Ana Sayfa Blog Sayfa 6187

Husna Canê’nin Hikayesi ve Vasiyeti

Husna Canê şarkısını artık çoğumuz biliyoruz. Ama Husna’yı tanımıyoruz. Kimin kızı, nereli, neden öldü, üzerine neden bu şarkı yakıldı, kaç yaşındaydı gibi soruların yanıtlarını bilmiyoruz. İşte bu nedenle Husna’nın kardeşi Îwkî Momadî Harçke’nin yanına gittik. Almanya’nın Wuppertal kentinde görüştüğümüz Opî Îwik, bize Husna’yı ve ailesini anlattı…

Önce ailenizi tanıyalım… Kaç kardeştiniz, Husna kaçıncıydı?

Biz 10 kardeşiz. En büyüğümüz Husna idi. Sonra sırayla ben, Donê, Sawê, Zöre, Maraş, Qalender, Hemo, Husna ve Fotê geliyor. Annemin adı Zebê, babamın adı Momadî Harçke’dir. Biz Kürecik’in Bakiron (Bekiruşağı) köyündeniz. Köyümüz Kürd ve Alevi’dir.

Husna ne zaman doğdu? Fotoğrafı olmadığı için fiziğini de anlatır mısınız?

Husna, 1937’de Bakiron’da doğdu. Kürd ve Alevi geleneklerine göre büyüdü. Çok güzel bir yüzü vardı. Boyu 1.75 civarında ve zayıf bir kızdı.

Kistikan’a Gelin Gitme Öyküsü

Şarkıda Elbistan’ın Kistikan köyünün adı geçiyor. Eşimi Kistikan köyünden miydi?

Ablam daha yaşarken gençler üzerine şarkı yazıyordu. İsteyeni çoktu. Hatta babam Kepezuşaklı Bobê’nin torununa söz de vermişti. O ailenin gelip isteyeceği gün Îwkî Kistikî bir grup insanla bizim eve geldi. Yıl 1956. Yanlarında Hemî Toze de vardı. Hemî Toze ermiş bir insan olduğu için herkes biraz da korkardı. Orada, Îwkî Kistikî „Husna’yı oğlum Emirxan’a istiyoruz“ dedi. Babam, „Bobê gile söz verdim“ dedi. Bobê de ailesiyle gelmişti.

Hemî Toze, „Îwo’nun oğluna vereceksin“ dedi. Benim dedem ölmüştü, nenem de başkasıyla evlenmişti. Onu da getirmişler. O nenem de babamın ayaklarına sarıldı, „Hemo burada. Çocuğum olmuyor. Kızı Îwkî Kistikî’ye verirsen Hemo bana oğlan verecek. Yoksa ocağım kör olacak“ dedi. Babamı ikna ettiler. Bobê de kalktı ve „Gelinimi elimden aldınız“ diyerek müsaade istedi ve evden gitti.

İşkenceli 6 Ay

Husna ne dedi o zaman?

Husna, „Emirxan’ı almam. Deli biridir“ dedi ama aileyi ikna edemedi. 1956’da evlendiler. Düğünden sonra Kistikon köyüne gitti. Husna, daha evlenmeden gençler üzerine şarkı yazmıştı. „Wan fîstonon la xa maka/Ba sar xa do mezi maka“ diye uzayan bir şarkı… Emirxan, kıskanç birisiymiş. Gençler bunu kızdırmak için bu şarkıyı söylüyor, bu da gelip evde Husna’yı dövüyormuş. Bir değil, üç değil…

4 ay boyunca Husna’yı dövmüş, eve hapsetmiş. Husna, bizim eve gelmek isteyince izin vermemiş. Bizim de bundan haberimiz yok. Sonra birgün baktık Husna kaçıp geldi. Yaşadıklarını anlattı. Hepimiz Husna’yı sahiplendik. Sonra Emirxan atla geldi ve „Karımı verin“ dedi. Babam Emirxan’ı kovdu.

Sonra Emirxan’ın babası geldi. Husna ve babamla konuştu ve onları ikna etti. Husna tekrar Emirxan’ın yanına gitti. Aynı baskı ve işkence devam edince Husna hastalandı. 6 aylık bir gelindi.

Husna’nın Son Vasiyeti

Bu işkenceyi siz duydunuz mu? Sizin tavrınız ne oldu?

Babam Husna’nın hastalığını duyunca Husna’yı Malatya ve Elbistan’a götürdü. Doktorlar, „Menenjit“ dediler. Kız sıkıntıdan, baskıdan hasta düştü. Doktorlar çare olmadı. Hastalandıktan 3 ay sonra yaşamını yitirdi.

Ölmeden önce babam bizim eve getirdi. „Wa mi doya dinakî“ (Siz beni bir deliye verdiniz) diyordu. Ölmeden önce babamdan rica etti. „Zorla birşey yapmayın. Kız olsun, erkek olsun herkesi istediğine verin“ dedi. Bu onun son vasiyeti oldu.

Husna Canê

Wan fîstonon la xa maka

Ba sar xa do mezi maka

Emre min î 15 soli

Da dû xa do tavo maka

 

Wara lê lê Husna Canê

Husna bûka Kistikanê

Dona Kistikon ba 6 monê

Wara lê lê dard gironê

 

Çi kiriye çi kiriye

Fîstonekî sur kiriyê

Fîstonî ta sarî ta bixwa

Lowike xalke din kiriye

 

Kariyak pazî min la karte

Bêrîciye xa la hambar te

Ku dilî mariyon la hav du bû

Re û yolax bar vî hav te

 

* Bu röportaj 2010 yılında Almanya’nın Wuppertal kentinde Husna’nın kardeşi Îwko’nun evinde yapıldı.

