Ana Sayfa Blog Sayfa 6219

HDP Kürt Siyasetçilere Operasyonu AYM’ye Taşıyor

Partisinin Diyarbakır İl Başkanlığı’nda bir basın toplantısı düzenleyen Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, son günlerde Kürt siyasetçileri hedef alan operasyonlara tepki gösterdi. Demirtaş, gözaltına alınanların dokuz gündür sorgusuz bekletildiğine dikkat çekerek, “62 kişi, 11 Ekim’den bu yana sorgusuz, sualsiz, gerekçesiz bir şekilde gözaltında. Bugün tam dokuz gündür bir kapalı spor salonunda arkadaşlarımızı, kendilerine tek bir soru sorulmadan, tek suçlama yöneltilmeden, ifade alma işlemine başlamadan gözaltında tutuyorlar. Biz siyasi cinayetlerin karşısında olduğumuzu, açıkça kınadığımızı ve bunun tam da demokratik siyaset üretemeye çalışan bir toplumda siyaseti zehirlediğini söyledik. HDP’nin tavrı budur. Fakat bu olup-bitenlerin faturasını HDP’ye çıkarmaya çalışanlar büyük yanılgı içindeler, bunu bilmeleri lazım. Bu şekilde HDP’ye müdahale ederek, kanun adamı sıfatıyla bizzat yasanın dışına çıkarak suç işleyerek, hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Vali, emniyet müdürü ve başsavcıya çağrı yapıyorum, arkadaşlarımıza yapılan hukuksuzluğa derhal son verilsin. Dokuz gündür tek bir soru dahi sorulmadan, bu kadar yöneticiyi hangi mantıkla gözaltına tutuyorsun? Bir kapalı salonu doldurmuşlar ifade alma yok, suçlama yöneltme yok, rehine gibi adeta intikam alırcasına yasadışı bir işlem yapıyor devlet. Bunun neresi kabul edilebilirdir? Halkımız, toplumumuz şunu bilsin; HDP yöneticilerimizin bu konuda suçlanabilecekleri bir şey yoktur. Ellerinde arkadaşlarımızı suçlayabilecekleri delil yoktur. Zaten savcılardan biri avukat arkadaşlarımıza şunu demişler, ‘Aslında biz kapsamlı bir tutuklama operasyonu hazırlığı yapıyorduk ama Dicle’deki siyasi cinayet olunca mecburen erkene aldık. Hepsini topladık ama elimizde delil yok. Bir müddet tutacağız delileri bulmaya çalışacağız.’ Yani önce yakalama sonra delil bulma faaliyetine giriyorlar. Ortada suç işleyen ne parti ne parti yönetici var, ”dedi.

Kürt siyasetçiler için AYM’ye başvuru yapacaklarını vurgulayan Demirtaş, “Gözaltı süresinin uzatılmasının hiçbir anlamı yok. Soracakları bir soru yoksa arkadaşlarımızı neden gözaltına aldılar? Soracakları soru yoksa ne diye gözaltına aldılar, böyle intikam anlayışıyla ortaçağ hukukuyla, modern hukuk ve yasalar bir birine karıştırılırsa adalet duygusu diye bir şey kalmaz. Arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını bekliyoruz, saat saat, dakika dakika takipçisiyiz. Gerilimi tırmandırmanın bir anlamı yok. Avukat arkadaşlarımız şu ana kadar üç defa gözaltına itiraz ettiler üçü de reddedildi. Bugün ya da yarın Anayasa Mahkemesi’ne götürecekler, gözaltındakilerin artık derhal serbest kalması ya da savcılığa çıkarılması için Anayasa Mahkemesi’ne götürecekler. Dokuz gün değil dokuz saat bile gözaltında kalmaları kabul edebileceğimiz bir durum değildir,” diye konuştu.

Demirtaş, siyasetin tıkanmasının şiddeti arttıracağı uyarısı yaparak, “Eğer mesele şiddeti bertaraf etmekse, bu yaşanan kaosu, gerilimi sona erdirmekse, yolu bu değil. Bu tam şiddeti teşvik etmekten başka bir şey değil. Bunu yapanlar bilmeli ki, demokratik siyasetin kanalları tıkandığı oranda, siz isteseniz de istemeseniz de bilerek veya bilmeyerek şiddetin yolunu açmış oluyorsunuz. Kendi elinizle şiddeti teşvik etmiş olursunuz. Bizim yaptığımız şey siyaseti büyütmek, şiddete silaha alternatif alanı yaratmak genişletmektir. Sözümüzü burada parti çatışı altında söylemek istiyoruz, demokratik siyaset çatısı altında sözümü söylemek istiyoruz. Rahatsız da olsanız sözümüzden buna saygı duymak zorundasınız. Bu çağrımızın ciddiyetle ele alınmasını bekliyoruz,” şeklinde konuştu.

