Ana Sayfa Blog Sayfa 6192

Üniversiteli kadınlar jineoloji atölyesinde buluşuyor

MELTEM OKTAY

Her hafta Amed Kadın Akademisi’nde jineoloji atölyesinde bir araya gelen 20’yi aşkın üniversiteli genç kadın, sistemin dayattığı kadın modelini aşarak gerçek kadın tarihi ile buluşuyor.

Amed Kadın Akademisi bünyesinde yürütülen atölye çalışmalarından jineoloji atölyesinde üniversiteli genç kadınlar, kadın bilimi ile buluşuyor. Temmuz ayının başı itibariyle başlayan ve ilk etapta 4-5 öğrencinin katıldığı atölyede öğrenci sayısı şuan 20’nin üzerinde. Üniversitede verilen ezberci ve teknik eğitimi yetersiz bulan kadınlar, atölye çalışmasında kadın tarihi ve bilimi alanında güçlü tartışmalar yürütürken, sistemin tarihte yok saydığı kadın algısını yerle bir ediyor. Buluşma, tartışma ve değerlendirmeler ile geçen atölye çalışmalarında jineoloji üzerine kafa yoran kadınlar, kaynak olarak “Jineolojiye giriş” kitabından yararlanıyor. Atölyeye büyük ilgi gösteren kadınlar, burada deneyim paylaşımında da bulunuyor. Üniversiteli genç kadınlar, her hafta Pazar günleri Kadın Akademisi’nde buluşuyor.

‘Sistemin kadın politikasını tartışıyoruz’

Kadın tarihini incelediklerini belirten Hukuk Fakültesi öğrencisi Mehtap Işık (22), kadının yaşamın başlangıcında tanrıçalık kültüründen nasıl köle durumuna getirildiğini burada iyi çözümlediklerini ifade etti. Özellikle kapitalizmin kadını köleleştirdiğini vurgulayan Işık, “Kadın yaşamın içindedir. Tarihin başında kadın vardı. Kadının asıl tarihi budur. Kadınlar tarihte de günümüzde de kendini ispat etmiştir” diye belirtti. Üniversitelerinde bir akademi olduğunu ancak bu verimi alamadıklarını ifade eden Işık, şunları aktardı: “Okul kitaplarında kadın ‘karı’ olarak geçiyor. Biz zaten bu sözü kabul etmiyoruz. Özellikle kadınla ilgili bize hiç bir şey verilmiyor okulda. Ancak atölye çalışmaları böyle değil. Atölye çalışmamızda sistemin kadın üzerindeki politikasını da tartışıyoruz.”

‘Sistem hiçbir alanda kadına yer vermiyor’

Diş Hekimliği 3’ncü sınıf öğrencisi Gülperi Şimşek (20) de, atölye çalışmalarına en başından beri katıldığını söyledi. Şimşek, “Biz burada kadın bakış açısıyla tarihi, günümüzü ve yaşamın kendisini değerlendiriyoruz. Tarihi bizlere hep yanlış anlatıldığını bu atölye çalışmasıyla anladık. Yaşamda kadının yeri bırakılmamış. Bizde kadınların yerinin olduğu bilincini tekrardan açığa çıkarıyoruz. Tarihin başlangıcına tekrar dönüyoruz, doğal topluma gidiyoruz. Sistem eğitiminde birkaç kadın bile bir araya gelip bunu tartışamıyor. Sistem hiçbir alanda kadına yer vermiyor. Kadının bir değerlendirmesine bile müsaade edilmiyor. Hele okul ortamında bu tür tartışmaları yaptığında direk sınıfta kalıyorsun. Ama burada farklı bir enerjiyi yakalıyoruz. 20’nin üzerinde kadın burada yaptığı tartışmalar ile insana farklı bir enerji veriyor. Güç veriyor, özgüven veriyor” dedi.

‘Üniversitelerde kapalı, örtülü oluşturulmak istenen kadın modeli var’

Matematik bölümü öğrencisi Nazdar Gökçe (20) ise, Temmuz ayından bu yana atölye çalışmalarına katıldığını dile getirerek, tamamen sistemin dayattığı kadın modelini aşarak kadının aslına ulaşmaya çalıştıklarını söyledi. Gökçe, şöyle devam etti: “Kadın nedir ama bize ne öğretiliyor? Bugüne nasıl gelindi? Biz burada toplumda kadın, ailede kadın, iş hayatında kadını tartışıyoruz. Her alan üzerine kadınlarla ilgili tartışmalar yürütüyor, değerlendirmeler yapıyoruz. Bunu öğrenirken toplum üzerinde de yaymaya çalışıyoruz. Sistemin dayattıklarıyla bize öğretilenler var. Özellikle üniversitelerde üstü kapalı, örtülü oluşturulmak istenen bir kadın modeli var. Biz bunu değil kadının tarihini öğrenmek istiyoruz. Bunun içinde jineoloji atölyesini tercih ediyorum” ifadelerini kullandı.

