Ana Sayfa Blog Sayfa 6227

Amanos Dağları eteklerinde çatışma: 1 asker yaralandı

Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde bulunan Amanos Dağları eteklerinde operasyona çıkan askerlerle HPG’liler arasında çatışma çıktı.

Toftak Yaylası’na yakın bölgede çıktığı belirtilen çatışmada, bir asker yaralandı. Yaralı asker, olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından ambulansla Hassa Şehir Stadı’na getirildi. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından ambulans helikopterle Antakya Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldığı bildirildi. (DİHA)

Leyla Halid’den Alp Altınörs’e dayanışma mesajı

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Siyasi Büro Üyesi Leyla Halid, 16 Eylül’de tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ebaşkan Yardımcısı, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi Alp Altınörs’e dayanışma mesajı gönderdi. “Sevgili yoldaşlar, arkadaşlar ve Alp yoldaş” başlıklı mesajda “Partim FHKC adına, Leyla Halid olarak ben ülkenizdeki tüm politik tutsakların özgürlük mücadelesine sonuna kadar desteğimizi ifade etmek isterim” sözlerine yer verildi. Devrimcilerin hapsedildiği ülkelerde demokrasi ve özgürlüğün de hapis olduğu belirtilen mesajda Altınörs ve ailesine dayanışma içinde olduğunu belirtti.

ETHA

Rusya’ya bağımlı olmanın anlaşması

Suriye konusunda uzun süre anlaşmazlıklar yaşayan ve görünürde farklı politikalar izleyen Rusya ile Türkiye arasında son dönemde yaşanan yakınlaşma ve yapılan anlaşmalar, tartışma konusu oldu.

AB ve ABD’ye gözdağı

İstanbul’da hafta sonu toplanan Dünya Enerji Kongresi vesilesiyle Türkiye’ye gelen Putin ile Erdoğan arasında Rus gazını Türkiye üzerinden AB ülkelerine taşıyacak ‘Türk Akımı’ projesi imzalandı. Bulgaristan üzerinden Trakya’ya gidecek, oradan da Yunanistan üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi tasarlanan 16 milyar metreküplük doğalgaz anlaşması, iktidar medyası tarafından büyük bir başarı ve asrın anlaşması olarak lanse edildi. Oysa uzmanlar, yapılan anlaşmanın enerji konusunda zaten fazlasıyla dışa bağımlı olan Türkiye’yi daha fazla dışa bağımlı hale getirdiği görüşünde. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) eski Başkanı Kemal Ulusaler, daha önce bu projenin rafa kaldırıldığını hatırlatarak, bu anlaşma ile iki ülkenin AB ve ABD’ye gözdağı vermeye çalıştığını dile getirdi. Ulusaler, Türkiye’nin “Avrupa’ya satılacak gazdan” kazanç elde etmeyi amaçladığını, ancak bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Anlaşma bir başarı değil

Bir dönem Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda (TPAO) Genel Müdürlük yapmasının yanı sıra TMMOB Petrol Mühendisleri Odası eski Genel Başkanı olan Enerji Uzmanı Necdet Pamir ise “Yapılan anlaşma bir başarı değil, Rusya’ya bağımlılığın artmış olmasının vesikası” dedi. Enerji konusunda başarılı sayılabilecek projenin “Enerji politikasında dışa bağımlılığı azaltmak” olduğunun altını çizen Pamir, “Türkiye enerjisinin yüzde 32,5’ni doğalgazdan karşılıyor, en fazla dayandığı kaynak açısından yüzde 99 dışa bağımlı ve Türkiye’nin aldığı doğalgaz konusunda Rusya’nın payı yüzde 55 oranında” diye konuştu.

Hem enerjide hem de elektrikte doğalgazın ağırlıklı payı olduğuna işaret eden Pamir, Türkiye açısından yapılması gerekenin dışa bağımlılığı azaltmak olduğunu vurguladı. Pamir, Türkiye’nin attığı imza ile Ukrayna’yı by-pass eden Rusya’ya olan bağımlılığının eskiye oranla daha da arttığını kaydetti.

ANKARA

Belediye binasını karakola çevirdi

Sûr Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Diyarbakır Vali Yardımcısı Bilal Özkan, 2 polisi Özel Kalem Müdürlüğü bünyesine alırken, başkanlık katında da silahlı polisler nöbet tutuyor

Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Amed’in Sûr Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Diyarbakır Vali Yardımcısı Bilal Özkan, hizmet yerine belediyede konforuna ve güvenliğine yönelik faaliyetlere başladı. Daha önce valilikten özel çaycısını getiren kayyım Özkan, emniyet istihbaratta görevli 2 polisi de Özel Kalem Müdürlüğü bünyesine aldı. Özkan, demir bariyerler ve zırhlı araçlarla abluka altına alınan belediyeye her gün çok sayıda özel harekat polisi ile gelirken, başkanlık katında da silahlı polisler nöbet tutuyor. Eşbaşkanlık odasının dekorunu beğenmeyen Özkan, özel bir şirketten yaptırdığı mobilyalarla, dekorunu sil baştan değiştirdi. Kayyum olağanüstü güvenlik önlemlerini yeterli görmeyip odasına kurşun geçirmez cam da taktırdı.

Atandıktan bir gün sonra kayyum oldu

Ayrıca kayyum, belediyeye gelir gelmez de kaldığı odanın duvarlarına, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın farklı yerlerde çekilmiş 3 fotoğrafını çerçeveleterek astı. Daha önce görev yaptığı Adana Pozantı Kaymakamlık görevini yürütürken, sık sık hükümet yanlısı açıklamalarıyla bilinen Özkan, CHP milletvekilleri ile girdiği polemiklerle gündeme gelmişti. Özkan, 2014’te Kaymakamlıktan istifa ederek yerel seçimlerde Mersin Silifke ilçesinde AKP Belediye Başkan adayı oldu. Seçimleri kazanamayan Özkan, istifa ettiği kaymakamlığa yeniden atandı. Pozantı Kaymakamı olarak görev yaparken 10 Eylül’de Diyarbakır Vali Yardımcılığı’na atanan Özkan, hemen bir gün sonrasında ise kayyum olarak Sûr Belediyesi’nin başına getirildi.