Halk Belediye önüne akın ediyor

Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması ve belediye binasının polis tarafından işgal edilmesi üzerine halk ve seçilmişler buraya akın ediyor. Kitlenin sayısı her geçen dakika artarken, ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları yükseliyor 

Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Fırat Anlı ile Gültan Kışanak’ın polisler tarafından gözaltına alınmasının ardından ablukaya alınan belediye binasında arama sürerken, halk ve seçilmişler belediye binasına akın ediyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, belediye personeli ve çok sayıda yurttaş belediye önüne gelerek bekleyişe geçti. Kitlenin sayısı her geçen dakika artarken, belediye binası önünde açıklama yapan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, DTK, KJA, DBP ve HDP’nin alanlarda olacağını belirterek, “Direneceğiz, kazanacağız” dedi. Tuncel, Amed halkını yarın saat 11.00’de belediye binası önünde olmaya çağırdı.

Baluken Vali ile görüştü

Belediye önünden “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganı, alkış ve zılgıtlar yükseliyor. Büyükşehir Belediyesi’nden ise tüm çalışanlara SMS gönderilerek, belediyeye sahip çıkılması çağrısı yapıldı. HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in ise baskınla ilgili Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy ile görüştüğü belirtildi. Görüşmenin içeriğine dair bilgi elde edinilemedi.

CMK 119’a rağmen tüm bina aranacak

Polislerin, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan otopark dahil tüm belediye yerleşkesinde arama kararı aldığı öğrenilirken, belediyenin avukatları karara itiraz ederek, bunun CMK 119’uncu maddeye aykırı olduğunu söyledi. Belediyenin tüzel bir kurum olduğunu belirten avukatlar, sadece gözaltına alınan belediye eşbaşkanlarının makam odasında arama yapılabileceğini, diğer birimlere girilemeyeceğini söylemesine rağmen polis aramalara başladı.

İçeri kimse alınmıyor

Aramanın yapıldığı binaya girmek isteyen Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zülküf Karatekin’e polisler engel oldu. Polisler, belediyenin resmi avukatları dışında kimsenin içeri alınmayacağını söyledi.

Kışanak ve Anlı’nın evindeki aramalar sona erdi

Öte yandan Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın Peyas (Kayapınar) ilçesindeki evlerinde polis araması sona erdi. Konuya ilişkin bilgi veren belediyenin avukatlarından Cihan Aydın, “Arama bitti, şu an tutanak tutuluyor. Bize okunan gözaltı gerekçesinde hiçbir somut bilgi yok” vurgusu yaptı.

Kaynak: DİHA

Gültan Kışanak ve Fırat Anlı gözaltına alındı

Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, gözaltına alındı

Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, bu akşam polislerce gözaltına alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca PKK’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı alınan eş başkanlardan Gültan Kışanak Diyarbakır Havalimanı’nda, Fırat Anlı ise evinde gözaltına alındı. Gözaltına alınan Kışanak ve Anlı’nın evlerinde polis araması yapılıyor.

Havalimanı’nda gözaltına alınan Gültan Kışanak Ankara’dan dönüyordu. Kışanak, 15 Temmuz askeri darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda bugün dinlenmişti. Komisyon’da dinlendikten sonra uçakla kente dönen Kışanak’ın uçağı kente iner inmez havalimanında gözaltına alındığı öğrenildi.

Belediyede darbe görüntüsü

Eşbaşkanların gözaltına alınması ile eş zamanlı olarak polisler Büyükşehir Belediyesi’ne de baskın yaptı. Çok sayıda çevik kuvvet ve özel hareket polisi ile beraber TOMA ve akrep tipi zırhlı araçlarla belediye binası abluka altına alındı. Binaya girmek isteyen belediye çalışanları polisler tarafından engellendi. Çalışanlar ile polis arasında gerginlik yaşanırken, baskının gerekçesine dair herhangi bir bilgi verilmedi. Belediye binasının çatısına ve her katına ellerinde uzun namlulu silahlarla bulunan özel harekat polisleri yerleştirildi. Baskının haber alan HDP Amed Milletvekili Feleknas Uca ile Amed Baro Başkanı Ahmet Özmen de belediye önüne geldi.

HDP’li Toğrul: 10 Ekim sanığı yargısız infazla mı susturuldu?

HDP Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde IŞİD’e ilişkin birçok dosyada ortak isimlerin bulunduğunu ve birçok eylemin istihbarat birimlerince önceden bilindiğini belirterek, gerekli önlemlerin neden zamanında alınmadığını sordu.

Toğrul, 16.10.2016 tarihinde Gaziantep’te IŞİD üyesi iki canlı bombanın kendilerini patlatarak 3 polisin yaşamını yitirmesine, 8 kişinin de yaralanmasına neden olduklarını hatırlatarak, “Defalarca Antep’te cihadist örgütler büyük katliamlar yapabilir şeklindeki uyarılarımıza rağmen kimi hükümet yetkililerinin ve yerel yöneticilerin ‘Siz kentin imajını bozuyorsunuz’ serzenişinin ne kadar yersiz ve temelsiz olduğu görülmüştür. Kentin değişik mahallelerinde çok fazla uyuyan IŞİD terör örgütü hücresi olduğu ve yüzlerce çetesinin yaşadığı ve her an kendilerini canlı bomba olarak patlatabilecek ve polis ile çatışabilecek kadar kentin birçok mahallesine yayılmış olduklarını 16 Ekim günü kentimizde yaşadığımız olaylardan da görmüş olduk” dedi.

Gaziantep Valisinin, IŞİD’e yönelik operasyonlarla ilgili yaptığı açıklamalarda kullandığı dilin sorunlu olduğunu vurgulayan Toğrul şu ifadeleri kullandı: “Valinin daha önce IŞİD’e ilişkin yapılan operasyonlarda bir IŞİD üyesine ‘bey’ demesi, yine IŞİD’li terörist olan Hacı Ali Durmaz’ın ismini Hacer Durmaz olarak söylemesi ve son olarak teröristin komşulara zarar gelmesin diye kendini karşı binada etkisiz hale getirdi açıklamaları oldukça manidardır. 16 Ekim günü kendisini patlatan söz konusu şahıs olan Mehmet Kadir Cebael’in, Ankara Barış Mitingi Katliamının yaşayan sanıklarından olması ve yargılandığında kritik itiraflarda bulunabilecek ve önemli ipuçlarına ulaşılma durumunun yok edilmiş olması düşündürücüdür. 10 Ekim 2015 Ankara Katliamının aranan sanıklarından birisi olan Cebael’in sağ ele geçirilmek yerine ölmüş olması kamuoyunun kafasında bir 10 Ekim sanığının daha sonsuza dek susturulmuş olduğu hissiyatını yaratmıştır.”

