Ana Sayfa Blog Sayfa 6190

Pakistan’da polis okuluna saldırı: En az 200 öğrenci rehin

Sputnik’in haberine göre saldırıda hayatını kaybedenler olduğu kaydedildi. Polis ve güvenlik güçleri, olayın yerini güvenlik altına alırken; SAMAA televizyonu bölgeden çatışma sesleri gelmeye devam ettiğini aktardı. Bölgenin yerel yönetiminden sözcü Anwar ul Haq Kakar, “5 ya da 6 terörist arka taraftan akademiye baskın düzenledi. Saldırganların binaya girdiklerinde normal zamanda 200 ila 250 polis akademisi öğrencisinin kaldığı yatakhane bölümüne yöneldiği ifade edildi. Rehinelerin sayısına dair kesin bir açıklama yapmayan yetkililer, en az bir güvenlik gücü personelinin yaralandığını belirtti. (DIŞ HABERLER)
 

#AkSilahlanma Meclis gündeminde

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, hükümetin silah ruhsatı edinmeyi kolaylaştıracak herhangi bir düzenleme çalışması bulunup bulunmadığını sordu.

Tanrıkulu, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde şöyle dedi:

“AkSilahlanma başlığı altında yapılan bireysel silahlanma çağrılarının partinizle ve hükümetle doğrudan veya dolaylı bir ilgisi bulunmakta mıdır?

Vatandaşı silahlanmaya çağıran grupların iç savaş çığırtkanlığı yaptığı tespitinden hareketle araştırması, soruşturması yapılmakta mıdır? Yapıldıysa güncel akıbeti nedir?

Bireysel silahlanma çağrıları tek bir merkezden mi yürütülmektedir?

15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana kaç vatandaş ferdi silah edinmiş, kaç kişiye silah ruhsatı verilmiştir?

Türkiye genelinde kaç vatandaşın bireysel silah ruhsatı bulunmaktadır?

1 Ocak 2016 tarihi ile 1 Ekim 2016 tarihleri arasında kaç ruhsatlı silahla öldürme veya yaralama gerçekleşmiştir?

Hükümetin silah ruhsatı edinmeyi kolaylaştıracak herhangi bir düzenleme çalışması bulunmakta mıdır?” (ANKA)

Bharara’dan Sarraf’a bir itiraz daha

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF 

ABD’de tutuklu bulunan Rıza Sarraf’ın deliller üzerindeki gizlilik kararının kalkması talebine Başsavcı Bharara itiraz etti.

Sarraf geçen Mayıs’ta avukatları aracılığıyla Mahkeme’den Savcılık’ın elindeki delillerin kendisiyle paylaşılmasını talep etmişti. Talep kabul edilirken ulusal güvenlik gerekçe gösterilerek delillerin ‘ABD dışına çıkarılması ve üçüncü şahıslarla paylaşılması’nı yasaklayan koruyucu bir hüküm getirilmişti.

Sarraf’ın avukatları, önceki hafta yaptıkları başvuruda, davaya konu olan banka işlemleri ve dosyada adı geçen kişilerin büyük bir çoğunluğunun ABD dışında olduğunu belirterek, yurtdışındaki kişilerin şahitliğine başvurmak için koruyucu hükmün kaldırılmasını istemişti.

Yargılamanın başlamasına az zaman kaldığının ve savunmanın hazırlıklarının yoğunlaştığının altını çizen avukatlar, Savcılık Makamı’nın 600 bin sayfa tutan delillere, hafta içinde yenilerini ekleyeceğini söylemişti.

New York Güney Bölge Başsavcısı Bharara ise dün Mahkeme’ye sunduğu itiraz dilekçesinde, Sarraf’ın yaklaşık yedi aydır devam eden dava sürecinde, ABD dışındaki delillerin ortaya çıkarılmasıyla ilgili hiç bir talepte bulunmadığını ileri sürdü. “Bu durum kendisinin kanıtlar ve şahitler ABD dışındadır’, ifadesiyle çelişir” diyen Bharara şöyle devam etti:

“Savunma Makamı’nın koruyucu hükme rızası gözü kapalı olmamıştır. Koruyucu hükmün yürürlüğe girmesinden önce Sarraf daha ilk duruşmada, Savcılık Makamı tarafından delillerin hacimli olduğu ve çoğunun banka kayıtları ve e-postalarından oluştuğu konusunda uyarmıştır. Ve Sarraf, ön iddianamenin kendisi üzerinden, Savcılık’ın suçalamalarının yurtdışında gerçekleşen işlemlerle ve yabancı şahıslarla ilişkili olduğunu biliyordu.

