Ana Sayfa Blog Sayfa 6205

Alevi Federasyonu Başkanı’na saldırı

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün ve beraberindeki arkadaşları dün gece İstanbul Şişli’de bir otel önünde saldırıya uğradı. Saldırıyı Facebook’taki hesabından duyuran Baki Düzgün, saldırganların yaklaşık 30 kişi olduğunu aktardı.

“Şişli Bomonti’de saldırıya uğradık, 30 kişilik bir grup ‘Allahu Ekber’ sloganları attı” ifadelerini kullanan Baki Düzgün, saldırganların daha sonra otel önünde ve çevrede sloganlar atmaya devam ettiğini anlatarak, emniyet güçlerinin geldiğini söyledi.

cumhuriyet

Anadilde Cem İbadeti

Hatırlıyorum, semahı ilk defa Dersim’de görmüştüm. Altı yaşımdaydım ilk semah döndüğümde. Köyümüzün meydanında, akrabalarımla beraber bir çember şeklinde ateşin etrafındaydık. Bir bağlamaya karşı onlarca ses deyiş söylüyordu, anlamadığım bir dilde. O gün orada ne yaptığıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Belki de uyumam gereken bir saatte büyüklerim ne yapıyorsa onu yapıyordum. Bir elim göğsümde ötekisi dışarıda, sonra eller yer değiştiriyor… Fark ettiğim tek şey ise ninelerimin ve dedelerim yüzündeki mutluluktu. Altı yaşımda, o gün orada her ne yapıyorduysam, onları çok mutlu etmiştim.

O gün söylenen deyişlerin çoğu anlamadığım bir dildeydi: Kürtçe. Türkçe de söylendi elbette, onların da mânâsını anlamıyordum. Farklı bir dil kullanımı vardı. Türkçe deyiş dinlemeye devam ettim sonra; lâkin bundan sonra bir daha Kürtçe deyiş dinlemem 20 yaşıma tekabül etti. Anlamadığım mevzudur; bir insanın hangi dilde Hakk ile konuşacağına kim karar verebilir? Bu hadsizlik sebebiyle Alevilerin Türkçe dua etmesi mesele edilir. Şehirlerde gittiğimiz Cemevlerinde hep Türkçe Cem oluruz, dualarımız Türkçedir. Yine ilginçtir ki altı yaşında Kürtçe deyişler dinlemiş biri olsam dahi Kürtçe Cem olunabileceği aklıma bile gelmemişti.

2012 senesinde köy derneğimiz olan Civrak Derneği’nde Xızır Cemi olduk, dil Kürtçeydi. Daha doğrusu Dimilkî/ Zazacaydı. Tıpkı altı yaşımda olduğu gibi, bu dili bilmemekle birlikte kelime dağarcığımı biraz daha genişletmiştim. Bunu söylesem karşımdaki insanda tesiri olur mu bilmem; ama burada bir acı daha vardı. Değişen neydi? Anadilimizde gulbanglar mıydı sadece? Cemevlerinde her zaman Kerbela’ya ağlanır, burada da öyle oldu. Bir de Alevilerin unuttuğu Dersim mazlumlarına…

O gün, derneğimizde cem olacağını bilen bir arkadaşım bize katılmak istedi. Alevi olmayan arkadaşım çok özenerek geldi derneğimize, ilk defa cem olacaktı zira. Kendi isteği ile başına bir örtü bağladı ve yerleşti. Cem olmadan önce Pir konuşmaya başladı, anadilinde. Belki bir cümle söyledi, söylemedi, arkadaş “Ben anlamadığım bir dilde dua etmem” diye başındaki örtüyü çekti kafasından. Kalktı ve orayı terk etti. Kimse ceme girmek zorunda değil, cemde bizim hissettiklerimizi hissetmek zorunda değil. Meselem onun “anlamadığı dille”. Yüreğimize ağır gelen hâdise sebebiyle daha sonra yüzleştik onunla. Sorular basitti: “Sen Arapça duaların mânâsını biliyor musun? Bilmediğin yerde başörtünü kafandan çekip gidiyor musun?” Cevabı biliyorsunuzdur. Özür diledi.