 Derwîş: Sivil meclis çalışıyor

Minbic Askeri Meclisi Resmi Sözcüsü Şervan Derewîş, Minbic Askeri Meclisi’nin kentin ve çevre köylerin denetimini Minbic Sivil Meclisi’ne devrettiğini ve kente hizmet çalışmalarını Meclis’in gerçekleştirdiğini belirtti.

Gerçeği görmek isteyenlerin Minbic’e gelmesini isteyen Şervan Derwîş, kapılarının herkese açık olduğunu ifade etti. Derewîş, Suriye rejim bayrakları ve Beşar Esad posterleri olan araçların kente giriş yaptığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını da kaydetti.

Minbic 12 Ağustos 2016 tarihinde HSD güçlerinin de desteğiyle Minbic Askeri Meclisi tarafından IŞİD’den temizlenmişti.

KOBANÊ/ANHA

 

Volksstimme: Rusya’ya yeni yaptırımlar her iki tarafa da zarar verir

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko’yu Berlin’de ağırlayacak.  Dörtlü Ukrayna Zirvesi’nde liderler, Minsk barış anlaşmasının uygulanmasında ne kadar mesafe kat edildiğini değerlendirecek. Zirve sonrasında Merkel, Hollande ve Putin’in Suriye’deki durumla ilgili olarak bir araya gelmesi planlanıyor. Putin’in Ukrayna Krizi’nden sonra ilk kez Berlin’e yapacağı bu ziyaret Alman basınında da yakından takip ediliyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung‘un Putin’in Berlin ziyaretine dair yorumu şöyle:

“Almanya Başbakanı, Avrupa Birliği içerisinde Moskova’ya karşı daha sert bir çizgi izlenmesini savunan Fransa ve İngiltere’nin yanında yer aldı. Pratikte Rusların tam da şu anda Suriye’de elini serbest bırakmak akıl kârı değil. Irak’ta tayin edici bir savaş başladı ve bu savaşın sonucu komşu Suriye’deki gelişmeleri etkileyecek. İki yıldır ilk kez cihatçı terör rejimini çökecek kadar zayıflatmak için gerçek bir fırsat belirdi. Eğer bunun öncelikle diktatör Esad’a yaraması önlenmek isteniyorsa Batı, Suriye’deki çabalarını bir kez daha artırmalı. Rusların Halep’te bir ateşkese hazır olduklarını açıklamaları Batı’nın isteklerine en azından tamamen sağır olmadıklarının bir işareti.”

Magdeburg’da yayımlanan Volksstimme gazetesi Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yeni yaptırımlar getirmesinin her iki tarafa da zarar vereceğini yazıyor:

“Her ne kadar bir mucize beklememek gerekse de Başbakan Angela Merkel’in Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Berlin’de kabul etmesi önemli. Çünkü kulağa çok banal gelse de günümüzde siyasi çatışmalar hemen hemen hep müzakereler yoluyla çözülüyor. Çünkü ancak Putin de dahil olduğu takdirde Suriye’de bir barış şansı doğabilir. Ancak Kremlin lideri Ukrayna’daki ayrılıkçılar üzerindeki etkisini kullandığı takdirde tıkanmış barış süreci de ilerleyebilir. Buna karşılık her iki sorunda da askeri olarak kan dökmekten başka bir sonuç elde edilemez. Almanya ve Avrupa, her ne kadar Rus devlet başkanının büyük adamlık hastalığını daha fazla cesaretlendiremeyeceklerse de yeni provokasyonlardan kaçınmalılar. Daha ağır yaptırımlar her iki tarafa da zarar verecek ama sorunları çözmeyecektir.

