Ana Sayfa Blog Sayfa 6226

Demirtaş’tan Syriza kongresinde ‘ortak mücadele’ çağrısı

Syriza’nın kongresinde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dünya çapında halkların ortak mücadelesiyle faşizm ve sömürgeciliğe karşı durulabileceğini söyledi.

Yunanistan’da yeniden bir çıkış yapmaya hazırlanan Syriza’nın 2. Olağan Kongresi başladı. 16 Ekim’e kadar sürecek olan kongreye, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, YNK Politbüro Üyesi Mele Bahtiyar katıldı.

Kongrenin açılış konuşmasını Syriza Merkez Kurulu Sekreteri Panos Rigas yaptı. Daha sonra Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, hükümet ve parti olarak yaptıklarını ve hedeflerini ifade eden bir konuşma yaptı. Çipras, kongreyle hem hükümet hem de parti yönetiminde revizyona gidileceğinin işaretini verdi.

Daha sonra Yunanistan’da parlamentoda temsil edilen partilerin temsilcileri kongreye mesajlarını sundu.

Demirtaş’tan ortak mücadele vurgusu

Kongrede bulunan konuklardan Avrupa Solu Partisi Başkanı Pierre Laurent’ten sonra konuşan Demirtaş, zor bir dönemden geçen Yunanistan için sorumluluk alan Syriza’nın ülkeyi düze çıkarmak için tarihi bir sorumluluk üstlendiğini belirtti. Demirtaş, solun dünya çapında dayanışması ve halkların ortak mücadelesiyle faşizme ve sömürgeciliğe karşı durulabileceğini belirtti.

Demirtaş konuşması esnasında Yunanistanlı gençler attıkları sloganlarla halkların kardeşliği ve Kürt halkıyla dayanışma vurgusu yaptı.

Kongrede bu akşam da Salih Muslim ve Mele Bahtiyar birer konuşma yapacak.

(rp)

HDK ve HDP’den Terolar’a ziyaret

Tepkiye rağmen mülteci kampının yapıldığı Terolar’da halkla buluşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, mülteci kampıyla Alevi halkının yöredeki yaşam damarlarının kesilmeye çalışıldığını söyledi.

Mereş’in (Maraş) Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Aşağı Terolar (Sivricehöyük) Mahallesi’nde halka rağmen yapılan mülteci kampına karşı çıkan yöre halkıyla dayanışmak ve Muharrem Ayı vesilesiyle yapılan aşure lokmasına katılmak amacıyla HDP ve HDK heyeti Terolar’a gitti. Halkla bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDK Eşsözcüsü Gülistan Koçyiğit ve HDP Dîlok (Antep) Milletvekili Mahmut Toğrul, jandarmanın ablukasına rağmen halkın yoğun ilgisiyle karşılandı.

‘İmam Hüseyin’in yolundayız’

Aşağı Terolar Mahallesi Cemevi önünde bulunan kitleye seslenen Yüksekdağ, “Alevi halkı başta olmak üzere Anadolu halkları zalimin zulmünden kurtulmayı başaran bir halktır” dedi. Yassı Muharrem Ayı’nda bir araya geldiklerine dikkat çeken Yüksekdağ, ezilenler olarak İmam Hüseyin’in yolundan dönmediklerini kaydetti. Yüksekdağ, “Yezidin zulmüne biat etmeyen İmam Hüseyin ve beraberindeki direnişçiler sayesinde bugün yine ayaktayız ve direniyoruz. Yüzyılar buyunca bu haklı davamızdan vazgeçmeyerek mücadele etmeye devam ettik” diye konuştu.

‘Alevilerin yaşam damarları kesilmeye çalışılıyor’

Konuşmasının devamında Kerbela’da olduğu gibi Alevi halkının Terolar’da da etrafının zulüm ablukasıyla sarıldığını vurgulayan Yüksekdağ, yapılan mülteci kampıyla Alevi halkının yöredeki yaşam damarlarının kesilmeye çalışıldığını kaydetti.