İlk defa anadilim olan; ama aslında anadilim olmayan Kürtçe ceme katılışımda böyle üzücü bir hâdise yaşamıştık. İnsanlar görmezden geldiler; çünkü bizim kuralımızdır “gördüğünü örtüp görmediğini söylememek.” Görmedik ve cem başladı. Sonrası gözyaşı. Ne ilginçtir ki o gün de sorgulamadım, neden Kürtçe cem olmadığımızı cemevlerinde. Normaldir, gelenlerin ortak dili Türkçe, bu var kafamda; ama bana yöneltilen “Dersimliler neden Cemevlerine gelmiyor?” sorusu artınca sorgulamaya başladım. Sahi gelmiyorlar mı? Gelmiyorlarsa neden?

Bana öyle geliyor ki Kürt Alevileri, öteki olan Kürtlerin ve Alevilerin de ötekisi. Bunu anlamak isterseniz, bir “dernekte” Kürtçe cem olursa, lütfen gidin. “Yol bir sürek bin bir” dediğimiz gibi bin birinci süreğe mihman olmak gerek bir gün…

gazeteoniki

Basın özgürlüğü için güçlü bir TGS yaratmalıyız

Alicem AYDIN

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Kurulunu tamamlayarak merkez yönetimini değiştirdi. 
Yeni yönetimde Genel Başkanlık görevine seçilen Gökhan Durmuş, önümüzdeki sürecin gazeteciler için çok zor geçeceğini, TGS’nin de bu zorluklarla başa çıkabilecek bir politika üreteceğini kaydetti. Gazeteciler özgür olmadan toplumun objektif, tarafsız habere ulaşamayacağını belirten Durmuş, halkın da gazeteciler ile birlikte bunun için mücadele etmesi gerektiğini kaydetti. Durmuş, cezaevlerinde bulunan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istedi. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş gazetemizin sorularını yanıtladı.  
 
Zor bir dönemde genel kurulunuzu yaptınız ve büyük oranda yönetiminizde değişiklik yaptınız. Bu sürecin altından kalkabilecek bir ekip mi kurdunuz? 

Türkiye basın ve ifade özgürlüğü hatta demokrasi açısından çok sıkıntılı günlerden geçiyor. OHAL uygulamaları ile gazeteciler tutuklanıyor, medya kuruluşları kapatılıyor, memurlar açığa alınıyor, Ortadoğu’da hızla bir savaşın içine giriyoruz ve bunun karşısında ciddi bir muhalefet örülemiyor. Çünkü toplumun geneli üzerinde bir baskı var. Muhalif medya kuruluşlarının kapatılmasıyla, kalanların da kapatılmakla tehdit ediliyor olmasıyla iktidar tarafından uygulanan yanlış politikaların eleştirisinin halka ulaşması engelleniyor. Böyle bir dönemde yeni bir ekip oluşturduk. Bir önceki dönemde Genel Sekreter şimdi Genel Örgütlenme Sekreteri olan Mustafa Kuleli hariç ekibin tamamı değişti. Bu durum bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir ama biz bunu sorun etmiyoruz. Yönetime giren diğer arkadaşlar zaten bu sendikanın çeşitli yerlerinde görev alan, sendikayı tanıyan insanlar. O yüzden bu sürecin altından kalkabilecek bir ekip. Geçmiş dönem yöneticilerin deneyim ve fikirlerinden de yararlanacaktır.

