Ana Sayfa Blog Sayfa 6173

Wikileaks’ten Clintonlar’a e-posta darbesi

Kaynaklarının gizliliğini koruyarak devletlerin ve diğer organizasyonların gizli belgelerini yayınlayan internet sitesi Wikileaks, Clintonların vakıflar kanalıyla yaptıkları işlerle ilgili ayrıntılı bilgileri yayınladı. Özel elektronik postalardan çekilen belgelerden eski ABD Başkanı ve Demokrat Başkan adayı Hillary Clinton’un eşi Bill Clinton’un başkanı olduğu ve kendi adlarını taşıyan vakıf sayesinde kâr amaçlı faaliyetlerde bulunduğu anlaşılıyor.

Clinton’un danışmanı Douglas Band’ın 2011 yılında gönderdiği e-postada eski Başkan’a 50 milyon dolar kazandıran kâr amaçlı işler için aracılık yaptığını ve ‘devam etmek istediği takdirde 66 milyon dolarlık iş bağlantısı daha yapabileceği’ yazıyor. Band aynı zamanda kamu menfaatine çalışan Clinton vakfı ve Clinton’un şahsı için milyonlarca doları nasıl topladığını açıklıyor ve eski Başkan’ın vakıf çalışmalarıyla özel işlerini karıştırmasını ‘Bill Clinton Anonim Şirketi’ şeklinde nitelendiriyor.

Wikileaks’ın ulaştığı e-postaların Hillary Clinton’un seçim kampanyası menajerliğini yapan ve Clinton vakfında da çalışmış olan John Podestas’ın e-posta hesabından çıktığı belirtiliyor. Amerikan istihbaratı Podestas’ın e-postalarının Rusya tarafından çalınıp Wikileaks’e iletildiğini tahmin ediliyor. Hillary Clinton e-posta hırsızlığının seçim kampanyasına zarar vermek amacıyla yapıldığını söylüyor.

Clinton ile büyük sermaye arasındaki işbirliği

Elektronik postalarda Clinton vakfına bağışta bulunanların siyasi çıkar sağladıklarına dair herhangi bir ipucu bulunmuyor. Ancak dışarıya sızdırılan e-postalar Bill Clinton’un hayır çalışmalarına paralel olarak yaptığı kâr amaçlı faaliyetlerini gözler önüne seriyor.

Douglas Band’ın yazdığı e-postada ‘vakfa bağış toplama çalışmalarından bağımsız olarak Başkan’a kârlı iş yapma olanağı sağladıkları, Clinton’un konuşma, kitap ve danışmanlık gibi faaliyetlerden para kazanmasına ve seyahat, davet ve tatil gibi avantajlardan yararlanmasına da aracılık yaptıkları’ belirtiliyor. Band’ın Clinton ile iş bağlantısı yapmasına yardımcı olduğu şirketler arasında Coca-Cola, Dow Chemical ve UBS de bulunuyor.  Douglas Band’ın bu e-postayı, Clintonların kızı Chelsea Clinton’un vakıf çalışanlarının hayır çalışmalarını maddi çıkarları için kullanmalarından yakınması üzerine kaleme aldığı tahmin ediliyor.

Wikileaks’in daha önce ortaya çıkardığı e-postalar da Demokrat Parti yönetiminin Hillary Clinton’un partili rakibi Bernie Sanders’e önyargılı davrandığını göstermekteydi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW, afp/AG, BK

SZ: Avrupa’ya duyulan güven azalıyor

AB ile Kanada arasındaki CETA anlaşmasında çıkan pürüzler ve Belçika’nın son anda anlaşmaya onay vermesinin Avrupa siyasetine yansımaları bugünkü Alman gazetelerinin ağırlıklı yorum konusu.

AB ile Kanada arasındaki serbest ticaret anlaşması CETA önce Belçika’dan onay çıkmaması nedeniyle imzalanamadı, planlanan zirve de iptal edildi. Ancak daha sonra Belçika’daki çeşitli bölgesel yönetimlerin anlaşmaya onay verilmesi konusunda uzlaşmaya vardığı haberi geldi. Süddeutsche Zeitung gazetesinin yorumunda konu Avrupa siyasetine güven açısından ele alınıyor:  

“CETA’ya ilişkin verilen kavga farklı alanlarda derin güvensizlik olduğunu gözler önüne seriyor. Uluslararası perspektiften bakıldığında Avrupa kıtasının siyaseten ciddiye alınması pek mümkün görünmüyor. Ancak güvenirliğini yitiren sadece Belçika olmadı, Avrupa’nın siyasi sistemi ve temsili demokrasi de bundan nasibini aldı. Halk, temsil edildiği vekillerine artık güven duymuyor. Peki o zaman halk doğrudan kendisi mi karar vermek durumda? Hollanda’da CETA karşıtları daha şimdiden gelecek referanduma hazırlık yapıyor. Ve yine konunun özü ile değil, Brüksel’e duyulan öfke ile uğraşılacak. Bu yoldan çözüm olmaz. Siyaset, vatandaşların güvenini yeniden kazanmak zorunda ve bu uzun zaman alacak.”

CETA anlaşmasının imzalanamamış olmasının Avrupa’ya farklı bir ortaklık anlayışı dayattığını savunan Straubinger Tagblatt adlı gazetenin yorumunda ise şu satırları okuyoruz: 

“Bir siyasi pozisyonu başka birini yenilgiye uğratarak kazanmak değil, ortak çizgiyi yeniden belirlemektir burada söz konusu olan. Zira Belçika’daki bölgesel yönetimler CETA’nın yerel etkileri konusunda kendilerinde ne kadar konuşma hakkı görüyorlarsa, Rusya’ya uygulanacak yaptırımlar ya da iklimin korunması gibi konularda da kendilerinde söz hakkını göreceklerdir. CETA anlaşması ortak Avrupa politikaları ile üye ülkelerdeki insanların hakları arasında bir ilişki kurulmasında dönüm noktası oluşturabilir ve hatta oluşturmalıdır. O zaman işte bu serbest ticaret anlaşması -ekonomik yansımaları bir yana- gerçekten yeni bir başlangıç olabilir.” 

