Ana Sayfa Blog Sayfa 6177

Avukatlar 4 gün sonra Kışanak ve Anlı ile görüştü

Avukat Mehmet Emin Aktar sosyal medya hesabından Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile görüştüklerini açıkladı

25 Ekim’de gözaltına alınan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’ya savcılık tarafından getirilen 5 günlük görüş yasağının ardından yapılan başvurular sonuç verdi. Bugün Avukat Emin Aktar, sosyal medya hesabından “Gültan Kışanak ile 4 gün sonra avukatları olarak görüşebildik. Sağlığı da morali de yerinde…” diye paylaşımda bulundu.

Bir süre sonra Fırat Anlı ile bir görüşme yaptıklarına ilişkin bir paylaşım daha yapan Av. Aktar sosyal medya hesabından “Fırat Anlı ile de görüşebildik. Morali yerinde. Herkese selamı var” mesajını paylaştı.

HABER MERKEZİ

Fırat Anlı ile de görüşebildik. Morali yerinde. Herkese selamı var..

— Mehmet Emin Aktar (@MehmetEminAktar) October 29, 2016

Gültan Kışanak ile 4 gün sonra avukatları olarak görüşebildik. Sağlığı da morali de yerinde..

— Mehmet Emin Aktar (@MehmetEminAktar) October 29, 2016

Aleviler TV 10 için yine taksime çıkıyor!

TV 10 çalışanları ve gönül dostlarının her cumartesi TV 10 ile dayanışma maçıyla Galatasaray Lisesi önünde saat 14:00’da toplanma çağrısıyla başlayan eylemlik devam ediyor. Yarın “tv10 Alevilerin lokmalarıyla kuruldu! Sazıma sözüme sesime dokunma! Sazlar konuşsun silahlar sussun! Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız” sloganıyla toplanacak.

Alevi aydınlarının, gazeteci ve yazarlarının yanı sıra sanatçılarında desteklediği eylem Her hafta olduğu gibi, yarında Galatasaray Lisesinin önünde saat 14:00 da gerçekleştirilecek.

Koçak: Demokrasi ile emek mücadelesi arasında bağ kurmalıyız

Emek alanında dönük saldırıların tavan yaptığı bu dönemde sendikaların sessizliğini değerlendiren Doç. Dr. Hakan Koçak, demokrasi ile emek mücadelesinin at başı olduğuna dikkat çekerek, her iki mücadelenin ortaklaşması gerektiğinin altını çizdi.

Sendikal hakların ve örgütlenmenin gerilediği, esnek ve güvencesiz koşulların pervasızlaştığı bu günlerde var olan sendikaların sessizliği kamuoyunda yeniden tartışma konusu. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı için Kocaeli Üniversitesi’nden ihraç edilen Doç. Dr. Hakan Koçak, yaşanan bu sessizliği ve sendikaların içinde bulunduğu durumu değerlendirirken, demokrasi mücadelesi ile emek mücadelesi arasındaki paralelliğe dikkat çekti.

‘Güvencesizleştirme dünya düzeyinde’

Dünya genelindeki güvencesizleştirme sürecine paralel Türkiye’de de yaşandığını belirten Koçak, dünya genelindeki sendikal hareketlerin güvencesizleştirme saldırılarına karşı yeterince cevap olamadığının altını çizdi. Koçak, bu konuda dünya sendikal harekette kıpırdama olsa da Türkiye için aynı şeyin söylenemeyeceğini ifade etti.

‘Türkiye’de sendikalar etkisiz hale getirildi’

Neoliberal politikalar sonucundaki özelleştirme ile birlikte Türkiye’deki sendikaların büyük ölçüde etkisizleştirildiğine dikkat çeken Koçak, “Kamuda ki büyük tasfiyeler özelleştirilme ile birlikte Türkiye’de ki sendikaların altındaki halıyı büyük ölçüde çekildi.” diye konuştu.

‘Sendikaların basiretsiz tutumları var’

Sendikal yapıların ciddi saldırıları göğüsleyemediğini, sürece cevap olamadıklarını hatırlatan Koçak, bunu sendikaların örgütsüz yapılarına bağladı. Yaşanan hak gasplarına rağmen sessizliği basiretsiz sendikal anlayışı ile açıklayan Koçak, şöyle devam etti: “Burada sendikaların öngörüsüz tutumları, basiretsiz tutumları, birlik olamama, hep birlikte direnememe ve küçük hesaplaşmaya girmeleri rol oynadı elbette. Şimdi o anlamda Türk-İş’in Hak İş’ten bir farkı kalmamış durumda. İkisi de sendikal ilkelerden uzak davranıyor.”