Kölner Stadt-Anzeiger Ukrayna krizinde yumuşamanın Putin’in çıkarına olmadığını vurguluyor:

“Putin Berlin’de. Ukrayna zirvesi bu özelliğiyle henüz başlamadan küçük bir sansasyon yarattı. Kremlin lideri için Rusya’nın tabiri caizse dünyadaki tecrit olmuşluğunu kırmak temel bir hedef. Berlin’de verilecek fotoğraflar Putin’in propaganda makinesine yakıt olacak. Ukrayna’daki durumu kalıcı bir biçimde yumuşatmaktan Putin’in gerçek bir çıkarı bulunmuyor. Ana planı ‘sürekli istikrarsızlaştırma’ adını taşıyor. Bununla birlikte bu buluşma sığınmacı krizi ve sürekli terör tehdidinin etkisi altında, bir Ukrayna Zirvesi olduğu kadar da bir Suriye Zirvesi. Somut olan bunlar. Geriye kalansa henüz belirsiz.”

Trierischer Volksfreund Merkel ile Putin’in doğrudan görüşmesinin önemine dikkat çekiyor:

“Putin olmadan ne Suriye’deki cinayetlerin ne de Ukrayna’da sürekli tekrar alevlenen savaşın sonu gelir. Bu bakımdan Putin’in çarşamba Berlin’e yapacağı ziyaret oldukça önemli. Ama dikkat. Bu buluşma gerilimin azalması yönünde güçlü bir işaret olarak değerlendirilmemeli. Zira bu karşılaşma ne Ukrayna sorununu çözecek ne de Putin’in Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a verdiği desteği çekmesiyle sonuçlanacak. Kaldı ki arka fonda çalan müzik, yani Moskova’ya yeni yaptırımlar tartışması, kulakları tırmalıyor. Yine de siyasi olarak biraz olsun yakınlaşmanın imkânları aranacak. Bu olumludur. Doğrudan temasla bunu yakalamak çetrefil diplomatik kanallarla olduğundan muhakkak daha mümkündür.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Ercan Coşkun

Suudi prens idam edildi

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Prens Turki bin Suud el-Kebir hakkındaki idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Prens cinayet suçundan idama mahkum edilmişti.

Suudi hanedanından olan Turki el-Kebir 2012 yılında başkent Riyad’da çıkan bir kavga sırasında bir Suudi Arabistanlıyı tabancayla vurarak öldürmekten yargılanmıştı. Prensin idam edilmesiyle ilgili resmi açıklamada, ‘Suudi Arabistan Krallığı’nın güvenlik ve adaleti sağlama sorumluluğuna sahip çıktığı ve masumları öldüren herkese Allah’ın biçtiği cezanın uygulandığı’ belirtildi.

İnfazla ilgili sosyal medya mesajlarında karşıt görüşler dile getirdi. Twitter’den yayınlanan bir mesajda, ‘Şeriat yasalarının prens ile sade vatandaş arasında ayrım yapmamasından’ duyulan memnuniyet dile getirildi ve ‘bu ülkede herkesin eşit olduğu’ belirtildi. Kraliyet mensubu Prens Halid el Suud ‘Allah’ın adaletinin yerine geldiğini’ yazdı. Suudi Arabistanlı bir kadın ise Twitter mesajında, ‘prensin işlediği cinayetten ve idam edilmesinden üzüntü duyduğunu’ dile getirdi.

İdamlar artıyor

Suudi Arabistan’da yılbaşından bu yana 130 kişinin idam edildiği bildiriliyor. Uluslararası Af Örgütü Suudi Arabistan’daki idamların arttığına dikkat çektiği bildirisinde, idam cezasının verildiği davaların çoğu zaman adil olmadığını öne sürdü. Örgüt, Suudi Arabistan’ın İran ve Pakistan’dan sonra en fazla idam cezasının infaz edildiği ülke olduğunu duyurdu. Sağlıklı bilgi alınamadığı için sıralamada Çin’e yer verilmedi. Suudi Arabistan’da idam cezası cinayet, terör, ırza geçme, silahlı soygun ve uyuşturucu ticareti suçlarına uygulanıyor.

© Deutsche Welle Türkçe

DW, dpa, afp/AG, BD

 

Gazeteci Aykol ifade verdi

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, bir kez daha ifade verdi

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol savcılık talimatı ile İstanbul 13’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde çeşitli haberlerden dolayı açılmış 2 davanın ifadesini talimatla verdi. Ankara 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Suç işlemeye tahrik etmek”, “Suçu ve suçluyu övmek” ve “Örgüt propagandası yapmak” suçlamalarıyla ifadesi alınan Aykol, “Yazıların yayınladığı dönemde genel yayın yönetmeniydim. Ankara’da ikamet ettiğim için gazetenin baskıya girişini göremiyorum” dedi. Suçlamaları kabul etmeyen Aykol, gazetecilik yapmanın suç olmadığını söyledi.

