Ana Sayfa Blog Sayfa 619

73 yıl sonra bir 14 Mayıs daha

Cumhuriyeti kuran CHP Cumhuriyet’in 100. yılında son yirmi yılın değişmeyen ve değişmeyeceği sanılan iktidarını beş ortağıyla birlikte değiştirebilecek mi ? 14 Mayıs, 14 Mayıs’a benzeyebilir, 14 Mayıs 1950’ye. Hiç değişmez denilen bir iktidarın toptan gitmesi örneği yinelenebilir (mi?). Niçin olmasın?

M. Şehmus Güzel

İkinci Dünya Savaşı yıllarında “zorunlu çalışma / iş mükellefiyeti” uygulaması ve daha pek çok nedenle Zonguldak ve yöresinde kömür madenlerinde alın teri ve göz nuru döken işçilerin dönemin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP’den) yüz çevirip, Demokrat Parti’ye (DP’ye) yöneldikleri biliniyor. O günleri yaşayanların deyişiyle “DP’ye akım vardı.” Sadece Zonguldak ilinde değil bütün ülkede birçok ve değişik nedenle işçiler ve emekçiler iktidara ve partisine küskündü. Aşağıda göreceğimiz gibi kimi yerde CHP yöneticilerine yönelik protestolar bile yapılıyordu.

DP’ye ise derin ve yoğun bir yakınlık söz konusuydu. Celal Bayar’ın birkaç gün süren Zonguldak ve yöresindeki ziyaretlerini, İstanbul ve Ege illerindeki mitinglerine gösterilen yakın ve coşkulu ilgiyi anımsayabiliriz.

14 Mayıs 1950 seçimleri öncesinde Zonguldak’ta işçilerin DP’ye gidişi açık bir biçimde kesinleşmişti. İşte Cumhuriyet gazetesi muhabiri S. Uzunkaya, 29 Nisan 1950’de “Zonguldak’ta neticeler işçiye bağlı” başlıklı izlenimlerinde şunları yazıyor:

“Bütün işçilerin DP safında yer aldıkları her hareketlerinden belli oluyor…

İş mükellefiyeti köylünün canını çok yakmış. Köylü ve işçilerin DP’yi tutmakla, bir zamanlar az para ile ve zorla ağır işlerde çalıştırılmalarının acısını çıkarmak istedikleri anlaşılıyor. Her gün ve gece DP binası işçi vatandaşlarla dolup taşıyor.”

10 Mayıs 1950 tarihli Cumhuriyet’te ise şu haberi okuyoruz: 9 Mayıs 1950’de DP’nin Çocuk Bahçesinde yaptığı mitinge “binlerce işçi iştirak” etmiş.

10 Mayıs’ta Cumhuriyet şu haberi de veriyor; “Zonguldak’ta her gün DP hoparlörü önünde biriken işçi kalabalığı caddeleri tıkadığından, seçim kurulu bu şekilde propagandayı yasak etti.”

Durum en açık bir biçimde ve herkesin görebileceği ölçülerde ortadadır.

Ereğli Kömür İşletmesi (EKİ) işçilerinin en ilginç tavrı, o zamana dek Türkiye’de hiç görülmemiş bir eylemi seçimlerin hemen öncesinde ortaya koymalarıdır, 14 Mayıs 1950 tarihli Cumhuriyet’ten okuyalım:

“Zonguldak işçileri ve seçim: Ayın onbeşinde değişecek olan münavebeli (dönüşümlü. MŞG) işçiler oylarını kullanmak için ücretlerini bile almadan köylerine gittiler. Bunların yerine gelecek olan diğer münavebeli işçiler de oylarını kullanmak üzere köylerinde kaldılar.

Şeflerinin nasihat ve emirlerine rağmen binlerce işçinin ocakları terk etmesini önlemek kabil olmamıştır. Kendilerini değiştirmeye gelecek olan diğer münavebeli işçiler de reylerini (oylarını. MŞG) kullanmak üzere köylerinde kalmışlardır. Demre ve Kozlu ocaklarının yarı yarıya boşaldığı ve istihsalin (üretimin. MŞG) mühim nisbette durduğu söyleniyor. Bu hareketin yüzbinlerce lira ziyana yol açtığı ayrıca ilave edilmektedir.”

İşçilerin, siyasal bir amaçla, her yurttaş gibi seçme haklarını kullanmak için topluca ve birlikte “ocakları terk etmesi” oylarını kullanabilmek için köylerine dönmeleri, dönüşüm için maden ocaklarına gelip işbaşı yapmaları gerekenlerin köylerinde oy kullanmak için kalmaları, amaç bakımından siyasal, eylem türü olarak grevdir.

Böylece, EKİ işçilerinin bir siyasal grev yaptıkları söylenebilir.

Bu kararın topluca alındığı anlaşılıyor. Bu kararın nasıl alındığını araştırmak öğretici olacaktır. Maden ve gazetenin yazdığı gibi “Demir”, (Karabük Demir-Çelik mi?) ocaklarında çalışanların kendilerine özgü karar mekanizmaları olduğu anlaşılıyor. Ancak o günleri yaşayanların aktarabileceği yöntem ve deneyimler dizisi söz konusudur. DP il ve ilçe yönetimlerinin, DP için çalışan işçilerin bu kararın alınmasında ve uygulanmaya konulmasında ne tür roller oynadıklarının araştırılması da yararlı olacaktır mutlaka. Eylem her bakımdan öğretici nitelikler taşıyor.

Bu toplu ve olağanüstü eylemde, iş mükellefiyetinin yarattığı acının, sefaletin, yoksulluğun ve her şeyden sorumlu tutulan CHP’ye duyulan kırgınlığın da dile getirilmek istendiği görülmektedir.

Bu bağlamda, işçilerin mükellefiyet kaldırıldıktan hemen sonra, 1947’nin Ekim ayının sonunda, Kurban ve Cumhuriyet Bayramlarının üst üste gelmesiyle madenleri bırakıp köylerine gitmelerinde ve bunun sonucunda üretimin sıfıra düşmesinde de bir tür protesto havası sezdiğimi de belirtmeliyim. Bu aynı zamanda toplu eylem düzenlenmesinde maden işçilerinin belli bir deneyim sahibi olduklarını da gösteriyor.

Zonguldak işçileri üzerinde iş mükellefiyetinin bıraktığı izlerin silinmesi, CHP’ye duyulan kırgınlığın geçmesi için yılların tükenmesini ve DP’ye bağlanan umutların güneş görmüş kar gibi erimesini beklemek gerekmiştir.

EKİ Genel Müdürlüğü’nün CHP Zonguldak örgütü ile iç içe olmasına, Zonguldak Maden İşçileri Sendikası (ZMİS), Amele Birliği, EKİ Mensupları Yardımlaşma Derneği’nin CHP’lilerce yönlendirilmesine karşın binlerce işçi o zamana kadar görülmemiş bir siyasal tavır takınmış, hakiki bir siyasal eylem koymuşlardır: İktidarı değiştirmek için topluca oy kullanmak. Bu olay aynı zamanda, hem CHP güdümündeki örgütlerin kitleyi zapt edemediklerini, hem de kitlenin gerektiğinde oldukça cesur davranışları kendiliğinden gerçekleştirebildiğini göstermektedir. İşçi sınıfı uyumuyordu.

CHP’ye ve yöneticilerine yönelik protesto eylemlerinin ilk işaretleri başka mekanlarda da önceden verilmişti ve büyük olasılıkla CHP ve yöneticileri konuya gereken ilgiyle yaklaşmamışlardı. İşin ciddi boyutlarını, derin kökenlerini aramamış, işçilerin büyük sorunlarının çarelerini bulmak için gereken çabayı harcamamışlardı. Bu konudaki bir örneği Arslan Yılmaz’ın Yıldırım Koç’a anlattıklarından İsmet İnönü’ye yönelik ve anlatılana göre önceden tasarlanmamış bir protesto çıkışına ait birkaç satırı Yıldırım Koç’un künyesini aşağıda sunduğum kitabından aktarıyorum:

“1949 yılı mayıs veya haziran aylarıydı. İsmet Paşa beyaz treniyle İzmir’e geldi. [Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün bu seferki İzmir’e geliş tarihi 12 Ağustos 1949’dur. MŞG] Bizim cer atelyesinin önünden geçecekti. Sendika idare heyetini topladık. Fabrika müdüründen izin aldık. Bir saat fazla çalışacağız, ama sayın Cumhurbaşkanı’nı karşılamaya çıkacağız,’ dedik. (…) Biz hazırlık yaptık. Bayrak bulduk. İdareden de bayrak aldık. Ulaştırma Bakanı Kemal Satır’dı. Devlet Demiryolları Genel Müdürü de Galip Güral’dı. Onlar da [İsmet İnönü ile. MŞG] birlikteydiler. İnönü geldi. Başladık bağırmaya [tezahürat yapmaya. MŞG]. İzmir Valisi de vardı. Tam da öğle yemeğine yakın. 400-500 kişiydik. İnönü’yü yemeğe davet ettik. Yemeğe girdi. Galip Bey birkaç kelime konuştu. Kemal Satır konuştu. Son olarak da sayın Cumhurbaşkanı konuşmaya başladı.

Bu arada, sendika [Demiryolu Sanayii İşçileri Sendikası. MŞG] başkanı Nedim Borucuoğlu masanın üstüne sıçradı. ‘İzmir’e gelmeden fabrikamızı ziyaret ediyorsun, bizi ziyarete mi geldin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin propagandasını yapmaya mı geldin,’ dedi. Maiyet memurları onu hemen aşağı aldılar. İnönü de hemen sesini kesti, eliyle selam verdi, ayrıldı.

İki saat sonra İzmir Emniyeti’nden geldiler. Nedim Borucuoğlu, Arslan Yılmaz [bu olayı anlatanın kendisi. MŞG], Hüseyin Kaya ve diğer iki kişiyi, yani [sendika. MŞG] idare heyetini vilayete götürdüler. Biz de kendi aramızda konuştuk. Nedim Borucuoğlu’nun bize önceden yapacakları konusunda bir şey söylemediğini söyledik. Aldığımız kararı [sorgulamada. MŞG] tekrarladık. ‘Nedim’in söylediklerinden bizim haberimiz yok,’ dedik. O akşam karakolda kaldık. Baktılar bir suç unsuru yok. (Bizi serbest bıraktılar. MŞG] Nedim Borucuoğlu 7-8 gün sonra Soma’ya gönderildi. Ömer Şahbazoğlu ikinci başkanımızdı. (Sendika) Başkanlığ(ın)a o getirildi.»

