Ana Sayfa Blog Sayfa 6227

Süryani kadınlar için bir nefes: Neshe

Mêrdîn’de yayına hazırlanan Neshe gazetesi, bir grup Süryani kadının kendi emeği ile çıkıyor. Süryani kadınlar ile birlikte tüm dünya kadınlarının sesi olmayı hedefleyen gazetenin çalışanları, ‘Neshe’yi bir okula dönüştürmek istiyoruz’ diyor

İsmini Süryanice ‘Kadınlar’ anlamına gelen ‘Neshe’den alan gazete, 2014 yılında Mêrdîn’de (Mardin) yayın hayatına başladı. Süryani kadınların hazırladığı gazete, aylık olarak Sabro gazetesi ile birlikte çıkıyor. Toplamda 6 sayfadan oluşan Neshe gazetesinin son sayfası, Süryanice ve Sabro gazetesi ile birlikte üç aylık olarak satışa sunuluyor. Yayın ilkesi olarak yaygın basındaki eril dilden uzak kadının dilini esas alan gazete, içerik olarak da oldukça zengin. Tarihte yer edinmiş bir çok Süryani kadının yanı sıra gazetede kadınlara dair bir çok konuyu görmek mümkün. Gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği’ni Aynur Özgün üstlenirken, Ninve Özgün ise teknikten sorumlu.

Tamamen kadın emeği

Süryani Kadın Merkezi’nin kurulmasının ardından bir gazete çıkarma hedeflerinin olduğunu ve gazetenin Avrupa Birliği (AB) projesi ile hayata geçtiğini söyleyen gazete çalışanı Songül Gürkan, projenin bitmesinin ardından gazeteyi kendi imkanları ile çıkarmaya devam ettiklerini söylüyor. Gazetede 5 Süryani kadının çalıştığını ancak yazar kadrosu içinde farklı etnik gruplardan kadınların da yer aldığını vurgulayan Gürkan, “Özgün olarak Süryani kadınlarının, bilhassa da Türkiye’de yaşayan kadınların sorunlarını ele alma fikri ile gazete çıkarmaya karar verdik” diyor.

‘Desteğe ihtiyacımız var’

Gazete aynı zamanda Türkiye ve Avrupa’dan gönüllülerin de desteğini alıyor. Kadınlar, ekim sayısı ile birlikte 10. sayısına ulaştı ve kadınlar gazeteyi ilerleyen dönemde aylık olarak çıkarmayı planlıyor. Kadınların desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Gürkan şöyle devam ediyor: “Gazetemizde gönüllü çalışacak yazarlara ve muhabirlere ihtiyaç duyuyoruz. Yazar kadromuzu genişletmek ve Süryani kadın gazeteciler yetiştirmek gibi hedeflerimiz var. Neshe’yi bir okula dönüştürmek istiyoruz. Bu gazetenin aylık çıkması için kadın dayanışmasına ihtiyaç var. Bölgedeki, Suriye, Irak ve Avrupa’daki kadın gündemini takip edip gazeteye yansıtmayı düşünüyoruz. Dünyanın her yerindeki kadınların sorunlarını ele almaya, farklı coğrafyalara yayılmış Süryani kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz.”

Kapalı yaşamları kırıyoruz “Kadınları en iyi kadınlar anlatabilir diye düşünüyorum” diyen Gürkan, “Bu gazete ile aynı zamanda Süryani kadınların kapalı yaşamlarını bir nebze olsun kırmaya çalışıyoruz” diyor. Gazete surkadim@outlook.com mail adresinden temin edebilir.

Ceylan Eraslan-Esra Aydın/Mêrdîn-Jinha

HDP’den siyasal ve örgütsel seferberlik kararı

Tüm yetkili organlarıyla toplanan ve ‘7 Haziran sonrasında gerekli inisiyatifi alamadığı, savaşı durduramadığı’ için özeleştiri veren HDP, önümüzdeki dönemde siyasal ve örgütsel seferberlik başlatma kararı aldı. HDP 9 başlık altında mücadele takvimi hazırladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hafta sonu yetkili organları ile 4’üncü kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı iki günlük toplantıda, “siyasal ve örgütsel seferberlik” başlatma kararı aldı. HDP Parti Meclisi tarafından toplantının sonuçlarına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yapılan toplantıda 2014 ve sonrasının siyasal-örgütsel gelişmelerinin değerlendirildiği belirtilerek, ayrıca gelecek dönemin de planlandığına işaret edildi.

