Ana Sayfa Blog Sayfa 6226

Af Örgütü: Avustralya sığınmacıları açık hava cezaevinde tutuyor

Af Örgütü, Avustralya’daki mülteci kampına yönelik incelemelerini aktardığı raporunu pazartesi günü yayınladı. Raporda örgüt, Nauru mülteci kampında insanlık dışı şartlara ve sığınmacıların yönelik tacizlere yer verdi.

Raporu kaleme alan Uluslararası Af Örgütü uzmanlarından Anna Neistat, temmuz ayından bu yana Nauru kampında yaklaşık yüz sığınmacıyla birebir görüştü, kampın eski ve yeni çalışanlarıyla mülakat yaptı. Raporda, kampa kapatılan yaklaşık 400 kadar sığınmacının psikolojik şiddete maruz kaldığı ve çoğu zaman çaresizlik nedeniyle kendilerini yaraladıklarına dikkat çekiliyor. Birçok sığınmacının Nauru kampına geldikten sonra psikolojik olarak rahatsızlandıkları ve tıbbi yardımın yeterli olmadığı belirtiliyor. Ayrıca çocukların cinsel tacize karşı yeteri kadar korunmadığı aktarılıyor. Kampa kapatılan sığınmacıların geçen yıldan itibaren adada serbest dolaşmasına izin verildiğine ancak birçoğunun ada sakinlerinin saldırılarına maruz kaldığına dikkat çekiliyor.

Anna Neistat, Nauru’daki “açık hava cezaevi” olarak nitelendirdiği mülteci kampında, koruma arayan diğer sığınmacıları caydırmak için “olabildiğince çok acı yaşatıldığını” belirtti.

Nauru mülteci kampının kapatılması için sık sık protesto gösterileri düzenleniyor

Avustralya’da hükümet uzun süredir, sığınmacılara yönelik politikalar nedeniyle eleştirilerin hedefindeydi. Örgütün açıkladığı rapor ile Nauru kampındaki insanlık dışı uygulamalar nedeniyle hükümetin üzerindeki baskının artacağı tahmin ediliyor. Hükümet, ana karadan uzakta yer alan Nauru Adası’ndaki kampla, sığınmacıların deniz üzerinden Avustralya’ya gelmelerini engellemeye çalışıyor. Bu nedenle deniz üzerinden gelenler, Nauru kampına yerleştiriliyor. Burada kalan sığınmacıların mülteci olarak tanınmış olsalar dahi oturma iznine sahip olamayacakları belirtiliyor.

Af Örgütü, hükümetin sığınmacıları Nauru kampında izole etmesini eleştiriyor. Son yıllarda kampa girebilen basın mensuplarının sayısının çok az olduğuna dikkat çeken rapor hakkında Avustralya hükümetinden henüz bir açıklama yapılmadı.

Avustralya hükümeti, komşu ülkelere, sığınmacı kampları kurmak ve sığınmacıları bu kamplara yerleştirmek üzere para ödüyor. Nauru mülteci kampında kalan sığınmacılardan 900’ünün mülteci başvurusunun kabul edildiği ve adada yaşadıkları belirtildi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/dpa/AFP/GA/EC

‘IŞİD lideri Bağdadi son anda kaçtı’

Irak’ın Musul kentini IŞİD’den kurtarmak için başlatılan operasyon devam ederken, çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Rus haber ajansı Sputnik’in ‘güvenlik kaynakları’na dayandırdığı habere göre, IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi, Musul’da gerçekleştirilen bir hava saldırısı öncesi son anda kaçtı.

Saldırının hangi güçler tarafından düzenlendiğini belirtmeyen kaynaklar, “Bağdadi, Musul’da (IŞİD) komutanlarının katıldığı bir toplantıya düzenlenen saldırıdan son anda kurtuldu” dedi.

IŞİD’in kendini halife ilan eden lideri Bağdadi’nin yeri olası koalisyon güçlerinin hava operasyonları nedeniyle gizli tutuluyor.

Musul operasyonu ardından dolar uçuşa geçti

Yeni haftaya 3.09 – 3.10 lira aralığında başlayan Dolar, akşam saatlerine doğru tırmanmaya başladı. Piyasalarda, Türkiye’nin operasyonda yer alma konusundaki ısrarlı tutumu, liradan kaçışı hızlandırınca, Dolar 3.1107 lira olan önceki rekorunun hafif üzerine, 3.1110 liraya kadar çıktıktan sonra 3.10 – 3.11 lira aralığına çekildi.

