Ana Sayfa Blog Sayfa 6253

Demirtaş: OHAL darbecilere değil halka karşı uygulanıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Muharrem ayı orucunu açmak için düzenlenen lokma dağıtımına katıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Batıkent Cemevi’nde düzelenen lokmaya Demirtaş’ın yanı sıra HDP’li vekiller Müslüm Doğan, Nimetullah Erdoğmuş ve Gülser Yıldırım ile Alevi örgütü temsilcileri de katılırken, yüzlerce yurttaş da hazır bulundu.

‘KERBELA GÜNÜMÜZDE DE DEVAM EDİYOR’

Burada kısa bir açıklama yapan Demirtaş, 1400 yıllık bir acının, adaletsizliğin bütün tarih boyunca devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: “Kerbelâ’da Yezid anlayışı ile haktan ve hakkaniyetten yana olan anlayışlar karşı karşıya geldi. Bugün dünyanın her yerinde halen devam eden asıl mesele budur. İktidarı uğruna haktan ayrılmak ve adaletten ayrılmak ve kendi hırsları adına masum insanların ölümüne fetva vermek büyük bir trajedi olarak günümüzde de devam ediyor. Fakat Yezidler var diye bizler de Kerbela şehitlerinin onurlu duruşu gibi kendi duruşumuzu sürdürmeyeceğiz diye bir şey yok. Yezidler her dönem var, gelecekte de olacak ama Kerbelaâ’da her şeye rağmen bir öğreti, bir anlayış bir duruş hayata geçirildi: Zulüm ne kadar büyük olursa olsun teslim olmamak. Aynı zamanda karşıdaki zalim ne kadar zalim olursa olsun diyalog kapısını kapatmamak. İnsanlar yaşamını yitirmesin diye barış elini bir an olsun indirmemek ve çözüm arayışını sürdürmek.”

‘İNSANLARIN İNANCINI SORGULAMAK DEVLETİN İŞİ DEĞİL’

Demirtaş, Türkiye’de farklı inançlara mensup milyonlarca yurttaşın olduğuna ve her inanca mensup yurttaşların yaşam tarzları ve ibadetleri olabileceğine işaret ederek, “Kim neye nasıl inanıyorsa onun gibi yaşar, ona uygun bir şekilde yaşamını sürdürür. Bu aynı zamanda demokratik bir çerçevede laikliğin uygulanmasıdır. Onu uygulamayan toplumlar ve ya laiklik adı altında tekçiliği dayatan toplumlar birbiri ile iç savaş yaşayan toplumlardır. Türkiye gibi çok dinli, çok inançlı bir toplumda bizim için hem radikal demokrasi hem de laiklik olmazsa olmazdır. Çünkü Muherrem Orucu nedeniyle bir kez daha Türkiye’deki tekçi anlayış bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Devlet dini ve devlet dayatması çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Muharrem Orucu 12 gün boyunca devam edecek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ramazan orucu gibi bir programı var mı? Yok. 20 milyondan fazla Alevi yurttaş yaşıyor bu ülkede. Yurttaşlarımızın inançları böyle ve bu yurttaşlarımız vergi de veriyor. O halde Alevi yurttaşlara da hizmet edin. Herkese eşit adil bir hizmet üretin ya da ‘biz adaleti yaymaya çalışıyoruz’ demeyin. Bu büyük bir hatadır. İnsanların inancını sorgulamak devletin işi değildir” diye konuştu.

Alevi yurttaşların ikinci sınıf yurttaş olarak görülmesinin kabul edilir olmadığına vurgu yapan Demirtaş, “Devlet kurumlarında kendinden olmayan herkese tasfiye operasyonu, yok etme anlayışı kaosu büyüten budur” dedi.

‘OHAL DARBECİLERE DEĞİL HALKA KARŞI UYGULANIYOR’

Bakanlar Kurulu’nca OHAL’in 3 ay uzatılmasına tepki gösteren Demirtaş, “Amacı ne? Darbe ile mücadele ise parlamento açık, getir darbe ile ilgili kanunları birlikte çıkaralım. Derdin başka, senin derdin darbe ile mücadele değil. Darbeciler 12 yıl senin kol kola yürüdüğün arkadaşlarındı. HDP’de darbeci yok ama OHAL’i bize karşı, halka karşı uyguluyor. Tek bir gösteri yapılamıyor. Sadece Erdoğan’ı övücü gösterilere izin veriliyor. Muhalefetin sokağa çıkması yasak. Cenaze töreni, anma yapmak yasak. Suruç’ta DAİŞ barbarlarının katlettiği gençleri anmak yasak. Ama bugün çıkan Tayyip Erdoğan posterini elinize alın polisler sizi omuzlarında taşır. OHAL’i de bize muhalefete karşı, bu düzene boyun eğmeyen adaletten barıştan yana olanlara karşı uyguluyorlar. Bu da kabul edilir değildir” diye kaydetti.

