Ana Sayfa Blog Sayfa 6165

BİKG 6’ncı Konferası’nın sonuç bildirgesini açıkladı

Barış İçin Kadın Girişimi 6’ncı Konferansı’nın sonuç bildirgesini basına yönelik baskılardan dolayı periscope’tan canlı yayın ile duyurmak zorunda kaldı. #BarışaÇokSes başlığı ile yayınlanan bildirgede ‘birlikte güçlenme’ vurgusu yapıldı

Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG), 30 Ekim’de “Kadınlar Barışta Israrcı: ‘Olağanüstü’ Hayat Deneyimlerimiz Işığında Geleceğimizi Konuşuyoruz” sloganı ile düzenlediği 6’ncı konferansın sonuç bildirgesini açıkladı. Farklı kesimden çok sayıda kadının deneyimlerini paylaştığı konferansın sonuç bildirgesi, “#BarışaÇokSes” başlığı ile yayınlandı. Sonuç bildirgesinde, sokaklarda, kentlerde, yaylalarda kadınların birbirini yalnız bırakmaması ve birlikte güçlenme vurgusu yapıldı.

Önce kadınlar susturuluyor

Bildirgede, Artvin’de doğa mücedelesi veren kadınlardan, Şirnex ve Gever’de ablukalara karşı direnen kadınlara, Suryeli sığınmacı kadınlardan, KHK’lerle işten atılan kadınlara ve kapatılan basın organlarında ki basın çalışanı kadınlara kadar bir çok farklı kesimden kadınların yaşadıkları deneyimler hatırlatılarak, “Farkettik ki nereden gelmiş olursak olalım, yaşadıklarımızı benzer kavramlarla tarif ediyoruz” denildi. Kadınların anlatılarında ortaklaşan kavramın kadınlara yönelik bir ‘susturma’, ‘sessizleştirme’, ‘görünmezleştirme’ hali olduğunun altı çizilen bildirgede, “Yan yana gelince anladık ki toplumun yeniden kurgulanması halinde önce kadınlar susturulmaya, sessizleştirilmeye çalışılıyor” ifadelerine yer verildi.

Barış buluşmaları

Tartışmalar sonucunda ‘ortak bir dil bulmanın’ önemine vurgu yapıldığı bildirgede şöyle denildi: “Önümüze ilk olarak temas alanlarımızı arttırma gibi bir hedef koyduk. Yalnızca savaşı yaşayan, ablukayı deneyimleyen Kürt şehirlerine değil, ülkenin farklı yerlerine ziyaret ve buralarda buluşmalarımızı arttırmanın önemini konuştuk. Bunun için bu ülkenin farklı köşelerinde her alanda faaliyet gösteren kadın gruplarını ziyaret etme, bulunduğumuz yerlerde güçlenerek barış buluşmaları organize etme, hikayelerimizi hem sokaklarda barış noktalarıyla hem de internette video ve yazılarla yaygınlaştırma ve süreklileştirmeyi amaç edindik. Aslında dünyanın yeni baştan kurgulandığı bu süreçte kadınlar olarak uluslararası bir konferans yapmayı, uluslararası bağlantılarımızı güçlendirmeyi de konuştuk.”

Sözümüzü yaygınlaştıracağız

Medyaya yönelik baskılara da değinilen sonuç bildirgesinde, “Kendi mecralarımızı yaratma, genişletme, sözümüzü yaygınlaştıracak alanlar üretmeyi önümüze bir hedef olarak koyduk” vurgusu yapıldı. Yaklaşan 25 Kasım ile ilgili ise şu ifadelere yer verildi: “25 Kasım Kadına yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma gününün de yaklaştığı bu zamanda kadınlar olarak savaşa karşı mücadelemizin bizzat kendi gündelik hayatlarımızın dönüşümüne karşı, gündelik olarak bizi sindirmeye çalışan şiddet ve nefrete karşı bir mücadele olduğunu bir kez daha, somut olarak anladığımız konferansımızdan güçlenerek ayrılıyoruz. Yalnızlaşmayacağımıza, birbirimizi yalnız bırakmayacağımıza güvenerek ve önümüze birçok hedef koyarak ayrılıyoruz.” HABER MERKEZİ

Minbic’te güvenliği artık kadınlar sağlıyor

İki yıl boyunca IŞİD’in zulmü altında yaşayan ve Minbic Askeri Meclisi’nin başlattığı operasyon ile özgürleştirilen Minbic’teki kadınlar şimdi kendi asayişlerini kurarak özsavunması yapıyor.