Televizyon ve radyoların kapatılmasıyla pek çok insanın da haber alma hakkı da gasbedildi. Ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de Basın İş Kanunu hazırlanırken gazeteciler kısmen korunmuş ama asıl olarak halkın haber alma hakkını korumaya yönelik düzenlemeler yapılmış. Patronlarla gazetecilerin ilişkileri de tarafsız haberciliğin korunmasına yönelik olmuş. Ama bu zamanla patronlar tarafından delinmiş, iktidarda bu duruma göz yummuş. Bugün baktığımızda AKP iktidara geldiği ilk yıllarda kendi medyasını yaratmak için olağanüstü bir çaba sarf etti. Sonuçta başarılı da oldu. Günümüz Türkiyesi’nde AKP yanlısı ve muhalifleri olmak üzere medya ikiye ayrıldı. İktidar muhaliflerin sesini kesmek için para cezaları, ilan kesme cezaları uygulamaya çalışıyordu ki darbe girişimi yaşandı. AKP şimdi darbe girişimini bahane ederek muhalif medya kuruluşlarını tek tek kapatmaya başladı. Biz sendika olarak elbette üzerimize düşeni yapacağız ama halkın da haber alma hakkına sahip çıkması gerekiyor. Nasıl? Eğer işçiler eylem yaparken taleplerini kamuoyuna duyuracak televizyon kanalları kapatılıyorsa bu sürece seyirci kalmamalı. Çünkü onun toplumun geneline ulaşma olanakları kapatılıyor. Bakın mesela şimdi hiçbir TV kanalında işçi eylemlerine ilişkin haber çıkmıyor. Bakırköy Belediyesi işçileri 5 gün grev yaptı hangi kanalda gördünüz? Bunu geçtim TV’lerde Milletvekillerinin sansürlendiği günler yaşanıyor. Bu yüzden halk da haber alma hakkı için sokaklara çıkmalıdır. 

Sendikanızın önümüzdeki dönem hedefleri nelerdir?
Tabii ki önümüzdeki en büyük sorun cezaevlerindeki gazeteciler. Meslektaşlarımızın özgürlüğüne kavuşmaları için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz. Şunu da çok iyi biliyoruz ki bu mücadelenin de kitleselleşmesi için gazetecilerin örgütlü olması gerekiyor. TGS olarak gazetecilerin örgütlenmesi için yoğun bir çalışma yürüteceğiz. Gazetecilerin toplu iş sözleşmeli bir çalışma biçimine geçebilmesi için örgütleyeceğiz. Gazeteciler toplu iş sözleşmeli bir düzene geçmedikleri sürece tarafsız, objektif habere ulaşmak mümkün olmayacak. Gelecek, iş kaygısı yaşayan bir gazetecinin objektif haber yapması beklenemez. Biz bu orman kanunu düzenini yok etmek için bir çalışma içerisinde olacağız.

TGS Akademi ile hem gazetecilik öğrencilerinin eğitimlerine hem de üyemiz olan gazetecilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sunmaya devam edeceğiz. 

65 yıllık geçmişi olan sendikamızı yeniden en fazla üyeye sahip, en güçlü sendika haline getirmek için olağanüstü çaba sarf edeceğiz. Birlikte güçlüyüz sloganımızın gereğini yapacağız ve gazeteciler içerisinde de diğer meslek örgütleri içerisinde de bu birliği kuracağız.  

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN DİĞER ÖRGÜTLERLE BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİ

OHAL kapsamında radyo ve televizyonlar kapatılıyor, cezaevlerinde 100’e yakın gazeteci var. Ne yapacak sendika? 
Kanunların, hukukun işletilmediği bir süreçten geçiyor. Neresinden bakarsanız bakın radyo ve TV’lerin kapatılması da gazetecilerin cezaevlerine tıkılması da hukuk çiğnenerek yapılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek önce Cemaat medyasına ardından da muhalif medyaya yönelik baskılar arttı. Ama şunu da unutmadan söylemek gerekir ki 15 Temmuz öncesinde de Kürt medya çalışanlarına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklama furyası devam ediyordu. Darbe girişimi öncesinde de cezaevlerinde 40’a yakın gazeteci bulunuyordu. TGS olarak o dönemde tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için mücadele ediyorduk, bugün de aynı şekilde mücadelemizi devam ettireceğiz. Bir ülkede eğer gazeteciler tutuklanıyorsa bazı kirli işler gizlenmek isteniyor demektir. Ama şu gerçeğin de bilinmesi gerekiyor tek başına TGS’nin yürüteceği mücadele ile sonuç alamayız. Diğer meslek örgütleri ile birlikte halkın da bu mücadelenin içerisine girmesi gerekiyor. Şu anda sendikamızın önerisi ile Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) 139 ülkede Türkiye’deki gazetecilerin özgürlüğü için bir dayanışma eylemi düzenliyor. Önümüzdeki günlerde sendikamızın da bu konuda bizi dizi girişimleri, eylemleri olacak. 

evrensel

OHAL’in basın emekçilerine faturası!

