Ana Sayfa Blog Sayfa 6222

Volksstimme: IŞİD önemini kaybetse de hedefsiz savaş sürecek

Frankfurter Allgemeine Zeitung Irak’taki Sünni halkın siyasi yönetimin dışına bir daha itilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor:

“Bağdat’taki iktidar sahipleri umalım derslerini almış olsun. Musul’un, çoğunluğu Sünni olan halkını başka bir yerdeki gibi bir kenara itmemeleri ve siyasi gelişmelerden artık bir daha dışlamamaları gerekir. Bu dışlamanın öteden beri ölümcül sonuçları var, zira bu, IŞİD milislerini birçok Sünninin nazarında öyle olmadıkları halde ‘kurtarıcı’ haline getiriyor. Onlar bir ölüm ideolojisinin icracısı olmaktan başka bir şey değiller. Sünniler bir daha asla aşırıcılık kulvarına itilemez. Bununla birlikte başka bir duruma karşı hazırlıklı olmak şart: Cihatçılar askeri olarak sıkıştıklarında tekrar terörizme dönüş yapacaklardır.”

Magdeburg’da yayımlanan Volksstimme Irak’ta taraflar siyasi egemenliğin biçimi üzerinde anlaşamadığı müddetçe savaşın da bitmeyeceğini vurguluyor:

“Musul’da sancılı bir operasyonun sonrasında IŞİD’in bölgedeki büyük önemini kaybetmesi son derece muhtemel. Peki, ama ya sonra? IŞİD karşıtlarının oluşturduğu geniş koalisyonun ortak hedefleri yok. Başlıca tarafların Irak’ta çoktan farklı milislerin, Peşmerge ve komşu devletlerin tabi olacağı yeni bir düzen kararlaştırması gerekirdi. Müstakbel bölgesel sınırlar, özerk bölgeler ve idari egemenlikler öteden beri düzenlenmiş değil. Ama tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi henüz harekâtlar sırasında bunların belli olması gerekir ki yıkıntıların henüz dumanı tüterken hakikatler inşa edilebilsin. Hep olduğu gibi Irak ve Suriye’de bombardımanlar yoluyla müzakere masasında kendisini ön sıralara getirmeye çalışan farklı oyuncular görüyoruz. Bölgeyi bir plan doğrultusunda düzenleme amacıyla bir egemenlik alanı oluşturmaya çalışan müttefiklerse görmüyoruz. Hedefsiz savaş sürecektir.”

Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung da benzer bir yoruma yer veriyor:

“Renkli savaş kıtasını Musul taarruzunda birleştiren şey, IŞİD’e düşmanlık. Milisin kentten sürüldüğü gün ne olacağına dairse herkesin kendi gündemi var. Ninova Bölgesi’nin ve Musul’un nasıl yönetileceğine dair bir plansa ortada yok. Irak’ta tek tek her grup hâlâ kendi çıkarlarını kamu yararının üstünde tutuyor. Bu böyle olduğu müddetçe kalıcı istikrara sahip ilişkiler oluşmayacaktır.”

Frankfurter Rundschau IŞİD’in bireysel şiddet üzerine kurulu olduğunu ve egemenlik sahasını kaybetmesinin yenilmesi anlamına gelmeyeceğini yazıyor:

“Şimdi söz konusu olan Musul’a taarruz olduğunda, savaşçı bir ifade tarzıyla Şiiler, Kürt Peşmergeler, Irak ordusu birlikleri ve Amerikan bombardıman uçaklarından oluşan son derece heterojen ittifakın bölgedeki IŞİD egemenliğine son vermesi umudu da beliriyor. Askeri mücadele istediği kadar sürsün, IŞİD’in bölgedeki genişlemesi de isterse sona erdirilmiş olsun. İslamcı şiddetin sona ereceğini varsaymak için ortada herhangi bir işaret yok. IŞİD başından beri şiddetin bireyselleşmesi üzerine kurulu. Bölgesel bir varlığa ise bağımlı değil. Öldürme bağımlısı milisleri için yeni geri çekilme alanları bulacaktır. Pan-İslamist egemenlik fantezileri zaten bir egemenlik alanının yokluğuyla uyuştuğu için varlığını sürdürebiliyor.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Ercan Coşkun

Halep’e hava saldırıları durduruldu

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye ile birlikte Halep’teki hava saldırılarını bugün yerel saatle 09:00’dan itibaren şimdilik durdurduklarını açıkladı. Şoygu, Rus televizyon kanallarında yayınlanan konuşmasında, perşembe günü insani yardımın sağlanması için planlanan ateşkese hazırlık yapılacağını ifade etti. Rusya ve Suriye, böylelikle planlanandan daha önce hava saldırılarını durdurmuş oldu.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın pazartesi günü yaptığı açıklamada sivillerin ve direnişçilerin kenti terk etmesi için 20 Ekim Perşembe günü sekiz saat boyunca hava saldırılarının durdurulacağı duyurulmuştu.

Rusya Savunma Bakanı Şoygu’nun verdiği bilgilere göre, Halep’in doğusundaki direnişçilerin iki hat üzerinden kenti terk edebilmesi için Suriye’de rejime bağlı birlikler geri çekilecek. Sivillerin kentten ayrılması için de altı hat belirlendi.