Özeleştiri yapıldı

Özeleştiri yapıldığı belirtilen toplantıda, “HDP’nin Türkiye halkları, emekçileri ve ezilenlerinin mücadelelerini birleştirecek, farklılıkları ve özgünlükleri ile yeni yaşamı inşa edecek politikaları Türkiye’nin batısında yaygınlaştırma; Kürt coğrafyasında süregiden çatışmalara ve savaşa karşı kitleleri harekete geçirme ve muhalefeti örgütleme konusunda yetersiz kaldığı tespit edildiği” belirtildi. HDP ayrıca 7 Haziran seçimlerinden sonraki süreçte siyasi inisiyatif geliştirme konusunda da eksikler ve yetmezlikler yaşadığını da kabul ederek, “Yine bu süreçte HDP’nin geleneksel erkek egemen ve hegemonik dili mahkum eden kapsayıcı, umudu yeşerten, kadın özgürlükçü dili geliştirmekte ve kadınlara yönelik saldırılar karşısında yetersiz kaldığını” vurguladı.

‘HDP düşman ilan edildi’

HDP’nin geride bıraktığı 4 yılda sadece muhalefet değil, aynı zamanda demokratik mücadelenin odağı, yeni yaşamın inşa edilmesinin de umudu olduğuna işaret edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

“HDP’nin son 2 yıldaki ciddi yükselişi, bir yandan toplumda bir umut dalgasını ve demokratikleşme duygusunu güçlendirmiş; diğer yandan siyasi iktidarın ve geleneksel baskıcı devletin ve anlayışın kimyasını bozmuş, geleneksel iktidar bloğu yapılanmasını sarsmıştır. HDP, egemenler hukukuna dayalı, ‘tekçi’ ve katı merkeziyetçi ulus-devlet yapılanmasının, halkların birlikteliği, ezilenlerin örgütlülüğü ve çoğulculuğuyla sarsılabileceğini ve değiştirilebileceğini göstermiştir. Çözüm süreci ve görüşme döneminin tüm olumlu sonuçları ve barış için beslenen umut, ‘bir şeylerin olumlu yönde değişebileceğine’ dair beklentilerin yükselmesi egemen çevreler tarafından kabullenilememiştir. HDP, adeta düşman ilan edilmiştir”

‘Halklar AKP’nin savaşına mahkum edildi’

Ayrıca oluşan “Kürt karşıtı” ittifaka da dikkat çekilerek, bunun HDP’ye yalnızlaştırmaya çalıştığı belirtilerek, Türkiye halklarının AKP tarafından devreye sokulan savaşa mahkum edildiği bu ittifakın Kürt halkının iradesini ve statüsünü engelleyen geleneksel ve tarihsel politikalarını yeniden hakim kılmaya çalıştığı belirtildi. Türkiye’nin Orta Doğu politikasına da işaret edilen açıklamada, Rojava ve Başika’da yaşananların “işgal” olduğu ve bu politikanın Türkiye’yi savaşa sürüklediği belirtildi.

‘Yeni dönem ittifakı oluşturuldu’

Olağanüstü Hal (OHAL) rejiminin meşru olmadığına da işaret edilen açıklamada, “geleneksel devlet-Erdoğan ve AKP üçlüsünün” yeni dönem ittifakı oluşturduğu ve 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL ile muhalefet tasfiye edilerek yeni bir “tek adam rejiminin” yaratılmaya çalışıldığına işaret edildi. AKP’nin “tek adamlığa” dayanan Başkanlık sistemini “kendisi için tek çıkış yolu” gördüğüne işaret edilen açıklamada, “Şu koşullarda AKP’nin en zayıf halkası, kendi içindeki Fethullah yanlısı ve Erdoğan muhalifi milletvekillerinin, diğer bir deyişle darbe girişiminin siyasi ayağının nasıl tasfiye edileceği meselesidir” denildi. Ayrıca başkanlık tartışmalarının içerisinde erken seçim veya referandum seçenekleri barındırdığına dikkat çekildi.

