Ana Sayfa Blog Sayfa 616

Bismil ve Rezan’da iftar sonrası büro açılışları yapıldı

Yeşil Sol Parti, Bismil ve Rezan ilçelerinde verilen iftarın ardından seçim irtibat büroları açtı

Yeşiller Sol Parti Bismil örgütü Bismil ilçesinde verilen iftar yemeğinin ardından seçim çalışmaları kapsamında Altıok Mahallesi’nde seçim bürosu açtı. İftarın verildiği Dumlupınar Mahallesi’nde seçim bürosu açılacağı mahalleye kadar yürüyüş yaptı.

Yürüyüşe kent milletvekilleri adayları Halide Türkoğlu, Cengiz Candar, Azad Barış ve Mehmet Emin Aktar, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed Milletvekili İmam Taşcıer, Yeşil Sol Parti Amed İl Eşsözcüsü Pınar Sakık Tekin, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun ve HDPAmed İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, Barış Anneleri Meclisi Tevgera Jinên Azad (TJA) Bismil HDP ve DBP il örgütü, Kayyımla görevden alınan Belediye Eşkanları Orhan Ayaz ve Gülşen Özer, 78’ler Girişimi Derneği ve çok yurttaş katıldı.

Yürüyüş güzergahı boyunca apartmanlarda oturan aileler yürüyüşü alkış, zılgıt ve zafer işaretiyle selamladı. Vekil adayları da zafer işatiyle karşılık verdi. Sık sık “Biji Serok Apo” ve “Jin Jiyan Azadî” sloganları atıldı. Ayrıca trafikteki araçlarda korna çalarak ve zafer işaretiyle destek verdi. Vekil adayları büro önünde yüzlerce kişi tarafından alkış ve zılgıtlarla karşılanarak, büro açılışı adeta mitinge dönüştü.

Büro açılış öncesi çalınan müzikler eşliğinde vekillerle birlikte halaya durdu. Polislerin sık sık zırhlı araçları halk arasında geçişi dikkat çekti. Buna tepki gösteren kitle sık sık ıslık ve zılgıtlarla karşılık verdi. Gençler Yeşil Sol Parti bayrağını zırhlı aracın arkasına dikti. Meşaleler yakılmasıyla birlikte coşku doruğa çıktı. Açılışa katılan gençlerin yoğun ilgisi dikkat çekti.

Konuşmaların ardından Barış Anneleri ve vekil adaylarıyla birlikte alkış ve zılgıtlarla büronun kurdelesini keserek açtı. Açılış etkinliği vekil adaylarını uğurlama ile son buldu.

Rezan

Yeşil Sol Parti Amed İl Örgütü, Rezan’da (Bağlar) seçim bürolarına bir yenisi ekledi. Yeşil Sol Parti bayraklarıyla süslenen büronun açılışına vekil adayları, Cengiz Çandar, Sevilay Çelenk, Ceylan Akça, Serhad Eren, Mehmet Kamaç, Halide Türkoğlu, Mehmet Emin Aktar, Azad Barış, Sorgül Aytek, Adalet Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Açılışta Konuşan Hakların Demokratik Partisi Amed İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, “Hesap günü yaklaştıkça heyecanımız artıyor. Amed’ten başlayan bu çoşku Kürdistan’ın her yerine dalga dalga yayılıyor. Öfkemiz çok büyük bu öfke bir yıllık beş yıllık bir öfke değil, bedeli yıllara sığamayan yüz yıllık bir yok saymanın ve yüz yıllık bir inkârın öfkesi. Seçimden sonra bunların hepsi bitecek. Partimiz üzerindeki ablukalar, Amed’te bir araya geldiğimiz her etkinlikte etrafımızı saran ablukaların da yıkılış günü gelecek. Cezaevlerinde, özelikle İmralı’dan başlayan ve bütün topluma yayılan tecrit siyaseti son bulacak” dedi.

Kaynak: MA

 

#Bismil #Rezanda #iftar #sonrası #büro #açılışları #yapıldı

Almaya geldik vallahi

Aydın, Ege bölgesinde 14 Mayıs açısından en kritik yerlerden biri. 2018’de haksızlık sonucu HDP’nin kaçırdığı vekilliği, şimdi Yeşil Sol Parti istiyor. Ama bu kez, onunla yetinmeyip rövanş tam olsun diye ikincisini de istiyorlar

M. Ender Öndeş

“Bu sıradan bir seçim değil…” Her yerde, her konuşmada söylenen artık bu. Erdoğan dahil bütün siyasal aktörler tarafından tekrarlanıyor belki bu cümle ama en çok Yeşil Sol konuşmacılarının ağzında gerçek yerini buluyor. Çünkü artık herkes, bu seçimin nasıl kader belirleyici bir rolü olduğunu biliyor, fark ediyor. Kuşadası’ndan başlayan büro açılışlarında da en çok bu sözü duyuyoruz. Israrla, çalışma, çalışma, daha çok çalışma vurgulanıyor. Aydın ilçelerinde Kürtlerin dışında sol cenahtan da bir hayli insan var. Manisa’daki ful Kürt manzara gibi değil. Bazı tanıdıklara da rastlıyorum arada; yıllardır görmediğim insanlar ve Yeşil Sol açılışına gelmişler. Kuşadası konvoyunda TİP de var bu arada, EMEP de var.

O seçim bu seçim

Oradan geçtiğimiz Söke tarafında ise eskiden belediye olup sonra Büyükşehir’e bağlanan Soğucak beldesine gidiyoruz. Soğucak, geçen yıllarda belediyeyi HDP’nin kazandığı çok özel bir yer. Ramazan nedeniyle gündüz gözü çok insan yok belki ama ısrarlı oluşları görülüyor. “O seçim bu seçim” diyorlar. 2018’de 68 bin oy alan HDP çok az oyla kaçırmış vekilliği, böyle bir yer Aydın ve böyle bir kilitlenme var insanlarda. 2018’deki haksızlık bilemiş herkesi ve bu kez rövanş almak istiyorlar. Hatta yetmiyor, Aydın adayı HDP Sözcüsü Ebru Günay kürsüden “Rojin’i de almadan gitmem” diyor. Rojin, ikinci sıra adayı ve Yeşil Sol elini yükseltip onu da Meclis’e göndermek istiyor. “Gazeteci misin” diye soran bir yaşlı amcaya yeni partiyi soruyorum, evrenin sırrını açıklar gibi “Yeşildir, ağaçtır, iyidir” diye üç kelimeyle özetliyor durumu. Bir başkası ise bana soruyor, “bu böyle gider mi” diye. Soru soran benim oysa.

Açılışlardan sonra geldiğimiz merkezde, Eşbaşkan Mithat Sancar’ın katılacağı halk buluşmasının hazırlıkları sürdürülüyor. Giydirilmiş araç, bütün gün caddeleri şenlendirirken, merkezdeki Zafer Meydanı’nda stant açılıyor. İktidarın bütün o ırkçı kışkırtma ve yaygarasına karşın aslında her şey sakin sakin yürüyor. Ankara kürsülerindeki gerilim, halk arasında görülmüyor pek.