(dy-ra/fç/pu)

Fransa’daki OHAL başka Türkiye’deki başka

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın OHAL’i savunmak için sürekli örnek gösterdiği Fransa’nın Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, “Fransa ile Türkiye’deki OHAL yapısal olarak farklı. Fransa’daki OHAL’lerde yargının hala bağımsızlığı söz konusudur” dedi.

Ankara’da bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binail Yıldırım ve hükümet yetkililerin, OHAL’i eleştirenlere karşı sıklık Fransa’yı örnek göstererek kendilerini savunmasına Fransız Bakan’dan yanıt geldi.

Ayrault: Fark var

Jean-Marc Ayrault, OHAL’la ilgili şunları söyledi, “Türkiye terörle mücadele çerçevesinde kendini savunmak hakkına sahiptir. OHAL süresini uzatmak da kendi hakkıdır. Fransa ile Türkiye’deki OHAL yapısal olarak farklı. Fransa’daki OHAL’lerde yargının hala bağımsızlığı söz konusudur. Sizlerdeki OHAL’de ise polis yetkilerine ekstra bir yetki getiriliyor. Hukuk devletine saygısı ve temel hak ve özgürlüklerini göz önünde bulundurması ve yargılamaların adil bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor. Yargılananların, faillerin konuyu üst makama götürmelerine imkan vermeniz gerekir.”

Çavuşoğlu: Fark yok

Jean-Marc Ayrault’un bu sözlerine yanıt veren Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Türkiye’deki OHAL ile Fransa’daki OHAL arasında fark yoktur, ikisi de terör örgütlerini hedef almaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne getirdiğimiz kısıtlamalar da aynı kapsamdadır. Fransa’yı hedef alan teröristler hangi muameleyi görüyorsa Türkiye’de darbe girişiminde bulunanlar da yargıya teslim edilmiştir. Fransa’daki ve Türkiye’deki OHAL Fransız ve Türk vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlamamıştır, etkilememiştir.”

Irak Ordusu ve peşmerge yalanlamasına rağmen…

Irak Ordusu ve peşmergenin yalanlamasına rağmen Çavuşoğlu, Musul operasyonuna “çok yönlü katkı” sağladıklarını iddia etti. Çavuşoğlu, “Kuzey Irak’ta eğittiğimiz peşmerge güçleri ve Başika kampında eğittiğimiz yerel güçler aktif bir şekilde operasyonun içindeler. 4 tane F-16 jetimiz de operasyonda yer alıyor” dedi.

Çavuşoğlu, “Başika’daki kuvvetlerimiz 700 DAEŞ’liyi öldürdü” dedi, ancak bugün Musul operasyonunun bir haftalık bilançosuna ilişkin açıklama yapan Irak Ordusu Savaş Enformasyon Merkezi, bir hafta içinde 772 DAİŞ’linin de öldürüldüğü duyurmuştu.

(rp)

Tuncel esnafa baskı kuran valiyi uyardı

Dersim’de esnafı ziyaret eden DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, kepenk kapatan esnafa soruşturma açılmasının ve siyasetçilerin gözaltına alınmasının talimatını veren Tunceli Valisi’ni uyararak, kepenk kapatmanın demokratik bir hakkı olduğunu söyledi.

Dersim’de 14 HPG’linin bombardıman sonucu yaşamını yitirmesine tepki amacıyla kepenk kapatan kent esnafının valilik ve emniyet baskısına maruz kalması nedeniyle Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) heyeti kente gelerek, dayanışma ziyaretinde bulundu. DBP Eş Genel Başkanı Sabahat Tuncel, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Berdan Öztürk, Ayşe Acar Başaran, Alican Önlü, DBP PM ve MYK üyeleri, Dersim, Perî (Akpazar) belediye eşbaşkanlarının da yer aldığı kalabalık grup, Dersim Belediyesi önünde açıklama yaptı. Burada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Tuncel, insanların demokratik tepkisini gösterdikleri, savaş istemedikleri için soruşturma ve baskı ile karşı karşıya kaldığını söyledi.