Londra merkezli Suriye Gözlemevi’nden yapılan açıklamada, sabahın erken saatlerinden bu yana Halep’te hava saldırısı yaşanmadığı belirtildi. Ancak Salı gecesi düzenlenen saldırıda bir ailenin üçü çocuk beş üyesinin öldüğü vurgulandı. Ayrıca örgütün yöneticisi Rami Abdülrahman, insanların kenti terk etmek için rejime bağlı birlikler ve Rusya tarafından denetlenen hatları kullanacağından kuşku duyduğunu dile getirdi. Abdülrahman, “çocukları ile güvenli bir şekilde kentten ayrılmak için kullanacakları yolun Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde olmasını istediklerini” söyledi.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, kısa süreli ateşkesi memnuniyetle karşıladı. Steinmeier yaptığı yazılı açıklamada, ancak “bunun bir başlangıç” olacağını, Halep’e insani yardımın sağlanması için bu sürenin yetmeyeceğini vurguladı.

“Türkiye, Katar, Suudi Arabistan direnişçilerle görüşecek”

Rusya Savunma Bakanı Şoygu, ayrıca direnişçi gruplar üzerinde etkisi olan ülkelere çağrıda bulunarak, isyancılardan kenti terk etmelerini istemeleri gerektiğini söyledi.

Öte yandan, Moskova’dan yapılan açıklamada, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, Suriye’de ılımlı direnişçi gruplar ile radikal İslamcı el-Nusra Cephesi’nin birbirinden nasıl ayrılabileceği konusunda Rusya ve ABD ile görüşmeye hazır olduğu belirtildi.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Temsilcisi Vitali Çurkin, Pazartesi günü yaptığı açıklamada “bu ülkeler el-Nusra’dan ayrılmaları için ılımlı direnişçiler gruplarla görüşme niyetinde olduklarını ifade ettiler” dedi.

Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, Suriye’de iktidardaki Beşar Esad’a yönelik mücadelede çeşitli direnişçi gruplara destek veriyor. Ancak bu grupların bazıları, El Nusra Cephesi ile işbirliği yapıyor. Terör örgütü El Kaide ile bağlantısını kesen El Nusra Cephesi, Fetih El Şam adını aldı. Ancak bu grup da BM tarafından terör örgütü olarak değerlendiriliyor. Rusya uzun zamandan beri Halep’teki direnişçilerin, el-Nusra’dan ayrılmasını istiyor.

Çurkin, hafta  sonunda Lozan’da yapılan toplantıda, hükümet ile diğer direnişçi gruplar arasında ateşkesin sağlanabilmesi için el-Nusra savaşçılarının Halep’i terk etmesi konusunda görüş birliği sağlandığını söyledi.

 © Deutsche Welle Türkçe

AFP/dpa, JD/BÖ

O hal bu haldir

“Ne yaparsan yap, nasıl yaşarsan yaşa; ama gülebilmek için birini ağlatma ve çıkarların için hiçbir kimseyi satma.” Honoré de Balzac.

Ülkemizin yakın tarihindeki darbelere baktığımızda 27 Mayıs 1960 darbesini tam olarak bilmiyorum ama 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat muhtırası, 27 Nisan 2007 e-muhtırası ve son 15 Temmuz darbe kalkışması da dâhil bunların tamamı Amerikan destekli darbelerdir. ABD Başkanı Jimmy Carter’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski tarafından 1970’lerin ikinci yarısından sonra geliştirilen Yeşil Kuşak Projesi’nin ülkemizdeki ayaklarından biri de Fetö yapılanmasıdır. Amerikan destekli Fetö yapılanması 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat askeri darbelerinin de baş destekçisi oldu. Ta başından beri Amerika başta olmak üzere uluslararası emperyalist güçlerin desteklediği ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbecilerinin ve darbe sonrası işbaşına gelen tüm iktidarların (‘Merhum Erbakan hariç’) kol kanat gerdiği, büyütüp beslediği Fettullah Gülen hareketinin, paralel devlet yapılanmasının (PDY), Fetö terör örgütünün (FTÖ) 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirmek istediği darbe girişimi bana göre tam bir iç savaş kalkışmasıdır. İç savaş bir ülke için çok tehlikeli ve korkunç bir şeydir, iç savaş kardeşi kardeşe kırdırır, iç savaş kandır, ölümdür, gözyaşıdır ve bir ülkenin yıkımıdır, dört yıldır Suriye’de yaşanılanlar buna açık bir örnektir.

15 Temmuz darbe girişiminin (iç savaş kalkışmasının) ardından, 20 Temmuz’da MGK’nın tavsiyesi üzerine Bakanlar Kurulunda alınan karar uyarınca, Anayasa’nın 120’inci Maddesine dayanılarak ülkenin bütününde 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edildi. OHAL hukukun içinde var olan bir kurum, mevcut anayasada yer alıyor. Anayasanın 120’inci maddesi OHAL ilan etme yetkisini MGK’nın görüşü alınarak, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’na veriyor ve bu kararın Meclis tarafından da onaylanması da öngörüyor. Anayasa Madde 120.  “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da (MGK) görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir” diyor. Bu kapsamda ilan edilen OHAL’in gerekçesi şuydu, darbeye kalkışanlara ve işbirlikçilerine karşı daha hızı hareket edilecek.