Belçika’da bölgesel Valon hükümetinin CETA karşıtı çıkışlarının olumsuz etkilerini yorum köşesinde irdeleyen Westfälische Nachrichten gazetesi de şu görüşlere yer veriyor:

“Valon bölgesindeki dik kafalı halk kendini ‘kahraman’ gibi görebilir, ancak eğer isyan tüm evin yıkılmasına yol açıyorsa, o zaman bu engellemenin anlamı olup olmadığı sorgulanmalıdır. Ve de CETA karşıtlarının argümanları, üzerinde tartışılabilir ciddi argümanlar olsa bile bu durum sorgulanmalıdır. Federal Anayasa Mahkemesi geçenlerde yaptığı bir açıklamada Almanya ve Avrupa’ya uluslararası alanda duyulan güveni önemli bir kazanım olarak nitelemişti. Bunun anlamı şu: Üzerinde oturulan dal hiçbir şekilde kesilmemelidir. Ve bu özdeyişi herkes sahiplenmelidir. CETA anlaşmasının önü şimdi açılmış oldu, ama kuşkular ve güvensizlik duygusu varlığını koruyor.”

CETA anlaşmasının her şeye rağmen imzalanacak olmasını ve Belçika’daki “dik kafalıların” sonunda ikna edildiğini mucize olarak niteleyen Volksstimme gazetesinin yorumuna geçiyoruz:  

“CETA’ya ‘evet’ ya da ‘hayır’ konusunda AB’nin sergilediği oyun Birliğin ne ölçüde yeteneksiz ve gülünç olduğunu gözler önüne seriyor. Buna uygun olarak da uluslararası alandan tepki geliyor. Avrupa’nın istikrarın kalesi olduğu yönündeki izlenim yara almış durumda. İngiltere’nin Birlik’ten ayrılma kararı ile (Brexit) zaten aşınmış  olan Avrupa’nın prestiji şimdi daha da zarar görmüş oldu. CETA’dan çıkarılacak derslerden biri de şu: AB ne kadar fazla görüş ayrılığına düşüyor ve bölünüyorsa, o oranda kendini gereksiz hale getirmiş oluyor.”  

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

Türkiye Ege’deki NATO misyonunun sona erdirilmesini istiyor

NATO’nun Brüksel’de dün başlayan iki günlük savunma bakanları toplantısına katılan Türkiye Savunma Bakanı Fikri Işık, NATO’nun Ege denizinde mülteci akınının frenlenmesine katkı sağlamak için sürdürdüğü operasyona ilişkin olarak, “Bizim için artık NATO’nun Ege’de kuvvet bulundurmasının bir gerekliliği yoktur. NATO’daki kadrolar da kısa sürede tamamlanacak, bu konuda bir boşluk olmayacak” dedi.

‘Ege’deki kırılgan durumun önceliği var’

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ise geçen mart ayında başlayan, mültecilerin Ege denizi üzerinden Yunanistan’a geçmesini önlemeyi hedef alan, Almanya’nın yönettiği NATO misyonunun devamından yana görüş bildirdi. Von der Leyen Brüksel’de yaptığı açklamada Ege’deki kırılgan durumun önceliği olduğunu da vurguladı.

‘AB de imzaladığı anlaşmanın gereklerini yerine getirsin’

Türkiye Savunma Bakanı Fikri Işık bu konuda ülkesinin pozisyonunu Brüksel’deki NATO toplantısında savunma bakanlarına izah ettiğini belirterek,  “Zaten yasa dışı göçü engelleyen Türkiye. Biz Türkiye olarak bu konudaki çabalarımızı sürdüreceğiz, NATO kuvvetinin burada bulunmasına gerek yok” dedi. Işık, AB’nin ise Türkiye ile imzaladığı anlaşmanın gereklerini yerine getirmediğini, Türkiye’nin bu gereklerin yerine getirilmesini beklediğini söyledi.

AB, mülteci krizine yardımcı olması ve mültecilerin barındırılması karşılığında Türkiye’ye milyarlık maddi yardım yapmayı taahhüt etmiş, ayrıca Türkiye vatandaşlarına Schengen bölgesinde serbest dolaşım için vize serbestisi tanınmasına yeşil ışık yakmıştı.

‘NATO misyonunun yıl sonuna kadar devam etmesi sevindirici’

Almanya hükümeti açısından Ege’deki misyonun yeni yıldan itibaren durumu belirsiz. Almanya Savunma Bakanı von der Leyen, Ege’deki NATO misyonunun şimdilik bu yılın sonuna kadar devamının güvence altına alınmış olması sevindiricidir. Daha sonrası için duruma bakarız” ifadelerini kullandı.

Bakan von der Leyen 2016 yılının ilk üç ayında ortalama 45 bin mültecinin Türkiye’den Yunanistan’a geçmeye devam ettiğini, bu sayının şimdilerde ayda 2 bin 500’e düştüğünü söyledi. Bu düşüşte mültecilerin Avrupa’ya geçmek için önceleri kullandığı Balkan rotasının kapatılmış olmasının da önemli bir rol oynadığına dikkat çekiliyor.

NATO, AB’nin “Sophia” misyonuna yardımcı olacak

NATO Libya üzerinden Avrupa’ya mülteci akınını frenlemek için de AB ile güçlerini pekiştirmek istiyor. NATO savunma bakanları AB’nin Libya önlerinde denizde yaşam mücadelesi veren mülteciler için oluşturduğu “Sophia” adlı askeri misyona “ikmal ve keşif kapasiteleri” ile yardımcı olmayı kararlaştırdı. NATO Genel sekreteri Jens Stoltenberg bu amaca yönelik olarak NATO’ya bağlı gemilerin ve uçakların iki hafta içinde orta Akdeniz’de olacağını açıkladı.