14 Mayıs seçimlerinde işçiler ülke düzeyinde genel bir biçimde CHP’ye karşı oy kullandılar. Bir örnek olarak yine Zonguldak’ı alırsak, 14 Mayıs 1950’de seçim sonuçları apaçık konuştu, bunu görmemek ve/veya anlamamak nâ–mümkündü. 16 Mayıs 1950 tarihli Cumhuriyet’ten aktarıyorum: “Zonguldak’ta DP 108.746 oy aldı, CHP ise ancak 62.418 oy.”

Bu seçimlerin en çarpıcı sonuçlarından biri katılımın olağanüstülüğüdür: 14 Mayıs 1950’de 8 milyon 905 binden çok seçmenin 7 milyon 916 binden çoğu oyunu kullandı. Yüzde 88’lik gibi o zamana dek görülmemiş ölçüdeki katılımın DP’nin zaferinde rolü önemlidir, belirleyicidir. Örneğin 15 Mayıs 1950 tarihli Milliyet’in tam sayfa başlığında bu noktaya vurgu yapılıyor : «Halkın büyük nisbette iştirakiyle (katılımıyla. MŞG) Demokratlar her yerde kazanıyor». 1946-1950 Arasında düzenlenen ve DP’nin boykot ettiği ara seçimlerde katılım oranının düşüklüğü burada anımsanabilir. Çok açık bir şekilde seçmenler, kadın ve erkek, herkes, seçimlere bir değişiklik gerçekleştirmek, CHP iktidarına son vermek için kitlesel biçimde katılmışlardır ve bir anlamda yılların biriktirdiği acıların ve dertlerin faturasını CHP yetkili, yönetici ve seçilmişlerinin önüne koymuşlardır.

DP’nin aldığı 4 milyon 242 binden çok mutlak oy sayısı ile CHP’nin aldığı 3 milyon 165 bin oy arasındaki fark bir milyondan fazladır. DP’nin oy oranı yüzde 54,91, CHP’ninki yüzde 41,05’tir. Oy oranları arasındaki yaklaşık ondört puanlık fark önemlidir. Bunun milletvekili sayısına yansıması ise olağanüstü bir fark doğurmuştur.

Evet seçimin çoğunluk sistemine göre yapılması DP’nin milletvekili sayısını olağanüstü bir düzeye çıkarmıştır: DP oyların yüzde 54,91’i ile kazandığı 408 koltukla milletvekilliklerinin yüzde 84’ünü almıştır. CHP ise 69 milletvekiliyle sadece yüzde 14’ünü. Aradaki fark 70 puandır, eşi görülmemiş bir farktır bu. Seçim sisteminin doğurduğu haksızlık ortada.

DP ezici çoğunluğuyla TBMM’de artık istediğini yapmak olanağını elde ediyordu. CHP 69 milletvekiliyle büyük bir darbe yiyordu. Cumhuriyeti kuran, uzun süre tek parti olarak ülkeyi yöneten CHP Cumhuriyet’in 30’uncu yılında unutulmaz bir seçim yenilgisiyle iktidarı terk ediyordu.

Fatura çok yüklüydü. 1930’ların sonundan ve 1940’ların başından beri CHP işçilerdeki homurtuları, hoşnutsuzluğu duyuyordu, biliyordu. Seçimlerde bir tepki bekliyordu ama bu kadar büyük ölçüde değil. Dahası işçilerden gelebilecek tepkiyi azaltabilmek umuduyla CHP öteden beri adayları arasına birkaç işçi bile katıyordu. Bunu bir gelenek biçimine bile çevirmişti. Bu da işe yaramadı.

1945-1950 arasında yapılan seçimlerde CHP gibi DP ve diğer partilerin de işçi ve emekçilerden aday göstermeye özen gösterdikleri, bu adaylardan birkaçının seçildiği biliniyor. Böylece CHP bünyesinde işçi ve emekçiler de TBMM’de temsil edilmiş oldukları için iktidara ve rejime tepkinin ölçüsü azalabilir sanılıyordu. Sadece sanılıyordu. Beklenen olmadı.

1950 seçimlerinde DP ve CHP adayları arasında sadece 3’er işçi vardı. 28 Nisan 1950 ve 19 Mayıs 1950 tarihli Hürbilek gazetelerinde, İstanbul’da partili ve bağımsız 8 işçi adayı olduğunu, İstanbul’dan iki, İzmir’den bir işçinin seçildiğini öğreniyoruz.

25 Nisan 1950 tarihli Cumhuriyet gazetesinin adayları mesleklerine göre tasnif ettiği listeye göre, «CHP’den 39, DP’den 56 çiftçi, CHP’den 41 (esnaf dahil), DP’den 55 tüccar, CHP’den 6, DP’den 4 fabrikatör adaylar arasında bulunmaktadır. Emekli subaylardan CHP’de 13, DP’de 23 aday vardır.»

1949 ve 1950’de DP pek çok emekli subayı kendine çekebilmiştir. Hatta Aralık 1949’da, «CHP aleyhinde bir askerî darbe» söylentisi olduğu daha sonraları ortaya çıkmıştı.

Seçimlerde işçilerin partiler dışında ve bağımsız olarak adaylıklarını koyduklarını da biliyoruz: Bu tür girişimlerde Kocaeli Kâğıt Fabrikası ile Zonguldak EKİ işçileri başı çekerken, Gölcük Fabrikaları, Haliç Tersanesi, İstanbul Çimento Fabrikası işçileri de geri kalmıyorlardı. Bu olgu, işçilerin siyasete ilgi gösterdiklerini açığa vurması bakımından anlamlıdır ve özel bir incelemeyi gerektirmektedir.

1950’yi örnek alırsak yerleşik bir iktidarın değişimi için seçimlere katılımın yoğun olması belirleyicilerden biridir. Büyük olasılıkla en önemlisi.

Yurttaş 14 Mayıs’ta seçim sandıklarına! İhmale gelmez. Ha gayret!

Cumhuriyeti kuran CHP Cumhuriyet’in 100. yılında son yirmi yılın değişmeyen ve değişmeyeceği sanılan iktidarını beş ortağıyla birlikte değiştirebilecek mi ? 14 Mayıs, 14 Mayıs’a benzeyebilir, 14 Mayıs 1950’ye. Hiç değişmez denilen bir iktidarın toptan gitmesi örneği yinelenebilir (mi?). Niçin olmasın?


NOT BİR: Yıldırım KOÇ: Türk-İş Tarihinden Portreler, Eski Sendikacılardan Anılar-Gözlemler, Cilt II, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Yayınları, Ankara, 1999. Bu çalışmanın pdf biçimini internet sayesinde bulup okuyabildim. Ancak yazarın çalışmasının birinci cildini basılı veya pdf olarak edinip okuyamadım. Her iki çalışmanın da Toplumsal Tarih ve İşçi Hareketi Tarihi açılarından son derece yararlı olduğu kesin.

 NOT İKİ: 1940’ların siyasi, ekonomik, toplumsal açılardan incelenmesi konusunda şu iki çalışmamı da önerebilirim: Türkiye’de İşçi Örgütlenmesi 1940-1950, SBF, Ankara, 1982. Bu çalışmamın gözden geçirilmiş, genişletilmiş, yeniden yazılmış biçimiyle: İşçiler Örgütleniyor (1939-1950), TÜSTAV, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul, 2016.

#yıl #sonra #bir #Mayıs #daha

Semsûr’de ‘Ampul’ patladı

Depremde kendilerini yalnız bırakan iktidardan kurtulmak için gün sayan Semsûrlular, ‘Bizler de daha önce AKP’ye birçok defa oy verdik. Ama ampul patladı. Ne olursa olsun o kırık ampulden kurtulacağız’ dedi

Ferhat Çelik/Sadık Topaloğlu

Kommagene Krallığı’na ev sahipliği yapmış Semsûr (Adıyaman) üzerinde şüphesiz onlarca ağıt yakılıp, şarkılar söylenmiştir. Birçoğu da hala halkın dilinde. İsmail İlknur ve İlkay Akkaya gibi besteci ve müzisyenlerin 1990 yılında kurduğu Kızılırmak isimli grup, konser vermek için Semsûr’a giderken bindikleri otobüsün kaza yapması sonucu beş yaşında küçük bir kız çocuğu hayatını kaybeder. Gruba yeni katılan Yaşar Aydınbaş, bu olaya şahit olduğu için “Adıyaman Türküsü”nü yani bir diğer deyişle “Adıyaman yolu yaman, Vay vay yavrucağım” türküsünü yazar. Yaşar Aydınbaş 6 Şubat’ta Pazarcık merkezli yaşanan depremde en büyük felaketi yaşayan kent olan Semsûr’un yeni halini görse eminim ki çok daha ağır bir ağıt yakardı. Bugün Semsûr’un yolları acı ve kederle dolu.
6 Şubat’ta yaşanan depremde yetkililerin yaptığı açıklamalara göre en az 50 bin insan yaşamını yitirdi. Fakat Semsûr’a gelip virane olmuş halini görüp insanlarla konuştuğunuzda, bu rakamdan daha fazlası sadece Semsûr için telaffuz ediliyor. Bizler de Semsûr ve çevresinde yıkılmış binalara baktığımızda ve dışarıda elle sayacak kadar insan gördüğümüzde, bu rakamı da aşan bir sayıda kişinin yaşamını yitirdiğini ifade edebiliriz.