10 Ekim sanığı yargısız infazla mı susturuldu?

Mahmut Toğrul, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

“1- IŞİD terör örgütünün 2015-2016 yıllarında yapmış olduğu katliamlardan kaynaklı şu ana kadar kaç kişi gözaltına alınmış, bunlardan kaçı tutuklanmış ve ceza almıştır? IŞİD’e dönük yapılan gözaltı ve tutuklamaların kaç tanesi Gaziantep’te yapılmıştır?

2- Türkiye sorumlularından olduğu iddia edilen Mehmet Kadir Cabael, 20 Ağustos’ta Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde, bir Kürt düğününde IŞİD tarafından yapılan, çoğunluğu çocuk olmak üzere 57 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın planlayıcısı mıdır?

3- Türkiye’de süren IŞİD dosyalarının birçoğunda ortak isimler olmasına rağmen ve kamuoyuna da yansıdığı üzere yapılan birçok eylemin önceden istihbarat birimleri tarafından biliniyor olmasına rağmen gerekli önlemler neden zamanında alınmamaktadır?

4- Cabael’in Ankara Barış Mitingi katliamı iddianamesinde yer alan sanıklardan birisi olduğu biliniyor olmasına rağmen bir yıldan aşkındır bu kadar rahat elini kolunu sallayarak dolaşması istihbarat zaafı değil midir?

5- Ankara Barış Mitingi katliamı iddianamesinde yer alan ve 16 Ekim günü çocuğu ile birlikte gözaltına alınan Gülistan Cabael ile ilgili herhangi bir soruşturma yürütülmüş müdür? Yürütülmüş ise ne durumdadır? Yürütülmemiş ise neden yürütülmemiştir?

6- IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki yapılanmasında yer alan 3 kilit ismin (Yunus Durmaz, İbrahim Halil Durgun ve Mehmet Kadir Cabael) şu ana kadar yapılan tüm katliamların sorumluları olmaları ve sağ ele geçirilmek yerine ölmüş olmaları şu anda süren soruşturmaların selametine gölge düşürmemekte midir?

7- Gaziantep Valisi’nin, “Polisimiz, kendisi henüz bombayla ilgili etraftaki ev sahiplerine ve komşularının zarar görmemesi için bulunduğu karşı inşaattan kendisini etkisiz hale getiriyor” açıklamaları 10 Ekim sanığının yargısız infazla susturulduğunun itirafı mıdır?”

Kılıçdaroğlu: Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, herkesi içeri attı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında darbe girişimi sonrası hak ve özgürlükler konusunda yaşanan tabloya dönük tepkisini “Darbeyi AKP yaptı, herkesi içeri attı” sözleriyle dile getirdi. Kılıçdaroğlu, Kürtlere dönük yaklaşımını ise “Türkiye ordusunun peşmergenin denetimine girmiş olması ağırıma gidiyor” sözleriyle gösterdi.

Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’ye ve başkanlık sistemine ilişkin eleştirilerde bulundu. Konuşmasında öncelikli olarak Türkiye’nin ekonomik durumuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, iktidar yetkililerinin hatırlattığı ‘Dolar’a bu kadar odaklanmayın’ şeklindeki sözlerine “Ya her şeyi Dolar’a bağlayan sizsiniz” diyerek yanıt verdi.

Yine hükümetin başlattığı faiz tartışmalarına da değinen ve faizlerin indirilmesi konusunda destek vereceklerini belirten Kılıçdaroğlu, seçim meydanlarında bu sözü verdiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi tefeci faizden ancak CHP kurtarabilir. Başbakan; ‘Bankalara sesleniyorum tefeci faizleri indirin’ diyor. Gören sanır ki CHP iktidarda, kendisi muhalefet. Sen neden şikayet ediyorsun? Senin hakkın yok ki. Sayın Cumhurbaşkanı da faizlerden şikayetçi. Eee indirin kardeşim, biz mi engelledik? Siz faizleri yüzde 1’e indirirseniz, vallahi de billahi de destek vereceğiz. Ama abileri izin vermiyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu ardından dış politika üzerinde durdu. Erdoğan’ın daha önce Rusya’nın kendisinden El Nusra’yı Halep’ten çekme konusunda ricada bulunduğu yönündeki sözlerinin hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu konuda şunları söyledi:

“Çavuşoğlu bu toplantıdan ayrıldı açıklama yaptı; ‘Terörist El Nusra Halep’ten derhal ayrılmalı’ Bunu 15 Ekim’de söyledi, 19 Ekim’de ise Cumhurbaşkanı ‘Putin beni aradı, bana dedi ki Halep’in dışına El Nusra’yı çıkarın. Ben de arkadaşlarıma talimat verdim, El Nusra derhal çıksın’ dedi. Bu ne demektir? Terör örgütünü desteklemek demektir. Türkiye bugüne kadar gerek içeride gerek dışarıda meşru olmaya hep özen göstermiştir. Türkiye tarihinde ilk defa bir Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi terör örgütüyle ilişkilendirildi. Yarın bunları soracaklar, o silahlar kime gönderiliyordu? Cevabı açık, El Nusra’ya gönderiyorlar.”