(hyt/ip/rp)

 

Dink davasında üç maymunları oynadı

Hrant Dink davasının görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunma veren ve çapraz sorgusu yapılan Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu, birçok soruya, “Bilmiyorum, duymadım, görmedim” yanıtını verdi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı davaya bugün de devam edildi. Çağlayan’daki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hazır bulundu. Tutuksuz sanıklar dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri Ercan Demir, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı ve dönemin Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu duruşma salonunda yer aldı. Duruşmaya, Yasin Hayal, Hamdi Egbatan, Osman Gülbel, Ali Poyraz, Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılınç, SEGBİS aracılığıyla görüntülü ve sesli olarak katıldı.

‘Görev ihmal etmedim’ savunması

Duruşmada, dönemin Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu savunma yaptı. Dosyaya eklenmeye sebep olan mülkiye müfettişlerinin 9 yıl sonraki incelemesi sonrasında Dink cinayeti dosyasına eklenen Durmuşoğlu savunmasında iddianamede hakkındaki suçlamaların doğru bilgi ve belgelere dayanmadığını ifade etti. Dink dosyası ile ilgili geçmişte hiçbir soruşturmaya dahil edilmediğini söyleyen Durmuşoğlu, “İl emniyet müdür yardımcısı olduğumdan dolayı sorumluluk yüklenmiş iddianamede, operasyon yapılmaması ile ilgili. Yine iddianamede raporlar hazırladığında Trabzon’da görevlidir denilmiş. Ben orada o sırada il emniyet müdür yardımcısı değilim. 7, 9 ve 10 numaralı F3, F4 raporları hazırlandığında orda bulunmuyordum. Benim bu anlamda sorumluluğum yok, bu yüzden görevi ihmal ettiğim söylenemez” dedi.

‘Operasyonu kimin yapacağı yönetmelikle belli’

Durmuşoğlu savunmasını, “Ben bu olayın cinayetle ilgili olarak detaylara vakıf değilim. Buna karışanları da daha önce hiç duymadım. 2004’te Yasin Hayal’le ilgili süreçte Trabzon’da değildim. Ogün Samast’ın ismini olaya kadar hiç duymadım. Operasyon yapmamakla suçlanıyorum, o dönem operasyon kararı verme yetkim yok. Operasyonu kimin yapacağı yönetmelikle belli” diye sürdürdü. Savcılıktaki ifadesinin tanık mı şüpheli mi olarak alındığını öğrenemediğini beyan eden Durmuşoğlu, “İddianamede 11 ve 12 numaralı F3, F4 raporlarının hiçbir soruşturmaya konu edilmediği, gizlendiği söyleniyor. Bunlar incelendi, kayıtlara da girdi. Gizlendiği iddiası tamamen mesnetsiz” dedi.

Savunmanın ardından Durmuşoğlu’nun çapraz sorgusuna geçildi.

Mahkeme başkanının, “Dink’e yapılacak suikast emniyet müdürünün haberinin olması gereken bir husus değil mi” diye sorması üzerine Durmuşoğlu, “Bugünkü veriler olsa öyle bir hassasiyet gösterilmesi gerekirdi. O günkü şartlarda o bilgi nasıl değerlendirildi bilmiyorum” diye yanıt verdi.

Duruşma savcısının, “Erhan Tuncel’in Trabzon İstihbarat Şube’de 14 saat tutulduğundan bilginiz var mıydı” sorusuna Durmuşoğlu, “Kitaptan öğrendim. Benim de haberim yoktu o kadar saat tutulduğundan. Çünkü uzun bir zaman” diye yanıt verdi.

Hiçbir şeyi bilmiyormuş!

Durmuşoğlu, Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’nun, “Başka haber kaynağınız var mıydı” sorusunu, “Bilmiyorum” diye cevapladı. Bakırcıoğlu, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı’nın ifadesinde istihbaratçıların katıldığı bir değerlendirme toplantısı yapıldığını söylediğini hatırlatarak, Durmuşoğlu’na bu toplantıya katılıp katılmadığını sordu. Durmuşoğlu ise, “Hatırlamıyorum” diye yanıt verdi. Durmuşoğlu, Bakıcıoğlu’nun “Trabzon C Büro Amirliği’yle bilgi alışverişi var mıydı” sorusu üzerine de “Bilmiyorum” dedi. Bakırcıoğlu’nun “Yasin Hayal Trabzon TEM Şube’nin üzerinde çalışma yaptığı biri miydi” sorusunu ise Durmuşoğlu cevaplamadı. Durmuşoğlu, “Jandarma ile bilgi paylaşımı yapar mıydınız” sorusuna “Ben yapmadım” diye yanıt verdi.

