Ana Sayfa Blog Sayfa 622

Akkoyun: Amacım eylem birlikteliği örmekti

‘Erdoğan sayesinde’ yazılı stickerlar hazırlayan ve ardından gözaltına alınan Mahir Akkoyun ile konuştuk. Akkoyun, iktidarın kendi yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkımın gündemde olmasını istemediğini belirterek amacının eylem birlikteliği örmek olduğunu söyledi

Meltem İnci

Koronavirüs salgını, ardından AKP-MHP iktidarının yaratmış olduğu ekonomik kriz, Mereş (Maraş) merkezli depremler ve yaklaşan seçimler. Yurttaşlar artık AKP iktidarının yaratmış olduğu tüm kaos ve katliamlar nedeniyle daha yüksek sesle tepkilerini dile getiriyorlar. Tepkilerin dile geldiği birincil araç ise öncülüğünü çoğunlukla gençlerin yürüttüğü sanal medya platformu Twitter. Gençler, gelecek kaygılarını, ekonomik krizin insanlar üzerinde yarattığı sorunu dile getirerek yeni bir dijital eylem yaratıyorlar. Onlardan biri de, ekonomik krizin boyutlarını gözler önüne seren “Erdoğan sayesinde” sözüyle yaptığı stickerlerla gündemimize gelen Mahir Akkoyun isimli genç.

Akkoyun’un tasarladığı stickerler çok kısa sürede ekonomik krizin gözle görülür oranda olduğu market, pazar raflarında yerini aldı. Bu ilginin ardından stickerları tasarlayan Akkoyun gözaltına alındı ve tepkiler nedeniyle aynı gün serbest bıraktı. Mahir Akkoyun ile stickerları hazırlama sürecini, yaklaşan seçimleri ve gençlerin neler istediğine dair konuştuk.

  • AKP-MHP iktidarının yaratmış olduğu ekonomik kriz, toplumun her tarafına sirayet etmiş durumda. Siz de buna karşı, seçimler yaklaşırken “Erdoğan sayesinde” sözünü içeren stickerlar hazırladınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Daha önce birçok benzer çalışma yaptım. Bu çalışma da o çalışmaların doğal bir sonucuydu. Örgütlü mücadele içinde birçok kez sticker ve afiş yapıştırmak, bildiri ve broşür dağıtma gibi fiileri yapmış biriyim. Bu birikimimi tasarım anlayışım ile birleştirerek hepimizin alışkın olduğu  eylem yöntemlerini daha farklı şekilde yorumladım. Önemli olan tasarım ve o tasarımın uygulanacağı mecranın mantıksal ilişkisiydi. İnsanların ilgisini çeken bu tutarlılık oldu.

  • İktidar, kendisini eleştirilemeyen bir dogma olarak görüyor. Gözaltına alınmanızın sizin gözünüzde anlamı nedir?

İktidar kendi yarattığı toplumsal ve ekonomik yıkımın gündemde olmasını istemiyor. Bunu istememekte de haklılar çünkü kaybettiklerinde birçok büyük sorunla karşılacakları bir seçime gidiyorlar. Elbette yoksulluğa, sefalete, işsizliğe ve buna benzer birçok soruna dair yükselen bütün sesleri kesmeye çalışacaklar. Bana yaptıkları da bunun bir yansımasıydı, şaşırtıcı bir şey sayılmaz.

  •  Oldukça çok konuşuldu, bireysel değil aslında toplumsal bir meseleye destek oldunuz yaptığınız işle. Peki, bir genç olarak siyasi partilerin gençlere yönelik bakış açısını ve politikalarını nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’de 3.5 milyon genç işsiz ve yine milyonlarca genç gelecek kaygısı ile uğraşmakta. İş bulabilenler kendilerini şanslı sayarken, buldukları işlerde kölelik koşullarında çalışıp çok düşük ücretlerle yaşamlarını sürdümek için çabalıyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Gençlerin artık kendi toplumsal güçlerinin farkına varıp siyasal bir iddia ile hareket etmesi lazım. Bunun da yolu sınıf siyasetinden geçiyor. Tek tek partilerin gençlere yönelik bakışlarını değerlendirmektense böyle bir genel yaklaşımı daha doğru buluyorum.

  • Siz de Türkiye’de yaşayan bir genç olarak, neler istiyor ve bekliyorsunuz?

Gençliğin tamamı adına konuşamam ama bir genç olarak kendi adıma konuşabilirim. Ben gençlerin mezun olduklarında kölelik koşullarında çalışmadıkları, iş bulabildikleri, özerk ve bilimsel temelle oluşturulmuş üniversitelerde örgütlenebildikleri ve eğitim görebildikleri, siyasetin içinde yer alabildikleri ve gelecek kaygısıyla yaşamadıkları bir ülke istiyorum.

  • Partilerin iletişim stratejilerini nasıl buluyorsunuz? Geleneksel iletişim yollarıyla ve gençlere uzak bir dille propaganda faaliyetleri mi gerçekleştiriliyor? Siz tam bu sırada yaratıcı bir yolla karşımıza çıktınız. Bu açıdan nasıl yollar oluşturabilir

Açıkcası bütün bu stratejileri değerlendirebilecek bir vaktim ve kaynağım yok. Ama genel olarak seçim kampanyalarının seçim kazandırabildiği iddiasına katılmıyorum. Bir seçimi kazabilmek için birçok farklı etmene ihtiyaç var, çok iyi bir iletişim ve çok iyi bir kampanya bile seçim kazandırmayabilir. Siyasete reklam stratejisi yönüyle bakmamak gerekiyor, siyaseti yönlendiren, değiştiren ve dönüştüren birçok olgu var. Benim yaptığım şey de bu olgulardan birkaçını gündeme getirmek oldu. Derdim sadece seçimi etkilemek değildi, insanların uzun yıllardır atıl kaldığı, tepki vermediği toplumsal sorunları dile getirerek eylem birlikteliği örmekti. Görece bunu başarmış oldum.

Bir kişi tutuklandı

Sadece Akkoyun değil, iktidara yönelik sanal medyada eleştiri yönelten herkes gözaltı ve tutuklama furyasıyla karşı karşıya kalıyor. Onlardan biri de “Distaste” kullanıcı adlı Gökberk Akbulut isimli genç. Akbulut’un sanal medya hesabından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Ankara’da tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne götürüldüğü belirtildi.