AB’nin “Sophia” askeri misyonu geçen yaz insan kaçakçıları ile mücadele ve Kuzey Afrika’dan gelen mülteci akınını durdurma amacıyla oluşturulmuştu. Ancak şu sıralarda “Sophia”nın Libya’ya silah kaçakçılığı ile mücadelesine de izin verilmiş durumda. Misyon Libya sahil koruma güçlerinin eğitilmesini de hedefliyor. Libyalı güvenlik personelinin eğitimine Libya’daki güvenlik durumunun zayıf olması nedeniyle Hollanda ve İtalya’ya bağlı iki savaş gemisinde bu hafta başlandı.

© Deutsche Welle Türkçe

Reuters/afp/dpa/ÇA/BÖ

Gökçek: FETÖ’ye kanuni olmayan hiçbir yardım yapmadım!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Gülen cemaatine yardımda bulunduğu iddialarına ilişkin “Ben kanuni olmayan hiçbir yardımı yapmadım. Benim verdiğim bir tane arsa yok. Benim bunlarla üst düzey ilişkim oldu. Türkçe olimpiyatlarında inanarak iltifat etmişimdir. Benim iki oğlum onun okulundan mezun. Çocuklarım üzerinde hakkı olduğu için yaptım” dedi.

Habertürk’te Veyis Ateş’in sorularını yanıtlayan Gökçek’in açıklamalarından ilgili bölüm şöyle:

“Kılıçdaroğlu bu mevcut suikast teşebbüsü, ABD elçisiyle konuşması, FETÖ’cülerin tehditleriyle fabrika ayarlarına döndü. Bunun tek nedeni budur. FETÖ’cüler sayın Baykal’ı nasıl uzaklaştırdılar görevinden? Kasetle. Onlarda metod o kadar çok ki. Tehdit onlar için sıradan bir olay. Diledikleri CHP’liyi şu veya bu nedenden tehdit edebilirler. Vatandaşlar şu sözlere dikkat etsinler. Recep Tayyip Erdoğan, bakanlar bundan sorumlu falan. Ben kanuni olmayan hiçbir yardımı yapmadım. Benim verdiğim bir tane arsa yok. Benim bunlarla üst düzey ilişkim oldu. Türkçe olimpiyatlarında inanarak iltifat etmişimdir. Benim iki oğlum onun okulundan mezun. Çocuklarım üzerinde hakkı olduğu için yaptım.

Arkadaş grubunuzda yardımsever biri var. Ama adam seri katil. O kadar güzel saklamış ki, ispatlamakta zorlanıyorsunuz. Etrafınıza anlatıyorsunuz. Siz çekiliyorsunuz, görüyorsunuz olayı. Bu sefer düne kadar sizin yanınızda diye düşmanlık yapan birileri onları himayeleri altına almaya başlıyor. Şimdi ben mi sorumluyum, ben ikaz ettiğim halde onlarla birlikte olanlar mı sorumlu? Elbette benden sonra onlarla birlik olanlar sorumlu.

Bizim gibi tepki koyan birçok insan var. Eskiden FETÖ’nün hizmet hareketi denilen hareketiyle yakın münasabeti olmuş insanlar var. Olayları görünce açıkça tavır koyup mücadele ediyorlar. Onlara artık FETÖ’cü demek mümkün mü? Zihinleri karıştıran bir olay var. Gazetelere intikal etti. FETÖ, bana hakaret edin, sövün, bunlar hain diyebilirsiniz diyor. Bu sefer öyle bir karmaşa ortamı oluyor ki insanları ayıklamakta sorun yaşıyorsunuz. Benim kendime has metodlarım var. Çözüyorum insanları. Rahatlıkla anlayabiliyorum her insanın anlayabileceği iş değil. FETÖ’nün peygamberimizle konuştuğumuzu iddia ediyorlar. Olacak şeyler mi bunlar? Ama inanıyorlar.

Melih Gökçek ailesi olarak FETÖ mücadelesinde ilk 5 sayılsa birisi biziz. Benim vicdanım rahat. Sayın Cumhurbaşkanının sözlerinden bir alınganlık yapmadım. Sayın Cumhurbaşkanımızın bizden şikayetçi olduğunu sanmıyorum. Onu sayın Cumhurbaşkanına sormak lazım. Özellikle Türkiye’de FETÖ’cüler CHP kanalıyla FETÖ ile mücadeleyi sulandırmaya çalışıyorlar. CHP’ye böyle bir görev verilmiş. Bir kere insanlara zulüm edip etmediğimizi anlamak için FETÖ’nün işlediği cinayetleri anlamamız lazım.”

ŞİKE YOKTUR DEMİYORUM

“Aziz Yıldırım’a operasyon yapıldı ama Türkiye’de şike var mıydı? Yüzde bir trilyon vardı. Şu an bilmiyorum ama mutlaka vardır. Belli kişilerin spor hayatından çıkması lazım. Bütün Türkiye bunu biliyor. Şike olayı yoktur demiyorum. Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesi FETÖ işi. Bülent Arınç’a suikast haberleri de FETÖ işi. Deniz Baykal, MHP’lilerin kaset olayları, MİT krizi, Rahmi Koç’a suikast, Gezi olayları, MİT tırları, Davutoğlu-Fidan’ın ses kaydını ortaya düşüren, düşürdükten sonra Kılıçdaroğlu’na kaset veren bunlar, Rus uçağını düşürenler bunlar. Bunlar vatan haini.” (HABER MERKEZİ)

Atatürk’ün rakılı tablosu Meclis lokantasından kaldırıldı

TBMM’de Mustafa Kemal Atatürk’ün Savarona yatında rakı eşliğinde yemek yediği tablo kaldırıldı. Yerine televizyon konuldu. Daha önce de muhalefet kulisindeki mareşal üniformalı Atatürk tablosu kaldırılmıştı.