Rapora göre 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 118 basın kuruluşu kapatıldı, 184 basın emekçisi göz altına alındı ve bunlardan 56’sı tutuklandı; 886 basın emekçisi işsiz kaldı, 620 gazetecinin basın kartı, 32’sinin de parlamento kartının iptal edildi.  

ÇGD Ankara Şube, 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecini kapsayan 3 aylık medya raporunu açıkladı. Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlenen basın toplantısında, raporda yer alanları aktaran ÇGD Ankara Şube Yönetin Kurulu Üyesi Çınar Livane Özel, “OHAL sürecinde 118 basın kuruluşu kapatıldı, 184 basın emekçisi göz altına alındı ve bunlardan 56’sı tutuklandı; 886 basın emekçisi işsiz kaldı, 620 gazetecinin basın kartı, 32’sinin de parlamento kartının iptal edildi” diyerek,  OHAL’in basına faturasını çıkardı.  Türkiye’nin “basın ve gazeteci mezarlığına dönüştüğünü vurgulayan Özel, “Eleştirel habercilik yapan nasın organlarına baskılar sistematik hale geldi. Türkiye’de siyasal ve toplumsal hayat bir darbeden kurtulmuştur ama düşünce, basın ve ifade özgürlüğü darbe üzerine darbe yedi.118 basın kuruluşu AKP iktidarı tarafından kapatılarak, buralarda çalışan basın emekçileri işsiz bırakıldı” diye konuştu. 

Özel, Doğan Medya ve AKP arasında ilişkilerin ortaya çıktığına dikkat çekerek, “Doğan Yayın Holding Başkan Vekili Mehmet Ali Yalçındağ’ın, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ve Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’a hemen hemen her gün bilgi verdiği ortaya çıktı. Hürriyet gurubunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikaları doğrultusunda yayıncılık yapması için çalıştığı görüldü” dedi. 

KAPATMA, YAYIN YASAĞI, İŞSİZLİK

ÇGD’nin, OHAL sürecinin kapsayan 3 aylık raporunda, 1 gazetecinin hayatını kaybettiği, 6 gazetecinin darp ediliği, 3 nasın merkezine polis bakını düzenlendiği bilgileri verilerek, basın emekçilerine yönelik zor kullanımı sıralandı. Basın emekçilerine açılan davalarından da yer aldığı raporda, 22 dava ve soruşturmanın devam ettiği, bunlara 6 yeni soruşturma ve davanın da eklendiğinin altı çizildi.  Basın kuruluışlarına kapatma ve haber engelleri ise 6 haber sitesine erişin engeli, 2’sine kapatma, 24 yayın lisansı iptali, 2 gazeteye yayın durdurma, 116 kuruluşun kapatılması, 8 haber için erişim engeli ve 2 olayan ilişkin de yayın yasağı olarak sıralandı. 

Rapor’da sansür ve baskı başlığında 15 Temmuz gecesi TRT’nin ve CNNTürk’ün basılması da yer alırken, darbe girişimi sonrasında FETÖ terör örgütüyle hiç bir bağı olmayan gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklandıklarına dikkat çekildi. İşsiz kaşan gazetecilerin sayısı ise CİHAN’dan 60, TRT’den 44, kapatılan radyo, televizyon internet sitelerinden 750 kişi olarak sıralandı. Rapor’da gazeteci- yazar Aslı Erdoğan ve Evrensel Gazeteci muhabirleri Cemil Uğur ve Halil İbrahim Polat’ın tutuklanmalarına uluslar arası basın kuruluşlarından gelen tepkilere de yer verildi. (AnkaraEVRENSEL)
 

Türkiyeli gazetecilere Almanya’da eğitim bursu

4-10 Aralık 2016 tarihleri arasında Almanya’da gerçekleşecek program kapsamında Alman basının kurumsal ve hukukî altyapısı ve çalışma prensipleri tanıtılacak. Çeşitli gazete ve haber dergilerinin yanı sıra Alman Gazeteciler Sendikası (Deutscher Journalisten Verband), Basın Konseyi (Deutscher Presserat) ve Alman Federal Basın Birliği (Bundespressekonferenz) gibi kurumlar ziyaret edilecek.