Bunlar bağlamında taraflar mevcut koruyucu hükmü görüştü; o zaman da ‘bir duruşma tarihinin yaklaştığı’ ve ‘savunma hazırlığının yoğunlaştığı’ biliniyordu. Koruma hükmü davaya girdiğinden beri Sarraf’ın dosyasında herhangi bir maddi değişiklik gerçekleşmemiştir ve Sarraf’ın koruma hükümünün varlığından doğan çeşitli nedenlerle savunmanın hazırlanmasının engellendiğine dair iddiası baştaki rızasıyla çelişmektedir.”

Bharara, dilekçede hükmün kapsamıyla ilgili de ayrıntılı bilgiye yer verdi. Buna göre, koruyucu hüküm, sadece Savcılık tarafından temin edilen belgeler için geçerli; savunmanın diğer kaynaklar üzerinden elde ettiği dökümanlar için değil. Yani Sarraf, kendisine ait e-postaları, şirket hesabından çalışanlar tarafından gönderilen e-postaları, kendisinin sahip olduğu ya da yönettiği şirketlerin banka hesaplarına ait kayıtları, hatta ‘bilgi’ verilmek üzere ortak edildiği e-postalarla ilgili bilgileri üçüncü şahıslarla paylaşmakta ve ABD dışına çıkarmakta serbest.

“Savcılığın kanıtları buradadır ve savunma makamı tüm bu kanıtlara sahiptir” denilen dilekçede, yine de “Eğer Sarraf yurt dışından bir bireyin kendi savunmasında ona yardımcı olabileceğini hissediyorsa bunu mutlaka mahkemeye sunmalı” ifadelerine yer verildi.

Koruyucu hükümle ilgili son kararı Hakim Richard Berman verecek.

Öte yandan Sarraf’ın Temmuz’da yaptığı “delillerin iptali talebi” 22 Kasım’da New York’ta gerçekleşecek duruşmada yeniden görüşülecek. Sarraf, Florida’da gözaltına alınması sonrası yapılan ilk sorgunun ve bu kapsamda elde edilen verilerin usulsüz olduğunu savunuyor.

Esas yargılamanın yapılacağı jürili duruşmaların 23 Ocak’ta başlaması bekleniyor.

İnsan Hakları izleme Örgütü: Siyasi açıklamalar işkenceyi

HABER MERKEZİ

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch- HRW) Türkiye’ye ilişkin hazırladığı raporda, Temmuz 2016’da yaşanan başarısız darbe girişiminin ardından çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerden önemli koruma tedbirlerinin çıkarılmasının neticesi olarak polisin, gözaltındaki kişilere işkence veya kötü muamele yaptığını söyledi. Siyasilerin sorumluluğuna ve hatalarına da dikkat çeken rapor, bugün kamuoyuyla paylaşılacak.

40’tan fazla avukatla görüşüldü

İnsan Hakları İzleme Örgütü rapor için yürüttüğü araştırma kapsamında 40’tan fazla avukat, insan hakları savunucusu, sağlık personeli, adli tıp uzmanı ve gözaltına alınıp serbest bırakılmış kişilerle görüşmeler yaptı.

Ordunun bazı unsurlarının hükümete darbe yapmaya kalkıştığı 15-16 Temmuz tarihlerinde polislerin de aralarında olduğu en az 241 sivil hayatını kaybetti ve yaklaşık 2 bin kişi de yaralanmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü darbe girişimi sırasında yaralanan kişilerle de görüşmeler yaptı.