Sözcü’nün haberine göre Ressam Yaşar Çallı imzasını taşıyan tablo, 15 Temmuz’dan sonra tadilata giren lokantanın duvarından kaldırıldı ve tadilat sonrası yerine asılmadı.

Meclis yetkililerinin, “Tadilat devam ediyor” dediği ancak diğer çini tabloların asıldığı, yerine asılmayan Atatürk tablosunun olduğu yere ise televizyon monte edildiği görüldü.

CHP’Lİ VEKİLLER TEPKİ GÖSTERDİ

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, “Meclis Başkanı’nın Atatürk sıkıntısı devam ediyor. Tamiratı, boya-badanayı bahane ederek Atatürk’ün fotoğraflarını ya kaldırtıyor ya da yerlerini değiştiriyor. Atatürk onları her yerde rahatsız ediyor” dedi.

Mersin Milletvekili Fikri Sağlar ise “FETÖ’cülerle mücadele ettiklerini öne sürüyorlar ama FETÖ’nün yıkmaya çalıştığı TBMM’yi onlar da içeriden çökertmeye çalışıyorlar. Ölümünün üzerinden neredeyse 80 yıl geçti ama bu büyük lider ve devrimleri, AKP’lileri hâlâ titretiyor” diye konuştu.

Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen de “Ne yaparlarsa yapsınlar, ben şunu görüyorum; başı açığıyla mini eteklisi, yaşlısıyla genciyle herkes, cumhuriyet değerlerini korumak için gereğini yapmaya hazır” dedi.

Meclis’in tavrının kesinlikle kabul edilemeyeceğini belirten Manisa Milletvekili Yıldız Tur Biçer ise şunları söyledi: “Atatürk’ün fotoğraflarını kaldırabilirler ama kalbimizdeki yerini kaldıramayacaklarını bilmeleri lazım. Onların bu küçük hesapları, Atatürk’e olan bağlılığımızı, sevgi ve saygımızı daha da artırıyor.”

RESSAM ÇALLI: DAHA ÖNCE DE KALDIRMAYA ÇALIŞTILAR

Ressam Yaşar Çallı, “Ressam sıfatıyla Meclis kadrosundan, Dolmabahçe Sarayı’nda görevliydim. Refahyol iktidarı dönemiydi. Benden, Meclis lokantasına uygun bir tablo istendi. Ben de Atatürk’ün bir fotoğrafından esinlenerek bu tabloyu yaptım. Orijinal fotoğrafında da rakı bardağı vardı. Ben Dolmabahçe rıhtımına uyarladım ve masaya meyve koydum. Fonda da Topkapı’ya yer verdim. O günkü Meclis yöneticileri ‘Rakı bardağını yok sayamaz mısınız?’ dedi. ‘Kimin haddine Atatürk’ün rakısını yok saymak’ dedim, kabul etmedim. Nihayetinde yaptım ve lokantanın duvarına astık.  Tabloyu Bülent Arınç’ın TBMM Başkanı olduğu dönemde de kaldırmaya çalışmışlardı. Ben 2002’de emekli olana dek, dünyadaki tek Meclis ressamıydım. Orada yaptığım hiçbir şeye kimse itiraz etmedi. Soruyorum, hangi zihniyet kaldırttı bu resmi? Eğer yeniden yerine asmazlarsa tablomu TBMM’den geri alacağım.” (HABER MERKEZİ)

Donbass savaşının başkentinde yıkımın izleri…

Okay DEPREM
Donetsk

Donbass bölgesinin başkenti Donetsk, yayıldığı sınırlar, içerdiği kasaba ve beldeler dolayısıyla eski Ukrayna’nın güneydoğusunda 2014’te patlak veren savaşta toplamda en fazla zarar görmüş yerleşim birimi.

Bir milyon nüfuslu şehrin yayıldığı devasa alanın kuzey, batı ve güney sınırına komşu ilçeler de çok ağır bir fatura ödemiş; Kiyevskiy, Kuybışevskiy, Kirovskiy, Petrovskiy ve Leninskiy ilçelerinin sivil yerleşim birimleri aylar boyunca Ukrayna ordusu tarafından neredeyse aralıksız olarak ateş altında tutulmuştu.

Savaşın, 2015 kışı sonlarından 2016 sonbaharına kadar süren düşük yoğunluklu ikinci döneminde bile başkentin belirli semtleri sayısız kez topların, mermilerin hedefi oldu.

ENKAZLARA DOKUNULMUYOR

Kievskiy, Donetsk’in en büyük ilçelerinden ve aynı zamanda 2014-15 döneminde en fazla hasara uğrayan konut bölgelerinden biri. Tramvayın indiği hatta paralel sırasıyla, kurşunların isabet etmesi ve şarapnel parçalarının sıçraması sonucu delik deşik olmuş dükkanlar, pencere çerçeveleri, panjurları; camları inmiş ve pek çoğu halen tam anlamıyla takılamadığı için muşamba veya plastikle örtülmüş veya sakinlerin korku ve endişelerinden dolayı cam bölmeleri büyük tahtalarla kapladıkları birkaç katlı binaları görülüyor.

Sanki bilerek bırakıldığı imajı veren büyük bir marketin metal iskeletlerden ibaret enkazı şaşırtıyor. Hakikaten de, şehrin belli noktalarında bir iki yılını doldurmuş pek çok ‘savaş-harabesi’ne kimi zaman bilinçli olarak ve halka teşhir etmek gayesiyle hâlâ dokunulmuyor.  