OHAL’in ilanının ardından, OHAL’e dair tartışmalar yapıldı ve halen de bu tartışmalar yapılmakta. Hükümet kanadının ve hükümete yakın grupların içinde olduğu kesimler, OHAL ilan edilmeden darbe girişiminde bulunanlara karşı hızlı hareket edilip mücadele edilemez dediler ve aradan üç ay geçmesine rağmen bu tezlerini bugün de ileri sürmektedirler. Birinci grup gibi düşünmeyen kesimler hukuk devleti çerçevesi içerisinde demokrasi kuralları işletilerek, OHAL ilan edilmeden de darbe girişiminde bulunanlara karşı mücadele edilir denildi ve bu düşünce her platformda dile getirildi. Bu kesimler OHAL’in yürürlülüğe girdiği tarihten bu yana çıkış yolunun barış ve demokrasiden geçtiğine işaret ettiler. Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) Demokratik siyaset alanının daraltılarak özgürlüğün, demokrasinin ve barışın mümkün olmayacağını ifade ettiler. Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında, parlamentonun devre dışı bırakılması, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yoluyla yetkinin bir merkezde toplanması, kamuda binlerce insanın bir çırpıda tasfiye edilmesi gibi uygulamalar, askeri darbe dönemlerinde görülen uygulamalardır dediler.

Barış ve demokrasi savunucuları bütün bunları söylediler ama OHAL ilan edildikten sonra, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle aralarında Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ında bulunduğu birçok akademisyen ve yazar tutuklandı. Yine OHAL’e dayanılarak 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında 28 Belediye’ye kayyum atandı. Kayyum atanan Belediye Başkanları görevlerinden uzaklaştırıldı. Belediye Başkanlarının üçü veya dördü Fefö yapılanması suçlamasıyla, diğerleri ise PKK’ya yardım ettikleri ve belediye imkânlarını bu yönde kullandıkları gerekçesiyle görevlerinden uzaklaştırıldılar.1 Eylül 2016 tarihinde   çıkartılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında 8 Eylül’de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı, Eğitim Sen üyesi 9 bin 843 öğretmen çeşitli gerekçelerle ve “PKK ile ilişkisi olduğu” iddiasıyla açığa alınıp görevlerinden uzaklaştırıldı.

OHAL kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle darbecilere karşı daha hızlı hareket edilip mücadele edilmesi gerekirken tam tersine darbeyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Akademisyenlerin, Öğretmenlerin, Sosyalistlerin, Emekçilerin topyekûn yoksul halkın üzerine baskı oluşturuluyor. Yürütülen bu politikalar yanlıştır, bu yanlış ta ısrar ülkemize ve ülkemiz halklarına hiçbir yarar getirmez. OHAL kanunları, 15 Temmuz gecesi darbe’ye kalkışanlara, Cumhurbaşkanının hayatına kast edenlere, F 16’larla Meclisi bombalayanlara, Tanklarla halkın üzerine ateş açanlara, 241 insanı katledip, 2 bin 194 insanı yaralayıp sakat bırakanlara karşı uygulanmalıdır. Ve bu kapsamda siyasi ayağının üzerine de acilen gidilmelidir. Bu çerçevede iktidarın darbecilere ve darbe işbirlikçilerine karşı önlem alması ve mücadele etmesi meşru ve demokratik bir haktır. (Emekli Askeri Başsavcı Ahmet Zeki Üçok çıktığı TV programlarında yarına dair kaygılarını dile getirirken, asker içinde 50 bine yakın Fetöcü (muvazzaf) unsurların olduğunu söylüyor. (Açık kaynak: CNN TV, Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge Programı, tarih 03.10.2016).) Darbecilere ve darbe işbirlikçilerine karşı ne yapılması gerekiyorsa hukuk ve kanunlar çerçevesinde acilen yapılmalıdır. İktidarın darbecilere karşı yapacağı mücadeleye hiçbir kimsenin itirazı yok, tam tersine bu anlamda iktidara büyük bir destek var.

Buna rağmen iktidar darbecilere karşı mücadele etmek yerine, toplumsal muhalefeti susturmayı tercih ediyor. Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile süregelen hukuksuz ve keyfi uygulamalar, iktidara muhalif olan, demokrasi, barış, özgürlük ve eşitlikten yana bütün kesimlere karşı kullanılmaya devam ediyor. İktidarın “darbe ile mücadele” adı altında gerçekleştirdiği operasyonlar barışın ve demokrasinin sözcülüğünü yapan televizyon ve radyo kanallarına uzandı. Bu kapsamda 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) aralarında emeğin, barışın, demokrasinin, özgürlüğün sesi olan kanallar TV 10, Hayatın Sesi, İMC, Azadi, Jiyan, Van TV ve İstanbul’da yayın yapan Yön Radyo, Mersin’de yayın yapan SES Radyo ve Adana’da yayın yapan Radyo Dünya’nın da aralarında bulunduğu 21 TV ve radyo doğrudan Başbakanlık emirleri ile yayın yaptıkları TÜRKSAT uydusundan çıkarılarak ekranları karartıldı yani kapatıldı. Bununla da yetinilmedi, Hayatın Sesi, İMC ve TV 10 TV kanallarının tüm malzemelerine el konularak TRT’ye devredildi. TV’lere uygulanan bu karartma, kapatma ve el koyma kararı, Anayasa’da yer alan “basın hürdür, sansür edilemez” ve “devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” hükümlerine aykırıdır.