AMED / DİHA

Genç yönetmenler: Direnişleri kameralarımızla yarına taşıyacağız

SERHAT WELAT DAĞDELEN

Axtamara Fim Fevtivali’ne katılan genç yönetmenler, Kürdistan’da işlenen savaş suçlarını ve buna karşı verilen tarihi direnişi kameralarıyla yarına taşımak gibi tarihi bir sorumluluklarının olduğunu söyledi.

Wan Büyükşehir Belediyesi ve Ortadoğu Sinema Akademisi’nin “Doğadan ses, tarihten ışık, yaşamdan hakikatle” sloganıyla düzenlediği 3’ncü Axtamara Van Film Festivali kapsamında çok sayıda genç yönetmenin çektiği kısa filmlerin gösterimi yapıldı. Kısıtlı imkânlar ve zor koşullarda çekilen kısa filmler izleyici tarafından büyük ilgi gördü. Özelikle Kürdistan’da yaşanan soykırıma ve direnişe kameralarını çeviren genç yönetmenler, Kürt analarının çocukları olarak kameralarıyla direnişleri, geleceğe taşımak gibi bir sorumluluklarının olduğunu söyledi.

‘Savaş sürecinde çok şeye tanıklık ettik’

Amed (Diyarbakır) Cegerxwin Kültür Merkezi Sinema Akademisi’nde 2 yıl sinema alanında eğitim alan genç yönetmenlerden Dilan Koçer’in, ilk çalışması 50 yaşındaki Fatma Ana’nın evinin bahçesinde bekleyiş içerisinde ruh halinin anlatıldığı Neqs adlı kısa belgeseli oldu. Daha yolun başında olduklarını ve deneyimli yönetmenlerden öğrenecekleri çok şey olduğunu belirterek, çektikleri filmlerin halkla buluşmasının önemli olduğunu, gelen eleştiriler doğrultusunda bir dahaki çalışmalarına yön verdiğini söyledi. Yaşadıkları coğrafyada bir savaş gerçekliğinin olduğunu ve bu savaşa tanıklık ederek yaşadıklarını vurgulayan Koçer, “Bu savaş sürecinde birçok şeye tanıklık ettik. Bu da yapmak istediğiniz sanata ve sinemaya yansıyor. Bu koşullarda içine girdiğim arayış, hakikat peşinde bir sanat anlayışına sürüklüyor” dedi.

‘Halkın çocukları olarak direnişleri yarına taşımak düşer’

Tarihi anların olduğunu ve tarihi ve zor bir sürecin devam ettiğini kaydeden Koçer, çok büyük travmalar yaşandığını ama buna karşılık büyük direnişlerin de yaşandığına dikkat çekti. Başta Cizîr, Sûr, Gever ve Nisêbîn olmak üzere özyönetim alanlarında büyük direnişlerin yaşandığını hatırlatan Koçer, “Çok ağır bedeller ödedik. Ama bu bedeller karşısında halk da kendi topraklarına, kendi yaşam alanlarına sahip çıktı. Bizde halkın çocukları olarak yaşanan bu direnişlere kameralarımızı çevirip, bunu gelecek nesille taşımak gibi bir görev ve misyona sahibiz” diye konuştu.

‘Sinemanın savaşları durdurma gücü var’

İlk çalışması Rêger adlı kısa film olan Bulut Rênas Kaçan ise, 15 yaşında olan bir çobanın gündelik hayatını anlatıyor. Kaçan, alanda yetişen bir Kürt sinemacı olarak önlerinde uzun ve meşakkatli bir yol olduğunun altını çizerek, Ortadoğu coğrafyasında sinemacının rolü ve misyonun önemli olduğunu vurguladı. Özellikle sinemada oluşan mağduriyet dilinin bırakılması gerektiğini ve bunun başlı başına bir sorun yarattığını dile getiren Kaçan, Kürt sinemasında mağduriyet dilinin çok kullanıldığına dikkat çekti. “Elbette yaşanan mağduriyet ve ölümleri de beyaz perdeye yansıtmamız gerekiyor. Fakat bunun yanında direniş varsa direnişi ve yeni bir yaşam varsa o yeni yaşamı da yansıtmak gerekir” diyen Kaçan, sinemanın yaşanan savaşları durdurma gibi bir güce sahip olduğunu vurguladı.

‘Film festivalleri bizim için bir deneyim alanıdır’

Kürt yönetmenlerin bu alana yeni giren genç yönetmenlere deneyimlerini paylaşma noktasında eksiklikler yaşadığını ifade eden Kaçan, “Özellikle son dönemlerde coğrafyamızda yaygınlaştırılan film festivalleri bizim için büyük avantaj sağlıyor. Batıdaki film festivallerine girdiğimizde sansürleniyoruz. Onun için bu film festivalleri bizim için bir deneyim alanı ve önemlidir. Zaten bizim görevimiz, bu coğrafyada yaşananları halka aktarmaktır. Bu film festivalleri de bu imkanı sağlanıyor” dedi.