Mardin’den Aydın’a…

Arada fırsat bulup Ebru Günay ile konuşuyor ve Mardin’den gelip Aydın’da çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu soruyorum. Alıştığını söylüyor ve şöyle anlatıyor: “Mardin çok özgünlükleri olan, farklı kimliklerin kültürlerin yaşadığı bir kentti. İnsan orada farklı inançlar ve kimliklerle bir arada olmaya alışıyor. O yüzden Aydın’a geldiğimde elbette farklılıklar var ama şunu farkediyor insan; 90’lar sonrası savaşla birlikte göç edip gelen ciddi bir Kürt kitlesi var burada. Dolayısıyla bu, o işin yabancılık kısmını çözüyor, çok ayrıksı gelmiyor insana. Ayrıca, Mardin’in kendisi bir tarım kentiydi, Aydın da aynı şekilde tarım kenti. Yani üç aşağı beş yukarı sorunları biliyorum ama tabii daha kampanya yeni başladı, zaman içerisinde de daha tanıdığım bir yere dönüşecek Aydın.”

Halk temsil istiyor

Kendi adaylığının Aydın’da nasıl karşılandığını soruyorum. Kürt illerinde sık görülen ‘yerli aday’ tartışmasını hatırlatıyorum. “Öyle olmuyor buralarda” diyor, “Çok fazla yerden insanlar geldiği için, bu bir göç yerleşikliği; dolayısıyla halkın daha çok odaklandığı nokta, kazanmak ve kendini, kendi kimliğini temsil etmek. Mesela ben, dünden beri ben burada ‘Bu defa şeytanın bacağını kıracağız’ sözünü çok duyuyorum. Geçen seçimde ittifak yasasından dolayı 68 bin oyla kaybedilmiş Aydın vekilliğimiz. Yani halkın asıl derdi şu anda, ne koşulda olursa olsun buradan bir temsiliyet çıkarmak. Sadece Aydın değil, Ege’nin diğer illeri için de böyle bir gerçeklik var.

Önemli olan fikriyat

“Aslında sol geleneğin güçlü olduğu, Kürt hareketi için de çok önemli isimlerin çıktığı yerler buralar” diyor Günay, “Mesela Rahşan Mardinli ama Kadifekale’de, İzmir’de yaşadı: Biz onu Mardinli değil, Kadifekaleli diye biliriz. Bunun gibi birçok isim var. Sol hareket için de böyle. O yüzden, halkın odaklandığı nokta kazanmak” ifadelerini kullanıyor.

Başka bir gerçeğe değiniyor sonra: “Aslında Ege bölgesinde bir yönüyle kimlikler ve kültürler arasında kışkırtılmış bir çatışma hali olsa da, ben HDP fikriyatının en çok karşılık bulduğu yerin Ege olduğunu düşünüyorum. O maya, en çok burada Yeşil Sol ile tutabilir ve tutacak. Demokratik ulus, demokratik modernite, farklı kimliklerin yanyana yaşaması dediğimiz şey, burada mümkün. Çünkü burası farklı kültürlerin bir arada yaşadığı yer. Suni çatışma alanları yaratıldı iktidar tarafından hep. O yüzden aday tartışmasından ziyade, ortak mücadele, değiştirmek dönüştürmek ortaya çıkıyor.”

Ekolojik kırım zirve yapmış

Günay daha sonra şöyle devam ediyor: “Talan, rant ve ekolojik yıkım politikalarının en çok etkili olduğu yerlerden biri burası. Aydın’da jeotermal tesisler çok ciddi bir sorun mesela. Bu bir çeşit doğa kırımı. Yine tarım işçilerinin yaşadıkları, kadın emeğinin görülmemesi, burada en çok yaşanan şeyler ve Yeşil Sol’un Üçüncü Yol siyasetinin çözüm alanları da zaten bunlar. Toplum artık iktidarın bu politikalarını çok çıplak olarak, kendi hayatından görmeye başladı. Söke ve Kuşadası’nda açılışlar gerçekleştirdik, beton yığınlarından deniz filan görünmez olmuş. Ağır çevre kirliliği var. İnsanların bunu görmezden gelmesi mümkün değil, çünkü birebir kendisi yaşıyor. İçme suyunun en pahalı olduğu kentlerden biri Aydın diyorlar mesela. Musluk suyunun güvenli olmaması da iktidarın çevre politikalarını bir sonucu aslında. İncir memleketinde incir üretiminin neredeyse yok edildiği bir durum var öte yandan. Zeytin üretimi de çok sıkıntılı. Bu da iktidara karşı öfkeyi büyütüyor ve bütün bunlara karşı gerçek mücadele yürütenin Yeşil Sol olduğu çok açık. Kürtler açısından da Kürt kimliği iktidarın en çok ırkçılığı kışkırttığı alanlardan biri. Bu konuda da Yeşil Sol etrafında odaklanan fikriyat çok önemli ve buradan bir vekil çok mümkün ve önemli.”

Sadece gettolar mı?

Bölgedeki Kürtlerin çoğunlukla getto gibi mahallelerde yaşadığını hatırlatarak Yeşil Sol’un buralarla yetinip sıkışmasının doğru olup olmadığı sorusuna da şöyle cevap veriyor Günay: “Tabii ki sadece Kürtler yetmez bize. Biz toplumun bütün sorunlarına çözüm bulma iddiasındayız. Öğrencilerden tarım ve sanayi işçilerinin sorunlarına, bütün kadınların sorunlarına çözüm bulmakta iddialıyız. Dolayısıyla Kürtleri ikna etmekle yetinemeyiz, bütün toplumsal kesimlerin desteğine ihtiyacımız var. İktidar rant ve talan politikalarını uygularken bu Türk’tür, bu Kürt’tür diye bakmıyor ve en çok rant da bu bölgede var. Ona karşı ise kendini ortaya koyan restorasyoncular var, onlar da çözümden uzak, aynı hamasi milliyetçi söylemlerle hareket ediyorlar.”

Yeşil Sol bir garantidir

Seçimin genel önemini anlatırken yerelden hareket ediyor Günay: “Aydın Belediyesi mesela altılı masadan bir partinin elinde. Ne yaptığına bakmak lazım. Hangi ırkçı politikaya karşı durduğuna ya da Aydın’ın doğasını, çevresini koruyup korumadığına bakmak lazım. Öyle bir derdi yok. Rantın el değiştirmesi söz konusu aslında. Biz hep söylüyoruz: Mesele isimlerin değişmesi değil. Gerçekten tabandan bir çözüm üreterek gelme iddiasındayız. Bu her yer için geçerli. İktidarın el değiştirmesi değil, toplumun ortak değerlerle bir arada yaşamasının önünü açmak bizim için önemli. Demokrasi mi, otoriterlik mi dediğimiz mesele de bu zaten. Toplumsal dinamiklerin yanyana mücadele zeminlerini açmazsak, anlamı yok. Bu nedenle Yeşil Sol Parti’nin Meclis’teki varlığı önemli.”

“Sorun çok basit. İktidarın ne yaptığını biliyoruz zaten. Onun karşısındaki restorasyoncu ekip var ve o ekip İyi Parti’nin ırkçı, hamasi hassasiyetlerini göre mi yoksa demokratik değerlere göre mi davranacak. Bunun dengesini sağlayacak olan, Yeşil Sol’un Meclis’te en güçlü şekilde temsilidir. Yeşil Sol demokrasinin teminatıdır derken, bunun bir karşılığı var. Bir geçiş süreci yaşanacak ve nasıl yaşanacağını bu belirleyecek. Eninde sonunda mesele (biz doğru bulmasak da) matematik noktasına geldiğinde, çözüm iddiasında olan grubu Meclis’te güçlü bir şekilde inşa etmek görevimiz.”

Bir yetmez bize!