İsim vermeden Zarok TV’yi hatırlattı

Konuşmasında gazetecilerin, aydın ve yazarların tutuklanmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, gerçek bir darbenin yürürlükte olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, Fransa Türkiye OHAL’lerini de şöyle kıyasladı:

“Fransız bakan diyor ki; ‘Bizim OHAL’imiz sizinkinden farklı’. Bizimki de diyor ki; ‘Hayır aynı’. Elin bakanı bizim ülkeyi Çavuşoğlu’ndan daha iyi tanıyor. Fransa’daki OHAL, KHK çıkarma yetkisi vermiyor. Dışişleri Bakanı’nın bundan haberi yok. Fransa’daki OHAL mala mülke el koyma yetkisi vermiyor, bizde yüzlerce binlerce kurum devlete devredildi. Fransa’daki OHAL yetkisi hükümete kayyum atama yetkisi vermiyor, biz de her kuruma neredeyse atandı. Fransa’daki OHAL işten adam atma yetkisi vermiyor bizde 28 bin öğretmen bir KHK ile işten atıldı. 93 bin personel görevden uzaklaştırıldı, 59 bin kişi işten çıkarıldı. Fransa ile ne ilişkisi var? Fransa’daki OHAL’de gazetecilerin tutuklanması, aydınların kovulması söz konusu değil. Bizde topluca yakalandı ve hapse atıldı. Ya türkü söyleyen radyoyu kapattılar, çocuk televizyonunu kapattılar. 200 gazeteciyi gözaltına aldılar, 26 yayınevi kapatıldı. Gerçekten merak ediyorum, ya sen BM’ye temsilcin tarafından verilen mektubun ne olduğunu bilmiyor musun? Sizdeki OHAL ile bizdeki aynı diyor, ya imzaladığın metine bir bak kardeşim. Neler yazıyor biliyor musunuz? Toplamda 3 biz 13 maddeye çekince koyduk. Bakın bizim çekince koyduğumuz ama Fransa’nın koymadığı iki madde söylüyorum: ‘Tutuklananlara insani bir biçimde davranmak’ biz buna çekince koymuşuz. Ben gözaltındakilere insani davranmayacağım, işkence yapacağım diyor. Olacak şey değil. ‘Adil yargılanma’ya da çekince koymuşuz. Bunları topluca mahkum edeceğiz diyorlar. Ben de bunları yapamazsınız kardeşim diyorum. Ben bu ülkede özgürlük istiyorum.

Necmiye Alpay, 12 Eylül’de de hapisteydi şimdi de hapiste. Bu dönemin 12 Eylül’den hiçbir farkı yoktur. Aslı Erdoğan niye cezaevinde? Dünya çapında yazar. Binali Bey’e söyledim. Bu kadar gazeteciyi, akademisyeni içeri atarsanız Türkiye’de kimse darbe girişimi olduğuna inanmaz, aksine ‘Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, yüzlerce gazeteci, aydın, yazar, asker, memur içeri attı’ derler. Herkesi cezaevine atıyorlar. Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, herkesi de cezaevine attı. Gücü garibanlara yetiyor, öğretmene, memura, öğrenciye, gücü onlara yetiyor.”

Güney Kürdistanlı siyasileri küçümsedi

Konuşmasında Başkanlık taleplerini eleştiren ve bu konuda MHP’nin desteğine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz gecesi hayatını kaybedenlerin, “Erdoğan başkan olsun” diye hayatını kaybetmediğini söyledi.

Yapılan “Peşmerge izin verdi biz de girdik” sözlerinin ağrına gittiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Güney Kürdistanlı siyasileri şu sözlerle küçümsedi: “Diyorlar ki, Peşmerge TSK’nın girmesine izin verdi. Peşmerge açıklama yapıyor, izin vermediklerini söylüyor. Ağrıma giden ne biliyor musunuz? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti ordusunun peşmergenin eline verilmiş olması. Eskiden Ortadoğu’da sorun çıksa başvurulan ülke Türkiye’ydi, şimdi sorunun kaynağı Türkiye. Bir tane kabile reisi Türkiye’yi eleştirebiliyor.”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın başkanlık ısrarına ilişkin ise “Bu ısrarı daha önce Hitler’de göstermişti, dünyayı kana buladı” ifadelerini kullandı.

(kk/öç)

Kışanak: HDP’nin barajı geçmesi darbeyi geciktirdi

Darbe Komisyonu’nda dinlenen Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, 7 Haziran’da HDP’nin barajı geçmesinin darbeyi bir yıl geciktirdiğini söyledi. Kışanak, KCK operasyonları, Habur, vekillerin veto edilmesi, Oslo ve Roboski’nin de araştırılmasını istedi.

Meclis 15 Temmuz Darbe Komisyonu, hafta sonu arasının ardından çalışmalarına kimi isimlerin dinlenilmesiyle devam etti. Komisyon bugün Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak ve gazeteci Nedim Şener’i dinledi.

Büyükanıt gelmedi

Komisyonun bugün dinleyeceği isimler arasında bulunan Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt da vardı, ancak Büyükanıt sağlık sorunlarını gerekçe göstererek toplantıya katılamayacağını bildirdi.

Komisyonda dinlenen Kışanak, milletvekillerinin sorularına geçilmeden önce kısa bir sunum yaptı. Konuşmasına 1980 darbesi mağduru olduğunu hatırlatarak başlayan Kışanak, “Darbenin ne demek olduğunu; dinleyerek, okuyarak değil, yaşayarak öğrenmiş biriyim” diyerek, her türlü darbeye karşı net bir duruşu olduğunu söyledi.

‘KCK operasyonlarından başlanmalı’

2009’da çözüm sürecinin konuşulduğu dönemde KCK operasyonlarının başlatıldığını anımsatan Kışanak, “Paralel devlet yapılanmasının gerçek yüzünü ortaya çıkarmak istiyorsak başlamamız gereken yerlerden biri de KCK operasyonlarıdır. ‘Bu operasyonları kim yaptı, nasıl yaptı’ sorgulanması gerekir” dedi. KCK operasyonları döneminde hükümeti defalarca uyardıklarını ve yaşanılanların darbe olduğunu söylediklerini anlatan Kışanak, “İktidar sözlerimizi dinlemedi, tam tersi operasyonlara sahip çıktıklarını beyan etti” diye konuştu.