‘Örgütlü olunsa çok şey başarılır’

Sendikalar örgütlü olduklarında çok şey başarabileceğini de ifade eden Koçak, “Ben açıkçası konfederasyondan çok tabanın bir basınç yapması gerektiğine inanıyorum. Temel eksiklik o bence. Örneğin 89 bahar eylemleri buna çok güzel bir örnektir. Öyle bir irade ortaya konuldu ki, o yılda muazzam bir işçi hareketi oluştu. Bazı sendikalar veya Türk- İş bu dalgalanmanın önüne geçmek zorunda kaldılar. Bu olmadığı sürece ne derseniz çok karşılığı yok” diye belirtti.

‘Memur- Sen’deki büyüme kof bir büyüme’

İktidarın işçileri ve emekçileri yandaş sendikalara yönlendirdiğini de dikkat çeken Koçak, hükümet eliyle büyütülen Memur- Sen’e ilişkin de, “Emekçiler üzerindeki baskı genel olarak işçileri yandaş sendikalar yönlendiriyor ama bunun mutlak anlamda kalıcı olduğunu düşünmüyorum. Yani bugün binlerce kamu çalışanı Memur-Sen’e geçiyor. Memur- Sen yarın işaret edilen bir sendika olmaktan çıkarıldığı zaman, o binlerce insan o sendikayı savunacak mı ya da yanında duracak mı? Hayır. Kof bir büyüme bu. Yani getirisi olan bir şey de değil. Kamu çalışanlarının haklarını ilerletici bir yönü de yoktur. Biliyorsunuz, tarihe geçmiş bir sendikadır Memur-Sen. Sözleşme de ücret artışına değil, ücret düşüşüne razı olmuş bir sendika olarak. Bunlar görülüyor ama bu oluşturulan korku iklimi ile rejim açısında güvencenin koşulu o konfederasyona üye olmak şeklinde gösterildiği için insanlar oraya gitmek zorunda kalıyorlar. Bu eylemin mutlak olmadığını düşünüyorum” dedi.

‘KESK sorunları yeterince göremiyor’

Muhalif sendikal hareketlerindeki eksikliklere de değinen Koçak, şöyle devam etti:

“Konfederasyonların ayrı ayrı problemleri var. Bende KESK üyesiyim. Konfederasyonu da eleştiriyorum. Yeterince bir sendikal gündem oluşturamamak genel politika gündemine fazlaca angaje olma gibi sorunu var. Uç veren gelişen sorunları yeterince görememe sorunu olduğunu düşünüyorum. Mesele güvencesizlik bunun tipik örneğidir. Örneğin KESK’te böyle bir zaaf olduğunu gözlemliyorum. Eğitim alanında öyle güvencesizlik öyle. Orda çok ezberlere dayalı bir tutum var. Yeni gelişen durumlara göre kendini esnek biçimde uyarlayamayan bir sendikal pratiği gözlüyorum.”

‘DİSK eski DİSK olamadı’

DİSK için de söyleyeceğim; DİSK bir tarihsel geleneği temsil ediyor ama DİSK’in de kendisi iç gerimler yaşıyor. Bunun yarattığı bir performans düşüklü olduğunu düşünüyorum. Öte yandan DİSK, 80’den 10 yıl sonra kurulabildi. DİSK eski DİSK olamadı. 12 Eylül en çok DİSK’i ezmişti. Kendini toparlama alanı bulamadan zaten yeni rejimin inşası ile karşılaştı. Buna rağmen önemli dinamizmi temsil ettiğini düşünüyorum ama bu konfederasyon 80 öncesi konfederasyon olamadığını düşünüyorum, yani içindeki farklı sendikaları tek çatı altında tek hedef doğrultusunda konfederasyondan beklenen o dur. En genel düzeyde sendikal sorunlar topluca yanıt vermek. Üyesi olan sendikaların tekil öznel sorunların ötesinde genel sorunlar bütün onları seferber ederek yanıt vermeli. Bunun aşılması için tüm duyarlı kadroların uğraş vermesi gerekir diye düşünüyorum.

‘İşçi hareketi aşağıda kaynayan bir kazandır’

Hiçbir zaman işçi hareketi, mevcut sendikal durumu fotoğrafı ile özdeşleştirilmemeli. İşçi hareketi her zaman için aşağıda kaynayan bir kazan gibidir. Yani bazen hiç ön görmediğiniz şekilde patlar. En yakın örneği işte metal fırtına dediğimiz şey. Dolayısıyla yukarda ki bu hareketsizliği sanki Türkiye’deki tüm işçi sınıfı kabullenmiş gibi de bir algı yaratmaması gerekir. Buna dikkat çekmek gerekir. Önemli olan o kaynayan magmanın, o aşağıdaki dinamizmin yeryüzüne çıkaracak örgütlülük yaratmak; onu yüzeye çıkarmayı başarabilmek.