Bu baskılamanın sadece Meclis’te yapılmasının yetmeyeceğini de söylüyor Günay ve sokağa da işaret ediyor: “Sistemsel sorunlar var. Bütün dünyada var. Ekolojik, iktisadi yıkım dünyanın her yerinde yaşanıyor. Kadın mücadelesi dünyanın her yerinde yürüyor. Dolayısıyla o mücadele hattı devam edecek elbette. Bu mücadele hattının kazanımlarını ve imkânlarını genişletmek için de 14 Mayıs önemli. Bu yüzden biz Kurdistan’da zaten aldığımız yerler var ama güçlü çıkışlar yapmak istediğimiz yerler de var ve Aydın bunlardan biri. Bu bir strateji. Yeşil Sol Türkiye’nin bütün sorunlarına çözüm iddiasında ve olabilecek en yüksek sayıda ilden de temsilci çıkarmak istiyor.”

Son olarak, kendisinin ve partinin iddiasını özetliyor: “Biz Aydın’da ikiyi hedefliyoruz, bir vekille de yetinmiyoruz. Diğer partilerin listelerine baktım. Seçilebilir yerlerde kadın yok ve biz iki kadını Yeşil Sol’dan Meclis’e göndermek istiyoruz bu sefer.”

Ve nihayet, manşeti de verip bitiriyor konuşmasını: “Almaya geldim! Kazanıp gideceğiz Aydın’dan!”

#Almaya #geldik #vallahi

Kürt sorunu çözülmeden değişim olmaz

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı gazeteci Hasan Cemal ile Kürt sorununu ve cumhuriyeti konuştuk: Türkiye’de Kürt meselesi çözüm rayına oturmadan hiçbir şey yapılmaz. Bugüne kadar da bunu gördük. Ne demokrasi, ne hukuk devleti, ne kalkınma, ne ekonomik istikrar… Birinci öncelikli çözülmesi gereken sorun Kürt Sorunu. Bunun için kolları sıvamak lazım

Nezahat Doğan

Ülkede en yakıcı sorunların başında elbette ki Kürt sorunu geliyor… Kürtler yüzyıllardır bu topraklarda zulmün en ağırını yaşadı. Kürtler her türlü baskı ve şiddeti gördü; köy yakmalar, köy boşaltmalar, sürgünler, dillerinin ve kimliklerinin yok sayılmasıyla karşı karşıya kaldılar. Kurtuluşta birlikte savaşan Kürtler, cumhuriyetin birinci yüzyılında yok sayıldı, katliamlarla yok edilmek istendi. AKP-MHP iktidarı da son dönemde bu baskı, şiddet ve yok sayma politikasını en şiddetli biçimde uygulayan despotik bir iktidar rejimini ortaya koydu.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken Kürtlere karşı uygulanan bu politikanın tarihsel bir karşılığı olmadığı, olamayacağı açık olarak ortaya çıktı. Tam tersine, yaşanan tüm acılara rağmen Kürt hareketinin yürüttüğü mücadele ve siyaset ile ikinci yüzyılda demokratik bir cumhuriyet inşasının mümkün olacağı ve bunun tüm halklara büyük bir kazanım sağlayacağı görüldü.

Demokratik bir ülke, özgür bir yaşam ve barış için; adaylığı açıklandığı andan itibaren 54 yıllık gazetecilik yaşamına veda eden ve de son derece enerjik ve heyecanlı bir şekilde siyasete giren Hasan Cemal’in dediği gibi “herkesin elini taşın altına koyması” şart!

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı Hasan Cemal meseleyi net tarif ediyor: “Herkesin Kürt sorununu anlaması ve empati kurması önemli” diyor. “Bir Türk’e sen Türk değilsin denebilir mi? Kendi dilin Türkçe’yi değil Kürtçe’yi konuşacaksın diyebilir misin? Türk kimliğini yok sayıp kabul etmeyebilir misin?” “Hayır diyorsan, o zaman bunu Kürtlere nasıl dayatabilirsin?”

Kürtlerin talepleri net… Haklarının anayasal güvence altında tanınması ve sorunun Meclis’te çözülmesi… Hasan Cemal’le Kürt sorununun bugünü ve geleceğini konuştuk…

  • Neden siyaset? Neden Yeşil Sol Parti?
Hasan Cemal

Siyaset deyince ilk ettiğim cümle; “elimi taşın altına sokmak”… Çünkü yıllar yılı gazetecilik yaptım, yazı yazdım, yorum yaptım, haber yaptım. Özellikle son 20 yılım Kürt meselesiyle iç içe geçti. Yıllar içinde acılara dokundum, Kürtlerin acılarını dinlemeye, anlamaya çalıştım. Bunları aktaran kitaplar yazdım. Şimdi de bu yazdıklarımı “acaba uygulayabilir miyim” diyorum. Diğer yandan Türkiye çok ilginç bir siyasi döneme giriyor. Bu seçim çok önemli, klasik deyişle “kader seçimi”, yeni bir başlangıç… Bu döneme içinden tanık olmak için Meclis’e girebilirim dedim. Bütün bunlar bir araya geldi. İyi de oldu. Şimdi bu heyecanı hissediyorum, oysa git gide sönüyordum. Şimdi yeniden yanmaya başladım.

  • Daima “Kürt meselesi çözülmeden ülkede demokratikleşme olmaz,” dediniz. Bugün Kürt meselesinin çözümü için umutlu musunuz?

Türkiye’de Kürt meselesi çözüm rayına oturmadan hiçbir şey yapılmaz. Bugüne kadar da bunu gördük. Ne demokrasi, ne hukuk devleti, ne kalkınma, ne ekonomik istikrar… Hiçbir şey yapılamaz. Birinci öncelikli sorun, çözülmesi ya da çözüm rayına oturtulması gereken sorun Kürt sorunu. Bunun için kolları sıvamak lazım. Yeni dönemde çok daha yakınlaşıyoruz buna.

Çünkü bugün Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde kurulan Millet İttifakı ve Demokrasi İttifakı bunun farkında. Bu konuda “öyle diyorsun ama orada şu var, bu var” gibi farklı birçok şey de söylenebilir. Çok fazla katılmıyorum bunlara. Yıllar öyle izler bıraktı ve öyle tecrübeler edindik ki, insanlar artık Kürt meselesini şu yana bu şekilde bir yere oturtmak gerektiğinin farkında. Türkiye’yi yeni baştan inşa edeceksek, demokrasiyi kurmak istiyorsak Kürt meselesini öncelemek zorundayız.

  • Geçmişteki çözüm sürecine baktığımızda nasıl bir çözümsüzlükle karşı karşıya kalındı. Eksikliler neydi, ne yapılması gerekirdi? Bugün Kürt meselesinin Meclis’te çözülmesi gerekir derken, nasıl bir diyalog, müzakere ve uzlaşma dilinin oluşturulması lazım?

Bu işin özünde uzlaşma yatıyor. Türkiye her alanda bir yere ulaşmak istiyorsa, bu uzlaşma ruhunu yakalaması lazım. Türkiye uzlaşma geleneğini ya da kültürünü yakalayamazsa, dün olduğu gibi bugün da hiç bir şey yapamaz. Geçmiş çözüm süreci bir şekilde berhava oldu gitti. Yeni dönemde buna çok dikkatle ve suhuletle bakmak lazım. Bunun liderleri kimse önce bir masaya oturacaklar, onların arkasında yer alacak uzmanlar ise “sorun budur, sorun şu parçalardan meydana geliyor ve oluşuyor” diyerek bir yol haritası çıkaracak. Bunu kolayından zoruna kadar, adım adım çözmemiz lazım.

  • Neden kolayından zoruna doğru diyorsunuz?