Roboski, Habur ve Oslo da araştırılsın

Kışanak, sadece KCK operasyonlarının değil Habur’da barış grubu üyelerinin tutuklanmasının, 2011 seçimlerinde kimi isimlerinin milletvekillerinin veto edilmesinin, Roboski katliamı, Oslo görüşmelerinin servis edilmesinin de komisyon tarafından araştırılması gerektiğini kaydetti. Tüm bu yaşananlar konusunda hükümete defalarca çağrıda bulunduklarını, soru sorduklarını aktaran Kışanak, bu çağrılarının kulak ardı edildiğini belirtti ve “Şimdi geri dönüp Fetullahçı örgüt yaptı demek durumu kurtarmıyor, o dönem neden bunlara sahip çıkıldı, açığa çıkartılmalı” dedi.

Dumanlı görüşmesi kapalı gizli bir görüşme değildi

Komisyonda Kışanak’a kapatılan Zaman Gazetesi’nin eski Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ile 2015’te yaptığı görüşme ve cemaat-HDP işbirliği iddiaları da soruldu. Komisyon Başkanı Reşat Petek, soruyu sorarken, cemaate yakın gazetelerin bu görüşmeden sonra HDP’yi desteklemeye başladığını iddia etti.

Kışanak, Dumanlı ile yaptığı görüşmenin gizli olmadığını, ortamda 15-20 kişi bulunduğunu belirterek, “Benim Dumanlı dışında, Fethullahçı yapılanmayla ilişkili herhangi bir kişiyle selam vermişliğim, selam almışlığım yoktur” dedi. Amed Belediye Başkanı olarak pek çok kişiyi misafir etmek durumunda kaldığını söyleyen Kışanak, Dumanlı’nın da bu kapsamda belediyede ağırlandığını ifade etti ve şunları söyledi: “O gün kurum dışındaydım, özel kalemi ve basını arayarak 5 dakika belediyeyi ziyaret etmek istediklerini söylemişler. Uygun olmadığımı basından arkadaşlara söyledim. Ama çok ısrar edince, bir gazeteci olarak, bir gazeteciyi reddetmenin doğru olmadığını düşündüm ve kabul ettim. Özel bir randevu, arka kapı, gizli görüşme söz konusu değil. Belediyenin iki kapısı var. Biri misafir, biri personel girişi. Bütün misafirler aynı kapıdan girer, onlar da misafir girişinden girdi.”

Söz konusu görüşmede, Dumanlı’ya, kendi yayın organlarının barış sürecini sekteye uğrattıklarını söylediğini ifade eden Kışanak, Dumanlı’nın kendisine “Hükümet bizi kandırdı” dediğini de söyledi.

“Diyarbakır Belediyesi olarak darbeyi önlemek için ne yaptınız” sorusunun da yöneltildiği Kışanak, “Kolorduda ne oluyordu, kim ne yaptı? Bunları iktidara ve iktidarın kurumlarına sorun. Ben yerel bir yönetici olarak Diyarbakır’da bir hareketlilik olmadığını söyleyebilirim” yanıtını verdi.

CHP Milletvekili Aytun Çıray’ın, “Dumanlı size PKK’ye sızan istihbarat elemanlarının listesini verdi mi?” sorusu ise salonda tansiyonu yükseltti. Sorunun algı operasyonu olduğunu belirten Kışanak, “Dumanlı’nın 20 kişinin içinde 20 kişilik MİT ajanı listesi verdiğine inanmak akla ziyan bir durum” dedi.

‘Darbe gerçekleşseydi ben hayatta olmayacaktım’

Cevaplarında sık sık hükümetin sorumluluğuna dikkat çeken Kışanak, hükümetin en hafif tabiriyle, ihmali bulunduğunu söyledi. “Paralel devlet yapılanması” ifadesini ilk kez kendilerinin kullandığını, KCK’nin darbe olduğunu ilk kez kendilerinin söylediğini ve hükümeti uyardıklarını belirten Kışanak, “40 yıllık beraberlikleri olanların 40 dakikalık görüşmeye neden bu kadar tahammülsüz olduklarını anlamak güç” dedi.

Cemaatten bir isimle yapılan tek bir görüşmeden “FETÖ-HDP işbirliği” çıkmayacağını belirten Kışanak, “O darbe gerçekleşseydi bugün hayatta olmayacak kişilerin başında ben geliyorum. En başta ben araştırılmasını istiyorum” dedi.

‘HDP’nin barajı aşması darbeyi geciktirdi’

Gülen cemaatinin 2009’dan 2015’e kadar barış sürecini akamete uğratmak için uğraştığını söyleyen Kışanak, “Bugün eğer oluk oluk kan akıyorsa demek ki başarılı olmuşlar” dedi. Kışanak, 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı geçmiş olmasının darbeyi bir yıl geciktirdiğini ifade ederek, “Ülke bir yıl önce kan gölüne dönseydi daha mı iyi olurdu?” ifadesini kullandı.

(hd/rp)

Şırnak Valiliği il genelinde toplu kepenk kapatmayı yasakladı

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, kamu düzeni ve kamu güvenliğinin temini, vatandaşların huzur ve güven ortamı içerisinde yaşamaları, ekonomik hayatın sürdürülebilir şekilde devamı sağlamak amacıyla il genelinde bazı tedbirlerin alınması gerektiği belirtildi. Bu çerçevede özellikle il sınırları içinde yürütülen operasyonlar bahane edilmek suretiyle; zaman zaman işyerlerinin çeşitli provokatif ve yasadışı saik ve yönlendirmelerle toplu olarak kapatıldığının tespit edildiği belirtilen açıklamada, “İşyerlerinin toplu biçimde kapatılmasının halkın günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştırarak huzur ve sükûnunu bozduğu, kişilerin güvenlik, dirlik ve esenlik içinde günlük ihtiyaçlarını sağlamak suretiyle sağlıklı yaşamasını önemli ölçüde zafiyete uğrattığı tespit edilmiştir” denildi.   Anayasa’nın 167’inci maddesi ve İller Kanunu’nun 11’inci maddelerine de atıfta bulunan Şırnak Valiliği açıklamasının sonunda şöyle denildi:   “Bu itibarla, kamu düzeninin korunması için yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesi hükmü gereğince ilimiz sınırları içinde bulunan işyerlerinin toplu olarak kapatılmasının yasaklanması, aksine davranılması halinde mevzuat çerçevesinde adli ve idari işlemler yapılması, bu kararın ilanen tüm vatandaşlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına tebliğ edilmesi Valilik Makamının 25.10.2016 tarih ve 2016/733 sayılı Olur’ları ile uygun görülmüştür. Bu karar yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.” 