Sağlam bina yok

Kent merkezine gitmek için Kolik (Kahta) ilçesinden bindiğimiz aracın Semsûr’un bir ucundan diğer ucuna gitmesi 10 dakikayı falan alıyor. Bu süre boyunca başımız dışarıda ve yıkılan binalara bakıp duruyoruz. Aynı yolu bu defa geri dönerek yaşanan yıkıntılara bir kez daha şahitlik ediyoruz. Yarım saat boyunca araçla sadece anayolunda gidip geldiğimiz güzergah üzerinde sadece iki binanın sağlam kaldığına tanıklı ediyoruz. Bu binaların biri PTT, diğeri ise yaklaşık 2 yıl önce yapılmış valilik binası oluyor. Onun dışında depremden önce 300 binden fazla insanın yaşadığı Semsûr’un evlerinden sağlam olanını görmek imkansız. Ayakta duran çok sayıda bina var fakat bu binaların neredeyse hepsinde devasa yarıklar, çatlaklar ve yıkıntılar mevcut. Bazı binaların duvarları tamamen yıkılırken bazılarında ise sadece merdivenleri sağlam kalmış durumda.

Yüzde 30’u yaşamını yitirdi

Depremin üzerinden 70 gün geçmiş ve hala Semsûr’un birçok yerinde yıkılan binaların enkazları olduğu gibi duruyor. Sadece anayolda trafiğin aktığı cadde üzerinde enkazlar kaldırılırken ara sokaklara daldığımızda ise depremin yıkıcılığına bir kez daha şahitlik ediyoruz. Kocaman kent adeta hayalet bir kente dönüşmüş durumda. Kentin merkezinde bulup konuştuğumuz insanlar depremle birlikte halkın yüzde 30’undan fazlasının yaşamını yitirdiğini ifade ediyor. Yüzde 40’ının da depremle birlikte başka yerlere göç ettiğini, geriye kalan kısmın ise bazılarının köylere, bazılarının Kolik başta olmak üzere diğer ilçelere dağıldığını ifade ediyor. Geri kalanlar ise kentin birkaç noktasına kurulan çadır ve konteyner kentlerde yaşıyor.

Konteyner kent

Kenti biraz dolaştıktan sonra yönümüzü konteyner ve çadır kentlere veriyoruz. Yeni yeni bitirilip insanlara verilen konteyner kentlerde insanların çaresizliğine tanıklık ediyoruz. Konteyner kent içerisinde kurulan küçücük parklarda çocuklar oyun oynarken ailelerde son iki gündür bahar havası sunan güneşin karşısında ısınmaya çalışıyor. Konteyner kentte biraz dolaştıktan sonra iki gün önce konteyner kentte bir yer alabilen Mehmet amcayla karşılaşıyoruz. Her şeye rağmen güler yüzle bizleri karşılayan Mehmet amcadan kaldığı konteynerin içini bizlere göstermesini rica ediyoruz. Mehmet amca güler yüzüyle bizleri konteynerin içine buyur ediyor. 4 insanın düzgün bir şekilde sığamayacağı konteynerin içerisi iki bölmeden oluşturulmuş. Bir bölümü banyo ve lavabo olarak kullanılırken diğer bölüme ise içerisine çift katlı bir ranza konulmuş bir tanede koltuk yer alıyor. Mehmet amca da eşi ve biri engelli olmak üzere iki oğluyla birlikte bu küçücük alanda yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Mehmet amcanın kendisi de diyaliz hastası. Depremin üzerinde 2 ay geçtikten sonra anca İstanbul’a giderek gerekli ilaçları alabildiğini ifade ediyor.

4 gün sonra geldiler

Depremin acısını hala yüzünde hissedilen Mehmet amca yaşadıklarını anlatmaya koyuluyor. Deprem yaşandıktan 4 gün sonra devlet yetkililerini şehirde anca gördüklerinden dert yakınıyor. İnsanların yıkılan binaların altından gelen çığlıklarını 3 gün boyunca dinlediklerini fakat ellerinden bir şey gelmediğini, insanların soğuktan ve nefessizlikten yaşamını yitirdiğini anlatıyor. Mehmet amcayı dinledikten sonra kentin içerisini dolaşmaya koyuluyoruz. Fakat kentte yıkıntılar ve yıkılmak üzere olan binaların dışında bir şey görmek mümkün değil. Depremden kurtulup başka şehirlere göç etmek zorunda kalan insanlar da yeni yeni kente gelerek ve yıkılmak üzere olan evlerinden çıkarabildiği kadar eşyasını çıkarmaya çalışıyor. 2 aydır cenazeleriyle ve onların acılarıyla eşyaları almayı akıllarına dahi getiremediklerini ifade ediyorlar.

Bir mezarlıkta 7 bin cenaze

Onların yaşadığı acıları dinleyerek tekrardan aracımıza binip kentin merkezinde yer alan bir mezarlığa doğru gidiyoruz. Vardığımız mezarlıkta ağıt sesleri yükseliyor. Yeni mezarlık olarak tarif edilen bu mezarlıkta depremde yaşamını yitirmiş 7 binden fazla cenaze getirilerek defnedilmiş. Bu cenazeler ise başlarının üzerine gömülü bir tahta parçasıyla numaralandırılmış. Mezarlıkta çalışan ve gömme işleriyle uğraşan işçiler halen cenazelerin geldiğini ifade ediyor. Ne kadar cenazenin bu mezarlığa getirdiğini sorduğumuzda ise sayıyı kendilerinin de bilmediğini ifade ediyor. Fakat numaralandırılmış tahtaları göstererek bunların yalan olduğunu dile getiriyor. Numaralandırılmış her mezarda birden fazla cenazenin olduğunu, bazen bir ailenin bir mezara gömüldüğünü ve bir numara ile işaretlendiğini ifade ediyor. Kette insanlar da yeni mezarlığa 35 binden fazla insanın gömüldüğünü anlatıyor bizlere.

Mezarlıkta ağıtlar

Yakınlarının mezarı başında ağıt yakan insanlar ise yaşadığı acı ve üzüntüyle ayakta duramıyor. Yaşadığı acıyla yere oturup yaşamını yitiren yakınlarının mezarlarının üzerine başını koyan bir anneye yanaşarak yaşadığı acıya tanıklık ediyoruz. İçimizden gelmeye gelmeye depremde ailesinden kaç kişiyi yitirdiğini soruyoruz. Ağabeyi, yengesi ve 2 tane çocuğunun yanı sıra birçok akrabasını yitirdiğini ifade ediyor. Depreme geç müdahale edilmesinden dert yakınan anne, “Tam 5 gün boyunca birilerinin yardım getirmesini bekledik. 3 gün boyunca da yıkılan binanın altından ağabeyimin ve yengemin sesi geliyordu. Fakat 3. günden sonra sesler kesildi. 5. günün akşamında ise gelen kepçeyle birlikte cenazeleri çıkarabildik. Yıkıntıların altında kimsenin hayatta kalmadığını düşünerek hızlı bir şekilde molozları kaldırmasını istedik kepçe operatöründen. Ancak bu şekilde cenazelerimizi alabildik” diyor. Mezarlıkta dinlediğimiz diğer insanlar da yardımların geç geldiğinden, eğer erkenden arama kurtarma ekipleri gelseydi binlerce insanın sağ çıkarılabileceğini söyleyerek iktidara dert yakınıyor.

Radyodan gelen ses

Mezarlıkta aracımıza binip yol alacağımız sırada ise aracın radyosundan “Bir telefon kadar yakınınızdayız, acılarımızı birlikte saracağız. 0535 …. numarayı arayın, dilediğiniz yerde ve şekilde mezarlıklarınızı yapalım” anonsu yapılıyor. Radyodan gelen bu ses adeta Semsûr’un yaşadığı acıyı gözler önüne seriyor.

Kentimizi terk etmeyeceğiz

Buradan ayrılıp belki daha fazla insan buluruz düşüncesiyle kentin içerisinde bulunan kıraathaneleri ziyaret ediyoruz. Çok az insanın bulunduğu bu kıraathanelerde keyif yerine acı hakim. Yaşadıkları acıları dinlediğimiz herkesin dilinde de geç gelen yardımlar oluyor. Şimdilerde de kendilerine yardımların gelmediğinden dert yakınan depremzedeler, “Bizler depremden sonra yeni yeni akrabalarımıza gidiyoruz. Onların durumunu soruyoruz. Kendi aramızda bir şekilde ihtiyaçlarımızı gidermeye alışıyoruz. Devletten şimdiye kadar bir şey görmedik. 15 günde bir, bir koli gıda veriliyor bizlere. Verilen gıdalar da 1 kiloyu geçmiyor. Onun dışında kalan her şeyi bu şartlarda kendimiz halletmeye çalışıyoruz. İnsan işi değil bu yaşadığımız. Bu şartlarda insanlar burada kalamaz. Ama burası bizim memleketimiz, hiçbir şekilde buraları terk etmeyi düşünmüyoruz. Aç da kalsak açıkta da kalsak kentimizi terk etmeyeceğiz” diyor.

Ampul patladı

Yaşadıkları acı üzerine yaklaşan seçimleri hatırlatıyoruz. Kentin içerisinde kime sorduysak duyduğumuz cevap hep “Her şekilde sandıklara gideceğiz” oluyor. Ama nasıl, nerede ve ne şekilde oy kullanacaklarını bilmediklerini de ifade ediyorlar. Ölen yakınlarından söz açarak, “Sizlerin de gördüğünüz gibi buralarda insan kalmadı. İnsanların çoğu toprak altında. İfade edilene göre halen şehir merkezinde 500’den fazla cenazenin kayıp olduğu belirtiliyor. Semsûr eskiden beri AKP’ye oy verirdi. Burada yüzde 70’lere varan oranda oy alıyorlardı. Bizler de daha önce AKP’ye birçok defa oy verdik. Ama ampul patladı. Ne olursa olsun, nerede olursa olsun, hangi şartlarda olursak olalım gidip o kırık ampulden kurtulmak için elimizden geleni yapacağız” diyerek seçimlerdeki tercihlerinin ne olacağını açıklıyorlar.

Tarihin çöp sepeti

Depremden sağ kurtulmayı başaranlar “Oy kullanacaklarımızdan daha fazlasını toprağa gömdük” diyorlar. Yaşar Aydınbaş, Adıyaman Türküsü’nde “Gözlerin nereye bakar, Gör gör yavrucağım, Sana neler alacağım, Dön gel dayanamam” diyor. Depremzedeler de aynı feryadı yakıyor, fakat yakınlarını geri getiremeyeceklerinin de farkında. Ama onlara bu acıları yaşatan AKP’yi tarihin çöp sepetine atmaya çoktan hazırlar.