Eğitim programı kapsamında “kendiliğinden örgütlenme”, “haber sitesi yönetimi,” “bir medya kuruluşunu internette tanıtma” ve “veri gazeteciliği” temalarında eğitimler verilecek. Gazeteciler, 8 Aralık’ta Berlin’de Avrupa’nın geleceği üzerine düzenlenecek “Future Conference” adlı etkinliğe de katılacak.

EN AZ BEŞ YILLIK TECRÜBE ARANIYOR

Burs için yazılı basın veya dijital medyada çalışan veya serbest gazetecilik yapan ve en az beş yıllık profesyonel tecrübeye sahip tüm gazeteciler başvurabilirler. Programa katılmak isteyen gazetecilerin en az beş yıl tam zamanlı aktif gazetecilik deneyimine sahip olması şartı aranıyor. Şu anda bir medya kuruluşunda çalışıyor olmak ise şart değil. Yabancı dil bilgisi avantaj olabilir ancak şart koşulmuyor. Katılım, Türkiye’nin her yerinden gazetecilere açık.

Başvuruların 31 Ekim 2016 tarihine kadar [email protected] adresine gönderilmesi gerekiyor. Başvurular P24 ve FNST’ninin oluşturacağı ortak bir jüri tarafından değerlendirilecek ve programa davet edilecek gazeteciler 4 Kasım 2016  tarihinde açıklanacak. (MEDYA SERVİSİ)

Antalya’da En İyi İlk Film Ödülü ‘Babamın Kanatları’nın oldu

 Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi İlk Film Ödülü’nü yönetmenliğini Kıvanç Sezer’in yaptığı ‘Babamın Kanatları’ filmi aldı. 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 53’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali’nde Yaratıcı Ödüller ve Antalya Film Forumu ödülleri sahiplerini buldu. Rixos Land of Legends’ta düzenlenen törende verilen ödüller şunlar:

En İyi İlk Film: Babamın Kanatları- Kıvanç Sezer

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Toz- Haji Gül Aser

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Babamın Kanatları- Kübra Kip

En İyi Kurgu: Genç Pehlivanlar

En İyi Sanat Yönetmeni: Rauf- Devrim Ömer Ünal

En İyi Görüntü Yönetmeni: Rauf- Vedat Özdemir

FİLM-YÖN Derneği En İyi Yönetmen: Tereddüt- Yeşim Ustaoğlu

Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Genç Pehlivanlar

Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Babamın Kanatları 

İZLEYİCİ ÖDÜLLERİ

Belgesel Film Seçkisi İzleyici Ödülü: Ben Ömer

Kısa Film Seçkisi İzleyici Ödülü: 7 Santimetre

Rengahenk Seçkisi İzleyici Ödülü: Yağmurlarda Yıkansam

ANTALYA FİLM FORUM ÖDÜLLERİ

Antalya Film Forum Kurmaca Pitching Platformu Ödüllü: Kız Kardeşler ve Güven filmlerine

Antalya Film Forum Belgesel Pitching Platformu Ödüllü: Ben de Buradayım ve Kim Mihri filmlerine 

Antalya Film Forum Work in Progress Ödülü Dijifilm: Daha

Antalya Film Forum Work in Progress Ödülü: Mr Gay Suriye

Antalya Film Forum Villa Kult Ödülü: Anadolu Leoparı

Antalya Film Forum TRT Proje Geliştirme Ödülü: Şahmerdan (DHA)