Dink’in ismini duymamış!

Bakırcıoğlu’nun ardından Dink ailesi avukatlarından Bahri Belen, “Yasin Hayal’in ilişki içinde olduğu jandarma görevlileri ile ilgili bir çalışma yaptınız mı?” sorusuna “Diğer görevlilerle ilgili böyle bir düşüncem yoktu o zaman” diye cevapladı. Belen’in “Daha önce Hrant Dink ismini duydunuz mu” sorusuna “Duymadım. Duymuşsam da dikkatimi çeken bir isim değildi” dedi. Bunun üzerine Belen, “Mc Donalds olayı sizin zamanınızda olmamasına rağmen biliyorsunuz ama bunu duymadınız” değerlendirmesini yaptı.

Çapraz sorgunun ardından duruşmaya ara verildi. Mahkeme, bir sonraki duruşmayı 7, 8, 10 ve 11 Kasım’a erteledi.

(za/rp)

Türkiye’nin Maldivleri için 14 bin imza

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Doç.Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel’in, Mars’ın kayaç oluşumları ve bakterilerinin benzerlik taşıdığını belirlediği Burdur’un Salda Gölü’nde, beyaz kayaç-kumulların korunması ve gölü besleyen tek su kaynağı üzerinde planlanan gölet projesinin iptali için kampanya başlatıldı. Dünyada Mars gezegeninin jeolojik yapısına benzerlik gösteren iki noktadan biri olduğu ortaya çıkan ve yaklaşık 2 milyon yıllık geçmişe sahip Türkiye’nin en derin gölü Burdur’un Yeşilova İlçesi’ndeki Salda Gölü, turkuaz renkleri ve etrafını saran beyaz kayaç-kumul yapısıyla dikkat çekiyor. 

İKİ BÜYÜK SORUN

Maldivleri andıran kumul ve su renkleriyle yerli ve yabancı turistlerin de akınına uğrayan Salda Gölü, iki büyük problemle karşı karşıya. Beyaz kumlar üzerinde ziyaretçilerin yoğun araç trafiği ve bıraktığı çöpler, bu kayaç-kumul yapısını kirletiyor ve yok olmasına sebep oluyor. İkinci büyük sorun da DSİ’nin, gölü besleyen tek su kaynağı olan Düden Çayı üzerindeki gölet projesi. Bu projenin hayata geçirilmesi durumunda gölün tek su kaynağını kaybedeceği ve zaten birçok etken yüzünden ciddi su kaybı görülürken bu sorunun daha da büyüyebileceği ifade edildi.  

İMZA SAYISI 14 BİNİ AŞTI

Doğaseverler ‘Türkiye’nin Maldivleri’ olarak da adlandırılan Salda’nın yaşadığı bu iki büyük tehdide karşı internet üzerinden dört ayrı imza kampanyası başlatıldı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı gibi kuruluşların muhatap alındığı kampanyalarda, Salda Gölü’nün Mars gezegeninin jeolojik yapısına benzerlik gösteren dünryadaki iki noktadan biri olduğuna vurgu yapıldı. Kampanyalarda, Düden Çayı üzerine planlanan gölet projesinin iptali ve göl etrafındaki beyaz kumulların araç trafiğine kapatılması istendi. Kampanyalarda toplanan imza sayısı 14 bini geçti.  

İsrail UNESCO ile bağlarını dondurdu

T24’te yer alan habere göre, İsrail, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün  (UNESCO) Tapınak Tepesi’nin Musevilik ile ilgili olmadığı yönündeki kararının ardından, UNESCO ile işbirliğini durdurma kararı aldı.