OHAL bu yetkiyi vermez

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Olağanüstü Hâl’in (OHAL) hükümete hakları askıya alması için açık çek vermediğine dikkat çekti. Uluslararası hukukun işkenceyi mutlak surette yasakladığı ve bu yasağın savaş ya da ulusal acil durum hallerinde bile askıya alınamayacağının belirtildiği bölümde, “Oysa KHK’ler gözaltındakileri işkence ve kötü muameleden koruyan önemli koruma tedbirlerini kaldırıyor” ifadelerine yer verildi.

Rapor, KHK’lerin yargısal denetime tabi olmadan gözaltı süresini dört günden otuz güne çıkardığını, gözaltındakilerin avukatla görüşmesini beş güne kadar kısıtlayabildiğini ve alıkonan kişilerin avukat seçme ve avukatıyla özel görüşme haklarını kısıtladığını da vurguladı.

Sadece darbecilere değil…

Kolluk görevlileri bu tedbirleri yalnızca darbe girişimine karışmakla suçlanan kişilere değil, başka siyasi nedenlerle gözaltına alınan kişilere de uyguluyor ve onları da kötü muamele ve adil olmayan yargılamaya karşı koruyacak tedbirlerden de mahrum bırakıyorlar.

Avukatlar, sağlık personeli, son dönemde gözaltından bırakılmış kişiler ve gözaltında tutulanların aileleri, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, gözaltında işkence ve kötü muameleyle ilgili, farklı düzeylerde şiddetin uygulandığı 13 vaka anlattılar. Vakalar arasında rahatsız edici pozisyonlarda tutmak ve uykusuz bırakmaktan yoğun dayak, cinsel taciz ve tecavüz tehdidine varan farklı yöntemler yer alıyor. Bir vakada ise gözaltındaki birden çok kişiyle ilgili ihlal iddiaları dile getiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü güvenlik endişesiyle gözaltındaki kişilerin ve avukatların çoğunun isimlerini ve kimliklerini ortaya çıkarabilecek diğer detayları gizli tuttu.

Siyasilerin rolü

Raporda, siyasilerin açıklamalarının işkenceye uygun ortam yarattığının da altı çiziliyor. İlgili bölümde şu ifadelere yer veriliyor: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere Türkiye hükümeti yetkilileri darbe girişiminden sonra işkenceye sıfır tolerans göstereceklerini ilan ettiler. Ne var ki, yetkili makamlar son işkence iddialarına gereğince yanıt vermek yerine bu iddiaları dile getirenleri önyargılı ve ‘darbe yanlısı olmakla’ ve ‘Gülen Hareketi’nin propagandasını yapmakla’ suçladılar. İktidar partisinin üyesi ve Meclis Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı Mehmet Metiner kısa süre önce komisyonun hapishanelerdeki Gülen destekçilerine işkence yapıldığı iddialarını incelemeyeceğini söyledi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de, 1 Ağustos tarihli bir konuşmasında darbeyi planlayanlarla ilgili olarak şunları söyledi: “Bunları öyle deliklere tıkacağız ki, öyle deliklerde cezasını çekecekler ki, bunlar bir daha o Allah’ın güneşini nefes aldıkça görmeyecekler. Güneş yüzü görmeyecekler. Bir daha insan sesi duymayacaklar. ‘Gebertin bizi’ diye yalvaracaklar.

Bunlar 12 Eylül’de bile yapılmadı

Askeri darbe girişimi sonrası devreye konulan OHAL ile birlikte cezaevlerinde hak ihlalleri arttı. Avukat Gülizar Tuncer, hasta tutsakların darp edildiğini aktararak, ‘Bu uygulamalar 12 Eylül’de bile yapılmıyordu’ dedi

Askeri darbe girişimi onrası ilan edilen OHAL ile birlikte cezaevlerinde baskı ve hak ihlalleri tavan yaptı. Cezaevlerinde artan baskılara ilişkin açıklama yapan Avukat Gülizar Tuncer, gittiği cezaevlerinde siyasi tutsakların kendisine ilettiği hak ihlallerini anlattı. Tuncer, 12 Eylül askeri cuntasında cezaevlerinde yaşanan insanlık dışı uygulamaların şu anda cezaevlerinde yaşandığını ve geçen zamanda tarihten başka bir değişiklik olmadığını söyledi. Tuncer, “FETÖ bahane edilerek siyasi tutsaklara ‘güvenlik’ adı altında ağır işkenceler yapıyorlar” dedi.