‘YEZİD ANLAYIŞINA BOYUN EĞEN, ZULME ORTAK OLUR’

Demirtaş, şöyle devam etti: “İnsanlar ölümü göze alarak seni protesto ediyorlar. Buna karşı sokaklarda haklarını arıyorlar. Adil bir düzen kurmadığınız için arayacaklarda. Geçmişte var olan adaletsizliğin adaletsizlik bindirdiniz. Zulmün üstüne zulüm bindirdiniz. Bizler toplumun ezilen kesimleri bir arada mücadele etmek zorundayız. Bu gibi durumlarda mevcut ezen Yezid anlayışına boyun eğen zulme ortak olur. Direnmek lazım. Kimin elinden ne geliyorsa; hiç değilse bütün yaptıklarını kabul etmediğimiz, doğru bulmadığımız her fırsatta göstermek zorundayız. Toplum üzerinde korku ve panik havası yaymaya çalışıyorlar. Doğru koşullar kolay değil ama ben buradan tekrar çağrımı yeniliyorum: Biz halk olarak Türk, Kürt, Alevi Sunni demeden kim ki vicdanlı ve ahlaklı kim ki şu düzen iyi bir düzen değil diyorsa elini taşın altına koyup direnmelidir. Direnişi de kimsenin öyle sağa sola çekmesine gerek yok zulme karşı direniş her yerde dimdik durmaktır. Onurlu bir ülke için bedel ödeyenlerden daha kıymetli değiliz. Yezid anlayışını da hiçbir ideolojisine hiçbir kimliğe dayatamayacaklarını gösterdik, bu defa da bunu ispatlayabiliriz.” (DİHA)

Maltepe’den birleşik mücalede çağrısı

İşten çıkarmalar, tasfiyeler, açığa almalar ve tutuklamalarla başa çıkabilmenin yolunun mücadeleden geçtiğini belirten Maltepe’deki emek ve demokrasi güçleri bundan sonraki sürece dair neler yapabileceklerini tartıştılar. 

İstanbul Maltepe Emek Demokrasi Güçleri ‘Türkiye Nereye gidiyor’ panelinde buluştu. Gülsuyu mahallesinde yapılan panele konuşmacı olarak Tarihçi Erdoğan Aydın, Akademisyen Özgür Müftüoğlu, HDP İl Eş Başkanı Doğan Erbaş katıldı. Modoratörlüğünü Emek Partisi Maltepe İlçe Başkanı Enver Delibaş’ın yaptığı panele katılım yoğun oldu. 

Panelde konuşan Erdoğan Aydın, ‘15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın lütfü olarak açıklayan Cumhurbaşkanı, içine girdiği süreci can simidi olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte kutuplaştırma siyasetiyle kendisine karşı olan kesimleri dışlayan bir politika izlemiştir. Yine ülke de adalet ve demokrasi isteyen kesimlerin neler yapacağı ve sürecin nasıl devam edeceğini belirleyecektir. Bu anlamda da demokrasi ve özgürlüklerden yana olan kesimlerin geniş bir muhalefet cephesi oluşturulması gerekmektedir” dedi. 

Doğan Erbaş ise, ‘Adına Emek ve Demokrasi için Güç Birliği’ olarak merkezi düzeyde başlayan çabalarımızla benzer tartışmaları daha çok yürütmemiz gerekmekte ve bunların salonları da aşan sokaklara çıkması taşması gerektiğini’ söyledi. 