‘Türkiye emekçiler için cehennem’

Şöyle bir algı da oluyor; Bir demokrasi mücadelesi var, bir de sendikal mücadele. Oysa bu iki kavramı birbirinden ayrı tutmamak lazım. Demokrasi mücadelesi işçiler için gerekli. Emek Çalışmaları Topluluğu (EÇT) geçen yıl bir rapor yayınladı. O net gösteriyor ki çatışmalı süreçler başladığında ve demokrasi geriye düştüğünde, işçi hareketinde bir ivme kayması söz konusu. İşçilerin kendilerini ifade etme temsil etme durumunu da düşürüyor. O yüzden demokrasi mücadelesi bizzat işçi haklarının gündeme gelmesi ile de ilgilidir.

İşçiler demokrasi mücadelesi ile işçi mücadelesi arasındaki ilişkiyi kuramıyor. Oysa bu ikisini birbiri ile ilişkilendirilip bir mücadele hattının kurulması gerekir. Bu noktada korkular var zaaflar var. Sendikal geleneğimize vurulmuş 12 Eylül büyük darbenin travmaları var. Ama aşılamaz olmadığını gösteren bir sürü örnek var.”

(sg/hd/sd)

KESK: Omuz omuza mücadeleye

Türkiye genelinde 28 PTT çalışanının açığa alınması Mersin KESK Şubeler Platformu tarafından protesto edildi. KESK dönem sözcüsü Kaya, sokak sokak, meydan meydan, işyeri işyeri kol kola girip omuz omuza mücadele edeceklerini söyledi.

Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Mersin Şubeler Platformu, Türkiye genelinde 28 PTT çalışanının açığa alınmasını Eğitim Sen’de yaptığı basın toplantısı ile protesto etti. Çok sayıda kişinin katıldığı toplantıda açıklama yapan KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Yusuf Kaya, darbeye ve darbecilere karşı kamerelar önünde özgürlük nutukları atanların, özgürlük ve demokrasiyi kendileri için istediklerinin çok kısa sürede anlaşıldığını dile getirdi. Çalışanların hak ve çıkarları adına yapılan sendikal faaliyetlerin darbe fırsatçıları tarafından açığa alınmaların gerekçesi olarak gösterildiğini kaydeden Kaya, tüm kurumlarda olduğu gibi PTT’de de “Darbecileri temizliyoruz” maskesi altında muhalif tüm kesimleri temizleme operasyonunun başlatıldığını hatırlattı.

Bu açığa alınmaları asla kabul etmeyeceklerini belirten Kaya, PTT yönetimini hukuka uygun davranmaya davet etti. Hukuku, adeleti, demokrasiyi kazanmak için sokak sokak, meydan meydan, işyeri işyeri kol kola girip omuz omuza mücadele edeceklerini vurgulayan Kaya, sivil ya da askeri darbelerin çözüm olmadığını belirterek, çözümün halkların ortak geleceğinde olduğunu ifade etti.

(egç/st/sd)

Doğum günün kutlu olsun

“Kürtçe şarkı söyleyeceğim” dediği için linç edilip, gittiği Fransa’da 43 yaşında hayatını kaybeden özgün ve protest müziğin güçlü sesi Ahmet Kaya’nın bugün doğum günü.

Türkiye’de özgün ve protest müziğin duayen ismi Ahmet Kaya’nın bugün doğum günü. 28 Ekim 1957 yılında Malatya’da işçi bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğan Ahmet Kaya, babasının kendisine daha küçük yaştayken hediye ettiği bağlamayla müzik hayatına başladı. Çocuk yaşta Malatya’dan ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden Kaya’nın İstanbul’a da alışması zaman alır.

Öyle ki Kaya, İstanbul’a alışmanın zorluğunu bir belgeselde şu sözlerle dile getiriyor: “Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşsak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim,’ dedim. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim.”

Bağlamadan hiç vazgeçmedi

İlkokulu Malatya’da okuyan Kaya, göç ettiği İstanbul’da ise okula gitmedi. Kentte işportacılık yapmaya başlayan Kaya, plak ve kaset satan bir dükkânda çalıştı. Yaşamı boyunca bağlama tutkusundan vazgeçmeyen Kaya, Boğaziçi Üniversitesi’nde Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu. Bu tanışma, Kaya’nın hayatında bir dönüm oldu. Ruhi Su’nun, Mahsus Mahal isimli türküsünü seslendirerek müzik dünyasına adım attı.

Kaya, bu sırada, siyasi bir suçlamadan ötürü 5 ay ceza evinde kaldı. Daha sonra askere gitti ve askerdeyken bile müzik çalışmalarına ara vermedi.

Yorgun Demokrat Ahmet Kaya

Halk müziği, özgün müzik ve protest müzik tarzı ile toplum sanatçısı kimliğini taşıyan Kaya, “Ağlama Bebeğim”, “Acılara tutunmak”, “Yorgun Demokrat”, “İyimser Bir Gül”, “Sevgi Durumu”, “Dinle Sevgili Ülkem” ve “Hoşçakalın Gözüm” albümlerini çıkardı. Kaya, kendisinin yazmış olduğu bestelerle birlikte Atilla İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe ve Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de besteledi.