Muhalif olan hiç bir sese tahammülü olmayan iktidar, uyulamaya soktuğu bu yöntemle kendisine muhalefet eden tüm kesimleri susturmaya çalışıyor. Temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağı, olağan üstü halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle alınacağı ve yönetim usulleri Anayasanın 15 inci maddesinde yer almaktadır. Anayasa’nın 15. Maddesi, olağanüstü hallerde, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasını düzenlemektedir. Bu kapsamda çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuktan doğan sözleşmelere aykırı düzenlemeler içeremez.

Barışın, demokrasinin, özgürlüğün, türkülerin ve emekçilerin sesi olan TV ve radyo kanallarının kapatılması, Anayasa ve uluslararası sözleşmelere, halkın haber alma hakkına, ifade özgürlüğüne ve tüm demokratik haklara yapılmış bir girişimdir. İktidarın yaptığı bu uygulamaların askeri darbe dönemi uygulamalarından hiçbir fark yoktur. Televizyonların ve Radyo kanallarının kapatılması halkların barış ve demokrasi istemlerini sekteye uğratıp geriletmeyecektir. Demokrasi için, özgürlükleri için, inançları için, onurlu bir barış için, eşit yurttaşlık temelinde halkların kardeşliği için mücadele edenler mutlaka kazanacaklardır.

3 Ekim’de toplanan Bakanlar Kurulu üç aylık OHAL’le yetinmeyip, 21 Ekim tarihi itibariyle OHAL’in süresini 3 ay daha uzattı. İktidar OHAL süresini uzatarak, Kanun Hükmünde Kararnameler çıkararak ülkeyi yönetmeyi mi hedefliyor? Ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) üç ay, 6 ay, 9 ay, ya da bir yıl yönetmek hukuk devleti ilkesiyle ve demokrasiyle bağdaşır mı? Darbenin ya da darbe girişimlerinin panzehiri OHAL ilan edip Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkeyi yönetmek değildir. Darbenin ve darbe girişimlerinin bir panzehiri var o da eşitlikçi ve özürlükçü demokrasidir. Darbenin ve darbe kalkışmasının karşısına, baskı rejimini güçlendirerek çıkılmaz, aksine hukuk devleti ilkesi, barış, demokrasi ve özgürlükler güçlendirilerek çıkılır. Hakikat şudur; devlet gerçek anlamıyla laik yapıya kavuşturulmadan ve demokratikleşmeden Türkiye halkları özgürleşemez ve ülkemizdeki hiç bir sorun da çözülmez… Çözüm, hukuk devletinde ve özgürlükçü demokrasidedir. Aşk İle.

İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com

HDP Milletvekili İçişleri Bakanına Aşure yasağını sordu!

HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut TOĞRUL, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması amacıyla soru önergesi verdi. Aşure’nin Aleviler için anlam ve önemine dikkat çekilen önergede, Maltepe belediyesinin sokakta Aşure dağıtabildiğine dikkat çekilerek, “Alevi yurttaşların, inançlarını özgürce yaşamaları için ve inançları gereği yapmış oldukları etkinliklerin güvenliğini bakanlığınız tarafından sağlamak zorunda değil misiniz? Cem evlerinde ve diğer Alevi kurumlarında yapılacak kitlesel toplu aşure etkinliklerinin, Ankara Valiliği tarafından Muharrem ayı boyunca yasaklanması kararı bakanlığınız tarafından mı verildi? Eğer bakanlığınız tarafından verildi ise neden böyle bir karar alınmıştır?” denildi.

İşte o soru önergesi;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Süleyman SOYLU tarafından Anayasa’nın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Prof. Dr. Mahmut TOĞRUL
Gaziantep Milletvekili

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü” başlıklı 9. Maddesinde , “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.” denmektedir. Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü oluşturan Aleviler, Cumhuriyet tarihi boyunca katliam ve baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Cumhuriyet tarihinden günümüze kadar olan dönemde sistematik olarak katliam ve baskılarla karşı karşıya kalan Alevi vatandaşların inançları yok sayılmaktadır.  Alevilik ve Aleviler her zaman aşağılanan, dışlanan, hor görülen ve saldırıya uğrayan bir inanç olmuştur.