3 kişilik odada 6 kişi

Avukat görüşünde siyasi tutsakların kendisine aktardığı hak ihlallerini anlatan Tuncer, Giresun Cezaevi’nde tutulan tutsaklara askeri nizam sayım dayatıldığını hatırlatarak, bu uygulamaya karşı çıkan tutsakların da darp edildiğini kaydetti. Tuncer, darp edilen tutsaklar arasında hasta tutsakların da olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar güvenlik gerekçesiyle yapılıyor. Bu yüzden insanlar revire çıkmak istemiyorlar. 2 veya 3 kişinin kaldığı odalarda şimdi 5-6 kişi kalıyor ve cezaevlerinde inanılmaz bir yığılma oluşmuş. Eskiden ortak sohbetleri 5-6 saat yapabiliyorlardı ama artık bu 40 dakikaya kadar indirilmiş durumda” ifadelerine yer verdi.

Çıplak arama dayatılıyor

Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde de görüşe giden ailelere çıplak arama dayatıldığını belirten Tuncer, avukatların müvekkilleriyle yaptığı görüşmelerde gardiyanların notlara el koyduklarını söyledi. Cezaevi sürgünlerinde de yaşanan hak ihlallerini anlatan Gülizar, Samsun Bafra’dan 4 kişinin ve Bolu’dan da 13 kişinin Tekirdağ Cezaevi’ne hiçbir gerekçe gösterilmeden aniden yapılan sürgünlerde çıplak aramaya tabi tutulduğunu açıkladı.

Rojda Oğuz / İstanbul- Jinha

 

Medyanın OHAL’İ: 2 bin 500 işsiz gazeteci

Temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan 2016 BİA Medya Gözlem Raporu’nda basında yaşanan ihlaller kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda OHAL ve çıkarılan KHK’lerle      özellikle Cemaat ve Kürt basının hedef alındığı belirtildi

OHAL ilanından sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile (KHK) özellikle muhalif basına yönelik kapatma, tutuklama ve soruşturmalar da yoğunlaştı. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ankara şubesi tarafından 3 aylık Medya Raporu’nun yayınlanmsının ardından dün de Bağımsız İletişim Ağı (Bianet) tarafından 3 aylık basın raporu açıklandı. Temmuz, ağustos, eylül aylarını kapsayan 2016 BİA Medya Gözlem Raporu’na göre OHAL ve yürürlüğe konan KHK, özellikle Cemaat ve Kürt basınına yönelik yaygın gözaltı, tutuklama, kapatma gibi ölçüsüz ve hukuka aykırı uygulamalara yol açtı.

Kapatma, sansür

Medya Gözlem Raporu’nda, 107 gazeteci ve 10 dağıtımcının cezaevine girdiği, tutuklu gazetecilerden 71’sinin “Cemaat medyası” çalışanları olduğu ve habercilerden 29’u ve dağıtımcıların tamamının da Kürt basınından olduğu bilgisi yer aldı. Raporda, 7 gazeteci ve 2 medya bürosunun saldırıya uğradığı, 2 gazetecinin tehdit edildiği ve 2 gazetecinin de kötü muamele gördüğü bilgisi yer alırken, 78 gazeteci ve medya çalışanın gözaltına alınıp, daha sonra serbest bırakıldığı ve 24 gazeteci için de gözaltı kararı çıkartıldığı belirtildi. 775 basın kartı ve 46 gazetecinin pasaportunun iptal edildiği ve 5 gazetecinin pasaportuna el konulması için de talepte bulunulduğu belirtilen raporda, 155 medya organının ve 3 yayın yasağı veya geçici yayın yasağı ile 18 sitenin kapatıldığı ile 4 sitenin de sansüre uğradığı bilgisine yer verildi.

2 bin 152 yıl hapis cezası!