Yeşil Sol bayrakları

Semsûr’den çıkıp bu kez Kolik’e doğru yol alıyoruz. Semsûr’dan göç edenlerin büyük çoğunluğunun geldiği Kolik’te insan yoğunluğu ilk olarak göze çarpıyor. Seçim çalışmalarının giderek yoğunluk kazandığı diğer kentlere nazaran Semsûr ve Kolik’te herhangi bir çalışma yok. Fakat hem Semsûr’de hem de Kolik’te Yeşil Sol Parti ve HDP depremin vurduğu yerlere giderek depremzedelere her konuda yardımcı olmaya çalışıyor. Kolik’e geçtikten sonra Yeşil Sol Parti adaylarının tanıtılacağı HDP Kolik İlçe Örgütü’ne geçiyoruz. İlçede adeta parti cümbüşü var. Dışarıda Yeşil Sol Parti’nin bayrakları asılıyken büronun içerisi HDP, DBP bayraklarıyla süslenmiş durumda. Bina içerisinde bir tarafta önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafları, bir tarafta HDP’nin şimdiki Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın fotoğrafları, diğer bir köşede ise Yeşil Sol Parti’nin Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın’ın fotoğrafları asılı. Bunlarla da yetinmeyen yöneticiler HADEP’te yöneticilik yapmış kişilerin fotoğraflarını da binanın bir köşesine asmışlar.

Semsûr’da hedef 3 vekil

Yeşil Sol Parti adayları ilçede yoğun bir ilgiyle karşılanıyor. Ardından Yeşil Sol Parti adayı Ali Kenanoğlu neden Semsûr’da aday gösterildiğini anlatıyor. Ardından söz alan Yeşil Sol Parti görünümlü HDP ve DBP’liler sandıklara giderken isme bakmayacaklarını ve partileri kimi aday göstermiş olursa olsun ona oy vereceklerini ifade ediyorlar. Bu süreç zarfında çalışmalarına hız vereceklerinin sinyalini veren partililer ev ev dolaşarak Semsûr’de Yeşil Sol Parti’den en az 3 kişiyi vekil olarak Meclis’e göndereceklerinin sinyalini veriyorlar.

#Semsûrde #Ampul #patladı

253 bin hektar doğal alanda maden ihalesi

MAPEG tarafından 63 ilin 701 noktasında maden arama ve işletmelerin kurulumu için ihaleye çıkacağı duyuruldu. İhale edilecek araziler avlak olarak geçerken, bu alanlar ormanlık, mera ve tarım arazilerinden oluşuyor

Yusuf Gürsucu

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), 63 ilin 701 farklı noktasında 252 bin 256,46 hektar doğal alan üzerinde maden aranması ve işletilme kurulması için ihaleler düzenleyecek. Türkiye coğrafyasının yüzde 60’ını maden sahası olarak işaretleyen AKP iktidarı sermaye talebi oluştukça maden ihaleleri düzenlemeye devam ediyor.

İhaleler Mayıs ayında

6592 sayılı Kanun’la Değişik 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında 478 adet maden sahası ihale edilecek. Ayrıca yine kanun kapsamında daha önce ihalesi yapılan ancak ihalesinde müracaat olmayan 223 adet maden sahası ikinci defa ihale edilecek. İhaleler mayıs ayı içinde farklı günlerde, Ankara’da bulunan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Atilla Şinasi ÖZDEMİR Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Kayseri’de 18 bin 500 hektar

AKP iktidarının sermayeye alan açma politikaları aralıksız sürerken, doğal yaşam sınırsızca yağmaya açılarak ekosistemler yerle bir edilmekte. Geçtiğimiz yılın Mart’tan bu yana yapılan ihalelerde toplam 1 milyon hektar doğal alanın ihalesi yapılmış olacak. İhaleye konu olan sahalarda bu kez Kayseri, 18 bin 500 hektarla en büyük doğal alanın yok edileceği kent oldu.

Mereş’te 16 bin 257 hektar

Kayseri’yi takiben depremde yerle bir olmuş olan Mereş coğrafyasında 16 bin 257 hektar, Sêwas’da ise 13 bin 123 hektar doğal alan katledilmek üzere maden şirketlerine satılacak. Diğer yandan Erzîngan ve Erzirom coğrafyasında toplam 25 bin 193 hektar doğal alan yerle bir olacak. Yapılan ihalelerin büyük çoğunluğunun yine Kürt coğrafyasında bulunması ise dikkat çekmeye devam ediyor.

Yağma aralıksız sürüyor

MTA verilerinde madenciliğin Türkiye GSYH içindeki payı 2009 yılında yüzde 1,12 olurken, 2017 yılında bu oran yüzde 0.87’e gerilemişti. 2017’de GSYH içindeki payın gerilemiş olmasının nedeni olarak maden şirketlerinin verimsizliği vd. sorunlar gösterilirken, bu nedenle yurt dışından yatırımcı bulmak amacıyla MTA verileri uluslararası dolaşıma sokulmuş ve çok yüksek oranda teşvikler, bedava saha tahsisleri, enerji altyapıları, madenlere ulaşım yolları gibi altyapı ihtiyaçları tamamen kamu eliyle karşılanmaya başlandı. AKP iktidarı milyonlarca hektar doğal alanı yerle bir edecek olan ihaleleri yapabilmek için talep oluşturma adımlarını sürdürürken, son dönem ilgi ve alakada bir azalma ve duraklamalar yaşandığı ihalelerin tekrarlanmasından anlaşılabiliyor.

Veriler dünyaya pazarlanıyor

Doğal yaşamı yağmaya açma amacıyla MTA tarafından yapılan binlerce sondajın verileri iktidar tarafından kurulan kurumlar eliyle tüm dünyaya pazarlandı. ABD, Kanada ve İngiltere’deki sermaye için madencilik önemli bir sektör olarak öne çıkarken, dünyanın dört bir yanındaki coğrafyaları yerle bir edip zehirleyen ve halkları kölelik koşullarında çalıştıran bu ülkelerin tekel konumundaki 3-4 şirketi Türkiye’de madenciliği kontrol ediyor. Ortaya çıkarılan verilerle madencilik yatırımlarının artırılması için yabancı yatırımcılara yönelik İngilizce ve Çince ‘Maden Yatırım Rehberi’ hazırlanmış olması yağmaya daveti kolaylaştırmayı hedefliyor.

18 yılda 8 milyon metre sondaj

Yayınlanan bu rehberler eliyle uluslararası maden şirketleri için Türkiye coğrafyasındaki maden rezervleri ve yer bilgilerinin erişime açılmasıyla birlikte talep toplama işlemi hızlandırıldı. Son 3 yıldır oluşturulan taleplerle birçok doğal yaşam alanı maden şirketlerine satıldı. Türkiye coğrafyasının yüzölçümü olan 780 bin km2 alanda veri toplayıp uluslararası piyasada bu verileri paylaşmak amacıyla uydular yoluyla Jeofizik ve Jeokimya Haritaları hazırlandı. MTA; Metalik Maden, endüstriyel hammadde, kömür, uranyum, petrol, jeotermal, soğuk su ve diğer sondajlar olmak üzere toplam 8 milyon metreyi aşan sondajlar yaptı.

#bin #hektar #doğal #alanda #maden #ihalesi

2023 seçimleri neden önemli?

Hükümetin hakim stratejisi bir önceki yazımda da belirttiğim üzere ittifaklar arası gerilimi tırmandırmak ve seçimi provoke edici taktiklerle çatışmacı bir zemine çekmek üzerine örgütleniyor. Muhalifler cephesinden bu seçimin tarihi önemi nedir peki?

Cem Şahin

2023 seçimleri Türkiye’de uzun süredir beklenen değişimin miladını gerçekleştirecek önemli bir eşik olarak görülüyor. Çünkü Türkiye’de insanca yaşamanın olağan üstü bir çaba ve dayanıklılık gerektirdiği son zamanlarda en arzulanası iki şeyi Erdoğan ve hükümetinin mümkünse bir daha geri dönmemek adına ülke yönetimini bırakması, bunun dışında da gerici ve bir o kadar da itici ittifakının sonsuza dek çenesini kapalı tutması oluşturuyor.

Olağan koşulların çok ötesinde yaşanan ekonomik dar boğazlık, militarist söylemlerin kamusal alanın her alanında tahakküm kurmaya başlaması, siyasi gericiliğin eğitim başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerini baskı altında tutmak üzere işe koşulması ve dahası bu seçimin neden öncekilerden daha fazla ehemmiyet taşıdığının temel göstergelerini oluşturmakta. Bu hususiyetlerin tahammülü aşacak düzeyde toplumu baskılaması sonucu olarak gelişen değişim arzusu 2023 seçimleri için özel bir tartışma yürütülmesini şart koşmaktadır.

Hem iktidar hem de muhalefet 2023 seçimlerinin diğer seçim süreçlerinden çok daha tarihi olduğunu dile getiriyorlar. Peki bu seçim gerçekten bu kadar önemli mi? İktidar cephesinden yapılacak bir okuma seçimlerin AKP için fazlaca kritik olduğunu gösteriyor. Yeni söylemler ve pratikler üretebilme kapasitesi kısırlaşmış bir iktidar için kazanılması şart ama kaybedilmesi de bir o kadar olası bir seçim bu.

Kazanılması uzun vadede AKP’nin yönetim paradigmasını tahkim edecek ve böylece Erdoğan mutlak iktidarını daha dokunulmaz bir eşiğe yükseltecektir. Kaybedilmesi halinde ise Erdoğan şu ana kadar ülkenin insanından toprağına, hayvanından ağacına kadar işlenen tüm suçlarının hesabını verecek bir pozisyona gerileyecektir. Tabi bunun gerçekleşme olasılığı toplumsal muhalefetin azmi ölçüsünde gerçekleşecek ya da gerçekleşemeyecektir.