‘Gözaltındakiler derhal serbest bırakılsın’

Dersim’de öncelikle gece operasyonu yapıldığını ardından insanların telefonla ifadeye çağrılarak gözaltına alındığını belirten Tuncel, burada HDP, DBP il eşbaşkanları olmak üzere 9 kişinin kendileri ifadeye gitmesine rağmen gözaltına alındığını hatırlatarak, derhal serbest bırakılmalarını istedi. Yapılması gerekenin demokratik siyasetin önünün açılması olduğunu söyleyen Tuncel, “Demokratik siyasete alan kapandıkça savaşa ve şiddete alan açılır. Savaşa ve şiddete alan açmak demek ölüme, zulme göz yummak demektir” dedi.

‘Büyük bir direniş ve mücadele var’

DBP ve bileşeni oldukları HDP’ye yönelik ciddi bir saldırı dalgası ile karşı karşıya olduklarını ifade eden Tuncel, “Bir yandan DBP belediyelerine el konuluyor. Halkın seçtiği, halkın değerlerine el konuluyor. Bir yandan da gözaltı, tutuklama furyalarıyla bizi siyaset yapamaz hale getiriyorlar. Sadece son bir yılda 2 bin 500 DBP üye ve yönetici tutuklandı. Son bir haftalık bilançoyu da göz önünde bulundurursak 2 bin 600 arkadaşımız tutuklanmış. Buna rağmen demokratik siyasette ısrar etmek, demokratik siyasetin gelişmesi için mücadelemizi sürdürüyoruz. Olağanüstü kongrelerle bu süreci devam ettiriyoruz. Büyük bir direniş büyük bir mücadele var” ifadelerini kullandı.

‘Hakkın kullanılması engellenemez’

Dersim’de son bir hafta 21 gencin yaşamını yitirdiğini söyleyen Tuncel, “Burada operasyon olmasın, savaş istemiyoruz diye halkımız tepkisini dile getirdi. Esnaf savaşa karşı barış talebini göstermek için kepenk kapattı. Şimdi merkezi hükümetin temsilcisi Vali’nin hedefi haline gelmiş durumdalar. Bu vali, şuan siyasi iktidarın direktifleri doğrultusunda kendisini emniyet müdürü yerine koyarak, kendisini askeri operasyonun komutanı yerine koyarak halkımıza yönelik baskı politikasının aracı konumuna gelmiştir. Demokratik ülkelerde savaşa hayır demek, hükümetin politikasını beğenmediği herhangi bir konuda eylem yapmak, kepenk kapatmak, sokağa çıkmak, basın açıklaması yapmak haktır. Kimse bu hakkın kullanılmasını engelleyemez” vurgusu yaptı.

‘Valiyi uyarıyoruz’

Konuşmasının devamında Tunceli Valisi’ne seslenen Tuncel, “Bir kez daha Vali’yi uyarıyoruz. Bu tip yöntemlerle bu tür politikalarla halkı sindirmeye çalışarak siz demokrasinin temellerini ortadan kaldırıyorsunuz. Gelin dinleyin bu halkı, niye ifadeye çağırıyorsun? Sen gel dinle bakayım. Biz sana toplantı alalım, gelsin bu halk sana söylesin savaş istemediğini, barış istediğini, operasyonları istemediğini. Bu en temel haktır. Barış içerisinde yaşama hakkı görevi devletin sorumluluğundadır. Ama şuan devlet bu sorumluluğunu yerine getirmiyor, aksine bu ülkeyi savaşa katliama sürüklemiş durumda. Savaşın çatışmanın dışında bir yaşamın olmayacağını bize empoze ediyorlar. İçerde savaş dışarıda savaş diyor. Biz de diyoruz ki bu politikalara karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ısrar edeceğiz ve bu mücadeleyi her yerde büyütmeye devam edeceğiz. Bu politikalar olsa olsa öfkemizi yükseltir, AKP iktidarı karşısında ne kadar doğru yerde olduğumuzu gösterir” ifadelerini kullandı.

Tuncel’in konuşmasının ardından heyet kepenk kapatan esnafı ziyaret etti. Heyetin ziyaret ettiği esnaflardan biri, “Bizim duruşumuz bellidir. Dersim esnafı böyle şeylerden yılmaz. Savaşa karşı durmaya devam edeceğiz” yanıtı verdi.

(mc/fç/sd)

TSK saldırılarına ABD’den uyarı: Göz yummayız!