İNŞAAT MALZEMELERİ YETMİYOR

P. Popoviça Sokağı üzerinde yürürken; asfaltın havan topu, büyük top mermileri ve şarapnel parçaları ile nasıl tahrip olduğunu fark etmemek mümkün değil. Zamanında ufak bir iş merkezi olduğu tahmin edilebilen üç katlı bir yapının ön cephesi darmadağın olmuş, kimi konutların pencere açıklıkları kiremitten kesme taşlarla örülmüş…

“Genç Madenciler Caddesi”ne doğru inerken bir başka eski mağazadan da geriye yalnızca çelik ve plastik iskelet ile kaplamaların kaldığını görüyor ve hemen belgeliyoruz söz konusu savaş izlerini. Giriş katında bir mini barın olduğu mütevazı bir yapının, mermi delikleriyle dolu prefabrik kaplamasının önünde birkaç kişi oturmuş bir şeyler içiyor.

İvanovka Mahallesi’ne doğru ilerlerken kimi zaman çatısı uçmuş, kimi zaman ikinci katları yıkılmış, kimi zaman ise duvarları kocaman top, havan ve roket mermilerinin açtığı delikler nedeniyle devrildi devrilecek halde duran müstakil ev manzaraları bizleri karşılıyor.

İşin hem ilginç hem de trajik tarafı, bu konutların sahiplerinin önemli bir kısmının aynı konutlarda ikamet etmeye devam etmeleri.
Görünen o ki, ‘Donbass’ı Ayağa Kaldırma Merkezinin temin etmeye çalıştığı inşaat malzemeleri her şeye karşın yeterli gelemiyor.

HAYAT YİNE DE DEVAM EDİYOR

Çasov Yarskaya Sokağı’nda dev toplar koca bir binanın bir kısmını resmen yerinden söküp atmış. Donetsk’in topu topu birkaç kilometre uzunluğundaki Kiyevskiy Caddesi, Ukrayna mevzilerinden açılan ağır bombardımandan en fazla etkilenmiş temel arterlerin başında geliyor. Yolun her iki tarafı da yıkık dökük troleybüs-minibüs duraklarından ve hepsi de tek kelimeyle karartılı viranelere dönüşmüş kaldırım üzeri dükkan ve büfelerden geçilmiyor.

Gene de birtakım yeni ufak mağazalar hizmet verirken, durakların harabe halini umursamaz şekilde insanlar ulaşım araçlarını buralarda bekliyor ve her şeye karşın hayat devam ediyor…

Eski ticaret merkezinin yerinde şimdilerde yeller eserken, vaktiyle içerisinde kaç kişinin ölmüş ve yaralanmış olduğunu tahmin etmek bile insanı fazlasıyla tedirgin etmeye yetiyor.

BOMBALANAN EKİM PAZARI

Ekim (Oktyabrskiy) Pazarı, Donetsk’in en büyük sabit pazarlarından. 2015’te bir gün ortasında Ukrayna güçlerinin feci şekilde bombalamasına maruz kalması neticesinde sayısız insan yaşamını yitirmiş ve yine onlarcası da ağır yaralı olarak kurtulabilmişti.
Aradan geçen bunca zamana karşın, hem pazarın hâlâ elden geçirilmemiş olması insanı hayrete düşürüyor hem de olay öncesi burada çalışmakta olan yüzlerce kişinin iş güç namına ne yapıyor oldukları düşündürüyor.

Epeyce geniş bir alana yayılan kompleksin dış çeperinde tek tük minik büfelerin semt halkının ihtiyaçlarını az çok gidermek üzere çalıştığı gözleniyor. Pazar yerinin minibüs durağının da, sıkça görmeye alışkın olduğumuz biçimde halen çatısız, derme çatma durumunu koruduğu gözümüzden kaçmıyor. Buradan hemen sonra bizi, ilk defa göreceğimiz şehrin yegane camisi karşılıyor. Mabedin kubbe altı payandalarının aralarında top mermilerinin açtığı gedikler hâlâ yerinde duruyor. Ve finali, açılan tank ateşleri sonucunda bir kısmı parçalanan 10 katlı bir apartmanı ziyaret ederek yapıyoruz… 

AĞIR SİLAHLARLA VURULDU, ZARAR GÖRMEYEN KONUT KALMADI

Yasinovatya, Donbass’ın en büyük kenti Donetsk’in tam kuzeyinde yer alan ufak bir yerleşim birimi. Demir yollarının kavşak noktası olması ve bölgenin en önemli fabrikalarından olan maden makineleri inşa kompleksine ev sahipliği yapması dolayısıyla kritik bir şehir. Savaş öncesi nüfusu 35 bin olan kent, kuzey yönünde Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin (DNR) sınırlarının hemen öncesinde yer alan son temel yerleşim noktası. Hem batı hem de kuzey yönünden Ukrayna’nın ağır silahlı mevzilerine açık konumda olan Yasinovataya, bölgede savaş patlak vereli en çok hedef alınan yerlerin başında geldi.
Yasinovataya’daki kamu binaları ve sivil yapıların çok önemli bir kısmı top, roket ve tank ateşleriyle zarar görmüş. Eski kültür sarayı ise kısmen yıkılmış, kapkara is kaplı konut binalarının önünden geçerken şehrin yıkım tarihçesini hatırlıyoruz…

SAVAŞA KARŞI BİNLERCE İMZA

27 Temmuz 2017 tarihinde, ilk defa Ukrayna ordusu tarafından hedef alınan Yasinovataya’da, o tarihin yıl dönümünde Lenin Meydanı’nda büyük bir protesto mitingi yapılmıştı. Aylardır neredeyse gün aşırı mermilerin hedefi konumundaki kent halkı birkaç ay önce, Ukrayna tarafından durmak bilmeyen ateş konusunda binlerce imza toplayıp yörede bulunan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine teslim etmişlerdi. Yasinovataya’yı özellikle 2016 yılı boyunca Ukrayna’nın 58 ayrı motorize piyade tugayı havan topları ile farklı tarihlerde sayısız defa vurmuştu.