Çünkü önce küçük düğümleri çözersin. Büyük düğümler arkada kalır ve sorunu zamana yayarsın. Bunu hiçbir zaman yapmadık. Biz masaya otururuz, en maksimum talepleri yaparız, sloganlar atarız; sonra biter. Böyle olmayacak. Oturacağız, sakin sakin konuşacağız, birbirimizi ikna etmeye çalışacağız. Önce kolay olanı masaya getireceğiz ve çözeceğiz, sonra adım adım ilerleyeceğiz. Bunu başarabilirsek işimiz zor değil. Bu yaklaşımı öncelikle liderler öğrenecek. Sonra bu işi iyi bilen uzmanlar takımı ve liderleri ikna edecek. Çünkü Türkiye’de liderlerin iknası da kolay olmuyor.

Çözüm süreci sırasında AKP’nin bakanlarıyla oturup konuştuğumuzda, bu konuda ne kadar bilgisiz olduklarını görmüş ve hayretler içinde kalmıştık. Bugün böyle olacağını düşünmüyorum. Yirmi yılda bir tecrübe kazanıldı. Kavga ederek bu sorun çözülmez. Kavga ederek bugün neredeysek orada kalınır.

  • Kürt sorununun çözülmesi için diyalog ve uzlaşma ile gerçekleşecek müzakerelerin sonuçta resmi ve kurumsal sonuçlara ulaştırılması gerekmiyor mu?

Tabii. Çözüm sürecinde bir yol haritası hazırlanacak, onun üzerine konuşulacak, öncelikler ve sonralıklar karıştırılmadan diyalog kuracaksın. Bu kolay değil. Dışarıdan, sağdan soldan bu işi bozmak isteyenlere kulak tıkayacaksın ve dikkate almayacaksın. Bu kolay bir iş değil, iyi yönetilmeli.

Hem lider olarak Kılıçdaroğlu’nun hem de HDP’nin yeniden bir çözüm süreci başlatılması için iyi niyeti var, aksini düşünemiyorum. Bu nereye kadar gider, nerede ilerler, nerede durur? Onu bilemiyorum henüz. Ama Türkiye’de yeni bir dönem olacaksa, bu çökmüş çürümüş düzeni değiştireceksek, Kürt sorunu da en öncelikli, çözülmesi gereken ve acil sorunlardan biri. Bu nedenle de tarafların zihinsel olarak hazır olması gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikli adım seçim sandığında Erdoğan’ın yenilmesi, Erdoğan’a ‘hadi güle güle’ denilmesidir. Bu ön şarttır ve bu bir başlangıçtır. Ondan sonra ne olacak? Kolay bir süreç olmayacak. Emek ve Özgürlük İttifakı ile Millet ittifakında bir yol haritasının belirginleşmesi lazım

  • Seçim sürecinde karışık bir tablo ile karşı karşıyayız. İttifaklar içinde görüşleri olan çok sayıda parti yer alıyor. Geçmişte de koalisyon hükümetleri vardı ama iki-üç partiden oluşuyordu. AKP devrilirse, çok partili diyebileceğimiz bu ittifaklar farklı sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir mi?

Öncelikli adım seçim sandığında Erdoğan’ın yenilmesi, Erdoğan’a “hadi güle güle” denilmesidir. Bu ön şarttır ve bu bir başlangıçtır. Ondan sonra ne olacak? Birçok iyi niyetli açıklamalar var, yol haritaları var. Fakat bunun kolay bir süreç olmadığını düşünüyorum. Bunu kolaylaştırmak için Emek ve Özgürlük İttifakı ile Millet İttifakı’nda, yani her iki tarafta da bir yol haritasının belirginleşmesi lazım. Diyalog ve uzlaşmayı öne alan bir yöntem lazım. Bardağın dolu değil boş tarafına bakarsan bu çok da kolay değil. Ama dolu tarafına bakarsak işin içinden daha kolay çıkabiliriz.

  • Kronikleşmiş ciddi sorunlar da var. Ekonomi, yoksulluk, işsizlik var… Toplum bu sorunlara alıştırıldı mı? Topluma baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye bir krizler ülkesi haline geldi. Dökülüyoruz! Biraz daha ileriye gittiğimiz vakit enflasyon daha beter patlayacak, TL daha çok pul olacak, kriz çok daha derinleşip acıtacak… Biz deniz bitince, kafayı duvara vurduğumuz zaman hareketleniyoruz. Geçmişte bütün ekonomik krizler de öyle oldu. 2001 ve 1994 yılında da öyle oldu. Kafayı duvara vurduk ve sonra “şimdi IMF’ye mi, ona mı, buna mı gidelim?” dedik. Buna yeniden imkân vermememiz lazım.

  • Bir yanda adaylık ve sıralama meseleleri konuşulurken siz “Elimi taşın altına koyuyorum,” dediniz. Siyaset yapanların bu düzenin değişmesi ve iktidarın gitmesini öncelemesi gerektiğine vurgu yaptınız. Bu konuda siyasette yeterli farkındalık var mı? Yoksa daha sığ tartışmalar mı yapılıyor?

Kriz zamanlarında çok güçlü liderlikler doğabiliyor ve o krizi avantaja dönüştürüp çözüm bulmak için yola çıkılabiliyor. Kurtuluş savaşını düşünün; imparatorluk çökmüş, askeri açıdan yenilmiş, her tarafı dökülen bir ülke… Böyle bir dönemde onun içinden bir çözüm doğdu. Milli mücadele verildi, cumhuriyet kuruldu. Bu kolay değildi. Bunun da birçok sıkıntıları ve acıları oldu. Ama bir çözüm bulundu. Bu çözümü bugün bazı açılardan eleştirebilirsiniz. O çözümün getirdiği bir takım sıkıntılar bugüne kadar da geldi. Kürt sorunu da o başlangıçta doğdu. Ama cumhuriyetin kuruluşunda kadın erkek eşitliğinin temeli atıldı. Medeni kanun ve cumhuriyet kurumlarıyla ülkenin yüzü batıya döndü. Bu temeller üçüncü dünya ülkeleri, Arap ülkeleri ve Müslüman ülkelerde atılmadığı için; onlar bu cumhuriyet atılımını yapamadıkları için gelişme kaydedemediler. Şimdi biz öyle bir yere geldik ki; cumhuriyeti demokrasi ile taçlandıracağız, demokratik cumhuriyeti kurabileceğiz. Böyle bir cumhuriyet altyapısı olmasaydı, bugün taçlandırma falan olamazdı. Diğer taraftan benim cumhuriyetin kuruluşuna çok eleştirim var: Özellikle Kürt meselesi ve üniter devlet gibi…

  • Kurtuluş savaşı Kürtlerle birlikte kazanıldı ama hemen sonra Kürtlere katliam yapılmadı mı? Kürtlere katliamlarla kurulan devlet sistemi… Bugün devlet partisi olan CHP lideri Kürt sorununu Mecliste çözeceğiz diyor. Geçmişte Turgut Özal ve Mesut Yılmaz da bunu söylemedi mi? Ne kadar samimi ve gerçekçi?

Kaçmayacak bir fırsat var ve bunu kaçırmamak lazım. Onlar o zaman bunu söylediler ama bu fırsatı kaçırdılar diye bir karamsarlığa düşmek bence yersiz. Siyasette böyle fırsatlar kolay gelmiyor, zaman alıyor. 54 yıldır gazeteciyim, kendi hayatıma bakıyorum neler istedik diye. Çok hayal kırıklıkları yaşadık. 80 yaşıma geldim hala demokrasi istiyoruz. Demokrasi için de yapılması gerekenleri söylüyoruz. Bu kuşaktan kuşağa geçen bir durum, yılgınlığa düşmemek lazım…

  • Yüzyıllık cumhuriyetin ikinci yüzyılında daha demokratik bir cumhuriyet mümkün mü?