ANKARA / DİHA

5 Haziran Katliamı davasında karar

HDP’nin Amed mitingine yönelik gerçekleştirilen ve 5 kişinin hayatını kaybettiği, 400’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliama ilişkin açılan davanın ilk duruşması, Sincan 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada polisin ihmalinin olup olmadığına ilişkin Müfettiş Raporu istendi

Hakların Demokratik Partisi’nin (HDP) Amed mitingine yönelik 5 Haziran 2015’de IŞİD tarafından yapılan bombalı saldırıyla ilgili dava bugün Sincan Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Duruşmaya tüm sanıklar katılırken müşteki ve sanık avukatları hazır bulundu. Patlamada iki bacağını kaybeden sinemacı Lisa Çalan’ın yanı sıra çok sayıda avukat, HDP’li vekiller Osman Baydemir ve Besime Konca da duruşmayı takip etti.

Sanıklar ifade verdi

Saldırıyla ilgili tutuklu bulunan bombacı Orhan Gönder ile ona yardım ettiği suçlaması ile tutuklu bulunan İsmail Korkmaz, Mustafa Kılınç, Burhan Gök, duruşma salonunda yerlerini aldı. 5 kişinin yaşamını yitirdiği ve 400’den fazla kişinin yaralandığı saldırının görülen ilk duruşmasında, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme”, “nitelikli öldürme”, “nitelikli öldürmeye teşebbüs”, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirmek” ile suçlanan sanıklar ifade verdi.

Amed’e red

Duruşmada, müşteki avukatların taleplerini değerlendiren mahkeme heyeti, duruşmanın elektronik kayıt altına alınması ve HDP’nin davaya müdahil olma talebini kabul etti. Mahkeme heyeti, davanın tekrar Amed’e gönderilmesi veya müştekilerin Ankara’da davaya katılma masraflarının karşılanması talebini ise reddetti. Ardından sanıkların ifadeleri alındı.

‘Bombacı olsam polis neden bıraksın’

Patlamayla alakası olmadığını iddia eden Gönder, şunları aktardı: “Ailem kayıp ilanı vermiş. Asker kaçağıyım. Olaydan önce polis otele geldi, askerlik yoklaması imzalatıp gitti. Ben bombacı olsam polis neden bıraksın” diye belirtti. Daha sonra Gönder, susma hakkını kullanmak istediğini beyan etti. Sanık Mustafa Kılınç ise savunmasında olayla alakası olmadığını ileri sürdü. IŞİD çetelerine Dîlok’ta (Antep) ev kiraladığı, İlhami Balı ve Orhan Gönder ile görüştüğü belirtilen sanık İsmail Korkmaz ise, 6 Haziran’da Orhan Güler ile görüştüğünü kabul etti. Korkmaz, İlhami Balı’yı “Ebubekir” ismi ile tanıdığını ifade etti. Sanık Burhan Gök ise, Orhan Gönder’i tanımadığını iddia etti.

‘Polisler Orhan’ı durdurmadı’

Müşteki avukatlarının “sanık” olarak duruşmada bulunması gerektiğini belirtikleri, bombanın patladığı çay tezgâhının sahibi olan Yiğit Süleyman Zeren ise, müşteki ve tanık sıfatıyla dinlendi. Zeren, olayla ilgili şu iddialarda bulundu: “Merkez de dükkânım var. Her mitinge gider çay satarım. Sabah civarıydı. Orhan Gönder geldi, ‘çay var mı’ dedi. Yok, dedim. Elinde iki poşet vardı. Hayır, dedim. Poşetlerin kalmasına izin vermedim. Belli bir süre yanımda kaldı. Polis araması esnasında yoktu orada. Sarımın poşetlerini okul bahçesine bıraktı. Sonra tekrar gelip koydu. Tüpü gördü, bir felakete yol açmak istedi diye düşünüyorum. Poşete hiç dokunmadım ve bakmadım. Polisler arama yaparken başlarından savıyorlardı. CHP ve AKP mitinglerinde yapıldığı kadar destekli arama yapılmadı. Arama yapıldığında bomba okul bahçesindeydi bence, sonra buraya getirdi. Ben yoktum. Ancak Orhan sabah alana girdiğinde polisler oradaydı. Polisler onu durdurmadı. Elinde poşetlerle gelmişti”