İsrail tarafından yapılan açıklamada UNESCO kararının “tarihi reddettiği ve terörü desteklediği” söylenirken, UNESCO’nun belgelerinde Tapınak Tepesi ismini kullanmayarak bölgenin İslami adı olan Haram’üş Şerif’i kullanmakta olduğu bildirildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, UNESCO’nun kararını “absürd” olarak nitelerken, “İsrail’in Tapınak Tepesi ile bağı olmadığını söylemek, Çin’in Çin Seddi ile alakasını olmadığını, ya da Mısır’ın piramitlerle alakası olmadığını söylemek gibi” dedi.

Erdoğan: İdamı savunuyorum

Irak ile yaşanan Başika krizine değinen Erdoğan, Kusura bakma buradan çıkmam . Türkiye gel dediğinde gelen, git dediğinde giden bir ülke değildir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Mezhebi, dinin önüne çıkaran bir anlayış maalesef İslam dünyasının bazı bölgelerinde öne çıkmış durumda. Hemen her gün tahammül sınırlarımızı zorlayan terör eylemlerine, iç ve dış provokasyonlara maruz kalıyoruz”

“Dünyada kartların yeniden karıldığı enerji kaynakları üzerinde küresel rekabetin arttığı dönemde İslam aleminin potansiyeli heba edilmek isteniyor. DEAŞ, El-Kaide, Boko Haram, FETÖ gibi dini kavramları kullanan bu örgütlerin en büyük mağduru yine Müslümanlar”

“Irak’ta Suriye’de, Pakistan’da, Filistin, Libya, Mısır, Afgansitan, tüm buralarda mezhep üzerinden hareket eden örgütlerin hedefi yine Müslümanlar. Aynı dine, peygambere inanan insanların arasına kan ve husumet sokulmak isteniyor. Türkiye son 14 yılda ekonomiden, siyasete, demokrasiden dış politikaya kadar her alanda büyük bir başarı hikayesi yazmıştır. Türkiye’nin bu hikayesi geleceğimize ışık tutuyor. Türkiye’nin bu önemli konumunu dünyanın farklı köşelerinden gelen mesajlarda da görüyoruz. Yaptığımız ziyaretlerde birebir şahit oluyoruz.”

Bu ışık birilerini rahatsız ediyor. Son Cerablus olayında Musullu kardeşlerimiz şunu söyledi; ‘Biz birkaç ay öncesine kadar umutsuzduk, ama umudumuz arttı’ demeye başladılar. Biz artık umudumuzu Türkiye’nin Irak’ta atacağı adımlara bağladık diyorlar. Cidd manada bir tehdidin altındalar. Burada tehdit olarak DEAŞ var. Şu anda Başika’daki Türkler birilerini rahatsız ediyor. Irak’ın merkezi yönetimini rahatsız ediyor. Ahmet bey Başbakan’ken, şimdiki Başbakan ile aynı masaya oturup mesaj vermişlerdi. Bizden yardım isteyen bunlardı. Şimdi buradan çıkmalı diyor. Kusura bakma. Türk Silahlı Kuvvetleri istediğin zaman gel diyen, istediğin zaman çık dediğinde çıkacak bir ülke değil”

“Ülkeme darbe yapanlar nasıl mağdur olabiliyor?”

Daha neler çıkacak bakalım. İnlerine daha yeni giriyoruz. Bunlar şehrin merkezindeki inler. Onlar kaçacak biz yakalayacağız. Bunlara ev sahipliği yapanlar da görsünler. Görevli olanlar dönecekler. Geldiler, geldiler gelmezlerse gereken yapılacak. Anlatsınlar, anlatmıyorlarsa gereği yapılır.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifa diliyorum. Şeit ve gaiz evlerinde yaşadığımızda öyle şeyler yaşıyouz ki, Türkiye ikinci Kurtuluş Savaşı’nı nasıl yaşamış bunları göreceğiz kağıda dökülünce.