ABD Dışişleri Sözcüsü Jonh Kirby, Türkiye’nin Şehba bölgesindeki saldırılarına ilişkin, “IŞİD’e yeni oksijen sağlamaktan başka bir işe yaramayacak türden herhangi bir manevrayı ne destekliyoruz, ne de buna göz yumarız” dedi.

TSK’nin, Halep’in kuzeyindeki Mare’de Devrimciler Ordusu’na ait mevzilere dönük saldırılarına dair ABD’den uyarı geldi. Amerikan Dışişleri Sözcüsü John Kirby, “Bu bölgede IŞİD’e yeni oksijen sağlayabilecek hiçbir manevrayı desteklemiyoruz ve buna göz yummayacağız” dedi.

Twitter hesabı üzerinden bir açıklama yapan açıklama Kirby, şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’nin kuzeyinde son dönemdeki hava ve topçu saldırıları sonucunda meydana gelen sivil ölüm haberleri nedeniyle endişeliyiz. Bütün tarafları saldırılara son verip daha büyük tehditlere odaklanmaya çağırıyoruz. Yayımlanan haberlerin aksine, ABD’nin Mare’nin batısında meydana gelen çatışmalarla ilgisi yok. Bu bölgede IŞİD’e yeni oksijen sağlamaktan başka bir işe yaramayacak türden herhangi bir manevrayı ne destekliyoruz, ne de buna göz yumarız.”

(hd/öç)

Mahruki’ye tutuklama istemi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Lozan’ çıkışı ile ilgili ‘Vatana ihanetten yargılanacaklar’ ifadelerini kullandığı için hakkında soruşturma açılan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi

Katıldığı bir televizyon programında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Lozan” çıkışını tartışırken kullandığı “Vatana ihanetten yargılanacaklar, Cumhurbaşkanı da, Başbakan da, Genelkurmay Başkanı da, hepsi. Devran değişecek” ifadeleri nedeniyle, hakkında, “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma açılan Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki, savcılık sorgulamasının ardından tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi.

Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını sosyal medya hesabında duyuran Mahruki, “Savcı Cumhurbaşkanı’na tehdit iddiasında ‘devran değişecek’ sözüme takılıp FETÖ’cü ağzı diye tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. PES! Yargının normalleşeceğini kast ettiğim ve Savcı’ya izah ettiğim halde ‘devran değişecek’ dedim diye Sulh Ceza Hakimliğinden tutuklama istedi” dedi.

Kaynak: DİHA

Sarraf Davasında 600 Bin Yeni Delil

Yedi aydır ABD’de tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın dava dosyasına şimdiye kadar 600 bin yeni delilin girdiği ortaya çıktı.

Delil olarak dosyaya gizlilik kaydıyla giren 600 bin yeni belgede, Sarraf’ın muhtelif ticari kayıtları, şirket kayıtları, Yahoo, Hotmail ve diğer hesaplarında yaptığı e mail yazışmaları, şirket e-mail, şirket personelinin yazışmalarının bulunduğu öğrenildi.

Belgeler arasında, bazı Türk bankalarından yapılan işlemlerin, çeşitli hesap bilgileri ve para transfer dekontlarının da yer aldığı belirtildi.

ABD’nin tanınmış bankacılık kuruluşları Citibank ve JP Morgan’a ait bazı belgelerin de deliler arasında olduğu öğrenildi.

Savcılık gizlilik şartıyla delilleri paylaştı

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesinde dört ayrı suç iddiasıyla yargılanan Sarraf’ın avukatları geçtiğimiz Mayıs ayında mahkemeye yaptıkları başvuruda, savcılığın elinde bulunan müvekkilleri aleyhindeki delillerin kendileriyle paylaşılmasını istemişti.

http://docs.voanews.eu/tr-TR/2016/10/21/06a810d6-8750-44d3-af08-1c27351a5b76.pdf

Sarraf’ın avukatlarından gelen bu talebe New York Güney Bölgesi Savcılığı, Sarraf aleyhine topladıkları delilleri savunma avukatlarıyla sadece gizli kalmak koşuluyla paylaşabilecekleri yanıtını verdi.

Savcılık delillerden bazılarının Amerikan ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini belirtti ve kesinlikle yurt dışıyla paylaşılmaması gerektiğini savundu. Üçüncü şahıslarla asla paylaşılmamasını şart koştu. Avukatların yanısıra sadece tercüman gibi bazı görevliler dışında kişilerle paylaşılmamak kaydıyla delilleri savunma avukatlarına vereceklerini belirtti.

