Ana Sayfa Blog Sayfa 6241

‘Yemen’e Hava Operasyonlarına Destek Gözden Geçiriliyor’

Beyaz Saray yetkilileri, Obama Yönetimi’nin Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemen’e yönelik hava harekatlarına verdiği desteği gözden geçirdiğini belirtti.

Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Ned Price, bir cenazeye yönelik hava saldırısı haberlerinden rahatsız olduklarını belirtti.

Price, Amerika’nın Suudi Arabistan ile güvenlik işbirliğinin açık çek olmadığını söyledi, Amerika’nın Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen’e yönelik operasyonuna verdiği desteğin zaten önemli ölçüde azaltıldığına dikkat çekti.

Sözcü, Amerika’nın Suudi koalisyona desteğinin Amerika’nın prensipleri, değerleri ve çıkarlarıyla örüteşecek şekilde uygulamaya koymaya hazırlandığını da kaydetti.

Suudi Arabistan da saldırı ile ilgili soruşturma açmayı planladığını belirtti.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından bir cenaze törenine yönelik gerçekleştirildiği düşünülen hava saldırısında 140’tan fazla kişi hayatını kaybetmişti. Birleşmiş Milletler Yemen İnsani Yardım Koordinatörü saldırıda 500’ü aşkın kişinin de yaralandığını açıklamıştı.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon Yemen’de Hutilerin iktidarını hedef alıyor ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetinin Cumhurbaşkanı olan Abdu Rabu Mansur Hadi’yi detekliyor. Birleşmiş Milletler verilerine Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun hava saldırılarına başlamasından buyanaYemen’de yaklaşık 4 bin kişi yaşamını yitirdi.

Yıllarca Sana hükümeti tarafından ayrımcılığa uğradıklarını belirten Hutiler 2014’te Cumhurbaşkanı Hadi’yi iktidardan indirmek için isyan başlatmıştı. O günden buyana ise çoğu sivil 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Rusya Suriye’de Kalıcı Üs Kuruyor

Rusya, Suriye’de kalıcı donanma üssü kuruyor. Konuyla ilgili açıklamayı Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Nikolai Pankov yaptı. Yeni üs Sovyetler Birliği dönemindeki Vietnam ve Küba’da açılan üsler gibi olacak. Bu, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını ve Esat’a yardımı artırması anlamına geliyor.

Parlamento’nun üst kanadı Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyelerinden Igor Morozov, “Rusya bunu yaparak sadece Suriye’deki askeri gücünü artırmıyor, Ortadoğu’da da artırıyor,” dedi.

Reuters’da yayınlanan bir analiz, Suriye’de ateşkesin çökmesinden bu yana Rusya’nın Suriye’deki güçlerini artırdığına dikkat çekiyor.

Tartus Limanı’ndaki donanmanın geliştirilmesini sağlayacak üs planı Moskova’nın ülke dışında yeni bir askeri varlık oluşturma çabasının parçası.

Rusya sadece Suriye’de üs istemiyor

Izvestia gazetesi Moskova’nın Mısır’da hava üssü kurmak için görüşmeler yürüttüğünü kaydederken, resmi yayın kuruluşu Rossiskaya Gazeta da Rusya’nın Venezuela, Nikaragua, Seyşeller ve Singapur’da da üsler kurmak istediğini belirtti.

Suriye ve Ukrayna konularında Washington ile anlaşmazlık içinde olan Rusya son günlerde S-300 füzelerini Tartus’a yerleştirdi, nükleer kapasiteli füzelerini Kaliningrad’a konuşlandırdı.

Rusya Savunma Bakanlığı Rus paraşütçülerin ilk defa Mısır topraklarında Mısırlı paraşütçülerle ortak tatbikat yapacağını da açıkladı.

Pankov, Tartus’taki donanma üssünün çok gelişmiş olacağını belirtiyor. Pankov, “Gerekli belgeler hazır ve diğer bakanlıklar tarafından da onaylanma sürecinde,” dedi.

Moskova’nın Suriye’de halen bir hava üssü bulunuyor. Bu üsten Esat karşıtlarına yönelik hava saldırıları düzenleniyor. Üste ayrıca Suriye güçlerini eğitmek için askeri eğitimciler, özel birlikler bulunuyor.

Senatör Morozov, kalıcı bir donanma üssünün Rusya’ya Akdeniz’de daha fazla gemi bulundurma olanağı vereceğini, gemilerin bu üste yakıt alabileceklerini kaydetti.

Tartus’taki tesis Moskova’ya 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerine miras kaldı. Tartus şu anda Rusya’nın Akdeniz’deki tek üssü. Modernizasyona rağmen limana büyük gemiler yanaşamıyor.

Parlamento üyesi Leonid Slutsky, RIA’ya yaptığı açıklamada, üssün kapasitesinin büyütüleceğini, denizaltı savunma sistemleri ile donatılacağını ve yeni elektronik sistemlerin yerleştirileceğini kaydetti.