İlahiyattan yazılımcı çıkan bir arkadaşımız var. Görüyorsunuz. Hava savunma sistemleri üzerinde yazılım yapıyormuş gazilerimizden Sabri. Son operasyonları yapılıyor. O ne dayınıklıklılıktır. O ne teslimiyettir. Bu ancak ehli imanda olur. Oraya gelenler o akşam öyle geldiler. ”

“Millet idam istiyor, ben de savunuyorum”   

15 Temmuz gecesi yaşanan hadise ülkemizin yaşadığı diğer darbelerden farklıdır. TSK içinde bunlar azınlık. Üniformaya bürünmüş teröristler. Orada karşı operasyonlar olmasaydı durum daha farklı olurdu. Milletle dayanışma olayı farklı yerlere götürdü.”

Millete silah doğrultanlar elbette hukuk önünde bunun hesabını verecekler. Hakkettiği cezayı bulması için elimizden geleni yapacağız.

Millet idam istiyor ben de İdamı savunuyorum dediğimde Avrupa’dan sesler geliyor. İdamı affetme yetkim yok. Devlete karşı işlenen suçları affedebiliriz ama onu edemeyiz. Benim önüme de geldiğinde ben bunu onaylarım dedim.

15 Temmuz darbe girişiminin taşları dine bakışı çarpık yaklaşım yüzünden gerçekleşmiştir. Yıllarca kendini devletin sahibi olarak gören zihniyet FETÖ’ye alan açmıştır. Bunu sorgulaması gerekir.

Yenikapı ruhunu tanısan ne olur tanımasan ne olur. Asolan milletin tanıması.  “Ben böyle bir Yenikapı ruhunu tanımıyorum” demek önemli değildir. Beleidyelerinin arka kapılarından FETÖ’ye zemin hazırlamasalardı 15 Temmuz yaşanmazdı.

Bize çuvaldızı batıranlardan kendileirnden iğneyi eksik etmemelerini diliyoruz. FETÖ çarpık sistemin yol çatığı bir sonuçtur.Bu konuda net olmamız gerek. farklı arayışlar içine girersek yeniden başımıza gelebilmesi kaçınılmazdır.

15 Temmuz deblet ve toplumda elbette yaralara neden oldu. Milletimizde en ufak bir geri sayma oldu mu? Yastık altındakileri piyasaya sürdüler ekonomi çökecek derken. Bu millet aziz millettir.

Milletimizin göz bebeğğ kurumlar bunlar tarafından kirletildi. Düzeltiyoruz.  Bunlara rağmen milletimiz geleceğe dair umudunu asla kaybetmedi. Siyasete daha fazla sahip çıkarak fırsat vermedi.

Her kesimden insanlar nöbete gitti. Önğmğzde yeni bir dönem duruyor. Yeni Türkiye’yi yeniden ihtiyaç var. Türkiye’nin kucaklaşmaya ihtiyacı var. bizim önümüze bakmamız, geleceğe hep birlikte yürümemiz gerekiyor.”

Fransa’da bir Türk vatandaşı sahte diplomayla 8 yıl doktorluk

Fransa’da bir Türk’ün, 8 yıldır sahte doktor diplomasıyla doktorluk yaptığı ortaya çıktı. Mahkeme sürecinde halen ‘doktorluk’ görevini de sürdüren U.Ç. yaptığı savunmada, ‘’8 yıldır bu görevi yapıyorum asla hatalı bir iş yapmadım” ifadelerini kullandı.

Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, Fransa’nın Nancy şehrinde 43 yaşındaki bir Türk’ün, 8 yıldır sahte doktor diplomasıyla hastanede görev yaptığı ortaya çıktı.

Söz konusu şahsın, Mayıs 2009 ile Ocak 2016 tarihleri arasında sahte doktor diplomasıyla Fransa’nın çeşitli hastanelerinde anestezi doktoru olarak görev yaptığı ortaya çıktı.

Fransız medyasında yer alan habere göre 1973 doğumlu U.Ç. isimli şahıs, Cezayirli bir arkadaşına ait doktorluk diplomasının fotokopisini tahrif ederek isim bölümüne kendi adını yazdırdı.

Sahte doktor, bu yolla 2009’da Corbeil-Essonnes Hastanesi’nde anestezi uzmanı olarak göreve başladı.

Daha sonra sırayla Juvisy-sur-Orge ve Longjumeau en Essonne hastanelerinde de görev yaptı.