Minbic Askeri Meclisi’nin 1 Haziran’da başlattığı Komutan Feysal Ebû Leyla Hamlesi çerçevesinde 73 gün süren operasyon sonucunda özgürleştirilen Minbic’te kadınlar artık yaşamın her alanında. IŞİD işgali altındayken sokağa çıkmaları dahi mümkün olmayan kadınlar şimdi kentin Asayiş Güçleri’ne katılarak Minbic’in güvenliğini sağlamaya başladı. Asayiş üyesi Sıla Minbic, “DAİŞ’ın kadınlara yaşattığı zulme cevap olmak, kentimizi saldırılara karşı korumak için bu yolu seçtim” diyor. Çetelerin kadınları her türlü yaşam hakkından mahrum bıraktığını söyleyen Sıla, “Çetelerin topluma ve kadına saldığı bu korkuyu söküp atmak için tüm kadınları kentin güvenliğini sağlamak üzere Asayiş Güçleri’ne katılmaya çağırıyorum” dedi. 32 yaşındaki Xenîme Hac Mihemed adlı Asayiş üyesi ise katılımını iki nedene bağlıyor. Birinci nedenin çocuklarını koruyup savunmak olduğunu ifade eden Xenîme Hac Mihemed, “Diğer nedenim ise iki yıl önce çeteler tarafından kaçırılan ve akıbetini bilmediğim eşimin intikamını almak” dedi.

MINBIC

 

El Nusra ile ortak bildiri

Türkiye’nin “Fırat Kalkanı Harekatı” ile birlikte hareket ettiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içindeki gruplar, Halep saldırısına ilişkin El Nusra (Fetih El Şam) ile ortak bildiri yayınladı. Ortak bildiride, Halep’e dönük kapsamlı saldırıların başlatıldığına vurgu yapılarak, özellikle eski Halep mahallelerinde, El-Meşarika, el-İzaa (Radyo), Seyfu’d-Devle, Selahaddin ve El-Amiriyye bölgelerine dönük saldırılar yapılacağı ve buradaki taraftarlarının güvenliklerini almaları çağrısı yapılıyor. Bildiride, El Nusra başta olmak üzere Türkiye’nin ‘ılımlı muhalefet’ olarak lanse ettiği 10 ayrı grubun mührü bulunuyor. Bildiride adı geçen çete gruplarından bazıları şunlar: Şam’ın Fethi Cephesi (El Nusra), Ahraru’ş-Şam, Nurettin Zengi Tugayları, Cephetü’l Şamiyyeti, Ceyşu’l İslam, Ketibetu’l Ebu Ömer, El Fecru’l Evvel, Fustaqim Taburu ve Şam Mücahitleri. Bu arada Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’nin Halep kentinin doğu kesimlerindeki ÖSO’ya bağlı gruplarının, ismini Fetih el Şam olarak değiştiren El Nusra Cephesi çetelerinin suç ortakları olduğunu söyledi. İngiliz gazetesi Times ise, tek uçak gemisini Suriye kıyılarına yollayan Rusya’nın muhaliflerin kontrol ettiği Halep’in doğusunu vuracağını yazddı.

HALEP / ANF

 

KCDP 25 Kasım Komiteleri’ne çağırıyor

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü için hazırlıklarına başlayan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 25 Kasım Komiteleri oluşturuyor. Her ilde etkinlik hazırlığı yapan KCDP, kadınları bu toplantılara davet ederek çalışmalara katılmaya çağırıyor.

KCDP İstanbul Temsilcisi Fidan Ataselim, “Uluslararası bir gün olan 8 Mart’ta ya da çeşitli çalışmaların yapıldığı 25 Kasım’da her ülkeden kadınlar, kendi ülkelerindeki en önemli sorunlarla ilgili taleplerini dile getirecek” diyerek, o güne kadar eylem ve yürüyüş gibi farklı programlar yapmayı da planladıklarını ifade etti.

Önerilere açığız

“Bizim için her dönem 25 Kasım gibi geçiyor” diyen Ataselim, sözlerini şu çağrı ile sonlandırdı: “Tüm bu hazırlık süreçlerini birlikte yapıyor olmamız ve yeni illerde platformumuzun var olması önemli. Gelen öneriler doğrultusunda toplantılarımızda ve komitelerimizde birlikte karar alıyoruz. Bu açıdan önerilere ve çalışmalara açığız. Tüm kadınları çalışmalarımıza katılmaya davet ediyoruz.”