Hepimizin açgözlülüğünü çok iyi bellediği Erdoğan’ı belki de hesap vermekten daha çok rahatsız edecek şey, ülke kaynaklarının kendisi ve yandaşlarına akacak derenin bekçiliğini artık yapamayacak oluşu oluşturuyor. Bu yüzden kendisi 2023 seçimlerini “2023 seçimleri bu büyük medeniyet ve tarih mücadelesinin çağımızdaki zirvesinden önceki son duraktır” diye belirtmiştir. Bu yüzden Erdoğan ve havarileri bütün tükenmişliklerine rağmen her türlü seçim zorbalığını organize etmekten geri durmayarak bu süreci lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

Hatta Fehim Taştekin geçenlerde verdiği bir röportajda Erdoğan’ın kazanmak için birçok şeyi yapabileceğini, bunların içinde olası bir Rojava saldırısının birinci plan olarak kurgulandığını belirtiyor. İktidarın halklara sunacağı somut ve inanılır bir hikayesi olmadığı için militarist gerginliği arttırarak sonuç almaya çabalaması makul bir analiz gibi duruyor. Seçim sürecini elinden geldiğince terörize ederek sonuç almayı deneyebilir iktidar. Ve biz bu süreci 2015 sürecinden de çok iyi bilmekteyiz.

Hükümetin hakim stratejisi bir önceki yazımda da belirttiğim üzere ittifaklar arası gerilimi tırmandırmak ve seçimi provoke edici taktiklerle çatışmacı bir zemine çekmek üzerine örgütleniyor. Muhalifler cephesinden bu seçimin tarihi önemi nedir peki? Ezilenler için de bu seçim en az iktidar kadar önemli ve tarihi mi? Bu seçimler Türkiye’de AKP zulmünden zarar görmüş tüm kesimlerin hesap sorma ve özgürlüklerini yeniden kazanma şansı yakalayacakları tarihi bir seçim, evet.

Neredeyse her gün işlenen kadın cinayetlerinin müsebbibi bir cinsiyetçi iktidardan kadınların, geleceksizliğe ve işsizliğe mahkum edilen gençlerin, tutsak edilen Kürt siyasetçilerin, yazıları ve haberleri gerekçe gösterilerek hapse tıkılan gazeteci meslektaşlarımızın, sermayeye peşkeş çekilen doğayı savunan ekolojistlerin, KHK’ler ile işsiz bırakılan yüzbinlerce mağdurun, Kürtler, Aleviler, İşçi/Emekçiler ve LGBT’li dostlarımızın soracağı bir hesap var şüphesiz. Bundan ötürü Erdoğan rejimi ile gerçekleşen anti demokratik uygulamaların mağdurları bu seçimi Erdoğan’ın hukuksuz ve otoriter tavrına sert bir cevap vermek için tarihi bir fırsat olarak görüyor.  Ezilenler değişimin öznesi olacak adayları meclise göndererek kendi hikayelerinin ve haklarının daha güçlü bir şekilde savunulmasını istiyorlar. Bunun dışında hem AKP’den kurtulmak hem de olası yeni demokratik süreçlerin başlama ihtimalini göz önünde bulundurarak seçime aktif bir şekilde dahil olmaya çalışıyorlar.  AKP’nin oluşturduğu depresif ve umutsuz heyulaya rağmen meydanlarda, sokaklarda, seçim bürolarında ve tüm mecralarda AKP’den hesap sormaya kararlı ve inançlılar. 2023 seçimleri bu kararlılık ve inancın sonucu olarak Türkiye halklarına Erdoğan’sız bir yeni dönem bahşedebilir. Ve bu da yeni dönem için hiç de kötü bir başlangıç olmayacaktır.

#seçimleri #neden #önemli

Amed Adayları: Yeni yaşamı öreceğiz

Yeşil Sol Parti’nin Amed vekil adayları, ‘Geçmişten gelen direniş geleneği ile yeni yaşamı öreceğiz’ diyerek kentte seçim çalışmalarını sürdürüyor. Adaylar çalışmalarına dair gazetemize konuştu

Selman Çiçek

Yeşil Sol Parti’nin, Amed vekil adayları kentte büyük bir coşku ile karşılanırken adaylar görüşlerini gazetemizle paylaştı.

Berdan Öztürk: 12 vekili de alacağız

Uzun yıllardır Kürt siyasetinde aktif rol alan Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Berdan Öztürk,  Agirî (Ağrı ) isyanında aktif mücadele eden bir aileden geliyor. 7 Haziran 2015 yılında yapılan seçimlerde Ağrı’dan vekil seçilen Öztürk, daha sonra Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanlığı görevini üstlendi.AKP’nin 22 yıldır tutuklamaysa tutuklama, katliamsa katliam denemedikleri yol kalmadığını söyleyen Öztürk, her baskıya rağmen Kürt halkının geri adım atmadığını söyledi. Amed’de 12 vekilin hepsini alacaklarına inandığını söyleyen Öztürk, “Bu seçim özellikle Kürdistan ve Türkiye halklarımız için önemli bir seçimdir. Kürt düşmanlarını bu seçimde göndereceğiz. Sayın Öcalan yıllardır söylüyor; çare demokrasidir, çare 3’üncü yoldur, çare ortak masadır, çare halkların birleşmesidir ama buna karşı Türk devleti Roboskî’yi yaşattı, Suruç’u yaşattı, siyasi soykırım operasyonlarını yaşattı. Onursuz bir barış değil, onurlu bir barış için mücadele ediyoruz. Sandıkta iki ittifaka da diyeceğiz ki; biz olmadan siz yoksunuz” ifadelerini kullandı.

Halide Türkoğlu: Yeni Yaşamı Öreceğiz

1985 yılında Amed Yenişehir’de doğan Halide Türkoğlu, sosyolog olarak çalıştığı Çınar Belediyesi’nden 2016 yılında ihraç edildi. Çınar Belediyesi bünyesinde kurulan Jinwar Kadın Merkezi’nde kadınlara dönük önemli çalışmalara imza atan Türkoğlu, ihraç edildikten sonra kadın özgürlük mücadelesinde aktif rol aldı.

AKP-MHP iktidarının toplumu seçeneksiz bırakma çabasına karşı bir direniş geleneğinin olduğuna dikkat çeken Türkoğlu, Yeşil Sol Parti’nin de bu geleneğinin bir parçası olduğunu söyledi. Aday gösterilmesinin kendisi için anlamlı olduğunu söyleyen Türkoğlu, “Bir iddiamız var. İddiamız 14 Mayıs’ta tek adam rejimini göndererek halklara, Kürt halkına, kadın ve gençlere yeni bir yaşamı örmedir. Bize bir misyon ve görev verildi, bizlerde bu misyon ve görevi kararlı bir şekilde yerine getireceğiz” diye konuştu.

Cengiz Çandar: Amed’e aşık biriyim

1948 yılında Ankara’da doğumlu olan Cengiz Çandar, 1970 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu. Kısa bir süre ODTÜ’de uluslararası ilişkiler bölümünde asistan olarak görev yaptı. 68 kuşağı gençlik hareketlerine katılan Çandar, 12 Mart Askeri Müdahalesinin ardından arandığı için yurtdışına çıktı. Filistin direnişi çerçevesinde Şam’da, Beyrut’ta ve daha sonra sırasıyla Cenevre, Paris ve Amsterdam’da yaşadıktan sonra 1974 yılında Türkiye’ye döndü.

1991- 1993 yılları arasında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüne kadar özel danışmanı olarak görev yaptı. Birçok gazetede çalışan Çandar, çok sayıda kitap yazdı. Amed’ten aday olduğu için duygulandığını belirten Çandar, Amed ile Kürt halkı ve mücadelesi ile çok özel duygusal bağları olduğunu, söyledi. Omurgasını Kürt siyasi hareketin oluşturduğu bir ittifakın adayı olduğu için onurlandığını belirten Çandar, “İstanbul’da olsaydı adaylık Amed’te olduğu kadar sevinmezdim. 7 yıl sonra bölgeye geldiğimde her yaştan insanların sıcaklığı, gösterdiği ilgi beni mutlu etti. Amed’i temsil etmek bir görev olduğu kadar ağır bir sorumluluktur. İnsanların gözlerindeki ifade ve ışık bana bir sorumluluk olarak bir duyguya dönüştü. Amed’e ilk ayak basışım 1971 yılında oldu. İlk görüşte Amed’e aşık olmuştum. 1971 yılından bu yana Amed ile aramda bir aşk var. Şimdi ise Amed’e aşık biri olarak değil Amed’in evladı olarak hissediyorum. Yeşil sol parti bir halk hareketidir. Halk her zaman bizim ilerimizdedir. Biz seçmenin ne dediğini daha iyi anlayacağız“ diye konuştu.

Adalet Kaya: İktidarı bozguna uğratmalıyız

1985 yılında Amed’de doğan Adalet Kaya Mêrdîn Belediyesi Kadın biriminde çalıştı. 6 yıl önce belediyedeki kadın çalışmalarından ihraç edilen Kaya, Amed’e dönerek kadın çalışmalarını burada sürdürdü. Rosa Kadın Derneği’nin başkanlığını yapan Kaya, seçimin tüm haklar için hayati bir seçim olduğuna işaret ederek, “AKP-MHP iktidarı ile Kürtler bir zulüm altında yaşıyor. Özellikle kadınlar bu baskıyı yaşıyor. Özel savaş politikalarının hayata geçtiğini biliyoruz. Bu iktidarı bozguna uğratmamız gerekiyor. Adaylarımızın hepsi tabandan örgütlenerek gelen güçlü adaylardır. Kadınların mücadelesi ile hayata geçen 6284 yasası üzerine pazarlıklar yapıyorlar. Bizim önümüzde bu yasanın uygulanması yönünde bir mücadele alanı var. Çünkü bütün kadınların emeği var o yasa da” şeklinde konuştu.

Serhat Eren: Yerel demokrasi için

1979 yılında Amed’de doğan Eren, Dicle Üniversite Hukuk Fakültesi mezunu oldu. Eren uzun süre Diyarbakır Barosu yönetim kurulu üyeliği yaptı. Halen HDP Genel Merkezi’nde hukuk komisyonunda görev yapan Eren, hakların eşit bir şekilde yaşaması için mücadele verdiklerini ifade eden Eren, “Yürüttüğümüz hukuk mücadelesini şimdi de halkların anayasal haklarının güvence altına alması için meclis zeminin de bir mücadele yürüteceğiz. Türkiye’de yeni bir anayasa, yeni bir yargı sistemi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Yerel demokrasi ile güçlendirilmiş, karar alma süreçlerin halkın olduğu güçlü radikal bir yerel demokrasinin kabul edildiği bir parlamenter sistem için de mücadele edeceğiz” diye konuştu.