Özgür Müftüoğlu da iktidarın sermayeye temsilcilik yaptığını belirterek, “1 Ağustos’ta gündeme alınan Türkiye Varlık Fonu kurulması ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile toplumun bütün kaynaklarının, sınırsız bir şekilde sermayenin kullanımına açılmasını sağladı” dedi. Bu sürecin sermayenin ihtiyaçlarına göre dizayn edildiğini ifade eden Müftüoğlu, bu süreçten çıkışın birleşik bir mücadeleyle mümkün olacağını söyledi. (İstanbul/EVRENSEL)

OHAL’de yaşananlar Alevileri tedirgin ediyor

Tamer Arda ERŞİN
Ankara

Darbe girişiminin ardından bazı şehirlerde Alevi yurttaşların oturduğu evler işaretlendi, ibadethane ve derneklerine ırkçı  yazılamalar yapıldı. Son olarak da Alevilere yönelik tematik yayın yapan TV 10 kapatıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, kapıların işaretlenmesi, OHAL ve Meclis’ten geçen savaş tezkeresi hakkında gazetemize konuştu. Kaplan, muhalif kesimleri susturma aracı haline gelen OHAL’in Alevi yuttaşları tedirgin ettiğini söyledi. Kaplan, gerçek bir laiklik için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. 

TV 10’un kapatılmasına ilişkin ise “Alevilerin seslerini duyurma araçlarından birisi ellerinde alındı” dedi. 

TÜRKİYE’NİN YUMUŞAK KARNINA DOKUNUYORLAR

Son günlerde Alevi dernek ve ibadethaneleri ile Alevi yurttaşların evlerine işaret konmasının, halkı korkutma ve sindirme amacı taşıdığını vurgulayan Kaplan, “İşaretlenen evlerde yaşayan halkın hakları için sokağa çıkmasını engellenmek istendi. Yaşadıkları yerleri terk etmeleri istendi. Mamak’taki işaretleme apartman içerisinde gerçekleşen bir olay. Asıl işaretlemenin tehlikelisi İstanbul Pendik’te yapıldı. Derneğin kapısına ‘Cihat kazanacak’ yazıldı. Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, Maraş Katliamı öncesinde başladı ve hep devam etti. Derin devlet, ülke iç politikalarına yönelik savaş taktiği koyacaksa ilk olarak ülkenin yumuşak karınlarına dokunuyor” dedi. 

Kaplan, bu zamana kadar  Kürtler ve  Alevilere yönelik saldırılarla iç karışıklık çıkarılmak istendiğini ifade ederek, “Ülkedeki halk hareketlerinini üst seviyeye çıktığı dönemlerde bu tür kutuplaştırmalar yaşandı. 1970’lerde Alevilerdi, 1980lerde Kürtler oldu. Halkın sokağa çıkma konusunda bir tedirginliği yok. Halkın asıl tedirgin olduğu konu OHAL’den kaynaklı” diye vurguladı. 

ÖZGÜRLÜĞE DARBE VURULDU

Kaplan, Alevi yurttaşlara yönelik tematik yayın yapan TV 10’un gerekçe gösterilmeden kapatılmasına tepki göstererek, Muharrem ayı öncesinde televizyon kanalının kapatılmasını “Alevilerin seslerini duyurma araçlarından birisi ellerinde alındı” diye yorumladı. “TV 10 yayın yanlışlarına rağmen ciddi anlamda Alevilerin sesiydi. Daha önce bilmediğimiz Alevi köylerine giderek oralardan bize haber veriyordu. Sesimizin duyulması için Alevilerin en önemli araçlarından birisiydi” diyen Kaplan, televizyon kanalının Muharrem ayı içinde 12 gün boyunca canlı yayın yapacağını, kanalın yayın akışı içerisinde de haftanın 1 saatini derneklerine ayırmayı planladığı bilgisini verdi. TV 10’la beraber kapatılan Hayatın Sesi TV’nin de Aleviler açısında önemli bir kanal olduğunu vurgulayan Kaplan “Hayatın Sesi TV, emekten, demokrasiden yana olan ve işçilerin sesini duyuran bir televizyondu. Bunların kapatılması özgürlüğe vurulmuş bir darbedir” diye konuştu. 