Anne ve babası dinlenecek

Verilen ikinci aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, patlamada polisin ihmalinin araştırılması için Polis Teftiş Kurulu’nun rapor hazırlamasına karar verdi. Ayrıca mahkeme, Orhan Gönder’in Amed’te kaldığı Bilgöl Otel’e giderek Gönder’e askerlik kağıdı verildiği belirtilen polislerin ifadelerine başvurulması ve mahkemeye getirilmesine, Orhan Gönder’in anne ve babasının dinlenmesine, Mustafa Zeren ve Hakan Zeren ile İbrahim Halil Sezgin’in “tanık” olarak dinlenmesine karar verdi.

Dava ertelendi

Amed’te görülmesi gereken dava güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya taşınması istenmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı davanın Sincan Adliyesi’ndeki 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar vermişti. Ayrıca saldırıyla ilgili tutuklu bulunan bombacı Orhan Gönder’in saldırıdan önce gözaltına alındığı ve serbest bırakıldığı da ortaya çıkmıştı.

Alevilerin Sesi Dergisi 208. Sayısı Çıktı

‘OHAL ve Alternatif medyaya baskılar sonun başlangıcı mı?’ başlığı ile çıkan dergide son dönemde alternatif medyaya yönelik artan baskılara yer verildi. Dergide ayrıca AABF Eğitim Sorumlusu Yılmaz Kahraman ile Almanya’daki Alevilik Dersleri’nin değerlendirilmesi, Prof. Dr. Mesude Atay ile Din eğitimindeki hak ihlalleri, Prof Dr. Şengül Hablemitoglu ile kaybettiklerimiz ve anma kültürü, Kuzey Kıbrıslı Aleviler ve 18. Yüzyılda yaşamış Anadolu âşıklık geleneğinden Âşık İbrahim gibi konularda yer alıyor.

Abone olmak için: www. alevi.com internet sitesinde yer alan formu doldurmanız ya da ates@alevi.com adresine mail atmanız yeterlidir. Abonelik ücreti yıllık(12 sayı) posta masrafı dâhil Almanya içi 38 Euro, Almanya dışı 54 Euro’dur.

Muhalifler Halep’ten çıkmıyor

Rusya ve Suriye rejiminin ateşkes ilan etmesinden sonra Halep’in doğusunda mevzilenen muhalifler kentten ayrılmayı ret ettiler. Ilımlı Özgür Suriye Ordusu’nun danışmanı Usama Abu Seid, “Burası onların yurdu, asla Halep’i terk etmezler ve teslim olmazlar”, dedi. Abu Seid Alman Haber Ajansı’na (dpa) yaptığı açıklamada ‘muhalif güçlerin kendi topraklarından ayrılmalarının söz konusu olamayacağını’ belirtti.

 

Rusya ve Suriye’nin Halep’e yapılan hava saldırılarına aniden son vermesini Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ‘iyi niyet gösterisi’ olarak niteledi. Lavrov ateşkesten ılımlı muhaliflerle teröristlerin Halep’ten çıkarılmasında yararlanılmasını talep etti.

Rusya tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada hava saldırılarına perşembe günü geçerli olmak üzere sekiz saatliğine ‘insani ara’ verileceğini duyurmuştu. Halep’in doğusunda mahsur kalan 250 bin dolayındaki sivilin su, gıda ve tıbbi yardımdan mahrum olduğu bildiriliyor.

Haftalardır kentin doğusundaki hedefleri bombalayan Rusya ve Suriye’nin hükümetleri sivil can kaybını göze aldıkları için ‘savaş suçu işlemekle’ itham ediliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada hava saldırılarının kesilmesinin şiddetin azalmasına katkıda bulunmasını olumlu karşılayacakları, ancak bu konuda kesin konuşmak için henüz erken olduğu belirtildi.

© Deeutsche Welle Türkçe

DW, dpa/AG, BD

 

Yunanistan Cumhurbaşkanı’ndan, Erdoğan’a ‘Misak-ı Milli’ yanıtı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin 2016-2017 yılı akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada “Trakya’dan Doğu Avrupa’ya kadar olan coğrafyada attığınız her adımda ecdadın izlerinden birine mutlaka rastlarsınız. Tarih kitaplarında Misak-ı Milli’yi okuyoruz. Eğer Misak-ı Milli diye bir derdimiz varsa kusura bakmayın” demişti.