İSTANBUL

 

 

 

Zırhlılar çocukların kabusu oldu

Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesinde 24 Ekim günü, sokakta oyun oynadığı sırada devriye gezen zırhlı polis aracı tarafından ezilerek katledilen 5 yaşındaki Hakan Sarak’ın ardından aileler, çocuklarının sokakta oynamasından endişeli. Cizîr’de geçtiğimiz aylarda yaşanan çatışmalı sürecin ardından polis baskısının her alanda arttığını belirten Cizîrliler, çocuklarını sokağa göndermeye korktuklarını dile getiriyor.

Diken üstünde olduklarını söyleyen Taybet Yılmaz isimli kadın, yeni kabuslarının zırhlı araçlar olduğunu dile getirdi. Yılmaz, “Rahat değiliz. Sokaklarımızda artık panzerler falan istemiyoruz. Çocuklarımız sokaklarda istedikleri gibi oynayamaz oldular. Öyle bir duruma geldik ki çocuklarımız kapının önüne bile çıksa arkalarından korku ile koşuyoruz” dedi.

5 çocuk annesi Kudret Kanmaz ise çocukları için endişelendiğini dile getirerek, “Sokaklar çocuklarındır asker polisin değil. Bizler çocuklarımızın eskisi gibi sokaklarda özgürce oynamasını istiyoruz” derken; 10 çocuk babası Sıtkı İnedi de, sokakların çocuklara bırakılması gerektiğini belirterek, “Pervasızca kullandıkları o araçlar çocuklarımızın hayatına mal oluyor. Onlar sokaklarda oynayan çocukları görüyorlar biliyorlar, yine de sokak aralarında o kadar hızlı araç kullanmaları da gösteriyor ki çocuklarımızın canlarına kasıtları var” diye konuştu.

Son iki yıl içerisinde Kürdistan’da 39 çocuk zırhlı araçlar tarafından ezilerek katledildi.

ŞIRNEX

 

 

 

ST: Türkiye diktatörlüğe dönüşmeden frenlenmeli

Almanya’da yayımlanan gazetelerde yer alan yorumlarda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkın istemesi halinde idam cezasını onaylayacağı şeklindeki sözleri ile Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonda 13 kişinin gözaltına alınması konu ediliyor.

Düsseldorf’da yayımlanan Handelsblatt gazetesinde, Türkiye’de idam cezasının geri getirilmesi halinde Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması gerektiğine işaret ediliyor.

 “Türkiye’de muhalif medyaya yönelik son baskılar ve idam cezası planları ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ne kadar ileriye gidebileceğini görmeye çalışıyor. Erdoğan, mülteci krizinin aşılması için Avrupa Birliği’nin (AB) kendisine ihtiyacı olmasına güveniyor. Olabilir. Ama bu ona açık çek vermiyor. İdam cezasının geri getirilmesi kırmızı çizginin aşılması olur. Bu durumda zaten artık durağan bir hale gelen AB üyelik müzakerelerinin dondurulması veya Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nden atmak yeterli olmaz. Rusya’ya yaptırımlar uygulayan AB’nin bu yöntemi gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanmak için cesaret göstermesi gerekiyor.”

Berliner Zeitung’da ise Türkiye‘de idam cezasını geri getirme planlarına ilişkin olarak şu satırlar göze çarpıyor:

“En geç Türkiye’de idam cezasının yeniden uygulanmaya başlanması halinde Almanya ve Avrupa artık seyirci kalamayacak. Zira idam cezasının geri getirilmesi, AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakerelerinin kaçınılmaz bir şekilde sonu olmasının – ki bu Erdoğan’ı pek zor durumda bırakmaz- yanı sıra Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden atılmasına yol açar. Ancak bu da Erdoğan’ı pek etkilemez. Türkiye’de Erdoğan yüzünden demokrasinin, hukuk devletinin ve sivil halkın yok edilmesi konusunda Avrupa daha dikkatli bir tutum izlemesi gerektiğini anladığında ise artık çok geç olacak.”

Straubinger Tagblatt ile Landshuter Zeitung’da yer alan yorumda ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “frenlenmesi” gerektiği savunuluyor.

“Avrupa kaygı verici bu tutuma daha ne kadar seyirci kalacak? Aralarında Berlin’in de dahil olduğu hükümetler, AB kurumları bugüne kadar eleştiri yapmakta tereddüt etti. Peki ne zaman tavır koyacaklar? Büyük olasılıkla uzun süre bekleyemeyecekler. Zira Erdoğan Ege’deki sınırları sorgulayarak, 1923 yılında Yunanistan’a verilen adalarda hak iddia etmeye başladı. Erdoğan, mutlak iktidara sahip olma hayalleri ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e benzemeye başladı. Türkiye bir diktatörlüğe dönüşmeden önce, artık birilerinin onu frenlemesinin zamanı geldi.”