Tabi ki mümkün… Bugüne kadar yapılanlar da bir temel oluşturdu. Birçok açıdan eleştirebiliriz ama küçümsememeliyiz.

  • Adaylığınız sol-sosyalist çevrelerden kimi eleştiriler geldi? Geçmişe dönük özeleştiriniz var mı?

En son yazdığım ‘Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor’ kitabımda ve birçok yerde var özeleştiri. Hatalarım şudur demişimdir. Darbecilik, cuntacılık bunlar hatalarımdır. Kürt meselesine bakışım da aynı şekilde… Geçmişte böyle baktım, aslında böyle bakmam gerekirdi dedim

Eleştiriyorlar ne yapayım! Allah’ını seversen, benim bütün kitaplarım kendi kendimle hesaplaşma üzerine. İnsaf edin. Benim bütün kitaplarımda özeleştiri var. “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” ile başladı. Türkiye’de böyle özeleştiri yapan var mı, hatırlamıyorum. En son yazdığım “Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor” kitabımda ve birçok yerde var bu özeleştiri. Hatalarım şudur demişimdir. Darbecilik, cuntacılık bunlar hatalarımdır. Kürt meselesine bakışım da aynı şekilde… Geçmişte böyle baktım, aslında böyle bakmam gerekirdi dedim. Ermeni meselesinde bir zamanlar böyle düşündüm, yanlışmış, oysa doğrusu buymuş dedim. Doğrusu “1915 Soykırımı” deyince de etmedikleri küfür kalmadı. Sonuç olarak böyle bir derdim yok. Keşke Türkiye’de birçok yazar, çizer, aydın oturup kendisiyle benim kadar hesaplaşabilse. Bugün bakıyorum, benim kuşağım ve benden önceki siyasetçiler dâhil oturup yazmadılar. Ben cuntacılığı, darbecilik dönemimi, darbecilikte Türkiye’nin önünün açılacağını savunduğum zamanları hata olarak gördüm ve yazdım. Ama ne Uğur Mumcu yazdı ne İlhan Selçuk yazdı, ne Doğan Avcıoğlu yazdı. Kimse yazmadı bunları. Bugün birçok insan var halen yazmayan.

  • Geçmişte darbeler ve cuntalar dönemlerinde ülke sürekli geriye gitti. Bugün de yaşadığımız bir sivil darbe değil mi?

Aynen öyle… Şu an biz sivil darbeyi yaşıyoruz. Bugün yaşadığımız baskı, şiddet, otoriterleşme tam da geçmişte olanın sivil hali. Popülist ve otoriter tek adam rejiminin seçim sandığı yoluyla tasfiye edilmesi Türkiye’de ilk örnek olacak. Dünyaya da örnek olacak. Türkiye bunu başarabilirse muazzam olacak.

  • Siyaset yapmaya hazır mısınız?

Tabi hazırım ve çok heyecanlıyım. Yoksa girer miyim bu işin içine.

  • Ben de çok dinamik ve heyecanlı gördüm sizi?

Evet öyleyim! Canlandım ve umudum çok yüksek. Siyasete girişimdeki en temel güçlerden biri de heyecanı yeniden yakalayabilmek. Bunda eşim Ayşe’nin payı büyük.

  • Elbette kadınlar olmadan olmaz! Kadınların yönetmediği bir yerde de iş çıkmaz diyoruz. Bu dünyayı değiştirecekse kadınlar değiştirecek.

Ben Kürt kadınları izlediğim vakit bunu daha iyi görüyorum. Üç dört toplantıya katıldım, hepsinde de kadınları görüyoruz. Kürt kadınlarının bu kadar öne çıkmasında, eş başkanlıklarda ve kadın mücadelesinde APO’nun rolü çok büyük. Ben nereye gittiysem bunu gördüm. O kadar sevmelerinin temelinde de bu eşitlik anlayışı var. Özellikle Kürtler arasında bu çok daha önemliydi, bir de dağda…

Dağa gittiğim vakit erkek gerillalar kadın gerillalara karşı çok dikkatlilerdi. “Aman Hasan Abi,” diyerek bana da dikkat edilmesini belirtmişlerdi. Çekilme sürecinde dağda İzmirli bir gerilla ile tanıştım. “Kürdistan Günlükleri” kitabımın da iç kapağında vardır. Taşların üzerinde oturuyoruz. Ben not alıyorum. Çok güzel anlattı, neden 18 yaşında dağa çıktığını. Ben konuşurken ona “genç” ya da, “kız” diye hitap ettim. Hemen bana dönüp, “hayır biz kadın gerillayız ” dedi. Sonra bunu erkek gerillalara söyledim. “Aman Abi, yapılır mı öyle bir yanlış” dediler.

  • İlk dağa gittiğinizde ne hissettiniz?

İlk kez, 93’de Bekaa’ya gittim, bir giriş-çıkış yaptım. Ama esas gidişim Murat Karayılan ile görüşmek için olandı. 2009 Mayıs ayıydı. Sonra 2011’de gittim. 2013’te üç kere gittim. Bütün o süreçlerde kadın-erkek olsun hep gerillalarla bir araya geldim. Hep sormak istediğim ve kendi ağızlarından duymak istediğim “Neden çıktınız Dağ’a?” sorusuydu. Bu benim kafamı meşgul eden önemli bir soruydu. Yalnız Kandil tarafında değil, Kürdistan’da dolaşırken de aynı şeye dikkat ettim. Neden? Neden çıktınız Dağ’a? Bu soru ilgimi çekmişti. İkincisi de “Nasıl bir acı ve ne yaşadın da, ben dağa gidiyorum dedirtti?” sorusuydu. Üçüncüsü “Nereye kadar gidecek bu?”. Çok açık konuşurdum ben onlarla: “Bir devletin silahlı gücüyle çatışıp, savaşıp bu işi bitiremezsiniz, devlet de bitiremez ama son tahlilde bir yerde bir uzlaşmanın olması lazım. Buna ne diyorsunuz? Çekilme süreci öyle bir süreçti sınırlı da olsa. Bir yerde ateşkes yapıyorsunuz, bu nereye kadar?” dediğimde bazıları çok sert cevap verir, bazıları da duygulanırdı.

  • İşte o mücadelenin ayağı bugün sorunun siyasetle çözülmesine ve kurumsallaştırılmasına, anayasal çerçeveye oturtulmasına gelinmeli… Ne dersiniz?

Öyle tabii. Öncesini bırak, PKK olarak Abdullah Öcalan’ın başlattığı 70’li yıllardaki mücadele 50 yıldır, yarım yüzyıldır bu çekilen acıları, zulmü, ölümleri, basılan köyleri, sürgünleri…

  • Bu tam da neden Dağ’a çıktın sorusunun cevabı olmuyor mu?

