Ana Sayfa Blog Sayfa 6217

Eski valiye “Türkiye’ye istihbarat vermekten” tutuklama

Önerdiğimiz linkler Iraklılar Türkiye’yi protesto etti Türkiye Irak politikasında kararlı

Türk birlikleri Irak’ın kuzeyindeki varlığını sürdürecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak konusunda kararlılık mesajı verdi. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş da “ihtiyaç bulunduğu sürece Başika’da varlığımız sürecek” dedi. (12.10.2016)

Türkiye ve Irak arasında tansiyon yükseliyor

Ankara ve Bağdat arasındaki gerginlik tırmanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sert eleştirilerine Irak Başbakanı Haydar el İbadi’den yanıt geldi.  (11.10.2016)

Bağdat’taki mahkeme, Musul’un başkent olduğu Ninova Eyaleti’nin eski valisi Esil el Nuceyfi’nin, “yabancı bir devlet ile istihbarat bilgisi paylaşmak” suçlamasıyla tutuklanmasına karar verdi.

Adalet Bakanlığı sözcüsü, perşembe günü yaptığı açıklamada eski valinin Türkiye’nin Irak’ta asker konuşlandırmasını mümkün hale getirdiğini kaydetti. Eski vali el Nuceyfi hakkında eyalet meclisinden üç milletvekilinin 2015 yılında suç duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatılmıştı.

El Nuceyfi’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Erbil’de kaldığı belirtildi. Sünni politikacı el Nuceyfi’nin hakkında tutuklama kararı çıkarılması ülkede Şiiler ile Sünniler arasındaki gerginliği arttıracağı tahmin ediliyor. Ülkedeki Sünniler, Şii ağırlıklı Bağdat yönetimi tarafından baskı altında olduklarını öne sürüyor.

Ankara ile Bağdat yönetimi arasında uzun süredir Başika’daki Türk birlikleri nedeniyle gerginlik yaşanıyor. IŞİD’e karşı başlatılan Musul Operasyonu nedeniyle de Başika’daki Türk askerlerinin varlığı ve operasyona dahil olup olmadıklarına yönelik tartışmalar gerilimi daha da tırmandırdı. Bağdat yönetimi, Başika’daki Türk askerlerin geri çekilmesini talep ederken, Ankara Başika’daki birliklerin çekilmeyeceğini açıkladı. Türk hükümetinin Başika’da, Esil el Nuceyfi’nin idarersinde bir takım Sünni gruplara askeri eğitim verdiği belirtiliyor.

 

© Deutsche Welle Türkçe

AFP/dpa/GA/MK

26 uluslararası kuruluştan çağrı: OHAL kaldırılsın

Aralarında Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, PEN Yazarlar Birliği’nin de bulunduğu 26 uluslararası sivil toplum kuruluşu, OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) kaldırılması için ortak bildiri yayınladı.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, PEN Yazarlar Birliği’nin de bulunduğu 26 uluslararası sivil toplum kuruluşu, Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) kaldırılması için ortak bildiri yayınladı.

“Türkiye’de insan haklarını ihlal eden OHAL KHK hükümleri kaldırılmalıdır” başlıklı bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Bu açıklamayı imzalayan kurumlar olarak, Türkiye hükümetinin Temmuz 2016 darbe girişimi esnasında gerçekleşen şiddet olaylarını soruşturma ve tüm sorumluları adalet önüne çıkarma hak ve sorumluluğunu takdir ediyoruz.

Ayrıca, darbe teşebbüsünün hemen sonrasının, bir hükümetin meşru bir şekilde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edebileceği istisnai bir durum olduğunun ve bunun insan hakları yükümlülüklerine uyarak yapılması gerektiğinin de bilincindeyiz.

Bununla birlikte, geçtiğimiz günlerde uzatılmış olan OHAL’in ilk üç ayı boyunca Türkiye makamları tarafından kullanılan geniş kapsamlı, neredeyse sınırsız takdire bırakılmış yetkilerin, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını koruyacak tedbirleri tehlikeye atacak olmasından gittikçe daha çok endişe duymaktayız.

Bizler, Türkiye Hükümeti’ni uygulamada Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleriyle uyumsuz olan, OHAL kapsamındaki önlemleri kaldırmaya çağırıyoruz.

OHAL’in ilk üç ayında Türkiye makamları Olağanüstü Hal hükümlerini, gerek gerçekten hükümeti eleştiren gerekse eleştiriyor olarak algılanan kişilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınması ve tutuklanması yoluyla, muhalif sesleri bastırmak için istismar etmiştir.

Adil yargılama tedbirlerinin ve işkence ile diğer kötü muameleye karşı hayati önlemlerin kaldırılması, müsaade edilebilir, meşru istisnaları aşmakta, işkence ve diğer acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye karşı uluslararası hukukun mutlak yasağını ihlal etme riski taşımaktadır.