Alevî inancında önemli bir yeri olan yassı muharrem ve Aşure: Alevilerin her yıl inançlarının gereği Kerbala’da şehit olan imam Hüseyin ve 72 yarenin hakka yürüyüşlerinin uğruna tutmuş oldukları 12 günlük oruç sonucunda, Aşure kaynatırlar ve hak katında oruçlarının kabul olmasını dilerler.   Bu yıl ise diğer yıllardan farklı olarak Ankara Valiliği, Cem evlerinde ve mahallelerde yapılacak toplu aşure etkinliklerini cem evlerine göndermiş olduğu bir tebligat ile yasaklamıştır.  Valilik tarafından yapılana açıklamada, “Terör örgütlerinin ilimizde yapılacak ‘aşure günü’ etkinliklerine yönelik eylem arayışı içinde olduğu” bilgisinin alındığı öne sürümüştür. Açıklamada, “huzur ve güvenliğin sağlanması” gerekçisiyle aşure etkinliklerinin yasaklandığı ifade edilmiştir.  Daha sonra Valilik tarafından ikinci bir açıklama yapılarak, etkinliklerin dışarda yasaklandığı ama bina içerisinde yapılabileceği belirtilmiştir. Valilik tarafından verilmiş olan karara rağmen Maltepe Belediyesi tarafından dışarda Aşure etkinliği düzenlenmiştir. Yapılan etkinliğe belediye başkanın yanı sıra çok sayıda kurum temsilcisi ve yüzlerce insanın katıldığı basına yansımıştır.

Bu bağlamda;

  • Ankara Vali’sinin güvenlik gerekçesiyle Aşure etkinliklerini yasaklaması kabul edilebilecek bir durum mudur?
  • Alevi yurttaşların, inançlarını özgürce yaşamaları için ve inançları gereği yapmış oldukları etkinliklerin güvenliğini bakanlığınız tarafından sağlamak zorunda değil misiniz?
  • Cem evlerinde ve diğer Alevi kurumlarında yapılacak kitlesel toplu aşure etkinliklerinin, Ankara Valiliği tarafından Muharrem ayı boyunca yasaklanması kararı bakanlığınız tarafından mı verildi? Eğer bakanlığınız tarafından verildi ise neden böyle bir karar alınmıştır?
  • Ankara Vali’sinin yapmış olduğu açıklama, AKP’li belediyelerin dışarda düzenlemiş olduğu Aşure etkinlikleri için neden geçerli değildir?
  • AKP’li belediyelerin düzenlemiş olduğu Aşure etkinliklerinin güvenliği nasıl sağlandı ise, Cem evleri ve Alevi kurumlarında yapılan etkinliklerin güvenliği de sağlanamaz mı?
  • Cem evlerinde yassı muharrem ayı boyunca yasaklanması ve Aşure etkinliklerine saldırı olacağı istihbaratı AKP’li belediyelerin düzenlemiş olduğu etkinlikler için geçerli değil midir?
  • Ankara Valiliğinin Aşure etkinlikleri ile ilgili almış olduğu karardan yaklaşık 4 saat sonra kararını etkinliklerin içerde yapılabileceği şeklinde değiştirmesinin nedeni nedir?
  • Ankara Valiliğinin almış olduğu istihbarat çerçevesinde yürütülen bir operasyon veya etkin bir soruşturma olmuş mudur?
  • Bu ve benzeri idari tasarrufların Aleviler başta olmak üzere diğer farklı inanç ve kültürlerle veya AKP muhalifi kesimlerle ilgili olması sizce bir tesadüf müdür?

 

 

Pentagon: Operasyon planlanandan hızlı ilerliyor

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan yapılan açıklamada, Musul’u IŞİD’in elinden kurtarmak için başlatılan operasyonun planlanandan hızlı ilerlediği belirtildi. Pentagon Sözcüsü Peter Cook pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Iraklı askerlerin ilk günde planlanan zamandan önce hedeflerine ulaştığını belirtti.

Ancak Sözcü Cook, Musul’daki operasyonun “zor” olacağını ve uzun süreceğini vurguladı. Cook, IŞİD milislerinin büyük direnişi ile karşılaşılacağını tahmin ettiklerini dile getirdi. Operasyon öncesinde de ABD’li üst düzey bir askeri yetkili, Musul’un kurtarılmasının haftalar hatta belki de daha uzun süreceğini söylemişti.

Uzun süren hazırlıkların ardından pazartesi sabahın erken saatlerinde başlayan operasyona Irak ordusunun yanı sıra polis ve Kürt peşmerge güçleri katılıyor. Pentagon Sözcüsü Cook, operasyonda komutanın Iraklılarda olduğunu belirterek, ABD askerlerinin sadece danışmanlık yaptığını belirtti.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin verdiği bilgilere göre operasyonun ilk gününde, 200 kilometrekarelik bir alanın Irak ordusu ve peşmerge güçlerinin eline geçti. Irak ordusundan yapılan açıklamada, birliklerin Musul’un güneyinde 12 köyü aldığı ve bazı bölgelerde kente 20 kilometre kadar yaklaştığı belirtildi. Peşmerge güçleri tarafından yapılan açıklamada ise Musul’un 40 kilometer doğusunda 7 köyü ele geçirdikleri bildirildi.

IŞİD’in yayın organı Amak Irak ordusu ve peşmerge güçlerine yönelik çok sayıda intihar saldırısı düzenlendiğini duyurdu.

Irak Başbakanı Haydar El İbadi ise Musul halkına çağrıda bulunarak, Irak ordusuna bağlı güçlerle dayanışma göstermelerini istedi. İki sene önce IŞİD Musul’u işgal ederken, halkın desteğini aldığını hatırlatan El İbadi, 2016’nın IŞİD karşısında zafer kazanma yılı olacağını söyledi.