Kürtçe Eğitim Veren Okula Mühür

Diyarbakır’da 2013’ten beri Kürtçe eğitim veren bir ilkokul valilik kararıyla kapatıldı. Okulun kapanmasıyla 238 öğrenci açıkta kaldı. Valilik okulun izinsiz olduğunu söylerken, okul yönetimi müfettişlerin 15 gün önce okulu denetlediğini belirtti.

Bağlar ilçesinde 5-11 yaş aralığındaki çocuklara Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemangar İlkokulu artık eğitim veremeyecek. Okul öncesi, 1,2 ve 3’ncü sınıflarda 238 öğrencinin eğitim gördüğü okul, valilik kararıyla polisler tarafından mühürlendi.

Okulun kapısına, “İlimiz Bağlar ilçesi sınırları dahilinde Şeyh Şamil Mahallesi 571. Sokak Bağlar adresinde faaliyet gösterdiği tespit edilen Ferzad Kemanger Eğitim Destek Evi’nin mevzuata aykırı olarak faaliyet yürütmesi nedeniyle kapatma işleminin uygulandığına dair işbu kapatma tarafımızdan tanzim ile birlikte imzamız altına alınmıştır” yazılı mührü asıldı.

Amerikanın Sesi’ne bilgi veren valilik kaynakları, okulun izinsiz faaliyet gösterdiği için kapatıldığını söyledi. Kararın, okulda inceleme yapan müfettişin hazırladığı raporda, “Milli Eğitim yönetmelik ve mevzuata aykırı eğitim verildiğini” bildirmesi üzerine alındığı öğrenildi.

Okul yönetimi müfettiş denetimini doğruladı. Öğretmenlerden Adil Ercan müfettişin denetim sırasında olumsuz bir şey söylemediğini belirtti. Amerikanın Sesi’ne konuşan Ercan, “Cuma günü müfettişler geldi. Sınıfları gezdiler, bize ‘kolay gelsin’ dediler, moral verdiler. Sohbet ettik, sınıfları gezerek fotoğraf çektiler. Bize aykırı bir şey söylemediler, aykırı bir şey görmediler, eksiklik olduğunu söylemediler. Elverişsizdir, uygun değil gibi bir şey söylemediler. Olumsuz bir şey demediler. Cuma günü öğrendik ki Bağlar Belediyesine giderek, buranın kapatılma kararı verildiğini söylemişler. 15 gün itiraz ederiz diye düşündük ve sonuç alırız diye düşündük. Sorumlu arkadaşlar resmi prosedür üzerine çalıştı. Pazartesi okula geldik baktık ki mühürlenmiş. Akşam aileler aradı bizi, “Okul yok mu? dediler mühürlemişler. Bizim de haberimiz yoktu. Aileler aramayana kadar duymadık. Sabah geldik mühürlü. Bize hiçbir gerekçe göstermediler. Hukuksal haklarımızı arayacağız” dedi.

Peki 238 öğrencinin durumu ne olacak? Bazı aileler çocuklarını başka okullara göndermeyeceklerini söyledi. Bunlardan biri de Lezgin Alıcı. 7 yaşındaki kızı Sarya Kürtçe eğitim yapan okulun öğrencisi. Kızını başka okula göndermeyeceğini söyleyen Alıcı “15 gün önce karar alınmıştı. Belediyeye göndermişlerdi. Dün gelip mühürlemişlerdi. Ne yapacağız diye konuşuyoruz. Yarın toplantı yapıp karar vereceğiz. Doğrusu açılmazsa çocuklarımızı diğer okullara göndermeyeceğiz. Kızım ‘Türkçe okula gitmek istemiyorum’ diyor” diye konuştu.

 

Almanya’da Drone uçaklarına yeni düzenleme

Yeni düzenleme içinde Drone pilotlarına ehliyet, istenmeyen kazalara karşı sigorta mecburiyeti, belediyelerden uçuş izni şartı başta geliyor. Uzaktan kumandalı Drone uçuşları için azami uçuş yüksekliğin 100m.’yi geçmemesi isteniyor. Gece uçuşlarında Drone uçakların ışıksız uçması yasaklandı. Gökyüzünde sayıları giderek yükselen Drone uçakları artık oyuncakçı dükkanların vazgeçilmez oyuncağı haline geldi.   Almanya’da Havacılık Klübü (Aero Club) kayıt olan 90 bin, kayıtsız toplam 150 bine yakın Drone pilotu olduğu tahmin ediliyor. Artan Drone sayısıyla beraber hava trafiğinde kaza riskini artıran Drone pilotların başka insanların özel hayatına müdahale etmesi, izinsiz fotoğraf ve video görüntüleri kayıt etmesi pilotlara açılan dava sayısını son iki yılda artırdı. Çok fonksiyonlu, modern teknolojiyle donatılan Drone uçakların uçuşların kesin yasak olduğu alanlar içinde en başta havaalanları bulunuyor. Hava Trafik Kontrol Merkezi Drone uçakların havaalanı sınırların 2km. dışına kadar yasaklanmasını istiyor. Drone uçuşları kalabalık gruplar, işlek cadde, otoyol, tren yolları, kaza yerleri, enerji santralleri, ceza evleri, askeri alanlar, hükümet, kamu binaları, yüksek gerilim hatları üzerinde uçması kesin yasak. Ayrıca başkalarına ait arsa, ev, binaların etrafında ve üzerinde izin müsadesi almadan uçmasına izin verilmiyor. 2017 yılında Drone pilotlarını zor günler bekliyor.

Dağlarca Şiir Ödülü, Özer ve Gündoğdu’ya verildi

Beşiktaş Belediye Başkanlığı tarafından, PEN Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın desteği ile gerçekleştirilen 2. Dağlarca Şiir Ödülü, Adnan Özer ve Cenk Gündoğdu’ya verildi.

Arife Kalender, Ataol Behramoğlu, Doğan Hızlan, Enver Ercan, Ertan Mısırlı, Haydar Ergülen ve Tarık Günersel’den oluşan seçici kurul, 2. Dağlarca Şiir Ödülü’nün Adnan Özer ile Cenk Gündoğdu arasında paylaştırılmasına karar verdi. Adnan Özer “Yol Şarkıları”, Cenk Gündoğdu ise “Harap” adlı kitaplarıyla ödüle değer görüldü.

Seçici Kurul Adnan Özer’in “Yol Şarkıları”na ödülü vermesinin geekçesini, “Türk şiirinde 1980 Kuşağının oluşumunda, farklı şiir görüşleri ve anlayışlarının buluşmasında öncü bir şair olarak atak, yenilikçi ve zenginleştirici bir görev üstlenen Adnan Özer, yerel ve evrensel kültürlerin bireşimini de özgün şiiriyle gerçekleştiriyor. “Yol Şarkıları”nda da insanın kederini ve sevincini buluşturan o ‘şiir neşesi’ni özgürce duyumsatıyor.” şeklinde açıkladı.

Cenk Gündoğdu’nun son kitabı “Harap”a verilen ödülü ise şu şekilde aktarıldı; Ele aldığı temayı kavrayış duyarlılığı ve söyleyiş zarafetiyle şiire dönüştüren Cenk Gündoğdu, poetik programını en başından yapmış bir şair tutumuyla beliriyor. “Issız”da olduğu gibi, “Harap” kitabında da insanın temel sorunu olan savaş ve yıkımı, hem bireysel hem toplumsal açılardan eleştirel bir cesaretle sorgulayan şiiri, destansı bir yola ve yoğunluğa işaret ediyor.

Ödüller, 15 Ekim, saat 18:30’da Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle sahiplerine sunulacak. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Fakir Baykurt’suz 17 yıl

Mustafa ASLAN

Asıl adı Tahir olan Toplumcu Gerçekçi edebiyatımızın saygın adlarından birisi olan Fakir Baykurt, Burdur’da (Yeşilova-Akçaköy) 1929 yılında doğdu. Ülkemizin toplumsal ve edebiyat yaşamına önemli bir yeri olan kişilerden Fakir Baykurt aramızdan ayrılalı 17 yıl olmasına karşın yapıtları ve örnek kişiliğiyle insanımızın gönlünde yaşıyor. Onun aradan bunca yıl geçmesine kadar yapıtlarının ve kişiliğinin unutulmamasını sağlayan birçok etken sayabiliriz.

ÖRGÜTÇÜ VE  YAZAR

Küçük yaşta babasını yitiren Fakir Baykurt Balıkesir’de dayısının yanında dokumacılık yaptığı yıllar kişiliğinin şekillenmesinde ve emekçiden yana tavır koymasında etkili olduğu kanısındayım.

Kütüphane Kolu Başkanı olduğu Gönen Köy Enstitüsüne giren Fakir Baykurt burada dünya edebiyatının önemli yapıtlarını özümser. Aynı yıllarda Bursa Cezaevinde olan ve şiirleri gizli olarak yayılan Nâzım Hikmet’in şiirlerini defterlerine bir hat işçisinin inceliğiyle aktarır.  

Yurdumuzun değişik yerlerinde öğretmenlik yapan Baykurt birçok soruşturma geçirir. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldığı (1958) Yılanların Öcü adlı yapıtı ve Cumhuriyet gazetesindeki yazıları nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açığa alınır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır (27 Mayıs 1960). Öğretmenlerin yaşadığı sürgün ve baskıları Onuncu Köy adlı yapıtındaki öykülerinde dile getirir.

92 kurucusu arasında olduğu Türkiye Öğretmenler Sendikasının (TÖS) ilk merkez yürütme kuruluna ve Genel Başkan seçildikten (1965) sonra öğretmen mücadelesinin daha genel olarak söyleyecek olursak emekçilerin önünü açan sayılı kişiler arasında yer alır. Onun deyişiyle 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü ortam sonucunda kurulan TÖS’te arkadaşlarıyla kuşaktan kuşağa aktarılacak örnek bir mücadele verir. “Devrimci Eğitim Şurası” yapılır. Hemen bunu izleyen yılda “Büyük Öğretmen Yürüyüşü” başlatılır. Bundan bir yıl sonra da “Genel Öğretmen Boykotu”na katılır ve bu eylemi arkadaşlarıyla örgütleyerek yönetir.

Fakir Baykurt sendikacılığında ve yazarlığında sınıfsal bir bakış açısına sahiptir. O, kendisi gibi doğduğu günü bile tam bilemeyenlerin, adını gidip dönmeyenlerden aldığı (Amcası Tahir) ezilen halktan yanadır.

12 Mart 1971 darbesinde iki kez göz altına alındı. Arkadaşları ve onun için 27 yıl ceza istendi. Değişik cezaevlerinde kaldı. Dört buçuk yıllık askeri yargılanma sonunda TÖS davasından aklandı.

1974 Sait Faik Hikaye Armağanı’nı Can Parası adlı kitabındaki öyküleriyle kazandı. Çocuk edebiyatımıza birok değerli yapıt kazandıran yazarımızın 1978 yılında Sakarca’sı sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatrolarınca sahnelenir. Kara Ahmet Destanı  ile Orhan Kemal Roman Armağanı’nı (1978) kazanır ve Kültür Bakanlığı danışmanlığını yapar. 

Baykurt uzun bir uğraştan sonra pasaport alarak yurt dışına çıkar (1979). Bu bir kaçış değildir, aksine daha önce gittiği Almanya’da işçilerimizi yakından incelemek ve yazmak istiyordu. Burada öğretmenliğe geri döndü. Nitekim bu ülkedeki gözlemlerini ve yaşadıklarını  Duisburg üçlemesi adıyla (Yarım Ekmek, Koca Ren ve Yüksek Fırınlar)   okurlarına sundu. 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Almanya’da idi ve ülkeye  geri dönerse tutuklanıp yok edileceğini bildiği için orada kaldı. Barış Çöreği adlı yapıtıyla 1984’te Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü’nü, 1985 Alman Endüstri Birliği (BDI) Yazın Ödülü’nü Gece Vardiyası’ndaki öyküleriyle  aldı. 

Edebiyata şiirle adımını atıyor. 1945 Eskişehir’de Türk’e Doğru dergisinde yayımlanan  ilk şiiri Fesleğen Kokulum’dur. Bu şiirinde Orhan Veli ve arkadaşlarının etkileri görülür. “Saygı duyduğum” dediği Demokrasi adlı şiiri Ceyhun Atuf Kansu 1950 yılında okur. Yıllar sonra şiirlerini topladığı 71 şiirinin yer aldığı Uzun Bir Yol (1989) adıyla 60 yaşındayken yayımlanır.  

Fakir Baykurt sekiz ciltte tamamladı, öz yaşam öyküsünü. Bu kitapların adları: Özüm Çocuktur ve Köy Enstitülü Delikanlı, Kavacık Köyünün Öğretmeni, Köşe Bucak Anadolu, Bir TÖS Vardı, Genç Emekli, Sıladan Uzakta, Dost Yüzleri’dir (Portreler). Bu sekiz ciltlik kitap aynı zamanda ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamının da tarihi sayılır.

Baykurt’un Efkâr Tepesi, Şamaroğlanları, Yeni Kölelik mi?, Benli yazılar ise düşünsel yazılarının yer aldığı yapıtlar olarak çıkıyor karşımıza.

SÖMÜRÜYÜ HER FIRSATTA YAPITLARIYLA ANLATTI

Fakir Baykurt, ilk yapıtı Çilli’den (1955) başlayarak yapıtlarında her fırsatta sömürü ve sömürücüleri dile getiriyor. Dile getirmekle kalmıyor sadece, bunlardan kurtulmayı da başta Amerikan Sargısı (1967),  Köygöçüren (197),  Karaahmet Destanı (1977), Yayla (1977 ), Kaplumbağalar (1980) adlı  yapıtlarında toplumsal çelişkileri ortaya koyarak sömürü karşıtlığını dile getiriyor.

Açık ve net olarak ABD emperyalizmin ülkede nasıl dal budak saldığını  Fakir Baykurt’un Amerikan Sargısı romanında görebiliyoruz. Bu yapıtında gündeme taşıyor, insanlığa acı ve gözyaşından başka bir şey vermeyecek olarak gösterdiği Amerikan emperyalizmini. Hatta bu romanında daha da ileri giderek söyleyecek olursak yeni dünya düzeninin ayak seslerini okura duyuruyor. Amerika düzeninin kurulması önündeki bütün engelleri kaldırmak konusunda cinayet bile işlemeyi mübah saydığını, kaybeden kim olursa olsun  hep kazanan olmak istediğini Amerikan Sargısı adlı yapıtında okuyoruz.

“Küçük bir örnek my country, bir gazeteci doğruları yazdı kendi gazetesinde. Bilinmeyen, yakalanmayan eller, gazeteciyi ne yaptı biliyorsun sen. Yakalayıp kaçırdılar. Gözlerine (…), kezzap döktüler. Çok zordur doğru söylemek. (Amerikan Sargısı, s. 193)

Amerikan emperyalizminin kültürel ve ekonomik saldırılarını Amerikan sargısı adlı yapıtında “Küçük Amerika” düşlerini  Kızılöz adının Güzelöz olarak değiştirilen köy adı ile açıklıyor. Hatta bürokrasi merkezlerinde söz sahibi Amerikalılar köy okullarına kadar giderek dersleri dinliyor ve burada eğitim sisteminde ne gibi değişiklikler yapılacağını not ederek belirliyorlar.

ÇOCUK GELİNLİK YAZGI DEĞİL!

Fakir Baykurt yapıtlarının izlekleri ve içerikleri açsından da öncü yazarlarımız arasında yer alır. Bugünlerde sıkça gündeme gelen ve yasal düzenlemeler yapılma zorunluluğu kendini dayatan çocuk istismarı ve çocuk gelinler konusunu ‘70’li yıllarda dile getirir. 1970 TRT  Sanat Ödülü ve1971’de TDK Roman Ödülü’nü alan Tırpan adlı romanında dile getirir. Yapıt çocuk istismarına, çocuk gelinlere karşıdır. Çocuğun çocuk gibi büyümesinden yana tavrını koyar. Ancak hiçbir korumanın olmadığı, parasıyla her şeyi satın alabileceğini düşünenlere dur diyebilen bir romandır. Yapıtta, Dürü adlı bir çocukla evlenmeye kalkana sert bir ileti gönderir. Çünkü kahramanımız Dürü kendisine tecavüz etmeye kalkan gözü dönmüş Mutsu Ağa’yı cezalandırır. Dolayısıyla bu ileti bütün çocuk istismarcılarına gönderilir. Fakir Baykurt’a kadar öykü ve romanda zorla istemediği birisiyle evlendirilenlere gösterilen bir yol vardır: Canına kıymak. O, bir noktada Tırpan’la yol gösterici oldu. Ölmek yerine yaşamak ve ona zorla sahip olmak isteyene karşı başkaldırmak gerektiğini gösterir.

O, örgütlü mücadele konusundaki etkileri bugün de süren, yazdıklarıyla hep yaşayacak insanlarımızdan birsidir. 11 Ekim 1999 günü Duisburg’da yaşama gözlerini yumdu ve 14 Ekim günü İstanbul’da sonsuzluğa uğurlandığında halkının gönlünde kültürel ve mücadele birikimimize zenginlik kattı, Fakir Baykurt.

Bağdat’la Ankara arasında ‘Musul’ atışması sürüyor

Türkiye ve Irak arasındaki kriz karşılıklı açıklamalarla sürüyor. Irak Başbakanı Haydar İbadi Türkiye’nin Başika’daki varlığına ‘sıcak bakmıyoruz’ açıklaması yaparak “Türk askeri kendini Irak topraklarında piknikte sanmasın. Irak’ta piknik yok IŞİD ile savaş var” ifadesini kullandı. Başbakan Binali Yıldırım ise, “Önce siz ülkenizin içerisinde yaşayan bütün vatandaşlarınıza sahip çıkın, devlet olmayı bilin, ondan sonra Türkiye’ye laf edin.” yanıtı verdi.

IRAK’IN EGEMENLİĞİNE MÜDAHALE

Irak Başbakanı Haydar İbadi Türkiye’yi Musul’da istemediklerini tekrarladı. Haydar İbadi, Kerbela’daki İmam Hüseyin’in makamını ziyaret ettiği sırada Başika’daki Türkiye askerleriyle ile ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Irak Başbakanı İbadi, “Türk askerinin Musul’da bulunmasına sıcak bakmıyoruz ve istemiyoruz. İmam Hüseyin’in makamından açıklıyorum. Türk hükümeti, askerini Irak toprakları içinde savaşa sürüklemesin. Türk askerinin bulunması, Irak’ın egemenliğine müdahaledir ve daha önce de dediğim gibi Türk askeri kendini Irak topraklarında piknikte sanmasın. Irak’ta piknik yok IŞİD ile savaş var, biz Musul’u IŞİD’den geri aldığımızdan sonra onları misafir olarak davet edeceğiz ama şimdilik Türk askerine Irak’ta yer yok. Çünkü biz IŞİD ile savaşla meşgulüz ve Türk askerinin burada bulunması bize engel oluyor, Musul’un kurtarılması operasyonunun içinde Türk askeri yoktur ve katılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

YILDIRIM: ÖNCE DEVLET OLMAYI BİLİN

Başbakan Binali Yıldırım Irak hükümetine “Önce siz ülkenizin içerisinde yaşayan bütün vatandaşlarınıza sahip çıkın, devlet olmayı bilin, ondan sonra Türkiye’ye laf edin” dedi.

Başbakan Yıldırım, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 2016-2017 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Başbakan Yıldırım konuşmasında “Son yıllarda güneyimizde yaşanan istikrarsız durum, en fazla Türkiye’yi etkilemektedir. Bölgeyle fiziki bağı olmayan birçok ülke orada çalışmalar yaparken, bu ülkedeki hükümetlerin sesi çıkmıyor, bu istikrarsızlığın en büyük bedelini ödeyen Türkiye’nin meseleye sahip çıkmasından rahatsız olduklarını görüyoruz. Bunu söyleyecek olanların önce ülkesine sahip çıkması lazım. Önce siz ülkenizin içerisinde yaşayan bütün vatandaşlarınıza sahip çıkın, devlet olmayı bilin, ondan sonra Türkiye’ye laf edin. İradenizi ortaya koyun. Bir takım unsurları orada barındırmaya devam ederseniz, Türkiye elbette hudutlarını korumak, vatandaşlarının can güvenliğini korumak için her türlü tedbiri alır” ifadesini kullandı.

‘TÜRK ASKERİNİ GETİRENLER YARGILANMALI’

TSK’nin Başika’daki varlığına Irak Parlamentosundan tepki geldi. Türk askerinin bölgedeki varlığını RojNews’a değerlendiren Irak Parlamentosu Kanun Devleti Grubu Dr. Adnan Esedi, “Bu güçlerin Irak topraklarına girmesi için yardımcı olanlar ya da bu güçlerin gelişi karşısında sessiz kalanlar yasalar çerçevesinde yargılanmalıdır” dedi.

Söz konusu kişi ve kesimlerin yargı önüne çıkarılarak “ihanet suçu” ile yargılanması gerektiğinin ifade eden Adnan Esedi, şöyle dedi: “Türk askerlerinin Musul operasyonuna katılmasına hiçbir şekilde izin verilmeyecektir. Güçlerini bir an önce geri çekmeli ve özür dilemelidirler.”

Fırat Haber Ajansına (ANF) konuşan KDP’nin Irak Parlamenteri Şaxewan Abdullah, Türkiye’nin Tel Afer’i Türkmenlerin denetiminde il yapmak amacıyla Musul operasyonuna katılmak istediğine işaret ederek, Sünni Arapların da Şii milislerin Musul operasyonuna katılmasını engellemek için Irak hükümetine karışı Türk devleti kozunu kullandığını belirtti.

Musul operasyonuna katılacak güçlerin Bağdat hükümeti tarafından onaylanması gerektiğine dikkat çeken KDP’nin Irak Parlamenteri Şaxewan Abdullah, şöyle konuştu: “Eğer Irak hükümeti izin vermezse Türk devletinin Musul operasyonuna katılması mümkün değildir, buna hakkı da yoktur. Sadece Türk devlet güçleri değil, Irak içindeki güçlerden de kimin katılacağına Irak hükümeti karar verme hakkına sahiptir. Bu ay yapılacak Musul operasyonuna sonuçta Irak içindeki bazı güçler de katılmayacaklardır.”
Abdullah, Türk devletinin operasyona ısrarla katılmak istemesini de “Tel Afer’i Türkmenlerin denetimindeki bir il statüsüne getirmek” olarak değerlendirdi.

INDEPENDENT: TÜRKİYE İSTENMİYOR

İngiltere merkezli Independent’ın Diploması Muhabiri Kim Sengupta, ABD’nin de Irak’ın da Musul’un IŞİD’den kurtarılmasında Türkiye’nin rol oynamasını istemediğini yazdı.
BBC Türkçe’nin aktardığına göre Sengupta, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Rus uçağının vurulması nedeniyle özür dilemesiyle Ankara ile Moskova arasında buzların çözüldüğünü hatırlatarak şu yorumu yaptı: Türkiye işte böyle bir ortamda Suriye’ye zırhlılarını, hava gücünü ve askerlerini yolladı. Erdoğan’ın açıkladığı amaç IŞİD ve YPG güçlerini Türkiye’nin sınırlarından uzaklaştırmaktı. Amerikalılar Kürtleri IŞİD’e karşı en etkili müttefikler olarak görüyor ama Türk Ordusu Washington’ın Kürtlerin hedef alınmaması uyarılarına kulak asmadı. Erdoğan, Kürtlerin almak istediği stratejik bir yer olan Cerablus’u Türk güçleri aldığında vakit geçirmeden Putin’i aradı. Amerikan ve Irak güçleri dokuz gün içinde Musul’u IŞİD’den alma operasyonunun ilk aşamasına başlamaya hazırlanıyor. Erdoğan Türk güçlerinin de ‘Musul’u kurtarma operasyonunda bir rol oynayacağını’ söyledi ve ‘Kimse bunu yapmamızı önleyemez’ dedi. Ama ne Irak ne de ABD Musul’a Türk katılımını istemiyor.”
Muhabir Kim Sengupta, bu noktada Putin’in, Erdoğan’a yardımcı olabilmesinin de pek mümkün olmadığını savundu.
(HABER MERKEZİ)

‘Vize muafiyeti konusu çok zor’

RUSYA Ekonomi Bakanı Aleksey Ulyukayev, ‘Türkiye-Rusya arasında yeniden bir vize anlaşması olacak mı?’ sorusuna, “Vize muafiyeti konusu çok zor” yanıtı verdi.

Dünya Enerji Kongresi’ne katılmak üzere İstanbul’a gelen Rusya Ekonomi Bakanı Aleksey Ulyukayev Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile gerçekleştirdiği görüşmeye dair basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Rus Bakana gazeteciler ‘Türkiye-Rusya arasında yeniden bir vize anlaşması olacak mı?’ sorusu yöneltti. Ulyukayev, yöneltilen bu soruyu “(Türk vatandaşları için) vize muafiyeti konusu çok zor. Zira bu konu güvenlik ile ve Türkiye’deki terör olaylarıyla ilgili. Bu risklerin kendi topraklarımıza aktarılmasını istemiyoruz. Ciddi olarak tartışabileceğimiz tek konu (Türk) iş çevreleri için vize serbestisidir. Bu da kolay bu konu değil ama bunu konuyla ilgili çalışmaya hazırız” diye yanıtladı. (HABER MERKEZİ)

Gazi Mahallesi’nde 10 Ekim anması ve forum

10 Ekim Ankara Katliamında yaşamını yitiren 102 kişi Türkiye’nin birçok şehrinde yapılan etkinliklerle anıldı. Sultangazi Emek ve Demokrasi Koordinasyonu da Gazi Cemevinde yapılan etkinlikle 10 Ekim’de yaşamını yitirenleri andı. OHAL uygulamalarının ve basın özgürlüğünün de tartışıldığı forumda konuşan Hayatın Sesi Televizyonu Haber Koordinatörü Ercümen Akdeniz, “OHAL’e karşı büyük bir kampanya örgütlemeliyiz” dedi.
Gazi Cemevinde gerçekleşen anma ve forum etkinliği 10 Ekim’de yaşamını yitirenlere saygı duruşu ve sinevizyon gösterimi ile başladı. HDP PM Üyesi Can Memiş, Hayatın Sesi TV Haber Koordinatörü Ercüment Akdeniz ve TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Turabi Kişin forumda konuşmacı olarak yer aldı. Can Memiş 10 Ekim anlamalarına yapılan polis saldırılarını eleştirerek, sistemin yaşanan katliamların anılmasına bile izin vermediğini söyledi. Türkiye’deki savaş ortamının 10 Ekim’de başlamadığını, 10 Ekim’de derinleştirildiğini ifade eden Memiş, “Bütün katliamlar birbiriyle bağlantılı. 10 Ekim’de hedeflenen barış mücadelesinin kendisiydi. Kadınların, gençlerin, halkların iradesinin yok sayılması IŞİD tarafından gerçekleştirilmedi. AKP politikaları buna göz yumdu” dedi. 

‘KATLEDİLENLER ANISINA MİLYONLARI ÖRGÜTLEYECEĞİZ’

15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL sürecini de değerlendiren Memiş “15 Temmuz bir darbe girişimiydi, ama 11 Eylül’de belediyelere kayyım atanmasıyla darbe gerçekleştirildi. Geçen hafta kanlarlımız kapatıldı. Biz bunu ilk defa yaşamıyoruz. Bunların üstesinden gelip gerçeğe ulaşacağız. Onlara halka gerçeğin ulaşmasını istemiyorlar ve gerçeği ulaştıranları engellemek istiyorlar. Bizler bunları aşacağız. Barış mücadelesini bitiremeyecekler. Katledilenlerin anısına biz milyonları örgütleyeceğiz” diye konuştu.

‘17 KASIM YUNANİSTAN İÇİN NE İSE 10 EKİM DE BİZİM İÇİN ODUR’

Hayatın Sesi Haber Koordinatörü Ercüment Akdeniz, 12 TV kanalı ve 11 özel radyonun OHAL gerekçesiyle kapatıldığını hatırlatarak saldırıların herkese yapıldığına işaret etti. 10 Ekim katliamında yaşamını yitirenler şahsında Meryem Bulut ve Elif Kanlıoğlu’nun yaşamından kesitler paylaşan Akdeniz, Yunanistan’da 17 Kasım 1973’te albaylar cuntasına karşı ayaklanan ve 40 Atina politeknik öğrencinin yaşamını yitirdiği olayı anımsattı. “17 Kasım Yunanistan için ne ise 10 Ekim de bizim için odur” diyen Akdeniz, bu mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyledi. 10 Ekim’in birinci yıl dönümünde yapılan anmalara CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılmamasının tepkilere yol açtığını kaydeden Akdeniz, “Biz Yenikapı ruhu ile hareket ettikçe çok insanlar ölür. Bu ruhtan sıyrılmak gerekir” şeklinde konuştu. 

‘OHAL’E KARŞI BÜYÜK BİR KAMPANYA YÜRÜTMELİYİZ’

Basın özgürlüğü, TV ve radyoların kapatılması konusunda da konuşan Akdeniz şu şekilde devam etti: “Her katliama yaşandığında yayın yasakları getirildi. Bugün Hrant Dink cinayetini FETÖ’ye bağlıyorlar. Yarın 10 Ekim katliamını da FETÖ’ye bağlayabilirler. Yayınların kesilmesi bir şeyi gösteriyor. Biz daha neler yaşayacağız ki bizim yayınlarımızı kesmek istiyorlar. Biz bugün ya basına sahip çıkarız ya da çocuklarımızı geleceği karanlık olur. OHAL’e karşı büyük bir kampanya yürüterek bugünlerin üstesinden gelebilir.”

‘BARIŞ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE ALEVİLER GÖZ ARDI EDİLEMEZ’

TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Turabi Kişin de basına yönelik uygulamaların yaşanan katliamlardan bağımsız olmadığını söyledi. Her dönem basın susturulduktan sonra bir göçertme, asimilasyon politikasına gidildiğini dile getiren muhalif basına baskıların bu süreçlerle birlikte yükseldiğini dile getirdi. Kişin, “Günümüz açısından da basına yönelik baskılar demokrasi mücadelesine ses olan kuruluşlar için oluyor. Bu baskıların genel gelişmelere bağlantısını kesmeden değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’de barış isteyen halklarla birlikte Aleviler de yıllardır baskı görüyorlar. Türkiye’de ve Ortadoğu’da bir barış ve demokrasi mücadelesi verilecekse Aleviler göz ardı edilemez” diye konuştu.

Anma ve forum etkinliği katılımcıların serbest kürsüden katkılar yapmasıyla son buldu. (İstanbul/EVRENSEL)
 

‘10 Ekim iddianamesini kabul etmiyoruz’

Ülkenin yönetilememe sorunu olduğunu ifade eden CHP Adana Milletvekili İbrahim Özdiş, AKP’nin savaş politikalarını eleştirdi. Özdiş’in konulması CHP’nin desteklediği savaş tezkeresi ile ilgili tepki gördü.

‘101 İNSAN BARIŞ PAYDASINDA BULUŞTU’ 

Nevzat Sayan’ın oğlu Berkay Sayan, farklı kesimlerden 101 insanın ortak paydada, barış paydasında Ankara’da buluştuğuna dikkat çekerek “onlar zalimce katledildiler. Biz birbirimize girersek neden bu dikta yönetimi bizi eziyor diye çok düşünürüz. Önümüzdeki günlerde bundan daha iyisini yapabiliriz” diye konuştu. 

10 Ekim’de kaybettikleri yakınlarını anmak isteyenlere biber gazı sıkan bir düşman ile karşı karşıya olduklarını ifade eden Şebnem Yurtman’ın ablası Serap Yurtman, 10 Ekim’in artık bir mücadele günü olduğunu söyledi. Hazırlanan iddianameyi kabul etmediklerini söyleyen Yurtman, bütün siyasi sorumluların yargılanmasını istediklerini belirterek 7 Kasım’da görülecek duruşmaya herkesi davet etti. 

Salonda toplanmalarının sebebinin sadece 10 Ekim olmadığını dile getiren Dilan Sarıkaya’nın kardeşi Cengiz Sarıkaya, her türlü zulme, baskıya, gerici politikaya karşı bir duruş sergilediklerini belirterek “Elbet bir gün kazanacağız” dedi.

‘İŞÇİLER SAVAŞA KARŞI OLMALI’ 

Savaşın bedelini en başta işçilerin ödediğine dikkat çeken DİSK Çukurova Bölge Temsilcisi Hüseyin Yaşar Gündoğdu, savaşta işçiler birbirine düşman edilir” diyerek işçilerin savaşa karşı olaması gerektiğini söyledi. 

Kayyumlar atanan belediyelerin tamamında DİSK Genel İş’in örgütlü olduğunu ifade eden Gündoğdu, darbecilerin gerçekleştiremediklerini OHAL ile gerçekleştiriyorlar”dedi. Belediyede çalışan işçilere yapılan baskılardan vazgeçilmesini isteyen Gündoğdu, “Demokrasiye inancınız varsa seçilmişleri görevine iade edin” dedi.

‘ONLARA BORCUMUZ BİRLEŞMEK ‘

Saldırının amacının tüm farklı inançların emekçilerin, kadınların taleplerini reddetmek olduğunu ifade eden HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş “Halkı 1 kasımda kendilerine mecbur etmek istediler. O iktidar kanla oluşmuştur” dedi. Tezkereyi onaylayanlar yeni kapı ruhunda bileşenlerin de aynı yerde olduğunu dile getiren Beştaş, bu saldırıları boşa çıkarmanın yolunun  ortak bir cephede birleşmek olduğunu söyledi. 

FETÖ soruşturmalarının Emek ve Demokrasi güçlerine yönelik saldırıya dönüştüğünü ifade eden Emek Partisi Adana İl Başkanı Sevil Aracı  katliamda hayatını kaybedenlere borçlarının ancak baskılar karşısında bir araya gelerek mümkün olduğunu belirtti. (Adana/EVRENSEL)