FESTİVAL BUGÜN SONA ERECEK

15 Ekim’de kortej geçişiyle başlayan festival, bugün Expo 2016 Antalya Kongre Merkezi’nde düzenlenecek kapanış töreniyle tamamlanacak. (DHA)

Harvey Keitel Antalya’da Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak

53. Uluslararası Antalya Film Festivali bu akşamki törenle kapanışını gerçekleştirirken, Yasam Boyu Onur Ödülü’nün sahibi de efsane oyuncu Harvey Keitel olacak. Stella Adler ve Lee Strasberg ile oyunculuk çalışan Keitel, bu dönemde usta yönetmen Martin Scorsese’nin, 1967 tarihli ilk filmi “Who’s That Knocking at My Door”da, JR rolü için seçildi. Keitel ile Scorsese’nin bu filmle başlayan işbirliği, sonraki yıllarda da devam etti. 1973 tarihli “Mean Streets”te muziplikle ağırbaşlılık, dolu dizgin yaşama ile nefsine hakim olma halleri arasında gidip gelen bir karakterin içini başarıyla dolduran Keitel, ertesi yıl “Alice Doesn’t Live Here Anymore” ile yine Scorsese’nin objektifindeydi. Asıl efsane ise 1976’da geldi; Altın Palmiye ödüllü “Taksi Şoförü” (Taxi Driver). Daha sonra da başarılı projelerde adından söz ettiren Keitel’ın, vizyona çıkmak için hazırlanan altı projesi var. Gelmiş geçmiş en iyi metot oyuncuları arasında gösterilen Keitel, halen Al Pacino ve Ellen Burstyn ile birlikte Actors Studio’nun eş başkanlığını yürütüyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

‘Biz insan mıyız?’

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ENKA Vakfı, Petkim ve VitrA eş sponsorluğunda düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Ekim’de kapılarını ziyaretçilerine açtı.

‘Biz insan mıyız? : Türümüzün Tasarımı : 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl’ başlığıyla, Beatriz Colomina ve Mark Wigleyküratörlüğünde düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, “insan”ın 200 bin yıl boyunca tasarımla kurduğu ilişkiyi, arkeolojiden son teknolojiye, tıptan mimarlığa, bilimden iletişime birçok farklı alanda inceliyor.

3. İstanbul Tasarım Bienalinin konsept danışmanlığı ile ilgili ‘Kamusal Sanat Laboratuvarından yapılan açıklama 3. İstanbul Bienalinin (1992) kamusal toplantılarından biri olan ‘Kamuya Hitap Etmek’ oturumunda, oturuma müdahale ettikleri sırada sahnede sergiledikleri ve oradakilere sordukları performansın sorusunun, bugün 3. İstanbul Tasarım Bienali ekibi tarafından tasarım bienalinin yeni konsepti olarak tanıtılmasından memnun olduklarını vurguladılar. Kamusal Sanat Laboratuvarı olarak Gezi Direnişi sırasında da Gezi Parkı’na taşıdıkları performansın pankartından esinlendiklerini ve 3. İstanbul Tasarım Bienali’nin konseptini bu şekilde belirlediklerini duyurdular. Bienalde yer alan projeler, tasarımın insan hayatını, bedenini, yaşadığı gezegeni ve zamanı nasıl kökten değişikliklere uğrattığını da gösteriyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Keitel: Kötü şeyler yapan iyi insanları canlandırdım

Sevda AYDIN
Antalya

“Taksi Şoförü”, “Ucuz Roman”, “Piyano”, “Ulis’in Bakışı” ve daha pek çok filmdeki unutulmaz performansıyla tanıdığımız usta oyuncu Harvey Keitel, 53. Uluslararası Antalya Film Festivalinin kapanış gecesinde Yaşam Boyu Başarı ödülünün sahibi olacak. Actors Studio Eş Başkanı Harvey Keitel törenden önce düzenlenen  toplantıda basının ve sinema yazarlarının sorularını cevapladı.