4 BİN DONBASSLI YAŞAMINI YİTİRDİ

Eylül ayında ilan edilen ancak tam olarak uygulanması birkaç günü ancak bulan geçici ateşkesin ardından son olarak 3 Ekim günü Ukrayna cephesinden açılan ateş sonucunda tam dokuz ev ile bir gaz boru hattı ciddi biçimde hasar görmüştü.
DNR yetkililerinin verdiği bilgilere göre Yasinovataya’da şu ana kadar toplam 563 maddi hedef açılan ateşlerden nasibini alarak yıkıma uğradı.
Bugün, zarar görmeyen müstakil konut kalmadığı görülüyor.
Donbass’ta, Ukrayna Hükümetinin fitilini ateşlediği çatışmaların başından bu yana 4 bin 118 kişi hayatını kaybederken, 6 bin 322 kişi de çeşitli şekillerde yaralandı.
Ölenlerin 73’ünün ise henüz 18 yaşını doldurmamış çocuk ve ergenlerden oluştuğu belirtiliyor. 

Putin’den ilk Gülen yorumu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hangi yöntemle olursa olsun başka bir ülkenin iç siyasi sürecine müdahalenin kendileri için kabul edilemez olduğunu söyledi.

Putin, Soçi’de gerçekleşen Valday tartışma kulübünde yaptığı açıklamada, yaptırımlar, dünyanın ekonomi ve siyasi durumu, ABD’deki seçimler ve “terör” konularına değindi.

Putin bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisiyle görüşmesinde 15 Temmuz darbe girişiminin ‘FETÖ’ tarafından gerçekleştirildiğini ve ‘FETÖ’nün lideeri Fethullah Gülen’in ABD’de yaşadığını anlattığını belirtti. Putin, “Hangi yöntemle olursa olsun başka bir ülkenin iç siyasi sürecine müdahale kabul edilemez. İster siber saldırılar isterse de o veya bu ülkede bulunan organizasyon aracılığıyla olursa olsun.” dedi.

Putin, Rusya’nın ABD’deki seçim sürecini etkilediğine ilişkin açıklamaların efsanevi hikayeler olduğunu belirterek, “Donald Trump’un Moskova’nın favorisi olduğuna ilişkin iddialar tamamen saçmalıktır. Bunlar siyasi mücadele aracıdır. Birileri ciddi olarak Rusya’nın Amerikan halkının seçimini etkileyebileceğini düşünüyor mu? Amerika bir muz cumhuriyeti mi? Amerika büyük güç.

Kimin ABD Başkanı olacağı Rusya’nın pek umurunda değil. Biz seçilecek her başkanla çalışmaya hazırız. Ancak Rusya ile ilişkileri düzeltileceği yönündeki açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. Sayın Trump’ın ölçüsüz davranışları olduğunu görüyoruz ancak onun sıradan insanların ve iktidardaki elitlerden bıkan kesimlerin çıkarlarını temsil ettiğini düşünüyorum.” dedi

Uluslararası duruma da değinen Rus lider, Rusya’nın bazı partnerlerinde uluslararası sorunları çözme isteğini görmediğini söyledi. Putin, “ABD diğer ülkelerle eşit haklara sahip diyalog kurmayı reddetti. Aynı zamanda batı sürekli tehditler savuruyor. ABD teröristler ile muhalif güçlerin ayrılacağını bildirdi, fakat sözlerini tutmadılar. Rusya’nın uluslararası olaylardaki rolü tehditler uydurmak değil reel sorunları görmektir” dedi.

Konuşmasında yaptırımlara da değinen Putin, Rusya’ya uygulanan yaptırımların siyasi baskı aracı olarak kullanıldığını ve Dünya Ticaret Örgütü dışında başka birliklerin kurulduğunu belirtti. Putin, “Tüm bunların neden olduğunu biliyoruz. Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde biriken sorunlar çözülemiyor. Bu yüzden bu kuralları bir tarafa itiyoruz ve yenisini kuruyoruz” ifadelerini kullandı.

Putin, “Terör örgütleri silahlanmaya ve hedeflerini uygulamaya devam ediyorlar. Bu çok tehlikeli bir oyun ve bir kez daha oyunculara sesleniyorum, teröristler daha akıllı ve güçlüler. Onlarla oynayanlar her zaman kaybedecekler. Tüm küresel sorunlar BM çerçevesinde çözülebilir. Eğer şimdi BM’den vazgeçersek bu bizi kaosa sürükler” diye konuştu.

Suriye’de dökülen kanı durdurma ve siyasi çözüm sürecini başlatma girişimlerinin başarısız olduğunu ifade eden Putin, “Uzun görüşmeler, ortaya konan çaba ve zor uzlaşılardan sonra terörle mücadelede ortak cephe kurulmaya başlandığını düşündük ancak bu olmadı. ABD Başkanı ile şahsi anlaşmalarımız başarılı olmadı. Washington’da bu anlaşmaların hayata geçmesini istemeyen güçler devreye girdi” dedi.

Suriye’nin Halep şehrindeki duruma ilişkin bir soruya cevap veren Putin, “Eğer Batı Halep’te siviller olduğu için terörle mücadelenin sona ermesi gerektiğini düşünüyorsa, Musul’u da aynı mantıkla değerlendirmek gerekir. Eğer hiçbir şeye dokunmayacaksak, Musul’a da operasyon düzenlenmemeli, Rakka’ya da dokunmayalım” ifadelerini kullandı.

Putin, Suriye’de çatışmasızlık anlaşmasının uygulandığı sürede Obama’nın “ılımlı muhalifleri” terörist gruplardan ayırma sözü verdiğini ifade ederek, “Ancak bu yerine getirilmedi. Daha sonra kendileri bu anlaşmayı sona erdirdi. Suriye’de yaşanan her şey için Rusya’yı suçlamak ahlaki değil. Rusya, ABD’nin bu suçlamalarına karşı temkinli davranıyor ve cevap vermiyor ancak her şeyin bir sınırı var” şeklinde konuştu.