“Musul halkı hükümetten korkuyor”

Musul, 2014 yılından beri IŞİD’in elinde bulunuyor. Gözlemciler, Musul’un kurtarılması halinde, IŞİD en önemli kalelerinden birini kaybedeceğine dikkati çekiyor. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, “Musul’un kurtarılması Irak’ta IŞİD’e karşı verilen mücadele açısından önemli bir dönüm noktası olacağını” belirterek, bunun Irak’ta istikrarın sağlanması için de yeni bir fırsat yaratacağını kaydetti.

Berlin merkezli Politika ve Bilim Vakfı terörizm uzmanı Guido Steinberg ise IŞİD’e karşı elde edilecek bir zaferin sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Steinberg, Berliner Zeitung’a verdiği demeçte, halkın büyük bölümünün IŞİD milislerinden daha çok hükümetten korktuğunu dile getirdi. Steinberg, “İran’ın komutası altındaki Şii milislerin etkisinin artması ile durum daha da kötüleşti” dedi. Steinberg’e göre, halkın önemli bir bölümü kentin bir çeşit “Şii-İranlı işgaline uğramasından” kaygı duyuyor.

Operasyona Şii milislerin katılması tartışma yaratıyor. Şii milisler askeri operasyonda yer alacaklarını duyurmuştu. Sünniler, Şii milislerin Irak’ta etkinliğini artıracağı endişesiyle buna karşı çıkıyor. Musul, Irak’taki önemli Sünni kentler arasında bulunuyor. Irak’taki Sünnilerin önemli bir bölümü, ülkede çoğunluğu oluşturan Şiiler ve Şiilerin ağırlıkta olduğu merkez hükümet tarafından ayrımcılığa uğradığını düşünüyor.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/DW, JD/BÖ

Erdoğan’dan erken seçim adımları

Baskanlık sistemi gündemdeki sıcaklığını korumaya devam ederken Ceumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyla ilgili harekete geçtiği belirtildi. Erdoğan’ın talimatıyla 170 bin denekle büyük bir anket çalışması yürütüldüğü ve sonuçlara göre Nisan-Mayıs 2017 tarihinde erken seçim kararı alınabileceği ortaya çıktı

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin meclise getirin kabul edelim sinyalini verdiği ardından Başbakan Binali Yıldırım’ın fiili olanı kanunlaştıralım dediği başkanlık sistemiyle ilgili yeni adımların atıldığı ortaya çıktı. Ankara kulislerinden yansıyan bilgilere göre Saray’da erken seçim için hararetli tartışmalar ve kimi çalışmalar yürütülüyor. Saray’ın Ekim ayı sonu itibariyle erken seçim kararı verebileceği ve bu yüzden de gerginlik siyasetini artıracağı belirtiliyor.

Rapora göre seçim kararı

Başkanlıkla ilgili Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye’nin önde gelen 3 büyük anket şirketi sahaya inerek ve nabız yoklamaya başladı. ANDY-AR, A-G ve GEN-AR şirketleri 170 bin kişinin bilgilerine doğrudan başvurarak, bu kapsamda Türkiye tarihinin en geniş katılımlı anket çalışması başlattı. 3 anket şirketi 5 Ekim itibariyle bu denli büyük bir anket çalışması yürütürken, erken seçime dair nihai kararın bu anketlerin raporlarının Erdoğan’ın önüne gittikten sonra verileceği kaydediliyor.

HDP’yi baraj altında bırakma çabası sürüyor

Yapılan anketin en önemli ayağını ise olası bir erken seçimde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yüzde 10’luk seçim barajı bandının altında olup olmadığını kesinleştirmek oluşturuyor. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde de temel stratejisini HDP’yi baraj altında bırakmak üzerinde oluşturan AKP ve Erdoğan, HDP’nin baraj altında kalması ile tek başına başkanlık amacına ulaşmayı umuyor. Bu denli geniş katılımlı anketin sonuçlarıyla HDP’nin baraj altında olduğu kanısının uyanması durumunda da en erken Nisan ya da Mayıs 2017 tarihinde bir erken seçim kararının bizzat Erdoğan tarafından alınacağı belirtiliyor. Yine MHP’nin de oy oranının ne durumda olduğu yönündeki kamuoyu araştırmasında da asıl mesele HDP’nin barajı geçip geçmeyeceğinin tespiti yönünde.

HDP barajı geçerse seçim değil…

HDP ise daha önce yaptığı anket sonuçlarında yüzde 11 barajı geçmesi üzerine bunun da saha da sorulduğu ve aynı sonuçların alınması halinde seçimin yerine referandum seçeneğini gündeme geleceği yönünde olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle esas olarak deneklere “erken seçim sonuçları ve hangi partiyi destekledikleri gibi sorular yöneltiliyor.

Tasfiyeler de ankette soruluyor

Anket çalışmasının bir başka konu başlığı da AKP içerisinde darbe girişimi ile bağı bulunan isimler. AKP’den bu isimlerin bir seçimle mi yoksa partiden ihraçlarıyla mı tasfiye edilmesi gerektiği de seçmene soruluyor.

