Ana Sayfa Blog Sayfa 6221

11’i çocuk 37 sivil katledildi

Halep’te Rejim güçleri ile muhalif gruplar arasından yaşanan çatışmalarda 11’i çocuk toplam 37 sivil katledildi

Her geçen gün sivil ölümlerin arttığı Süriye’nin Halep kentinden yeni sivil ölümleri gelmeye devam ediyor. Şu ana kadar ateşkes girişimlerinin tamamının başarısızlıkla sonuçlandığı Halep’te Baas rejimi ile muhalif gruplar arasında yoğun çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Bu çatışmalarda iki taraftan 90 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Öte yandan rejime ait savaş uçakları, Biedîn, El-Hilik,Saxor, Qatirjî, Kerem Terab, Miyser, Kelase, Zehra mahallesinin çevresi, Leyremon, Skerî, Ferdos,Şêx Xidir, Kerem Tehan ve Bustan Qeser bölgeleri ile Halep’in güney kırsalındaki Hiyan ve Hirêtan köyleri ile batı kırsalındaki Awrem Mezin ve Kefernaha köylerini de bombaladı. Bombardıman sonucu 9’u çocuk 31 sivil hayatını kaybederken, yerleşim alanları büyük oranda hasar gördü.

Diğer yandan koalisyona bağlı silahlı muhalif gurupların da rejimin hâkimiyetinde bulunan mahallelere yönelik top atışları ile saldırı düzenlediği, bu saldırılarda ilk belirlemelere göre 2’si çocuk 6 sivil hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. DİHA

Konyaltı’daki cinayet zanlısına muhebbet

Konyaaltı’nda birlikte yaşadığı Deniz Aktaş’ı katleden Lokman Barış Çelik’e müebbet hapis cezası verildi. Antalya Adliyesi önünde biraraya gelen kadınlar ‘dayanışmamız cinayetleri öneleyebilir’ dedi

Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde 4 Mart 2015 tarihinde Deniz Aktaş’ı katleden Lokman Barış Çelik hakkında açılan davanın karar duruşması Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada, sanık Çelik, avukatı Deniz Çakır ve katledilen Aktaş’ın avukatları hazır bulundu. Yapılan kimlik tespitinin ardından Sanık Çelik’in son savunması alındı. Daha önce mahkemeye deli raporu sunan sanık Çelik, bu rapor mahkeme tarafından kabul edilmeyince ifadesini değiştirerek, “Erkekliğime hakaret edince dayanamadım öldürdüm” dedi.

İki polis’e dava talebine ret

Aktaş’ın avukatları, Çelik’in cinayeti işlediği an polislerin Çelik’i etkisiz kılmak yerine 20 dakika boyunca ikna etmeye çalıştıklarını belirterek, cinayete geç müdahale eden 2 polis hakkında da dava açılması taleplerini yineledi. Mahkemeye 10 dakika ara verdikten sonra kararını açıklayan heyet, Çelik’e “İyi hal indirimi” olmaksızın “Deniz Aktaş’ı kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verdi. 2 polis hakkında avukatların yaptığı talebi daha önce mahkeme tarafından reddedildiği gerekçesi ile yeniden reddetti.

‘Cinayetleri dayanışmamız durduracak’

Antalya Adliyesi önünde bir araya gelen kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Antalya Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platfaormu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, kadın dayanışmasının ne kadar güçlü olduğunu bu davada gördüklerini söyledi. Bundan sonraki bütün süreçlerde kadınlar ile yan yana olacaklarını belirten Ataselim, erkek cinayetlerini dayanışma ile durduracaklarını söyledi. Ardından söz alan Aktaş’ın avukatı İpek Bozkurt, yaklaşık bir buçuk yıldır açık bir şekilde işlenen dava ile ilgilendiğini belirterek, bu davada iyi hal indiriminin uygulanmamasının önemli olduğunu ancak olay ile ilgili ihlali bulunmayan 2 polisin yargılanmamasının devletin kadın bakış açısını gözler önüne serdiğini söyledi. DİHA

II. Dağlarca şiir ödülü verildi

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın anısını yaşatmak, Türk şiirinin gelişimine katkıda bulunmak ve şiiri hayata daha çok katmak amacıyla Beşiktaş Belediyesi tarafından, PEN Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın desteğiyle düzenlenen ve bu yıl İkincisi verilen Dağlarca Şiir Ödülü’ne Ataol Behramoğlu, Arife Kalender, Enver Ercan, Ertan Mısırlı, Doğan Hızlan,  Haydar Ergülen, Tarık Günersel’den oluşan jüri, Yol Şarkıları ile Adnan Özer’i, Harap ile Cenk Gündoğdu’yu “odağına insanı yerleştirdikleri şiirleriyle, savaş ve göç gibi evrensel temalarıyla, Dağlarca’nın şiir evrenini selamlamaları” gerekçesiyle değer gördü. 15 Ekim Cumartesi günü Akatlar Kültür Merkezi’nde yapılan törenle şairlere ödülleri sunuldu.

Sanat ve edebiyat dünyasından pek çok şair, yazar ve yayınevi yöneticilerinin katılımıyla  başlayan kokteylden sonra törende, Dağlarca belgeseli izlenildi ve şair hakkında Arife Kalender bir konuşma yaptı. Dağlarca’nın kendi sesinden şiirlerinin okunmasının ardından  geçen yıl kaybettiğimiz seçici kurul üyesi Sennur Sezer, şiirleriyle anıldı. Ödül alan şairler Adnan Özer ve Cenk Gündoğdu, şiirlerinin okunmasının ardından  ödüllerin gerekçeli kararı okunarak birer konuşma yaptı.

Adnan Özer, kötü günlerden geçildiğini sağduyuya ihtiyacımız olduğunu vurguladığı  ifadesinde kargaşadan çıkılacağını belirtti ve şöyle dedi: “Türkiye ağrıyor. Bugünlerde birliğe daha çok ihtiyacımız var. Bu ağrıya karşı dayanışmamız lazım. Bu ödülü tam 16 yıl bekledim. Seçici kurula kararından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Ödülden alacağım parayla dergi çıkaracağımı buradan belirtmek istiyorum. Bu ödülün iki şaire verilmesinin mesajını ayrıca önemsiyor ve birliktelik, dayanışma ruhu olarak önemseyerek kabul ediyorum.”

Cenk Gündoğdu barış vurgusunda bulunarak hapisteki sanatçılara özgürlük temennisiyle selam gönderip dil merkezli konuşmasında şunları söyledi: “Dilin sürdürücüleri şairler/edebiyatçılar kanında kelimeler taşır. O kelimeler bizi birbirimizi tanımadan, dillerimizi dilmeden, anlamadan tanış kılar, akraba eder. Yeryüzündeki tüm şairler dillerini bilmeden birbirine kardeş olduklarını kanındaki kelimelerle duyar. Sezgi ve hakikatle dünyayı kavrayan hünerli dil sahibi şairleri yakın eden kelimeler, sonsuz bir kardeşlik bağıdır. Sadece bu bile dilin dile düşmanlığını engeller. Tarih de göstermiştir ki devin gölgesine, devletin gücüne değil sözüne inananlar yaşamıştır. Maalesef ki fikirleri ne olursa olsun gözümüz gibi bakmamız gereken şairlere, yazarlara, sanatçılara gözünü çıkarır gibi davranmak, hücrelerde tutsak etmek zorbalıktır, ilkelliktir. Bu kadim tarihe, kültüre, yurda  yakışmaz. Bizi akraba eden kelimelerin kaderi zindan olmamalı artık bu yüzyılda.

         Tüm çirkinlikleri aşmak, kötülüğü yıkmak ve zorbalıkla mücadele için daha çok şiire ihtiyacımız var. Alkışların çoğalttığı onaylı yürütücülere değil bir dili yürüten, görülmez yere götüren, değmeyen yere değdiren şaire, şiire ihtiyacımız var. Yunus Emre’nin yaşadığı yüzyıldaki beyleri, paşaları bilmeyiz ama Türkçenin süt dişlerinin sahibini unutmayız. Sedef kutularda, sırma sandıklarda hediye edilmeyen bu dil, coğrafyamızda bedeli şairlere ödettirilen bir hazinedir.”

Adalet ve özgürlük için nöbet

KHK’yle işten atılan yurttaşlara ve kapatılan kurumlara destek amacıyla sendika ve meslek örgütleri dün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’nda “Adalet ve Özgürlük” nöbeti tuttu.

Sağlık ve Sosyal Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şube Başkanı Fadime Kavak, “15 Temmuz tarihinde bir darbe girişimi yaşandı.16 Temmuz’da iktidarın olaya el atmasıyla birlikte darbe gerçekleşti. Biz kamu emekçileri OHAL koşullarında sıkı yönetim uygulamalarıyla köşeye sıkıştırılmaya çalışıyoruz” dedi.

“Adalet ve Özgürlük İstiyoruz” pankartının açıldığı nöbete İnsan hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İstanbul Tabip Odası (İTO), Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeleri, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş Sendikası destek verdi. Baskılara karşı mücadele edeceklerini söyleyen TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, “Her hafta salı günü baskılar ortadan kalkana kadar nöbetimizi sürdüreceğiz. Biz gerçekleri yazdığı için hapse atılan tüm gazetecilerin, yazarların; gericiliğin karanlığına karşı bilimsel bilgiyi öğrettiği için içerde olan tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını, gerici eğitim sistemine karşı aydınlık bir ülke mücadelesi verdiği için açığa alınan, ihraç edilen tüm eğitim emekçilerinin, kurumu kapatıldığı için işten çıkarılan basın emekçilerin işlerine iade edilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Musul: IŞİD sonrası için savaş

Ali KARATAŞ

Haberimizin başlığı, Lübnan’da yayımlanan al Ahbar gazetesinde yer alan haber analize ait. Haberin  kurgusu daha çok Türkiye’den yapılan açıklamalar üzerin kurulu. Türkiye’nin ve Körfezdeki müttefiklerinin, Haşdi Şabi milislerini kastederek mezhepçi milislerin girmemesi konusunda uyarılarına geniş yer verildi ve Türkiye’nin operasyonda yer almak için sunduğu gerekçeler aktarıldı. En güçlü pozisyonda olan Amerika’nın şimdiden Musul’un kurtarılmasından sonra güçlerini nasıl konumlandıracağına yönelik haritalar yaptığına dikkat çekildi.

IŞİD’İ BÜYÜTEN SEBEPLER ORTADAN KALKACAK MI?

Arap dünyasının tanınmış yazarı Abdulbari Atwan konu ile ilgili kaleme aldığı makalede bu soruya yer verdi. Atwan, IŞİD’in bitmesi belki de teorik olarak  koalisyonun Musul’u parçalamasının başlangıcı olacağı yorumunda bulunurken, “Musul’un düşmesi durumunda ikinci gün nasıl olacak?” sorusunu sordu. 

Yazar esas belirleyici  olanın Amerikalıların yönlendirmesiyle yapılan bombardımandan çok kara birlikleri olduğuna vurgu yaptıktan sona burada önemli olan sorunun savaşın ne kadar süreceği ve kurbanlarının kimler olacağına dikkat çekti. 

Makalenin bir bölümü şöyle; “Musul’un düşmesi IŞİD’in sonu olacak mı? Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi bölge ülkelerinin tutumu ne olacak?  Bu düşüş Irak’ta mezheplerin birlikte yaşadığı yeni bir dönemi mi yoksa yeni bir mezhep savaşının fitilini mi ateşleyecek?

Musul savaşının birinci gününde bu soruları cevaplamak çok zor. Lakin Irak’ı işgal eden ABD, bu direnişi ve kayıpları beklemiyordu.  Eski rejimin bıraktığı boşluğu İslami grupların dolduracağının beklenmediği gibi. Yine silahlı muhalefeti destekleyen ve Esad’ın sayılı günleri olduğunu söyleyen ABD, Körfez ve Türkiye ittifakının savaşın 6 yılında gireceğinin zihinlerinde yer almaması gibi.

IŞİD YER ALTINA ÇEKİLEBİLİR

Musul’un düşmesinin IŞİD’in sonu olacağını düşünmüyoruz.  Taliban’ın 2001’de düşmesi yeni yayılımının başlangıcı oldu. IŞİD’in Musul’u ve belki de sonrasında Rakka’yı kaybetmesi 60 ülkeyi koalisyon uçaklarının bombalamalarının ve boğucu bir kuşatmanın gölgesinde onu bu bölgeleri yönetme yükünden kurtarabilir. On binlerce kişiyi silahlandırdığı koşullarda yer altına çekilmesi, Arap ve Batılı hasımlarından intikam için terörist eylemlerde bulunması daha büyük bir risktir. 

FARKLI BİR IRAK OLACAK MI?

İşgal sırasında düştükten sonra Bağdat’a  giren Amerikalılar ve müttefikleri demokratik, özgür ve ekonomik olarak “yeni bir Irak’tan” bahsettiler. Sayın İbadi de herkesin içinde yaşadığı “farklı bir Irak’tan” söz etti. IŞİD’in ortaya çıkmasına neden olan hatların düzeltileceğini ima etti. Bu çok büyük bir öneme sahip gelecekte ortaya çıkacak sorunların farkında olmak anlamına geliyor. Lakin önemli olan bunu tatbik etmek ve birleştiren ulusal ruh.”

KURTLAR SOFRASINDA

Atwan yazısının sonunda Musul’un Kürlerin ve onların güçlerinin katılımıyla alınmasına, Türklerin pastadaki paylarındaki ısrarlarına, Rusya’nın kuşkucu izleyişine, İran’ın uyanıklığına dikkat çekerek  bütün bunların gelecekte başka bir şekilde çatışmaların yaşanacağının işaretleri olduğu değerlendirmesine yer verdi. “Bütün taraflar bıçaklarını biliyor ve ganimetten payını istiyor” dedi.

MUSUL HANGİ SÜRPRİZLERİ SAKLIYOR 

Al Kuds al Arabi gazetesi yukarıdaki başlıkla yer alan baş yazısında, savaş uçaklarının ve savaşan birliklerin detaylı bir dökümü yapıldı. Makale haftalar yerine aylar alacak bir savaş  sürprizi yaşanma olasılığını Peşmergelerden, Haşdi Şabi’ye, Türkiye’ye ve PKK’nin sürece ortak olmasına bağlıyor. Bu ortamda IŞİD’in kaybolacağı ve yeniden başa dönüleceği değerlendirmesine yer verildi.

Katar’da yayımlanan Al Şark gazetesinde Faiz el Faiz imzasını taşıyan makalede IŞİD’in yenilmesinin ancak uluslararası güçler olan ABD ve Rusya’nın irade göstermesine ve Irak hükümetinin söylemede değil gerçekte savaşmasına bağlı olduğuna dikkat çekti. 

MUSUL’UN DÜĞÜNÜ

Irak’ta yayınlanan Assabah Gazetesinin Yazarı Muhammed Abdulcabbar Şabbut Musul kurtarılmasıyla  Iraklıların düğüne gider gibi sevineceklerini yazdı. Yazar, IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği 10 Haziran 2014 ile operasyonun başladığı 17 Ekim 2016 için “yer ile gök arasındaki fark” olarak niteledi. Yazı boyunca Haydar el İbadi’ye, Irak ordusuna övgüler dizildi. Musul’un kurtarılmasının içerideki hezimetin durdurulması demek olduğunu belirtti. İnsanlar savaştan mutlu olmazken Iraklıların bundan dolayı sevindiklerine dikkat çekti.

SYKES-PİCOT’UN SINIRLARI VE MUSUL SAVAŞI

LÜBNAN’ın önemli gazetelerinden Assafir konuyla ilgili olarak aralarında Alaa Halebî’nin de olduğu üç yazarın makalesine yer verdi. Halebî Musul savaşını, IŞİD’in Irak’taki son savaşı olarak nitelendirdi.  2014’ün ortalarından bu yana  Irak ile Suriye arasında 90 yıldan beri duran sınırın kalktığını hatırlan Halebî, iki ülke arasında ailelerin geçişiyle demografik yapı karıştığını söyledi. Halebî, Irak ile Suriye arasında yeniden sınır sorunları olabileceği ve buna örnek olarak ’80’lerde Bukemal kentine yakın Albaguz köyü ile ilgili yaşanan krizi hatırlattı. Kriz sonunda köy Irak’a katılmıştı.  IŞİD Musul’dan Suriye’ye doğru çıkması halinde Suriye ordusu ve müttefik daha fazla baskı altında kalacağına vurgu yapan Halebî, Halep’teki ve Musul’daki gelişmelerin birbirine bağlı olduğunu söyledi ve bu çerçevede Suriyeli bir generalin sözlerini aktardı; “Halep’te yaşananlar Suriye ordusunun ve Rusya’nın zaferini ve ABD’nin ve müttefiklerinin kaybetmesini temsil ediyor. Bundan dolayı Musul savaşı hızlı bir zafer kazanarak Suriye’de savaşı yükselterek Suriye ordusuna baskıyı arttırmak hedefiyle sürdürülüyor”. 

EVRENSEL

HDP’lilerin oturma eylemine OHAL yasağı

HDP Antalya İl Örgütünün kentte yapılan polis operasyonlarına karşı her gün Attalos Meydanı’nda yaptıkları oturma eylemi valilikçe OHAL kapsamında yasaklandı.

HDP’liler, valilik yasağını il binalarında yaptıkları basın toplantısı ile protesto etti. Yasaklama kararının kendilerine Antalya İl Emniyet Müdürlüğünce tebliğ edildiğini söyleyen HDP Antalya İl Eş Başkanı Songül Şarklı, benzer yasaklamaları kabul etmeyeceklerini ve mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerini aktardı.

İktidara yakınlığıyla bilinen medya organlarının gözaltında olanları suçlu ilan ettiğini aktaran Şarklı, “Tüm ülkede telafisi olmayan mağduriyetlere yol açan ve muhalif olan herkesi terörize etme yaklaşımından vazgeçilmelidir. Başarılı olmuş darbelerden bile daha ciddi kıyım, hak gaspı ve mağduriyetlere yol açmış bu süreç bir an önce durdurulmalıdır” dedi. (Antalya/DİHA)

Amasra halkı toplu dava açmaya hazırlanıyor

BARTIN (DİHA) – Hema Termik Santrali için verilen “ÇED olumlu” raporuna karşı Amasra halkı geniş katılımlı bir dava açmaya hazırlanıyor.

Hema Termik Santrali için verilen “ÇED olumlu” raporuna karşı Amasra halkı geniş katılımlı bir dava açmaya hazırlanıyor. ÇED olumlu raporuna karşı imza toplayan Bartın Platformu “Hema Termik Santral ÇED olumlu kararına karşı 1460 davacıyla dava açıyoruz” sloganıyla kampanya başlattı. Bartın Platformu konuya yönelik açıklama yaparak, “Halkımızdan davacı olmasını istiyoruz” dedi.

Platformun yaptığı açıklamada “Halkımızdan davacı olmasını istiyoruz” diyerek, Amasra’da yapılmak istenen Hema Termik Santraline karşı olduğunu defalarca belirttiklerini ve binlerce kişilik mitingler yaparak, Termik Santralle ilgili 9 ayrı ÇED, halkın katılımı toplantısını binlerce kişinin katılımı ile yaptıklarını belirtti.

‘Bürokrat ve siyasiler kulak tıkadılar’

Bartın Amasra halkının termik santral yaptırmamak için sürdürdüğü termiksiz yaşam mücadelesi tüm ülkede örnek oluşturduğunu ve ulusal ve uluslararası medyada yer aldığının vurgulandığı açıklamada, “Bartın Amasra halkının sesini tüm dünya duymuşken Ankara’daki bürokrat ve siyasiler bu sese kulak tıkamıştır” denildi.

‘Çevre Bakanlığı iki yıl rafta bekletti’

2014 yılındaki on günlük nihai ÇED raporu askı sürecinde Amasra’da yapılmak istenen termik santrale karşı 42 bin ayrı dilekçe veren Bartın Amasra halkının bu çığlığının göz ardı edildiğine işaret edilen açıklamada, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dosyası iki yıl rafta bekletildikten sonra 10 Ekim 2016 tarihinde santral için ÇED olumlu kararı verilmiştir.” diye belirtti.

‘Önüne geçeceğimize inanıyoruz’

Yöre insanlarına Termik Santralin yararlı bir şeymiş gibi gösterildiğini ve göstermek için de rüşvetler dağıtıldığını belirtildiği açıklamada, şöyle denildi: “Bakanlıktan çıkan bu karara ve halkı kandırmaya yönelik propagandalara rağmen; Bartın Platformu olarak Amasra’ya termik santral yapılmasının önüne geçeceğimize inanıyoruz. Amasra için henüz her şey bitmemiştir. Bartın Platformu ÇED olumlu kararının iptali için hukuksal mücadeleyi ÇED olumlu kararı çıktığı gün başlatmıştır.”

‘İlk hedef bin 450 davacı’

İlk hedefin bin 460 davacı ile hukuki süreç başlatmak olduğu bilgisinin paylaşıldığı açıklamada, “Fatih Sultan Mehmet’in 1460 yılında ‘Çeşmi cihan (Dünyanın gözü)’ olarak adlandırıp hayran olduğu ve bir tek top atışı yapmaya kıyamadan anahtarını çatışmasız teslim aldığı Amasra’nın tarihi değerini vurgulamak için ilk hedef olarak bu sayıyı seçtik. Fakat halkımızın dava açma konusundaki yoğun ilgisini gördükçe bu sayıyı oldukça aşacağımızı düşünüyoruz.” denildi.

Halkımızdan davacı olmasını istiyoruz

Amasra’nın ardından Bartın’da da Hükümet Caddesi belediye eski binası önünde açtıklarını stantta halka çağrıda bulunduklarını vurgulayan platform, “Bu stantlarımız 8 Kasım 2016 tarihine kadar açık kalacak. Halkımızdan; hepimizin ve çocuklarımızın geleceği için bu kısa süre içinde ihmal etmeden notere gitmesini ve bu işi gönüllü olarak üstlenen avukatlarımıza vekalet vermesini istiyoruz. Bu konudaki bilgiler stantlarımızdaki görevli arkadaşlarımız tarafından kendilerine iletilecektir” diye belirtti.

(sdt/sd)

Erdoğan’dan tehlikeli mesaj: Şiilerin geleceği varsa göreceği de var

Beştepe’de düzenlenen Akademik Yıl açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Musul konusunda tehlikeleri mesajlar verdi. Bir kez daha hem sahada hem masada olacaklarını söyleyen Erdoğan, “Şimdi 30 bin Şii geliyormuş. Gelsinler, gelecekleri varsa görecekleri var. Orada 2 milyon Musullu var” sözleriyle bölge geleceği açısından tehlikeli sinyaller verdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis’te grup toplantıları yapılan saatte Beştepe’de düzenlenen 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Kürt çocuklarına yönelik uygulanan asimilasyona ve Kürtçe yasağına rağmen, öğretmen ve akademisyenlerden “Anadil sevgisini aşılamalarını ve Türkçenin iyi kullanılmasını teşvik etmelerini” istedi. Erdoğan, “Bir husus daha var ki bana göre diğer tüm konulardan daha önemlidir. Üniversitelerimiz asli görevini yaparken yeni neslin fikir dünyasını besleyecek alt yapıyı asla ihmal etmemelidir. Bunun için öğrencilerimize milli tarih şuurunun ve anadil sevgisinin aşılanabileceği bir sistem belirlenmesi gerekiyor. Türkçeyi hakkıyla yazan nesiller yetiştiremiyorsa, geleceğimiz karanlık demektir” diye konuştu.

Tehditlerini sürdürdü

Ardından sözü dolaylı olarak Suriye’de yürütülen Fırat Operasyonu’na ve Musul krizine getiren Erdoğan, “Eğer Misak-ı Milli’yi kavrarsak Suriye’deki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. Ama onu bilmezsek ne Suriye’deki ne Irak’taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. Bugün Musul üzerinde bir sorumluluğumuz var, hem masada hem sahada olacağız diyorsak bunun bir sebebi var. Bunu durup dururken söylemiyoruz. Dostlar alışverişte görsün diye de söylemiyoruz. Kilometrelerce yol kat edip, geliyorsun ‘Bağdat çağırıyor/ diyorsun. E benim 350 kilometre sınırım var? Hem arazide hem masada olacağız” dedi.

ABD Minbiç’in Türkiye’ye bırakılması konusunda söz mü verdi?

Musul operasyonuna ilişkin “Diplomatik görüşmeler bir taraftan yapılıyor, araziye yönelik hazırlıklarımız da devam ediyor” diyerek askeri müdahale sinyali veren Erdoğan, “Aynı şekilde Suriye, hep sabrettik” diye konuştu. Suriye örneği üzerinden Kürt karşıtlığını bir kez daha gösteren Erdoğan, “Mümbiç ile ilgili de koalisyon güçlerine PYD, YPG gibi terör örgütleri olmayacak, Doğu’ya gidecek’ dedik” şeklinde konuştu.

Erdoğan, konuşmasında dikkat çeken nokta ise, “Dün itibariyle Amerikalı dostlar dediler ki; ‘Tamam, bize yardımcı olun’ dediler. Biz de Tamam, sizler buraya yabancısınız, biz buraları iyi biliriz’ dedik. Ve şu anda burada da mutabıkız” sözleriyle Minbiç’in Kürtlerden temizleneceğini ileri sürmesi oldu.

Üniversitelere operasyon sinyali

Bu sözlerinin ardından “Bana göre artık bizim belki ileriye gidiyorum ama anaokullu dahil ilkokullarımızda, ortaokullarımızda İstiklal Marşı’nın tamamını ezbere bilmeyen, ruh halini iliklerine kadar hissetmeyen tek evladımız kalmamalıdır” diyerek, milliyetçiliğin anaokullarına kadar indirilmesini isteyen Erdoğan, üniversite öğrencilerinin bir kısmını da, “Bunlar hain, bunlar terörist” diyerek hedef gösterdi. Erdoğan, “Bazı üniversitelerimizde terör örgütüyle ilişki grupların bizim öğrencilerimize baskı uyguladığını duyuyoruz. Gençlerimizin eğitiminin engellenmesine yönelik hiçbir teşebbüse izin veremeyiz. İnşallah önümüzdeki dönem bunların üstüne gideceğiz. Bu konuda çok büyük sorumluluk üniversitelerimize, hocalarımıza, gençlerimize düşüyor. Sizlere inanıyorum. Cumhurbaşkanı olarak bu yönde atacağınız her adımda desteğimin sizinle olduğunu bilmenizi istiyorum” ifadelerini kullandı.

Cemaat konusunda kendisini temize çekti

Salondaki akademisyenlere “Her kim PKK’yı Kürt kardeşlerimizin hakkını savunan bir örgüt olarak görüyorsa aklından şüphe ederim. Her kim FETÖ’yü kendi halinde insanların oluşturduğunu sanıyorsa onun iyi niyetinden şüphe ederim” sözleriyle seslenen Erdoğan, geçmişte birlikte hareket ettiği Gülen Cemaati konusunda ise kendisini temize çıkarmaya devam etti.

Erdoğan, cemaat için “İyi niyetliydim, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet diyordum. Artık tabanının da zehirlendiğini düşünüyorum, iyi niyetli olamıyorum. Hala kalkıp hesap soramıyorlarsa yazıklar olsun diyorum” şeklinde konuştu.

‘Gelecekleri varsa görecekleri de var’

Bu sözlerin ardından yeniden Musul konusuna geri dönen Erdoğan, şunları söyledi:
“Musul, Arap ve Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir ülkedir. Şimdi bize ‘Burada bir şii-sünni savaşı olmaması lazım’ deniyor. E peki güzel, senin Bağdat, Bağdat dediğin nedir? Senin Bağdat dediğin tamamen Şii’den oluştan bir ordunun yönetmenidir. Musul’un kaderini onlarla paylaşmaya yönelirsek yarın burayı Haşdi Şaabi’ye bırakırlar. 30 bin kişi geliyormuş. Gelirse gelsinler. Gelecekleri varsa görecekleri de var. 2 milyon Musullu var orada. Biz bunları eğittik, belli bir noktaya getirdik. Biz peşmerge de eğittik, hala eğitiyoruz. Ey Batı; siz bizi burada kalkıp Irak’la tercih noktasında karşı karşıya bırakamazsınız. Afganistan’da sizinle o mücadeleyi biz yürüttük. Burada terör örgütlerine karşı niye beraber değiliz? Onun için lütfen bu işi masaya iyi yatırın ve bu masada Türkiye olacak, araziye de çıkacağız. Musul operasyonunun bölgenin kendi halkından oluşacak bir ordu tarafından yürütülmesi şart.”

ABD ve Batı’ya “Onun için lütfen bu işi masaya iyi yatırın ve bu masada Türkiye olacak, araziye de çıkacağız” sözleriyle seslenen Erdoğan, “Musul operasyonunun bölgenin kendi halkından oluşacak bir ordu tarafından yürütülmesi şart” diye konuştu.

Erdoğan, KDP yönetimi için ise “Kuzey Irak yönetimi de Türkiye’nin kendilerine destek olması yönünde bir tavır içindedir” ifadelerini kullandı.

Yapılan karşılıklı açıklamalarla diplomatik kriz yaşanan Irak hükümetine yönelik sarf ettiği “Türkiye topraklarımızı işgal etti’ diyor Irak Başbakanı Ebadi, sen bize kabadayılık yapacağına git DEAŞ ile PKK ile uğraş ya. Onlara karşı en ufak bir tavır koymuyorsun, Türkiye’ye meydan okuyorsun” sözleriyle ise gerilimi daha da tırmandıran Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Bağdat yönetimi düşmanlık yapıyor. Biz Musul operasyonunda yer almak durumundayız. Suriye’de sınırlarımız boyunca bir terör koridoruna nasıl izin vermediysek mezhep çatışmasına izin vermeyeceğiz. Biz 350 kilometre Irak’a sınırdaşız, Suriye ve Irak’tan toplam 3 milyon mültecimiz var. Şimdi yeni bir yükün bindirilmesini istemiyoruz. Bu çerçevede gereken hazırlıklarımızı yaptık, Türkiye mutlaka yapılandırılması gereken bir barış ortamına her katkıyı yapmaya hazır. İnşallah önümüzdeki günleri daha huzurlu geçirmeyi Allah’tan temenni ediyorum.”

(kk/öç)
 

Musul hesabı kolay tutar mı?

YÜCEL ÖZDEMİR

2010’deki resmi nüfus sayımına göre 2.9 milyon kişinin yaşadığı Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’un Haziran 2014’de, Suriye rejimini yıkmak için başta ABD olmak üzere batılı güçler ve bölgesel aktörler tarafından desteklenen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından ele geçirilmesinin üzerinden tam 27 ay geçti. Bugüne kadar kenti geri almak için yapılan bir kaç denemenin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Irak ordusu bu kez daha güçlü bir hamle başlattı. Önceki gece başlatılan bu güçlü operasyonun ne zaman tamamlanacağı, nasıl sonuçlanacağı ise belirsiz.

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre halen 1,5 milyondan fazla insanın yaşadığı Musul’da 4 ila 8 bin kadar IŞİD militanı bulunuyor. Ancak, aylardır açık açık hazırlıkları yapılan operasyon hazırlığı nedeniyle IŞİD’in kenti elinde tutmak için askeri yığınak yapmış olabileceği tahmin ediliyor. Bu da kenti kısa sürede teslim etmeye niyetli olmadığını gösteriyor. Zira, kentin savaşılmadan teslim edilmesi durumunda örgütün bölgede estirdiği “güç gösterisi”nin boş olduğu, çözülme sürecinin hızlanabileceği tahmin ediliyor.

Saldırıya geçen Irak ordusu ve Güney Kurdistan askeri gücü Peşmergelerin sayısının 30 bin (Bazı kaynaklara göre 40 bin) olması ve yüksek teknolojik silahlarla donatılması, askeri açıdan güç dengesinin açık arayla IŞİD’in aleyhine olduğunu gösteriyor. Bu askeri üstünlüğün sonucun da Irak ordusu ve Peşmerge’den yana olacağını gösteriyor. Ancak Musul hesabının planlandığı gibi kısa sürede olması ise pek beklenmiyor. 

IŞİD’in içeride şehir savaşı yöntemiyle çatışmayı uzun sürece yayabileceği, Irak ordusu ve Peşmergelere yüksek zayiyat verebileceği de tahmin ediliyor. Musul’un kısa sürede ele geçirilmemesi durumunda hem bölgede hem de Irak içinde yeni sıkıntı ve çatışmalara yol açabileceğine şimdiden işaret ediliyor.

Die Tageszeitung gazetesinde dün yer alan yorum yazısında, Musul’un kısa sürede ele geçirilmemesi durumunda Şii Başbakan Haydar El Abadi’nin de Nuri el Maliki gibi devrilebileceği ifade edildi.

AB’NİN DERDİ SIĞINMACI VE TERÖRİST

Avrupa Birliği ise her zaman olduğu gibi, çatışma nedeniyle ne kadar sığınmacının geleceğinin derdine düşmüş durumda. AB Güvenlik Komiseri Julian King, Almanya’da yayınlanan Die Welt gazetesinde verdiği demeçte Musul’a yönelik yapılan büyük askeri operasyonun olumsuz sonuçlara yol açabileceğini belirterek, Musul’un ele geçirilmesi durumunda IŞİD militanlarının Avrupa’ya gelebileceği uyarısında bulundu. Başka bir değişle King, Musul’dan kaçacak terörist unsurların bölgede kalmasını istiyor.

Frankfurter Rundschau gazetesinde yer alan yorum yazısında, Musul’dan çıkan IŞİD’li teröristlerin şiddet eylemlerine bundan sonra da devam edeceğine işaret edilerek, “İslamcı şiddetin sona ereceğini varsaymak için ortada herhangi bir işaret yok. IŞİD başından beri şiddetin bireyselleşmesi üzerine kurulu. Bölgesel bir varlığa ise bağımlı değil. Öldürme bağımlısı milisleri için yeni geri çekilme alanları bulacaktır” diye yazdı. 

İNSAN HAKLARI UYARISI

Yardım kuruluşları ve insan hakları örgütleri ise haklı olarak milyonluk şehrin ele geçirilmesi sırasında yaşanacak insanlık dramına dikkat çekiyorlar. Kızıl Haç Uluslararası Komitesi (IKRK), taraflara kentte yaşayan sivillerin durumuna dikkat edilmesini istedi. Ayrıca, kentten ayrılmak isteyen siviller için bir koridor açılmasını istendi.

Uluslararası Af örgütü ise, kentte yaşanabileceği insan hakları ihlallerine dikkat çekerek, keyfi tutuklamaların ve idamların olabileceğini işaret etti. Ayrıca IŞİD’in sivil insanları kalkan olarak tutabileceğine dikkat çekildi.

ABD IŞİD’LİLERİN SURİYE’YE GEÇMESİNE GÜVENCE VERDİ

Irak ordusu ve Peşmergelerin yaptığı operasyon karşısında IŞİD üyelerinin kenti terk edebileceği konusunda değişik bilgeler Alman basınında yer alıyor. Dün Junge Welt gazetesinde yer alan haberde, Rus kaynaklarının ABD ve Suudi Arabistan’ın aracılar vasıtasıyla IŞİD ile görüşmeler yürüttüğü ileri sürüldü. RIA Novosti sitesinde de yer alan ancak adı belirtilmeyen Rus kaynak, ABD ve Suudi Arabistan’ın IŞİD üyelerine Suriye’nin doğusuna çekilmesi güvencesi verdiğini söyledi. Böylece, IŞİD gibi radikal dinciler üzerinden Esad rejimiyle mücadelenin bu bölgeye kaydırılabileceği ifade ediliyor. Aşrıca, Suriye ve Irak’taki IŞİD üyelerinin bir kısmının Libya’ya geçtiği de bir süre önce Alman basınında yer almıştı. Bütün bunlar, IŞİD’in elinden Musul’un alınması durumunda da örgütün varlığını uzun bir süre daha bölgede sürdüreceği anlamına geliyor. 

MUSUL’U KİM YÖNETECEK?

Musul’un belkide uzun çatışmaların ardından IŞİD’den kurtarılacağı yayın bir görüş. Çünkü, Musul’un üzerinde hesap yapan bütün güçler terör örgütünün kentten çıkarılması konusunda hemfikir. Ancak IŞİD sonrasında kentin yönetiminin kimlerin elinde en büyük tartışma konusu. Irak yönetiminin eskiden olduğu gibi Musul’u merkeze bağlama isteğine iç dengeler açısından nasıl bir sonuç vereceği bilinmiyor. Türkiye’nin kendisine yakın güçler üzerinden kenti yönetmeye aday olması, çatışma olasılığını daha da güçlendiriyor. 

Bölgede kontrolü kaybetmek istemeyen ABD ile adeta tetikte. Operasyon vesilesiyle bölgeye gönderilen 600 kadar ABD askerin de Musul’un geri alınmasına yardımcı olduğu belirtiliyor. Irak’ta halen 5100 ABD askeri bulunuyor.

AB üyeleri ise, Musul yönetimi konusunda şimdilik pek renk vermiyor. Ancak, Güney Kürdistan askeri gücüne verilen destek ve kurulan yakın işbirliği nedeniyle, Kürtlerin Musul yönetimine dahil edilmesi konusunda bir görüş oluşturabileceği söylenebilir. Bu nedenle her ülkenin IŞİD sonrası Musul üzerinde yaptığı planlan var. Bunların ne kadar tutup tutmayacağı ise başlatılan operasyonun sonucu belirleyecek. 

ALMANYA’NIN PEŞMERGE PLANI

Irak ordusu öncülüğünde Musul’a yönelik başlatılan geri alma operasyonunda her ülke kendisine bir pay çıkarmaya çalışıyor. ABD fiilen bölgede askeri güç bulundururken, Almanya ve Fransa ise Peşmerge güçlerine verdikleri askeri eğitim ve silahla sürecin parçası olduklarını dile getiriyorlar.

Alman basınında yer alan haberlere göre, Alman ordusu tarafından eğitilen Peşmergeler operasyonun en önünde yer alıyor. Eylül 2014’te başlatılanr eğit-donat planı çerçevesinde Almanya’nın 11 bin Peşmergeyi eğittiği, bunların 400’ünün şu anda operasyonda yer aldığı ifade edildi.

Peşmergeler ayrına Milan tipi Alman malı panzer savunma sistemi, G 36 ve P1 marka Alman silahları taşıyor. Yine Peşmergeleri taşışan “Dingo” marka araçların da Alman malı olduğu belirtildi. N-TV’de yer alan haberde Ekim ayına kadar toplam 2200 ton Alman savaş araç ve gereci Irak ordusuna verildi.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Musul operasyonun Irak’ta IŞİD’e karşı mücadelede dönüm noktası olduğunu söylerken, Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, operasyonun uzun sürmesini beklediğini ifade etti.

Öte yanan Peşmergelerin eğitilmesinde yer alan Fransa da da konferans hazırlığında. Fransa’nın davetiyle ABD ve 12 ülkenin savunma bakanlarının katılacağı bir toplantı Paris’te yapılacak.

EVRENSEL

Demirtaş’tan Erdoğan’a: Sen önce Antep’i IŞİD’den temizle

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Musul işgali ile başlayan statüsüzlük meselesinin bütün bölgeye dizayn edilirken, statüsüz kalan kadim şehrin başına bir kez daha büyük bir facia getirildiğini ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu: “Musul’un siyasi bakış açısıyla neleri getirip neleri götüreceğini konuşacağız ama belki de hiçbir siyasi aklın ifade etmediği bir başlıktan başlamak istiyorum. Musul’da savaş yaşanıyor. Savaş teknik bir mesele değil, bilgisayar başında oynanan bir oyun değil. İnsanlar ölüyor, on binlerce insan bu savaşta yaşamını yitirecek. İki yıl önce IŞİD tarafından Musul işgal edildiğinde binlerce insan öldü. Ondan önce Irak işgal edildiğinde de binlerce insan öldü. Tarihinde defalarca olduğu gibi bir kez daha ölümle, acıyla karşı karşıya. Bu zulüm karşısında olanlara sabır, direnenlere de başarılar dilemek.”

‘ERDOĞAN SAHAYI DA MASAYI DA KAYBETTİ’

Türkiye’nin bu konuda söz söyleme hakkına sahip olduğunu ancak bu fırsatı kaçırdığını söyleyen Demirtaş, “Türkiye tabi ki Suriye, Mısır, Irak ve Rojava’yla ilgili politika üretmek zorundadır. Tabi ki söz söyleme hakkına sahiptir. Böyle bir devletin Ortadoğu yangın yerine dönmüşken sessiz kalması düşünülemez. HDP olarak AKP hükümetinin bu konuda sessiz kalmasına karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz, bu rezil politikalardır. Böyle ırkçı, şovenist bir politika ile olmaz. 14 yıldır bunu anlamadınız. Halen yapılan açıklamalara bakın ‘Musul bizimdir, Musul Türk’tür’ böyle bir politika olur mu? Ortadoğu’da bunlar geçer akçe değildir. Temel hata ırkçılıktır. Davutoğlu hazretleri AKP’yi 14 yıldır çukurdan çukura soka soka Türkiye’yi denklem dışı bırakan bir hatta çekti. Bu dış politikanın mimarı odur. Ama asıl hatayı yapan da Saray’daki zattır. Bu hatalarından ders çıkardı mı, hayır. Sen ‘Musul’da sahada da masada da olacağız derken’ ikisini de kaybettiğini itiraf etmekten korkuyorsun aslında” diye konuştu.

Türkiye’nin bölgedeki ittifaklarını seçerken en gerici kesimlerle ittifakları geliştirdiğin belirten Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kimi yanınıza aldınız? El Nusra’yı, IŞİD’i yanınıza aldınız. İttifakı bunlar olanlarla dünyada kimse iş yapmaz. Dünyanın neresine giderseniz gidin hükümetler ya da topluluklar, Türkiye’yi bir IŞİD destekçisi devleti olarak biliyor. Musul meselesinde de başından beri yanlış aktörlerle iş tutmasaydınız, en önemlisi de Türkiye’deki de içi barışı sağlasaydınız, bir tarafınıza PYD’yi, bir tarafınıza PKK’yi alsaydınız, akıllı olsaydınız, siz de biraz aklınızı kullansaydınız, Kürtleri yanınıza alsaydınız; hem Suriye’de hem Irak’ın genelinde hem Musul’da çok daha etkili bir ülke olacaktı. Kendi yurttaşı olan 20 milyon Kürdü kazanmış bir ülke istikrar ve barış konusunda güven veren bir ülke olacaktı. Kürdün barış elini havada bırakmak yerine diktatörlük peşinde koşmak yerine bugün Musul’un düştüğü duruma düşmezdiniz.

A planları var mı, B planları var mı, planları hikaye. İç kamuoyunu yönlendirme, gaz almadan başka bir şey değil. AKP hükümeti Türkiye’ye kaybettirdi. Musul meselesinde de topu taca atmanın anlamı yok. ‘IŞİD ile mücadele ediyorum’ diyorsun ama sen önce Antep’i IŞİD’den temizle de sonra git Musul’u temizle. Sen Antep’in bazı mahallerine IŞİD’i bırakmışsın. Kontrol dışı mahalleler var, devlet giremiyor.

Ortadoğu’nun tarihi yeniden çizilirken, halklar kendi hakları için IŞİD barbarlarına karşı da, işgalciye karşı da, emperyalistlere karşı da direnecektir. Allah direnenlerin yanında olsun. Peşmerge kuvvetlerinin yanında olsun.”

’81 İL YOK ARTIK 80 İL VAR’

“Şırnak haritadan silinmiş bir şehir, abartarak söylemiyorum. 81 il yok artık, 80 il var” diyen Demirtaş, “Şırnak’ın etrafında çadırlarda yaşamak zorunda kalan 400-500 aileye kenttin girişinde geçici konut yapmak istedik. Bir ayda da yaparız dedik. Kış, kar soğukta en azından o insanlar başlarını sokabilecekleri bir ev yapsın. Valilik reddetti. Buna izin vermediler. Şırnak’taki bütün yıkılan binalarla ilgili bir şirkete ihale vermişler, yarım kalanlar tamamen yıkılacak. İhalede para karşılığı verilmemiş, ganimet karşılığı verilmiş. Yıkım karşılığı halkın özel eşyaları ganimet diye şirkete verilmiş. Halen Şırnak’ta bu saatte yaşanan barbarlıktan bahsediyorum. Utanmadan demokrasi nutukları atıyorlar. Bu insanlık suçunun hesabının vermeden, demokrasiden bahsedemezsin. Her onurlu yurttaşımıza şu çağrıyı yapıyorum; buna sessiz kalanlar buna ortak olurlar. Bunu normal karşılayanın da canı cehenneme. Kardeş dediğin senin acında yanında olandır. Onurlu Şırnak halkı! Siz mademki o toprakları terk etmeme söz ü verdiniz, bizim de size sözümüzdür. Ceketimizi satarız, sizin oradan çıkmamanız için her şeyi yapacağız. Botan halkının sahipsiz olmadığı görülecektir” dedi.

‘SİYASİ KRİZ ÇIKAR DİYE DARBENİN SİYASİ AYAĞINA DOKUNMUYORLAR’

Demirtaş, darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılmamasına ilişkin tartışmalara da değinerek, “Şırnak’ı yakıp yıkanlar darbecilikten tutuklu. Cizre, Sur komutanı darbecilikten tutuklu. Peki bunlar yakıp yıktıysa, siyasi sorumluluğu sizde değilse çıkıp özür dileyin. Bizim nazarımızda o darbeci komutanların Başbakan’dan bir farkı yok. Darbe savuşturuldu, ama yaptıkları bu suçlar ortaya çıkmasın diye tam bir sivil darbe anlayışıyla Türkiye’yi bunlar teslim almaya çalışıyor. Darbenin siyasi ayağı nerede? diye soruyoruz. Sormaya devam edeceğiz. Sormaya devam edeceğiz 80- 90 milletvekilinin darbeden haberdar olduğu konuşuluyor. Niye açıklamıyorsunuz? Garibandan hesap sorabiliyorsunuz. Peki, kaç AKP’li milletvekili darbecidir? Darbe Araştırma Komisyonun içine Fetullahçı milletvekili koymuşlar ya! Hesap şu, erken seçime gidilecek, bunlar aday yapılmayıp tutuklanacak. Şimdi dokunmuyorlar, siyasi kriz çıkar çünkü. Siyasi kriz çıkar diye darbenin siyasi ayağına dokunmuyorlar. Her gün soracağız. Hanginiz darbeden haberdardınız? Darbe başarılı olsaydı hanginiz başbakan olacaktınız? Nerede bunlar? Dikkat edin, bize en çok bağıranlara dikkat edin, onlardır. Kendilerini gizlemek için daha çok saldırıp, biat etmeleri gerekiyor. Bunu ben biliyorum da, Saray’daki beyefendi bilmiyor mu? Arkasında koca eniştesi var, istihbaratını vermiştir” diye konuştu.

‘İLLA BİR DEVLETE BAŞKAN OLACAKSAN DEVLET BAHÇELİ’YE BAŞKAN OL’

Başkanlık sistemi tartışmalarına da değinen Demirtaş, “Önce MHP ile iş tutacak, sonra AKP grubunun içine operasyon çekmeye başlayacak. Şimdi Türkiye’nin gündemi başkanlık olabilir mi? Türkiye’nin gündemi demokrasi ve barış olmalıdır. Tepede bir başkan var diye demokrasi olmaz ki. İçi demokrasiyle dolu olmayan bir sistem otoriterleşir. Şu anda kullanamadığın hangi yetki var ki başkan olunca kullanacaksın? ‘İlla başkan olacağım’ diyorsan, illa bir devlete başkan olacaksan, Devlet Bahçeli’ye başkan ol, zaten peşinden ayrılmıyor. Bizden ne istiyorsun? Sen başkanlık hevesini al, öbürü de Devlet’in başkanıdır diye böbürlensin” ifadesini kullandı.

Demirtaş, Erdoğan ve AKP’nin perde arkasında hazırlığını yaptığı erken seçim tartışmalarına ilişkin ise “Farz edelim seçim olacak, yaptığımız konuşmayı yayınlayacak bir TV kanalı var mı, yok. Gazete var mı, yok. Mitinglerimiz yasaklanıyor. Devletin parasını pulunu, milyonlarını kendi kampanyası için harcasa bunu denetleyecek Sayıştay var mı, yok. Ne adil seçimi? Kim kimi kandırıyor? Seçim eşittir demokrasiymiş. Sevsinler sizin yalanınızı. Demokrasi sokaktır. Direniştir. Erken seçim mi istiyorsunuz? Haydi OHAL’i kaldıralım. Kapatılan TV’ler açılsın. Saray harcamalarına Sayıştay denetimi gelsin, sonra her hafta seçim yapalım” dedi.

‘CEZAEVLERİNDE GECE GÜNDÜZ İŞKENCE VAR’

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve ağır işkence koşullarını da kürsüden gündeme getiren Demirtaş, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a da bu konuda istifa çıkışıyla karşılık verdi ve şunları söyledi: “Cezaevlerinde gece gündüz işkence var, Adalet Bakanı çıkıp “İşkence yok” diyor. Bak bu sözün kendisi suçtur. İşkencecilere açıkça siz devam edin, ben yanınızdayım diyor. Ey Adalet Bakanı, kendine güveniyorsan, yönetimim altındaki cezaevlerinde işkence yok diyorsan birlikte işkence iddiası olan cezaevine gidip işkence mağduru iddiası olan kişiye soralım. Eğer işkence yoksa onur sözü, cezaevi çıkışında siyaseti bıraktığımı açıklayacağım. Ey Bekir Bozdağ, yok eğer işkence varsa ve sende de biraz haysiyet varsa çıkışta da sen istifa edersin” dedi.

Toplantıya KESK, Eğitim Sen, Tüm-Bel Sen gibi sendikaların genel merkez yöneticilerinin yanı sıra 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’daki HDP mitingine dönük saldırıda yaralanan Lisa Çalan da katıldı. (DİHA)