‘HDP özgürlük mücadelesinin adresidir’

Açıklamada şunlara yer verildi: “HDP, bu karmaşık ve tehlikeli gidiş karşısında ve demokratik muhalefetin önemli bir odağı olma özelliğiyle demokratik direnişin ve özgürlükler mücadelesinin adresidir. Demokratik direnişi toplumsallaştırmak, yaygın ve dirençli bir demokrasi hattını örmek ve özgürlüklere yönelik her alanda gerçekleşen saldırılara karşı mücadeleyi büyütmek için tüm bileşenleriyle, tüm ittifaklarıyla, tüm demokratik politik yapılarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla bütünlüklü bir siyasal mücadeleyi örme sorumluluğu vardır.”

9 maddelik mücadele takvimi

HDP çıkardığı mücadele takvimini de açıklayarak, bunu 9 başlık altında şöyle sıraladı:

1. OHAL ve KHK’lerle ülkeyi yönetmek, ‘tek adam yönetimi’ni kalıcı hale getirmek için atılan adımlar karşısında, OHAL’in sona erdirilmesi ve KHK’lerle yaratılan toplumsal mağduriyetlerin giderilmesi konularındaki mücadelemizi sürdüreceğiz. OHAL-KHK rejiminin Türkiye’nin imzaladığı ve taahhütte bulunduğu uluslararası demokratik anlaşmalarla hukuki çelişki ve karşıtlık içinde olduğunu uluslararası alanda da anlatmayı sürdüreceğiz. KHK’ler aracılığıyla hiçbir yargı kararına dayanmayan kamu alanındaki işten atılmalar ve görevden uzaklaştırmalar sonucunda ortaya çıkan mağduriyetler; cezaevlerinde yaşanan ağır baskılar ve insan hakları ihlalleri karşısında demokratik hak, hukuk ve özgürlükler mücadelesini sürdüreceğiz.

2. Barış sözümüz ve kararlılığımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Barışa ulaşabilmek için, çözümün gerçekleşmesi için müzakerelere dönülmesi konusundaki ısrarımızı ve mücadelemizi sürdüreceğiz. Bayramda İmralı’da yapılan görüşmede bir kez daha barış ve çözüm konusundaki iradesini vurgulayan Sayın Öcalan’a yönelik tecridin sona erdirilmesinin bu konuda atılacak önemli bir adım olacağını vurgulamayı sürdüreceğiz. Cizre’den Sur’a, birçok ilçede yaşanan devlet saldırılarının sonunda ortaya çıkan yıkım ve tahribatın yarattığı maddi ve insani sorunların tamir edilmesi, acıların paylaşılması için başlatılan dayanışma kampanyaları, toplumun tüm kesimleri açısından görünür hale getirerek geliştireceğiz.

3. Hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de önümüzdeki dönemin en önemli konusu ‘birlikte ve eşit bir yaşam’ın nasıl sağlanacağıdır. Bu nedenle HDP, bugünün direniş odağı olduğu kadar yarının da kurucu öznelerinden birisidir. Yerel demokrasi, yerinden ve yerelden yönetim tartışmalarını, sınır kavramına sıkışmadan bu geniş alanda ele alarak halkların bir arada yaşayabilirliğine; bu modelin sadece Türkiye için değil, Ortadoğu’daki diğer devletler ve toplumlar için de geçerli olduğuna vurgu yapmayı ve aynı zamanda bölgesel barış için mücadeleyi sürdüreceğiz.

4. Toplumsal muhalefetin çok parçalı, kırılgan ve güçsüz bir yapı sergilemesini değiştirmek zorundayız. Demokrasi için güçbirliğini ve ortak mücadeleyi yaratma çalışmalarında yaşanan sorunları aşmak için elimizden geleni yapacağız. Çok kültürlülük için yeni bir siyaset ve söylem üreteceğiz.

5. Yasaları, uluslararası demokratik anlaşmaları, hukuku yok sayanların yasal süreçler işleterek karşımıza çıkaracakları ‘tek adam yönetimi’ne geçiş referandumuna ve Meclis’i Saray’ın adeta bir komisyonu haline getirebilecek adımlara tüm toplumsal muhalefetle kapsamlı şekilde hazırlanma kararlılığındayız.