Uygulamada, bu hükümler, gözaltına alınanlara güvenilir delillerin sunulmadığı, dolayısıyla itiraz etmelerinin ya da insan hakları ihlallerine karşı hukuki yollara başvurmalarının engellendiği geniş kapsamlı göz altılara olanak sağlamaktadır.

Bunun ışığında, OHAL ve ona bağlı hükümlerin 19 Ekim’den başlayarak 90 gün daha uzatılması aşırı derecede endişe vericidir. Türkiye Hükümeti’nden insan hakları ihlallerine olanak veren ve uluslararası hukukta Türkiye’nin yükümlülükleriyle uyumsuz olan hükümleri yürürlükten kaldırarak, olağanüstü önlemlerin kapsamını daraltmasını talep ediyoruz.

Bizler, ayrıca Türkiye’nin uluslararası ortaklarını, bilhassa Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve ilgili tüm uluslararası insan hakları kurumlarını Türkiye’de OHAL kapsamında gerçekleşen insan hakları ihlallerini aleni ve kesin bir şekilde kınamaya çağırıyoruz.

Bu kurumlar ayrıca Türkiye hükümetini, insan hakları ihlallerine olanak veren tüm OHAL KHK hükümlerini kaldırmaya ve hükümeti, ülke içindeki durumun ulusun bekasını tehdit etmeye devam ettiğini kanıtlayamıyorsa, OHAL’i yürürlükten kaldırmaya çağırmalıdır.

İşkence ile diğer kötü muameleye karşı önlemlerin kaldırılması

Başarısız darbe teşebbüsünden bu yana, Türkiye makamları 34 bin asker, memur, polis memuru, yargıç, savcı, gazeteci, öğretmen ve diğer kişileri yargılamak üzere tutuklamıştır. 70 bin kişi hakkında ise cezai soruşturma yürütülmektedir. Türkiye’nin OHAL KHK’lerinde yer alan sayısız hüküm, gözaltındakileri işkenceden ve diğer kötü muameleden koruyan temel tedbirleri, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini ihlal edecek ve gözaltındakileri riske atacak biçimde askıya almıştır. Bunlar arasında:

*Terörle bağlantılı suçlar veya organize suçlar için yasal denetim olmaksızın uzatılmış gözaltı süreleri 4 günden 30 güne çıkarıldı. Gözaltına alınan kişilerin 5 güne dek avukatla görüşme haklarının engellenmesi ve gözaltı süreci boyunca avukat seçme hakkının ağır biçimde kısıtlanması,

*Avukatlarla gizli görüşme talebine, savcılık talebiyle görüşmelerin ses ve görüntü kaydının alınmasını da içerecek şekilde müdahalelerde bulunulması,

Uygulamada, kolluk kuvvetleri ve görevliler, OHAL KHK’leri altında kendilerine tanınan alanı dahi bir ölçüde aşarak bu tedbirlerin temelini sarsmıştır.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de bulunduğu birkaç sivil toplum kuruluşu, Türkiye’de gözaltındakilerin tecavüz dahil, dayak ve işkenceye maruz kaldıklarına dair güvenilir deliller topladıklarını belirttiler.

Medyaya yönelik baskı

OHAL KHK’leri ifade özgürlüğü hakkının kullanımını etkilemiştir ve gazetecilerin, yazarların, medya çalışanlarının tutuklanması ve baskı uygulanması amacıyla kullanılmıştır. Bunların aralarında:

1. Üst düzey idarecilere herhangi bir medya kurumunu kapatılması için yetkiler verilmesi;
2. Hükümetin sokağa çıkma yasakları uygulamasına, kamusal toplantıları, toplanmaları ve mitingleri yasaklamasına ve özel ile kamusal alanlara erişimi kısıtlamasına olanak tanınması;
3. Yetkililerin soruşturma altındaki herhangi birinin pasaportunu iptal etmesine veya el koymasına olanak tanınması. 1 Eylül’de çıkarılan bir düzenlemeyle soruşturma altındaki kişilerin eşleri ve partnerlerinin de pasaportlarının iptal edilmesine veya bunlara el konmasına olanak verilerek bu yetki genişletilmiştir.

OHAL kapsamında uygulanan kısıtlamalar, medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkına yönelik meşrulaştırılamaz. Engellemelerle uluslararası insan hakları hukukunun izin verdiğinin ötesine geçmiştir.

Olağanüstü Hal’in ilk 2 buçuk ayı sırasında, yukarıda özetlenen kararnameler uyarınca, yetkililer 150 medya organı ve yayın şirketini kapatmış, 2 bin 300 gazeteci ve medya çalışanı işini kaybetmiştir. 19 Ekim 2016 itibariyle, en az 99 gazeteci ve yazar tutuklanmış, ifade özgürlüğü hakkının kullanımıyla ilgili olduğuna inanılan suçlamalarla gözaltına alınan medya çalışanı sayısı 130’a yükselmiştir.