Şarkılarını dağlara yazdı

“Şarkılarım Dağlara” albümünde yer alan “Özgür Çağrı” isimli şarkıda geçen “Abin birgün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım ” sözleri nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır.

‘Kürtçe şarkı söyleyeceğim’ deyince linç edildi

Kaya, 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel Kongre Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı. Yaşamı boyunca ötekileştirilen kimliği ve dili için yaptığı konuşmasında sarf ettiği “Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum” sözleri üzerine davetlilerin bir kısmının tepkilerine ve hakaretlerine maruz kaldı. O akşamki konuşmasının ardından linç girişimlerine maruz kalan Kaya için sürgün yolu da görünmüş oldu. Linç akşamını izleyen sonraki süreçte mahkemelerden davalardan bir türlü yakasını kurtaramayan Kaya, Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Avrupa’da verdiği bir konserde, “Geceleri üşüyorum. Sorun kalorifer sorunu değil. Sorun yorgansızlık sorunu da değil. Ben vatansızlıktan üşüyorum” sözleriyle ülke hasretini dile getirdi.

‘Hoşçakalın Gözüm…’

Kaya, 16 Kasım 2000 yılında “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi ve Paris’in Peré Lachaise mezarlığına defnedildi.

Ölümünün ardından 2002 yılında şarkılarını 20 ünlü sanatçının seslendirdiği “Dinle Sevgili Ülkem” isimli bir albümünün yanı sıra Kaya’nın, Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan (Kervan) isimli parçasının ve klibinin de bulunduğu “Hoşçakalın Gözüm” ile “Biraz da Sen Ağla” ile 3 Mart 2014’te yayımlanan ve 27 sanatçının Kaya’nın şarkılarını yorumladığı “Bir Eksiğiz” albümleri çıktı.

‘Doğum günün kutlu olsun, mutlu ol senelerce’

Ahmet Kaya, doğum günü olan bugün kendisini unutmayan hayranlarınca “İyimser Bir Gül” albümünde yer alan “Doğum Günü” şarkısıyla anılıyor. Kaya’nın doğum gününü kutlamak için hayranları, sosyal medya adresi Twitter üzerinden de #AhmetKaya hastagı ile paylaşımda bulunuyor.

(yk/za/cd)

Van Gölü Film Festivali başladı

Wan’da her yıl düzenlenen Uluslararası Van Gölü Film Festivali başladı. Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) binada açılışı gerçekleştiren ve ana teması “Geriye Bakış” olan 5’inci festival, 1 Kasım’a kadar sürecek. Jüri üyeliğini Semir Aslanyürek, Mohy Quandour, Selim Demirdelen, Tayfur Aydın, Bingöl Elmas, Afif Ataman, Behçet Güleryüz, Gülistan Acet, Murat Eroğlu, Ömer Abay, Alexander Gurov ve Oğuz Aktay’ın yaptığı festivalde, 24 film ve belgesel gösterilecek.

6 gün boyunca film gösterimi, gezi ve daha birçok etkinliğin yapılacağı festival, ödül töreni ile son bulacak.

(ebk/rk/ns)

Kürtçe şiirler dinleyiciyi büyüledi

Akdeniz Kitap Günleri kapsamında şair Yıldız Çakar ve Şair Ülkü Bingöl, dinleyicileriyle buluştukları etkinlikte Kürtçe şiirlerini seslendirdi.

Mersin’in Akdeniz Belediyesi ve Kürt Yazarlar Derneği ortaklığıyla gerçekleştirilen ‘Akdeniz Kitap Günleri’ kapsamında devam eden kitap fuarı, bugün şair-yazar Yıldız Çakar ile şair Ülkü Bingöl’ün şiir dinletisi ve söyleşisiyle devam etti. Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılan etkinlik yurttaşlar tarafından yoğun ilgi gördü.

Etkinlikte ilk sözü alan şair-yazar Yıldız Çakar, Türkiye’nin karanlık günlerden geçtiğini belirtti. Bu karanlık günlerde halkının duygularını ve yaşadıklarını anlatmaya çalıştıklarını kaydeden Çakar, söyleşinin devamında yazdığı Kürtçe şiirleri okudu.

‘Bir yağmur damlası dahi kalsa hesap verecekler’

Şair Ülkü Bingöl ise, Ortadoğu’da milyonlarca insanın öldüğü, milyonlarcasının göç etmek zorunda bırakıldığı bir süreçten geçildiğini belirtti.

Tarihi günlerden geçildiğini kaydeden Bingöl, bununda yeni bir süreç olduğunu belirterek, “İnsanlık için mücadele edenlerin bu sürecin galibi olacağını kaydetti. Kürdistan kentlerinin yıkımlarına da değinen Bingöl, “Kürdistan kentlerinde Kürtlerin infazının, kentlerinin yıkım kararlarını verenler sanıyor ki orada yaşananları kimse duymayacak. Onlar şunu iyi bilsin ki bir yağmur damlası dahi kalsa o ölümlerin ve yıkımların hesabını soracak” dedi.