6. Yoksullaştırma ve emeğin güvencesizleştirilmesine karşı emek mücadelesinin ve siyasetinin örgütlenmesini önemli bir görev olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan doğanın haklarının yok sayılması, ekolojik yıkımın sürdürülmesi, yerellerdeki ekoloji mücadelelerine kararlı ve örgütlü, istikrarlı bir katılımı gerekli kılmaktadır. Her iki alanda mücadelelerimizi büyütme ve ortaklaştırma kararlılığındayız.

7. HDP aynı zamanda bir kadın partisi olma iddiasını taşıdığı, topluma eşitlikçi ve özgürlükçü ‘Yeni Yaşam’ umudunu aşıladığı için mevcut iktidarın hedefindedir. Belediyelere yönelen kayyumların ilk icraatlarından birisinin kadın birimlerinin kapatılması ve eşbaşkanlığın lağvedilmesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, sistemin baskı mekanizmalarını kadın düşmanlığı üzerinden şekillendirdiği görülmektedir. Kadına karşı işlenen çeşitli suçlardaki cezasızlık, kadın cinayetleri ve farklı cinsiyet kimliklerine yönelen vahşi şiddetteki artış da bu iktidar zihniyetinin bir ürünü olarak karşımızda durmaktadır. İktidarın erkek egemen kadın politikaları karşısında daha etkin ve kapsamlı bir mücadele gündemimizin en güçlü kararlarındandır.

8. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana halklar arası ayrılık temelinde kurulan ‘tekçi’ ulus devlet sistemine karşı, Halkların Demokratik Kongresi’nin öncülüğünde ve farklı halkların ve inançların eşit birlikteliğini esas alarak oluşturduğumuz HDP ve HDK ile ‘bir arada yaşam’ mayası tutmuştur. ‘Bir arada yaşam’ anlayışının ve modelinin Ortadoğu ve Türkiye koşullarında ‘zamanın ruhu’ olduğu gerçeği her zamankinden daha fazla hissedilmektedir. ‘Bir arada yaşam’ umudu ve direncini, ‘tekçi’ Cumhuriyeti demokratik Cumhuriyet, ‘tekçi’ ve inkarcı ulus anlayışını demokratik ulus anlayışı ile aşarak, etkin yol ve yöntemlerle toplumun bütün alanlarında örgütleme dönemine girdik. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ile birlikte mahallelerden başlayan meclislerin örgütlenmesini daha kararlı ve etkili bir şekilde geliştireceğiz. Gençlik çalışmalarını ve örgütlenmesini geliştirip, büyüteceğiz.

9. HDP, ona adını veren halkların ve coğrafyanın sınırlarını aşan bir umuttur. Savaşın karşısında barışı soyut ve anlaşılmaz olmaktan çıkararak, tüm halklara umut olabilecek ‘Yeni Yaşam’ önerisiyle gelecek hayalini ete kemiğe büründürmüştür. Sözlerimiz boş değildir, Rojava’da hayat bulan da işte bu umuttur.

Pervin Buldan’a iki dava

HDP Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Pervin Buldan hakkında geçmişte yaptığı konuşmalar nedeniyle iki ayrı dava açıldı. Davaların biri 31 Ekim’de, diğeri ise 28 Kasım’da görülecek

Meclis Başkanvekili olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Pervin Buldan hakkında katıldığı eylem ve etkinliklerde yaptığı konuşmaları nedeniyle hazırlanan fezlekeler, davaya dönüştü. HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı Buldan’ı soruşturmaya çağırdı. Alınan parti kararı gereği ifade vermeye gitmeyen Buldan hakkında yürütülen iki ayrı soruşturmaya dair hazırlanan iddianameler Bakırköy 39. Asliye Ceza ve Bakırköy 41. Asliye Ceza mahkemeleri tarafından kabul edildi. Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava, 31 Ekim’de, Bakırköy 41. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava 28 Kasım’da görülecek. Her iki dava ile ilgili çağrı kağıtları gönderilen Buldan’ın mahkemeye gitmemesi bekleniyor.