Tam da bu! Derin acıların ve zulmün bir dili kimliği yok sayma… Bir örnek anlatayım: Yirmi yıl önce taksideyim. Şoför bana “Abi ne olacak bu terör, bu Kürtler de ne istiyor?” gibi sordu. Ona “ben sana bir şey sorayım,” dedim. “Sen Türk’sün ya, burada başka bir devlet olsaydı ve sana deseydi ki ‘hayır sen Türk değil Kürt’sün’, ‘Türk yok Kürt var’, ‘Türkçe yok Kürtçe var’, ‘okula başlarken sana Türkçe değil Kürtçe konuş, konuşmuyorsan al sana bir tokat’ deseler sen ne yapardın?”.“Abi hiç böyle düşünmemiştim,” dedi. Ben kiminle konuştuysam Türkçe zorlamasından, kimliğinin, anadilinin inkâr edilmesinden başlıyor sorun. Bu diğer insanlara çok basit geliyor ve çoğu insan anlamıyor bu durumu; düşünemiyor bunun üzerine… Dağın yolu bu konudaki anlayışsızlık, çözümsüzlük ve baskılardan dolayı başladı.

  • Hasan Cemal’in derdi ne?

Benim derdim, insanların mutlu, dertsiz, özgür olarak yaşayabildikleri bir yaşamın yolunu açabilmek. Benim geçtiğim ve geldiğim hayat güzeldi. Benim derdim daha insanca yaşansın, isteyen istediğini söyleyebilsin, isteyen kendi inancını yaşayabilsin, dilini konuşabilsin… Özgür ve demokratik bir ülke yaratma derdim var.

#Kürt #sorunu #çözülmeden #değişim #olmaz

Yeşil Sol Parti İsviçre kentlerinde toplantılar ve büro açılışları yaptı

Yeşil Sol Parti İsviçre’nin Zürih, Fribourg, Rapperwil ile Basel kentlerinde halk toplantıları ve seçim bürosu açılışları yapıldı

Türkiye’de 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerine hazırlanan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) İsviçre Koordinasyonu seçmenlere ulaşmayı hedefleyerek onlarca merkezde çalışmalarını sürdürüyor.

İsviçre’nin Zürih, Fribourg, Rapperwil ile Basel kentlerinde seçim çalışmaları kapsamında halk toplantıları ve seçim bürosu açılışları yapıldı.

Düzenlenen etkinliklerde Yeşil Sol Parti olarak “Güçlüyüz, kararlıyız, haklıyız, hazırlıklıyız ve kazanacağız” mesajı verilirken, AKP/MHP rejiminin 20 yıllık iktidarlığı döneminde Türkiye ve Kurdistan halklarına yönelen faşizmine karşı sandıklara giderek halkların barış ve demokrasi taleplerine cevap verecek olan Yeşil Sol Parti’ye mührü basmaları istendi.

Fribourg

Fribourg Alevi Kültür Merkezi’nde “Seçim ve Görevlerimiz” başlığı altında düzenlenen halk toplantısında İsviçre Seçim Koordinasyonu adına Nejdet Atalay ile İsviçre Demokratik Halklar Federasyonu (İDHF) temsilcisi Tuncay Özdemir konuşmacı olarak katıldı.

Toplantı öncesi Alevi Kültür Merkezi adına Şahan Karakoç, Mereş merkezli depremde yaşamını yitirenleri andı. Türkiye’de ezilen tüm halklar ile inançların barış ve demokrasi taleplerini yükselttiğini hatırlatan Karakoç, “14 Mayıs seçimleri başta biz Aleviler olmak üzere halklar ve inançlar açısından oldukça önemli bir döneme geçiş süreci olacaktır. Kendi inancımız, dilimiz, kimliğimizle yaşayacağımız barışın ve demokrasi ortamının oluşması için tüm canları halkların ortak taleplerinin karşılanacağı Yeşil Sol Parti çatısı altında sandıklara giderek Yeşil Sol Parti’ye oy vermesi çağrısı yapıyoruz” dedi.

Burada verilen Gûlbang’ın ardından Nejdet Atalay Türkiye ve Kürt illerinde yaşanan faşizme yönelik bir değerlendirme yaparak başladığı konuşmasında 14 Mayıs seçimleriyle Kürt halkı, Aleviler, Ermeniler başta olmak üzere ezilen halklar ve inançlar açısında tarihi bir döneme geçiş yapılacağını belirtti.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşeni İDHF adına söz alan Tuncay Özdemir de sosyalizm ve demokrasi taleplerinin yükseltildiği döneme işaret ederek, diasporada yaşayan seçmenlere sandığa giderek Yeşil Sol Parti’ye oy verme çağrısında bulundu.

Basel

Yeşil Sol Parti seçim çalışmaları kapsamında Basel kentinde seçim bürosunun açılışını gerçekleştirdi. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleri ile çok sayıda İsviçreli siyasi kurum temsilcinin katılımıyla düzenlenen açılışta bir konuşma yapan siyasetçi Mahir Sayın, Türkiye tarihinde her dönem sosyalistlere, halklara ve inançlara yönelik baskıların yaşandığını söyleyerek, “Bu baskılar bugün AKP/MHP rejimi eliyle en uç noktaya yükselmiştir. Bizlere yaşam hakkı tanımıyan bu rejimin kirli politikalarına karşı kurtuluş mücadelesini sürdürürken aynı zamanda mücadelemize ivme kazandıracak olan Emek ve Özgürlük bloku çatısı altında Yeşil Sol Parti’nin yanında yer almamamız gerekmektedir” diye konuştu.

Basel’de yürütülen seçim çalışmalarına yönelik yapılan bilgilendirme sonrası Feldbergstrasse 33, 4057 adresinde bulunan seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi.

Basel kentinde ayrıca önümüzdeki bir kaç gün içerisinde Yeşil Sol Parti’nin 3 ayrı seçim bürosunun açılışı gerçekleştirilecek.

Zürih

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin seçim çalışmalarını yoğun olarak yürüttüğü bir diğer kent olan Zürih’te de Bağlar Belediye eski Başkanı Yurdusev Özsökmenler ile Sur Belediye eski Eşbaşkanı Cemal Özdemir’in katılımıyla halk toplantısı düzenlendi.

Türkiye ve Kurdistan’da halklara, kadına, çocuğa, doğaya, canlıya, yaşama yönelen 20 yıllık AKP/MHP faşist rejimine karşı bir öfkenin biriktiğini söyleyen Özsökmenler, “Bu yaşanan öfke seli bu rejiminin sonunu getirecektir. Bu iktidar döneminde yaşanan insanlık ve savaş suçlarına karşı 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bizlere cevap hakkı doğmuştur. Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime gidecek olan bizler bu cevap hakkımızı kullanmak adına sandığa gideciz. Demokrasi ve barış ortamını yaratmak için mutlaka ama mutlaka sandığa gitmeliliyiz. Faşizme karşında bizler daha güçlüyüz, kararlıyız, haklıyız ve hazırlıklıyız” dedi.

Rappirswil kentinde de düzenlenen halk toplantısına oldukça yoğun ilgi gösterildi.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Parti #İsviçre #kentlerinde #toplantılar #büro #açılışları #yaptı

Süleymaniye Havalimanı saldırısına ilişkin nihai rapor hazırlanacak

Süleymaniye Havalimanı saldırısına ilişkin nihai rapor hazırlanıp Irak Parlamentosu Başkanlığı’na sunulacak

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu bugün, komisyon başkanı Abbas Zamli ve diğer komisyon üyelerinin toplandığını duyurdu. Açıklamada, yapılan görüşmede Süleymaniye Havalimanı’ndaki saldırı mahallini inceleme komisyonunun ziyaretine değinildiği belirtildi.

Görüşmede Süleymaniye Havalimanı’nın hedef alınmasına ilişkin nihai raporun yazılmasına ve ardından Irak Parlamentosu Başkanlığı’na sunulmasına karar verildiği de ifade edildi.