Türk devletinin mülteci politikası

Suriye savaşı  aynı zamanda  Türkiye’ye  bir mülteci sorunu olarak yansımıştır. Resmi açıklamalara göre 3 milyon Suriyeli mülteci Türkiye’de bulunmaktadır.

Mültecilik, bilindiği gibi,  genellikle savaşların, toplumsal saldırıların veya afetlerin sonucu yaşanan bir dramdır. Bununla birlikte mültecilik, insani anlamda, hiç kimsenin  yaşamasının arzu edilemeyeceği, derin ve kalıcı  izler bırakan  acılı    bir süreç ve sonuçtur. Ancak dünyanın  tüm egemenleri, çıkarlarına bağlı olarak, halkların bu türden acılı süreçler yaşamalarını dikkate almazlar. Onlar için insanların yaşadıkları değil, kendi politik hesapları esastır.

Devam eden Suriye savaşı  bölgenin ve dünyanın haramilerinin çıkar çatışması soncunda ortaya çıkmıştır.  Bu savaşın da yarattığı  büyük bir  mülteci dramı yaşanmaktadır bugün.  Belirtilen sayıda, Suriyeli mülteci  Türkiye’nin değişik alanlarında  yerleştirilmiştir.

Suriyeli  mülteciler,  bugünlerinin ve geleceklerinin karartıldığı ve kendi iradeleri dışında yaşamak zorunda bırakıldıkları bu dramlardan sorumlu değillerdir. Tam tersine onlara ‘kucak açtığını’ ileri süren Türk devleti, Suriyeli mültecileri  kendi  kahredici asimilasyoncu politikalarının malzemesi yaptığı için esas sorun devletledir.

Türk ulusu yaratma sürecinde Türk devletinin mülteciler konusunda sürdürdüğü  temel-stratejik politika ve bunun üzerinde sahip olduğu tecrübeler,  Suriye savaşından da gündemleştirilerek pratik olarak uygulanmaya başlanmıştır. Suriye savaşı başladığında, hatırlanacaktır,  gelen mültecilere karşı ilk başlarda kaygılı bir tutum yaşanmıştır. Birçok yerde mülteciler dövülmüş, kovulmuş, saldırıya uğramışlardır. İşin daha ilginç olanı ise devlet bu saldırıların hiç birisini önlemeye çalışmamış, hatta bazı yerlerde göz yummuştur. Çünkü ilk dönemlerde daha çok Avrupa ülkeleriyle mülteciler üzerinde pazarlıklar devam ediyordu.  Ayrıca Türk devleti ve RTE, Esat’ın yıkılabileceğini ve Suriye’yi bir bütün olarak kendi denetimi altına alabileceğini hesaplıyordu.

Mülteciler konusunda Avrupa ülkelerinde para kopartan RTE ve Türk devleti,  o andan sonra mültecilere ‘asil vatan evlatları’ olarak bakmaya başladı. Onları korumaya,  daha uygun ve geniş imkânlarla donatmaya, yöneldi.  Çok sürmedi, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi gündeme geldi ve açık açık Suriyelilerin Türkiye’nin sosyal dokusuna uygun oldukları, bunlara vatandaşlık verilerek  daha güçlü
bir Türkiye yaratılacağı anlatılmaya başlandı.  Öyle ya vatandaş yapılacak olan mültecilerle  nüfusu yüz milyona yaklaşmış   ve Türk İslam özellikleri zayıf olan veya sorun çıkartan unsurlardan(Alevilerden, Kürtlerden demokrasi güçlerinin toplumsal tabanında)  arındırılmış  bir Türkiye,  daha  büyük ve daha güçlü olacaktır,  diye hesap yapıyor,  devlet aklı denen akılsızlık.

Yani Türk devleti, Suriye’de gelen mülteciler vasıtasıyla Türkiye ve Kürdistan’ın sosyal dokusunu değiştirerek, henüz tamamlanamamış olan, toplumu Türkleştirme ve Sünnileştirme operasyonunu gerçekleştirmektedir.  Türkiye’de bulunan Alevilerin yerleşim yerlerine Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesinin temel nedeni budur. Kürdistan’da şehirlerin yerle bir edilerek Kürt halkının kadim topraklarında sökülüp atılmak istenmesinin bir nedeni de budur.

Türk devleti ve RTE ekibi,  bir yanda  Türkiye’yi muhalif toplumsal kesimlerden, Alevilerden ve Kürtlerden, demokrasi güçlerinden temizlemek için Suriyeli mültecileri değerlendirmektedir. Aynı zamanda  Avrupa devletlerine karşı Suriyeli mültecileri göndereceğine dair kozunu kullanmaya devam etmektedir. Avrupa devletleri ise çok garip bir biçimde bu şantajı dikkate almakla kalmamakta,  daha kötüsünü yaparak, bu şantaja boyun eğmekte ve Türkiye’nin insan hakları ihlallerine, muhalif odaklara yönelik faşist saldırılarına göz yummaktadırlar.