Dolardaki tırmanışta, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun Perşembe günü yapacağı toplantıdan faiz indirimi çıkacağı yolundaki beklentiler de etkili oldu. Piyasalarda yapılan anketlerde, yüzde 8.25 olan koridorun üst bandında 0.25 puanlık yeni indirim beklentisi ağır basıyor.

MHP ve AKP’nin başkanlık zirvesi

Partisinin grup toplantısında ‘başkanlık’ tartışmalarını yeniden açan MHP lideri Devlet Bahçeli, Çankaya Köşkü’nde Başbakan Binali Yıldırım ile gündeme getirdiği konuyu görüştü. Zirvede, anayasa değişikliği ve Musul ile gündemdeki konular hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu bildirildi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında gündeme getirdiği Başkanlık konusu yapılan zirvede ele alındı. MHP ile AKP arasında yapılan görüşme 1 saat 10 dakika sürdü. Başbakan Binali Yıldırım ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Çankaya Köşkü’nde yaptığı görüşmede gündeme getirilen Başkanlık modeli ve MHP’nin AKP’ye vereceği destek ele alındı. MHP’nin destek vermesi ile olası bir Başkanlık teklifinin 330 sınırı olan referanduma götürülebileceği gibi 367 ile de doğrudan meclisten geçirilebilecek.

Başbakanlık kaynakları ise yapılan görüşmede ayrıca Musul’da yapılan operasyon, Fırat Kalkanı operasyonundaki son durum Antep ve yurt genelinde meydana gelen saldırı ve patlamalar ile Anayasa değişikliği konularında görüş alışverişinde bulunduğunu açıkladı.

(kk/cd)

Dinmeyen çığlık:Çernobil

Çernobil Nükleer faciası, insanlığın ve doğanın en büyük felaketlerinden biri olarak tarihin kara sayfalarına yazıldı. Çernobil’in sıçradığı yerlerden bir olan Karadeniz’e etkisi ise zehirli topraklar, zehirli sular ve 3 başlı doğan çocuklar oldu

İnsanlığın ve doğanın yaşadığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe yazılan Çernobil Nükleer faciası, üstünden yıllar geçse de silinmeycek acılar ve izler bıraktı. Nazım Hikmet’in “Japon Balıkçısı” şiiri yıllar sonra kendi topraklarında yaşanan bir felaktin de habercisiydi sanki. Ve tarih 26 Nisan 1986’yı gösterdiğinde yaşanan facia, en çok da Nazım’ın topraklarını yani Doğu Karadeniz topraklarını ve halklarını etkiledi kuşkusuz. Ancak aradan geçen onca zamana rağmen Çernobil’in Doğu Karadeniz’e olan etkilerine dair ne bir araştırma ne de geniş çaplı bir dökümantasyon merkezi var.

Çernobil’de ne oldu?

Rusya Federasyonu’nda bulunan Çernobil Nükleer Santrali, 26 Nisan 1986 tarihinde patladı. Kaza sonrası radyoaktif saçılım başta Ukrayna, Belarus ve Rusya Federasyonu olmak üzere tüm Kuzey Yarı Küre’yi etkiledi. Facia sonrası ortaya çıkan radyasyon sonucu Rusya’da 60 bin, Ukrayna ve Belerus’ta 140 bin kişi hayatını kaybetti. İlk aşamada 3 bin 600 köy ve kasaba ile 2 milyon 650 bin insan etkilendi. 350 binden fazla insan bölgeden uzaklaştırıldı. Uzmanlara göre zehirli bölgelerin temizlenmesi için 100 bin yıla yakın bir sürenin geçmesi gerekiyor.

Gizlemeye çalıştılar

Çernobil Katliamı önce bir süre gizli tutuldu. İlk önemli nükleer kaza anonsu 28 Nisan’da İsveç’ten geldi. İsveç’teki Forsmark Nükleer Güç Fabrikası’nda ek olarak yapılan her yer altı nükleer testinde tespit edilmiş havadaki partiküllerin rotası Çernobil’i gösterdi. Uluslararası Doktorlar Örgütü ve Radyasyondan Korunma Birliği’ne göre Çernobil’in çevreye verdiği zarardan bugüne kadar 600 milyondan fazla insan etkilendi. En çok etkilenenler elbette “likidatörler” denilen gönüllüler oldu. Bunlardan 112 bininin hayatını kaybettiği belirtilirken, geri kalanının yüzde 90’ı ise kanser, yüksek tansiyon, mide ve bağırsak hastalıkları ile savaşmaya devam ediyor.

Türkiye’ye etkisi NASIL OLDU?

Çernobil Katliamı’nda ortaya çıkan radyoaktif yayılım, kazadan bir hafta sonra 3 Mayıs 1986’da sağanak yağmur ile Trakya’yı, 7-9 Mayıs 1986’da ise Doğu Karadeniz’i etkiledi. Türkiye, Çernobil’den en fazla etkilenen ülkeler arasında olmasına rağmen bu konudaki kapsamlı araştırmalar yok denecek kadar az. Sadece, Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) o dönemki çalışanlarının hazırladığı “Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser” başlıklı raporu mevcut. Bu raporda da, Türkiye’de bazı akademisyenlerin bu dönem içinde radyasyon konusunda çalışma yapmamaları, yaparlarsa da yayınlamamaları şeklinde baskı gördükleri belirtilirken, bu baskının Radyasyon Güvenliği Komitesi adı altında kurulan kurul tarafından yazılı olarak yapıldığı ifade edildi.

Çernobil’den önce ve sonra…

Çernobil Katliamı Doğu Karadenizli kadınların hayatında adeta bir dönüm noktası. Olaylar anlatılırken veya geçmişten bir örnek verilecekken “Çernobil’den önce ve sonra” diye anlatılıyor. Hopa’da Sosyalist Kadın Meclisleri’nde çalışma yürüten Nurcan Vayiç, Çernobil’den sonra toprağın verimsizleştiğini, meyve ve sebzelerin olmadığını söylüyor. O dönem çocuk olduğu için patlamaya dair hatırladıklarının sınırlı olduğunu söyleyen Vayiç, bilinçli bir şekilde konunun kapatıldığını, ailelerin de korku yaratmasın diye konuyu dillendirmediğini belirtiyor.

‘Yağmurdan korkar olduk’

Kadının doğa ile kurduğu bağ düşünüldüğünde Çernobil en çok kadınların hayatını etkilemiş. “Trabzon’da 3 kafalı çocuk doğdu” söylemleri ile büyüdüklerini, ancak hastanelerin bu konuda açıklama yapmadığını anlatan Asiye Atagün isimli kadın da, “Kötü bir şey olmuştu sanki, ama kimse bize gerçeği anlatmıyordu. Sanki çok uzakta olmuştu” diyor. Çernobil’in ardından “Yağmurlardan korkmaya başladıklarını” anlatan Atagün, ilk 3 gün sokağa çıkmayarak kendilerini radyasyon etkisinden koruduklarını da gülümseyerek anlatıyor.

‘Artık çok geçti…’

Annesi ile babasını kanserden kaybeden sivil toplum uzmanı Dilek Dündar, Çernobil’in kanser nedeni olduğunu belirtiyor ve o günlerin Fatsası’nı şu sözlerle anlatıyor: “Çernobil yaşandığında Fatsa’nın üzerinden adeta bir dozer geçmişti.” “Çernobil’e dair o gün bildiklerim, yerli malı haftasında dağıtılan ücretsiz fındıklar ve ekran karşısında çay içen bir devlet yetkilisinden ibaretti” diyen Dündar, sonraki süreci şu sözlerle aktarıyor: “Ne vakit ki kanser Karadeniz’in kaderi oldu o zaman gerçeği anlatanların sesleri duyulmaya başladı. O sesler bize Çernobil’in bir nükleer santral olduğunu, patlamayla birlikte üzerimize radyoaktif madde yağdığını, dönemin iktidarının tüm uyarılara rağmen bunu görmezden geldiğini ve kara günlerin gelip çattığını anlatıyordu. İşte o vakit öğrendik biz de Çernobil’i. Ama artık çok geçti… Çünkü çığ gibi büyüyordu kanser. Her aileden en az bir kişi… Önce en yakın arkadaşım Kazım, ardından 6 ay arayla annem ve babam.”

Ya kanser hastası ya hasta yakını!

Doğu Karadeniz’in Trabzon, Rize, Artvin gibi illerinde hangi eve giderseniz gidin mutlaka bir kanserli hastaya veya hasta yakınına rastlıyorsunuz. “Çernobil’in ardından hastalıklar ama özellikle kanser hastalığı arttı” söylemi çokça dillendiriliyor olsa da bu konuda bilimsel olarak bir açıklama yapılmış değil. Bilimsel olarak sayılabilecek tek çalışma ise TTB’nin 2006 yılında Artvin Hopa’da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47.9’unun nedeninin kanser olduğunu ortaya koyan rapordu.

Karadeniz’de kanser hastalığı ile mücadele edenlerden biri de Aysun Paksoy. Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu Paksoy, İstanbul’da özel bir şirkette çalışırken, bundan tam 8 ay önce ailesini ziyaret etmek için geldiği Hopa’da meme kanseri olduğunu öğrendi. Hastalığını öğrendikten sonra hemen Hopa’da bulunan ailesinin yanına taşınan Paksoy’un memeleri de tedavi için alındı. Paksoy’un sağlık durumu düzelmeyince doktorlarının tavsiyesi üzerine kemoterapi almaya başladı.

Direnişe çağrı

Aynı zamanda yaşam savunucusu olan Paksoy, Karadeniz’de yapılmak istenen nükleer santral ve hidroelektrik santrallerine karşı İstanbul’da düzenlenen tüm eylemlere katıldığını söylüyor. Hem kansere hem de Karadeniz üzerindeki ekolojik yıkıma karşı direnen Paksoy, “Karadeniz’in doğası ekolojik yıkıma karşı nasıl direniyorsa ben de hastalığıma karşı direneceğim” diyor.

‘Ölüm sayısı yüzde 2 yüz arttı’

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Şahin, Çernobil’in, “dünyanın en büyük facialarından en kötüsü” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Çevredeki insanlar ne olduğunu anlamıyor. Hayvanları dışarı çıkarıp vuruyorlardı. Bunu yapmakla görevlendirilen biri ‘Atlar, onları vurmak için dışarı çıkarttığımızda ağlamaya başlarlardı’ diye anlatıyor. Radyasyon alan insanlardaki ilk belirti, koku alma duyularını yitirmeleriydi. Bitkindiler, öğrenciler dersin ortasında sıra üzerine yığılır ve bilinçlerini kaybediyorlardı. Herkes mutsuz ve asık suratlıydı. Anneler günlük giydikleri giysileri her gün yıkamak zorundaydılar. Bahçelerinde yetişen güzelim yiyecekleri, domatesleri, salatalıkları iki yıl boyunca yiyemeden imha etmek zorunda kalmışlardı. İnsanlar bazı şeylerini radyasyon ölçtürmek için getirirlerdi. Ama her şey limitlerin o kadar üstündeydi ki sonradan vazgeçtiler. Çaresizce aynı toprağı ekip biçmeye devam ettiler. Bu ürünlerle beslenen hayvanların etini ve sütünü kullanmayı sürdürdüler. Çocuklar zehirli toprakların üzerinde oyun oynuyor, insanlar zehirli sular içiyor, zehirli yiyecekler yiyor, zehirli denizlerde yüzüyordu. Sonuç kanser vakalarından ölen insanların sayısı yüzde 2 yüz artmıştı. Bugün hala bizi yönetenler tüm bu gerçekleri bildikleri halde dünyanın terk ettiği nükleer santralleri ülkemizde kurmaktan çekinmiyor.”

Çernobil faciasında Türk medyası

Çernobil’in Türkiye’ye etkisini gizleme görevini ise Türk medyası üstlendi. Ülkede yaşanan savaşı, yolsuzluğu ve adaletsizlikleri manipüle etmede koçbaşı olarak kullanılan Türk medyası, o zaman da devletin resmi beyanatlarının ötesine geçmedi. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın, “Biraz radyasyonlu çay lezzetlidir” sözleri ile dönemin bakanlarından Cahit Aral’ın, “Çayı harmanlarsanız radyasyon daha da aza iner” sözleri Türk medyasının birinci sayfalarını süsledi! Dönemin 20 Nisan 1986 ile 20 Nisan 1987 arasındaki Milliyet Gazetesi arşivleri tarandığında “Dünyada radyasyon paniği”, “Radyasyon paniği Japonya’ya sıçradı”, “Radyasyon paniği azaldı” gibi başlıklar ile Türkiye’yi faciadan hiç etkilenmemiş gibi yansıtmaya çalıştığı görülüyor. Milliyet Gazetesi 31 Ekim 1986’da yer alan haberde, Cahit’in radyasyonlu çayın cinsel gücü arttırdığı ifadelerine yer verdi. Böylece gazeteler bu bilimsel olmayan bilginin de aracısı oldu.

Evrim Kepenek / Rize-Jinha

Silo Qiz acıları kemanıyla işliyor

Dersim’de 1938’den bu yana yaşanan acıları kemanıyla birlikte Kırmanckî yaktığı ağıtlarla dile getiren Dengbêj Silo Qiz, bir asrı devirdiği yaşıyla kemanını hala ilk günkü heyecanla çalıyor

Adı Dersim’le özdeşleşen Dengbêj Silo Qiz, 7 kuşaktır dengbêjliğini sürdürüyor. 1918 doğumlu Süleyman Doğan (Silo Qiz), çocukken babasının düğünlerde, sünnet merasimlerinde çaldığı kemana ilgi duyar. 8 yaşındayken neredeyse kendi boyundaki kemanı omzuna alamadığı için yere indirerek çalmaya başlayan Silo Qiz, kendini kanıtlayınca artık babasıyla beraber sanatçı olarak anılır. İkisinin ismi de Süleyman olduğu için kendisine Kirmanckî’de “küçük” anlamına gelen “Qiz” ismiyle hitap edilen Silo Qiz, Dersim’in en iyi dengbêji olarak bilinir.

Ağıdı oğlu için

Dersim merkeze bağlı Mulo Köyü’nde doğan ve halen oradaki 2 odalı toprak evde yaşayan Silo Qiz’ın 11 çocuğundan sadece 2’si hayatta. 100 yaşına merdiven dayayan ve 400’ün üzerinde bestesi bulunan Silo Qiz, köydeki evinin önünde, dut ağacının dibinde geçmişe dalarak günlerini geçiriyor. Kulakları tam işitmeyen Silo Qiz’a geçmişi ve kendini anlat dediğimizde, “Artık yaşlıyım, hatırlamıyorum” diyor. Kemanı eline aldığında saatlerce usanmadan çalan Silo Qiz’ı anlatan kızı Emoş Doğan, babasının özellikle 38’de katledilenler için bestelediği ağıtlarından çok etkilendiğini söylüyor ve “Babam daha çok, genç ölümler üzerine ağıtlar yakardı. Bundan dolayı babamın ağıtları birbirinden güzeldir, ayırt edemiyoruz” diye ekliyor.

Oğlu Mehmet Doğan ise babasının sanatına dair şunları paylaşıyor: “Erzincan Pülümür, Hozat, Mazgirt köylerine giderek kemanıyla müzik çalıyordu. İnsanlar para olmadığından dolayı çökelek ve yağ verirlerdi. Getirip Elazığ’da satıyordu, bize elbise, ayakkabı ve yiyeceğimizi getiriyordu. Babam biri öldüğünde gelip beste yapmasını isterlerdi. O da nasıl öldüğünü, ismini, nasıl biri olduğunu sorardı. Kemanını çıkarıyordu. Allah vergisi bir yetenek vardı ve söylüyordu üzerine.”

150 parçası bulundu

Doğan, babasının sesini dinlemek için gelenlerin kaset getirip söylediği şarkıları kaydettiğini belirtiyor. 10-15 yıl öncesinde Dersim’in ilçeleri ve köylerinde babasının parçalarını toplamaya başladığını belirten Doğan, yeraltındaki kasetleri, köylülerden aldığı kasetleri topladığını, bantlardaki kesik ve eksikleri onarmak için İstanbul’a gönderdiğini ve bu çalışmayla babasının yaklaşık 150 parçasını keman sesiyle beraber toplayabildiğini söylüyor. Kendisi için en önemli parçaların hangisi olduğunu sorduğumuz Doğan, “Benim kardeşimin ağıtı var Saheyder, babam oğlunun üstüne söylemiş. Kardeşim öldüğünde haberimiz yoktu. Komşularımızdan dairelerde çalışanlar kardeşimizin cenazesini getirmeye gittiler. Gece yarısı kardeşimin cenazesi geldiği zaman, o kadar yiğit ve cesurdu ki, babam, kendi oğlu değil sanki kemanı almış eline ağıtı hemen yakmış, söylemiş. O ağıt kasetlerdedir. Ama her gün öyle yiğit insanlar gidiyor ki onlar da benim kardeşim gibidirler. Bizim için değerliler” diyor.

‘İsmi Mamekî’de yaşatılsın’

Silo Qiz gibi Kirmanckî parçalarla hem dili hem yöredeki kahramanlıkları bugüne taşıyan babasının adının Mamekî’de (Dersim merkez) henüz sağken yaşatılmasını isteyen Doğan, “Silo Qiz değerliyse, bu yaptığı sanatından dolayı değerlidir. Rica ediyorum buradan hangi hemşerimiz, Belediye Başkanımız ve duyarlı olanlardan kim varsa Silo Qiz’a müze yapsınlar” diyor.

DERSİM / DİHA

Musul’da intihar saldırısı: Onlarca asker öldü

Musul operasyonunda IŞİD çetelerinin düzenlediği intihar saldırısında yaklaşık 70 Iraklı asker yaşamını yitirdi

Musul’u IŞİD çetelerinin elinden kurtarmak amacıyla bugün sabah erken saatlerde başlatılan operasyon, Musul’un doğusunda ve güneyinde devam ediyor. Irak ordu birliklerine yönelik IŞİD çetelerinin düzenlediği intihar saldırısında yaklaşık 70 asker yaşamını yitirdi. Musul’un doğusunda şiddetli çatışmaların yaşandığı bilgisi geliyor.

Öte yandan, Rojnews’e konuşan Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Musul Sorumlusu Xeyas Surçi, “Peşmerge güçleri Hemdaniye kasabası yakınlarındaki Bedene Biçuk (Küçük Bedene) köyünü kontrol altına aldı” dedi. Xeyas Surçi, peşmerge güçlerinin Bedene Gewre (Büyük Bedene) köyünü de kuşattığını sözlerine ekledi. Surçi, çatışmaların sonuçlarına ilişkin “Şu ana kadar şehitlerimiz yok. Birkaç yaralımız var, onların durumu da hafif” dedi. Ayrıca Hemdaniye kasabasına bağlı bir Kakeyi köyü olan Keberli köyü de şu ana kadar kontrol altına alındı.

6 peşmerge yaşamını yitirdi

Xazır bölgesinden harekete geçen peşmerge güçleri ile IŞİD çeteleri arasında çatışmalar devam ediyor. Çatışmalarda peşmerge güçleri şu ana kadar 6 kayıp verdi. Tarıp Mame Ebe, operasyonda yaşamını yitiren ilk peşmerge oldu. Peşmerge Güçleri Sağlık Sorumlusu Şamal Cabar Yaver yaptığı açıklamada, şu ana kadar 6 peşmergenin yaşamını yitirdiğini, 14 peşmergenin de yaralandığını duyurdu.

Keberli köyünde de 20 yaralı var

Ayrıca Keberli köyünü kontrol altına alan peşmerge güçlerinin köyün içinde arama tarama çalışmaları yapmak için girdiği bir okulda bomba patladı. Patlamada yaklaşık 20 peşmerge yaralandı.

YNK’nin özel güçlerinden bir peşmerge komutanı Rojnews’e şu bilgileri verdi: “Keberli köyü kontrol altına alındıktan sonra bir grup peşmerge bir okulun içine girdi. Ama maalesef okula patlayıcı döşenmişti. Patlamada yaklaşık 20 peşmerge yaralandı” dedi.

10 köy IŞİD’ten kurtarıldı

Öte yandan Musul’u kurtarma operasyonunda,  toplam 10 köy kurtarıldı. Musul’un doğusunda Xazır bölgesinden başlatılan operasyonda Bedene Biçuk (Küçük Bedene), Keberli, Kani Heram, Esquf ve Ercel köyleri ve Zerde Dağı etekleri kontrol altına alındı. İlerleyen saatlerde Giyara kazasının Kani Herem ve Nemrud nahiyesine bağlı Hut köyleri de kurtarıldı. Aynı zaman da IŞİD çetelerinin kazdığı hendekler peşmerge güçleri tarafından dolduruluyor.

Ebadi’den Türkiye’ye: Gerekirse…

Türk devletinin Musul operasyonuna katılmasına asla izin vermeyeceklerini yineleyen Irak Başbakanı Haydar Ebadi, gerektiğinde Türk devletine karşı savaşacaklarını söyledi

Başkent Bağdat’ta Musul operasyonuna ilişkin basın açıklaması yapan Irak Başbakanı Haydar Ebadi, “Musul operasyonuna Türk ordusunun katılımına izin vermeyeceğiz” diyerek, Türk devletinin böylesi bir çatışma için ortam hazırladığını, böyle bir durumda her türlü savunma haklarını kullanacaklarını ve gerektiğinde Türk devletine karşı savaşacaklarını söyledi. Ebadi, “Bizim topraklarımızı işgal ettikleri halde biz sorunun barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini belirttik. Buna rağmen eğer Musul operasyonunda bizim için tehlike oluştururlarsa biz de kendimizi savunacağız. Onun için bir kez daha belirtiyorum. Musul operasyonuna sadece Iraklı güçler katılacaktır” sözlerini yeniledi.

Türk devlet güçlerinin kendilerinin bilgisi dışında Başika’ya güç geçirdiğini belirten Ebadi, bu konuda Arap birliği ve ilgili BM Güvenlik Konseyine de başvurduklarını ifade etti. Türk devletine güçlerini Irak’tan çıkarması için gerekli baskının yapılması gerektiğini vurgulayan Ebadi, “Bu güçlere çağrıda bulunuyoruz. Bu savaşta bizim tarafımızı mı tutuyorsunuz, yoksa Türk devletinin mi? Artık tavrınızı netleştirin” dedi.

Dündar ve Yurdatapan’a dava

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla ‘Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği’ yapan Can Dündar ve Şanar Yurdatapan hakkında dava açıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan gazeteci Can Dündar ile insan hakları savunucusu Şanar Yurdatapan ve gazetenin Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya hakkında iddianame hazırladı. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Dündar için “örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” iddiasıyla iddianame hazırlanırken, Şanar Yurdatapan ve İnan Kızılkaya için de, “örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla iddianame hazırlandı. Duruşma 22 Aralık’ta görülecek.

İSTANBUL / DİHA

Gazi’de baskı ve yıkıma karşı süresiz açlık grevi

Aralarında esnaflarında bulunduğu 8 kişi Gazi Mahallesi’nde baskılar ve işyerlerinin kapatılmasına ve yıkıma karşı süresiz dönüşümlü açlık grevine başladı

İstanbul’un Sultangazi ilçesine bağlı Gazi Mahallesi’nde çay bahçeleri, taksi durakları ve Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuyla Mücadele Merkezi’nin özel hareket polisleri eşliğinde kepçelerle başlatılan yıkıma karşı süresiz dönüşümlü açlık grevi eylemi başlatıldı. Aralarında dükkanları kapatılan esnafların da bulunduğu 8 kişi, Gazi Cemevi bahçesinde greve başladı. Açlık grevi öncesi basın açıklaması yapan grup, “Gazi’de polis baskısına, gözaltı ve tutuklamalara karşı süresiz açlık grevindeyiz” yazılı pankart açarak, “Yaşasın açlık grevi direnişimiz” ile “Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz” sloganları attı.

‘OHAL bahanesiyle yıkım başladı’

Grup adına açıklamayı yapan Gürkan Yalçınkaya, Olağanüstü Hal’in (OHAL) bahane edilerek Gazi Mahallesi’nde Hasan Ferit Gedik Uyuşturucu ile Savaş ve Kurtuluş Merkezi’nin işgal edildiğini, halkın sorunlarını çözen Halk Meclisi’nin yıkıldığını anımsattı.

Çay bahçeleri yıkıldı

Evine ekmek götürebilmek için gece gündüz çalışan taksicilerin duraklarının yıkıldığı söyleyen Yalçınkaya, “Genç, yaşlı, çocuklarımızın gönül rahatlığıyla çay içebildiği çay bahçeleri yıkıldı” dedi. Bahenelerle dükkanlarının basıldığını, ekmeklerinin ellerinden alındığını söyleyen Yalçınkaya, “Bizleri aç bırakarak Gazi halkına olan düşmanlığını gösteriyorlar” ifadelerini kullandı.

Yalçınkaya, mahalleden geçen polis otolarından Mehter Marşı’nın dinletildiğini ve sokaktaki kadınların cinsel saldırıya da maruz kaldığını dile getirdi.

‘Açlığımızla direnceğiz’

Devletin ekmek teknelerine göz diktiğini ifade eden Yalçınkaya, “Tedavi merkezimizi çay bahçelerimizi, taksi duraklarımızı geri istiyoruz. Bizler işimizi, ekmeğimizi geri alana kadar bedenlerimizi açlığa yatıracağız. Açlığımızla direnecek bedenlerimizi barikat yapacağız” dedi. DİHA