Bingöl, yaptığı konuşmanın ardından Êzidî bir kadından etkilenerek yazdığı “Sîba” isimli şiir kitabında derlediği şiirleri seslendirdi. Etkinlik Bingöl”ün okuyucuları için kitabımnı imzalamasıyla sona erdi.

(ba/st/öç)

‘Mahalle mahalle direnişi yükselteceğiz’

Tüm engellemelere rağmen Amed’de binlerce kişiye seslenen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “90’larda ne telefon vardı ne internet. Mahalle mahalle örgütleneceğiz. Herkes genel başkandır, herkes parti yöneticisidir. Bu faşizme boyun eğmeyeceğimizi göstereceğiz” dedi.

Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınması ve belediyenin polisler tarafından işgal edilmesi ile başlayan protesto eylemleri devam ediyor. DBP merkez Rezan (Bağlar) İlçe Örgütü önünde bir araya gelen binlerce kişi gözaltıları ve belediyenin işgal edilmesini protesto etti. Protesto eylemine DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, DBP Eş Genel Başkanları Sebahat Tuncel ve Kamuran Yüksek, HDP Grup Başkanvekilleri Çağlar Demirel ve İdris Baluken, HDP milletvekilleri, ilçe belediye eşbaşkanları, belediye meclis üyeleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve üyelerinin yanı sıra binlerce kişi katıldı. Alanı dolduran halk, “Direne direne kazanacağız”, “Hırsız katil AKP”, “Be Serok jiyan nabe” ve “Belediyeler halkındır halkın kalacak” sloganları attı. Demirtaş’ın konuşması öncesi halkın arasına katılan HDP’li vekiller, halkla selamlaşarak akşam yürütecekleri çalışmalara katılım çağrısında bulundu.

‘Haksızlığa karşı direniş meşrudur’

Çocuk yaşlı genç demeden alanı dolduran halk, Demirtaş ve beraberindeki heyetin alana gelmesi ile “Amed halkı sizinle gurur duyuyor” sloganı attı. İlk olarak konuşan Sebahat Tuncel, Kürt halkına karşı dayatılan zulmün direniş karşısında kaybedeceğini vurguladı. Devletin binlerce gücünü Kürt halkının üzerine yığdığına dikkat çeken Tuncel, “Binlerce güçleriyle karşımızda duran polislerden korkmuyoruz. Kürtler üzerinde etnik temizlik yapmak istiyorlar. Kürt işçileri işten çıkarıyor, belediyelerimize kayyım atıyor, belediye başkanlarımızı gözaltına alıyor tutukluyor. Ve ‘Size bunu yapacağız siz de sesinizi çıkarmayacaksınız’ diyor. Bu haksızlığa karşı direniş meşrudur” dedi.

‘Kadınlara nasıl zulüm edildiğini gördünüz’

Tuncel’in konuşması şöyle:

“Gültan Kışanak arkadaşımız Darbe Komisyonu’na gitti ve orada darbeci zihniyeti sorguladı. AKP’nin darbedeki rolünü ortaya koydu. İş başına gelen yeni darbeciler arkadaşımızı havaalanında gözaltına aldı. Fırat Anlı’yı evine yapılan baskında gözaltına aldı. Zannediyorlar ki arkadaşlarımızı gözaltına alınca mücadele bitecek. Siz Gültan Kışanak’ı tanıyor musunuz? O zulme hiçbir zaman boyun eğmedi. Siz bu halkın iradesini bu kadar kolay alabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Asıl hedefleri kadın özgürlük mücadelesinedir. Sokakta direnen kadınlara nasıl davrandıklarını gördünüz. Ayla Akat arkadaşımızı nasıl zorla işkenceyle gözaltına aldığını gördünüz. Ceylan Bağrıyanık’a nasıl zulüm ettiğini gördünüz. Onlar bu zulüm karşısında direndiler. Boyun eğmediler.

Mücadele etmeyi öğrenerek geldik dünyaya

KJA Sözcüsü Ayla Akat, iki dönem milletvekilliği yaptı. Halkın yanında nasıl durduğunu kadın özgürlük mücadelesine nasıl katkıda bulunduğunu gördünüz anlatmamıza gerek yok. Bundan dolayı darbe yapmaya çalıştılar. Bununla birlikte KJA’yı bastılar. Gerekçe ne, KJA’ya dava açmışlar. Siyasi kadın hareketini yargılayabilir misiniz siz? Kürt kadınları zindanlarda sokaklarda, Kobanê’de direndi. Rojava’da devrim yapıyor. Siz bu kadınlarla mücadele edebilir misiniz? Mümkün mü? Siz bu kadınların iradesini kırabilir misiniz? Yerlerde sürükleyebilirsiniz ama irademizle onurumuzla dimdik ayakta duruyoruz. Onlar kadın düşmanı. Kadınların nasıl doğuracağına karar veriyorlar. Buna biat etmeyen kadınların ölümüne neden oluyorlar. Biz özgür kadın hareketi olarak kadınlara özgür olmanın ne demek olduğunu anlatıyoruz. Nasıl özgür olabileceklerini anlatıyoruz. ‘Kadın özgür değilse toplum özgür değildir’ diyoruz. Kadın özgürlük mücadelesi çok badirelerden geçti ama taviz vermedi. Kadınlar olarak devletin zulmünü doğduğumuz günden itibaren yaşıyoruz. Onla mücadele etmeyi öğrenerek geldik bu topraklara. O yüzden kadınlar diyor ‘gelsin baba, gelsin koca, gelsin cop inadına özgürlük’ diyor.