DİHA

Taziyeye polis saldırısı

Mersin’de YPG’li Şakir Korkmaz için ailesi tarafından kurulan taziyeye katılanlara polis saldırdı. Saldırıda Korkmaz’ın babası ve teyzesi atılan gaz bombalarından yaralandı

Minbic’te 11 Ekim günü yaşamını yitiren YPG savaşçısı Şakir Korkmaz (Serhat Garzan) için ailesinin yaşadığı Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Şevketsümer Mahallesi’nde taziye çadırı kuruldu. Çadırın kurulmasının ardından mahalleye gelen polisler, ortada hiçbir neden yokken taziyeye katılanların bulunduğu çadıra gaz bombaları attı. Atılan biber gazlarından kaynaklı YPG’li Korkmaz’ın babası İhsan Korkmaz ile teyzesi Şoreş Aşır yaralandı. Karnına ve ayağına isabet eden gaz bombalarıyla yaralanan teyze Şoreş Aşır’a yakınları müdahale ederken, baba Korkmaz hastaneye kaldırıldı. Kormaz ailesi fertleri yapılan bu saldırının insanlık dışı olduğunu ifade ederek polis saldırısına tepki gösterdi.

MERSİN / DİHA

Siyaset yolunu kapatma hazırlığı

Bir dönem kendisine de siyaset yasağı getirilen ve yıllardır onun üzerinden mağduriyet siyaseti yapan Erdoğan’ın yargısı, Kürt siyasetçilere siyaset yolunu kapatıyor. HDP Eşbaşkanı Demirtaş’a ‘seçme ve seçilme yasağı’ getirilme hazırlığı yapılıyor

HDP’yi siyasetten tasfiye etmek isteyen AKP, her türlü hukuksuzluğa başvuruyor. DBP’li belediyelere kayyum atanması ve peş peşe HDP’li milletvekillerin zorla ifadeye çağrılmasının ardından HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında ise skandal bir karara imza attı. HDP Eşbaşkanı Demirtaş hakkında yaptığı bir konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılamak” suçlamasıyla 2 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Savcı, Demirtaş’ın “Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasını” talep ederek, Demirtaş’ın siyaset yapma hakkını elinden alacak bir talepte bulundu.

Savcı Saray’a dayanıyor

Geçtiğimiz günlerde polise ve savcılara sınırsız yetki tanınmasının ardından ifade özgürlüğü kısıtlanan HDP’li Demirtaş hakkında yaptığı bir konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılamak” suçundan başlatılan soruşturma tamamlandı. TBMM’de Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasından sonra soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Demirtaş, ifade vermeyince hakkında hazırlanan iddianame tamamlanarak Diyarbakır 7’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kabul edilerek dava açıldı.

Demirtaş’ın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılamak” suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasını isteyen savcı, Saray’dan aldığı yetkilere dayanarak “Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasını” düzenleyen TCK 53-1 Maddesi’nden de ceza istedi.

Tüm haklar gasp edildi

Kürtlerin tüm kazanımlarına savaş açan AKP hükümeti, Kürtlerin tüm haklarına göz dikti. DBP’li belediyelere kayyum atanması, belediye eşbaşkanlarının tutuklanması ve belediye meclis üyelerini görevden alınması tepki çekti.

Davutoğlu’nu eleştirmişti

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesi Oremar (Dağlıca) bölgesinde 16 askerin çıkan çatışmada yaşamını yitirmesi nedeniyle yurt dışı programını 8 Eylül 2015’te keserek Türkiye’ye dönen Demirtaş, havaalanında yaptığı konuşmada, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nu ve hükümeti eleştirmişti.

Erdoğan için de söylenmişti

Erdoğan’ın yıllarca mağduriyet edebiyatına sığındığı haksızlık, AKP döneminde yeniden alevleniyor. 1998’de okuduğu bir şiirden dolayı 10 ay hapis cezasına çarptırılan ve seçme ve seçilme yasağı getirilen Tayyip Erdoğan İçin Hürriyet gazetesi “Muhtar Bile Olamaz” başlığını atmıştı.

HABER MERKEZİ

 

 

 

Amedspor’da kardeşlik mesajı

İktidarın faşizan zihniyetinin yeşil sahalara yansımasından en çok nasibini alan takım Amedspor oldu. Takım, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) tarafından cezalandırıldı, deplasmanlarda diğer kulüplerin futbolcu, yönetici ve taraftarlarının saldırısına uğradı, kulüp futbolcuları, yaptığı paylaşımlar ve açıklamalar nedeniyle yargının da hedefi oldu.