Putin, NATO’nun yeni şartlara adaptasyon sağlayamadığını savunarak, “Soğuk Savaş döneminde kurulan ve yapısal ömrünü dolduran NATO, yeni koşullara adapte için yapılan tüm görüşmelere rağmen gerçek bir adaptasyon sağlayamadı” ifadelerini kullandı.

NATO ve Batı’nın Rusya’nın askeri tehdit oluşturduğu yönündeki açıklamalarını “kârlı bir iş” olarak nitelendiren Putin, “Rusya kimseye saldırmayı planlamıyor. Bu komik ve aptalca. Ancak bu tür açıklamalarla ülkedeki askeri bütçeyi artırmak, müttefikleri tek bir gücün etrafında toplamak, NATO’yu genişletmek ve askeri gücü sınırlarımıza yaklaştırmak mümkün oluyor” diye konuştu.

Putin, dünyada siyasi gücün yeniden dağıtılmasıyla bağlantılı ihtilafların arttığını ifade ederek, bunun neticesinde ortaya çıkan karşılıklı güvensizliğin küresel sorunların çözülmesi imkanlarını daralttığını söyledi.

Rusya’nın küresel bir hakimiyet ve genişlemeyi hedeflemediğine kaydeden Putin, herkes için eşit ve bölünmez bir güvenlik istediklerini belirtti. (DHA)

Akdeniz’de enerji koridoru yapılıyor

Türkiye’nin Rusya ile yaptığı anlaşmaların ardından enerji değişikliği ile Akdeniz’de enerji koridoru uyarısı yapan Mersin Üniversitesi Kamu Yönetim Bölümü Öğretim üyesi Ergüzeloğlu Kilim, enerji anlaşmalarının merkezinde ise İskenderun, Adana ve Mersin’in olacağını kaydetti

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin verdiği tavizler sonucu Rusya ile ilişkileri düzelmesinin ardından Rusya ve Türkiye arasında yapılan anlaşmalar gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Moskova’nın Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklama ile ortaya çıkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gönderdiği “özür mektubu” sonrası yeniden düzelen ilişkiler, 10 Ekim’de İstanbul’da ev sahipliği yapılan 23. Dünya Enerji Kongresi’nde Erdoğan ile Putin arasında gerçekleşen görüşme sonrası Türkiye ile Rusya arasında “Türk Akımı Projesi” anlaşmasının imzalanmasını beraberinde getirdi.

Dış politika ile bağlantılı

Daha kongre devam ederken Rusya’ya verilen bir diğer rüşvet ise Mersin Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısında Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesine hazırlanan yeniden çevre planında yer verilmesi oldu. Akkuyu Nükleer Santrali’ne onay verir nitelikteki bu karar ile birlikte İskendur’un körfezinden başlayarak Akdeniz hattı boyunca uzanan kimi HES, termik santral projelerinde de hızlanma sözkonusu. Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Esra Ergüzeloğlu Kilim’e göre ise, kurulması planlanan HES ve termik santraller ile buna benzer projelerin tümü ekolojik felaket anlamına geliyor.

Projeler hızlandırılıyor

Planlanan bu enerji yatırımlarının Ortadoğu politikalarıyla yakında bağlantılı olduğunu vurgulayan Kilim, Türkiye’nin Rusya ve Suriye ile ilişkileri düzeltmeye yönelik dış politikada değişikliğe gitmesinin bir nedeninin de bu enerji geçiş hattı olduğunu ifade etti. Kilim, “Bu hattın liman kenti olması ve kurulumu planlanan nükleer santral ve bununla bağlantılı olarak HES ve termik santraller, bölgenin nasıl bir enerji koridoru yapılmak istendiğini gösterir nitelikte” dedi. Başta Suriye ve Irak olmak üzere bugün tüm Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin enerji politikalarından ayrı ele alınamayacağına söyleyen Kilim, önümüzdeki dönemde Akkuyu Nükleer Santrali ile Mersin ve İskenderun limanları merkezinde bu tartışmaların daha da alevleneceğini kaydetti.

Merkez İskenderun, Adana ve Mersin

AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte ilk iş olarak daha önce askıya alınan nükleer santral projelerini hayata geçirmeye çabaladığına işaret eden Kilim, her ne kadar Türkiye’nin adı ‘nükleer enerji üreten ülkeler’ arasına yazdırılmak istense de petrol, doğalgaz, elektrik ve buna benzer enerji ürünlerin pisliğinin Türkiye’de bırakılacağına dikkat çekti. Kilim’e göre enerji yatırımları sözkonusu bu projelerle de sınırlı kalmayacak. Hali hazırda Adana-Yumurtalık mevkiinde hayata geçirilen termik santral projelerinin olduğunu hatırlatan Kilim, büyük ölçekte yürütülecek enerji anlaşmalarının merkezinde İskenderun, Adana ve Mersin’in olacağını kaydetti.

MERSİN / DİHA

Tarımda tekelleşme mülteci üretiyor

Avrupa 2. Nyeleni Gıda Egemenliği Forumu, 42 farklı ülkeden 700 civarında delegasyon ve gözlemcinin katılımıyla Romanya’nın Cluj-Napoca şehrinde 26 Ekim’de başladı. 5 gün sürecek forumda, Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem, La Via Campesina adına açılış konuşmalarını yapan 3 konuşmacıdan birisiydi. Konuşmacılardan La Via Campesina Genel Koordinatörü Elizabeth Mpofu, tarımın şirketleşmesi nedeniyle küçük çiftçilerin topraklarından olduğunu, kuşaklar boyu sürdürdükleri üretimin engellendiğini belirtti. Endüstriyel tarımın gıda çeşitliliğini öldürdüğünü söyleyen Mpofu, tohumun ve tarımsal üretimin büyük şirketlerin kontrolüne bırakılarak pazar ekonomisine emanet edildiğine dikkat çekti. Mpofu, son 5 yılda çiftçi sayısında yüzde 20 azalma görüldüğüne işaret ederek, büyük şirketlerin tarımsal arazileri satın alarak çiftçileri işçi haline dönüştürmesine karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