Bununla Türkiye’yi felakete sürüklersiniz

Ne devlet ne baba ne cop ne tazyikli su kadınları özgürlük mücadelesinden vazgeçiremedi. Burada direnen bütün kadın milletvekillerinin ve kadın arkadaşların şahsında tüm arkadaşları sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Halkımıza çağırımızdır kısa vadeli bir mücadele değildir. AKP hükümeti ‘Sonuna kadar saldıracağız, Kürt halkının kazanımlarını gasp edeceğiz’ diyor. Biz de sonuna kadar direneceğiz. Numan Kurtulmuş ‘Bunlara kimse destek vermiyor’ diyor. Numan Kurtulmuş Kürt kadınlarının, Kürt hareketinin ne kadar güçlü olduğunu kendi çok iyi biliyor. Tayip Erdoğan’a biat etmiş olabilirler. Amed’e gelip ‘Bana destek verin Tayip Erdoğan’a karşı mücadele yürütelim’ dedin mi demedin mi? Sen bütün OHAL, KHK’ler ile ülkeyi açık cezaevine getir sonra gelmiyorlar de. Bakın işte görün halkımız tüm bunlara rağmen burada. Kendinizi kandırırsınız. Bununla da Türkiye’yi felakete sürüklersiniz. Kürt özgürlük hareketi çok önemli kazanımlar elde etti bu kazanımları zafere ulaştırmak hepimizin elinde.

Mesele halkın kazanımlarına el koyma meselesidir

Tüm bu kazanımları bize yaratan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a bir kez daha teşekkür ediyoruz. Kürt Halk Önderi tüm bunlar yaşanmasın, barış olsun diye çabaladı. AKP bunu heba etti. Bu emeklere cevap verme sırası bizde. Sayın Öcalan’ın fikri önünde kenetlenmek, halkımıza dayatılan soykırım saldırılarına karşı kenetlenmek bizim elimizde. Mesele halkımızın kazanımlarına el koyma meselesidir. Bunun için kesintisiz mücadele edeceğiz.”

‘Bununla adınız gaspçıya çıkar’

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise, şunları ifade etti:

Başımıza ilk defa gelmiş bir hukuksuzluk ile karşı karşıya değiliz. Eşbaşkanlar, 100 yıldır devam eden gayri meşruluğun sadece başka bir adı ile karşı karşıyalar. TC hükümetleri geçmiş hükümetlerin tamamında bir gayri meşruluk bu halk için reva görülüyor. Ankara’da oturuyor ‘Musul’u halk yönetsin’ diyorlar. Mevzu burası olunca, Cizre olunca, Şırnak olunca buradaki halkın kendini yönetmek isteyişine karşı hukuksuzluk uyguluyor. Bu halkın kendini yönetme hakkı var. Bir belediye Erdoğan’ın bütün çabasına, hilesine yalanına rağmen oluk oluk kan akıtmalarına rağmen kazanamadıkları belediyeyi kayyımla ele geçirmeye çalışıyorlar. Mardin ve Van’a kayyım atamanın hazırlığını yapıyorlar. Devletin copu, zırhlı aracı olabilir bununla belediyeye el koymuş olabilirsiniz. Bununla adınız gaspçıya çıkar, hırsızlığa çıkar.

En iyi bildikleri yöntem hırsızlık

Burada en eşitsiz koşullarda seçimlere girdik. AKP’nin adayları zorbalıkla bastırarak engelleyerek seçim çalışmalarımızı durdurmaya çalıştılar. Buna rağmen her seçimde desteğimizi arttırarak geldik. Buna tahammül edemiyorlar. Saygı duymuyorlar. Burada fazlalık olan halk değil, HDP, DBP değil sizin işgalci zihniyetinizdir. Fazla olan sizsiniz. Belediyeyi alamıyorlar seçimle alamayacaklarını da iyi biliyorlar. Çünkü her türlü yöntemi denediler. Seçim bürolarının açılmaması için her şeyi yaptılar. Mitingleri yasakladılar adaylarımızı tutukladırlar. Ama başaramadılar. Ellerinde tek bu yöntem kaldı. Hırsızlık. En iyi bildikleri yöntem bu. Biz halka diyoruz ki belediye halkın en önemli iradesidir. Bir hırsız gelip evinizden gelip her şeyi çalarsa siz buna sessiz kalırsanız bu olmaz. Onurumuzdur. Onurumuzu almak istiyorlar. Yoksa dünde söyledim kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur.