‘TEZKEREYE KARŞIYIZ’

Meclis’te kabul edilen Suriye-Irak tezkeresini “egemenlik hakkının ihlali” olarak gören Kaplan, “Dünya’nın hiçbir ülkesinin başka bir ülkeye müdahale etmeye hakkı yok. Sen nasıl apartmanda komşunun evine müdahale edemezsen, başka ülkeye de müdahale edilemez. Apartmanda bir şikayetin varsa, gidersin ev sahibiyle görüşürsün, olmadı polise gider şikayet edersin. Ülkeler konusunda da bu. Komşundan şikayetin varsa onunla ilişkilerine keser, ekonomik yaptırımda bulunursun” diye konuştu.  Türkiye’nin müdahil olmaması halinde Suriye’deki savaşın bu kadar sürmeyeceği görüşünde olan Kaplan, “Şuanda Suriye’deki savaşı körükleyen ve iddiaya göre belediye araçlarıyla oraya silah yollayan Türkiye’dir. Türkiye’nin aktif destek verdiği Özgür Suriye Ordusu ve diğer savaşan unsurlar Esad yönetimi açısından teröristtir. Nasıl sen kendi ülkene müdahale edilmesini istemiyorsan, başka ülkenin topraklarına da adım atmamalısın. Dolaysıyla biz Meclis’ten tezkerenin geçmesini uygun bulmadık” dedi. 

‘ÖNCE YAŞAM HAKKI’

Alevi yurttaşların birçok talebi olduğunu belirten Kaplan “Ancak bu talepler Aleviler için bir anlam ifade etmiyor. Çünkü insanlar artık ülkenin bir kısmında bugünde ‘ölmedik’ diye şükür ediyor. Şu anda yaşam hakkı ön planda. Bizim için şu anda ülkenin iç huzura ve iç barışa ihtiyacı var. Senin can güvenliğin yokken, inancın, dinin felan hiçbir önemi kalmıyor. Ülke bu iç karışıklıkta savaşa doğru sürüklenirken, sen ülkenin her yanını Cemevi yapsan ne olur, giden olmadıktan sonra” dedi. 

LAİKLİK İÇİN MÜCADELE

Türkiye’de laiklik tartışmalarının gerçek manada yürütülmediğini de vurgulayan Kaplan, “Türkiye’de 2002’den başlayarak laik yönetimle ilgili ufak tefek kırıntılar da silindi. 1950’lerden başlayarak laiklikten vazgeçildi” dedi

Adnan Menderes’in DP’nin grup toplantısında kürsüden “Siz isterseniz hilafeti de geri getirirsiniz” sözlerini hatırlatan Kaplan, “Laiklik bu ülkede tam anlamıyla hiçbir zaman olmadı. 300 bin personeli olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olduğu bir yerde laiklikten söz edilebilir mi? Devlet şu anda resmi dinini Sünnilik olarak kabul etmiş. Laiklik ancak mücadeleyle kazanılabilir” diye konuştu. 

Olağanüsü Hal (OHAL) 3 ay uzatıldı

Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda toplanan Bakanlar Kurulu’nun ardından düzenlediği basın toplantısında konuştu.

TBMM’nin 26’ncı Dönem 2’nci Yasama Yılı ile ilgili görüşlerini dile getiren Kurtulmuş, Meclis’in hedefinin özellikle “terörle mücadele” olması gerektiğini vurgulayarak, “Bu dönemde TBMM’nin hayati önemde meselelerle karşı karşıya olduğunu da ifade etmek isterim. Türkiye, bir taraftan terör örgütlerinin bütününe karşı mücadelesini sürdürecek ama aynı zamanda Türkiye, 2023 hatta 2053 hedeflerine ulaşabilmek için yeni bir atılım ruhuyla hareket edecek. Bu atılım ruhunun ortaya çıkacağı yer TBMM’dir. 550 milletvekili arkadaşımızın tamamının büyük bir atılım ruhuyla hareket edeceğini ümit ediyoruz. Türkiye, terör örgütleriyle mücadele ederken, hem demokratik standartları yükseltme konusundaki kararlılığını sürdürecek hem Türkiye’nin ekonomik bakımdan daha ileriye gitmesi için TBMM üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bu Meclis’in hedefi özellikle bu yılkı çalışmalarında hem terörü yok edecek ortamı sağlamak için katkı sunmak hem de güçlü, büyük Türkiye’nin kurulması için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek olacaktır” ifadelerini kullandı.

“FETO’NUN İADESİYLE İLGİLİ 4 DOSYA ABD MAKAMLARINA SUNULDU”

Bakanlar Kurulu toplantısında Adalet Bakanlığı’nın Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi çalışmalarıyla ilgili sunum yaptığını anlatan Kurtulmuş, “15 Temmuz öncesinde 4 dosya ABD’ye FETO’nun iadesiyle ilgili 4 dosya ABD makamlarına sunulmuştu. 15 Temmuz’dan sonra da FETO’nun tutuklama talebiyle ilgili olarak ABD makamlarına 10 Eylül 2016 tarihinde takdim edildi. ABD makamları da e-mail ortamında bu belgelerin alındığını 23 Eylül 2016 tarihinde Türkiye’ye bildirdi. Bizim FETO konusundaki tavrımız açıktır. Türkiye 15 Temmuz’da büyük bir darbe teşebbüsüyle, bu toprakların gördüğü en büyük ihanetle karşı karşıya kalmıştır. Bu örgütün başındaki kişi ABD’de Pensilvanya eyaletinde 15 yıldır mukim olan FETO’dur. Bu kişinin Türkiye’ye iade edilmesiyle ilgili olarak ABD makamlarının üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi için bu konudaki talepler gerçekleştiriliyor” diye konuştu.

“SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASI’NIN 10’UNCU MADDESİNDEN KAYNAKLANAN HAKKIMIZ”

ABD’ye Fethullah Gülen’le ilgili yapılan başvuruların en kısa zamanda karşılanmasını beklediklerini ifade eden Kurtulmuş, “ABD ile her alanda stratejik ortaklığı olan bir ülke olarak, bu karar Amerikan yargısı tarafından verilene kadar adı geçen kişinin Türkiye’ye iade edilmek üzere tutuklanmasını, bulunduğu yerde tutuklanması talep ediyoruz. Bu çerçevede Eylül ayının 10’unda gönderilen dosya ilgili kişinin tutuklanmasıyla ilgili bir taleptir. Bu da bizim ABD ile Suçluların İadesi Anlaşması’nın 10’uncu maddesinden kaynaklanan hakkımızdır. Bu başvurunun da en kısa zamanda karşılanacağını ümit ediyoruz” dedi.

“MUHTEMEL OPERASYONLAR KONUSUNDAKİ POZİSYONUMUZ NET”

Fırat Kalkanı harekatıyla ilgili bilgiler paylaşan Kurtulmuş, “Operasyon bizim açımızdan başarılı şekilde devam etmektedir. Operasyonun ilk günü söylediğimiz kırmızı çizgilerimizin tamamı devam etmektedir. Fırat Kalkanı ile ilgili sürdüğümüz bu mücadele özellikle DAEŞ ile ilgili bir mücadeledir ve kararlılıkla sürdürülecektir. Bu bölgenin DAEŞ’ten temizlenmesi, güvenli bölge haline gelmesini sağlamak öncelikli hedeflerimizdendir. Ayrıca Suriye’de ve Irak’taki DAEŞ’e karşı sürdürülen operasyonlarda Musul ve Rakka ile ilgili muhtemel operasyonlar konusundaki pozisyonumuz net ve açıktır. Türkiye, DAEŞ’in Suriye ve Irak’taki siyasi istikrarsızlığın bir sonucu olduğunu, sebebi olmadığını ifade ediyor. Bu bölgenin bütünüyle terör örgütlerinden temizlenmesi için uluslararası koalisyonla iş birliği halinde her türlü adımı atmaya hazır olduğunu ifade ediyor” açıklamasında bulundu.

“TEMEL ŞARTLARDAN BİRİ PYD VE PYG UNSURLARININ OPERASYONLARDA ASLA YER ALMAMASI”

Musul ve Rakka operasyonlarıyla ilgili de konuşan Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye, Suriye halkınındır. Terör örgütlerinden temizleme bahanesiyle bir başka terör örgütüne bu şehirlerin peşkeş çekilmesinin doğru olmadığını Türkiye defaatle dile getirmektedir. Musul ve Rakka operasyonları yapılacaksa bu operasyonlarda mutlaka yerel unsurların sahada olması, uluslararası koalisyonun da bu mukavemete destek vermesi meselenin aslıdır. Türkiye, Rakka ve Musul operasyonlarının bu çerçevede yürütülmesini düşünür. Oradan DAEŞ çıkarılırken oraların başka bir terör örgütüne bırakılmasını da asla kabul etmez. PYD’nin Musul ve Rakka operasyonlarında esas unsurlardan biri olarak görülmesi Türkiye tarafından kabul edilebilir bir husus değil. Türkiye’nin bu operasyonların içinde yer almasının temel şartlarından biri PYD ve PYG unsurlarının bu operasyonlarda asla yer almamasıdır. Özellikle ABD’den bu konuyla ilgili olarak verdikleri sözleri yerine getirmesini ve buradaki PYD/YPG unsurlarının Fırat’ın doğusuna çekilmesini sağlamasını bir kere daha talep ediyoruz”