Actors Studio hakkında sorulan soruları, kurumun ABD’deki en iyi oyuncu seçmelerinin yapıldığı kurum olmasından dolayı önemsediğini belirten oyuncu, metot teknikleri açısından da kendi oyunculuğuna dair ip uçları verdi. “Kariyerim boyunca canlandırdığım bütün karakterler iyi insanlardı ama hep kötü şeyler yaptılar” diyen Keitel, canlandırdığı karakterlere hazırlanırken hikaye ve karaktere derin bir şekilde yaklaşmanın önemli olduğunu belirtti.

Metnin analizinin oyuncu için bir eğitim niteliği taşıdığını söyleyen Keitel, “Bu aynı zamanda daha önce yapmış olduğunuz şeyi yenilemesini ifade eder” dedi. Keitel ayni zamanda hayata, insana ve sinemaya ait filmlerin kendisini cezbettigini söyledi.

HARVEY KEITEL KİMDİR?

Stella Adler ve Lee Strasberg ile oyunculuk çalışan Keitel, bu dönemde usta yönetmen Martin Scorsese’nin 1967 tarihli ilk filmi “Who’s That Knocking at My Door”da, JR rolü için seçildi. Keitel ile Scorsese’nin bu filmle başlayan işbirliği, sonraki yıllarda da devam etti. 1973 tarihli “Mean Streets”te muziplikle ağırbaşlılık, doludizgin yaşama ile nefsine hakim olma halleri arasında gidip gelen bir karakterin içini başarıyla dolduran Keitel, ertesi yıl “Alice Doesn’t Live Here Anymore” ile yine Scorsese’nin objektifindeydi. Asıl efsane ise 1976’da geldi; Altın Palmiye ödüllü “Taksi Şoförü” (Taxi Driver). Bir sinema kültüne dönüşen filmde Harvey Keitel, Robert de Niro ve Jodie Foster’le çalıştı.

Bir yıl sonra ise Scorsese kadar olmasa da, Keitel’ı, gözde oyuncular listesine yazdıracak olan bir başka usta yönetmenle, Ridley Scott ile kesişti yolları. İkilinin işbirliğinin ilk örneği, “Düellocular” (The Duellists) oldu. Napolyon Fransası’nda yıllar boyu süren düellonun taraflarından birini Harvey Keitel, diğerini ise David Carradine’ın kardeşi Keith Carradine canlandırıyordu.

1980 tarihli “Ölümü Beklerken” (La Mort En Direct) filminde, bir başka usta yönetmen, Bertrand Tavernier ile çalıştı. Bu yıl festivalde Anısına bölümünde yad ettiğimiz Ettore Scola’nın, 1982 tarihli “Varennes Geceleri” (That Night in Varennes) adlı tarihî dramında Marcello Mastrioanni ile rol alan Keitel, 1988’de bir kez daha Scorsese’nin setindeydi. Nikos Kazancakis’in romanından uyarlanan ve bütün dünyada övgülerin yanı sıra büyük tepkilere de yol açan “The Last Tempatation of Christ”te sadık havari Judas’ı canlandırıyordu. 1991’de bir başka Keitel ve Scott ortaklığı olan Oscarlı “Thelma & Louise” filminde rol alan Keitel, 90’lar boyunca ise Quentin Tarantino’nun vazgeçilmez isimlerinden oldu: “Rezervuar Köpekleri” (Reservoir Dogs), “Ucuz Roman” (Pulp Fiction), “Günbatımından Şafağa” (From Dusk Till Down – 1996) filmlerinde rol aldı.

Bu dönem aynı zamanda belki de Keitel’ın, çeşitlilik ve ödüller açısından da en bereketli dönemi oldu. 1991 tarihli Oscarlı biyografi “Bugsy”deki rolüyle Oscar’a aday gösterilen oyuncu, 1995 yapımı “Smoke” filmindeki performansıyla Berlin’de Jüri Özel Ödülü kazandı. ABD sinemasının önde gelen isimleriyle çalıştıktan sonra Avrupalı saygın yönetmenlerin filmlerinde de yeteneğini sergileyen Keitel; Oscar’lı yönetmen Jane Campion’ın, Altın Palmiye kazanan filmi “Piyano” (The Piano- 1993), usta Yunan sinemacı Theo Angelopoulos’un unutulmaz “Ulis’in Bakışı” (Ulysses’ Gaze – 1995) ve Macar sinemasının usta yönetmeni Istvan Szabo’nun “Taraf Tutmak” (Taking Sides – 2001) filmlerinde sinemaseverleri tekrar tekrar kendine hayran bıraktı.

Son yıllarda yine Oscar ödüllü Wes Anderson’ın yönettiği “Büyük Budapeşte Oteli” (Grand Budapest Hotel- 2014) ve Paolo Sorrentino imzalı “Gençlik” (Youth – 2015) gibi başarılı projelerde adından söz ettiren Keitel’ın, vizyona çıkmak için hazırlanan altı projesi var. Gelmiş geçmiş en iyi metot oyuncuları arasında gösterilen Keitel, halen Al Pacino ve Ellen Burstyn ile birlikte Actors Studio’nun eş başkanlığını yürütüyor.

Altın Portakal ‘dünyanın bütün çocuklarına’

53’üncü Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ‘Mavi Bisiklet’ filmi, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’ dalında 3 Altın Portakal kazandı. Filmin yönetmeni Ümit Köreken, ödülünü çocuklara adadı.

Gecenin kapanış töreninde yaşam boyu başarı ödülleri ABD’li ‘Taksi Şoförü’, ‘Ucuz Roman’ filmlerinin oyuncusu Harvey Keitel ile Oscar ve Altın Küre ödül sahibi İranlı yönetmen ve senarist Asghar Farhadi’ye verildi.

‘Babamın Kanatları’ filmiyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Menderes Samancılar, birçok oyuncunun çok daha iyi olduğunu söyledi. Yarınlardan umudunun hiç eksik olmadığını belirten Samancılar, “Ülkemiz zor günler geçiriyor. Bizdeki acılar bize yetiyor ama bu ödülü çocukları kıyıya vurmuş Suriyeli dostlarımız için kaldırıyorum” dedi.

24 yaşındaki Ecem Uzun hem ulusal hem uluslararası dalda ‘Tereddüt’ filmiyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı. Uzun, yönetmen Yeşim Ustaoğlu’ya teşekkür etti. ‘Mavi Bisiklet’ filmiyle ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü alan Ümit Köreken, ödülünü dünyanın her yerinde bisiklet, top özlemi çeken çocuklara ithaf ettiğini söyledi.

ULUSAL YARIŞMA ÖDÜLLERİ

En İyi Film: Mavi Bisiklet (Ümit Köreken)

En İyi Yönetmen: Ümit Köreken (Mavi Bisiklet)

En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)

En İyi Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)

En İyi Senaryo: Ümit Köreken (Mavi Bisiklet )

En İyi Müzik: Burak Korucu (Babamın Kanatları)

İzleyici Ödülü: Babamın Kanatları

ULUSLARARASI YARIŞMA ÖDÜLLERİ

Uluslararası Yarışma kategorisinde Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı ‘Tereddüt’ filmi, bu seçkiye damga vurdu. En İyi Film ödülünü kazanan ‘Tereddüt’ 50 bin euro ödülü almaya hak kazandı. Ustaoğlu, “Bu ödüle hazırlıklı değildim. Ekibim adına çok teşekkür ederim” dedi. ‘Tereddüt’ aynı zamanda Yeşim Ustaoğlu’na ‘En İyi Yönetmen’, filmin genç oyuncusu Ecem Uzun’a da ‘En İyi Oyuncu’ dalında ödül kazandırdı.

En İyi Film: Tereddüt (Yeşim Ustaoğlu)

En İyi Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)

En İyi Erkek Oyuncu: Tamer Nafar(48 Kavşağı)

En İyi Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)

En İyi Senaryo: Açık Kapı (Marina Sereseky)

En İyi Müzik: 48 Kavşağı

İzleyici ödülü: Açık Kapı

Jüri Özel Ödülü: Başkasının Evi

YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLLERİ

Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu: ‘Ay Dede’

Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Asghar Farhadi

Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Harvey Keitel (DHA)