerekçesiyle Ankara’daki evinde gözaltına alındı.

HDP’nin diğer Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Diyarbakır’da, HDP Milletvekili Süreyya Sırrı Önder de Ankara’da gözaltına alındılar.

Bilindiği gibi Savcıların ifade vermek üzere Adliye’ye çağırdığı kişilerin bu davete ısrarla uymayarak yasaları ihlal etmeleri durumunda sanıklar ifadelerine başvurulmak üzere gözaltına alınıyor.

Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını öngören anayasa değişikliği Mayıs ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 376 oyla, referanduma gerek kalmadan kabul edilmişti.”

Başsavcılıktan ‘Kürt siyasetine darbe’ açıklaması

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP Eşbaşkanları ile milletvekillerinin gece yarısı operasyonla gözaltına alınması için “kuvvetli suç delili bulunduğunu” ileri sürdü

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ ve HDP’li vekiller Sırrı Süreyya Önder, Ziya Pir, Gülser Yıldırım ve İmam Taşçıer hakkında, “kuvvetli suç delili bulunduğu” gerekçesiyle arama ve gözaltı kararının verildiğini ileri sürdü.

Başsavcılık’tan yapılan yazılı açıklamada, Demirtaş, Yüksekdağ, Önder, Pir, Yıldırım ve Taşçıer hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma, suç işlemeye tahrik ve terör örgütü propagandası yapmak” iddialarından soruşturma yürütüldüğü kaydedildi.

HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırıldığının belirtildiği açılamada şu ifadelere yer verildi: “Yürütülen soruşturma sonucunda yukarıda ismi geçen milletvekillerinin, atılı suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması sebebiyle haklarında arama ve gözaltı kararı verilmiş ve icra edilmiştir.”

HDP il ve ilçe örgütlerinden çağrı

HDP il ve ilçe örgütleri halka kesintisiz eylem çağrısında bulunarak, halkın il ve ilçe binalarının önüne gelerek iradelerine sahip çıkmalarını istedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekillerinin gözaltına alınmasının ardından HDP il ve ilçe örgütlerinden halka eylem çağrısı yapıldı. Yapılan hukuksuzluğa karşı halkın iradesine sahip çıkmasını isteyen HDP, acil olarak halkı örgüt binalarına çağırdı. HDP İl ve ilçe örgütlerinin yaptığı çağrıda “Eşbaşkanlarımız ve milletvekillerimize yönelik gerçekleşen gözaltı operasyonlarına karşı kesintisiz eylem ve il, ilçe binaları önünde oturma eylemi” yapacaklarını duyurdu.

Yüksekdağ’a tutuklama talebi

Savcılık işlemleri sona eren HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

Kürt Siyaseti’ne yapılan operasyon ile gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in savcılık işlemleri sona erdi. Yüksekdağ, savcılık ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edildi. Öte yandan savcılıktaki ifadesinde polisin evinin kapısının kırarak içeriye girdiğini ve kendisini gözaltına aldığını anlatan Yüksekdağ, partisinin ortak savunma metnini okudu.

Amed halkı adliyeye akın ediyor

Amed halkı, HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutulduğu Diyarbakır Adliyesi’ne akın ediyor

Amedliler, HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Gülser Yıldırım’ın tutulduğu Diyarbakır Adliyesi’nin karşısında toplanmaya başladı. İradelerine dönük saldırıyı protesto etmek için toplanan kitlenin sayısı her geçen dakika artarken, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbşkanı Sebahat Tuncel, HDP milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve siyasi parti yöneticileri de bekleyişlerini sürdürüyor.

Aynı zamanda adliyenin önü yüzlerce polis ve çok sayıda zırhlı araçla abluka altına alındı. Adliyeye çıkan tüm cadde ve sokaklar da trafiğe kapatıldı.

Baluken, Irmak ve Zeydan adliyeye çıkarıldı

HDP Genel Merkezi’nden gözaltına alınan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Bingöl Adliyesi’ne götürüldü. Amed’te gözaltına alınan Selma Irmak ile Gever’de gözaltına alınan Abdullah Zeydan da Hakkari Adliyesi’ne getirildi.

HDP Genel Merkezi binasında MYK toplantısı sırasında gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, Ankara’dan Çewlîg’e (Bingöl) getirildi. Baluken’in savcılıktaki işlemleri sürüyor.

Irmak ile Zeydan Hakkari Adliyesi’nde

Hakkari Cumhuriyet Başsavcısının talimatı ile Amed’deki evine baskın yapılarak gözaltına alınan HDP Colemêrg Milletvekili Selma Irmak ile Gever’de gözaltına alınan HDP Colemêrg Milletvekili Abdullah Zeydan Hakkari Adliyesi’ne getirildi. Polis ablukasına alınan adliyeye kimse yaklaştırılmazken, Irmak ve Zeydan’ın ifadelerinin alınmaya başlandığı belirtildi.