Amedspor, yeni sezona şampiyonluk umutlarıyla başladı. Oynadığı 6 karşılaşmada takım, 3 galibiyet ve 3 beraberlikle topladığı 12 puanla 3’üncü sırada bulunuyor. Kulübe dönük saldırıları değerlendiren Amedspor Basın Sözcüsü Soran Haldi Mızrak, gittikleri her maçta ırkçı, nefret söylemi içeren Süperbetin Yeni Giriş hakaretlere maruz kaldıklarını kaydetti. Mızrak, “İnsanlar birbirini anlayıp empati kurduğunda sporun dostluk ve kardeşliği tesis ettiğine ilişkin en güzel örnek Zonguldakspor maçıydı. Bizimle dostça ve kardeşçe bir araya gelmelerinden dolayı maruz kaldıkları hakaret ve tutumları kınıyoruz” dedi.

AMED / DİHA

 

Venedik Komisyonu’ndan flaş ‘Türkiye’ raporu

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) talebi üzerine konu hakkında uzman görüşü raporu hazırlayan Venedik Komisyonu, 139 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasının ifade özgürlüğü ilkesiyle uyumlu olmadığı yönünde görüş açıkladı.

Parlamenterlerin ifade özgürlüklerinin geniş ele alınması, bu özgürlüğü kısıtlanmasının ise dar kapsamda yorumlanması gerektiğini belirten Komisyon, parlamenterlerin şiddet çağrısı içermeyen veya “rahatsız edici” konuşmalarına hoşgörü gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre; Komisyon, parlamento dışında ifade özgürlüklerinin korunmasının önemine değindi.

AİHM’DE SİCİLİ EN KABARIK ÜLKELERDEN BİRİ

Türk Ceza Kanunu’nun 216, 299, 301 ve 314’üncü maddelerinin ifade özgürlüğü kapsamını daralttığına dair bu yıl Mart ayında yayımladığı raporu anımsatan Komisyon, bu durumun, “cezai kovuşturma riski nedeniyle parlamento dışında siyasi görüş dile getiremeyen TBMM üyeleri açısından özellikle olumsuz etkiye sahip olduğunu” not etti.

Dokunulmazlıkları kaldırılan 139 vekilin parlamento üyesi olarak faaliyetlerine ilişkin konuşmalar nedeniyle aşırı ceza riskine maruz kaldığı sonucuna vardı. Türkiye’de parlamento üyelerinin ifade özgürlüklerinin güvence altına alınması için dokunulmazlık sisteminin “zayıflatılması değil, kuvvetlendirilmesi gerektiği” görüşünü dile getirdi.

Raporda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde ifade özgürlüğü ihlali konusunda sicili en kabarık ülkelerden biri olduğu hatırlatıldı.

Komisyon, Türkiye’de mevcut durumun parlamentonun işleyebilmesi için parlamenter dokunulmazlığını temel güvence kıldığını, bu nedenle parlamento dokunulmazlığının “olabilecek en kötü dönemde kaldırıldığını” bildirdi.

TÜRK YARGISI ESKİYE ORANLA DAHA ZOR DURUMDA

Bir ülkede parlamenterler için yasama dokunulmazlığının gerekli olup olmadığının her şeyden önce yargı sisteminin bağımsızlık ve tarafsızlığına bağlı olduğunu da anımsatan Komisyon, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Türk yargısının eskiye oranla daha zor durumda olduğunu not edip, dokunulmazlıkları kaldırılan 139 vekilin çoğu hakkındaki dosyaların darbe girişimi sonrası tutuklanan veya görevden uzaklaştırılan savcılar tarafından hazırlandığına dikkat çekti.

Bu durumu “yargı sisteminin yeterince istikrarlı olmadığının göstergesi” olarak yorumlayan Komisyon, söz konusu savcılar tarafından soruşturulmuş davaların “kapatılması ve yeniden incelenmesi” gerektiği yönünde görüş açıkladı. TBMM üyelerinin, Anayasa’nın 83 ve 85’inci maddeleri ve TBMM iç tüzüğünün sunduğu güvenceler olmaksızın keyfi soruşturma riski altında bırakılmaması gerektiğini not etti.

Komisyon, parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasının Anayasa’nın 10’uncu maddesi gereği eşitlik ilkesine aykırı olduğuna da kanaat getirdi. Her parlamenterin dokunulmazlığının teker teker incelenmesi önerisine karşı TBMM’nin iş yükünün mazeret gösterilmesinin kabul edilemez olduğunu kaydetti.