Savaşa karşı barış

La Via Campesina’yı temsilen “mülteciliğin nedenleri” hakkında konuşan Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem ise konuşmasına Türkiye ve Ortadoğu’daki savaş nedeniyle en fazla mültecilik sorunuyla karşı karşıya kalan bir ülkeden geldiğini belirterek öncelikli olarak ‘Savaşa karşı barış’ı savunmak gerektiğinin altını çizdi. Erdem, “Devletler kendi vatandaşlarına siyasal baskılar yapmakta, bu nedenle de baskıya maruz kalan insanlar mülteciliğe zorlanmakta. Bu siyasi baskılara karşı demokrasi mücadelesi verilmelidir. Madencilik, inşaat, yol, enerji yatırımları ve sanayileşme toprağı, suyu, havayı kirletmekte ve iklim değişikliğine neden olmaktadır. Toprağın, suyun, havanın kirlenmesi ve iklim değişikliği tarımsal üretimi olumsuz etkilemekte, üreticiler tarımsal üretim yapmakta zorlanmakta. Bu nedenle de topraklarını terk ederek mülteci olmak zorunda kalmaktadırlar. Bütün bu kötü gidişatı durdurmamız gerekmekte. Mülteciliğe neden olan problemler bir sistem sorunudur, bu sistemi değiştirmemiz gerekmektedir” diye konuştu. CLUJ-NAPOCA

Brezilya’da üç yerli halk yok oluyor

Amazon ormanlarında yaşayan ve 204 milyon nüfuslu ülkedeki payları 900 bine kadar gerileyen yerlilere ilişkin çalışma yapan Survival adlı kuruluşun son raporuna göre, 3 yerli kabilenin yaşadığı Uru Eu Wau Wau yaşam alanı yok olmak üzere.

Ülkenin kuzeydoğusundaki Rondonia eyaletinde yer alan yerlilere ait doğal yaşam alanının on yıllardan bu yanaki ‘en büyük işgale’ maruz kaldığına dikkat çekilen Survival raporunda, bölgedeki 3 yerli halkın koruma altında olmalarına rağmen yaşam alanlarının yok edildiğine vurgu yapıldı. Raporda, Uru Eu Wau Wau adlı yaşam alanının Pacaas Novas adlı ulusal doğal parkın içerisinde yer almasının da bu tehlikeyi önleyemediğinin altı çizildi.

Hastalıklardan ölüyorlar

204 milyon nüfuslu Brezilya’da Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerin nüfusunun 900 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Yerli halkların yaşam alanlarının önemli bir kısmının 1970’li yıllarda yok edildiği ve dış dünyayla zoraki bağlantı kuran yerlilerin yüzde 50 ila 90’ının dışarıdan gelen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiği biliniyor. Halen 305 civarında yerli halk kabilesinin yaşadığı alanlar Brezilya topraklarının yüzde 12’sini kaplasa da, bu alanların sınırlarının belirlenmemiş olması nedeniyle kolonileştirilmesinin önüne geçilememişti.

LONDRA

 

 

 

Kürtlere karşı Halep çarkı!

 

‘Fırat Kalkanı’ karşılığında uzun zamandır Rusya ile Halep pazarlığı yapan Erdoğan’dan, Bab ve Minbic’in işgali karşılığında Halep’ten vazgeçebileceği çarkı geldi. Erdoğan, ‘Putin’le görüştüm. Halep’le bir sorunumuz yok’ dedi

Rusya ve Suriye uçaklarının salı günü Bab’ın kuzeyinde Türkiye destekli silahlı grupları vurmasından sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan “Halep çarkı” geldi. Daha önce Halep’i arka bahçesi gören ve hak iddia eden Erdoğan, Muhtarlar toplantısında yaptığı konuşmada hedeflerinin Bab ile Minbic’teki Rojava güçleri olduğunu gösterdi. Erdoğan, “Bizim şu anda Halep’le bir sorunumuz yok ama itirazlarımız var. Putin’le görüştüm. Halep halkını huzura kavuşturalım dedim. Halep, Haleplilerindir. Halep’in üzerinde bir hesaba girmek doğru olmaz” dedi.

Minbic’e tehdit!

Cerablûs, El Raî ve Dabik’ta IŞİD’le anlaşmalı olarak yapılan “devir-teslim”e ilişkin de konuşan Erdoğan, “Cerablus’tan gireceğiz dedik, girildi. Ardından Rai’ye girildi, Dabık’a girildi ve şimdi El Bab’a doğru gidiliyor” dedikten sonra şunları söyledi: “Terör koridorunu biraz aşağıdan da olsa kurma gayretindeler. Münbiç’i PYD’den temizlemeye kararlıyız.”

El Nusra’yı savundu

El Kaide’nin Suriye kolu olan ve ABD’nin ‘terör listesi’nde bulunan El Nusra’nın savunuculuğuna devam eden Erdoğan, “Biz ABD’li dostlarımıza söylüyoruz. DEAŞ ile gelin beraber mücadele edelim. Terör örgütünün yanında neden olalım. El Nusra da DEAŞ ile mücadele ediyor. Ona neden terör örgütü diyorsunuz? Senin teröristin kötü benimki iyi olamaz” ifadelerinde bulundu.

Al Halep’i ver Bab’ı

Erdoğan, bir önceki muhtarlar toplantısından da Suriye devlet başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, El Nusra’nın Halep’ten çıkması için “Putin’in ricası” olduğunu, kendisinin “Arkadaşlarımıza talimat verdik” dediğini söylemişti. Erdoğan, son söylemleriyle Rusya ile “Al Halep’i ver Bab’ı” hesabı yaptığını bir kez daha itiraf etmiş oldu.

ANKARA

 

 

: