Ana Sayfa Blog Sayfa 6238

‘Ankara’ya gidip barışı alıp geleceğiz sandık’

Seyhan, çocukluk arkadaşım, olmayan kız kardeşim, can dostum, teyzem, güzel insan, ela gözlümüz, bizim gülen yüzümüz, yarım kalan hikayemiz…

Seyhan, sensiz Elbistan tıpkı siyah beyaz bir kartpostaldaki manzara misali renksiz, sensiz savaş sonrası Cizre, sensiz Sur misali burası yıkık, dökük, virane terk edilmiş…

Yapayalnız bir köşede kalmış, unutulmuş bir şehir misali duygularım Seyhan, kalk ve hayatımıza renk ver… Seyhan’ın gidişine bir türlü inanamayan, bir gün aradığında telefonlarını açacak diye bekleyen kendisiyle yaşıt teyzeye yazılan özlem dolu sözler bunlar…

Sayısız acılar yaşandı bu topraklarda, anneler, babalar, kardeşler, yanmış, parçalanmış cesetlerin ardından hayatla arasına kocaman soğuk bir duvar ördü. O duvarın arkasından yükselen çığlığı ne hükümetten bir yetkili duydu ne de o acıları dindirecek adalet mekanizması işletilebildi.

Seyhan Doğan Yaylagül, 10 Ekim Ankara Gar katliamında bedeni toprağa düşen fidanlardan biri. Umut Baran ve Barış’ın anneleri. Katliama kurban gittiğinde daha 41’indeymiş Seyhan. Beş kız, iki erkekten oluşan yedi kardeşin en küçüğü olarak Elbistan’da Kürt-Alevi bir ailede gözünü açmış dünyaya. İlkokula Toprakhisar Köyü’nde, sonra Doğu’da köylerin kaderi olan okulsuzluk nedeniyle küçücük yaşta ailesini bırakarak lise ikinci sınıfa kadar Mersin’de abisinin yanına gitmiş ve orada okumuş. Ancak köyüne, evine, özellikle annesine çok bağlı olan Seyhan, lise ikinci sınıftan sonra Mersin’de dayanamamış, okulu bırakıp köye dönmüş.

Canımızı bırakıp geldik

Seyhan, eşi Hasan, ablası Meryem Yıldız, Meryem’in eşi İsmail, yeğenleri Sidar ve Hüroş ile Ankara Gar Meydanı’na 10 Ekim’de şafak bile sökmeden varmışlar. Güzel bir günü, adeta barışı müjdeleyecek olan güneşin doğuşunu orada karşılamışlar. Abla Meryem Yıldız, “Sanki Barış Ankara’da ve onu alıp geleceğiz sandık. Ama canımızı Seyhanımızı bırakıp geldik” diye başlıyor sözlerine. 10 Ekim katliamında hayatta kalmanın ağırlığı sanki omuzlarına çökmüş Meryem’in… “Keşkeler hayatımda olmasa… Onu Ankara’ya ben götürdüm, benim yüzümden öldü. Ama barış gelecek, ben gitmeliyim dedim, biz gitmezsek nasıl barış gelecekti?.. Meryem Yıldız’ın verdiği bilgiye göre, Elbistan’dan Ankara’ya gidecekler listesine ilk ismini yazdıranlardan olmuş Seyhan.

‘Hep endişe yaşadık’

Seyhan çok politik biri değildi diyor Meryem, Ama eşinin Eğitim- Sen’li olması nedeniyle her mitinge katılırdı. Elbistan’dan Ankara’ya doğru yola çıktığımızda hepimizin içinde bir endişe vardı. Öncesinde Suruç’ta Diyarbakır’da bombalar patlamıştı. Ankara’da da bomba patlar mı endişesi yaşadık hep. Ama Ankara Türkiye’nin göbeği, Barış mitingi olmaz dedik… Ama oldu, Ankara’nın göbeğinde o bombaları patlattılar ve Türkiye’nin her şehrine bir cenaze gönderdiler.

‘Birbirimizin elini bırakmadık’

Ankara’ya doğru yola çıktığımızda Seyhan hep eşinin elini tutuyordu. Onu yerinden kaldırmak istedik. Ama o yol boyunca Hasan’ın elini bırakmadı. Alanda da çok kalabalık vardı. Hepimiz el ele tutuşmuştuk. Kaybolursak birbirimizi bulamayız endişesi yaşadık hep. O ara Seyhan’ın eşi Hasan Eğitim-Sen Adana Şubesi’nden bir arkadaşının yanına gitti. Ben HDP’den Maraş milletvekili adayı olduğum için kortejden anos yapıldı milletvekili adayları bir metre öne çıksın denildi, ben de öyle ayrıldım Seyhan’ın yanından.

İsmail fotoğraf çekmek için uzaklaşmıştı. Ne olduysa o anda olmuştu. Önce bir bomba, sonra bir diğeri. Meryem eşini ve yeğeni Hüroş’u bulduktan sonra alandaki tüm kayıp ve yaralıların içinden tek tek bakıp Seyhan’ı bulmuş.

Defalarca sunî teneffüs yapmaya çalışmışlar ama onu çok sevdiği hayata döndürememişler.

‘Ölü bir toplum yaratmak istediler’

Peki aradan bir yıl geçti Seyhan’ın yokluğuna alışabildiler mi, Meryem Yıldız o süreci şöyle anlatıyor: Şimdi bir düğün olduğunda gidip eğlenemiyoruz, dolabı açtığımda renkli bir elbise giyemiyorum, eğlenceli bir müzik dinleyemiyorum. Aslında orada patlatılan bombanın amacı da tam buydu. Ölü bir toplum yaratmak istediler. Yaşam rengimizi karartmak istediler, bunu da başardılar.

Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya… İşte zaman böyle bir acının ilacı olamıyor. Külleniyor acınız külleniyor sonra kor olup yine yanıyor… Şimdi hepimiz karşıdaki üzülmesin diye acımızı gizliyoruz. Umut Baran ve Barış, ölmüş Seyhan’ın çocukları olarak tanınmak istemiyor. Annemiz bu topraklara barışın gelmesini istediği için gitti oralara. Babam, Seyhan katliama kurban gittikten 3 ay sonra acısına dayanamayıp bu hayattan göçüp gitti.

Mücadeleye devam

Seyhan kocaman bir ailenin kızıydı.. Neşe kaynağımızdı.. Ateş boşuna düştüğü yeri yakar dememişler.. Biz acımızı bir nebze de olsa hafifletecek adımlar bekledik. Adalet yerini bulsun istedik. Ama olmadı. Terörist muamelesi gördük. Bizim tek derdimiz barışın gelmesi, bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Seyhan şimdi yattığı yerden kalksa ve bu kadar insanın onun etrafında barışın gelmesi için toplandığını görse inanın mutlu bir şekilde kalktığı yere yine yatardı.

Avrupa HSYK’yı dışlamaya hazırlanıyor

Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ) Yönetim Kurulu, 15 Temmuz sonrası görevinden alınan binlerce hakim ve savcının durumu hakkında HSYK’dan “tatmin edici bilgi alınamadığından” yola çıkarak HSYK’nın “ENCJ’de gözlemci statüsüne sahip olmak için gerekli şartları “karşılayamaz” hale geldiğini bildirdi.

Yönetim Kurulu HSYK’nın gözlemci statüsünün askıya alınması amacıyla ENCJ Genel Kurulu’nu aralık ayında olağanüstü toplantıya çağırdı.

ENCJ, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve yargının bağımsızlığı için çalışan kurum ve kurulları bir çatı altında topluyor. AB içinde bağımsız bir yargı kuruluna sahip tüm ülkeler bu çatı kuruluşunda tam üye statüsüne sahipler. AB içinde olup bağımsız bir yargı kuruluna sahip olmayan ülkeler ve AB üyeliğine aday ülkeler ise “gözlemci” statüsünde ENCJ çalışmalarına katılıyorlar.

Karar doğrulandı

Strasbourg’da devam eden Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) genel kurul toplantıları paralelinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de adalet sisteminin durumu hakkında bir toplantıda konuşan Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı Christophe Regnard da ENCJ Yönetim Kurulu’nun aldığı kararı doğruladı ve HSYK’nın gözlemci statüsüne son verilme olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

YARSAV’nın 15 Temmuz sonrası kapatılmasını eleştiren EAJ Başkanı, Avrupa Konseyi’nden Türkiye’de adalet sistemi ve yargı bağımsızlığı konularını takip etmek amacıyla bir uluslararası bağımsız komisyon oluşturulması çağrısında bulundu.

©Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg

 

Yorum: Putin ve Erdoğan enerji kozunu oynuyor

İstanbul’daki 23’üncü Dünya Enerji Konferansı sırasında bir araya gelen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvede Suriye krizi yerine bu kez enerji konuşuldu.

İki lider kongredeki konuşmalarında enerji politikasıyla ilgili açıklamalar yapıp geleceğe dair vizyonlarını dile getirdiler. Zirve sırasında Rus doğalgazını Karadeniz’den Trakya’ya taşıyacak olan ‘Türk Akımı’ adındaki nakil boru hattı ile ilgili imzalar da atıldı.

İlişkilerde tedrici normalleşme

İlk bakışta Erdoğan ile Putin’in hızlı bir şekilde yakınlaştıkları izlenimi doğuyor. İki ay içinde üç kez bir araya gelen Putin ve Erdoğan arasındaki diyalog Türkiye Cumhurbaşkanı’nın 9 Ağustos’ta Putin’i Sankt Petersburg’da ziyaretiyle başlamış ve Çin’deki 20’ler Grubu zirvesi sırasında da ikili görüşme yapılmıştı. İki lider buluşmalar dışında da iki kez telefonla uzun uzun görüştüler.

Moskova ile Ankara arasında Batı açısından düşündürücü, hatta problem doğurabilecek bir eksen mi kuruluyor? Avrupa Birliği ve NATO’yu yakından ilgilendiren bu soruya net bir ifadeyle ‘hayır’ yanıtı verilebilir. Erdoğan ve Putin Suriye krizinde tamamen zıt görüşteler. Bölgeyle ilgili jeo stratejik planları birbirine ters düşüyor.

Andrey Gurkov

Suriye krizinde karşılıklı tolerans

Rekabet 2015 Kasımında bir Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesine kadar tırmanmış, bunun üzerine Rusya Karadeniz bölgesindeki ezeli düşmanına karşı propaganda ve yaptırım savaşı açmıştı. İki aydır tanığı olduğumuz gelişmeler, Batı karşıtı politikalar izleyen iki muktedirin, en azından ikili ilişkileri normalleştirebilmek için savaş baltasını toprağa gömmelerinden başka bir şey ifade etmiyor. Putin ortak basın konferansında Türk sebze ve meyvesine uygulanan ambargonun derhal kaldırılacağını duyurdu. İki ay önceki St. Petersburg buluşmasında Putin ithalat yasağını kaldırmaya hazır değildi.

Suriye konusunda tarafların susmak ve göz yummak çizgisinde buluştukları anlaşılıyor. Ankara, Rusya’nın Esad’ı desteklemesine ve Suriye’deki askeri mevcudiyetini arttırmasına ses çıkarmıyor, Moskova de Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyine girmesini büyütüp mesele yapmadı. Kısa süren ortak basın konferansında daha fazla kan dökülmesinin önlenmesi ve Halep’e insani yardım ulaştırılmasının gerekliliği vurgulandı. Putin’in Türkiye ile ortak yanlarına işaret etmekten çok eleştiri oklarını ABD’ye yönelttiği dikkat çekti.

Erdoğan Türkiye’yi enerjinin süper gücü yapmak istiyor

İki liderin enerji konusundaki sözleri daha verimliydi. En fazla ortak çıkarların ve ilerlemenin enerjide odaklandığı görülüyordu. İki yıldır hazırlığı yapılan ‘Türk Akımı’ için imzalar atıldı. Boru hattı iki paralel koldan oluşacak. Birinci hattan Trakya’ya, ikinci hat üzerinden ise Yunanistan ve muhtemelen İtalya’ya Rus doğal gazı ihraç edilecek. Bu, kârlılığını arttıracak olması bakımından Rus enerji devi Gazprom açısından iyi bir gelişme. Karşılığında Türkiye Rus gazına daha az para ödeyecek.

Anlaşma, istihdama yarayacağı için Yunanistan’ı da sevindirecek. Ukrayna ise işbirliğini endişeyle izliyor. Vladimir Putin doğalgaz ihracatında Ukrayna’yı devre dışı bırakma hedefine bir adım daha yaklaşmış olacak. Uluslararası doğalgaz ve enerji merkezi konumuna gelmeyi uman Bulgaristan da ‘Türk Akımı’nı herhalde olumlu karşılamayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Enerji Kongresi’ndeki konuşmasında Türkmen gazının transit hattı olmaya da talip olduklarını ve enerji ihtiyacının yüzde 10’unu nükleer enerjiyle karşılamayı planladıklarını bir kez daha dile getirdi.

Akkuyu nükleer enerji santralinin Rusya tarafından kurulacak olması Putin’i gururlandırıyor. Rusya Devlet Başkanı fosil enerji hammaddelerini ve nükleer enerjiyi yenilenebilir enerjiye tercih ediyor. Bu konuda Erdoğan ile aynı görüşte olmalarından memnuniyet duyuyor. Ankara – Moskova ekseni kurulacaksa, bu eksen enerji politikasıyla ilgili olacak.

© Deutsche Welle Türkçe

Andrey Gurkov

Özgür Gündem yazarı basın özgürlüğünü savundu

Özgür Gündem gazetesi editörü ve yazarı Mehmet Ali Çelebi, yazdığı ‘Harita denemesi’ başlıklı yazısından dolayı mahkemeye ifade verdi. Duruşma 15 Aralık’a ertelendi

Kapatılan Özgür Gündem gazetesi yazarı ve editörü Mehmet Ali Çelebi, yazdığı “Harita denemesi” başlıklı yazısından dolayı hakkında açılan dava kapsamında İstanbul Çağlayan’da bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ifade verdi. Çelebi, savunmasında yazının konusunun Suriye olduğunu, Suriye ordusunun Qamişlo kentine yaptığı saldırıyı analiz ettiğini söyledi. Ortadoğu’yu etkileyen Suriye’de olanlara dair tespitlere yer verdiğini kaydeden Çelebi, basın ve ifade özgürlüğünün bunu gerektirdiğini vurguladı.

Basın özgürse demokrasinin gelişebileceğini ifade eden Çelebi’nin savunmasından bazı bölümler şöyle:

“Farklı bakış açılarının özgürce yer aldığı basın eleştirilere tahammülün yerleşmesini, empati kurulmasını, ayrıcalıklar yerine eşitliğin gelişimini sağlar. Aksi halde demokratik kültür ve özgürlükler tahrip olur. Eşitlikçi gelecek ile bugün arasında ciddi uçurumlar oluşur, demokrasi gelişim kaydetmez ve kök salmaz. Cezalandırıcı bakış açısı ve cezalandırıcı hükümleri değiştirmeyen ülkelerin demokratik kültür karnesi giderek kötüleşir, bu da toplumsal vicdanda kan kaybına neden olur. Dünyanın neresinde olursa yazılı, görsel veya işitsel basın siyaset ve bürokrasi odaklı yayın yaparsa, eleştirel olmazsa güvenirliğini, saygınlığını, itibarını yitirir”

Mahkeme heyetinin, karar verilirse hükmün geri bırakılmasını isteyip istemediğini sorması üzerine de Çelebi, hükmün geri bırakılmasını istemediğini kaydetti. Duruşma 15 Aralık’a ertelendi.

İSTANBUL / DİHA

CHP’ye ‘FETÖ destekçisi’ diyen Binali Yıldırım FETÖ’ye bakın nasıl övgüler düzmüş

“ANA MUHALEFET PARTİSİ DİKKATLİ OLMALI”

– Tuzaklara karşı son derece dikkatli olmamız gerekiyor. Mağdur edebiyatının tehlikeyi gölgelemesine asla izin vermeyelim.

– Ana muhalefet partisi özellikle dikkatli olmalı. Bir süredir ülkemizin, 15 Temmuz’da atlattığı badireyi es geçmeye başladılar. Ülkenin içinde bulunduğu tehlikeyi es geçiyor ana muhalefet partisi. Kafa karıştırmaya devam ediyorlar. 15 Temmuz’un asıl mağduru şehitlerimizin aileleri, gazilerimizdir.

“CHP’NİN FETÖ FATURASI ÇOK ŞİŞKİNDİR”

– 17 Aralık sonrası seçimler vardı. Ben İzmir’de kampanyadaydım. O kampanyada, abiler ablalar CHP’yle kolkola kampanya yaptılar. Buna bizzat şahidim. FETÖ konusunda ana muhalefet partisinin faturası çok şişkindir.

– Mağdur edebiyatı yapacağına ‘Yenikapı Ruhu’na sahip çıkmalı. Bu tutum, bu söylem bilerek ya da bilmeyerek FETÖ’ye destektir.

– Zaman mağdur edebiyatı yapma zamanı değil, ülkenin geleceğini inşa etme, hesap sorma zamanıdır.

Halkalı’da Kerbela yası

Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve Ehli Beyt’ten 71 kişinin Kerbela’da katledilmesinin bin 377’nci yıldönümü nedeniyle İstanbul Küçükçekmece’deki Caferiler, Salı günü yapılacak “Evrensel Aşura Matem Merasimi” öncesi Halkalı’da yası simgeleyen siyah bez pankartlar astı. Caferiler, Hz. Hüseyin ve kundakta öldürülen oğlu Aliasgar’ı anmak için Zeynebiye Camii’ne uzanan yolda ve Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi’nin çevresine siyah bezler astı. Elektrik direkleri ve ağaçların gövdelerini de siyah bezlerle saran Caferilerin yasına büyük katılımın olması bekleniyor.

İSTANBUL / DİHA

Asimilasyon devam ediyor

Kürtlere yönelik hükümet tarafından izlenen soykırım ve asimilasyon politikaları devam ediyor. Kürtçe anadilde eğitim veren Ferzad Kemanger İlköğretim Okulu öğrencileri, okulun kapatılmasını protesto ederek, eğitim haklarını geri istedi

Uzun yıllardır Kürt yurttaşlar tarafından mücadelesi yürütülen anadilde eğitiminin yolunu kapatmak isteyen hükümet Kürtçe eğitim veren ilk Kürtçe okul Ferzad Kemanger İlköğretim Okulu’nu valilik kararı ile kapattı. Duruma tepki gösteren veli ve öğrenciler okullarının açılmasını istedi. Öğrenci ve veliler, okul bahçesinde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed milletvekilleri İmam Taşçıer ve Sibel Yiğitalp, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticileri ve öğretmenler de destek verdi. Açıklamada konuşan HDP Amed Milletvekili İmam Taşçıer, 3 yıldır anadilde eğitim veren okulda 238 çocuğun eğitim gördüğü bilgisini paylaşarak, “Bu okul açıldığında valinin de milli eğitimin de haberi vardı” sözleriyle tepki gösterdi. Milyonlarca Kürt çocuğunun anadilde eğitim hakkının gasp edildiğini söyleyen Taşçıer, “Eskiden Kürtçe konuşanlara ceza verilirdi, tutuklanırdı, katledilirdi. Bugün de farklı bir durum yaşadığımız söylenemez. Hak ve hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Anadilimizde eğitim almak bizim hakkımızdır” dedi.

‘Annemi babamı asimile ettiler sıra bizde’

Ferzad Kemanger İlköğretim Okulu öğrencilerinden Girav Akbulut, okulunun kapatılmasına, “Ben bir Kürt kızıyım. Annem ve babam kendi dillerinde eğitim göremediler ve asimile oldular. Ben Kürtçe bir okulda kendi anadilinde eğitim almaya başladım. Ben ve arkadaşlarım kendimizi çok şanslı görüyorduk ama maalesef bu hakkımı elimden aldılar. Anadilimde eğitim almak benim de herkes gibi hakkım” sözleriyle tepki gösterdi.
Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı.

DİHA

Eutelsat bir televizyonun daha yayınını durdurdu

Eutelsat, Med Nuçe TV’nin ardından Kürtçe’nin Soranî, Goranî ve Kurmancî lehçelerinde ve Farsça yayın yapan Newroz TV’nin de yayını durdurdu

Daha önce Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) isteği ve baskısı doğrultusunda Med Nuçe TV’nin yayını durduran uydu platformu Eutelsat, bugün de Kürtçe’nin Soranî, Goranî ve Kurmancî lehçelerinde ve Farsça yayın yapan Newroz TV’nin yayına Avrupa saati ile 11.00’da son verdi.

Newroz TV yayınını artık yeni ferakanstan sürdürecek:

Uydu: Nilesat
Frenkans: 11354
S.R: 27500
Pol: Vertical
Fec: 5/6

Tunceli’de EMEP ve DBP yöneticileri ile DHA muhabiri Ferit Demir’in evine polis baskını

Tunceli’de EMEP Başkanı Mustafa Taşkele, Tunceli Belediyesi Eş Başkan Yardımcıları İbrahim Kasum ve Hüseyin Tunç, eski belediye başkanı Edibe Şahin, Tunceli DBP Eski İl Eş Başkanı Leyla Akyıldız, DBP İl Yöneticisi Necla Kılıç, DBP’nin eski yöneticisi Şahin Kuçin ve Doğan Haber Ajansı (DHA) muhabiri Ferit Demir’in evine baskın düzenlendi.

Evrensel gazetesinden Kemal Özer’in haberine göre, ev baskınlarının ardından gözaltına alınan kimse olmadı. Ev baskınlarının sebebi olarak “çeşitli tarihlerde yapılan eylem ve etkinlikler” gösterilirken, evlerine baskın yapılan kişilerin daha sonra ifadeye çağırılacağı öğrenildi.

cumhuriyet

Ortadoğu Ekonomisi Savaş Yorgunu

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yeni yayınladığı rapora göre Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çatışmaların ekonomik etkileri, tahmin edilenden çok daha fazla. IMF, raporunda, bu bölgelerde enflasyonun yükseldiği, para birimi değerlerinin düştüğü ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle komşu ülkelere akın eden mülteci sayısının hızla arttığı uyarısını yapıyor.

Savaş nedeniyle Suriye’nin gayri safi milli hasılasının yarı yarıya azaldığına dikkat çeken rapor, Yemen ekonomisinin ise dörtte bir oranında küçüldüğünü bildiriyor. Rapora göre 2014 yılında Libya ekonomisi, petrol fiyatlarının düşmesi üzerine yüzde 24 oranında kayıp yaşadı. Gazze ve Batı Şeria’daki çatışmalarsa son 20 yıldır ekonomik büyümeyi engelliyor.

Öte yandan raporda aynı zaman dilimi içinde Gazze ve Batı Şeria dışındaki yakın bölgedeki ekonominin yüzde 250 oranında büyüdüğü yazılı.

Avrupa’ya akın eden 1 milyon 700 bin ve Türkiye’ye giriş yapan 3 milyon mülteci, ekonomik sorunlarını da beraber getirdi. Mülteciler, ev sahibi ülkelerin bütçelerine büyük yük bindiriyor, kamuoyunun ise sabrını zorluyor. Çatışmalar bir yandan da turist ve yatırımcıların bölgeden korkup kaçmalarına neden oluyor. Yatırımcı ve turist kaybı nedeniyle bölge ekonomisinin hızla daraldığı gözleniyor.

Uluslararası Para Fonu’nun raporu, akılcı ekonomik politikaların savaşın etkilerini kontrol altında tutabileceği, ancak bu politikaları uygulamanın zor olduğu yorumunda bulunuyor. Rapora göre hükümetler borca batmadan ekonomik ve sosyal kurumları güvence altına almalı ve insan hayatını korumalı.

Ancak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi, çatışma bölgelerindeki siyasetçilerin partizan tavırları ve uzun vadede ekonomik büyümeyi teşvik edecek reformları yapmada istekli olmamaları nedeniyle kolay olmuyor.

IMF, uluslararası kurumların gelecekteki olası savaşları önlemek için nakit ve rehberlik yardımında bulunabileceği, kapsayıcı ekonomik büyüme sağlamaya yönelik çalışmalar yapabileceğini kaydediyor. Uluslararası Para Fonu’na göre çatışmalar diner dinmez istihdamın lokomotifi haline gelebilecek özel sektörü güçlendirmek için adımlar atmak şart.