Hâlbuki Türk devleti, hiç bir biçimde, mültecileri başka bir yere göndermeyecektir. Yani Avrupa devletleri, hiç bir yardımda bulunmasa ve   ‘tamam  mültecileri bize  gönderin’ dese bile RTE,  bu mültecileri göndermeyecektir. Çünkü mülteciler, Türk devletinin  ve RTE’nin kişisel ikbalinin garantisi durumundadırlar. Türk devleti ve RTE,  mülteciler vasıtasıyla Türkiye’de toplumsal bir mühendislik yapmaktadır. Suriyeli mültecileri muhalif toplumsal kesimlerin olduğu yerlere yerleştirerek, hem  muhalif toplumları azaltmakta, ortada kaldırmakta;  hem de kendi dayanağı olacak olan Suriyelilere  yer açmaktadır. Böylece Alevilerin Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde ayrılması sağlanarak ve  Suriyeliler yerleştirilerek, toplumsal doku değiştirilmiş olacaktır.

RTE’nin rüyasını gördüğü ve gerçekleştirmek istediği Türkiye, Kürdistan ve bölgede, Alevilere, Yezidilere yer olmayacaktır. Aleviler ve Yezidiler, her yol ve yöntemle  kadim tarihten beri yaşadıkları bu topraklarda bir daha dirilmeyecek şekilde yok edilmek istenmektedirler. Bugün Türk devleti ve RTE,  bu politikalarını mültecileri kalıcı olarak bu topraklara yerleştirme yöntemiyle gerçekleştirmek istemektedir.

Dolayısıyla  bugün Avrupa ülkelerinin korkusu boşunadır ve mültecilerin gönderileceğine dair söylenenler RTE’nin  basit bir blöfü,  ucuz bir şantajıdır. Bu söylemin hiç bir inandırıcılığı, pratik karşılığı  yoktur. RTE bu şantajla,  hem Avrupa devletlerini aldatarak uyguladığı faşizme karşı gelişebilecek  tepkileri engellemekte,  hem de    toplumun demografik yapısını   değiştirme planını rahatça uygulayabilmektedir.

RTE’nin bugün sürdürdüğü faşist politikaların doğru anlaşılması açısında bu noktaların açıklıkla ortaya konması gerekmektedir. RTE ve Türk devletine karşı mücadelenin başarısı,  bugün yaşanan faşizmin arka planının doğru anlaşılmasıyla mümkündür.  RTE,  her türlü fırsatta ganimet üreterek kendi sosyal gücünü artırmaya çalışmaktadır. Türk devletinin ve RTE’nin  fırsatlarda ganimet üretme politikasına karşı,  demokrasi güçleri de acılarda ve zorluklarda zafer üretmeyi becermek ve  bu alanda  ustalaşmak zorundadırlar.

Türk ulusu yaratma sürecinde mültecileri, göçmenleri vatandaşlaştırarak toplumsal taban yaratmak,  Türk devletinin, var olduğu günden bugüne kadar sürdürdüğü temel-stratejik politikası olmuştur. Ulus yaratma projesinin bir ayağı da mülteciler, göçmenler olmuştur.  Bu anlamda, bugünün Türk toplumunun ana gövdesinin mültecilerden oluştuğunu söylemek  yanlış  olmayacaktır.

Bu çerçevede, Türkiye tarihinde birçok defa göçmenlerin ülke içinde çeşitli bölge ve şehirlere yerleştirildiği bilinmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamak üzere  neredeyse sürekli bir biçimde, komşu ülkelerde sayısız göçmen, Türklük adına, ülke topraklarına yerleştirilmişlerdir.

Türkiye’nin şehir ve kasabaları Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da Afganistan’da,  Kırım’da ve daha birçok yerde gelen göçmenlerle doludur. Ancak bunların hemen tamamı, Türk olsun, olmasın, katı bir Türkleştirmeye tabii tutularak kendi kimliklerinden kopartılmış,  en fanatik Türkçülüğün temsilcileri, savunucuları haline getirilmişlerdir. Böyle olmasından  şaşılacak hiç bir şey yok. Yurdunda -yuvasında  bir nedenle kopartılarak, korkunç bir trajediye sürüklenen  mültecilere,  devlet olarak sözde  sahip çıkmak, onlara sözde imkânlar sunmak, büyük bir minnet ve bağlılık duygusu yaratmaktadır. Bu duyguyu yarattıran devlet, daha sonra bu  minnet duygusunu istismar ederek  ilgili mülteciyi fanatik  savunucusu, paramiliter gücü haline getirmektedir.

Bu nedenle Türk devleti,  hem dayanacağı toplumsal  taban olarak Türk ulusunu yaratmak  için,  hem de oluşturduğu bu toplumsal yapı üzerinde varlığını sürdürecek olan Türk devletini savunması için,  ihtiyaç duyduğu fanatik paramiliter unsurları bu mülteci topluluklarında kolayca devşirebilmektedir. Türk devletinin mültecilere yaklaşımı,tarihsel olarak hep böyle olmuştur. Dolasıyla Türk devletinin tarihi boyunca, mültecilere dayanmış, mülteciler üzerinde yapılanmış bir devlet olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Bu bilgilerden hareketle, önümüzdeki süreçte,  Türk devleti ve RTE’nin bu politik santajını,  bu basit blöfünü teşhir etmek acil ve önemli bir görev  haline gelmiştir. Avrupa devletlerinin bu noktada nasıl davrandıkları ve nasıl bir tutum alacaklarından bağımsız olarak, Türk devletinin mültecileri kendi ırkçı- gerici politik amaçlarına alet etmesine göz yumulmamalı, izin verilmemelidir.

Pazarcıklılar buluştu

Pazarcık’ın 60 köyünden 60 üye ile 2006 yılında kurulan Pazarcık Kültür Merkezi 10’uncu yılını büyük bir coşkuyla kutladı. Şu an 170 üyesi bulunan kültür merkezinin amacı, Pazarcıklıların toplumsal sorunlarına çözüm olabilme, ulusal ve inançsal kimlikleri diasporada yaşatabilme. Kültür Merkezi’nde düzenli Alevilik üzerine derslerin yanı sıra halk oyunları için de kurslar düzenleniyor.

Kutlama gecesinde konuşan Pazarcık Kültür Merkezi Eşbaşkanı Aziz Uzpak’ın on yıllık çalışmaları değerlendirdi. Uzpak, “Biz halkımızın ulusal, inançsal, kültürel ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir dernek olarak faaliyet yürütüyoruz” dedi.

Bildik: Maraş’ı unutmadık

Uzpak’ın ardından Pir Hüseyin Bildik de Pazarcık Kültür Merkezi’nde Alevilik dersleri verdiğini söyledi. Bildik, Elif Ana, Ali Qutê ve bir çok ocağın çırasını yaktığını ifade ederek “Maraş katliamını yaşayan bizler, bize yapılanı unutmadık. Dersim’de mağaralarda yakılanlarla, Cizre’de bodrumlarda bizi yakanların zihniyeti aynı zihniyettir. Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi’de aynıdır” dedi. Pir Bildik konuşmasını bir Gulbang ile bitirdi.

“Pir Sultan’ın yoldaşları, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözleriyle sözlerine başlayan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, bugün Kürdistan’da yaşananların, Yezitlerin Kerbela’da Hüseyin’e yaşattıklarını aratmadığını dile getirdi.  Toğrul, “Bugün aynı Yezitler, maalesef topraklarımızda bize karşı bir savaş açmış durumda. Kentlerimizi yerle bir ettiler, gençlerimizi diri diri bodrumlarda yaktılar. Ama Mehmet Tunçların mücadelesini anlamamak, onun destansı büyüklüğünü görmemek, Kürdistan’da olan biteni anlamamak olur” dedi.

‘Biz hem Kürt’üz hem Aleviyiz’

Terolar köyünde çetelerin yerleştirileceği kampı da hatırlatan Toğrul “Pazarcık topraklarının özgün bir yapısı var. O toprakları insansızlaştırmaya çalışıyorlar. O topraklarda bizim geçmişimiz, anılarımız var” şeklinde konuştu.

Konuşmasının sonunda Kürt Alevilere ‘Kürt müsün Alevi misin’ sorusunu hatırlatan Toğrul, ne Kürtlüğümüzden nede Aleviliğimizden vazgeçeriz. Biz hem Kürt’üz hem Aleviz”  vurgusunda bulundu.

‘Devletin Alevilere tahammülü yok’

Maraş Girişimi Eşbaşkanı Elif Sonzamancı ise Türk devletini faşist politikasına ve Terolar’da yaşananlara dikkat çekti. Kendisinin bir basın emekçisi olduğunu belirten Sonzamancı, basının susturulmasının toplum bilincini yok etmeyi amaçladığını, kapatılan televizyonlar arasında bulunan TV 10’un Alevilerin kendilerini ifade etmede ve kendi kültürlerini yaşatmada önemli bir rolünün olduğunu, televizyonun kapatılmasının Alevi inancına bir saldırı olarak algılanması gerektiğini söyledi.

Maraş Girişimi aktivisti Mehmet Demir ise, Terolar’da yapılan kampın Kürt Kızılbaşların yaşadığı yerlerde demografik yapının değiştirilmesinin bir politik yansıması olduğunu, yeni bir Arap kemeri oluşturarak bölgede yaşayanların göçertildiğini belirtti.

Etkinlikte bir konuşma yapan Sol Parti Mainz Başkanı Tupac Orellana HDP’yi seçim zamanında gidip yakında tanıma fırsatı bulduğunu ve HDP’ye yoğun saldırıların olduğunu, bu saldırılara karşı güçlü bir dayanışma ile direnilmesi gerektiğini dile getirdi.

Etkinliğin kültür programında Ozan Emekçi, Fırat Bender, Özkan Ak ve Grup Seyran, davul-zurna ekibi ve Pazarcık Kültür Merkezi halk oyunları ekibi sahne aldı.

ŞAHİN BOZLAR / MAİNZ

Munzur Baba Cemevi’nde çevre düzenleme çalışmaları başladı

Tunceli’nin Ovacık İlçe Belediyesi tarafından, Munzur Baba Cemevi çevresinde, çevre düzenleme ve peyzaj çalışmaları başlatıldı.

İlçenin 94 Mahallesi’nde bulunan cemevi çevresinde gerçekleştirilen çevre düzenleme ve peyzaj çalışmalarına kadınlar da katılıyor. Günde iki saat çalışarak çevre düzenleme ve peyzaj çalışmalarına destek veren kadınlar, belediye işçileriyle birlikte kilitli parke taşı döşüyor. Munzur Baba Cemevi’nde gerçekleştirilen çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmalarının Türkiye Komünist Partili (TKP) Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun sahiplenme ve destekleme girişimleriyle başladığını ifade eden Munzur Baba Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Aydın San, Ovacık Belediyesi’nin Munzur Baba Cemevi’ne maddi anlamda çok destek verdiğini söyledi.

İlçedeki kadınların da çalışmalara destek verdiğini belirten San, “Başta Ovacık Belediyesi olmak üzere, kadınlar ve halkımızın desteği ile çalışmalarımız devam ediyor. Çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmalarında kullanılmak üzere, belediye başkanımızın valilikten aldığı beş kamyon parke taşı geldi. Üç kamyon daha gelecek. Başkanımız parke taşlarını kendi araçlarıyla getirdi. Yalnız parke taşları yetersiz kalıyor. Onun için de belediye başkanımızın Beşiktaş Belediyesi ile yaptığı görüşme sonucu, eksik kalan parke taşlarını tamamlayacaktır. Cemevi çevresinde, istinat duvarı yapılacak. İstinat duvarının maliyeti yüksek olduğundan onu yapamıyoruz. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile istinat duvarı için gerekli kaynağı bulmaya çalışıyoruz. İlkbahara kadar istinat duvarı için yeterli kaynağı da bulabilirsek, çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmaları tamamlanacak” dedi.