Bu rakamlar, polis gözaltı merkezlerinde hali hazırda gözaltında bulunan veya Olağanüstü Hal sırasında gözaltına alınıp suçlanmaksızın serbest bırakılan diğer gazetecileri kapsamamaktadır. Olağanüstü hükümler ayrıca yurtdışına kaçmış veya gizlenmiş gazetecilerin aile üyelerine, onların pasaportlarını iptal ederek veya suçlanan kişi yerine onları gözaltına alarak rahatsızlık vermek amacıyla da kullanılmıştır.

Gazeteciler ve medya çalışanlarına yönelik bu tip önlemler Türkiye’deki insanların, mevcut olaylar hakkında bilgi alma ve hükümeti sorumlu tutma hakkını da engellemektedir.

Türkiye Hükümeti, OHAL’in ve bununla bağlantılı KHK’lerin ciddi insan hakları ihlalleri ve muhalefeti sessizleştirmek için bir araç olarak kullanılmadığından emin olmalıdır. Bu arada, Türkiye’nin uluslararası partnerleri Olağanüstü Hal kapsamında gerçekleşmiş ciddi ihlalleri göz ardı etmemelidir, bu partnerler derhal Türkiye’yi, ülkenin uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle uyuşmayan OHAL KHK hükümlerini kaldırmaya veya değiştirmeye çağırmalıdır.”

İmzacı kuruluşlar ise şöyle:

ARTICLE 1
Amnesty International
Human Rights Watch
PEN International
Association of European Journalists
Canadian Journalists for Free Expression
Committee to Protect Journalists
Danish PEN
English PEN
Ethical Journalism Network
European Centre for Press and Media Freedom
European Federation of Journalists
Fair Trials
German PEN
Global Editors Network
Index on Censorship
International Media Support
International Press Institute
IREX Europe
My Media
Norwegian PEN
Norwegian Press Association
PEN America
Reporters Without Borders
Swedish PEN
Wales PEN Cymru

(za/pu)

Avrupa Parlamentosu heyeti OHAL’le tanıştı!

Amed’e gelmek üzere İstanbul’a inen Avrupa Parlamentosu heyetinden İngiliz Parlamenter Julie Ward, polis tarafından bir süre alıkonularak, eşyalarına el konulduktan sonra bırakıldı. Amed’e gelen 7’si parlamenter 15 kişilik heyet, polis takibinde temaslarına başladı.

Avrupa Irkçılık Karşıtları Taban Hareketi (EGAM) ve Avrupa Parlamentosu’ndan oluşan heyet, Kürdistan’da temaslarda bulunmak üzere Amed’e (Diyarbakır) geldi. Amed’e gelmeden önce İstanbul Atatürk Havalimanı’na iniş yapan heyetten İngiltere ve Avrupa Parlamentosu parlamenteri Julie Ward polislerce alıkonuldu. Alıkonulmanın ardından özel eşyalarına el konulan Ward, daha sonra serbest bırakıldı.

Amed’e gelen heyet, yerleştikleri otelde de polisler ile karşılaştı. İlk olarak İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi’ni ziyaret eden heyet, yapılacak ziyaretlere ilişkin toplantı düzenledi.

İHD Amed Şubesi’nde kayıp yakınları ile bir araya gelecek olan heyet, ardından Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) ziyarette bulunacak.

Heyetin 3 gün boyunca Amed ve Mêrdîn’de (Mardin) temaslarda bulunması bekleniyor.

Heyette Fransız parlamenter Hervé Féron, Boşnak parlamenter Dennis Gratz (Bosna) ile Avrupa Parlamentosu üyeleri José Maria Faria (Portekiz), Frank Engel (Lüksemburg), Costas Mavrides (Kıbrıs), Julie Ward (İngiltere), Klaus Buchner (Almanya) bulunuyor. Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarından EGAM Başkanı Benjamin Abtan, Memorial İnsan Hakları Örgütü’nden Marina Agaltsova (Rusya), EGAM Koordinatörü Djordje Bojovic (Sırbistan), EGAM Koordinasyonu üyesi Fotoğrafçı Romain Champalaune (Fransa), SOS Racism Yöneticisi Jette Moller (Danimarka), İnsan Hakları Gençlik İnisiyatifi’nden Mario Mazic (Hırvatistan), İvan Novosel (Hırvatistan) ve Albert Selimi (Kosova) de heyette yer alıyor.

(ekip/fç/rp)

 

Onur Yürüyüşü’ndeki pankart davası görüldü

Onur Yürüyüşü’nde, “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartı nedeniyle açılan davanın ilk duruşmasında sanık avukatının bilirkişi talebi ve şikayetçinin katılma talebi reddedildi.