Kassel’da yayımlanan Hessische Niedersächsische Allgemeine gazetesinde yer alan yorumda ise Türkiye’de Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerinin gözaltına alınması karşında Avrupa’dan gelen tepkinin yetersiz olduğu savunuluyor:

“Batılı demokrasilerin gereken tepkiyi göstermesi çok önemliydi. Ama ne oldu? Avrupa Parlamentosu’nun Başkanı Martin Schulz, Erdoğan’ın kırmızı çizgiyi aştığından şikayet etti, ama ne yapılması gerektiğini söylemedi. Alman federal hükümeti ise Türkiye’de basın özgürlüğünden duyulan kaygıya ilişkin kısa bir açıklama yapmakla yetindi. Ama sadece kaygılardan değil yaptırımlardan da söz etmek gerekiyor. Avrupa mülteci krizinin aşılmasında Erdoğan’a muhtaç olabilir, ama Türkiye’deki demokratların da bizim dayanışmamıza ihtiyacı var. Aksi takdirde Avrupa bir değerler topluluğu olarak başarısızlığa uğramış olur.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Jülide Danışman

 

Irak ordusu Musul sınırına ulaştı

Operasyona katılan Irak Terörle Mücadele Birimi’nin (CTS) doğudan Musul’a doğru ilerlediği bildirildi. Terörle Mücadele Birimi’nin üst düzey komutanlarından Muntadhar El Şimari Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada Bizvaye köyünün IŞİD’den geri alındığını belirtti. El Şimari, “Bu gece, gereken kontrol sağlanabilirse, Musul ile aralarındaki mesafenin 700 metre kalacağını” dile getirdi.

Terörle Mücadele Birimi’nin komutanlarından Abdülvahap El Sadi ise IŞİD’in kontrolündeki Gökceli kasabasına girdiklerini ve kontrolü sağlamak için çatışmaların sürdüğünü dile getirdi. El Sadi, Irak ordusuna bağlı birliklerin Musul’un Karama mahallesine girdiğine ilişkin haberleri ise doğrulamadı. 

Daha önce Reuters haber ajansı, Iraklı askerî kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde ordunun Musul’un Karama mahallesine girdiğini duyurmuştu.

Irak ordusundan yapılan açıklamaya göre, Kürt Peşmerge milislerin beş köyü ele geçirdiği belirtildi. Kuzeyden ilerleyen Irak hükümetine bağlı birliklerin de kente çok yaklaştığı bildirildi. Operasyona katılan Iraklı Şii milis grubu Haşdi Şabi ise kentin batısında Musul’u IŞİD’den kurtarmak için çatışıyor.

17 Ekim’de Irak ordusu, Peşmerge ve yerel milislerin başlattığı operasyona ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri havadan destek veriyor. Irak askerî kaynaklarından alınan bilgilere göre, operasyonun başlamasından bu yana sadece kentin güneyindeki cephelerde IŞİD için savaşan 750 milisin öldürüldüğü belirtildi.

IŞİD milisleri keskin nişancılar, mayınlar ve intihar saldırıları ile Irak hükümetine bağlı birliklere karşı mücadele veriyor. Gözlemciler, Musul’un kurtarılması için mücadelenin aylar sürebileceğini tahmin ediyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Reuters/dpa/ afp, JD/BK

 

Niye çıldırdılar?

CAN DÜNDAR

Biz sizi neyin çıldırttığını biliyoruz:

Hiçbir karşı ses duymak istemiyorsunuz. Hiç kimse size karşı çıkmasın, farklı bir görüş yazmasın, zulmünüzün hesabını sormasın istiyorsunuz. Yükselen her farklı sesin, başkalarını cesaretlendireceğini, başkanlık yolunu engelleyeceğini düşünüyorsunuz.

Bütün o yolsuzluk dosyalarının açılmasının, “sıfırlama” konuşmalarının yayımlanmasının, damat mail’lerinin yazılmasının, yandaş işadamlarının off-shore dosyalarının açılmasının, Gülencilerle eski ortaklığınızın hatırlatılmasının acısını çıkarmak istiyorsunuz. Medyanın neredeyse tamamını satın alarak, cezalandırarak, baskı uygulayarak dize getirmişken, “son kale” Cumhuriyet’in hâlâ direniyor olmasına katlanamıyorsunuz.