Sevilay Çelenk Özen: Yeniden inşaya girişeceğiz

1977 yılında Amed’te doğan Sevilay Çelenk Özen, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde görevinden ihraç edildi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitaplarını yazdı. Ayrıca Türkiye’de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Kendi memleketine vekil olarak hizmet edebilmek fikrinin bile çok güzel olduğunu söyleyen Çelenk, “Orada yetişmişsin, hayatının ve kişiliğinin bir parçası hem de önemli bir parçası hep oradan beslenmiş. Seni sen yapan şeyler… Bu adaylık fırsatı Diyarbakır’ın sana verdiklerinin bir kısmını oraya döndürmek gibi bir şey. Umarım 14 Mayıs sonrası bu baskı rejimine veda edeceğiz ve hep birlikte Emek ve Özgürlük İttifakıyla, demokrasi güçleriyle ve en önemlisi yurttaş dayanışmasıyla deprem sonrasında iyice açığa çıkan yıkım tablosunu dönüştürmeye, tahrip edilmiş kurumları ayağa kaldırmaya, hayatlarımıza ve birbirimize Kürt, Türk, LGBTİ+, dindar, laik demeden, kimseyi ama kimseyi ötekileştirmeden sahip çıkmaya, demokrasiyi ve barışı yeniden inşaya girişeceğiz” diye konuştu.
Yeni dönemin yeniden inşa süreci olacağını söyleyen Çelenk, “Toplumsal ve siyasal muhalefeti bu anlamda büyük bir adanmışlıkla ele alınması gereken işler bekliyor. Eğitimden, medyaya, sağlıktan ekonomiye her alanda yaratılmış tahribatın, liyakatsizliğin uzman kadrolarca ele alınması ve üzerinde çalışılması gerekiyor. En basitinden deprem sonrasında yaşanan devasa bir iç göç var. Bu konuda çok ciddi bir planlama yapılarak depremzedelerin barınma, gıda ve eğitim gibi en temel sorunlarının kalıcı çözümlere kavuşturulması şart. Bütün bunlar için bu yeniden inşaya kaynak ayırabilmek için esas olarak demokrasi, özgürlükler ve barışa sahip çıkmak gerekiyor. Barış siyaseti yapılması gerekiyor. Özellikle Kürt Sorunu bağlamında barış ve çözüm perspektifinin öne çıkması, istismarcı beka siyasetinin maddi, manevi bütün kaynaklarımızı sömürmesinin önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

Mehmet Kamaç: Cesaretimiz var

1974 yılında Wan’ın Şax (Çatak) İlçesi’nde doğan Mehmet Kamaç aynı zamanda bir öğretmen. Kamaç, yaklaşık 5 yıldır İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) Genel Başkanlığını yapıyor, tarihi bir seçime doğru gittiklerini söyleyen Kamaç, uzun bir süredir bu kapsamda Kurdistani partilerle bir ittifak çalışması yürütüklerini söyledi. Hem Kürt ittifakı hem de emek ve demokrasi ittifakının birlikte yarattığı güçlü enerjiye dikkat çeken Kamaç, “14 Mayıs’ta toplumun bütün ötekileştirenlerin nefes alacağı yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Bu sürece böyle hazırlanıyoruz. Bu süreci değiştirecek inancımız ve cesaretimiz var. Halkımızın böyle bir irade ve cesareti vardır. Herkese her kesime demokrasi, özgürlük ve barış söylemini götüreceğiz. 14 Mayıs’ta yepyeni bir güneş doğacak” dedi.

Ceylan Akça Cuppola: Aydınlığın ivmesiyiz

1986 yılında Amed Hezro (Hazro) İlçesi’nde dünyaya gelen Ceylan Akça Cuppolo, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde mezun oldu. Kadın çalışmalarında görev alan Cuppolo yaklaşık 4 yıldır HDP genel merkezinde danışmanlık yapıyor. Aday olduğu için heyecanlı olduğunu belirten Cuppolo, Türkiye’nin bir eşikte olduğunu, bu eşikten karanlığa mı yoksa aydınlığa mı yükseleceği bir seçim olduğunu söyledi. Bu eşikten aydınlığa doğru gitmesi için bir ivme olmaya çalıştıklarını söyleyen Cuppolo, “Kadınlar var olmak için karanlığa karşı aydınlığı seçmek için sadıklara gelmeli” dedi.

Mehmet Emin Aktar: İktidardan kurtulacağız

Amed doğumlu Mehmet Emin Aktar, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1987 yılından beri serbest avukat olarak çalışan Aktar, 1990-1992 yılları arasında İHD Diyarbakır Şubesi yönetim kurulunda, 1992-2001 yılları arasında Diyarbakır Barosu yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. 2008-2012 yılları arasında ise Diyarbakır Barosu başkanlığı yaptı. Zorlu bir süreç içerisinde olduklarını belirten Aktar, her adım attıklarında birçok engel ile karşılaştıklarını, seçime demokratik bir ortamda gitmediklerini söyledi. Her şeye rağmen inatla ve dirençle mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Aktar, “Öncelikle bu inancı topluma vermek gerekiyor. Bu inanç ve güveni verdiğimizde bu baskı kırılacaktır. Seçim sonucunda bizleri nefessiz bırakan, bütün haklarımızı kısıtlayan iktidardan da kurtulacağız. Yeniden bir inşa yapılacaksa eskiye dönüş olmayacaktır. Eskiye dönmek bir çözüm değil. Yeni bir anayasa yeni bir hukuksal rejim gereklidir. Kürtler de artık haklarını güvence altına almalıdır. Bugün muhalefetin kayyumlar gidecek demesinin bir anlamı yoktur. Kayyum olmayacağını garanti altına alacak bir anayasal güvence olmalıdır” dedi.

Azad Barış: Hedefimiz 12 vekil

Riha’nın (Urfa) Weranşar ilçesinde doğan Azad Barış Êzidi halkından. Êzidi halkının yaşadığı katliamlara dikkat çeken önemli çalışmalara imza attı. HDP’de eşbaşkan yardımcılık görevini üstlenen Barış, aynı zamanda HDP Strateji Kurulu üyesi. Halkta inanılmaz bir coşku ve heyecanın olduğunu belirten Barış, “Bugün halkla kucaklaşırken, selamlaşırken halkta bu iktidarı gönderme istemini gördüm. Burada hissettiğimiz iman ve irfan ile hak ettiğimiz başarı yakalayacağımıza inanıyorum. Hedefimiz 12 vekil çıkarmak. 11 vekili kesin çıkarıyoruz. 11 vekili çıkardığımızda ise Amedspor’a maç daveti yollayacağım” diye konuştu.

Sorgül Aytek Avşar: Biz Varız

Lice doğumlu olan Sorgül Aytek Avşar, 1993 yılında Lice’nin yakılmasından dolayı köylerinden göç etmek zorunda kaldı. Köy yakmalarından dolayı ailecek zorunlu olarak göç ettiği İstanbul’dan 10 yıl boyunca dönmek için çabalamasına rağmen ama ailesinin Lice’ye girişine izin verilmedi. Elektrik-Elektronik Mühendisi olan Avşar, uzun yıllar TMMOB içerisinde aktif rol aldı. Avşar aday gösterilmesine ilişkin de 40 yıllık mücadeleyi taçlandırmak için başvurduklarını söyledi. 3’üncü yol çizgisini benimsediğini söyleyen Avşar, “Yeşil Sol Parti, yüzyıllık bir tarihin direngen ruhudur. Bu direnç gün be gün artıyor. Hiçbir şeyimiz yok iken başladık bu serüvene ve inanıyorum ki daha da büyüyecektir. Kadın temsiliyetini her yerde Yeşil Sol Parti temsil ediyor. Bu mücadele içerinde yer almak istiyoruz. Tarihimiz, kültürümüz yok sayılıyor. Bütün bu yok sayılmalara karşı biz varız diyoruz, demek için mücadele ediyoruz” diye konuştu.

Samet Mengüç

1965 yılında Çewlik’in (Bingö) Dara Hênê (Genç) İlçesi’nde doğan Samet Mengüç, Genel Cerrahi Uzmanı. Mengüç 2014-2018 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Genel Sekreterliği yaptı.

#Amed #Adayları #Yeni #yaşamı #öreceğiz

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Alevi’ videosu

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ‘Alevi’ notuyla yayımladığı videoda gençlere seslenerek ‘İlk oyunu verecek sevgili evlatlarım ben Aleviyim. Hak Muhammed Ali inancıyla yetişmiş samimi bir müslümanım’ dedi

Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı ve CHP lideri Kılıçdaroğlu, “bir konuyu konuşmanın vakti geldi” diyerek yurttaşları saat 21.30’da buluşmaya davet etmişti.

Kılıçdaroğlu işaret ettiği saatte yeni bir video yayınladı.

Kılıçdaroğlu, Twitter’dan paylaştığı video ile ilk kez oy verecek gençlere seslendi.

“Alevi” notuyla yayınladığı videoda CHP lideri, “Tek bir oyla sen bu ülkeyi can yakan mezhep tartışmalarından çekip çıkaracaksın. Artık kimlikleri konuşmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, videoda gençlere seslenerek, “İlk oyunu verecek sevgili evlatlarım ben Aleviyim. Hak Muhammed Ali inancıyla yetişmiş samimi bir müslümanım” dedi.

 

#Kılıçdaroğlundan #Alevi #videosu

Pirsûs’ta iftar programı düzenlendi

Pirsûs’ta düzenlen iftar yemeğinde konuşan HDP Riha Milletvekili Ömer Öcalan, ‘HDP olarak büyük bir güçle barışı destekliyoruz. Halkımızın çocukları barış için, bu toprakların özgürleşmesi için büyük bedeller ödüyor’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Riha’nın Pirsûs (Suruç) İlçesi’nde iftar yemeği verdi.

Karayolu Mahallesi’nde (Ser Rîya Qerê) bulunan düğün salonunda yapılan iftar programına Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) ve Barış Anneleri İnisiyatifi’nden çok sayıda kişinin yanısıra yüzlerce yurttaş katıldı.