En geniş kamsamlı anket

Doğrudan 170 bin kişinin görüşlerine başvurulan bu anket çalışması aynı zamanda Türkiye tarihinin en geniş katılımlı anket çalışması olma özelliği taşıyor. Türkiye’de daha önceki dönemlerde yoğun katılımlı anketler yapıldı. Ancak bu denli katılımlı geniş bir anket çalışması yürütülmedi. Geniş katılımlı anket çalışması kararları da ülkenin geleceği noktasında verilecek olan önemli kararlarda iktidarın başvurduğu bir yöntem olarak görüldü.

Erdoğan’ın kaygısı

Erdoğan talimatıyla bu çalışma yürütülürken, Erdoğan’ın seçim kararı almasının önündeki çekincelerden birinin de 1983’teki seçim sonuçlarının bir benzerini yaşamak olarak yorumlanıyor. 12 Eylül askeri darbesinin ardından yapılan seçimlerde tıpkı bugün gibi muhalif medyanın kapısına kilit vurulduğu gibi sadece Kenan Evren’i öven bir medya olmasına rağmen seçimlerden bir anda Turgut Özal başkanlığındaki Anavatan Partisi tek başına iktidar olmuştu. Bu örnekten hareketle Erdoğan’ın olası bir seçimde buna benzer bir durumla karşılamak istememesinden dolayı seçim kararı vermeden önce ince eleyip, sık dokuduğu belirtiliyor. DİHA

Hüseyin Çelebi Ödülleri sahiplerini buldu

24’üncüsü gerçekleştirilen Hüseyin Çelebi Edebiyat Etkinliği Ödülleri, Almanya’nın Kassel şehrinde gerçekleştirilen bir törenle sahiplerini buldu. Seçilen 200 eserden jürinin seçimi ile 24 kişi çeşitli dallarda ödüle layık görüldü. Hüseyin Çelebi’nin babası Rıfat Çelebi gecede yaptığı konuşmada herkese kendi diline ve edebiyatına sahip çıkma çağrısında bulundu

Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) tarafından 24 yıldır yapılan Hüseyin Çelebi, Şiir ve Öykü yarışması, Kürtlerin en uzun soluklu edebiyat etkinliği niteliğini taşıyor. Her yıl Almanya’nın değişik kentlerinde yapılan etkinliğin bu yılki adresi, Almanya’nın Kassel kentiydi. Bu yılki etkinlik özyönetim mücadelesine ve mücadelede yaşamını yitirenlere adandı. Birçok yazar, şair ve siyasetçinin hazır bulunduğu etkinlikte sanatçı ve müzik grupları da sahneye alarak, Kürtçe şarkılar seslendirdi. Hannover’den folklor grubu ve Kassel’den tiyatro grupları da etkinlikte sahne aldı. Bu yıl gelen yüzlerce eserin arasından 200 eser seçkiye girdi. Seçilen 200 eserden jürinin seçimi ile 24 kişi, çeşitli dallarda ödüle layık görüldü. Ödüller Kürdistan, Avrupa, Türkiye ve Kürdistan cezaevlerindeki politik tutsakların gönderdiği eserlerden oluşuyor. Ödül alan eser sahiplerinin çoğu cezaevlerinde olmasından dolayı ödülleri Avrupa’da bulunan akrabaları, Kürt kurum ve temsilcileri aldı.

En uzun edebiyat etkinliği

NAV-DEM Eşbaşkanı Bahattin Doğan, gazeteci İsmet Kem, Hüseyin Çelebi’nin babası Rıfat Çelebi’nin temsilen ödülleri aldığı törende, Hüseyin Çelebi’nin hayatının sinevizyonla anlatıldığı etkinlikte, onun mücadeleci, yurtsever kişiliğine vurgu yapıldı. YXK adına etkinlikte bir konuşma yapan Deniz Timuçin, 24 yıldır böylesi bir etkinliği düzenlediklerini belirterek, “Bugün gelinen aşamada Kürtlerin en uzun soluklu bir edebiyat etkinliğidir. Bu önemli bir çalışmadır” dedi. Etkinlikte bir konuşma yapan Hüseyin Çelebi’nin babası Rıfat Çelebi, kendi oğlu adına 24 yıldır yapılan böylesi bir etkinliğin önemine değinerek, bir baba olarak bununla gurur duyduğunu vurguladı. Konuşmasını Kürtçe yapan baba Çelebi, “Dilimi çok iyi bilmiyordum. Ama Kürtçemi geliştirdim. Oğlumun dilini öğrendim. Bana göre Kürdistan yeryüzünün cennetidir” dedi. 24 yıldır bu etkinliğe katıldığını hatırlatan Çelebi, devamla şunları söyledi: “Ben bir baba olarak 24 yıldır oğlumu ve arkadaşlarını yalnız bırakmadım. Onların mücadelesinin peşinden gidiyorum. Bütün gençler de kendi kültürlerine ve mücadelelerine sahip çıkmalı. Biz ancak böyle kazanabiliriz.” Etkinlikte yapılan konuşmalardan sonra ödül törenine geçildi. Ödül töreninin ardından Hozan Xezal, Zele Mele, Xelil Xemgin sahne alarak şarkılarını seslendirdi. Tiyatro gösteriminin de olduğu etkinlik, Ciwanên Azad’in gösterisi ile geç saatlere kadar devam etti.