Onu yıkabilirseniz, adını taşıdığı Cumhuriyetin yıkılmasında önemli bir kavşağı daha dönmüş olmayı umuyorsunuz.

***

Biz, sizi neyin çıldırttığını biliyoruz: Batağa saplanan dış politikanızın, dünya önünde maskenizi düşüren kirli operasyonlarınızın, ülkeyi felakete sürükleyen savaş stratejinizin deşifre olmasından tedirgin oluyorsunuz.

OHAL fırsatçılığınızı, işten attığınız on binlerce insanı, demokrasiyi, hukuku nasıl katlettiğinizi, Güneydoğu’da seçilmişlerin yerine atanmışları koyarak, interneti yasaklayarak, nasıl bir polis devletine yöneldiğinizi kimse yazmasın, dünya duymasın diye çırpınıyorsunuz. Her gün ülkenin ilerici güçlerine saldırırken gericiliği beslemenizi, aydınları içeri alırken saldırganları salıvermenizi, okulları, üniversiteleri, mahkemeleri birer ikişer ele geçirmenizi Türkiye’yi dünyanın utanç listesine hapsetmenizi görmezden gelelim diye uğraşıyorsunuz.

Despotik bir başkanlık rejimini inşa edecek referanduma, hiç engelsiz gitme peşindesiniz. “Cumhuriyet’i de susturursak kalan muhaliflere gözdağı vermiş oluruz” diye düşünüyorsunuz.

***

Yanılıyorsunuz.

Karşınızda bir talimatla görevden aldığınız Başbakanınız, yeterince biat etmedi diye Saray’dan kovduğunuz danışmanlarınız, bir telefonla susturduğunuz medya yöneticileriniz, maaşlı trolleriniz, goygoycularınız, ihbarcılarınız yok.

Karşınızda her darbede aynı baskıları defalarca yaşamış, karanlığa karşı aydınlığı savunurken kurbanlar vermiş, sizin zorlamanızla harekete geçen Fethullahçı savcılara direnmiş, asla diz çökmemiş bir gazete ve onun yöneticileri, çalışanları, yazarları, okurları, destekçileri var. Bu baskının, bizi azaltmayacağını, tersine çoğaltacağını dün gördünüz.

Bunun sizi çıldırttığını biliyoruz: Cumhuriyet’in bir türlü teslim olmamasını, tersine ona sahip çıkılmasını hazmedemiyorsunuz. “Bu kadar korkutuyoruz, hâlâ sinmiyorlar” diye öfkeleniyorsunuz. Biat kültüründen geldiğiniz için bu isyanı tanımıyorsunuz. Tanıtmak boynumuza borç olsun. Biz, susanlar kervanına katılmayacağız, ama siz, susturmaya çalışan darbecilerin, tezgâhçıların, Fethullahçıların, kirli listesinde yerinizi alacaksınız.

30 bin kitaba sahip Ertürk: Hiçbir kitabı birbirinden ayıramam

50 gün sürecek küratörlüğünü Mehmet Taşdiken’in üstlendiği “Beyoğlu Hareketleniyor” festivali sahaflarla devam ediyor.    Etkinlik öncesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na özel Atatürk’ün sevdiği şarkılar dinlendi. Cumhuriyet dönemine ait gazeteler ve objeler sergilendi.   Sahaf buluşmalarının bugünkü konuğu kitapsever Mehmet Ertürk idi. Kendilerine sahaf İsmail İlbey de eşlik etti. 20 yıldır sahaflık yapan ve kitapsever Mehmet bey ile burada tanışan İsmail bey keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.    İsmail İlbey,”12-13 yaşındaki bir çocuğun bir kitabı koklayarak alması kadar bizi mutlu eden başka bir şey yok. Sahafa kitaba dokunmak, yaşanmışlığı hissetmek için geliyorlar. Sahaflığın hiç bitmeyeceğine inanıyorum.”   Mehmet Ertürk,”6 duyu ile okunur sevgidir bunun altıncısı. Kitap okumaya ortaokul talebesiyken fırına gelen bir kitabı okumamla başladı. Çocukları okumaya alıştırmak için böyle akıcı kitaplar vermeleri gerekiyor. Emekli olduktan sonra kitaplara sevgim daha da pekişti. Bir tane kitabımı birbirinden ayıramam. Bir emek mahsülü.    Genellikle ikinci el kitap aırım. Yaşanmışlıkları vardır bu kitapların. Politika ve tarih alanında çok sayıda kitabım var. Otuz bin kitaba sahibim. Kitaplarımı torunuma bırakacağım” dedi.     Kitap sevme konusunda edebiyat öğretmenleri çok önemlidir. Ben öğretmenime de borçluyum bunu. Şimdiki çocukların elinde teknolojik aletler. Şimdi çağ bu fakat bu teknoloji bağımlılığının önüne nasıl geçilecek bilemiyorum. Bireysel ede olacak iş değil. bunun devlet politikası olması gerekiyor.    İnsanlar kütüphaneye dekor olarak kullanıyorlar. Bir antik dekor mecmuasında zengin bir aileyi görmüştüm. kütüphaneleri vardı. Kütüphane dolu gözüksün diye ansiklopedilerle doldurmuş. Biz de durum biraz da böyle.” şeklinde konuştu.   