7 Nisan’da Türkiye, Süleymaniye Uluslararası Havalimanı’na SİHA ile bir saldırı düzenledi. Saldırının ardından Irak Parlamentosu saldırıyı araştırmak için bir komisyon kurdu. Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu Başkanı Abbas Zamli başkanlığında kurulan komisyon olay mahalini ziyaret etti.

HABER MERKEZİ

#Süleymaniye #Havalimanı #saldırısına #ilişkin #nihai #rapor #hazırlanacak

Süryaniler İstanbul’da Paskalya Bayramı’nı kutladı

Süryani Ortodokslar’ın, İsa Peygamber’in çarmıha gerildikten 3 gün sonra dirilmesi maksadıyla kutladığı Nuhomo (Paskalya) Bayramı, Bakırköy’deki Meryem Ana Latin Katolik Kilisesi’nde kutlandı

Turabdin ile (Mêrdîn ve çevre iller) birlikte dünyanın birçok yerinde yaşayan ve eski kilise takvimini kullanan Süryani Ortodoks’lar, her yıl bahar aylarında İsa Peygamberin çarmıha gerildikten 3 gün sonra dirilmesi maksadıyla kutladığı Nuhomo (Diriliş-Paskalya) Bayramı’nı kutluyor. Nuhomo Bayramı bu yıl da Avrupa, Türkiye, Suriye ve dünyanın dört bir yanında, Süryanilerin sabahın erken saatlerinde bulundukları bölgelerdeki kilise ayinlerine katılarak büyük bir heyecan ve coşkuyla kutladı.

Bakırköy’de Nuhomo Bayramı

İstanbul Bakırköy’deki Meryem Ana Latin Katolik Kilisesi’ndeki ayine katılan yüzlerce Süryani de Nuhomo Bayramı’nı kutladı. Kilise ayininde Süryanice ilahiler eşliğinde dualar ederek bayramı karşılayan Süryani halkı, bu yıl mumlarını Mereş merkezli gerçekleşen 11 kenti etkileyen depremlerde yaşamını yitirenler için yaktı. Süryani Ortodokslar, ayin bitiminde kıddas (kutsal ekmek) ekmeğini alarak birbiriyle bayramlaştı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul milletvekili adayı Süryani Edip Arslan, Yeşil Sol Parti yöneticileri ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bakırköy İlçe Eşbaşkanları da kilise bahçesinde Süryanilerle bayramlaştı. Süryaniler daha sonra oruçlarını açarak bayram kahvaltısı yaptı ve gün boyu bayramlaştı.

Süryaniler Nuhomo – Paskalya yortusunda 50 gün boyunca oruç tutuyor. Oruçları her gün akşam namazına kadar daha sonra da perhiz ile sürdürülüyor. Paskalya orucunun ortasında Meryem Ana’nın Müjdelenme Bayramı Süryaniler arasında “Siboro” olarak adlandırılıyor. Süryaniler bu bayramın gecesinde yoğurdukları hamurun üzerine, tarlalarında yetişen tüm tahıllardan serperek, kırmızı ve beyaz olmak iplerden koyuyor. Siboro genellikle el bileğine veya boyna takılıyor. Renklerin anlamları ise şöyle: Beyaz paklığı, İsa’nın tanrı olduğuna işaret eder ve kefeninin temsilidir. Kırmızı insan olduğunu ve insanların günahını taşımasıyla kanını döküp çarmıha gerilerek ölmesini temsil eder.

Orucun son Cuma akşamında sütlaç veya yumurta yapılırken, Siboro ipleri ateşte yakılıyor. İnanışa göre İsa Peygamber’in insan olarak yeryüzündeki vazifesi sona eriyor.

Nuhomo ritüelleri

Süryaniler Paskalya yortusunda yumurta, sütlaç ve paskalya çörekleri yapıyor. Yumurtanın anlamı ise şöyle: “Yumurta hiçbir uyarıcı etki olmadan büyür, gelişir ve olgunluğa kavuştuğunda kabuğu kırılarak bir canlı dünyaya gelir. Aynı şekilde Süryaniler de İsa Peygamberin hiçbir dış etki altında kalmadan, tanrısal gücü ile mezardan dirilmesi yumurta doğası ile özdeşleştiriliyor. Yumurtayı saran kabuk İsa Peygamberin mezarını, yumurta sarısının ortasındaki canlı nokta İsa’yı, yumurta sarısı ile etrafa saçtığı ışığı ve sarıyı saran tabaka da İsa’nın sarıldığı kefen bezini simgeliyor. Çeşitli renklerde boyanan yumurtanın her rengi ise bir anlam ifade ediyor. Kırmızı renk İsa’nın fedakarlığını, insanlar için akıttığı kanı, mavi de gökselliğini ve göğü temsil ediyor.”

Elem haftası

Orucun son haftasına “Elem (Yas) Haftası” deniyor. Elem haftası boyunca İsa’nın çarmıha gerilişi sebebiyle yas ilan ediliyor, halk siyah kıyafetler giyiniyor ve birbirlerini öpmüyor. Bu inanışın nedeni ise İsa’nın Yahuda İskaryot isimli havarisi, çarmıha gerilmesi için onu öperek ele vermesi. Elem haftasında batı kiliselerinde secde edilerek namaz kılınıyor. Bu haftanın Perşembe günü İsa’nın öğrencilerinin ayaklarını yıkadığı, son akşam yemeğini yediği ve bu akşam yemeğinde öğrencileriyle şarap ve ekmek paylaşırken: “Bu sizin için feda ettiğim kanım ve bedenim” ayetini söylediği gündür. Bu maksatla Elem haftasının Perşembe gününde, Metropolitler kiliselerde 12 kişinin ayağını yıkayarak İsa’nın fedakarlığını temsil ediyor.

Diriliş

Cuma günü ise İsa Peygamber’in çarmıha gerilişi sebebiyle “Defin Töreni” yapılıyor. Defin Töreni’nde sembolize bir tabut kilise içerisinde kutsanıyor ve tören sonunda tüm Süryani halkı o tabutun altından geçerek sirke içiyor. İsa çarmıha gerildikten ve ölmeden önce annesi Meryem ve nişanlısı Yusuf’a susadığını söylemesi ve su olmadığı için de İsa’ya bir bez ile sirke verilmesi nedeniyle bu ritüel gerçekleştiriliyor. Defin Töreni’nin bitiminde de İsa’nın çektiği acıya ithafen sirke içiliyor veya bu sirke paskalya yumurtası yapılırken kullanılıyor. Son olarak Pazar günü de Nuhomo Bayramı ile kiliselerde İsa Peygamberin öldükten 3 gün sonra dirilişi kutlanıyor.

Süryaniler bayramlarını “Kom Moran Men Kabro” (Rab dirildi) şeklinde kutluyor.

HABER MERKEZİ

#Süryaniler #İstanbulda #Paskalya #Bayramını #kutladı

Amed’de Yeryüzü Sofrası kuruldu

TJA, Amed’de, MEBYA-DER ve TUHAY-DER ise Bismîl’de Yeşil Sol Parti adaylarının katılımıyla iftar yemeği verdi

Tevgera Jinên Azad/Özgür Kadın Hareketi (TJA) Amed’in Yenişehir ilçesi Şemsiler Mahallesi’nde iftar yemeği için “Yeryüzü Sofrası” kurdu. İftara Yeşiller ve Sol Gelecek (Yeşil Sol Parti) Amed milletvekilleri adaylarından Songül Aytek, Ceylan Akça, Adalet Kaya ve Yeşil Sol Parti Amed İl Eşsözcüsü Eşsözcü Abbas Şahin, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Amed İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl Eşbaşkanı Hasibe Yazdık, Roza Kadın Derneği, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) üyeleri katıldı.

İftarın ardından Yeşil Sol Parti milletvekili adayları seçim çalışma programına katıldı.

Bismil’de iftar

Amed’in Bismîl ilçesinde MEBYA-DER ve Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUHAY-DER) öncülüğünde iftar yemeği verildi. İftar programına çeşitli tarihlerde çocukları çatışmalarda yaşamını yitirenlerin aileleri, MEBYA-DER, TUHAY-DER üyeleri, Yeşil Sol Parti milletvekilli adayları Adalet Kaya, Sevilay Celenk, Halide Türkoğlu Cengiz Candar, Azad Barış ve Mehmet Emin Aktar, Halklarn Demokratik Partisi (HDP) Amed Milletvekili İmam Taşcıer, Yeşil Sol Parti Amed İl Eşsözcüsü Pınar Sakık Tekin, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun ve HDPAmed İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, Barış Anneleri Meclisi Tevgera Jinên Azad (TJA) Bismil HDP ve DBP il örgütü üyleri, kayyımla görevden alınan Belediye Eşkanları Orhan Ayaz ve Gülşen Özer, 78’ler Girişimi Derneği ve yüzlerce yurttaş katıldı.

HABER MERKEZİ

#Amedde #Yeryüzü #Sofrası #kuruldu

Buca’da açılan kadın seçim bürosu Deniz Poyraz’a adandı

Yeşil Sol Parti, Buca ilçesinde Deniz Poyraz adına kadın seçim bürosunu açtı. Yapılan konuşmalarda kadın temsiliyetinin önemine dikkat çekildi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İzmir’deki 3’ncü kadın seçim bürosunu Buca ilçesinde açtı. Katledilen Deniz Poyraz’a adanan kadın seçim bürosu açılışına Yeşil Sol Parti İzmir kadın milletvekili adayları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti İzmir il örgütünden kadınlar ile çok sayıda kişi katıldı.

Daha fazla kadın temsilyeti

Kadın özgürlük mücadelesi veren kadınların mirasını taşıdıklarını belirten aday Semra Kıratlı, “Kadının her yerde özgün örgütlenmesiyle birlikte kendi seçim bürolarını eşit temsiliyeti, toplumun her alanına yaymıştır. Bunu güçlendirerek devam ediyoruz. Daha fazla kadının parlamentoda yer alması toplumun eril bakış açısından uzaklaştırılıp kadın bakış açısıyla yeniden inşa edilmesinde güçlü bir şekilde yerimiz alacağımızın sözünü veriyoruz” diye belirtti.

Ardından büro açılışına geçildi. Kurdeleyi “Jin jiyan azadi” sloganları eşliğinde Barış Anneleri kesti.

Aydın

Yeşil Sol Parti, Aydın’ın Didim ilçesi Altınkum Mahallesi’nde de seçim bürosunu büyük bir coşku ile açtı. Yüzlerce yurttaşın katıldığı açılışta halaylar çekildi, sloganlar atıldı. Açılışta ilk olarak Aydın milletvekili adayları Ebru Günay, Rojin Tanhan Doğan, Abdurahman Saran ve Mediha Ayhan, halka tanıtıldı.

Burada konuşan aday Ebru Günay, hiçbir baskının kendilerine diz çöktürmediğini söyleyerek, “Biz dimdik ayaktayız buradayız, ve değiştirmek için geliyoruz. Kadınlarla değiştireceğiz. Aydın’da iktidarın ve muhalefetin adaylarına bakın hiç bir yerde bir tane kadın yok. Yeşil Sol Partisinin her yerde kadın adayları var, biz kadınlar olarak kazanacağız ve bu zihniyeti değiştireceğiz. Aydın’dan meclise 2 kadın gideceğiz” dedi.

Günay’ın konuşmasının ardından adaylar ile barış anneleri büronun açılışını gerçekleştirdi.

Öte yandan Adaylar Didim ilçesinde bulunan Dersimliler Kültür Ve Dayanışma Derneği’ne de ziyarette bulundu.

Balıkesir

Yeşil Sol Parti, Balıkesir Bandırma ilçesi 100. Yıl Mahllesi’nde hem kadın hem de karma 2 seçim bürosu açtı. Çok sayıda kadın ve yurttaşların ilgi gösterdiği açılışlara Balıkesir kadın adayları Şevin Çoşkun, Gül Ertunan Karaaslan, Canşah Çelik, Fikriye Yadırgı, Nevin Yılmaz Çakaloz ve Medine Çağlıyan katıldı. Adaylar kendilerini tanıttarak, 14 Mayıs’ta Yeşil Sol’a oy verilmesini istedi.

Kadın seçim bürosu açılışında konuşan aday Şevin Coşkun ise en büyük moral kaynaklarının kadınlar olduğunu belirterek, 14 Mayıs seçimlerini de kadınlarla kazanacaklarını söyledi.

Kaynak: MA

#Bucada #açılan #kadın #seçim #bürosu #Deniz #Poyraza #adandı

AKD Genel Başkanı İsmet Kurt istifa etti

AKD Genel Başkanı İsmet Kurt istifa etti. Kurt’un yerine oy birliğiyle Seher Şengünlü Yılmaz getirildi.

Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt istifa etti. Kurt’un yerine AKD Genel Başkanlığına Seher Şengünlü Yılmaz’ın getirildiği öğrenildi.

AKD tarafından yapılan açıklamada “Sayın genel başkanımız İsmet Kurt’un sağlık sorunlarından dolayı istifa etmesiyle genel merkez yönetiminin oy birliği ile almış olduğu karar doğrultusunda yerine Seher Şengünlü Yılmaz getirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

PİRHA / İSTANBUL

Ayten Kordu: Yıllarca kimliğimiz, dilimiz, inancımız yok sayıldı

Yeşil Sol Parti, seçim çalışmaları kapsamında Dersim’in merkez Atatürk Mahallesi’nde seçim bürosu açılışını gerçekleştirdi. Yıllarca kimliğimiz, dilimiz, inancımız yok sayıldı, yok sayılmaya devam ediliyor’ diyen Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekilli adayı Ayten Kordu, “Haklarımız demokratik anayasayla güvence altına alınıncaya, hak ve özgürlükler gelişinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Yeşil Sol Parti, seçim çalışmaları kapsamında Dersim’in merkez Atatürk Mahallesi’nde seçim bürosu açılışını gerçekleştirdi. Açılışa, Yeşil Sol Parti Dersim Adayı Ayten Kordu, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Emek ve Özgürlük İttifakı temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

“ASİMİLASYON POLİTİKALARINA YÖNELİK MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

‘Yıllarca kimliğimiz, dilimiz, inancımız yok sayıldı, yok sayılmaya devam ediliyor’ diyen Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekilli adayı Ayten Kordu, “Biz farklılıklarıyla bir arada yaşayan bir hareketiz. Haklarımız demokratik anayasayla güvence altına alınıncaya, hak ve özgürlükler gelişinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz. Dersim’de kimliğimizin ve inancımızın içi boşaltılmaya çalışılıyor. Dersim’de çok ince asimilasyon politikaları devam ediyor. Asimilasyon politikasına karşı mücadelemiz oldu bundan sonraki süreçte de asimilasyon politikalarına yönelik mücadelemiz devam edecek” dedi.

Konuşmanın ardından seçim bürosu açılışı gerçekleştirildi.

PİRHA/DERSİM