Raporda ayrıca 3 aylık dönemde 4 gazetecinin toplam 55 yıl 4 ay hapis istemiyle yargılandığı bilgisi de yer aldı. Raporda yer alan bilgilerde, 117 gazetecinin 880 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılandığı ve 61 gazetecinin “örgüt yöneticiliği” veya “örgüte yardım”dan toplam Bin 36 yıl hapis istemiyle yargılandığı belirtildi. 6 gazetecinin de “Devletin güvenliğe dair gizli bilgileri temin etme ve açıklama” gibi suçlamalarla bir müebbet ve 216 yıl ve 6 ay hapis tehdidiyle yargılanmaya devam ettiği belirtilerek, gazetecilere toplamda istenen cezaların 1 müebbet ve 2 bin 152 yılı bulduğu ifade edildi.

Dayanışmaya öfke

Özgür Gündem gazetesiyle sembolik bir günlük dayanışmada bulunan 32 gazeteci ve insan hakları savunucusuna “terör örgütü propagandası” iddasıyla dava ve soruşturma açıldığı belirtilen raporda, KHK’ye dayanılarak medya organlarının kapatılması sonucu 2 bin 500’e yakın gazeteci ve medya çalışanın işsiz kaldığı bilgisi yer aldı. Raporun devamında  Radyo Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) tarafından Tv ve radyolara para cezası ve kına cezası verildiği bilgisiyle HDP milletvekilllerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığı bilgisi yer aldı.

AMED / DİHA

 

Şişman diye iş vermediler, Altın Portakal kazandı!

Antalya’da katıldığı Uluslararası Film Festivali’nde ‘Rengahenk’ seçkisinde ‘En İyi Film’ ödülü alan ‘Yağmurlarda Yıkansam’ın yönetmeni Gülten Taranç, şişman olduğu için sektörde kendisine iş verilmediğini, bankadan kredi çekerek filmini çektiğini söyledi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 53’üncüsünü düzenlediği Uluslararası Film Festivali’nin ‘Rengahenk’ seçkisinde izleyicilerin oylarıyla ‘En İyi Film’ ödülünü kazanan ‘Yağmurlarda Yıkansam’ın genç yönetmeni Gülten Taranç, 2013 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. Uzun süre sinema sektöründe iş arayan Taranç, daha rahat iş bulmak için İstanbul’a yerleşti. Burada da iş arayan 26 yaşındaki Taranç, şişman olduğu gerekçesiyle birçok kapıdan geri çevrildi.

HIRSIZ HEM HAYALLERİNİ HEM EKİPMANINI ÇALDI

Kendi çabasıyla film çekmeye karar veren Gülten Taranç, gerekli teknik ekipmanı binbir güçlükle biriktirdiği parayla aldı. Ancak Gülten Taranç’ın evine giren hırsız, teknik ekipmanlarla birlikte genç yönetmenin hayallerini de çaldı. Taranç tekrar sinema sektörünün kapısını çaldı, ancak yine şişman olduğu gerekçesiyle iş bulamadı. Sinema filmi çekmek için banka kredisi çeken Gülten Taranç, 18 günde ilk uzun metraj filmi olan ‘Yağmurlarda Yıkansam’ı çekti. Gülten Taranç’ın filmi, Uluslararası Antalya Film Festivali’nde izleyicilerin oylarıyla 10 film arasında en iyi film seçildi.

FİLMİ İÇİN KREDİ ÇEKTİ

Taranç, iki yıl asistan olarak sektörde iş aradığını, ancak şişman olduğu için hareket kabiliyetinin daha az olacağı gerekçesiyle bulamadığını söyledi. Taranç, “Türkiye’de insana biçimsel yaklaştıkları gibi sanat eserlerine de öyle yaklaşılıyor. O yüzden içeriği sağlam bir film oluşturdum” dedi. Dış görünüşüyle insanların yargılandığını ifade eden Taranç, “Bugüne kadar krediyi nasıl ödeyeceğim kaygısı taşıyordum ama bu ödülü almak her şeye değdi. Seyirci filmimi anladı, bu benim için en büyük mutluluk” diye konuştu.