DSG’nin açıkladığı deklarasyona destek

İftardan önce okunan mevlit ile başlayan programda, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşuyla devam etti. İftar programında konuşan HDP Riha Milletvekili Ömer Öcalan, zorlu bir süreçten geçildiğini vurgulayarak, “Dört bir yanımızda savaş yürütülüyor. Bu Ramazan ayında onurlu bir barış çağrısında bulunuyoruz. Onurlu bir barış için de partimiz hazırdır ve bunun için çalışıyor” dedi.

Kuzey ve Doğu Suriye’de DSG’nin açıkladığı deklarasyona değinen Öcalan, “Dün Rojava’da QSD, bir deklarasyon yayınlayarak Suriye ve Türkiye rejimine karşı onurlu bir barış çağrısında bulundu. Biz de bu çağrıyı destekliyoruz. 2011’den bu yana Rojava ve Suriye’de bir savaş yürütülüyor. Bu savaşın durması için Ortadoğu halklarının barışçıl çözüm üretilmesi gerekiyor. HDP olarak büyük bir güçle barışı destekliyoruz. Halkımızın çocukları barış için, bu toprakların özgürleşmesi için büyük bedeller ödüyor” diye konuştu.

Konuşmaların ardından ezanın okunmasıyla oruç açıldı. Yemekten sonra okunan duaların ardından program sonlandı.

HABER MERKEZİ

#Pirsûsta #iftar #programı #düzenlendi

‘AKP-MHP iktidarını tarihin çöp sepetine alacağız’

Seçim çalışmalarını sürdüren Yeşil Sol Parti, Dîlok ve Mêrdîn’de büro açılışları ve halk buluşmaları gerçekleştirdi. 14 Mayıs’ta AKP-MHP iktidarına son verileceği belirtilerek, A14 Mayıs’ı bir barış halayına çevireceğiz’ mesajı verildi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim çalışmaları kapsamında temaslarını sürdüyor.

Dîlok’’un Şehitkamil ilçesine bağlı Onat Kutlu Mahallesi’nde seçim irtibat büro açılışı gerçekleştirdi. Açılışa Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dîlok İl Eşbaşkanlarının yanı sıra Yeşil Sol Parti milletvekilleri adayları ve Barış Anneleri katıldı. Yüzlerce kişinin de büyük coşkuyla katıldığı açılışta, “HDP halktır, halk burada” sloganları atıldı.

‘AKP-MHP iktidarını tarihin çöp sepetine alacağız’

Açılışta konuşan HDP Dîlok İl Eşbaşkanı Avni Binici, 14 Mayıs’taki seçimlerde AKP-MHP iktidarına son vereceklerini ifade ederek, “Birileri bir hayal kuruyorlardı. Artık bu ülkede hiç bir kimse eşitlikten özgürlükten bahsedilmeyecek diyorlardı. Geldiğimiz noktada seçim sürecinin başlamasıyla tüm halkımızı evet bu hayli kuranlar AKP-MHP iktidarını tarihin çöp sepetine alacağız. Halka acı zindan açlık ve sürgün getirdiler. Bütün bunları dayattılar. Biz umut kaynağı yaratılan zulüm cenderesini yıkan bir halkız. 14 Mayıs’ta bunların esamesi tarihte okunmayacaktır. Hepimizi omuz omuza vereceğiz ve 14 Mayıs’ı bir barış halayına çevireceğiz. Özgürlüklerin barışın ve kirli zihniyetine atılış günü ilan edeceğiz. Başaracağız” dedi.

Binici’nin konuşmasının ardından “AKP halka hesap verecek” ve ”Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

‘Bu bir hesap sorma seçimidir’

Sonrasında söz alan HDP Wan Milletvekili ve Yeşil Sol Parti Dîlok Milletvekili Adayı Murat Sarısaç, açılan seçim bürolarının önemli anlamlara sahip olduğunu belirterek, “Türkiye’de yaşayan tüm halklarımızla beraber Türkiye’nin gelecek yüzyılını kuracak olan mücadele birliğimizi kuracak anlayıştır. Bu bir hesap sorma seçimidir. Geleceğin yüzyılını kurma seçimdir. Çünkü eğer gerçekten bu toplumum içinden çıkmamış kimselerin sizinle ilgili siyaset yapması mümkün değildir. Bir taraftan Selahattin Demirtaş’ı düşünün bir taraftan Devlet Bahçeli’yi düşünün. Bir tarafta Sebahat Tuncel diğer tarafta ismini bile zikretmek istemediğim sadece ırkçılık yaparak siyaset yapmaya çalışan insanları düşünün. Bu insanların sizin için çalışmasının imkanı var mıdır? Yeşil Sol Parti bütün ittifaklarıyla sizin içinizden çıkmış bu ülkenin değerlerini ve inançlarını esas alan bir anlayışla sizin karşısında. Günün geçtikçe daha da büyüyoruz. Türkiye’nin de içinde yaşayan Kürt’ü ile Laz’ı ile Çerkez’iyle insanların kendini ifade edebileceği bir yerdir” diye konuştu.

Seçim sandıklarına sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Sarısaç, “Herkes verdikleri oya sahip çıkmalıdır. Partisinde sandık görevlisi olması için partimize başvurmalıdır. Sizlerin bu onurlu duruşu ile sizlere layık olmak için elimizden gelenin daha fazlası için mücadele edip bu mücadeleyi zafere taşıyacağız. Önümüzdeki yüzyıl birlikte eşit bir yaşamın yüzyılı olacaktı. Bütün Türkiye’nin baharı olacaktır” diye belirtti.

‘Sesimiz bütün sokaklarda yankılanacak’

Yeşil Sol Parti Dîlok Milletvekili Adayı Sevda Karaca ise şu ifadeleri kullandı: “Bugün burada en güzel kıyafetlerini gitmiş olan genç kadınlar var. İşte burada bir arkadaşımız kucağında çocuğumuz otobüste anons yapıyor. 12 saatlik mesaisinden sonra bildiri dağıtan işçi kardeşlerimiz var. Çok çalışacağız az zamanımız var. Alkışlar onlara. Biz ev ev sokak sokak dolaşacak olan halkımıza güveniyoruz. Emeğin ve özgürlüğün ittifakının sesi bütün sokaklarda yankılanacak. Var mısınız?”

Mêrdîn

Yeşiller Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 14 Mayıs seçimleri kapsamında Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin), Mîdyad, Kerboran (Dargeçit), Mehsert (Ömerli) ve Şemrex (Mazıdağı) ilçelerinde halkla bir araya gelen milletvekili adayları, esnaf ziyaretleri gerçekleştirerek, Yeşil Sol Parti broşürleri dağıttı.

Mêrdîn milletvekili adayı ve aynı zamanda DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile Kamuran Tanhan, Nisêbîn ilçesinde çalışmalara katıldı. İlçede geçtiğimiz günlerde sağanak yağışlar sonucu meydana gelen sel felaketinden dolayı zor günler yaşayan Beyazsu esnafına ziyarette bulunan Aydeniz ve Tanhan, esnaflara “geçmiş olsun” dileğinde bulundu. Heyet ardından Omerîya bölgesindeki köylere ziyaretler gerçekleştirdi. Coşkulu karşılamalara sahne olan ziyaretlerde adaylar yurttaşlarla sohbetler gerçekleştirdi. Heyet ardından Sitilîlê (Akarsu) köyünde seçim irtibat bürosunun açılışını gerçekleştirdi.

Burada konuşan milletvekili adayı Kamuran Tanhan, 14 Mayıs seçimlerinin cezaevindeki tutsakların özgürlüğü ve Efrîn’in kurtarılması için önemli olduğuna dikkat çekerek, seçimlere az bir sürenin kaldığını belirtti.

Adaylar; Leyla Kaya Şemrex’te, George Aslan Mehsert’te, Beritan Güneş Mîdyad’ta ve Selahattin Ertaş Kerboran’da halk buluşmalarına katıldı. HDP’li Mêrdîn Milletvekili Pero Dündar da Kerboran’da Ertaş’a eşlik ederken, ilçelerde el broşürleri dağıtılarak, 14 Mayıs seçimlerinde sandık güvenliğine dikkat çekildi.

HABER MERKEZİ

#AKPMHP #iktidarını #tarihin #çöp #sepetine #alacağız

Sancar: Halkımıza stratejik oy kullanma çağrısı yapıyoruz

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak parlamentoda anahtar güç olmayı hedeflediklerini belirten HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ‘Halkımıza, bütün demokrasi güçlerine stratejik oy kullanma çağrısı yapıyoruz’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mezunlar Derneği (MD) tarafından düzenlenen “Seçim Söyleşileri” programına konuk oldu. Programa Yeşil Sol Parti Ankara milletvekili Adayı Emirali Türkmen, ODTÜ MD üyeleri, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) üyeleri, HDP Ankara İl örgütü üyeleri, Seçim Güvenliği Platformu (SGP) üyeleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube ve ODTÜ’lü öğrenciler katıldı.

‘Bu seçimde ya bu süreç yerleşecek ya da gidecek’

Burada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28’nci dönem milletvekilliği seçimlerinin önemine değinerek, “21 yıllık AKP iktidarının son yıllarında MHP ile ortaklık şeklinde devam ediyor. Sistematik otoriterleşme ve talanın pervasızca yaygınlaşması bu dönemde iyice gözler önüne serildi. Bu seçimde ya bu süreç yerleşecek ya da gidecek. Eğer bu süreç ilerlerse daha da kötüye gidecek. Artık sadece AKP-MHP bloğunun karanlık iktidarıyla değil Cumhur İttifakının karanlık bloğuyla mücadele de söz konusu olacak. Demokrasi, özgürlük, barış mücadelesi her şartta devam edecektir ama Cumhur ittifakı kaybetmediği takdirde ülke halklarının faturalarını daha ağır ödeyeceği bir dönem olur” dedi.