Halk meydana çıkmasın diye faşizmi en üst noktaya taşırıyorlar

Suçları varsa adil yargılama olsun. Biz çekinmiyoruz. Sadece siz değil biz de onları yargılarız. Ama iftira atarak, komplo kurarak asla gerçekleştirmediği şeyi komployla iftirayla tutuklamayla ele geçirmeyi doğru bulmayız, buna karşı elimizde ne güç varsa sonuna kadar direniriz. Bunu protesto etmek yasaktır diyecekler. Protesto edenlere barikat kuracaklar akşamda alçak havuz medyasında ‘HDP Diyarbakır’da bitti’ diyecekler. Bunların yalanlarına alıştık. Fakat bunlara halen inananlar var. Sen Saray’daki zat sen başta olmak üzere. İş adamları, dışarıdan da adam getirebilirsin. Eşit adil koşullarda siz de Diyarbakır meydanına çıkın biz de çıkalım. El mi yaman bey mi yaman görelim. Cesaretiniz varsa çıkalım. Burada yürüme cesaretiniz var mı? Yürüyecek yüzleri yok. Halk meydanlara çıkmasın diye faşizmi en üst noktaya taşırıyor. Her bir arkadaşımız partinin yetkilisi sorumlusu gibi davransın. Mahalle mahalle örgütleneceğiz. Bu faşizme boyun eğmeyeceğimizi göstereceğiz. Ellerinde zor ve baskı araçları dışında hiç bir şey yok.

Kayyım atayacaksan Kadir Topbaş’a ata

Bir iktidar copla ayakta duruyor. Her şey yasak. Konuşmak yasak, yürüyüş yasak, siyaset yapmak yasak. Copla ayakta duran bir iktidar. Sayılıdır günleri. İlk seçim mi olur ilk kriz mi olur bilemiyorum. Biz darbecilerden yana değiliz. Demokratik siyaseti koruyarak iktidarı devireceğimize inandık. En güçlü ilerleyen biziz. Bizi durdurmaları imkansızdır. Demokratik barışçıl çerçevede 81 il ve ilçelerde nerde gücümüz varsa 5 kişi 10 kişi sokağa çıkacağız. Sokağa çıkmak meşrudur. Bu yasak değil. OHAL halka karşı uygulanmaz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Konuşmalarım bitmeden soruşturma açıyorlar. Bu ne hız. Madem bu kadar hızlısınız bütün katiller, terör destekçileri Ankara’da onları neden yargılamıyorsunuz? Biz de hukuk okuduk. Yargı çoğunluğu olduğunu biliyoruz. Onlara da sesleniyoruz. Melih Gökçek’in Fethullah Gülen’e yaptığı malikane orada duruyor. Parsel parsel Ankara’nın bütün arsalarını buna peşkeş çekmedi mi? Kayyım atayacaksan Kadir Topbaş’a ata. Adalet bakanı denen zat. Sen değil miydin buradan Gülen’e methiyeler dizen. Şimdi ‘aldatıldık’ diyor. O zaman istifa et. O zaman ‘Ben bakanlık yapamadım saf ve enayi biriydim de’ ve istifa et.

Halkçı belediyecilik yapanlar gözaltındalar

Allah bu dünyada da öbür dünyada da hesabını sorar burnunuzdan fitil fitil getirir. Bunların yolsuzluklarının haddi hesabı yok. Bazı belediye başkanlarının Türkiye’de parayı koyabilecek yerleri yok. Çin’de, İsviçre bankalarında aklınızın alamayacağı paraları yatıyor. Bunlar büyük vatanseverler olarak görevdeler. Halkçı belediyecilik yapanlar ise gözaltındalar. Biz bunu sindiremeyiz. Bu soysuzluğu, bu hadsizliği normalleştirmeye çalışıyorlar kabul etmeyin.

Temizliğin olması için uğraşıyoruz araçların önünü polisler kapatmış

Bu savaşın durması için devletin içinde bir sesin yükselmesi lazım. Biz her şeyimizi ortaya koymuşken devlet içinde de ses çıkması lazım. Yarın artık sesinizin çıkacağı fırsatta elinizden gidecek. Bütün mazlumlar el ele verip bu zulmü yenmeli. Biz başkanlarımız serbest bırakılana kadar ev ev mahalle mahalle ilçe ilçe dolaşacağız. Engelleyebilirler. Durmak yok. Şu mahallelerde insanların gözünde öfke var. Belediye başkanlarımız bütün kadrolarımız gece gündüz seferber olacak. Temizliğin sağlanması içinde dünden beri uğraşıyoruz. Bütün makine ikmalin önü polisler tarafından kapanmış durumda. Araçların çıkmasına izin verilmiyor. Sonra diyorlar halkı mağdur ediyorlar.