SUSMAYACAĞIZ

Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticilerine “PKK/ KCK ve FETÖ/PYD örgütleri adına suç işlendiği” iddiasıyla operasyon düzenlendi. Gazetemiz İmtiyaz Sahibi, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve yazarımız Orhan Erinç’in evinde arama yapıldı.

Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Hikmet Çetinkaya, Hakan Kara, Bülent Utku, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik ve Kitap eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay, yazarımız Aydın Engin, Yayın Danışmanımız Kadri Gürsel, eski muhasebe müdürümüz Bülent Yener gözaltına alındı. Çizerimiz, vakıf yönetim kurulu üyesi Musa Kart, muhasebe müdürümüz Günseli Özaltay ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Müslüm Özışık ise gazeteden Emniyet’e gitti. Cumhuriyet Vakfı Başkan Vekili Akın Atalay ve vakıf yönetim kurulu üyesi Nebil Özgentürk yurtdışında olduğu için gözaltına alınamadı. Operasyon kapsamında, eski Genel Yayın Yönetmenimiz Can Dündar hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. Soruşturma kapsamında “gizlilik kararı” verildi.

Polis ekipleri dün İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararı üzerine, saat 06.00 sıralarında gazetemiz yönetici ve yazarlarının evlerine baskınlar düzenledi. Murat Sabuncu, yazarlarımız Hikmet Çetinkaya, Aydın Engin’in de aralarında bulunduğu 9 isim operasyonla gözaltına alındı. Musa Kart, Günseli Özaltay ve Müslüm Özışık ise gazeteden avukatlarıyla birlikte Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Hakkındaki gözaltı kararını gazetede öğrenen ve evine giden yayın da nışmanız Kadri Gürsel de aramadan sonra Emniyet’e götürüldü. Gürsel’le ilgili karar diğerlerinden farklı olarak İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından alındı. Gözaltında tutulan 14 yazar ve yöneticimiz sağlık kontrolünden geçirilirken avukatlarıyla görüştürülmedi. Evlerde yapılan aramalarda, bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi dijital eşyalara el konuldu.

Polis ekipleri, sabah erken saatte, Almanya’da olan Can Dündar’ın Çengelköy’deki evine de gitti. Polisler, evde kimseyi bulamayınca Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar’a ulaşıldı. Dündar, İzmir’den ilk uçakla İstanbul’a geldi. Öğle saatlerinde evine gelen Dilek Dündar, kapıları polislere açtı. İçeriye giren polisler, evde arama yaptı.

Ağustosta başladı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, operasyonla ilgili yazılı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. (Cumhuriyet Gazetesi) ve gazetenin imtiyaz sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı yöneticileri hakkında, “PKK/KCK ve FETÖ/ PYD terör örgütlerine müzahir oldukları, 2 Nisan 2013 tarihli, 2013/4 sayılı yönetim kurulu toplantısında alınan vakıf üyeliğine seçme kararının usulsüz olduğu, 15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre öncesinde, darbeyi meşrulaştırıcı yayınlar yapıldığı” yönünde iddialar olduğu savunuldu. Açıklamada, “bu iddia ve tespit üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı’nca FETÖ/PYD ve PKK-KCK terör örgütlerine üye olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemek suçundan, bir kısım şüpheliler hakkında 18 Ağustos 2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı” belirtildi. Açıklamada, soruşturma kapsamında alınan MASAK Vakıflar Genel Müdürlüğü ve bilirkişi raporları doğrultusunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu’nun talebi ile, nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’nden şüpheliler hakkında arama ve gözaltı kararı alındığı, soruşturma işlemlerinin devam ettiği ifade edildi.