Kürt Siyaseti’ne darbe dünya basınında

Kürt Siyaseti’ne darbe olarak nitelendirelen gece yarısı eş zamanlı operasyon ile HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekillerinin gözaltına alınmasını dünya basını geniş yer verdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 12 HDP’li vekilin eş zamanlı gözaltına alınması dünya basınında geniş yer buldu. Haberlerde, HDP’nin son seçimlerde barajı geçerek Meclis’e girdiğine dikkat çekildi.

New York Times haberinde, “Gözaltılar, Türkiye’nin dördüncü büyük siyasi partisi üzerindeki daha geniş çaplı bir baskının parçası gibi görünüyor” ifadesini kullandı. Haberde Demirtaş için de, “Baskı altındayken gösterdiği sakin tavır ve hitabet yeteneğiyle ABD Başkanı Barack Obama’ya benzetilen Demirtaş kısa süre öncesine dek Türkiye siyaset sahnesinin parlak bir yıldızı olarak görülüyordu. Hükümetin kendisinin ve partisinin altını oyma çabalarından önce, liberal ve laik seçmenlere hitap ederek HDP’nin tabanını genişletmişti” denildi.

The Guardian’ın haberinde, “Baskınlar, gerçek darbecileri hedef almanın çok ötesine geçtiği gerekçesiyle eleştirilen OHAL koşullarında geldi” denildi. The Guardian Demirtaş için de şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan, yorumcular tarafından Türkiye’de onun karizmasına meydan okumaya yaklaşabilecek tek siyasetçi olarak görülen Demirtaş’a tekrar tekrar şahsi saldırılarda bulundu. Demirtaş, Erdoğan’ın başkanlık sistemine karşı muhalefeti şahsi bir mücadeleye dönüştürmüştü. HDP bunun diktatörlüğe yol açacağını söylüyor.”

BBC, Türkiye’de OHAL’in devam ettiğine dikkat çekti. Haberde, “Olağanüstü Hal, Erdoğan ve kabinesinin yeni yasaları hazırlarken parlamentoyu baypas etmesinin, hak ve özgürlükleri kısıtlama ya da askıya almasının önünü açıyor. Türkiye’nin en istikrarsız tarafı yeniden kendini gösteriyor” denildi.

El Cezire’nin haberinde, HDP’nin Türkiye’nin en büyük siyasi partilerinden biri olduğuna dikkat çekildi.

İşte HDP’lilerin ortak savunması

Gece yarısı darbesiyle gözaltına alınan HDP eşbaşkanları ve milletvekilleri, savcılık ifadelerinde daha önce hazırladıkları savunma metnini okudu. “Er ya da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır” diyen HDP’liler, “Beni seçen halkım sorgulayabilir” dedi

HDP’liler dokunulmazlıkları kaldırıldığı zaman zorla ifadeye götürülmeleri durumunda yapacakları ortak savunmanın tam metni şöyle:

“Partim Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde 6 milyondan fazla oy alarak ve yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekili ile parlamentoya girdi. Demokratik siyaset yoluyla ve sandık iradesiyle AKP’nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına anayasa yapmasını engelledi. Ülkede ‘tek adam’ rejimi inşa etmek isteyen ve bunun için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarına saygı duymamış ve koalisyon hükümetleri kurulmasına engel olarak ülkeyi erken seçime götürmüştür. Bu esnada 3 yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecini de kendi işine gelmediği ve oylarını artırmaya yaramadığı için sonlandırmış ve bütün ülkeyi adeta ateşe atarcasına bir çatışma ortamına sürüklemiştir.

“Yaşanan çatışma ortamında yurttaşlarımız haklı olarak güvenlik kaygısı ve telaşı içerisine girmişler, bu korku ve şok ortamında yapılan ve eşit/adil olmaktan uzak seçimlerde AKP yeniden tek başına iktidar olmuştur. Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarını gördükten sonra büyük bir panik ve telaşla parlamentoyu ve hükümeti yok sayarak, yargıyı önemli ölçüde denetim altına alarak, medyayı tümüyle kendisine bağlayarak ülkede bir darbe gerçekleştirmiştir. Anayasa’yı tanımadığını, fiili olarak rejimi değiştirdiğini hatta Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile tanımadığını açıkça ifade edecek kadar fütursuzlaşmış ve devlete el koyduğunu açıkça ilan etmiştir.

“Hakkında Başbakanlığı döneminde işlendiği iddia edilen rüşvet, hırsızlık, kara para aklama, İran’a uygulanan uluslararası ambargonun kırılmasına yönelik altın ticaretine bağlı gelişen yasadışı faaliyetler; Suriye’de terörist gruplara yasadışı silah gönderilmesi dâhil birçok ciddi suçlama vardır. Bu soruşturmaları da yargı üzerinde kurduğu baskı ve kontrol sayesinde şimdilik örtbas etmeyi başarmıştır.

“Şimdilik örtbas ettiği bu soruşturmalardan kalıcı olarak kurtulmanın biricik yolunun bütün yetkileri kendisinde toplamak olduğunun farkındadır. Bu uğurda yapamayacağı hiçbir çılgınlığın olmadığı da artık aşikârdır. Ülkeyi kan gölüne çevirip her gün ülkenin dört bir köşesine gönderdiği cenazelerle milliyetçi ve şoven duyguları, ırkçı nefret söylemini kabartmayı başarmış, ‘ülke bölünme tehdidi altındadır’ yalanıyla etrafına biriktirdiği halk yığınları ile kendi kişisel emellerine hizmet edecek şekilde adım adım hedefine doğru ilerlemektedir.

“Bu amacına, yani başkanlık adı altında dikta rejimine ulaşabilmesi için önündeki tek engel Halkların Demokratik Partisi’dir. Partimizin 1 Kasım seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile parlamentoya girmesi, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme çoğunluğuna ulaşmasını bir kez daha engellemiştir. Bu nedenle; olası bir erken veya ara seçim ile birlikte kendisine sadık milletvekillerinden oluşan 367 çoğunluğunu sağlamış bir AKP grubunun oluşması için çabalamaktadır.

“Partimiz HDP, Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapısına uygun bir politikayı benimseyerek bünyesinde bütün farklı kimlik ve inançların temsilcilerini barındırmaktadır. Bizler demokrasiye ve birlikte yaşama inanan Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler, Mıhellemiler ve daha birçok etnik grup olarak bir arada eşit ve adil bir yaşamın mümkün olabileceğine inanıyor ve bunun ancak çoğulcu bir demokrasi, güçlü yerel demokrasi ve özerklikler ile sağlanabileceği düşüncesindeyiz.

“Partimiz HDP, kadınların özgürlük ve kurtuluş mücadelesini sahiplenmektedir. Kadınların siyasete eşit katılımını güvence altına alarak, Türkiye’nin şimdiye kadar parlamenter siyasetteki en yüksek kadın temsil oranına kavuşmasını sağlayan partimizdeki kadın vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Türkiye’deki kadınlara yönelik bir tehdit, kadınların mücadelesine de bir darbedir.

“Her türlü şiddete tümüyle karşıyız ve bütün sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin gücüne inanmaktayız. Bu yönüyle HDP, tek adam, tek dil, tek mezhep faşizmini egemen kılmaya çalışan Erdoğan için aynı zamanda ideolojik açıdan da “tehdit” olarak algılanmaktadır.

“Bu gerekçelerle partimiz HDP, siyasi hayatına başladığı günden beri Erdoğan’ın hedefi haline gelmiştir. Partimizle her türlü hile ve adaletsizliğe, saldırı ve bombalamalara rağmen seçimlerde baş edemeyince şimdi de dokunulmazlıklarımızın Anayasa’ya ve Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı bir şekilde kaldırılmasını sağlayıp bağımsızlığı ve tarafsızlığı açıkça tartışmalı hale gelmiş olan bir kişi olarak yargı önünde bizleri sözde yargılamaya tabi tutmak istemektedir.

“Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın, Meclis’in dokunulmazlığa sahip bir üyesi, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir.

“Ben, adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiçbir hesabım da yoktur. Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altındayken, böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim. Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiçbir tereddüttüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum.

“Soracağınız hiçbir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiç bir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır. Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları siyasetçilerdir, yargı mensupları değildir. Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imzalamış olduğu, aynı zamanda bir anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgâhların parçası olmayı reddetmelisiniz.

“Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim inşa edilip, barış ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz. Toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte yaşamı, şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi/ırkçı politikalara karşı inanç ve vicdan özgürlüğünü, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini, kadınların toplumsal/sosyal/siyasal/ekonomik yaşama eşit katılımını, kapitalist tahribata karşı çevre ve ekolojinin korunmasını, sermayenin kar hırsına karşı emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, korumaya devam edeceğiz. Parlamentoda da olsak, cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi savunmaktan ve bunlar uğruna mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız.

“Başkanlık adı altında ülkemize ve halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımızdan şüphemiz yoktur. Er ya da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir. Sizden hiçbir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir.”