Sarraf’ın avukatları, savcılığın öne sürdüğü delilerle ilgili tüm gizlilik ve koruma kararlarına uyacaklarını belirtti. Delilleri yurt dışına iletmeyeceklerini veüçüncü şahıslarla asla paylaşmayacaklarını belirtti.

Hakim Richard Berman, savcılık ve Sarraf’ın avukatlarının deliller konusunda uzlaşması sonrasında, 1 Haziran tarihinde delillerin gizli kalması koşuluyla iddia makamı tarafından Sarraf’ın avukatlarıyla da paylaşılmasına karar verdi.

Sarraf’ın avukatları delillerde yurt dışı yasağının kalkmasını istedi

Sarraf’ın avukatları dün mahkemeye yaptıkları sürpriz bir başvuruyla delillerin üçüncü şahıslarla paylaşılması ve yurt dışında paylaşılması ilgili alınmış olan yasaklama ve koruma kararlarının kalkmasını istedi.

Sarraf’ın savunma avukatları Benjamin Brafman, Joshua D. Kirshner, Christine H. Chung, Adam M. Abensohn, Aaron T. Wolfson tarafından, New York Güney Bölgesi Federal Mahkeme Hakimi Richard Berman’a dün ortak imzayla yapılan başvuruda şöyle denildi: “1 Haziran’da almış olduğununuz savcılığın delilleri bizimle paylaşma kararınıza ek olarak koyduğunuz gizlilik ve delilleri koruma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Savcılık, sadece Haziran ayından Eylül ayına kadar ellerinde delil olarak bulunan 600 bin belgeyi bizimle paylaştı. Belgelerde gerçekleşen işlem ve adı geçen kişilerin büyük bir çoğunluğunun ABD dışında olduğu belirlendi. 23 Ocak’ta başlayacak dava duruşmaları öncesi yapacağımız araştırmalar ve müvekkilimizi savunmamız için çok kısa bir zaman kaldı. Bu süreci en iyi şekilde değerlendirmek için delillerde adı geçen tanıklarla konuşmamız için ulusal güvenlik gerekçesiyle delillerin ABD dışına iletilemeyeceği yönünde alınan yasaklama ve delillerin korunma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Delillerde adı geçen yurt dışında bulunan üçüncü kişilerin de ifadelerine başvurmamız yönünde de yasaklama kararının kaldırılmasını talep ediyoruz, ” denildi.

​Hakim Berman, Sarraf’ın avukatlarından gelen talebi değerlendirdi. New York Güney Bölgesi Savcılığına konuyla ilgili görüşlerini en geç 24 Ekim tarihine kadar mahkemeye bildirmesini istedi.

Sarraf‘ın Cep Telefonu İçin Özel Duruşma Kararı

New York’ta tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın Miami’de tutuklandığı sırada cep telefonundan alınan bilgilerin mahkemede delil olup olmayacağının kararanın verileceği özel bir duruşma yapılacak.

Sarraf’ın avukatları, New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ne yaptıkları itirazda, cep telefonundan elde edilen bilgilerin hukuksuz bir şekilde ele geçirildiği için davada delil olarak kullanılmaması gerektiğini savunmuştu.

Hakim Richard Berman, Sarraf’ ın avukatları tarafından New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ne yaptığı itirazı değerlendirdi.

Berman, 22 Kasım’da Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen bilgilerin dava sürecinde delil olarak kullanılıpp kullanılmama konusunda tarafları dinleyeceği özel bir duruşma yapma kararı aldı.

 

New York Güney Bölgesi Başsavcılığı’na ve Sarraf’ın savunma avukatlarına kararın tebligatını yapan hakim Berman, tarafların mahkeme tarihine itirazı olmaması halinde yapılacak tek celselik özel duruşmada tarafların gösterecekleri şahitlerin de ifadelerini dikkate alacağını belirtti.

22 Kasım’da New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yapılacak özel duruşmada Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen bilgilerin delil olup olmayacağı yönünde karar verilecek.

 

Cep telefonundan elde edilen fotoğraflar aleyhine delil olarak kullanıldı

Sarraf’ın cep telefonundan elde edilen fotoğraf ve bilgiler, iddianameye de girmiş, kefaletle serbest bırakılmaması için aleyhine kullanılmıştı.

New York Güney Bölgesi Savcılığı, cep telefonundan alınan bilgiler doğrultusunda, “özel uçağı, denizaltısı bile olan Sarraf, kefaletle serbest kalırsa ABD’de kaçar” ifadesini kullanmıştı.

Miami’de tutuklandığı gün yaşadıklarını kaleme alan Sarraf, mahkemeye sunduğu dilekçede, tutuklandığında haklarının ihlal edildiğini iddia etmişti.