‘YAĞMURLARDA YIKANSAM’ HAKKINDA

Gülten Taranç’ın yönetmenliğini üstlendiği ve çekimleri İzmir’de gerçekleştirilen film, ülkemizin en güncel meselelerinden biri olan kadına şiddeti konu alan bir yapım. Annesi, babası tarafından öldürülen Gamze’nin hikayesi, alışılageldiği gibi cinayetle biten bir hayatı değil, cinayetle başlayan yeni bir hayatı anlatıyor. Kadın cinayetlerinin tek mağdurunun yalnızca öldürülen kadınlar olmadığı, Gamze’nin, yani yine bir kadının hikayesi üzerinden anlatılıyor. Hikayede 15 yaşındaki Gamze’nin öfkesi, yalnızlığı, çaresizliği ve özlemleri izleyiciyle buluşuyor.

Lara Fabian, tekrar İstanbul’a geliyor!

Dünya genelinde 20 milyonun üzerinde albümü satılan, ünlü pop yıldızı Lara Fabian, 08 Aralık’ta Zorlu PSM’de müzikseverlere eşsiz bir müzik ziyafeti yaşatacak.

“I will Love Again” ve “Je’Taime” gibi parçalarıyla müzik listelerini alt üst eden, tüm zamanların albümü en çok satan Belçikalı kadın sanatçısı Lara Fabian, son albümü “Ma vie dans la tienne”in tanıtım turnesi kapsamında sevilen şarkılarını İstanbullu sanatseverler için seslendirecek.

1988 yılında 33. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Lüksemburg’u temsil eden ve ‘’Croire’’ adlı parçayla 4. olan Lara Fabian, 2002 yılında ise ‘’Final Fantasy’’ filmi ile World Soundtrack Awards’ta ‘’En İyi Film Müziği’’ ödülüne layık görüldü.

Türkiye’yi çok sevdiğini her fırsatta dile getiren sanatçı 2014 yılında Mustafa Ceceli ile ‘’Al Götür Beni’’ adlı parçanın düetini seslendirdi.

Calais mülteci kampı boşaltılıyor

Fransa’nın Calais mülteci kampındaki yaklaşık 6 bin 500 mültecinin ülkenin çeşitli yerlerindeki sığınmacı kabul merkezlerine gönderilmesi planlanıyor. Ancak yardım örgütleri kampta yaklaşık 8 bin 100 kişinin bulunduğunu tahmin ediyor. Çoğunluğunu İngiltere’ye geçmek isteyen sığınmacıların oluşturduğu kampın tamamen boşaltılmasının yaklaşık bir hafta sürmesi bekleniyor. İlk günde 3 bin kişinin diğer merkezlere gönderilmesi planlanıyor. Bunun için yaklaşık 60 otobüs hazırlandığı belirtildi. “Cangıl” olarak adlandırılan kampın boşatılması için yaklaşık bin 250 polis memuru görev yapıyor.

Mültecilere kampın boşaltılacağına dair bilgi verilmesine rağmen, pazar gecesi sığınmacılarla polis arasında çatışmalar yaşandı. Kampta bir gece önce de çatışma çıkmıştı. Çok sayıda mültecinin polise taş atması üzerine emniyet güçleri göz yaşartıcı bomba ile karşılık verdi. Pas-de-Calais Valisi Fabienne Buccio, mültecilerin yeterince yer olmadığını düşündüğünü, ancak bunun gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Buccio, yaklaşık 7 bin 500 mülteci için yer bulunduğunu kaydetti. Mültecilere çağrıda bulunan Buccio, insanların gönüllü olarak yeni oluşturulan göç merkezine giderek, kayıt yaptırmasını istedi. Burada mültecilerin Fransa’nın iki bölgesi arasında seçim yapabileceğini belirten Buccio, “Bu insanları kabul edeceğiz” dedi.

Calais’de dün gece mülteciler ile emniyet görevlileri arasında çatışma çıktı.

Buccio, Fransa devletinin, insani koşullarda barınma olanaklarının sağlanması için sığınma başvurusunda bulunulması gerektiğini defalarca tekrarladığını, sığınma başvurusu kabul edilmeyenlerin de sınır dışı edileceğini ifade etti.