13. İstanbul Onur Yürüyüşü’ndeki “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartını taşıyan üç kişiye “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı LGBTİ Kolektifi de takip etti.

Duruşmada ifade veren sanıklardan H.C.K. ve G. Ö. barışçıl niyetle katıldıkları yürüyüşe polis saldırısının yaşandığını, saldırının ardından da barışçıl yürüyüşlerine devam ettiklerini söyledi. Sanıklar, “Açılan pankartı gördüm. Pankartın hazırlanış ve yapılış amacından haberim yoktu, hakaret içerdiğini düşünmediğimden ben de eşlik ettim. Pankartın içeriğinin dini değerlere hakaret içerdiğini düşünmüyorum. Aksine tamamen barışçıl hazırlandığını düşünüyorum. Pankartta iki tane ayın aşkından bahsediliyor, bu nedenle hakaret yok” diye savunma yaptı. Sanık avukatı Fırat Söyle ise iddia edilen suç yönünden bilirkişiden rapor alınmasını talep etti.

Mahkeme, duruşmaya gelemeyen üçüncü sanığın zorla getirilmesine, şikayetçinin katılma talebinin ve sanık avukatının bilirkişiden rapor talebinin reddine karar vererek duruşmayı 27 Aralık tarihine erteledi.

(za/cd)

Trump: ‘Seçim Sonucunu Kabul Edip Etmemeye Zamanı Geldiğinde Bakacağım’

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump ile Demokrat Parti’nin adayı Hillary Clinton, milyonlarca Amerikalı seçmenin önünde son kez canlı televizyon tartışmasında kozlarını paylaştı.

Geceye damgasını vuran kısım ise Donald Trump’ın seçim sonucunu kabul edeceğini taahhüt etmemesi oldu.

Trump bir süredir başkanlık seçimlerine hile karıştırılacağını iddia ediyordu. Tartışmanın moderatörü olan Fox News kanalı sunucusu Chris Wallace’ın Trump’a yönelttiği, Clinton’ın galip gelmesi durumunda seçim sonucunu kabul edip etmeyeceği sorusunu Cumhuriyetçi aday, “Zamanı geldiğinde bakacağım. Sizi şüphede bırakacağım” şeklinde yanıtladı.

Clinton ise, Trump’ın sözlerini “korkunç” olarak niteledi ve “başkanlığa aday bir kişinin böyle bir pozisyon takınmasından dehşete düştüğünü” söyledi.

Tartışmanın ardından, Trump’ın bu sözlerini değerlendiren bazı uzmanlar, Cumhuriyetçi adayın milyonlarca destekçisinin Clinton’ın olası galibiyeti halinde sonucu kabul etmeyebileceği ve bunun da ABD’nin yenilenin galibi kutlamasını öngören demokrasi geleneğini tehlikeye atabileceği yorumunu yaptılar.

Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi yetkilileri de tartışmanın ardından yaptıkları açıklamalarda, Trump’ın seçimi geride bitirmesi halinde sonucu kabul edeceklerini belirtirken, bazı Cumhuriyetçi senatörler de Trump’a tepki gösterdi.

Trump’ın kampanya menajeri Kellyanne Conway ise, konuyla ilgili CNN’e yaptığı açıklamada, “Donald Trump seçimin sonucunu kabul edecek çünkü seçimi kazanacak” derken, 2000 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin o dönemki adayı George W. Bush’un kazandığı başkanlık seçimlerinde de Demokrat aday Al Gore’un sonuca itiraz etmesini örnek gösterdi.

Birbirlerinin elini sıkmadılar

Tartışma aslında karşılıklı kişisel suçlamalar ve harareti yüksek önceki tartışmaların aksine, politika odaklı ve seviyeli bir havada başlasa da ilerleyen dakikalarda ortam yine gerildi ve Trump yine saldırgan ve rakibine sık sık müdahale eden tavrına geri döndü.

Trump, Clinton için tartışmanın bir yerinde “edepsiz kadın” ifadesini kullanırken, Clinton da Trump’ın ABD başkanı olabilecek kapasitede olmadığı görüşünü tekrarladı.

Hararet dozu giderek artan tartışmanın başında da sonunda da iki adayın birbirlerinin elini sıkmadığı görüldü. Bir önceki tartışmada adaylar, başta el sıkışmamış ama sonda birbirlerinin elini sıkmıştı.

Tartışmada beklendiği gibi Clinton’ın e-postalarının Wikileaks tarafından sızdırılması konusu ilk gündeme gelen konulardan biri oldu. Clinton konuyu Rusya’ya getirerek, e-postaların ‘hack’lenmesinde Rusya’nın rolü bulunduğunun Amerikan istihbarat servisleri tarafından teyit edildiğine dikkati çekti ve Trump’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanında yer almakla eleştirdi. Clinton, ABD tarihinde ilk kez yabancı bir ülkenin seçimlere müdahale ettiğini savundu.

Trump’a ‘Putin’in kuklası’ suçlaması

Trump ise, Moskova’nın e-postaların ‘hack’lenmesinde rolü bulunduğu yönündeki istihbarat servislerinin açıklamalarının doğruluğunu kabul etmeyi reddetti. Clinton, Rus lider Putin’in Trump’ı desteklediğini çünkü ‘ABD başkanı olarak bir kuklayı görmeyi tercih edeceğini’ öne sürdü.

Trump ise, Putin’le herhangi bir ilişkisinin olmadığını vurguladı ve seçimlere dışarıdan müdahale varsa bunu kınadığını belirtti.

Las Vegas’ta 90 dakika süren tartışmada ilk soru Yüksek Mahkeme’ye yargıç atamaları konusunda oldu. İki aday da Yüksek Mahkeme konusunda birbirine zıt pozisyonlar ortaya koyarken, Trump, başkan olması halinde mahkemeye kürtaj karşıtı yargıçlar atayacağını söyledi. Clinton ise, bunun tersi tavır ortaya koyarak, “Bu kararın artık tersine çevrilemeyeceği bir noktaya geldik” dedi ve bu konudaki kararın kadınlara bırakılması gerektiğini, hükümetlerin kadınların kararlarına müdahale etmeye hakkı olmadığını vurguladı.

Tartışmada ağırlıklı konuşulan bir diğer konu da göçmenlik konusuydu. Trump, Clinton’ı ‘sınırları açma’ politikalarını savunmakla eleştirirken, Clinton bunu reddetti ve Trump’ın fikirlerinin ayrım gözetmeden toplu sınır dışı uygulamalarına yol açacağı ve aileleri birbirinden ayıracağını, ülkeyi ‘paramparça edeceğini’ savundu. Clinton, kendi planının Trump’ın suçlamalarının aksine sınır güvenliğini içerdiğini ve sadece şiddet yanlısı, suça bulaşmış kişilerin sınır dışı edilmesini öngördüğünü söyledi. Clinton, Trump’ı kendi binalarında kaçak göçmenler çalıştırmakla suçlayarak, bu kişilerin ekonomiye katkı yapacakları ve “Trump gibilerin” sömürüsüne maruz kalmayacakları kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Trump, Clinton’ın Putin’i ‘sevmemesinin’ nedeninin, Putin’in ona karşı her alanda “zekaca üstün gelmesi” olduğunu ve Putin’in Başkan Barack Obama’ya da Clinton’a da saygı duymadığını öne sürdü.

‘Taciz iddiaları uydurma’

Tartışmada Trump’ın kadınlar hakkında müstehcen ifadeler kullandığı ses kaydı ve sonrasında bazı kadınların Trump’ın tacizine uğradıkları iddiaları da gündeme gelirken, Trump bu iddiaları ‘uydurma ve yalan’ olarak niteledi. Bunların ya Clinton kampanyası tarafından üretildiğini ya da kadınların şöhret olma peşinde olduğunu savunan Trump, mitinglerinde çıkan kavgaların da Clinton kampanyası tarafından parayla tutulan kişilerin ürünü olduğunu öne sürdü.

Clinton, Trump’ın “kadınları aşağılamanın kendisini yücelttiğini düşündüğünü, kadınların itibarını hedef aldığını” söyledi. Demokrat aday, Trump’ın “ne zaman bir konuda sıkıştırılsa, hemen sorumluluğu reddetme tavrına büründüğünü” belirterek, onu sadece kadınlar örneğinde değil başka örneklerde de hiçbir zaman özür dilememekle eleştirdi.

“Belgesiz göçmenler bir milyarderden daha fazla federal vergi ödüyor”

Clinton Vakfı’na bağışlarla ilgili tartışmalar konusundaki bir soru üzerine Clinton, vakfın dünya genelinde muhtaç kesimlere yaptığı yardımları savunurken, Trump vakfının ise topladığı bağışlarla Trump’ın dev portresini satın aldığını öne sürdü. Trump ise, Clinton’ın bir yandan kadınları savunduğunu söylerken, diğer yandan vakfının “kadınlara kötü muamele eden” ülkelerden bağış aldığı suçlamasını yöneltti.

Clinton tartışmada yine Trump’ı vergi beyannamelerini açıklamamakla eleştirirken, “belgesiz göçmenler bile bir milyarderden daha fazla vergi ödüyor, bunu hayret verici buluyorum” dedi.

Trump tartışmada seçim hilesi iddialarını da yinelerken, Clinton’ın ‘e-postalar ve diğer konularda yaptıklarının’ ardından başkanlık için yarışmasına izin bile verilmemesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Clinton ise, Trump’ın işine gelmeyen her gelişmeyi ‘hileli’ olarak nitelendirmekle eleştirdi.

Suriye’de uçuşa yasak bölgeye desteğini yineledi

Dış politikanın konuşulduğu bölümde Musul operasyonu ve IŞİD’le mücadele konuları gündeme geldi. Clinton, IŞİD’e karşı savaşta Ortadoğu’ya Amerikan askeri göndermeyi desteklemediğini yinelerken, Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturulmasına desteğini de tekrar etti. Trump ise, Musul operasyonundan kazançlı çıkacak tarafın İran olacağını ve “İran’ın Irak’ı teslim almakta olduğunu” iddia etti.

Clinton, ön seçimlerdeki rakibi Bernie Sanders’ın sözlerinin tartışıldığı bir kısımda, Sanders’ın Trump için söylediği “ABD Başkanlığı için en tehlikeli kişi” sözünü hatırlatarak, “Bence haklı” ifadesini kullandı ve Trump’ı sürekli komplo teorileri üretmekle eleştirdi.

Trump, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat’ın Obama’dan da Clinton’dan da “daha akıllı ve daha sert” olduğunu öne sürdü.

Tartışmada Clinton’ın sosyal güvenlik ve vergiler konusunda konuştuğu bir sırada Trump’ın araya girerek “edepsiz kadın” demesi dikkat çekti ve bu ifadesi özellikle sosyal medyada geniş yankı buldu.

Ankete göre gecenin galibi yine Clinton

CNN televizyonunun tartışma sonrası açıkladığı ankete göre, Amerikalı izleyicilerin gözünde gecenin galibi ilk iki tartışmada olduğu gibi yine Clinton oldu. Tartışmayı izleyenlerin yüzde 52’si tartışmadan Clinton’ın galip çıktığı görüşünü dile getirirken, Trump’ı galip görenlerin oranı ise yüzde 39’da kaldı.

BM: İklim değişikliği 122 milyon kişiyi aşırı yoksulluğa

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan uyarıda, iklim değişikliğinin yol açacağı zarara dikkat çekildi.

İklim değişikliğinin tarıma vereceği zarardan bahseden FAO, 2030’a kadar 122 milyon kişinin aşırı yoksulluğa itilebileceğini duyurdu.

FAO, 475 milyon küçük ölçekli tarım ailesinin desteklenmesini isterken, FAO başkanı Jose Gaziano da Silva, “iklim değişikliğinin gıda güvenliğini etkilediğine şüphe yok” dedi.

ABD: Konuyu Irak ve Türk hükümetlerine bırakıyoruz

Pentagon Sözcüsü Peter Cook, Türk askerlerinin Musul operasyonuna katılıp katılmayacağına dair açıklamalar geldi. Cook, konuyu iki ülkenin çözmesi gerektiğini ifade ederken, ‘bu konuyu Irak ve Türk hükümetlerine bırakıyoruz’ diye konuştu. ABD’nin Türkiye ile Irak’ı aralarındaki sorunları çözmesi konusunda cesaretlendirdiğini belirten Sözcü, ortak düşmanın IŞİD olduğunun altını çizdi.

Musul operasyonunun ilk gün itibarıyla hızlı ilerlediğini kaydeden Cook, ön safta Irak askerlerinin ve peşmergelerin savaştığını ABD kuvvetlerinin ise geriden destek verdiğini ifade etti.

Musul’un geri alınması uzun sürebilir

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun komutanlarından Korgeneral Stephen Townsend, Musul’un örgütten geri alınmasının haftalarca hatta daha da uzun sürebileceğini söyledi.

Kuveyt’eki Arifcan Kampında bir açıklama yapan Townsend, “Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’un IŞİD’den geri alınması ve denetiminin yeniden ele geçirilmesi operasyonu muhtemelen haftalar sürecek, belki daha da uzun. Bu uzun ve çetin bir savaş olacağını gösteriyor ancak Iraklılar bunun için hazırlandı ve biz de koalisyon olarak onların yanında yer alacağız” diye konuştu.

Koalisyonun kenti almasının ne kadar süreceğini tahmin edemeyeceklerini belirten Townsend, “Ancak Beyci, Ramadi, Felluce ve yakın zamanda Kayyara ile Sarkat’ta olduğu gibi onların başarılı olacaklarını biliyoruz” dedi. Townsend, koalisyonun güçlerinin, Iraklı güvenlik güçlerine, hava saldırıları, topçu atışları ve istihbarat paylaşma yoluyla destek verdiğini belirtti.

Musul 5 bölgeden tamamen kuşatıldı

Irak’ın kuzeyinde 2 milyona yakın insanın yaşadığı tahmin edilen Musul kenti güney, doğu ve kuzeyindeki 5 bölgede Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Peşmerge güçleri başta olmak üzere, Irak ordusu askerleri, Şii milis gücü Haşdi Şabi, Ninova Muhafızları, ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı güçler ve Aşiret Güçleri tarafından sarıldı.

GÜNEYDOĞU BÖLGESİ

Musul’un güney bölgesi tam olarak temizlenmedi ancak güneydoğu bölgesinde ve kent merkezine 60 kilometre mesafede yer alan stratejik El Kayyara kasabası Irak ordusunun kontrolünde. Bu bölgede Irak ordusuna bağlı ve ABD’li askeri uzmanlar tarafından eğitilen Altın Güç diye adlandırılan anti terör timleri öncü durumda. Hemen ardından ise kurtarılacak bölgelerin güvenliğini sağlamak için Irak ordusuna bağlı askerler var. ABD’ye bağlı Özel Kuvvetler ve birçok askeri danışman ise El Kayyara Hava Üssü’ne konuşlanmış durumda. Buradaki ABD’li güçlerin amacı, hava üssünü kullanarak Irak ordusuna ve diğer güçlere hızlı bir şekilde lojistik destek sağlayabilmek.

Bu bölgede aynı zamanda idari olarak Şii milis gücü Haşdi Şabi’ye bağlı ve tamamı Musullular’dan meydana gelen “Aşiret Güçleri” de var.

DOĞU BÖLGESİ

Kentin doğusunda yer alan Guver ve Hazır Cephesi’nin tamamı Peşmerge güçlerinin hakimiyetinde. Peşmerge güçleri, cephelerde kendi aralarında birçok noktaya ayrılmış durumda. Guver Cephesi’nde Peşmerge, Irak ordusu ile Aşiret Güçleri koordineli bir şekilde hareket ederken, Hazır Cephesi’nde ise sadece Peşmerge güçleri en ön cephede, Irak askerleri ise henüz sıcak çatışmaların yaşandığı noktalarda bulunmuyor. Bu güçlerin yanında, Hazır Cephesi’nde stratejik bir konuma sahip “Zerdık Dağı’nda” ABD’nin topçu birlikleri konuşlu.

Peşmerge güçlerinin bu bölgedeki amacı, Musul kent merkezine 10 kilometreden az bir mesafede yer alan çoğunluğu Hristiyan Hemdaniye ilçesi ile Bertılla kasabasını geri almaya çalışmak. Peşmerge güçleri Hemdaniye’nin geri alınması için Hazır Cephesi’nden üç koldan saldırıya hazır. Bertılla kasabası ise biraz daha iç kesimde olduğundan dolayı henüz bir müdahale söz konusu değil

Güvenlik güçlerinin doğu cephesindeki hedeflerinden bir tanesi de Guver-Musul anayolunu tamamen kontrol altına almak. Bunun meydana gelmesi halinde militanların kent çevresindeki hareket kabiliyeti zayıflatılmış oluyor.

Peşmerge güçleri Hazır Cephesi’nde Musul kentine yaklaşık 30 kilometre mesafede yer alıyor.

KUZEYDOĞU BÖLGESİ

Musul’un kuzeydoğusunda en önemli cephe Başika. Başika Cephesi’nde Peşmerge güçlerinin yanı sıra Türk askerleri tarafından 1 yıldan uzun bir süredir eğitilen ve sayıları 3 bin 500’ü bulan “Ninova Muhafızları” var. Peşmerge ve Ninova Muhafızları’nın yanında cepheye kısa bir süre önce gelip, Başika Dağı’nda kamp kuran ABD’nin topçu birlikleri var. Tam olarak kamplarına yerleşemeyen ve sevkiyata devam eden Irak ordusuna bağlı askerler de bu cephede mevcut.

KUZEY BÖLGESİ

Musul’un kuzeyinde yine çoğunlukla Peşmerge güçleri var. Peşmerge’nin kontrolündeki Telskof kasabası ve Musul Barajı’nda ise yavaş yavaş askeri sevkiyata devam eden Irak ordusu askerleri var.

KUZEYBATI BÖLGESİ

Peşmerge güçleri, Musul kentine kuzeyden müdahale edebilmek için Kesek ve Naveran cephelerinde konuşlanmış durumdalar. Burada Peşmerge’nin dışında başka herhangi bir güç bulunmuyor.

CHP’li Bekaroğlu, Silivri’deki gazetecilerle görüştü

Silivri’de tutuklu gazeteci Ali Bulaç, ifadesi alındığı sırada odaya giren birinin hakaret edip “Reisin kadrini bilmediniz” dediğini söyledi