U.Ç’nin son olarak ise 2013 yılında Nancy Adolphe-Pinard Bölge Doğum Hastanesi’nde anestezi uzmanı olarak görev başladığı kaydedildi.

“Hatalı bir iş yapmadım”

Sahte doktorun planları 2015 yılında kendisi hakkında yapılan asılsız bir ihbarla bozuldu.

2015 yılının Aralık ayında Evry mahkemesi, U.Ç.’yi yargılayarak 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme sürecinde halen Nancy’deki görevini de sürdüren U.Ç. yaptığı savunmada, ‘’8 yıldır bu görevi yapıyorum asla hatalı bir iş yapmadım.”ifadelerini kullandı.

Polise verdiği ifadede ise arkadaşının doktorluk diplomasını tahrif ettiği itirafında bulunan sahte doktor, aslında hemşire olduğunu söyledi.

“Bizde böyle bir doktor yok”

Evry mahkemesi, U.Ç’yi doktorluk mesleğinden men ederken dosyayı da halen görev yaptığı Nancy’ye gönderdi.

Metz’de oturan U.Ç., ilk olarak Şubat 2016’da gözaltına alındı.

Daha sonra serbest bırakılan sahte doktorun diplomasını inceleyen Polis Teknik ve Bilişim Suçları Bürosu diplomanın üzerinde oynandığı hükmüne vardı.

Aynı dönemde Cezayirli yetkililer de böyle bir isimde doktorun Cezayir’de kayıtlı olmadığı bilgisini Fransa’yla paylaştı.

Hakim karşısına çıkacak

Bunun üzerine sahte doktor 30 Eylül’de yeniden gözaltına alındı.

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan U.Ç., Mart ayında, ‘sahtekarlık’ ve ‘doktorluk mesleğinin yasadışı icrası’ suçlarından Nancy Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.

CHP’li Fikri Sağlar satılan köyleri sordu

CHP Mersin Milletvekil Fikri Sağlar satılığa çıkarılan köyleri Meclis’e taşıdı.

“AKP iktidarının sata sata bitiremediği ülkemizde şimdi de köyler satışa çıkarılmıştır” diyen Sağlar, sözlerine “Seçim bölgem Mersin Erdemli ilçesinin Sarıkaya Köyü satışa çıkarılmıştır. Bu mağduriyetin bir anca önce giderilmesi lazımdır” diye devam etti.

İşte Sğaların Başbakan’ın cevaplamasıistemiyle verdiği o soru önergesi:

Mersin’in Erdemli ilçesinde bulunan Sarıkaya Köyü, Şener Şen’in “Züğürt Ağa” filmini aratmayacak cinste olup; Köyün girişine “satılık” pankartı asılarak satışa çıkarılmıştır. 2B arazileri için 60 bin lira olarak belirlenen ücreti ödemeyen vatandaşlar, köyü satma kararı almışlardır.

İddiaya göre, 2B arazilerine devletin belirlediği rakam; birinci bölge için 60 binTL, ikinci bölge için 50 bin TL, üçüncü bölge içinse 38 binTL olmuştur. Köylülerin bu rakamlarla arazileri satın almaları mümkün değildir.

Yeniden fiyat tespiti yapılarak hatanın düzeltilmesini talep eden köylüler yerlerinden olmakla karşı karşıyadırlar. Bu bedellerle satıldığı takdirde araziler toplam 50-60 milyon TL’yi bulmaktadır.

Köy 50-60 milyonu bırakın, 5 milyon TL’yi bile toplayacak kapasiteye sahip olmadığı bilinmektedir. Edinilen bilgilere göre bu arazilerin çoğunluğu kuru tarım arazileridir. Bu yüzden bu yanlışlığın düzeltilmesini gerekmektedir.

Yine seçim bölgem Mersin, Erdemli İlçesinin Üçtepe Köyü’nde yaşayan yurttaşlar da köyü toptan satmayı düşünmektedir. Dedelerinden kalma hazine arazileri için 2B kapsamında Maliyenin fahiş bedeller istemesi köylüleri canından bezdirmiştir.

Bu çerçevede:

1) 15 senelik iktidarınız boyunca bu ülkede sattığınız çok şey oldu. Şimdi sıra köylerde midir?