 

Sarraf: ‘Hiç bir şansım yok diye telefonumun şifresini verdim’

Mahkemeye sunduğu dilekçeyi avukatlarının yardımıyla kendisinin kaleme aldığını belirten Sarraf, mahkemeye sunduğu dilekçede tutuklandığı sırada cep telefonundan alınan bilgiler konusunu şöyle anlatmıştı:

“Ajan benim ve eşimin cep telefonlarını istedi. Benim ve eşimin telefonlarını onlara verdim. O dakikalarda bir şeylerin yanlış gittiğini hissetmeye başladım. Bu gümrüklerde yapılan rutin bir işlem değildi. Daha sonra ajan beni terminalden oldukça uzak başka bir boş odaya götürdü. Bana deklare ettiğim para tutarını görmek istediğini söyledi. Daha sonra da iPhone’un açılış şifresini istedi. Hiç bir şansım olmadığını düşünerek ajana iPhone’un şifresini verdim. Ajan, iPhone’umu alıp odadan çıktı. Tekrar odaya dönüp verdiğim şifrenin yanlış olduğunu söyledi. Tekrar şifremi verdim. Verdiğim iPhone şifremi girdi. Bana göre artık iPhone’umda bulunan tüm bilgiye erişebilmesini sağlamıştım. Ajan iPhone’um ile birlikte yeniden odadan çıktı. iPhone’umu bir daha görmedim. Ajana iPhone’umun şifresini vermeme hakkım olduğunu bilmiyordum. Susma hakkımın veya şifremi ajana vermem için bir avukat hakkım olduğu bana söylenmedi. Telefonumu alan ajan geri geldi ve beni bir başka odaya götürdü. Bazı soruları sözlü, bazılarını yazılı olarak yanıtladıktan sonra FBI ajanlarından iPhone’umdaki numaradan avukatımı arayıp arayamayacağımı sordum. Erkek olan FBI ajanı, telefondaki rehberden avukatımın numarasını almak istiyorsam, onların telefonuma erişmelerine izin verecek formu imzalamam gerektiğini söyledi. Bu formu imzalamayı reddettim. Erkek FBI ajanı ardından bana bu formu imzalamazsam, avukatımın numarasına iPhone’um üzerinden erişemeyeceğimi söyledi.”

Kolombiya’da barış için yeni adım

Barış görüşmelerini yürüten heyetlerin başkanları cumartesi günü Küba’nın başkenti Havana’da biraraya geldi. Hükümet heyeti twitterdan yayınladığı mesajında görüşmeleri “yapıcı bir diyaloğun” başlangıcı olarak tanımladı.

FARC’ın müzakere heyeti başkanı Timoleón Jiménez de görüşmelerin iyimser bir havada geçtiği yorumunda bulundu.

Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri FARC ve Kolombiya hükümeti dört yıllık müzakere sürecinin ardından bu yılın ağustos ayında tarihi barış anlaşmasını imzalamışlardı. Ancak anlaşma kıl payı farkla ekim ayı başında referanduma takıldı. Kolombiyalıların yüzde 50,21’i anlaşma aleyhinde oy kullanırken, FARC’ın Kolombiya’nın siyasi hayatında söz sahibi olmasını da öngören barış anlaşmasına ‘evet’ oyu verenlerin oranı yüzde 49,78’de kaldı.

Kolombiya’da 52 yıllık savaşı sona erdirmek için girişimleri nedeniyle Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, barış anlaşmasının geliştirilmesi için çaba gösteriyor. Santos, hem FARC hem muhaliflerle hem de sivil toplum kuruluşlarıyla görüşerek krizden çıkış yolları arıyor.

FARC 1964’te Kolombiya devletine, silahlı güçlerine, sağ eğilimli paramiliter gruplara ve büyük toprak sahiplerine karşı yasadışı silahlı mücadeleye başlamıştı. Savaşla geçen 52 yılda 260 binden fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 45 bin kişi kayboldu. Hükümet ekim ayı sonunda ülkedeki ikinci büyük gerilla örgütü ELN ile de görüşmelere başlamaya hazırlanıyor.

15 Mayıs 2016 tarihinde Kolombiya’da polis 8 ton kokain ele geçirmişti.

Son yılların en büyük uyuşturucu operasyonu

Yılardır iç savaşın pençesindeki Kolombiya dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda. Narkotik ekiplerinin bu yıl düzenledikleri operasyonlarda rekor düzeyde kokain ele geçirdikleri duyuruldu. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre piyasa değeri 8,3 milyar euro olan 300 ton kokaine el kondu. Savunma Bakanı Luis Carlos Villegas, şimdiye kadar ülke tarihinde bir yıl içinde hiç bu kadar çok kokain ele geçilmediğini söyledi.