TBMM’nin, 139 vekilin dokunulmazlığını kaldırarak, “daha ılımı bir çözüm aramak yerine en radikal yönteme başvurduğunu” not düşen Komisyon, bu durumun “orantılılık ilkesiyle” bağdaşmadığı sonucuna da vardı.

Venedik Komisyonu üyesi 5 uzman hukukçu raporu hazırlamak üzere Eylül ayında Ankara’da Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi ve TBMM’deki siyasi partilerin temsilcileriyle görüşmüştü

Türkiye’nin de üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki uzmanlık organı olan Venedik Komisyonu tarafından hazırlanan görüş raporları, tüm Avrupa Konseyi için olduğu kadar AİHM için de referans oluşturuyor. Dokunulmazlıkları kaldırılan bazı vekiller AİHM’ye başvurmuştu.

sözcü

Amed Fotoğraf Günleri sona erdi

Uluslararası Amed Fotoğraf Günleri, dünyanın farklı bölgelerinde fotoğraf sanatçılarının sergi ve söyleşileriyle sona erdi

Amed Büyükşehir Belediyesi ve DİFAK ortaklığıyla bu yıl 4’ncüsü Sümerpark’ta düzenlenen Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri sona erdi. Üç gün süren etkinliğin son gününde Doğu Kürdistanlı fotoğraf sanatçısı Loghman Rahimi’nin “Hewreman”, Kürşat Bayhan’ın “Evden Uzakta” adlı çalışmaları ile Shahidul Alam’ın Malezya’daki mültecilerin yaşamlarını anlattığı fotoğraf sergileri ve söyleşilerine yer verildi.

‘Fotoğrafın evrensel bir dili vardır’

Rahimi’nin ”Hewreman” isimli çalışmasını sunduğu panelde fotoğrafın toplumun yaşantısını yansıttığını belirterek, duygusal anların kalıcılaşmasını sağladığına değindi. Fotoğrafın evrensel bir dile sahip olduğu vurgusunda bulunan Loghman, “Birbirimizi anlamakta zorlansak da fotoğrafın diliyle anlaşabiliyoruz” dedi.

‘Hewreman kültürü fotoğraf karelerinde’

Doğu Kürdistan’ın Hewreman bölgesinde 950 yıllık Zerdüşt geleneğinin fotoğraflarına yansıtan Rahimi, bu bölge halkının yaşamsal bütün ihtiyaçlarını kendilerinin ürettiğini ve takas yöntemini yaşamlarında devam ettirdiğini anlattı.

Fotoğraf sanatçısı Shahidul Alam ise, Bangladeş’ten Malezya’ya göçen mültecilerin karşılaştıkları zorluklar, insan tacirleri ve göçmenlerin yaşam şekilleri hakkında konuştu.

Fotoğraf Günleri, her yıl yapıldığı gibi toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.

DİHA

Avrupa’daki Aleviler kitap oldu

 

AVRUPA’da yaşayan Alevileri anlatan ve İngilizce yayınlanan kitabın hazırlanmasına, çok sayıda yazar da katkı sundu. Kitabın tanıtımı için Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ve Londra Metropolitan Üniversitesi tarafından bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, Rektör Yardımcısı John Raftery ve BAF Başkanı İsrafil Erbil de birer konuşma yaparak, Dr. Tözün İsa başta olmak üzere kitabın yayınlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ettiler.

GÖÇMENLERE REHBER OLACAK

Haringey Belediye Başkanı eczacı Ali Gül Özbek’inde katıldığı etkinlik, geç saatlere kadar devam etti. Yazarların ve üniversite öğretim üyelerinin konuşmalarında özellikle Aleviler başta olmak üzere tüm göçmen toplumlarının asimilasyona karşı mücadelelerinde bu kitabın rehberlik yapacağı belirtildi.

FR: Merkel’in söylemesi gerekeni mahkeme söyledi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mainz Savcılığının Alman komedyen Jan Böhmermann hakkında verdiği “soruşturmaya gerek olmadığı” kararına yaptığı itiraz talebi reddedildi. Türkiye, yabancı devlet adamlarına hakareti düzenleyen Alman ceza kanununun 103. maddesi uyarınca Alman hükümetinden soruşturma için izin vermesini istemiş, Alman Hükümeti de izin vermişti. Mainz Savcılığı 103. madde gereğince yaptığı inceleme sonucunda soruşturmaya gerek olmadığı yönünde karar vermişti. Böhmermann hakkında, bu yılın Mart ayında Alman ZDF televizyonunda yayınlanan programında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdiği şiiri nedeniyle soruşturma başlatılmıştı.