İngiltere hayali

Kamptaki mültecilerin çoğunu Afganistan, Sudan ve Eritre’den gelenler oluşturuyor. Mültecilerin çoğu İngiltere’ye gitmeyi hayal ediyor. Fransa Göç Dairesi’nden Didier Leschi “Bu insanların bazılarını başka bir yere yerleştirilmeyi kabullenmeleri ve İngiltere hayalinden vazgeçmeleri için ikna etmemiz gerekiyor” dedi.

Vali Buccio ise artık mültecilerin çoğunun farklı düşündüğünü, zira Manş Denizi’ndeki durumun geçen yıllarda değiştiğini belirtti. Buccio, “İngiltere sınırı kapalı. Birleşik Krallık’a geçmeye çalışmak çok tehlikeli, bazı sığınmacılar bunu hayatlarıyla ödedi” dedi. 2015 yılından beri bölgede 33 sığınmacı hayatını kaybetti. Bu mültecilerin bir kamyonun üzerinde İngiltere’ye geçmeye çalışırken veya kampta sığınmacılar arasında çıkan çatışmalarda yaşamını yitirdiği belirtildi.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/ AFP, JD/BK

 

Venezuela’da iktidar kavgası tırmanıyor

Parlamentodaki muhalif çoğunluğun imzaladığı bir bildirgede, seçim komisyonunun planlanan referandumu durdurma kararının „ülkenin anayasal düzeninin çökmesi“ ve „Maduro rejiminin darbe yaptığı“ anlamına geldiği belirtildi. Muhalefet liderlerinden Henrique Capriles “Venezuela’nın bir darbe yaşadığı” açıklamasında bulundu ve çarşamba gününden itibaren ülke çapında protesto gösterileri düzenleneceğini ilan etti. 

Bildirgede imzası bulunan muhalif vekiller Venezuela halkını anayasayı „aktif savunmaya“ çağırdı ve uluslararası topluluğu Maduro hükümetine daha fazla baskı yapması yönünde harekete geçirmek istediğini açıkladı. Ancak söz konusu bildirgenin sembolik nitelikte olduğu, refandumun bloke edilmesini düzeltme yaptırımı bulunmadığı belirtiliyor.

‘Ulusumuzu ortadan kaldırmak için krizi kullanıyorlar’

Maduro yanlısı vekiller de Venezuela Parlamentosu’nda yapılan bugünkü hararetli oturumda aynı şekilde muhalefete darbe girişiminde bulunduğu suçlamasını yönelttiler. Earle Herrera adlı vekil „muhalefet ulusumuzu ortadan kaldırmak için ülkenin içinde bulunduğu krizi kullanmayı deniyor“ ifadesini kullandı. 

Muhalefet ülkenin adalet ve diğer resmî makamlarının Maduro yanlısı olduklarını, devlet başkanına görevden el çektirme davasında süreci savsaklamak ya da engellemek istedikleri suçlamasında bulunuyor. Seçim komisyonu geçen hafta perşembe günü aldığı kararla karmaşık referandum sürecini süresiz olarak rafa kaldırdığını açıklamıştı.     

Amerikan Devletleri Örgütü’nden (OAS) ağır eleştiri

Amerikan Devletleri Örgütü’nden (OAS)  referandum sürecinin bloke edilmesini sert bir dille eleştirdi. Örgütün Genel Sekreteri Luis Almagro, “Sadece diktatörler vatandaşlarının haklarını gasp ederler, parlamentoyu tanımazlar ve ülkede siyasi tutuklu bulundururlar” diye konuştu ve “Venezuela’nın demokrasi ile bağlarını koparttığına bugün daha fazla inanıyoruz” ifadesini kullandı. 

Venezuela petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle ağır kriz yaşıyor

Petrol üreticisi Venezuela dünya piyasalarında petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle ağır bir ekonomik krize sürüklenmişti. Halkın ihtiyaçlarının karşılanmasında çıkan güçlükler nedeniyle Latin Amerika ülkesi Venezuela’da son dönemlerde huzursuzluklar ve yağma olayları yaşanmış, protesto gösterilerinde çok sayıda insan yaşamını yitirmişti. Muhalefet ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sorunlardan Maduro hükümetini sorumlu tutuyor ve Maduro’nun görevden alınmasını dayatmak istiyor. 

©Deutsche Welle Türkçe

afp/dw/ÇA/BÖ