‘Direniş varsa onu işlemek gerekir’

“Mavera” adlı kısa film ile Türkiye’deki faili meçhul cinayetleri ve 1990’lı yıllardaki cinayetlerin simgesi haline gelen beyaz Toros aracını işleyen Vedat Oyan ismli genç yönetmen ise büyük bir savaşın yaşandığını ve yönetmenler olarak bunlara tarihe not düşmek için kameralarını bu savaşa çevirdiklerini belirtti. Oyan, tüm bu savaş ve çatışma ortamına rağmen Kürt sinemasının ileriye dönük gelişme kat ettiğini söyledi. Sinemacılar olarak yönlerini yaşanan hak ihlallerine, faili meçhul cinayetlerine ve ölümlere çevirirken, yaşanan direnişi unutmamak ve bunu da yansıtılması noktasında üzerlerine düşen görevi yerine getirmek gerektiğinin altını çizen Oyan, şunları söyledi: “Hep mağdur dilini kullanmaktansa bir çıkış yolu aramak onları tetiklemek önemlidir. Ama mağduriyetten çok orada var olan direnişi işlemek gerekir. Sinemanın önemi burada ortaya çıkıyor. Cizîr’de bir katliam yaşandı ama orada bir direniş de vardı. İşte onu göstermek gerekir. Yaşamını yitirenler olabilir. Ama onların direnişine sahip çıkan milyonlar var. İyi işlemek gerekir. Biz genç yönetmenlere ise bu görevi layıkıyla yerine getirmek düşüyor.”

(era/cd)

DİHA

Havalandırma kısıtlamasını protesto eden kadınlara işkence!

Silivri 9 Nolu Cezaevi’nde havalandırma kısıtlamasını protesto eden kadın tutsaklar, erkek gardiyanların saldırılarına maruz kaldı. Kadın tutsaklar, erkek gardiyanların, bacaklarını açmaları için zorla iğne bile batırdığını anlattı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘Türkiye cezaevlerinde ve tutukevlerinde kötü muamele ve işkence yoktur’ iddiasında bulunmasına rağmen Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinden 3 ay önce Silivri 9 No’lu Cezaevi’ne sürgün edilen kadın tutsakların, erkek gardiyanların cinsel saldırı başta olmak üzere sistematik işkencesine maruz kaldığı ortaya çıktı. Toplam 37 kadın tutsağın tutulduğu Silivri 9 Noluda, yaklaşık 3 aydır hasta kadın tutsakların da tedavileri de yapılmıyor. Rahim kanseri Mesude Pehlivan 3 aydır kemoterapi tedavisi görmezken, diyaliz hastası Yasemin Karacadağ ve Aysu Baykan’ın da tedavilerinin yapılmadığı belirtildi.

Kadın tutsaklar, geçtiğimiz Pazartesi günü görüşe giden yakınları aracılığıyla kendilerine yönelik işkenceyi anlattı.

‘Bacaklarımızı açmamız için iğne batırıyorlar’

TAYAD’lı ailelerden Server Karakoç, cezaevinde tutuklu bulunan kızı Zeynep Gonca Karakoç’u ziyaret eden oğlu Aziz Karakoç’un ablasının maruz kaldığı işkenceyi anlattığını belirtti. Havalandırma kısıtlamasını protesto ettikleri için erkek gardiyanların işkencesine maruz kaldıklarını aktaran kızının ve arkadaşlarının bacaklarının zorla açılarak iğne batırıldığını söyledi. Anne Karakoç, “Erkek gardiyanların gelip bacağına iğne batırmak ne demek. İçinde uyuşturucu mu var? Nasıl bir işkence yöntemidir ki bu?”diye tepki gösterdi. Anne Karakoç, görüş esnasında kızı Zeynep’in kardeşine, “Aziz ben şu anda hiçbir yerde görmediğim işkenceyi görüyorum. Bacağında morluklar var. Kadınların bacaklarını açması için bacaklarına iğne batırıyorlar” dediğini aktardı.

‘Yere yatırıp gözünü tekmeledi’

Sevcan Adıgüzel adlı bir kadın tutsağın da yere yatırılıp gözüne tekmeyle vurulduğunu ifade eden anne Karakoç, şunları aktardı: “Kızım Gonca, Sevcan’ın çığlığını duyuyor. Gözünün akının aktığını hissediyor. Erkek gardiyanlar Sevcan’ın memesini sıvı gelene kadar sıkıyor. Gonca, ‘işkencecilerin uyuşturucu kullandığını düşünüyorum’ demiş.”

‘Bu nasıl vicdansızlıktır’

“Adalet Bakanı çıkıp Türkiye ve dünyaya yalan söylüyor. Hapishanelerde işkence ve kötü muamele yok diyor” şeklinde tepki gösteren anne Karakoç, “Adalet Bakanı ya da cezaevi müdürünün çocuğu yok mu? Bizim karşımıza çıksın bizi dinlesin. Kıyafet, ayakkabı ve yiyecek verilmiyor. Böyle bir düzen görmedim. Kızım öğretmen ve onun kalemini, kitabını elinden alamazsın. Bu nasıl insafsızlık ve vicdansızlıktır” diye konuştu.

‘Boğazını sıkıp duvara fırlattılar’

TAYAD’lı ailelerden Fatma Yayla’da, cezaevinde tutuklu bulunan kızı Bahar Ertürk’ün bugüne kadar yaşadığı işkenceleri anlatmazken, Pazartesi günü yapılan görüşte artık dayanamayarak yaşadıklarını anlatmaya başladığını ifade etti. Yayla, şöyle devam etti: “Kızım normalde bize yaşadığı işkenceleri anlatmazdı. Ancak bu Pazartesi öyle olmadı. Kızım yapılan işkenceyi direkt anlattı. Havalandırma kısıtlamasını protesto ettikleri sırada erkek gardiyanlar işkence yapmış. Kızım, iri yarı bir erkek gardiyanın boğazını sıkıp yukarı kaldırdığını ve daha sonra duvara fırlattığını söyledi. 30 erkek 3 kadın tutsağa işkence yapıyor. Arkadaşı Sevcan’ı yerde yattığını ve gözünün akının aktığını görmüş. Erkek gardiyanların kızım ve arkadaşlarının bacaklarına ve vücutlarının her yerine 3 ya da 4 tane iğne batırdığını da anlattı.”

‘Erkek gardiyanlar tarafından taciz ediliyorlar’

TAYAD’lı ailelerden Fahrettin Keskin ise, Silivri Cezaevinin kadın tutsaklar için uygun olmadığını kaydetti. Cezaevinde kızı Yıldız Keskin bulunan baba Keskin, tutsakların zaruri ihtiyaçlarını kantinlerden karşılayamadığını belirtti. Baba Keskin, “Erkek gardiyanlar tarafından sürekli taciz ediliyorlar. Pazartesi günü görüşe gittim. Ziyaret kabininde girdiğim zaman da kızım hapishanenin durumunu anlattı. Kızım, erkek gardiyanların onları tekmeleyerek ve döverek darp ettiklerini anlattı” diye belirtti.

‘Adalet Bakanı gidip görsün’

Çocuklarının can güvenliğinin olmadığını kaydeden baba Keskin, korkuyla yaşadıklarını söyledi. “Bugün telefon günü ve ben telefonda ne diyecek diye korkuyla yaşıyoruz. Çocuklarımızın can güvenliğinden nasıl haberdar olacağız?” diye soran baba Keskin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a cezaevlerinde yaşanan işkenceleri bizzat yerinde görmesi yönünde çağrı yaptı.

Kamuoyuna da işkenceye karşı duyarlılık çağrısında bulunan Keskin, “Bizzat Adalet Bakanı ile görüşmek istiyoruz. Taleplerimizi sunmaya çalışacağız. 7 Eylül’de Adalet Bakanlığı önüne gittik ve 7-8 dilekçelerimizi verdik. Bize döneceklerini söylediler ancak daha geri dönüş yapmadılar” diyerek çocuklarının hayatından endişe duyduklarını yineledi.

(za-sde/pu)

YBŞ Genel Komutanı Şengali: Musul operasyonunda yer alacağız

YBŞ Genel Komutanı Mazlum Şengali, Musul operasyonuna yasalar çerçevesinde YBŞ’nin de katılacağını söyledi. Türkiye’yi “operasyonu sekteye uğratma çabası içinde olmakla” suçlayan Şengali, “Eğer biz Şengal’de olmasaydık, Türk askeri oraya da yerleşecekti” dedi.

Musul’un DAİŞ işgalinden kurtarılması için yapılacak operasyona ilişkin hazırlıklar devam ederken, operasyonun bir kaç gün içerisinde başlayacağı yönündeki kimi bilgiler bizzat sahadaki güçler tarafından dillendirilmeye başlandı. Bununla birlikte operasyonda hangi güçlerin yer alacağına dönük tartışmalar da sürüyor. Ancak asıl tartışma ise, DAİŞ’in kentten çıkarılmasının ardından bölgedeki güçlerin varlığı ve statüsünün ne olacağı ekseninde yürütülüyor.

Kamuoyunun yakından takip ettiği Musul operasyonun taraflarından biri de Yekîniyên Berxwerdana Şengal (YBŞ-Şengal Direniş Birlikleri).

YBŞ Genel Komutanı Mazlum Şengali, sahadaki son hazırlıklar ve Musul operasyonuna dair yürütülen tartışmalara ilişkin DİHA’nın sorularını yanıtladı.

‘YBŞ’nin de dahil olduğu operasyon kısa sürede başlayacak’

* Musul’a dönük bir operasyon hazırlığı tartışmaları var. Daha önce de kimi hazırlıklar oldu, ancak ertelendi. Musul operasyonuna dönük belirtildiği gibi bir hazırlık var mı?

Evet, Musul operasyonunun hazırlıkları var. İlkbahar da dahi vardı. Hatta o günlerde biz de kimi operasyonlar geliştirerek, kimi bölgeleri özgürleştirdik. Büyük bir alanı özgürleştirdik. Bu Musul operasyonu kapsamında gerçekleşmişti. Merkezi hükümetin çıkardığı planlar çerçevesinde o operasyonlara başladık. Ancak operasyon sonrasında ertelenmek zorunda kalmıştı. Şimdi hazırlıklarımız da var. Ciddi hazırlıklar yapılıyor. Ama Türkiye bunu boşa çıkarmak istiyor.

* Ne zaman başlayacağı kesin mi?

Aslında Musul operasyonun günler içerisinde başlayacağını belirtmek mümkün. Çok kısa bir zamanda başlayacaktır.

* Tartışılan en önemli başlıklardan biri de YBŞ güçlerinin katılıp katılmayacağı yönünde, YBŞ operasyonda yer alacak mı?

Güçlerimiz yasalar çerçevede hazırlıklarını sürdürüyor. Merkezi hükümetin isteği doğrultusunda biz de hareket edeceğiz. Onlar isterlerse biz operasyonda yer almaya hazırız. Ancak, bizim de belirlediğimiz bölgeler var, oraları özgürleştireceğiz. Bu esas üzerinden hazırlığımızı yaparak operasyonda yer alacağız.

* Operasyonda başka hangi güçler yer alacak?

Musul operasyonu askeri hazırlıklardan çok siyasi çıkarların üzerinden yürütülüyor. Tabi bu çıkarlardan bölge halkı etkileniyor. Zarar gören bölge halkı oluyor. Bu bölgenin asıl sahipleri bölge halklarıdır, dolayısıyla bölgenin geleceğinde karar sahibi de bölge halkıdır. Başarıya ulaşacak bir Musul operasyonunu bölgedeki halk yürütecektir. Bu da hem Musul’un geleceği hem de Irak’ın geleceğini demokratik ulus çerçevesinde olmasını sağlayacaktır. Bölgede varlığını sürdüren her inancın, her kimliğin ve her halkın bir arada özgürce yaşamasını sağlayacak olan da budur.

* YBŞ’nin olası Musul operasyonunda yer alması dengeleri nasıl değiştirecek? Türkiye ve KDP’nin bu gerçekleşmesini istememesinin nedeni nedir?

Musul operasyonuna bölge halkının birlikte dahil olması ve Musul’u DAİŞ işgalinden kurtarması, buradan yaşayan halkların birlikte yaşamının da önünü açacaktır. Tüm halklar ortak bir gelecek, demokratik bir ulus inşa edecektir. Güçlerimizin de bu operasyona dahil olmasının istenmemesinin nedeni, halklar arasındaki düşmanlığı derinleştirmektir. Böylesi bir durum, bölgedeki sorunları daha da derinleştirecektir. Tek devlet, tek millet zihniyeti üzerinden operasyona dahil olmak isteyen Türkiye’nin amacı, diğer halkları haksız bırakmaktır. Bizim dahil olmamamız üzerinden de, perde arkasından bunun zemini hazırlanıyor.

‘Operasyondan bahsedenlerin halklar için bir projesi yok’

Musul operasyonundan bahsedenler bölge halkı için en ufak bir projeden bahsetmiyorlar. Hangi halk ne haklara sahip olacak, bu halkların statüleri ne olacak? Buna dair tek bir açıklama yapmıyorlar ama Musul operasyonu konuşulurken bu halkların geleceğinin de belirlenmesi gerekir. Nasıl bir sistem yürütülecek, farklı inançlar, kültürler ve halklar gelecekte nasıl yaşayacak. Bunların açıklanması gerekirdi ama öyle bir şey yok.

* Türkiye’nin birlikte hareket ettiği gruplar kimler?

Türkiye gelmiş Başika’ya yerleşip kimi grupları etrafında toplamış. Bu çeteler bir dönem DAİŞ’in de içerisindeydi. DAİŞ ile birlikte de hareket ettiler. Bunları bir araya getirip ordu haline getirmişler. Cerablus’ta olanla burada olan da aynıdır. Oradaki zihniyette çete zihniyetiydi, buradaki zihniyette budur. Musul’da da bunu yapmak istiyorlar. Bu yüzden diğer güçlerin dahil olması istenmiyor.

* Musul operasyonuna Türkiye’nin ısrarla katılmasının nedeni nedir?

Türkiye’nin Musul operasyonuna dahil olmadaki ısrarı bölgeyi kuşatma, işgal etme arzusundan ileri gelmektedir. Türkiye bunda ısrar ediyor. Yine Türkiye, Misak-i Milli sınırlarında ısrar ederek, bu sınırı bir kez daha güncelleyerek devreye koymak ve kontrol altına almak istiyor. Ama bu da işgaldir. Irak’ın bir yasası var. Bunu çiğnemek işgalciliktir.

‘Türkiye’nin Musul’a girişi DAİŞ’in ömrünü uzatır’

Türkiye’nin Musul’a girmesi aynı zamanda DAİŞ’in ömrünü uzatmaktır. Bu yüzden Musul operasyonuna girmek için bu kadar ısrar ediyor. Bir diğer neden de Musul operasyonu ile Kürt güçleri arasında bir kardeş savaşını başlatmaktır. Türkiye’nin ısrarı biraz da budur. Yine DAİŞ’e karşı kurulan, bölgede de bir meşruluğu ve otoriteri olan DAİŞ’e karşı koalisyonun bu otoritesini kırarak, böylelikle kendi planlarını burada hayata geçirmek istiyor.

‘AKP, ordunun düştüğü durumu Musul ile düzeltmek istiyor’

Tabi 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türk askerinin içerisine düştüğü durumun da bunda etkisi var. Darbe girişimi sonrası Türk ordusu imajı bozuldu, prestiji düştü. Dünya genelinde de böyle bir anlayış hakim oldu. Kendi askerinin başının kesilmesi, köprüden atılması bunların önünü açtı. DAİŞvari bir yaklaşım askerlere karşı yapıldı. İşte kendini toparlamak ordunun imajını tazelemek amacıyla da bu ısrarı güdüyorlar. Bir başka nedende bölge halklarını halk olmaktan kaynaklı haklarından yoksun bırakmaktır. Esas olarak da bu nedenle bunu istiyor. Burada yaşayan halkların ve inançların yok etmesini istiyoruz. Mezhep savaşını daha da derinleştirmek istiyor. AKP radikal Sünnicilik üzerinden bir politika izleyerek, aslında DAİŞ’in bir kopyası konumunda. DAİŞ, AKP’nin bir kopyası olarak ortaya çıkmıştır, zihniyet tarz bakımında da aynıdır.
Bu yüzden de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çıkıp ‘Musul bölgesi Sunni’dir, Sunni kalacaktır.’ diyor. Bu ne anlama geliyor; yaşayan inançların inkarıdır. Bunların soykırımdan geçirilmesidir. Israrcılıkla da bu soykırımın zeminini hazırlıyor.

‘Türkiye Musul işgal edildiği sırada neredeydi?’

* Bu noktadan hareketle Irak hükümeti ve Türkiye arasında Başika kampı üzerinden yükselen bir gerilim var. Bunu nasıl okuyorsunuz?

Irak’ın bu açıklamaları, haklılık açıklamalarıdır. Türkiye başka bir ülkenin askerinin Türkiye’de olmasını istiyor mu? Hatırlayacaksınız Rusya uçağını düşürmeyi dahi kendilerince hak gördüler. Ama gelip Irak toprağına girebiliyorlar. Dolayısıyla Irak’ın da buna itiraz etme hakkı elbette var? Hatta isterse Türk askerlerini zor kullanarak buradan çıkarabilir. Sadr Hareketi’nin bir açıklaması oldu. Buraya niçin geliyorlar? Musul işgal edildiği zaman neden gelmediler, o zaman ‘yardım etmeye geliyorum’ deyip gelselerdi. Irak kendini toparlayınca, DAİŞ darbe yemeye başlayınca, güçsüz kalınca Türkiye buraya geldi. DAİŞ’in düşeceğini de gördü ve gelip ‘ben de bundan pay istiyorum’ diyor. Bu kadar dürüsttüler madem ilk gün gelseydiler. Burada Türkmen, Êzidî halkı katledildiği zaman, Musul halkı katledildiği zaman neden gelmediler. O dönem ‘yardım için geldim’ deseydiler anlaşılırdı. Koalisyon güçleri arasında da yer almadı. DAİŞ karşısında savaşmadı. Neden savaşmadı. Çünkü DAİŞ’i kendileri kurup örgütledikleri için. Irak ve Suriye savaşında milyonlarca insanın ölmesine, katledilmesinin bir nedeni de AKP’nin kendisidir. Bu kadar kan dökülmesinin sebebi onların zihniyetini sonucudur.

*KDP’nin Türkiye ile Musul konusunda geliştirdiği işbirliğinin altında neler yatıyor?

İttifaklarının temeli Musul’un kuşatılması üzerinedir. İttifakları mezhep savaşını derinleştirerek, bölge halkını ezme üzerinedir. Misak-i Milli sınırı dediğimiz de budur. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Sunni tartışması üzerinden bunu yapıyor. Ama burada merkezi bir hükümet var onunla birlikte bölge halkları var. Güney Kürdistan’ın büyük bir bölümü de buna karşı. Sadece küçük bir kesim Türkiye’nin bu politikalarına destek veriyor. KDP, Türkiye’nin yanında yer alıyor ki KDP’nin de bir kesimi bunu kabul ediyor tamamı buna destek vermiyor. Neden, bunun olması bölge halkları arasında derin bir savaşın hatta Kürt arasında da bir savaşın başlaması olacaktır.

‘Türkiye, tehlikeli ve olumsuz bir rol oynuyor’

‘Türkiye intikam almak üzerinden operasyonu tartıştırıyor’

Dört parçaya bölünen Kürdistan toprakları dört devlet arasında paylaşılmış durumda. Ancak Kürt halkının hak sahibi olduğu yer sadece Irak’tır. Türkiye bunun da intikamını almak istiyor. Kazanılan bu halkları yok etmektir. Tarihe bakalım Kürt ve Arap halkı arasında ciddi bir savaş olmamıştır. Sadece Baas rejimi döneminde yaşanan bir savaş var. Öncesinde Osmanlı ile savaş var. Türkiye bunun intikamını bu Irak’tan almak istiyor. KDP’de bu oyunun bir parçası konumundadır. Bu oyun tehlikeli bir oyundur. Halkımız başta da Güney halkımız bunun farkında olmalı ve bu kazanımlarına sahip çıkmalıdır.

‘Türkiye operasyonun önünü almak istiyor’

*Türkiye’nin Başika’yı Musul operasyonunun başlangıcında yeniden tartışmaya açmasının nedeni nedir?

Birinci neden, aslında Musul operasyonunun önünü almak ve Musul operasyonunun başlamaması için bu tartışma bilinçli olarak ortaya konuldu. Bilindiği gibi ilkbaharda, Nisan ayında Musul operasyonu başlayacaktı. Ancak bu nedenlerden dolayı ertelendi ve bugüne kadar da bu nedenler operasyon başlayamadı. O dönem Sadr Hareketi de Musul operasyonu üzerinde etki bıraktı. Yine Türk askerlerinin gelip Başika’ya yerleşmesi ve halen bu durumun halen devam etmesiyle de Musul operasyonun başlayamadı. Aslında operasyonun önüne engel de koydu. Tabi bölgesel güçlerin çıkarları doğrultusunda kimi hesapları vardı. Musul operasyonunun bahar aylarında başlaması İran’ın çıkarlarına da ters düşüyordu. Musul operasyonunun sonu gelecek ve savaş İran’a kayacaktı. Bu yüzden de operasyonu o dönem engellediler.

* Başika’dan söz açılmışken, söz konusu bölge kadim Êzidî halkının ana toprakları olarak biliniyor. Bu anlamda Türk askerlerinin oradaki varlığına ilişkin sizin tavrınız nedir?

O bölge Êzidî halkının toprağıdır. İlk günden itibaren Türkiye’nin oradaki varlığını kabul etmedik, etmeyeceğiz de. O günlerde ciddi tepkiler de vardı, zaten Irak yasaları da bunu mümkün kılmıyordu ama KDP’nin desteğiyle Türkiye oraya yerleşti. Türkiye’yi oraya yerleştiren KDP’dir. Başika’da sadece KDP vardı, Türk askerlerini oraya getirdi. Eğer bizim güçlerimiz Şengal’de olmasaydı buraya dahi getirmiş olabilirlerdi. Türkiye’yi buraya getirmesi büyük bir savaşı başlatacağından ve o gücü de savaşa sokacağından bunu yapamadı.

‘Katliamların sorumlusu Türkiye’yi bölge halkı orada görmek istemez’

Başika aynı zamanda bir Êzidî bölgesidir. Êzidî halkının uğradığı fermanların tümünün arkasında Türkiye’nin parmağı var. Böylesi bir düşmanı bu topraklara getirmeyi bu halkta kabul etmez. Halk günü gelecek bunun hesabını soracaktır. Türk askerlerinin oradaki varlığını kabul etmiyoruz. Mevcut yasalara da aykırıdır, yasalar neyi gerektiriyorsa bu konuda da öyle hareket edeceğiz.

‘Türkiye mezhep savaşı üzerinden kendini yaşatmak istiyor’

* Bölgede Sunni-Şii dengesi nasıl? Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin bu konudaki tutumları nedir?

Sunni-Şii ilişkiler derin bir düşmanlık üzerinden gelişmiş bir ilişki değil. Ama bu düşmanlığı derinleştiren kimi güçler var. Türkiye bu güçlerden birisi. Türkiye, bu mezhep savaşı üzerinden kendi varlığını sürdürmek istiyor. Aslında bölge halkları açısından birlikte yaşamın derin izleri var. DAİŞ’e karşı savaşta Şii ve Sunniler de birlikte yer alabiliyor. Êzidi, Kakai, Süryani, Türkmen halklar olsun hepsi birlikte DAİŞ’e karşı mücadele ediyor. DAİŞ ile birlikte bu mezhep savaşını derinleştirmek istediler ama bunu başaramadılar. Şimdi DAİŞ’in yapmak isteyip de yapamadığın Türkiye yapmak istiyor. Mezhep savaşını derinleştirmek istiyor. Her açıklamasını Sunnicilik üzerinden yapıyor. Sanki Sunniciliğin savunucusuymuş bir misyon yükleniyor. Bu aslında DAİŞ’in savunmasıdır.

Bugüne kadar yürüttükleri politika derin bir mezhep savaşını getirmedi ama bundan sonra bunu derinleştirmek istiyorlar. Biraz KDP güçlerini Sunni olarak yanında tutuyor. Yine Türkmenler gibi Sunni bir kesim daha var bunları Haşdi Vatani adıyla örgütleyerek, yanında tutuyor. Buradan hareketle de demeçler verip sanki Musul operasyonu sanki Musul’un içerisinde başlayacak gibi. Ama Musul’da kim var DAİŞ var. Bu isim altında da Musul’u aldık, artık kimse Musul’a giremez demek istiyorlar.

(hd/kk/öç)

DİHA

Musul Operasyonu’nun başlangıç tarihi belirlendi

Musul Vilayet Meclisi üyesi Hisam El Ebaz, Irak Başbakanı Haydar Ebadi’nin Musul’un kurtarılması operasyonuna ilişkin ilgili taraflarla biraraya geldiğini ve operasyonunun başlangıç tarihinin belirlendiğini kaydetti.

Musul Vilayet Meclisi üyesi Hisam El Ebaz, Irak Başbakanı Haydar Ebadi’nin Musul operasyonu komutanları ve operasyona katılması kararlaştırılan güçlerle toplantı yaptığını kaydetti. Musul’un kurtarılması operasyonunun tarihinin belirlendiğini ifade eden Hisam El Ebaz, bunun önümüzdeki saatlerde kamuoyuna da duyurulacağını belirtti.

Hisam El Ebaz, “Operasyona Irak ordusuna bağlı 15 ve 17’inci taburlar, Anti Terör, Irak polisi 5’inci birliği ve yerel polisler de katılacak” dedi.

El Ebaz, Heşd El Şebî’nin operasyona katılımına ilişkin olarak ise şunları dile getirdi: “Heşd El Şebî’nin Telafer tarafından katılması kararlaştırıldı. Heşd Eşayir güçleri ise, Musul çevresinde katılacak. Ayrıca Türk güçlerinin müdahalelerine karşı da koalisyon güçleri ile anlaştık ve Türkiye’nin müdahalelerine izin verilmesi kabul edilemez.”

(öç)

Esad’dan Suriye’deki Kürtlere ‘destek’ açıklaması: Görüşmelere devam ediyoruz

  Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “Üçüncü Dünya Savaşı, Suriye konusunda sıkça kullanılan bir terim haline geldi” dedi.

Sputnik Türkiye’nin haberine göre, Rusya’nın Komsomolskaya Pravda gazetesine konuşan Esad, Halep’in teröristlerden geri alınmasının diğer Suriye kentlerinin özgürleştirilmesi için ilk adım olacağını ifade etti. “Bu bölgeyi temiz tutmak ve teröristleri geldikleri yer olan Türkiye’ye itmek ya da öldürmek zorundasınız. Başka bir seçenek yok” diyen Esad, şöyle devam etti:

“Askeri ve stratejik açıdan, El Nusra’yı izole etmemiz mümkün değil. Ancak Halep’i almak, diğer şehirlere doğru ilerlemek ve onları da teröristlerden kurtarmak için başlama noktası olabilir. Halep bu yüzden önemli.”

‘ÖSO İLE DEAŞ VE NUSRA ARASINDA BİR FARK YOK’

Özgür Suriye Ordusu ile DEAŞ ve El Nusra arasında herhangi bir fark olmadığını iddia eden Esad, “Teröristler Suriye’ye ilk geldiğinde kimse El Nusra ya da DEAŞ’tan bahsetmiyordu. Onlara basitçe Özgür Suriye Ordusu deniyordu, hükümetin ve ordunun karşısındaydılar. Ancak gerçekte, biz ilk haftalardan insanların kafalarını kesmeye başladıklarını gördük. Bu, onların başından beri radikal bir grup olduğunu gösteriyor” diye konuştu. Suriye lideri, “ÖSO büyümeye başladığında, suçlarını saklamak imkansız hale geldi ve Batı da El Nusra’nın varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Ancak aslında bu Özgür Suriye Ordusu, bu DEAŞ. Aynı köklere sahipler ve bir yerden diğer yere hareket edip duruyorlar” dedi.

SUUDİ ARABİSTAN, İRAN’DAN UZAKLAŞMAMIZ KARŞILIĞINDA DESTEK TEKLİF ETTİ’

Suudi Arabistan’ın İran’dan uzaklaşılması karşılığında Suriye’ye destek sözü verdiğini kaydeden Esad, “Eğer İran’dan uzaklaşırsak ve onlarla bütün ilişkimizi kestiğimizi açıklarsak bana yardım edeceklerini söylediler” dedi. Esad, Suudi Arabistan Suriye’deki krizi şantaj için kullanmak istediğini ifade etti.

Rusya’nın Suriye’deki dengenin değişmesine ve teröristlerin kontrolündeki alanların azaltılmasına yardımcı olduğunu kaydeden Suriyeli lider, “Önceden, sözde ABD müttefikleri burada aktifti ancak eylemleri yanıltıcıydı, hiçbir şey yapmadılar. DEAŞ ve El Nusra ilerlemeye devam ediyordu ve çok sayıda militanları vardı. Türkiye’ye her gün daha fazla petrol ihraç ediyorlardı. Ancak Rusya’nın dahil olmasıyla birlikte kontrolleri altındaki alanlar azaldı” diye konuştu.

‘KÜRTLERİN ÇOĞU BAĞIMSIZLIK İSTEMİYOR’

Suriye’deki Kürtlerin büyük bir kısmının bağımsızlık istemediğini savunan Esad, “Tüm Kürtleri ve aynı zamanda Ermenileri, Çeçenleri, Türkleri, Arapları değerlendirmeden, sadece Kürtlerin bir kısmıyla konuşamayız. Kürtlerin büyük bir bölümü bağımsızlık istemiyor, sadece bazılarının bu talebi var” ifadelerini kullandı.

‘KÜRTLERE SİLAH YOLLADIK’

Suriye yönetiminin Kürtlerle diyalogu sürdürdüğünü aktaran Esad, “Görüşmelere devam ediyoruz. Onları DEAŞ’a karşı savaşlarında destekledik, silah yolladık” dedi.

“ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI”

Esad, “Suriye’deki durum daha tehlikeli hâl almaya başladı. Krize daha fazla oyuncu dahil olmaya başladı. Örneğin, İran, Rusya, Türkiye ve ABD’nin önderliğindeki koalisyon. Çin kendi çıkarlarını gösteriyor. Bu krizin üçüncü dünya savaşına dönüşmesinden endişelenmiyor musunuz?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

“İlk olarak sorunun kaynağından konuşmak gerek, bu tabi ki terörizm. Kimin Suriye’nin işlerine karıştığı önemli değil, önemli olan kimlerin her gün ve her saat teröristleri desteklediğidir. Bu en önemli sorun. Bunu çözersek, bu karışık resim anlamını yitirir. İşte o zaman bu sorunu çözebiliriz. Rusya ve İran bizim sürekli müttefiklerimiz ve onlar yasal yollarla buradalar. Teröristlere karşı savaşıyorlar, fakat sadece teröristleri desteklemek için bu krize dahil olanlar var.

İkincisi, Üçüncü Dünya Savaşı Suriye’deki durumda sıkça kullanılan bir terim haline geldi. Bugün gelişmekte olan Soğuk Savaş’a benzer bir durum gözlemliyoruz. Batının başta da ABD’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile Soğuk Savaş’ı durduramadıklarını düşünüyorum.”

KRİTİK TOPLANTI CUMARTESİ GÜNÜ

Cumartesi günü, İsviçre’nin Lozan kentinde Türkiye’nin de katılacağı bir Suriye toplantısı düzenlenecek. Lozan’daki toplantıya Rusya’nın yanı sıra ABD’nin ve Suudi Arabistan’ın da katılması bekleniyor.

Türkiye ve Rusya’nın ilişkileri normalleştirme yolunda attıkları adımlar, şu ana kadar tarafların Suriye’nin geleceği konusunda bir uzlaşı sağlamasına yeterli olmuş değil. Beşar Esad karşıtı muhalif grupları destekleyen Türkiye, Suriye’nin siyasi geleceğinde Beşar Esad’ın yeri olamayacağını ifade ediyor. Suriye ordusuyla birlikte muhaliflere yönelik hava operasyonları düzenleyen Rusya ise Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar verebileceğini söylüyor.

14’ünde evlendirildi, 15’inde doğum yaptı, bir hafta sonra hayatını kaybetti

Habertürk Gazetesi’nden Bulut Kutlu’nun haberine göre, Bitlis’in Mutki İlçesi’ne bağlı Özel Köyü’nde 1 yıl önce yani 14 yaşında akrabasıyla imam nikâhıyla evlendirilen Derya B., 15 yaşında hamile kaldı. 1 hafta önce de evde doğum yaptı. Doğumdan bir süre sonra fenalaşan küçük kız, ailesi tarafından şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kusma şikâyetleriyle hastaneye kaldırıldı. Muş Devlet Hastanesi’nde yapılan kontrollerin ardından beyin kanaması geçirdiği belirlenen Derya, Batman’daki özel bir hastaneye sevk edildi. 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü hastaneye kaldırılan Derya, 2 gün yoğun bakımda kaldı. 14 yaşında evlendirilen Derya, 15 yaşında doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamayıp yaşamını yitirdi.

‘ERKEN YAŞTA DOĞUM ÖLDÜRDÜ’ İDDİASI

Derya B.’nin erken yaşta doğum yapmasından dolayı beyin kanaması geçirdiği öne sürüldü. Derya’nın cenazesi, otopsi için Batman Bölge Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Bu arada Derya B.’nin ölüm haberini alan annesi ve yakınları sinir krizleri geçirdi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

AMCA: BAŞINI AMBULANSA ÇARPTI

Amca Şahin T., “Derya’yı rahatsızlığı nedeniyle Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi’ne götürdük. Ambulansa bindirirken kafasını çarptılar. Hasköy’de bir gün kaldık, sağlık durumu iyiydi. Her ihtimale karşı daha sonra Derya’yı Muş’a götürdük. Muş’tan da Batman’a özel bir hastaneye sevk ettiler. Batman’da iyiydi, yemek yedirdik, iğne yaptılar, sonra şuurunu kaybetti. Yoğun bakım ünitesine aldılar. Beyin kanaması geçirdiğini söylediler” dedi.

‘HAMİLE KALMASI TEHLİKELİ’

Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Aydan Biri, anne ölümlerinin doğrudan ve dolaylı anne ölümleri olarak sınıflandırıldığını, Derya’nın ölümünün ise dolaylı anne ölümü olduğunu söyledi.

Hastanın dosyasıyla ilgili bilgiye sahip olmadığına dikkat çeken Biri, “Anevrizması, gebeliğe bağlı tansiyonu var mıydı, bilmiyoruz. Çocuk gelinlerin hamile kalması tehlikelidir. Adölesan gebeliklerde ölüm hızı daha yüksek. Tansiyon, erken doğum, müdahaleli doğum riski fazla. Organları tam olarak gelişmemiş, gelişimini tamamlayamamış çocukların gebelikleri daha çok ölümle sonuçlanır” diye konuştu.