‘Parlamentoya en yüksek sayı ile girmek önemli’

Bu karanlık bloğa karşı uzun süredir çalışma yürüttüklerine de değinen Sancar, daha önce açıkladıkları tutum belgesine işaret ederek: Tutum belgesinde Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini birbirinden ayırarak çalışmalar planladık. İkisinin farklı dinamikleri var. O nedenle iki seçimi birbirinden ayırarak önemini ortaya koyduğumuz bir yol ortaya koyduk. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla katılma talebimizi de yeniledik ve buna yönelik çalışmaları sürdürdük. Bunun somut ürünü olarak da Emek ve Özgürlük ittifakı oluştu. Biz bu ittifakı mücadele ortaklığı temelinde kurduk. Diğer ittifak çalışmalarımız ise Kürt illerinde sürüyordu. Kürt Özgürlük ve Demokrasi ittifakı ile bu süreç de somutlaştı. Biz bunları birleştiren bir mücadele cephesi oluşturmayı planlıyoruz. Bu iktidara kaybettirirsek yeni başlangıç dönemi olacak ve kurucu bir aktör olarak yer bulacağımız sayıyla parlamentoda yer bulmak önem arz ediyor. Bu kadar hayati önem taşıyan bir seçimde parlamentoya en yüksek üye ile girmeyi önemsedik ve yaptığımız çalışmalarda da bu amaca en uygun yöntemi seçtik.”

‘Tek liste kararımızda ısrarı esnettik’

Sancar konuşmasının devamında Yeşil Sol Parti’ye neden sahip çıkılması gerektiğini ifade ederek şu ifadeleri kullandı: “Derdimiz bir iki vekilin ötesindedir. Bu ittifakının varlığını çok önemsiyoruz. Bu ittifakı bozmanın Türkiye’nin geleceği açısından da doğru bir tutum olmadığına inanıyoruz. Biz bu ittifakı sadece bugün ve seçimler için değil gelecekte kurucu bir merkez yaratma iddiası ile oluşturuyoruz. Bu yüzden tek liste kararımızda ısrarı esnettik. İttifakın bozulmasına yol açacak esnekliği de gösterdik. Tek parti altında seçime girmek ideallerimize en uygun yöntemdir ama ittifakı korumak da çok önemlidir. Biz bunu koruyacak formülü de bulduğumuzu düşünüyoruz. Formülleri hala arıyoruz. Halkımıza, bütün demokrasi güçlerine stratejik oy kullanma çağrısı yapıyoruz. TİP belli yerlerde kendi amblemi ile girecek ve bu bölgeler kritik bölgeler. Yani vekil sayısını arttırmak mümkünken arttırmama ve belli kazanımları kaybetme riskimiz de var. Bu riski gözetmenin önemli olduğuna inanıyoruz. TİP’in aday çıkardığı yerlerde bizeler yarışacağız ama dostça yarışacağız. Bu işin doğasında var. Bu bir seçim. Yarış olacaktır ama başka partilerle yürüttüğümüz rekabet zeminine oturmayacaktır. Bu yarıştan en yüksek verimi ve olumlu seçimi çıkarmak için de kararımız var. Bu seçimlerin çok kritik niteliği ve parlamentoya en güçlü şekilde girme hedefi bizleri bu konuda daha açık tutum sergilemeye sevk ediyor. Vekil kaybı Türkiye için de ciddi bir sorun oluşturur. O nedenle ortak liste ile giremeyeceğimiz yerde bütün insanlarımızı stratejik oy kullanmaya çağırıyoruz.

Hedef parlamentoda anahtar güç olmak

Parlamento seçimlerinde hedefimiz yüzde 15. Bu yüzde 15’le yetinmek gibi anlaşılmasın. En yüksek oy oranına ulaşmak için her türlü çabayı harcayacağız. Yüzde 15’in altı bir başarı sayılmaz. O nedenle bütün enerjimizle yüzde 15’in üstünü bulacak bir çalışma yapmalıyız. Parlamentoda anahtar güç olma gibi bir hedef koyduk önümüze. Yeni dönemin emekten, özgürlükten, eşitlikten yana bir hayata bürünmesi için parlamentoda çok güçlü olmamız gerekiyor. Anayasa süreci öyle ya da böyle yeni anayasa yapma meselesi de önümüze gelecektir. Burada da kurucu özne sorumluluğu ve gücü ile hareket etmeli en az 100 vekille meclise girmeliyiz. Güçlerimizi birleştirdikçe bu hedeflere ulaşmamız daha kolay olacaktır.

Amacımız bu iktidara kaybettirmek

Amacımız 2’nci yüzyıla girerken demokratik cumhuriyeti kurmak için yol yapmaktır. Tutum belgemizdeki başlıklar da buna dönüktür. Depremde gördüğümüz tablo demokratik sorumluluk görevlerimiz çerçevesinde bizi ayrı aday çıkarma kararımızı gözden geçirmeye yöneltti ve ayrı aday çıkarmama kararına vardık. Partimizin bu seçimlerde iki stratejik hedefi var. Biri bu iktidarı göndermektir. Bu konuda politikalarımız son derece şeffaf. Bu hedefle bağlantılı diğer stratejik hedefimiz düzeni değiştirmektir. İktidarı göndermek daha kolay, düzeni değiştirmek daha zor bir iş. Amacımız bu iktidara kaybettirmek, Erdoğan’a kaybettirmektir. Diğer hedefimiz de bu düzeni değiştirecek yolu döşemektir.

Demokratik dönüşümün güvencesiyiz

Eğer muhalefet kanalında hatalar yapılmazsa Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak zor değil. İlkeler ve politik hedefler çerçevesinde hareket ettik. Bakanlık tartışmaları bizim semtimize dahi uğramıyor. Ancak bunu iddia edenler Kürtler bakan olamaz diyorlarsa bunu çok net biçimde reddediyoruz. Ne partimizi ne seçmenimizi ne de Kürt halkını incitmeye asla izin vermeyiz. Bu pazarlıklara girmek de açıkladığımız hedefler çerçevesinde bir yerde durmuyor. Biz süreci bu tür pazarlıklar üzerine kuran bir anlayışa sahip değiliz. Gücümüzü Türkiye’nin bütün ezilenleri için bir demokratik dönüşüm manevrası olarak görüyoruz. Demokratik dönüşümün güvencesi olduğumuz söylüyoruz.

Kimi desteklemeyeceğimiz, kime kaybettireceğimiz çok açık. Diğer adaylara ilişkin açıklamamızı da resim olarak açıklayacağız. Açıklayacağımız resmi görüş Emek ve Özgürlük İttifakının tutumu olacak ve bir çağrıyı da içerecektir. Demokratik dönüşümü yaratacak desteği de halkımızdan bekliyoruz. Asıl dönüşümü sağlayacak olan bizlerin gücüdür. Muhalefet tabanında belli kesimlerinde korku ve endişe görüyoruz. ‘Bunlar oyları çalar, bunlar kavga etse de gitmez’. Bu duyguların yayılmasını isteyen AKP-MHP iktidarı ve Cumhur İttifakıdır. Bu kaygılarla çok sık karşılaşıyorum. İktidar bu korkuyu yaymak istiyor ve bu korku herkesin ruhunda zedelenme oluşturur. Gücümüze güvenelim ve yükseltelim. Bunun ötesinde her türlü provokasyon olma ihtimali her zaman mevcuttur ancak bunları boşa çıkarmak zor değil.

Mücadelede kararlılık bütün oyunları bozar

En fazla saldırıya uğrayan parti biz olduk ve biz her seferde demokratik siyasette ısrarcı demokratik mücadelede kararlıyız diyerek bu saldırıları boşa çıkardık. Muhalefetin tamamı bu noktada bir irade ortaklığı ortaya çıkarabilirse her türlü oyun boşa çıkaracaktır. 2019 yerel seçimlerinde de aynı oyunlar oynandı. Mücadelede kararlılık bütün oyunları bozduğunu gördük. Yeşil Sol Parti Listelerinden seçime gireceğiz. On binlerce eğitimli müşahidimiz, tecrübeli çalışanımız var. Muhalefet partilerine bundan 2 yıl önce rapor halinde seçim güvenliği ortak çalışma raporunu sunduk. Şimdiden ortak çalışmalara başlayalım dedik ama maalesef orada da iktidarın kurduğu oyun sahasının dışına çıkmayı bir türlü başaramayan bir muhalefet bloğu ile karşı karşıya kaldık. Bu iktidarın en büyük başarısı da muhalefetin sınırları belirlemesidir. Şimdi o sınırların dışına çıkmaya başladı. Ben partimdeki tüm emekçilerle gurur duyuyorum. Çok hazırlıklılar. Çalışanlarımızın epey bir kısmı içeriye giriyor ama bu kararlılığımız hiç sarsılmadı. Rehin alınan arkadaşlarımızın yeri dolduruldu ve çalışmalar gayet iyi bir noktada. Güçlerimizi birleştirirsek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açık fark yaratma şansı çok güçlüdür. Hiçbir hile o farkı kapatamaz. O yüzden güçlerimizi birleştirelim diyorum.

Bu iktidarı göndermeliyiz

Bu iktidar talan politikaların pervasızca yürütüyor. Sömürü en amansız noktaya geldi. Rant ve yandaş düzeni bizi bu enkazın altında bıraktı. 10 binlerce hektarlık ormanlarımız yandı, dereler taştı. Birde demokratik alanda mevcut kırıntıların da yok edildiği, hukuk devleti alanında hiçbir ilkenin de kalmadığı bir düzen içerisindeyiz. Bunu haketmiyoruz. Tabiri zor bir ahlaksızlık düzeni, ahlaki çöküş yaratıldı. Şaşkınlıkla bunun nereye gideceğine dair örnekler yaşıyoruz. Daha da dibe batmamak için stratejik hedeflerimizi gerçekleştirmeli, bu iktidarı göndermeliyiz. Bu ülkenin bütün demokratların güvenim var.”

Sancar’ın konuşmasının ardından program sorularla devam etti.

Kaynak: MA

#Sancar #Halkımıza #stratejik #kullanma #çağrısı #yapıyoruz

YSK listeleri onayladı

YSK milletvekili kesin aday listelerini onayladı

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) milletvekili kesin aday listelerini onayladı.

Siyasi partiler 9 Nisan’da milletvekili aday listelerini YSK’ye sunmuştu. YSK, 11 Nisan’a kadar listelerdeki eksikliğin tamamlanması için süre vermiş, 15 Nisan’da da geçici aday listesini açıklamıştı.

YSK bugün kesinleşmiş aday listesini onayladı. Kesin aday listesi Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra oy pusulaların basımına geçilecek. 13 Mayıs’ta propaganda süreci tamamlanarak Türkiye 14 Mayıs’ta sandığa gidecek.
HABER MERKEZİ

#YSK #listeleri #onayladı