Frankfurter Rundschau gazetesinin konuya ilişkin yorumunda şu satırlar dikkat çekiyor:

“Yaygın kanının aksine Başbakan Angela Merkel, yabancı devlet büyüğüne hakaret yasası çerçevesinde soruşturmaya izin vermesiyle hukuk devletine hizmet etmiş olmadı. Erdoğan’ın pireyi hukuki anlamda deve yapma çabası, Almanya’ya çıkar sağlamış değil. Merkel’in söylemesi gerekeni yani ülkemizde hicvin cezalandırılamayacağını şimdi mahkeme söylemiş oldu.”

IŞİD zanlısı Caber El Bekir’in Saksonya eyaletinde yer alan Leipzig kentinde gözaltında tutulduğu hücrede kendisini asarak intihar etmesine ilişkin tartışmalar sürüyor. İntihara ilişkin açıklama yapan Saksonya Adalet Bakanı Sebastian Gemkow, ilk kez ihmalkâr davranılmış olabileceğini belirtti. Olayın ardından yaptığı açıklamada her tür önlemin alındığını belirten Saksonya Adalet Bakanı Sebastian Gemkow, intiharın önlenememesinde cezaevindeki ihmallerin etkili olmuş olabileceğini kabul etti. Schleswig Holstein gazetesinin IŞİD zanlısının intiharıyla ilgili yorumu şöyle:

“Kontrolsüz mülteci dalgasıyla artan terör tehlikesine eğilmek yerine hem siyaset hem de medya Saksonya’ya suçlamalar yöneltip duruyor. Böylece terör örgütü IŞİD ve mülteci kılığında ülkeye girmiş eylemcilerinin ekmeğine yağ sürülmüş oluyor. Almanya’da hala tehlikelerin nasıl bertaraf edilebileceğine dair bir bilinç geliştirilebilmiş değil. Muhtemel eylemci El Bekir bir kurban değil, bir cellat. Ve görünen o ki El Bekir gibilerinden aramızda çok var. Mevzu seçim odaklı ufak tefek girişimler yerine tam olarak bu olmalı.”

İsviçre’nin Zürih kentinde yayımlanan Neue Zürcher Zeitung am Sonntag da yorumunda terör zanlısı El Bekir’in yakalanmasına yardımcı olan Suriyeli mültecilere değiniyor:

“Bu hafta Leipzig kentinde Suriyeli bir terörist yakalandı. Hem de polis tarafından değil. Suriyeli hemşehrileri kendisini tanıdı, yakaladı ve polise teslim ettiler. Bu durum iki önemli gerçeği gözler önüne seriyor: Yüz binlerce mülteci ile birlikte teröristlerin de Avrupa’ya giriş yaptıkları aşikar. İkinci gerçek ise bu topraklara sığınanların çok büyük bir çoğunluğu kendi çıkarları açısından da teröristleri ortaya çıkarıp etkisiz hale getirmek istiyor. Bunun nedeni sadece saldırıları önlemek değil. Kendi barışçıl amaçlarını da bu sayede kanıtlamak niyetindeler. Sığınmacıları terörle mücadele konusuna dahil etmenin getirisi olacağı kesin.”

İtalyan Corriere della Sera gazetesiyse hafta sonundaki yorum sütunlarını Avrupa’daki mevcut ve gelecek sorunlara ayırmış:

“İtalya’da Aralık ayında yapılacak anayasa değişikliği referandumundan sonra Avrupa uzun bir süre durağan bir döneme girecek. Bu dönem bir kaç yıl sürecek: Fransa ve Almanya’da 2017’de yapılacak seçimler ve akabinde Almanya’da pek de kolay olmayacağı daha şimdiden bilinen hükümet kurma süreci. Bu dönemde iç siyasi sorunlar ön planda olacak ve Avrupa’nın sorunlarının önüne geçecek. Ancak bunun nedeni Avrupa’nın sorunlarını çoktan aşmış olması değil.”

 ©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Meltem Karagöz