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu Silivri’de tutuklu gazetecilerle görüştü ve gazetecilerin kendisine anlattıklarını aktardı. Ali Bulaç’ın ifadesi alınırken ağır hakaretlerde bulunulduğunu anlattığını söyleyen Bekaroğlu, Bulaç’ın, “Biz hiçbir aşamada fiziki işkence görmedik. Fakat ifadem alınırken ağır hakarete maruz kaldım. 3 polis ifademi alıyordu. Onlardan daha yaşlı biri içeri girdi. Hepsi ayağa kalktılar. Siması yabancı gelmedi ama tanıyamadım. Bana ağır şekilde hakaret etti. ‘Ali Bulaç daha çok sürüneceksin. Sen Ahmet Taşgetiren gibi hareket etmedin. Bak o nerde sen burdasın. Reisin kadrini bilemediniz, iyiliğini, dürüstlüğünü bilmediniz. Şimdi burda, bu yaşta, bu şekilde sürünüyorsun, daha da sürüneceksin’ dedi. Böyle bir şeyle karşı karşıya kaldım. En acı olay buydu. Daha ağır sözler var ama söyleyemiyorum” ifadelerini paylaştı.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in haberine göre, CHP’li Bekaroğlu Silivri’de; Ahmet Altan, Mehmet Altan, Murat Aksoy, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay ve Mustafa Ünal’ı ziyaret etti. Bekaroğlu, ziyarete ve gazetecilerin durumuna ilişkin bilgi verdi.

Mektup ve kitap yasak

Bekaroğlu, gazetecilerin en çok yakındıklarının mektup alamamak, gönderememek ve kitap yasağı olduğunu söyledi. Bu uygulamanın son zamanlarda “haberleşme” ihtimaline karşı başladığını belirten Bekaroğlu, “Hayatları kitap olan bu insanlara kitap verilemiyor. Gazetecilerin tamamı haksız bir şekilde tutuklandıklarına inanıyorlar. Bir anlamda dargınlar” dedi.

Mehmet Altan’ın mahkeme dosyasını birlikte incelediklerini söyleyen Bekaroğlu, “Altan bir üniversite hocasıdır. 17-25’in bir müdahale olduğunu anlamalıydı” gibi hukukla izah edilemeyecek ifadeler olduğunu kaydetti.

Bekaroğlu, “Altan’a; ‘Darbe olduğunu anlamamış’ suçlaması yapılmış. Savcı ‘Nasıl oluyor da anlamıyor’ diyor. Altan yine bir televizyon programında diktatörlüğü anlatıyor, geçmişten örnekler veriyor. Altan’ın bu yorumları darbeye yardım ettiğine yorulmuş. Hukuku katleden kararlar var” dedi.

Gazetecilerin CHP’nin mağdurların yanında olmasının çok anlamlı olduğunu söylediklerini aktaran Bekaroğlu, “CHP’nin anlamı bir kez daha anlaşıldı” şeklinde tespitlerin olduğunu dile getirdi.

Sağlık sıkıntısı

Bekaroğlu gazetecilerin; kamuoyunun daha duyarlı olması ve darbe girişimi ile sonrasında yapılan haksızlıkları ayırmak gerektiğini anlattıklarını iletti. Tedavilerle ilgili aksamaların olduğunu belirten Bekaroğlu, Bulaç’ın kan şekerinin 500’ün altına düşmediğini, Bulaç ve Alpay’ın rahatsızlıkları nedeniyle sıkıntı yaşadığını aktardı.

53 yaşında bir kadın ‘doğru yürü’ denilerek saldırıya uğradı

Alışveriş yapmak için girdiği markette 53 yaşındaki bir kadın, önce “Düzgün yürü” denilerek sözle taciz edildi, ardından da saldırgan tarafından fiziksel saldırıya mağruz kaldı.

A.Ç.’nin uğradığı fiziksel saldırı sonrasında burnu kırıldı ve gözleri ile kolları zarar gördü. Karaciğer hastası da olan kadın olaydan sonra vücuduna aldığı darbelerden dolayı çok ağrılarının olduğunu söyledi.

A.Ç.’nin şikayetçi olduğu saldırgan ifadesi alınmadan serbest bırakıldı.

A.Ç. yaşadıklarını şöyle anlattı, ”Yağ almak için markete gitmiştim. Yürüyordum market içerisinde, arkam onlara dönüktü. Arkanıza bakın dedi, o zaman ben de dönüp baktım. Düzgün yürü dedi bana. Döverim seni düzgün yürü dedi. Ben yürüyorum zaten, nasıl dövüyorsun sen beni dedim. Böyle dövülür dedi. Eline ne aldığını görmedim ağır bir şeyle kafama vurdu. Müdahale etmeye çalıştım ama edemedim. Marketin içinde bana vurmaya başladı. Sonra marketin kenarına geçti gelenlere ben yaptım, haketti dedi. Market çalışanları karışmak istemediler açıkçası, daha sonra çalışanlardan biri dışarı çık birbirirnizi dışarıda yiyin dedi. Canım çok yandı, hatta orada ölebilirdim de. Çünkü yardım edecek kimse de yoktu. Markete gidiyorsun, oarada hiç yok yere dayakla karşılaşıyorsun. Ben onu tanımam o beni tanımaz, ilk defa karşılaştım böyle bir şeyle de.”