#Akkoyun #Amacım #eylem #birlikteliği #örmekti

Manisa: Olursa tarih olacak

1950’lerden bu yana ‘sağın kalesi’ olarak bilinen Balıkesir, Manisa, Aydın hattı ilginç bir hat. 14 Mayıs’ta gerçekten tarihi bir sonuç çıkabilir ortaya. Yeşil Sol’un buralardaki başarısı bir ‘ilk’ yaratmış olacak

M. Ender Öndeş

Her seçimde uzak Kürt illerini tercih ederken bu defa baba ocağından, Manisa’dan başlıyorum işe. Ama daha ilk andan fark ettiğim bir tuhaflık var ortada. Başka illerde de öyle aslında; bir acayip ‘sakinlik’ var ortada. An itibarıyla seçimlere 30 gün gibi bir süre kalmışken ve Cizre, Silopi yıkılırken, ne Manisa’da, ne de mesela gün içerisinde gittiğim Turgutlu ilçesinde düzen partileri açısından seçimlere dair zerre işaret görünmüyor. Kentin ana caddelerinde bile öyle bayraklar, anons arabaları filan yok. ‘Kader seçimi’, ‘yeni yüzyılın inşası’ gibi laflar buralara hiç etki etmemiş sanki.

Bu belki de biraz siyasi çalışma tarzıyla ilgili. Muhtemelen AKP yine o bilinen tarikat, yardım paketi işleriyle yürüyordur ama taşrada görünür seçim çalışması genel başkanların katıldığı mitinglere çok endeksli. O biraz da adayların ve örgütlerin çalışma karnesi oluyor.

Her zaman evlere ve mahallelere ağırlık veren Kürt siyasetinde ise durum farklı. Onlar da geç kaldıklarını söylüyorlar ama bu, biraz da ‘çok partili döneme’ geçmiş olmalarından kaynaklanıyor. Sahada her yerde fiilen 4 eşbaşkan var, her yerde HDP flamaları ve işaretleri sökülüp Yeşil Sol’a yatay geçiş yapılıyor. Bir çelişki ya da alışamama yok ama teknikte aksıyor işler bazen. Bazı yerlerde yeni malzemeler gelene kadar ortam boş kalmasın diye elde ne varsa kullanılıyor mesela. Öyle ki, Merkez Nurlupınar mahallesinde ertesi gün açılışı yapılacak seçim bürosunun camlarına bakılırsa Sezai Temelli hâlâ eşbaşkan! Turgutlu’da eski flamaların sökülüp direklerde direklere yenilerinin asılışına tanık oluyorum, yukarı bakınca rengârenk, kenarda bir yerde yığılmış eski HDP flamaları ise hüzün verici. Bu, bir yandan da Kürtlerin partiyle kurduğu orijinal ilişkiye işaret ediyor. Bizim gazete konusunda olduğu gibi zincir hiç kopmuyor onların kafasında, isimler değişiyor, bir ağaç gidiyor öteki geliyor, “yeni partimiz” sözleri dolanıyor ortalıkta. En yaşlılar zaten HADEP’li!

‘Kasaba’ hep ayakta

İlk gün Turgutlu’ya gidiyorum. Bir zamanlar yol boyunca dizilen görkemli tuğla fabrikalarının çoğu şimdi harabeye dönmüş. Eskiden Turgutlu’ya Kürt göçünün en önemli sebeplerinden biriydi fabrikalar ve sınıf mücadelesinin sert geçtiği yerlerdi. HDP ilçe eşbaşkanı, çoğunun battığını, ancak iktidara yaslanan birkaç tanesinin ayakta kaldığını anlatıyor. İlçeye yığılan savaş göçmeni on binlerce Kürt ne iş yapıyor peki? Her yerde olduğu gibi inşaat ve tarım. Zaman içerisinde müteahhitler de Kürtlerden olmaya başlamış.

Devrimci geçmişi olan bir yer Turgutlu. Ama benim de bir parçası olduğum o geçmişte şimdiki ‘ulusalcı’ eğilimler hiç olmamıştı. Hep iç içeydik biz ve büyük tarım işçileri direnişleri, gözaltıları almak için karakol kuşatmalar, kaymakamlıkta yapılan fiili toplu sözleşmeler… O günlerden bugünlere geldik diyor eşbaşkan ve artık Kürt işçilerin haklarını savunan örgütlü bir topluluk olduğunu anlatıyor ama yine de şimdiki sol cenahın Kürtlerle mesafeli olmasından yakınıyor. Buna karşın geçen seçime göre çok daha iyi bir sonuç alınacağından emin herkes.

Bir ‘ilk’in peşinde

Ta 1950’lerden bu yana ‘sağın kalesi’ olarak bilinen Balıkesir, Manisa, Aydın hattı ilginç bir hat. Sol, hatta CHP bile uzun yıllar buralarda tam bir başarı sağlayamadı; bu yüzden orada yaşamayanlar pek anlayamaz belki ama 14 Mayıs’ta gerçekten tarihi bir sonuç çıkabilir ortaya. Yeşil Sol’un buralardaki başarısı bir‘ilk’ yaratmış olacak.

Bu arada, partililer gece boyunca kahveleri gezip büro açılışına çağrılar yapıp broşür dağıtırken, kendimi başka bir dünyada kaybolmuş hissediyorum. Bir zamanlar ‘Kütahyalılar mahallesi’ diye bilinen ve genelde faşistlerin yuvalandığı demiryolu altındaki bölgenin ötesinde neredeyse ikinci bir Manisa, daha doğrusu bildiğin Kürdistan oluşmuş. Hemen hepsi savaş göçüyle gelen inanılmaz bir nüfusun yerleştiği mahalleler yukarıdaki Manisa’dan çok farklı. Her bakımdan farklı. Bir anlamda sınıfsal bir şekilleniş var. Kentin üst tarafı da zengin filan değil aslında. Zaten Manisa’nın zengini Manisa’da durmaz hiç, onlar İzmir’i ve başka yerleri tercih ederler. Bu anlamda Manisa bir orta sınıf ve emekçi kenti sayılabilir ama Horozköy ve Nurlupınar tarafı artık dip nokta. Kentteki fabrikalarda da çok çalışmıyorlar ya da oralar Kürtleri pek tercih etmiyor; daha çok tarım ve inşaat işçiliği üzerinden sürüyor hayat.

Ayıptır yani!