Son olarak Kolombiya donanmasının bir operasyonunda Ekvador sınırına yakın bir bölgedeki bir denizaltında yaklaşık bir ton kokain ele geçirilmişti. Ülkedeki gerilla gurupları da kokain ticaretinden büyük kazanç elde ediyor.

©Deutsche Welle Türkçe

DW/dpa/afp/rtr/MK/EC

Irak’tan Başika yalanlaması

Irak ordusuna bağlı Ortak Operasyon Komutanlığı (JOC), Türk askerlerinin Başika’da IŞİD’e karşı operasyona destek verdiğine dair Ankara’dan yapılan açıklamayı yalanladı. Komutanlık sözcüsü, “Türkiye’nin, Ninova’nın kurtarılmasına yönelik operasyona hiç bir şekilde dahil olmadığını kaydetti.

TürkiyeBaşbakanı Binali Yıldırım, peşmerge güçlerinin Başika kasabasını IŞİD’den geri almak için Türk askerinden yardım istediğini ifade etmişti. Pazar günü AKP’nin 25’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın gerçekleştiği Afyonkarahisar’da basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yıldırım, “Peşmerge güçleri,Başika kasabasını DAEŞ’ten temizlemek için harekete geçtiler. Bizim Başika Üssü’ndeki askerlerimizden, unsurlarımızdan yardım istediler. Biz de oradaki topçularla, tanklarla destek veriyoruz” şeklinde konuşmuştu.

Türkiye, Musul’da IŞİD’e karşı başlatılan operasyona katılmak isterken, Bağdat yönetimi Türk birliklerinin Başika’daki varlığına ve Musul operasyonuna Türkiye’nin katılmasına karşı çıkmıştı. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter cumartesi günü Irak Başbakanı Haydar el İbadi ile bir araya gelmiş, İbadi görüşme sonrası Türkiye’ye yardım teklifi dolayısıyla teşekkür edip, yardım teklifini geri çevirmişti. Carter pazar günü de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani ile temaslarda bulundu. Yıldırım’ın, Türkiye’nin Başika’da karadan destek verdiğine yönelik açıklaması da Carter-Barzani görüşmesinin ardından yapıldı.

Musul ve Rakka operasyonları

ABD Savunma Bakanı Carter Irak’taki temaslarının ardından pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’ta Musul ve Suriye’de Rakka’da IŞİD’e karşı düzenlenecek eş zamanlı operasyonların uzun süredir planlandığını kaydetti. Carter ayrıca IŞİD’in operasyon kabiliyetini yok etmenin her zaman en yüksek öncelikleri olduğunu ifade etti.

Diğer yandan peşmerge güçleri pazar günü Başika’da IŞİD’e karşı başlatılan operasyonda başarı kaydedildiğini açıkladı. Başika kasabası civarındaki sekiz köyün örgütten geri alındığı duyuruldu.
Kerkük’te çatışmalar

Musul operasyonu sürerken, IŞİD militanları cuma günü Kerkük’te kamu binalarına ve inşaatı süren bir elektrik santraline eş zamanlı saldırılar düzenlemişti. Örgütün “uyuyan hücreleri” olarak tanımlanan militanlarının eş zamanlı canlı bomba saldırıları sonrası kentte güvenlik güçleri ile militanlar arasında çatışmalar başlamıştı. Pazar gününe kadar devam eden çatışmalarda en az 46 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

©Deutsche Welle Türkçe
DW/AFP/GA/BK

FAZ: Türkiye’de kontrol ve denge mekanizması kalmadı

Frankfurter Allgemeine Zeitung, 15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi sonrası Türkiye’deki durumun değerlendirildiği bir yoruma yer veriyor. Gazetede, Rainer Hermann’ın kaleme aldığı yorumda, ülkede darbe girişiminden sonra yeni bir denge arayışı olduğu belirtiliyor:

“Her ne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Putin ile işbirliği yaparak aynı göz hizasında olduğunu göstermek istese ya da Irak Başbakanı İbadi’ye, kendisini eleştirmek yerine önünde eğilmesini talep edip, azarlamak suretiyle kuvvetli güç gösterileriyle tüm bakışları üstüne çekse de,  Türkiye’deki atmosfer iyi değil. Güçlü ve istikrarlı bu Türkiye imajı değişiyor. Zira süresi üç ay daha uzatılan Olağanüstü Hal ekonomi için belirsizlikler yaratıyor. Sanayide kapasite kullanımı bölünüyor ve gelmeyen tatilciler nedeniyle oteller kapalı. Buna ek olarak bir de görüş bildirenler suçlanmaya ve tutuklanmaya devam ediyor. Bu nedenle herkes çok dikkatli. Herkesin üzerinde, gözden düşmesini sağlayacak Demokles’in Kılıcı salınıyor. Böylesi bir korkutma atmosferinde, açık bir şekilde siyasi bir tartışma yürütmek mümkün değil. Üstelik Erdoğan’ın eleştiriden korkmasına gerek yok. Zira iktidarı sadece korku iklimine dayalı değil. İktidarı aynı zamanda karşıtlarının zayıflığının bir sonucu. Karşıtlarının da her geçen gün ellerindeki araçları azalıyor. 15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminden bu yana Erdoğan’ın hâkimiyet talebini sınırlayacak bir ‘kontrol ve denge’ mekanizması kalmadı.”

Süddeutsche Zeitung gazetesinde de Türkiye dair bir yorum yer alıyor. Gazete, bir haftadır devam eden Musul operasyonuna dair yorumunda, Türkiye’nin peşmergenin Musul’u kontrol etmesini engellemeye çalıştığı değerlendirmesini yapıyor:

“Kürtlerin Musul ve Kerkük’ü bölgesel yönetimlerine dahil edebileceklerinden sadece Bağdat yönetimi değil Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da korkuyor. Erdoğan, Irak’taki Kürtlerle, Suriye’deki Kürtlere göre daha iyi anlaşıyor. Suriye’nin kuzeyinde Kürtleri bombalayan Türkiye, Irak’ta Musul operasyonu için peşmergeye eğitim veriyor. Ankara yine de IŞİD’den kurtarılacak Musul’da Kürt savaşçıların hâkimiyet kurmasını istemiyor. Böylesi şekilde bağımsız bir Kürdistan kurulmasını Ankara engellemeye çalışıyor. Hem Kürtlerin hem de Şii milislerin Musul’da hakimiyet sağlamamasını garanti altına almak için de Türk askerlerinin Musul operasyonuna dahil olmasını istiyor.”

Almanya’nın Schmölln kentinde psikolojik sorunlar yaşayan bir sığınmacı genç, kaldığı binanın beşinci katından atlayarak intihar etti. Çevredekilerin genci sakinleştirmek yerine atlamaya teşvik etmesi tepki yarattı. Berlin’de yayımlanan Neues Deutschland gazetesi, intihara yönelik tepkileri değerlendirdiği bir yoruma yer veriyor:

“Birçok Alman hiç bir zaman kendini suçlu değil, her zaman kurban olarak hissediyor. Oysa bu vakadaki gerçek kurban cuma gününden bu yana ölü ve onunla birlikte empati de bir kez daha öldü. İnternette, ölen gençle alay eden, onu suçlu ilan eden ve nihayet bir kişinin azaldığını söyleyerek daha çok sayıda kişinin de onu takip etmesi umudunu dile getiren sayısız nefret söylemi yapıldı. Bu katıksız ırkçılıktan başka bir şey değil. Ve bu nedenle de böyle adlandırılması gerekiyor.”

Tagesspiegel gazetesi ise Almanya’da Joachim Gauck’un görev süresinin dolmasıyla yerine seçilecek Cumhurbaşkanı adayına dair bir yoruma yer veriyor. Gauck, bir daha aday olmayacağını açıklamıştı. Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı ve Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, partisinin cumhurbaşkanı adayının Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier olduğunu açıkladı. Gazetenin cumhurbaşkanlığı adaylığına yönelik yorumu şöyle:

“SPD her ne kadar Steinmeier hâlihazırda Gauck’a göre aktif bir siyasetçi olsa da, yine halk arasında çok sevilen bir adamla reklam yapıyor. Steinmeier ve CDU’lu bir aday arasındaki çetin mücadele Başbakan Merkel için riskli olacaktır. Seçim üçüncü tura kalırsa ne olacak? O zaman iş Yeşiller, Sol parti ve hatta AfD’ye mi kalır? SPD’nin adamı Steinmeier’e “evet” demek, Merkel’e bir oylama hezimeti yaşamasını engelleyecek son imkanı tanıyacaktır. Gabriel bunu fark etti.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Gezal Acer