YUNANİSTAN’DAN YANIT GELDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, Yunanistan’da da tepkiye neden oldu. Supitnik’in haberine göre, Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos dün yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın ‘iki ülke arasındaki sınırları belirleyen Lozan Anlaşması’nın altını oyduğunu’ belirtti.

Pavlopulos, Erdoğan’ın bu açıklamaları ile Türk-Yunan ilişkilerinin yanı sıra Türkiye-AB ilişkilerine de zarar verdiğinin söyledi. Türkiye ile Yunanistan arasında ‘iyi komşuluk ilişkilerinin’ sürmesini istediklerini kaydeden Pavlopulos, “Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan penceresi. Bizim istediğimiz de bu ancak bu durum tarih ve uluslararası hukuka saygı duymayı gerektiriyor” dedi.

Axtamara Festivali başladıktan sonra yasaklanmış!

Geçtiğimiz günlerde sona eren 3. Axtamara Wan Film Festivali’nde gösterilmesi düşünülen filmlerin bir çoğunun festival başladıktan bir gün sonra Valilik tarafından yasaklandığı ortaya çıktı. Valilik adına Vali Yardımcısı Mehmet Parlak imzasıyla Wan Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilen yazıda il ve ilçelerde gösterilmesi düşünülen birçok filmin kayıt tescil belgesi bulunmadığından yasaklandığı ifade edildi. Festival, Valiliğin yasaklama kararına rağmen Wan Büyükşehir Belediyesi’nin karara itirazı ile birlikte Festival Tertip Komitesi’nin kararlı tutumu sayesinde gerçekleştirilebildi. Valiliğin gönderdiği yazıda festivalin yapılacağını kentte asılan afiş, bilboard, Wan Büyükşehir Belediyesi sosyal medya hesabı ve yerel basından elde edilen bilgiler ışığında tespit edildiği kaydedilerek kayıt tescil belgesi olmayan çoğu filmlerin gösterilmesinin sakıncalı olduğu ifade edildi. Belgede gösterilmesinin sakıncalı olduğu sırlanan filmler arasında Rojhilat (İran Kürdistanı), Güney Kürdistan (Irak Federe Kürdistan Bölgesi) ve Rojava’dan olmak üzere çok sayıda Kürt filmi de yer alıyor. Gösterilmesi yasaklanan filmler şunlar: “Angelus Novus”, “Bartalak Baz”, “Dinola”, “Ceribandineke/Deneme”, “Hêk (Yumurta)”, “Jı Nışka Ve Ba”, “Mast”, “Mavera”, “Pardon!” “Kim, Ben Mi?..”, Pîye Min Toz Şeker”, “Poke”, “Şeva Dırêj”, “Sî”, “The Kites Without Wind”, “Ez û Ez”, “Dara Hinare”, “Neqş”, “Qemqurçi”, “Banga Roj”, “Derviş Baba”, “Bir Ses Bir Nefes”, “Bihuşta Min”, “Nefes Olmayınca”, “Rêger”, “Sara”, “Şandevan (Gönderen) İlham Sami Çomak”, “Vazaban”, “Farewel Analog-Malava Analog”, “Mıkhoard Bar Bam Khane”, “P.E. Claas”. Festival komitesi yaptığı açıklamada kamu yararı güdülen etkinliklerde kayıt tescil belgesi aranmadığı ifade edilerek valiliğin kararının hukuksuz olduğu belirtildi. Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’nın bir çok şehrinden ziyaretçilerin katıldığı festivalin Wan’da bu yıl üçüncüsünün düzenlendiği vurgulanan açıklamada daha önce düzenledikleri festivallerde böyle bir uygulamayla karşılaşmadığı ifade edildi. Açıklamada valiliğin hukuksuz kararına karşı festivali düzenleme kararı aldıkları da kaydedildi. 7-15 Ekim tarihleri arasında Ortadoğu Sinema Akademisi (OSAD) ve Wan Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte organize ettiği 3. Axtamara Wan Film Festivali kapsamında Kürdistan, Türkiye ve dünya sinemasından 23 kısa film, 10 belgesel ve 13 uzun metraj film sinemaseverlerle buluşmuştu.

Önder Elaldı