Ortalık Yeşil Sol bayraklarından geçilmiyor ve adım attıkça bir seçim bürosuna ya da seçim bürosundan farkı olmayan kahvelere rastlamak mümkün. Parti burada kendisini evinde hissediyor ve insanlar da partiyi evi gibi görüyor. Hangi kahveye girilse HDP PM üyesi Sait Hoca’nın ertesi günkü buluşmaya yaptığı çağrının ardından alkışlar ve ıslıklar yükseliyor. Her adımda kervana yeni katılanlar oluyor, gençlerle konuşuyorum arada. Daha önce il yönetiminde olup kısa bir cezaevi durağından geçmiş olan bir genç, “Bu defa son!” diyor, “ya alalım bu vekilliği ya da bırakalım bu işi. Ayıptır yani.”

Bu konuda kesin bir kararlılık var. Geçen seçim 70 bine yaklaşan HDP oyunun yukarıya doğru kımıldayacağını, zaten az farkla kaçırılan vekilliğin bu defa alınacağını düşünüyorlar. Çeşitli bölgelerin göçleri arasında klasik çekişmeler olmasa çoktan kazanacaklarını söylüyorlar. Henüz şehrin merkezine çıkmış değiller pek, önce ara plandaki zemini sağlamlaştırmak istiyor parti, oralara da çıkacaklarını söylüyorlar.

Tek eksik, ama ciddi eksik çalışmalardaki kadınlarla ilgili. Gece boyunca kadınlara rastlayamıyorum. Ertesi günkü açılış sırasında ortaya çıkıp halayları onlar başlatıyor ama iş kahve gezmeye gelince, biraz da mahallelerin yapısından ötürü kadınlar geri planda kalıyor

Derin bir vefa duygusu

Açılışlar macerası ertesi gün Menemen Asarlık’tan başlıyor. Asarlık, Kemalizme iman etmiş bir kentin, İzmir’in kenarında ilginç bir getto gibi, özellikle seçim bürosunun bulunduğu bölgeye girince bambaşka bir dünya çıkıyor ortaya. Ramazan’dan ötürü çok büyük değil ama çok coşkulu bir kitle var ve çocuklar yine başrolde. Eşbaşkan Çiğdem Kılıçgün Uçar ile Saruhan Oluç’u heyecanla karşılıyorlar. Çocuğun birinin kafası karışmış, “Başkan kim” diye soruyor, Çiğdem’i gösteriyorum, önce bir ölçüp tartıyor, sonra “başkan başkan” diye çığrışıp duruyor. Bu, aslında Kürtlerin genel tutumunu özetliyor. Bu partinin ne kadar sık isim ve yönetici değiştirmek zorunda olduğu bilinci 7’den 70’e herkeste çok yüksek ve ‘yeni’ biri, neredeyse ışık hızıyla ‘yeni’ olmaktan çıkıyor, benimseniyor. Parti, her şeyin, bütün kişilerin, simgelerin önünde ve üstünde bir yerde duruyor. Bu arada tanık olduğum bir şey, daha tipik bir örnek oluyor. Çiğdem, neredeyse 30 yıl önce, henüz gencecik bir insan olarak HADEP’te çalışırken Bakırköy’de partiye yardım eden bir abi, sırf onu görmek için ta nerelerden gelmiş. Görüp, kucaklaşıp geri gidiyor. Vefa ve bağlılık böylece neredeyse insan ömrüne yayılıyor.

Manisa hakkını veriyor

Manisa il örgütü Asarlık’ta lobi yapıp seçim otobüsüne programda olmadığı halde ‘el koyunca’ Manisa’ya gümbür gümbür anonslarla giriyoruz. Onca yıldan sonra şehrin ana caddelerinde etrafa Kürtçe şarkılar püskürten bir seçim otobüsünün içinde olmak, benim için tuhaf bir duygu.

Nurlupınar yıkılıyor! Açılış dedikleri de açılıştan başka her şeye benziyor giderek. Özellikle teravi namazı bitişinden sonra cadde tamamen kapanıyor ve tabii her zamanki gibi Kürtler söz konusu olunca anonslar, uyarılar hiçbir işe yaramıyor, herkes bildiği gibi geliyor. Şu tarafa değil de öteki tarafa toplanılmasını isteyen parti anonsunu takan yok. Gerçekleştirilen yürüyüşte mesela, otobüsün arkasından yürüme anonsu de işe yaramıyor, çünkü pırıl pırıl ışıkları yanan aracın önünde yürümenin cazibesi müthiş. Zaten yürüyüşün ön-arka diye bir hiyerarşik yapılanması da yok; Saruhan Oluç ve Çiğdem Kılıçgün Uçar, herkesin içinde, herkesle birlikte yürüyorlar ve bu çok gerçek bir ilişkiyi yansıtıyor. Önce “HDP halktır halk burada” sloganı atılıyor, “Sanki biz Yeşil Sol’duk ama…” diyor Çiğdem gülerek. Ama uyarlama hızı müthiş, iki dakika sonra yeni slogan geliyor: “Yeşil Sol halktır, halk burada!”

Göz koymuşlar bir defa

Daha sonra ortaya meşaleler çıkıyor, inanılmaz bir gençlik kaplıyor her yanı, halaylar, sloganlar. Bir ara gençlerden biri yine kolumu yakalıyor kalabalıkta, Manisalı olduğumu söylemişim ya, “Görüyorsun bak, alacağız dedik sana” diyor. Hayır, benimle niye inatlaşıyor onu da bilmiyorum. “Buyur senin olsun Manisa kardeşim, gözüm varsa gözüm çıksın” diyorum, o yine kolumu tutup kalabalığı gösteriyor: “Alacağız heval, görüyorsun işte, anlatmaya gerek yok!” Ve bu beş dakikada bir tekrarlanıyor; genç vatandaş önce beni ikna etmeye yeminli!

Nereye gidersek gidelim, bir şey, çok net olarak ortaya çıkıyor. Bu parti, başarısız olursa eğer, bundan sadece kendisi sorumlu olur. Çok açık. PM Sait Hoca’yla da konuşuyoruz bunu. Halkta sorun yok, herkes yerli yerinde. Şu meşhur “ya insanlar gelmezse ne yaparız” denilen genel kongreyi hatırlıyoruz ikimiz de. Üç dört yıl önceydi sanırım ve halk öyle bir gelmişti ki Ankara’ya, salonda kalabalıktan soluk alınamıyordu! “Halkta sorun yok” diyor Sait Hoca, “Hiç olmadı ve bu halk karamsar düşünenleri her zaman utandırdı. İyi çalışırsak, doğru işler yaparsak hiçbir şey imkânsız değil.”

Radikallikte birinci

Manisa’dan kurtulup Turgutlu’ya gece 22.30 gibi varılabiliyor ama yağmura rağmen otobüsten yükselen şarkılar adeta bir mıknatıs etkisi yaratıyor. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere müthiş coşkulu bir kitle karşılıyor bizi. Newrozları bile zaman zaman Cizre’yi andıran Turgutlu, bölgenin en radikal Kürtlerini barındırıyor. Aynı sınıfsal manzara orada da var. Neredeyse tümü tarım ve inşaat emekçisi olan insanlar gecenin o vaktinde akın akın geliyorlar, halaylar kuruluyor. Konuşmalar ve program bittiğinde de hiç memnun olmuyorlar. Pazar günü, ayın 16’sında HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar’ın katılacağı halk buluşmasına saklıyorlar artık heveslerini.

Sonuç olarak Manisa, birkaç örnekte bile kararlılığını gösteriyor. Partinin bu hat üzerinde önüne hedeflar koyması, geçen seçimlerde çoğu az farkla kaçırılan bu illerde umudu güçlendiriyor. Ve dönüp dolaşıp her şey yine çalışmaya, çalışmaya ve çalışmaya bağlanıyor. Halk bunun olabileceğine kesinlikle inanıyor çünkü. Futbol deyimiyle ‘sahada basmadık yer bırakmayan’ bir çalışma bu inancı gerçek yapabilir ve Manisa gerçekten tarih yazabilir.
Ama böyle deyince gençler yine kızıyor. “Yazabilir değil” diyorlar, “yazacağız bu defa!”

İnatlaşıyoruz ama en çok beni sevindirir bu aslında. ‘Makûs talih’ meselesi; Manisalı olmayan bilmez!

#Manisa #Olursa #tarih #olacak

Yeşil Sol Parti 2023 Seçim Bildirgesi’nde çalışma yaşamı

Bildirgede söylenenleri, “Özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye ve adalete hava gibi, su gibi ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz” cümlesindeki mesaj ekseninde özetleyebiliriz

Bedri Tekin / KESK-YAPI YOL SEN eski Genel Başkanı

20 yıllık AKP iktidarında, işçiler, emekçiler, kamu çalışanları daha da yoksullaştı. Örgütlenme, grev haklarını kullanmaları yasalarla, yasaklarla engellendi. Millet İttifakı, Sosyalist Güç Birliği, Emek- Özgürlük İttifakı 20 yıllık AKP iktidarının uygulamalarına son vermeyi vaat ediyor. Bu uygulamalara nasıl son vereceklerini elbette ki parti tüzük, program, bu süreçte gerçekleştirdikleri eylem ve etkinliklerle de değerlendirilebiliriz. Ancak seçim bildirgelerinde bunlar ete-kemiğe bürünmekte.

30 Mart 2023 tarihinde Yeşil Sol Parti 2023 Seçim Bildirgesi açıklandı.  Bildirgede çalışma yaşamına ilişkin ayrıntılı değerlendirme, çözüm önerileri de yer almakta. 31 Mart tarihinde yazmayı planladığım bu yazıyı Emek ve Özgürlük İttifakı’ndaki diğer partiler ile Sosyalist Güç Birliği bünyesinde yer alan partilerin de seçim bildirgelerindeki çalışma yaşamına ilişkin tespit ve önerilerini de değerlendirmek amacı ile geciktirdim, sözünü ettiğim partiler seçim bildirgelerini açıkladılar, ancak, tüm blokların, siyasi partilerin çalışma yaşamına ilişkin söylediklerini bir yazı kapsamında ele almak zor olacak, bu nedenle yazımı Yeşil Sol Parti Seçim Bildirgesi’ndeki çalışma yaşamına ilişkin başlıklarla sınırlı tutacağım.

Bildirgede yer alan başlıkları sadece o başlıkta söylenenlerle sınırlamak yetersiz kalabilir. Çalışma yaşamına ilişkin söylenenleri, demokrasi, tek adam rejimi, parlamenter sistem, özgürlük, adalet, hukuk, yargı, insan hakları, KHK’lar, eşitlik, düşünce ve ifade özgürlüğü, Kürt sorunu, kadın hakları, çocuk hakları, gençler, yaşlılar, emekliler, engelliler, göçmenler, vergi politikası, işsizlik, tarım politikaları, eğitim-öğretim hakkı, sağlık hakkı, gibi birçok alanda söylenenlerle bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bildirgede söylenenleri, “Özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye ve adalete hava gibi, su gibi ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz” cümlesindeki mesaj ekseninde özetleyebiliriz.

Doğrudan çalışma yaşamına ilişkin olarak söylenenler bildirgede önemli yer tutuyor, söylenen her söz önemli olmakla birlikte bu yazı kapsamında bazı noktaların altını çizmek istiyorum. Seçim bildirgesinin bütününü okumak, orada söylenenleri derinleştirmek, işçilere, gençlere, kadınlara yönelik olarak 1 Mayıs çalışmalarında, seçim çalışmalarında bildirgede yer alan talepleri, asgari talepler olarak dillendirmek gerek.

Meclis siyasetinin yanında sokak, fabrika, atölye, tarla siyasetini güçlendireceğiz:

Bu başlık hem, “Haklar yasalardan önce gelir”, “Hak Verilmez Alınır”, “Yaşasın Fiili ve Meşru Mücadele” vb. sloganlarda yaşam bulan bu anlayış, siyasetin yalnızca parlamentoda değil yaşamın her alanında yapılacağı, işçiler, emekçilerin de sokak, fabrika, atölye, tarlalarda siyaset yapacağı vurgusunu sadece partinin bir vaadi olarak değil yıllardır sokağa çıktığında gözaltına alınan, coplanan, gaz bombası ile karşılanan işçi emekçilere, sokakları, fabrikaları, tarlaları, işyerlerini özgür kılma çağrısıdır, hem de son yıllarda fiili ve meşru mücadeleden kopuş yerine 14 Mayıs’tan sonra şekillenecek mücadele biçimini de işaret etmektedir.

İstihdam biçimleri- İş Güvencesi:

Çalışma yaşamındaki en önemli sorunlardan birisi de, esnek ve kuralsız çalışmadır. 4857 sayılı İş Kanunu, esnek, kuralsız, güvensiz çalışma biçimlerine ilişkin kurallarla dolu, özel istihdam büroları aracılığı ile kiralık işçiliğe! İzin verilmekte, işlerin taşerona verilmesi asıl çalışma biçimine dönüşmüş durumda. İşçilerin iş güvencesi bulunmamakta, keyfi olarak işten çıkarmalar yaşanmakta.

Yeşil Sol Parti programında buna ilişkin olarak şu sözlerin yer aldığını görmekteyiz;

  • Esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerine son vereceğiz. Emekçilerin söz hakkının olacağı işyeri yönetimlerinin oluşturulması için gerekli yasal düzenlemeleri yapacağız.
  • Özel istihdam bürolarını kapatacak ve kiralık işçi uygulamalarına son vereceğiz.
  • Özel istihdam büroları, dayıbaşılık, çavuşbaşılık, elçilik gibi aracı kurum ve mekanizmaları engelleyeceğiz; iş ve işçi bulma kurumunu iş bulmayı kolaylaştıracak biçimde etkin hale getireceğiz
  • Kamu kesimindeki istihdam rejimini değiştirerek sözleşmeli, taşeron gibi farklı statülerdeki güvencesiz çalışmaya son vereceğiz.
  • Kamu hizmetlerinin bütününde kadrolu ve güvenceli istihdam politikaları uygulayacağız; istihdamda ve yükselmede ehliyet ile liyakati esas alacağız.
  • İş Kanunu’nun başta 25/II. Maddesi olmak üzere, işten çıkarılma ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyeceğiz.
  • Tazminatsız işten atılmayı yasaklayacağız.
  • Mevsimlik, tarımda, işyerlerinde, sokakta, evde ve okulda staj adı altında çocukların sömürülmesine ve çocuk yoksulluğuna son vererek 18 yaşın altındaki çocukların işçileştirilmesini yasaklayacağız.
  • Stajyer ve çıraklık şeklinde kamufle edilen yeni kölelik koşullarını önleyici tedbirler alacağız
  • Kamusal ve özel çalışma alanlarında engellilere yönelik istihdam kotasını yüzde 10’a çıkaracağız.”

Örgütlenme, sendika, toplu sözleşme, gev hakkı

AKP döneminde sendikasızlaştırma, sendikal hakların kullanımının önüne baraj, yetki itirazları gibi uygulamalarla engeller çıkartıldı. Grev yasakları yaygın olarak uygulandı. Birçok işyerinde sendikalaşmak isteyen işçiler işten çıkartıldı. Kamuda yandaş sendikanın örgütlenmesi için baskı, sürgün politikaları uygulandı. 2 işyerinde BİRLEŞİK –METAL –İŞ grev yasaklarını fiilen sürdürdüğü grevlerle aştı,

Yeşil Sol Parti Programında örgütlenme, grev hakkının kullanımına ilişkin yer alan çözüm önerileri, özetleyecek olursak;

  • “Sigortasız ve sendikasız çalıştırmayı önleyecek; kayıt dışı ekonominin önüne geçeceğiz.
  • Sendika kurma hakkı, grev ve toplu sözleşme hakkı, sosyal güvenlik hakkı önündeki yasal engel ve kısıtlamaları kaldıracağız. Her işyerinde örgütlenme ve sendika hakkını güvence altına alacağız.
  • Kamu emekçilerinin toplu sözleşme yapmasının ve grev hakkını kullanabilmesinin önündeki engelleri kaldıracağız.
  • İşçilerin, kamu çalışanlarının ve çalışmayla ilişkili olan herkesin (işsizlerin, emeklilerin, öğrencilerin, çiftçilerin, ev eksenli çalışanların, ücretli-ücretsiz ev işçilerinin) grevli ve toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme haklarını güvence altına alacağız.
  • Toplu sözleşme hakkı önündeki baraj, yetki itirazları gibi tüm engelleri kaldıracak, bireysel ve kolektif hakları düzenleyen yasaları özgürlükçü bir içerikte yeniden düzenleyeceğiz.
  • Hükümetin grev erteleme yetkisini kaldıracak, “milli güvenlik ve genel sağlık”’ gibi bahanelerle grev ertelemeyi engelleyeceğiz. Grev yasaklarını yeniden ele alacak ve dayanışma grevi, hak grevi, genel grev, iş yavaşlatma vb. her türlü toplu eylem hakkını güvence altına alacağız.
  • Lokavtı anayasal ve yasal bir düzenleme olmaktan çıkaracağız.
  • Mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alacağız

Kadınların çalışma yaşamındaki yeri:

Bildirgenin bütününde kadınların yaşamın her alanında varlığı, eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, eşit temsiliyet vurgusu yer alırken, İstanbul Sözleşmesi dahil temel hak ve özgürlükleri koruyan, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan uluslararası sözleşmelerin iç hukukta şartsız koşulsuz geçerli olmasını sağlanacağı belirtilmekte, Türkiye kamuoyunun hemen hiç gündeminde olmayan ILO tarafından 2019 yılında kabul edilen ILO 190 sayılı Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi’nin onaylanacağı, hayata geçirileceği de belirtilmekte, bildirgede bu başlığa ilişkin yer alan hususları şu şekilde özetleyebiliriz;

  • Kadınların emeğini, çalışmasını yok sayan erkek egemen kapitalist sistemin eril, cinsiyetçi iş bölümüne, ayrımcılığına ve eşitsizliklerine son vereceğiz.
  • İstihdamda kadın erkek eşitliğini sağlayarak kadın istihdam alanlarını büyüteceğiz.
  • Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı şiddet ve taciz sözleşmesini ve 206 sayılı Tavsiye Kararı’nı onaylayacak ve hayata geçireceğiz.
  • Kadınların ücretsiz ev emeğine yönelik sosyal güvence ve emeklilik hakkını tanıyacağız.
  • İstihdamda kadın erkek eşitliğini sağlayarak kadın istihdam alanlarını büyüteceğiz.
  • Çocuk bakımını sadece kadınların görevi olarak gören yaklaşıma karşı, çocuk bakım hizmetini kamusallaştırarak ücretsiz bakım evleri ve kreşler açacağız
  • Tüm mahallelerde çok dilli kreş ve anaokulları açarak kreşlerin 7/24 hizmet vermesini sağlayacağız
  • 8 Mart’ı çalışan tüm kadınlar için resmi tatil günü ilan edeceğiz.
  • Ev içi emeğin sömürülmesine karşı kadınlara sosyal güvence ve emeklilik hakkı getireceğiz.”

İşçi sağlığı ve iş güvenliği:

Ülkemizde, iş cinayetlerinde her yıl 2.000 civarında can kaybı yaşanmakta, meslek hastalıkları ise hemen hiç tespit edilememekte, bildirgede işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına ilişkin önemli vurgulamalar yapılmakla birlikte, iş cinayetlerinde kaybettiğimiz canların en az 6 katı can kaybına yol açan meslek hastalığından hiç söz edilmemesini önemli bir eksiklik olarak değerlendirmeliyiz.

  • “İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli önlemleri alarak yapısal düzenlemeleri yapacak ve uluslararası standartları istisnasız uygulayacağız. İş cinayetlerine son vermek için Birlikte Değiştireceğiz!
  • Emeğin ağırlıklı olduğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Konseyi’nin kuruluşunu sağlayacağız.
  • İşçi sağlığı ve iş güvenliği hakkını anayasal bir hak olarak tanıyacağız; “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” ve “Ceza Kanunu” başta olmak üzere ilgili tüm mevzuatı yeniden düzenleyerek cezasızlık politikalarıyla mücadele edeceğiz.
  • Taşeron sisteminin varlığına son verecek, yaşanan her iş kazasında ana firmayı da sorumlu kılacak düzenlemeleri yaşama geçireceğiz.
  • Tarım işçilerinin ücret, çalışma saatleri, iş güvenliği, sağlık, sosyal güvence, ulaşım, barınma, beslenme, temiz su, tuvalet, çocukların eğitimi ile ilgili yaşadıkları sorunlara çözümler üreteceğiz.”

Emekliler:

Emeklilerin asgari ücretin bile altında bir ücretle yaşamaya zorlandığı, emekli sendikalarının kapatıldığı bir dönemde, bildirgede emeklilere ilişkin başlıkları şu şekilde özetleyebiliriz;

  • “En düşük emekli aylığını asgari ücret düzeyine yükselteceğiz.
  • Aylık bağlama oranlarını arttıracağız.
  • Emeklilerin sendikal örgütlenmesi önündeki bütün engelleri kaldıracağız. Emekli sendikalarının hukuki statüsünü tanıyacağız.
  • Emeklilik yaşını düşüreceğiz.
  • Kısmi zamanlı çalışanlar için emeklilik koşullarını kolaylaştıracağız.”

Enflasyon, ücret, asgari ücret:

Enflasyonun her geçen gün, çalışanların satın alma gücünü yok ettiği, ücretlilerin gelirden aldığı payın azaldığı bir dönemde, enflasyon, ücret, asgari ücrete ilişkin söylenenleri ise aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz;

  • Haftalık çalışma sürelerini kısaltacağız. Haftada 4 gün ve günde 7 saatlik çalışma sistemini uygulayacağız.
  • Asgari ücretin bütün iş kollarını kapsayan gerçek bir toplu pazarlık ile belirlenmesini sağlayacağız.
  • Her engelliye, asgari ücrete eşdeğer bir ‘’Temel Yurttaşlık Geliri’’ ödemesi yapacağız.
  • İnsanca yaşanacak, emekliliğe yansıyacak adil bir ücret sistemi getireceğiz.
  • Ücretlilerin vergi dilimlerinin değişmesi ve bu dilimdeki tutarların düşük olarak belirlenmesi nedeniyle uğradığı gelir kaybını telafi edecek çalışmalar yapacağız
  • İşsizliği azaltabilmek ve işsizlere gelir sağlayabilmek için, küçük ve orta ölçekli (esnaflara ve KOBİ’lere) işletmelere, istihdamı, işçi haklarını, sendikal hakları korumaları, işçi sağlığı ve güvenliği kurallarına uymaları şartıyla destekler vereceğiz.
  • Genç işsizliği ve genç yoksulluğuyla mücadelede genç işsizler için asgari temel gelir uygulamasını başlatacağız.
  • Genç işsizliği ve genç yoksulluğuyla mücadelede genç işsizler için asgari temel gelir uygulamasını başlatacağız.
  • Demokratik ekonomi ile geniş toplumsal kesimlerin enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk, barınma sorunu gibi acil ihtiyaçlarına çözüm için buradayız!
  • Zaruri malların fiyatlarını süreli donduracağız.
  • Halkın ihtiyacı kadar enerji kullanımını ücretsiz sağlayacağız.
  • Gıda, enerji, ulaşım, haberleşme gibi sektörlerde tekellerin sebep olduğu finansal spekülasyonu önleyecek, fiyat istikrarını sağlayacağız.
  • Toplumun en yoksullarına ve kadınlara öncelik verilerek, düzenli geliri olup olmadığına bakılmaksızın, her haneden 18 yaşını doldurmuş olan en az bir kişiye aylık asgari ücretin üçte ikisi tutarında ‘temel gelir güvencesi’ vereceğiz.
  • Enerji fiyatlarındaki artışları halka yansıtmayacak, enerji dağıtımını kamulaştıracağız
  • “İşsizlik Sigorta Fonu”nun işsizlerce kullanılmasını kolaylaştırarak, ödeme koşulları ve miktarlarını işçiler lehine yeniden düzenleyeceğiz.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımı ve denetiminde sendikalara da inisiyatif tanıyacağız.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’nun işverenlere destek, teşvik ile kamuya fon aktarımı olarak kullanımına son vereceğiz.

Göçmen işçiler:

Göçmenler, mültecilerin sorunları farklı başlıklarda yer almakla birlikte, çalışma yaşamı başlığı altındaki hususları şu şekilde özetleyebiliriz;

  • Göçmen ve mültecilerin güvencesiz ve ucuz işgücü olarak çalıştırılmasına karşı adalet ilkesiyle istihdam koşullarını düzenleyip çalışma izni ve sendikal örgütlenme haklarını güvence altına alacağız.
  • Göçmen ve mülteciler üzerinden yaygınlaştırılan çocuk işçiliğini sonlandırmak amacıyla acil eylem planı hazırlayacağız

#Yeşil #Sol #Parti #Seçim #Bildirgesinde #çalışma #yaşamı

Yeşil Sol Parti Muğla’da: Değişimin güvencesi bizleriz

Muğla’daki büro açılışında konuşan Sancar doğa talanına dikkat çekerek, Yeşil Sol Parti’nin bu düzeni demokratik mücadeleyle değiştireceğini söyledi

Yeşil ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) Ege turu kapsamında Denizli ve Aydın’dan sonra üçüncü durağı Muğla oldu. Parti, Bodrum ilçesinde seçim irtibat bürosu açılışı gerçekleştirdi. Açılışa Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Esengül Demir ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca katıldı.
Yol boyunca yoğun ilgi gören heyet, Yalıkavak Mahallesi’ndeki büro önünde de yüzlerce yurttaş tarafından karşılandı. Gençlerin yoğun katılımının dikkat çektiği açılışta, yoğun bir coşku yaşandı.

‘Kürt düşmanlarından hesap soracağız’

Yeşil Sol Parti Muğla milletvekili adaylarının tanıtımıyla başlayan açılışta, söz alan TÖP Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca, şunları söyledi: “14 Mayıs’ta zafer kazanmaya geliyoruz. Karşımızda emeğimizden çalan baronlar, Kürt düşmanları, erkek iktidarı var. Bu memleketi Kürt mezarlığına dönüştüren Kürt düşmanlarından hesap soracağız. Biz halkın iktidarı, barış ve eşitlik için geliyoruz. Halkı yoksulluğa sürükleyenlerden, halk, kadın ve Kürt düşmanlarından tek tek hesap soracağız. Helalleşmek yok hesap sormaya geliyoruz.”

Doğa talanı

HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir de bu seçimlerde halk ile rejimin yarışacağını vurguladı. “Bu iktidar toplum düşmanı bir iktidar” diyen Demir, “Bu iktidar daha geçen sene Bodrum yanarken izledi. Yangından sonra da ormanlık alanları ranta açtı. Bütün ÇED raporlarına, mahkeme kararlarına rağmen termik santral ısrarı devam ediyor. Santraller tarım ve zeytin alanlarını yok ediyor. İktidar da köylülerin itirazını değil sermayenin taleplerini baz alıyor. Yine Muğlalılar çok iyi bilir Pınar’ın katili korundu ve yargı katil lehine karar verdi. Onun için yeni Türkiye’yi kurmak üzere oylarınızı Yeşil Sol Parti’ye verin” dedi.

Sancar: Değişimin güvencesi bizleriz

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise Muğla’nın doğa talanının en ağır sonuçlarını yaşadığını dile getirdi. Yeşil Sol Parti’nin bu düzeni demokratik mücadeleyle değiştireceğini vurgulayan Sancar, “Düzeni değiştirmenin güvencesi bizleriz. Onun için yeşil Sol Parti’yi Meclis’e en güçlü şekilde göndermemiz gerekiyor. Bu seçimlerde ya bu diktatörlük yerleşecek ya da yeni bir başlangıç yapacağız. Bu başlangıç demokrasiye giden yolun açılmasıyla gelecek. O nedenle oylarımızı yeşil Sol Parti’ye” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Parti #Muğlada #Değişimin #güvencesi #bizleriz

Amed Barosu’ndan Özdağ hakkında suç duyurusu

Amed Barosu, HDP seçmenine ‘katil’ diyen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında suç duyurusunda bulundu

Amed Barosu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında suç duyurusunda bulundu.

Baro’nun sanal medya hesabından yapılan açıklamada, Özdağ’ın seçim etkinliği esnasında Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşiller Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) seçmenlerine istinaden “katil” ve “dağdan inmişler” şeklinde sarf ettiği sözler nedeniyle, “Halkın bir kesimini alenen aşağılanması suçu” kapsamında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Amed #Barosundan #Özdağ #hakkında #suç #duyurusu

Lozan’da Yeşil Sol Parti’nin büro açılışı yapıldı

İsviçre’nin Lozan kentinde Yeşil Sol Parti’nin büro açılışı yapıldı. İsviçre’de 29 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında oy kullabileceği hatırlatıldı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) İsviçre’deki seçim çalışmaları devam ediyor. Avrupa’da oy verme işlemleri tarihlerinin belirlenmesi sonrası aralarında devrimci, demokrat, yurtsever, sol ve sosyalist kurumların yer aldığı İsviçre Seçim Koordinasyonu kuruldu. Seçmenlerin belirlenmesi ve seçmen kayıt işlemlerinin tamamlanmasının ardından seçim koordinasyonu tarafından İsviçre kantonlarından ve yerellerden kent örgütlenmeleri tarafından seçim çalışmalarının startı verildi.

Seçim çalışmaları kapsamında birçok merkezde seçim büroları açılırken düzenlenen halk toplantılarıyla sandığa gidecek olan seçmenlerin 14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti’ye oy vermeleri çağrıları yapıldı.

Oy kullanma çağrısı

İsviçre’nin Lozan kentinde Yeşil Sol Parti Seçim Koordinasyonu tarafından düzenlenen etkinlikle seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Rue de la Borde 12, 1012 Lausanne adresinde bulunan seçim bürosunun açılışına çok sayıda kişi katıldı. Yeşil Sol Parti’den siyasetçi Nezahat Ergüneş Türkiye ve Kürdistan’da yükselen AKP-MHP faşizmine karşı halkların barış ve demokrasi taleplerinin ortaklaştırıldığı Yeşil Sol Parti’den yana oy kullanılması çağrısında bulundu.

Seçim tarihleri

Lozan seçim koordinasyonu adına konuşan Hüseyin Torun da İsviçre’de seçim tarihlerinin 29 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşeceğini hatırlatarak “14 Mayıs seçimleri ezilen halklar nezdinde büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa başta olmak üzere İsviçre’de yaşayan seçmenler ülkede yaşanan faşizmin bilincinde olarak mutlaka sandığa gitmeli. Faşizme karşı halkların taleplerine cevap olacak Yeşil Sol Partiye mührü basmalıdır” diye konuştu.

Seçim boyunca seçmenlerin sandığa taşınması, çeşitli aksaklıkların yaşanmaması ve seçmenlerin bilgilendirilmesi dahilinde seçim bürosu olarak çalışmalarını sürdüreceklerini söyleyen Torun’un ardından İsviçre Seçim Koordinasyonu adına Mehmet Sütçü İsviçre’de yapılan seçim çalışmalarını aktardı.

HABER MERKEZİ

#Lozanda #Yeşil #Sol #Partinin #büro #açılışı #yapıldı

TTB bölge tabip odaları Şenyaşar ailesinin iftarına eşlik etti

İftarların Urfa Adliyesi önünde açan Şenyaşar ailesine TTB bölge tabip odaları eşlik etti

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti,754’üncü gününde devam etti.

Aile, hafta sonu tatili olduğu için adliyenin kapalı olması nedeniyle Adalet Nöbet’lerini Pirsûs’taki evlerinde sürdürürken iftarlarını açmak için Urfa Adliyesi önüne geldi. Ailenin iftar sofrasına Türk Tabipler Birliği (TTB) bölge tabip odaları eşlik etti.

İftardan önce kısa bir açıklama yapan Riha Tabip Odası Başkanı Bulut Ezer, “Şenyaşar ailesinin bugüne kadar ortaya koyduğu bu mücadele ve adalet arayışının temelinde maalesef bu güne kadar iktidarda oluşan adaletsizlik yatıyor. Biz, hastanede gerçekleşen bu yaşam hakkı ihlaline karşı bölge tabip odaları olarak Şenyaşar ailesinin ortaya koyduğu bu mücadelede yanlarındayız. Adalet gerçekleşene kadar da yanlarında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Ardından konuşan Ferit Şenyaşar, “Bize güç veren bu dayanışmadır. Dayanışmayla Urfa’ya ve bütün Türkiye’ye adaleti getireceğiz” dedi.

RIHA

#TTB #bölge #tabip #odaları #Şenyaşar #ailesinin #iftarına #eşlik #etti

Cizîr’de gözaltına alınan çocuklar serbest bırakıldı

Cizîr’de ev baskınlarında gözaltına alınan çocuklar serbest bırakıldı

Şirnex’in Cizîr ilçesine bağlı Cudi ve Nur mahallelerinde yapılan ev baskınlarında Faruk İ, Azad İ, Azad K ve Diyar isimli çocuklar gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan çocuklar bugün Şırnak adliyesine getirildi. Çocuklar, savcılıkta alınan ifadeleri ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Çocukların bir ihbar sonucunda gözaltına alındığı öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Cizîrde #gözaltına #alınan #çocuklar #serbest #bırakıldı

Kartal’da büro açılışı: Kötülük düzenini sandığa gömeceğiz

Kartal’da seçim bürosu açılışında konuşan Yeşil Sol Parti adayı Çiçek, ‘Bu düzene son vermek için her şeyi yapacağız. Zulüm imparatorlukları çöktü, bunlar da yenilecek’ dedi

 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Marmara Bölgesi’nin seçim turu kapsamında İstanbul’un Kartal ilçesine bağlı Hürriyet Mahallesi’nde seçim bürosu açılışı gerçekleştirdi. İlçe girişinde kitlesel karşılanan Yeşil Sol Parti adayları, konvoy halinde halkı selamlayarak, Hürriyet Mahallesi’ne geldi. Burada halaya duran gençler ve kadınlar, adayları zılgıtlar ve alkışlarla karşıladı.

Büro açılışı öncesi konuşan Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Pervin Tunbul, kadınları ve gençleri Kürtçe selamlayarak, “Jin jiyan azadî” sloganı dünyanın dört bir yanında yankılanan kadınların 14 Mayıs’ta iktidarı göndereceklerini söyledi. Tunbul, Kürt halkı, Alevileri inkar edenlerin halk tarafından kabul görmeyeceğini ifade etti.

Kötülük düzeni 14 Mayıs’ta gidecek

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Cengiz Çiçek, direnerek mücadeleyi bu günlere getirdiklerin ifade ederek, 14 Mayıs’ta da iktidarı göndereceklerini söyledi. İktidarın zulmüne karşı direnişi yükselteceklerini dile getiren Çiçek, “Bu halkın başına bela olanları, tarihin çöp sepetine göndereceğiz. Aklımızla, vicdanımızla, değerlerimizle dalga geçen bir iktidarla karşı karşıyayız. Bir kötülük düzeni ile karşı karşıyayız. Bu kötülük düzenini 14 Mayıs’ta sandığa gömeceğiz” dedi.

‘Bunlar da yenilecek’

Çiçek devamında şunları söyledi: Gece gündüz çalışacağız. İlkemiz şu; yorulurken dinleneceğiz. Bu hırsızların oylarımızı çalmasına izin vermeyeceğiz. Bizler sadece seçmen değiliz, bedel ödeyenleriz. Her gün her kapıyı çalacağız, her eve gideceğiz. Birlik ve beraberlik içinde bu düzene son vermek için her şeyi yapacağız. Zulüm imparatorlukları çöktü, bunlar da yenilecek.

Konuşmaların ardından seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi.

HABER MERKEZİ

#Kartalda #büro #açılışı #Kötülük #düzenini #sandığa #gömeceğiz

Gözaltında kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ün akıbeti soruldu

İzmir’deki eylemde, İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra Gayrettepe’deki işkence merkezi 1. Şube’de kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ün akıbeti soruldu

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 2 hafta bir düzenlediği “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemini Konak Eski Sümerbank önünde gerçekleştirdi. Açıklamada, “Kayıplar vicdandır, sahip çık” ve “Failler belli kayıplar nerede?” pankartları açıldı. Bu hafta 10 Nisan 1981 İstanbul’da gözaltında kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ün (26) akıbeti soruldu.

Gözaltında kayıp

Yedigöl’ün hikayesini okuyan İHD İzmir yöneticisi Ahmet Çiçek, “Nurettin Yedigöl sosyalist kimliğiyle tanınıyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 10 Nisan 1981’de İstanbul İdealtepe’de bir ev baskınında gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki işkence merkezi 1. Şube’ye götürüldü. Orada sorgulandı. İfade vermeyi reddettiği için ağır işkenceye maruz kaldı. Şubede gözaltında bulunan diğer kişiler onu son gördüklerinde; kanlar içindeydi, konuşamıyordu ve bilinci yerinde değildi. Başından ve kasıklarından delik açılmış, metal bağlanarak elektrik verilmişti. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı” dedi.

‘İşkencede öldürüldü’

Çok sayıda kişinin Yedigöl’ü siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık ettiğini söyleyen Çiçek, “Şahidiz, işkencede öldürüldü’’ diye ifade verdiklerini hatırlattı. Ailenin de yetkili tüm kurumlara başvurduğunu ancak bir sonuç alamadığını söyleyen Çiçek, “Başvurdukları her yerde Nurettin’in gözaltına alındığı reddedildi” diye belirtti.

Dava AİHM’de

Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili farklı tarihlerde yapılan suç duyuruları sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürütüldüğünü anımsatan Çiçek, “Ancak etkin olmaktan uzak soruşturmaların hepsinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Anne Zeycan Yedigöl, oğlunun polis tarafından gözaltına alındıktan sonra devletin himayesi altındayken kaybolduğu ve adli makamlarca etkili soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 10 Aralık 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi, evrensel hukuka ve teamüllere aykırı bir biçimde başvurunun zaman bakımından kabul edilemez olduğuna karar vererek, iç hukuk yollarını tamamen kapattı. Dava AİHM’e taşındı” diye bilgi verdi.

HABER MERKEZİ

#Gözaltında #kaybettirilen #Nurettin #Yedigölün #akıbeti #soruldu