24 yıldır yapılan Hüseyin Çelebi, Şiir ve Öykü Yarışmasın’da ödül alan eserler şöyle:

Kurmancî şiir

1. Asya Xerzan “Re û Re”

2. Mehmet Çelik “Xeyal”

3. Dewran Bağışkonî “Tenebun”

3. Ebdulkerim Kozi “Kalê Omeri”

Kurmancî öykü

1. Abuzer Kaplan “Wênêyên  kavilan”

2. Talip Kalin “Hespên Kovî”

3. Behice Feride Demir  “Devhestîfê”

Kirmanckî öykü

1. Enver Yilmaz “Şermo Giran”

2. Nuri Keles “Hêgawo Sur”

3. Eser Güzelçay “Şiwanoyo Kokim”

Kirmanckî şiir

1. Nuri Keleş “Helepçe”

2. Ahmet Sadik Saner “Beno nêbeno”

Sorani

1. Ferhad Çomanî “Derwanime Awêne”

2. Hadî Muhammedî “Gonay xatun û qingî”

Türkçe şiir

1.Duygu Şahin “Acı tat”

2. Aynur Alkan

3. Mazlum Başboğa “Sur”

Türkçe öykü

1. Utku Üstün “Kara Ovanin Ateş Parçacıkları”

2. Fesih Erdemci “Kader”

3. Nupelda Engin “Serdem”

Almanca şiir

1. Leyla Kızılcık “Halb”

2. Dewrim Amed “Für die Gefangenen”

3. Wolfgang Kloiber “Die jesidin”

KÖLN / ANF

 

 

 

Kadın müzeleri muhalefet mekanı olabilir

‘Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı’ İstanbul Kadın Müzesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İletişim Fakültesi’nin ortak çalışmasıyla 20-22 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştiriliyor. ‘Toplumsal Bellek Merkezi Ve Kapsayıcı Mekan’ başlığı altında yerel düzeyde kapsayıcılık, küresel bağlamda kapsayıcılık ve barış kültürü olarak tanımlanan üç kategoride, kadın müzelerinin konseptleri tartışılacak. İstanbul Kadın Müzesi’nden Meral Akkent, kadın müzelerinin muhalefet mekanı olarak, kadın sanatçıların ve eserlerin görünür kılınması için kurulduğunu ifade ederek, 70’e yakın kadın müzesi olduğunu ifade etti. İstanbul Kadın Müzesi’nin kurulma amacının kapsayıcılık olduğunu, bu nedenle dünyanın başka yerindeki kapsayıcı müzelerin olup olmadığını merak ettiklerini belirten Akkent şöyle devam etti: “Konferansa kapsayıcı konseptle çalışan 10 tane kadın müzesini dahil ettik. 70 müzeden 10 tanesi kapsayıcıydı. Unutulanları ve alternatifleri gösteriyordu. Kapsayıcılık tartışmasını başlatmak istiyoruz. Çünkü dünyamızda savaşlar var. Bizim bu konuda daha fazla çalışmamız gerekiyor.” Dünyanın içinde bulunduğu savaşa karşı barış konseptli müzeleri de konuşacaklarını ifade eden Akkent, “İstanbul, Japonya Kadın Müzesi de barış odaklı kuruldu. Davet ettiğimiz müzeler devlet müzesi değildir” dedi.

İSTANBUL

 

 

Til Hemîs’te Arap kültürü tanıtıldı

Rojava’nın Cizîrê Kantonu’na bağlı Til Hemîs’te kültür haftasının 4. günü organize edildi. 4. günün konusu Arap kültürü oldu. Kültür Haftası etkinliğinin 4. günü, Hêzil Kültür Merkezi tarafından Til Hemîs Kasabası’nda düzenlendi. Etkinliğe  Arap folklorik gruplar ve bölgedeki yurttaşlar katıldı. Etkinlikte konuşan Til Hemîs Meclisi Eşbaşkanı Ehmed Ebas, halkların kendi kültürüne sahip çıkmasının önemli olduğunu vurgulayarak demokratik toplumun inşasının temeli insanlığın kültürel kimliğinin olduğunu ifade etti. Daha sonra şair Ebdullah Silêman Ebdullah, Arapça şiirler okudu. Hêzil Kültür Merkezi’ne bağlı Kulîlkên Kurdistanê adlı folklor grubu da yerel halaylarını sundu. Çocuklarının söylediği Arapça şarkılar ile devam eden etkinlikte Fursan Grubu Arap atları ile dans tablolarını sergiledi.

TIL HEMÎS

 

 

Sınırda TSK işkencesi

Efrînli iki genç, sınır üzerinden Bakurê Kürdistan’a geçmek isterken Türk askerleri tarafından işkenceye uğradı.

Efrîn’in Bilbil ilçesine beğlı Dîkê Köyü’nde yaşayan Elî Hemo (31) ile Mabeta ilçesine bağlı Behdîna Köyü’nde yaşayan Alan Horo adlı yurttaş, Şêltetê Köyü üzerinden sınırı geçip Bakurê Kürdistan’a geçmek isterken Türk askerleri tarafından yakalandı ve işkenceye maruz kaldı.

EFRÎN