2) Züğürt Ağa filminin trajedisini aratmayan Sarıkaya Köyünü satışa çıkarma iddiası doğru mudur?

3) Satış fiyatına göre 50-60 milyon TL’yi bulan köyden 5 milyon TL’yi bile çıkaracak tarım kapasitesi yoktur. Buna rağmen bu fahiş bedel neden çıkarılmıştır?

4) Köylülerimizin mağduriyetini gidermek adına bir adım atacak mısınız?

5) Tarımı ve köylüyü destekleyen politikalarınız vatandaşlarımızın köylerini satmaya mecbur etmekle mi olacaktır?

Erdoğan’ın takipsizlik kararına yaptığı itiraz da reddedildi

Almanya’da Mainz Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, küfürlü şiir nedeniyle şikayetçi olduğu Alman komedyen Jan Böhmermann hakkında verilen takipsizlik kararına 10 Ekim’de yaptığı itirazı geri çevirdi.

Sputniknews’a göre, Mainz Mahkemesi’ninCumhurbaşkanı Erdoğan’ın itirazını reddetmesi nedeniyle Böhmermann’a hakaretten dava açılmayacak.

‘YETERLİ DAYANAK BULUNAMADI’

Mainz Savcılığı, 4 Ekim’de ‘Yabancı devlet adamına hakaret’ suçlamasıyla Böhmermann hakkında açılan soruşturmada, ‘Söz konusu eylemle ilgili cezai bir soruşturma için yeterli dayanak bulunmadığı’ gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiğini duyurmuştu.

Bunun üzerine de Erdoğan’ın avukatı, 10 Ekim’de Mainz Savcılığı’nın Alman komedyen Böhmermann’la ilgili soruşturmanın durdurulmasına itiraz etmişti.

Ankara Valiliği aşure yasağından geri adm attı

Alicem AYDIN
İstanbul

OHAL süreciyle birlikte adeta otomatiğe bağlanan yasaklara “aşure etkinlikleri yasağı” eklendi. Ankara’da Emniyet yetkililerinin, cemevleri yöneticilerini çağırarak, Ankara Valiliği’ne ait ‘Aşure etkinliklerinin yasaklandığına’ dair belgeyi tebliğ ettikleri belirtildi.
Söz konusu belgede, “Son zamanlarda ülke genelinde yaşanan terör olayları ve düzenlenmek istenen etkinliklere yönelik terör saldırıları gerçekleştirilebileceği yönünde istibari bilgiler ve terör örgütlerinin ilimizde yapılacak ‘Aşure Günü’ etkinliklerine yönelik eylem arayışı içinde olduğu bilgileri alındığından aşure etkinlilerinin Muharrem ayı boyunca “huzur ve güvenliğin sağlanması” gerekçesiyle yasaklanmasına karar verildiği” ifadeleri yer alıyor.
Kararı emniyet yetkilileri tarafından alan ve ismini vermek istemeyen bir cemevi yöneticisi, “Emniyet yetkilileri beni çağırdı ve tebliği bana verdi. Diğer cemevi yöneticilerini de çağıracaklarını söylediler. Emniyet yetkilileri bu kararın güvenlik nedeniyle alındığını söyledi. Elimize ikinci bir tebliğ ulaştırılmadı. Şu an için aşure etkinliklerimiz iptal edildi” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan ise, ellerine böyle bir tebliğ gelmediğini fakat belge hakkında bilgi sahibi olduklarını söyleyerek, “Bize gelen bilgi, dışarda yapılacak etkinliklerin iptal edildiğidir. İçeride yapılacak aşure etkinlikleri yasaklanmamıştır” dedi.

p>Yasak kararı üzerine, Twitter’da #İnadınaAşure hashtag’i ile kampanya başladıldı.

VALİLİK GERİ ADIM ATTI

CHP Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Ankara Valiliğinin yasak kararından geri adım attığını söyledi. Yılmaz’ın tweet’i şöyle:

“Sayın Vali’ye şimdi konuştum. Hassasiyet gösterdi, yanlışın düzeltileceğini, kapalı mekanlarda anma ve aşurenin yasak olmadığını belirtti.”