Türk Telekom ve özel şirketler yaptığınız suçtur

Kaç gündür internetler kesik. Sırf yaptığımız çalışmalar duyulmasın diye. İnsanlar mağdur. Acil hastalar sistem yok diye ilaç alamıyor. Türk Telekom ve özel şirketler sizin yaptığınız suçtur. Size verdiğimiz bütün paralar haram olsun burnunuzdan gelsin. Bir kuruştan bile hayır görmeyin. Fakir fukaradan aldığınız paradan hayır görmeyin. Halka sesleniyorum. Gidin dava açın şikayetçi olun. Acil hastalar sırf HDP’nin sesi duyulmasın diye mağdursunuz. Bunun sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır.

Bu çalışma size emanet

Bütün Diyarbakır halkı şu veya bu şekilde sesimizi duyacak. Biz 90’lardan beri bu şekilde çalışıyoruz. Ne telefon vardı ne başka bir şey. Engelleyemeyecekler. Ancak interneti, sosyal medyayı engelleyebilirler. Herkes genel başkandır. Herkes parti yöneticisidir. Zulme savaşa karşı ayaktayız diyeceğiz ve halkı örgütleme çalışması yürüteceğiz. Bu çalışma sizlere emanettir. Kadına dönük saldırıya da büyük bir çalışma ve direnişle cevap vereceksiniz. Bu çalışma size emanettir.”

Konuşmaların ardından halk “Direne direne kazanacağız”, “İrademe dokunma” sloganları attı. Ardından ise Selahattin Demirtaş ve beraberindekiler Cuma Namazı’na giderken, halk ise sloganlarla protestosunu sonlandırdı. Buna rağmen alanın etrafını çevreleyen yüzlerce polis iki genci gözaltına aldı.

(ekip/fç/rp)

Kozağaçlı: Tek yol direnmek

Eğitim emekçileri ile dayanışmak için düzenlenen gecede konuşan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, baskı ve hukuksuzluğa karşı örgütlenmek ve direnmek gerektiğine vurgu yaptı.

Hatay’da açığa alınan eğitim emekçileri ile dayanışma gecesi düzenlendi. Geceye çok sayıda yurttaş ve eğitim emekçisi katıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı katıldığı gecede Eğitim Sen Hatay Şubesi Müzik Grubu müzik dinletisi sundu.

Dinleti ardından Kozağaçlı, katılımcılara hukuki hakları konusunda bilgi verdi. Açığa alınan eğitim emekçilerinin direnmekten başka çaresi olmadığını dile getiren Kozağaçlı, şöyle konuştu: “Bu sorunu hukuk ile çözebileceğimize inanmak yeterli değil ve olmayacaktır. İsterseniz Anayasa Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, nereye istiyorsanız oraya gidelim. Çözüm olmayacaktır. Tek yol direncimizin kırılmaması. Çünkü bu bir süreç ve siyasal iktidar büyük bir oyun oynuyor. Hükümet politikası açık. Tüm kesimlere saldırmak. Herkesi sindirmek. Bununla mücadelenin yolu da hukuksuzluklara karşı direnmek ve örgütlenmektir. Özlük haklarınız için direnmek. Sendikal haklarınız için direnmek.”

Gece yeniden müzik dinletisi ile son buldu.

(akl/ns)

Alevi Bektaşi Federasyonu -ABF- yeni başkanını seçti

ABF’da (Alevi Bektaşi Federasyonu) bugün yapılan GYK toplantısında alınan karar sonucu yeni Genel Başkan Muhittin Yıldız oldu. Eski Genel Başkan Baki Düzgün’ün hangi gerekçe ile görevden ayrıldığı konsunda ABF’den henüz bir açıklama gelmezken, yeni alınan karar sonucu görev dağılımı şu şekilde oldu;

1- Muhittin Yıldız / Genel Başkan
2- Ali Aktaş / Genel Sekreter
3- Narin Karahan / Mali Sekreter
4- Aydın Deniz / Eğitim Sekreteri
5- Zeynal Odabaş / Örgütlenme Sekreteri
6- Sevim Yalıncakoğlu / Kadın Örgütlenme Sekreteri
7- Ayten Gülsever / Demokratik Kitle Örgütleri Ve Siyasi Partilerden Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
8- Nurettin Aksoy / İnanç Ve Kültür Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
9- Yılmaz Demirdelen / Hukuk Ve Dış İlişkilerden Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
10- Ali Haydar Yetim / Arge Ve Projeden Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
11- Bülent Kaya / Basın Ve Yayından Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
12- Fazlı Aslan / Gençlikten Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
13- Hasan Gülüm / Örgütlenmeden Sorumlu Gnl. Bşk. Yrdm.
14- Coşkun Beğen / Ege Sorumlusu
15- Mustafa Can / Marmara Ve Trakya Sorumlusu