EKİMDE 20 BİN ÖĞRETMEN ALINACAK

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 9 Ekim’de mülakatla 20 bin öğretmen daha alacağını açıklayan Kurtulmuş, “Milli Eğitim Bakanlığı’mızın Ekim ayının 9’unda mülakatla 20 bin öğretmeni daha alacağını bir müjde olarak ifade etmek isterim. Bu öğretmen kardeşlerimizin özellikle kalkınmada birinci derecede öncelikli bölgelere atanacağını söylemek isterim. Ekim ayının 9’unda öğretmen arkadaşlarımız Milli Eğitim Bakanlığı bünyesine alınmış olacak” dedi.

OHAL 90 GÜN UZATILACAK

Bakanlar Kurulu’nda MGK’nin tavsiye kararının değerlendirilerek, olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının 3 ay uzatılması konusunda karar alındığını bildiren Kurtulmuş, “Bakanlar Kurulu’nda alınan bir karar, halen devam etmekte olan ve 19 Ekim’de sona erecek olan 90 günlük olağanüstü halin ikinci kere uzatılması ve 19 Ekim günü saat gece yarısı 01’den itibaren 90 gün süreyle olağanüstü halin yenilenmesi kararıdır. Bakanlar Kurulu’muz tavsiye kararına uyarak, olağanüstü hali bir kez daha 3 ay süreyle uzatma kararı almıştır. Türkiye, terör örgütlerinin tamamıyla başta FETÖ olmak üzere kararlı şekilde mücadelesini sürdürecektir. Devletin bu terör örgütlerinden arındırılması için ne gerekiyorsa bu adımlar atılacak ve olağanüstü halin vermiş olduğu hukuki imkanlarla bu süreç inşallah en kısa zamanda başarıyla tamamlanacaktır” ifadelerini kullandı.

OHAL’in uzatılması sermayeye yarar  

“TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İRTİBATI ORTAYA KONULAN BELEDİYE BAŞKANLARI HAKKINDA GEREKLİ KARAR ALINIR”

Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bazı belediyelere daha kayyım atanabileceği yönündeki açıklaması üzerinden sorulan, Diyarbakır, Van ve Mardin’e kayyım atanıp atanmayacağı sorusunu şöyle yanıtladı: “FETÖ mensubu olduğu ve özellikle PKK mensubu olduğu için görevden alınan daha doğrusu yerlerine vekil atanan 30 belediye vardır. Bu belediyelerin her biri ya teröre verdikleri destek dolayısıyla bir kısmı da FETÖ ile irtibatları dolayısıyla görevden alındılar. Eğer ihtiyaç duyulursa terör örgütleriyle irtibatı ortaya konulan belediye başkanları hakkında da gerekli kararlar alınır. Bunları yaparken de hükümet olarak keyifle yapıyoruz, demiyoruz. Devletin vermiş olduğu imkanlarla, milletin vermiş olduğu oylarla iktidara gelen bir belediye başkanının elindeki iş makinasını çukur açmak için kullanması hangi ülkede kabul edilebilir bir durumdur? Bunlar zorunluluk çerçevesinde alınmış kararlardır. Eğer başka zorunluluklar ortaya çıkarsa bu kararları almakta hükümetimiz terörle mücadele bakımından asla tereddüt etmez.”

“İSTİHBARAT BİRİMLERİYLE İLGİLİ ÇALIŞMA DEVAM EDİYOR”

İstihbaratın tek çatı altında toplanmasına ilişkin çalışmanın sonuçlanıp sonuçlanmadığı sorulan Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş, “İstihbarat birimleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Bu konu geliştiği takdirde belli bir noktaya geldiğinde Bakanlar Kurulu’na gelir. Bunun kararı alınır ve kamuoyuyla bunlar paylaşılır” dedi.

“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI YOZGAT’LA İLGİLİ GEREKLİ ÇALIŞMALARI YAPAR”

Yozgat Valiliği’nce alınan kararla ildeki bütün içkili mekanların kapatıldığı hatırlatılan Kurtulmuş, hükümetin bu konuda bir çalışmasının olup olmayacağı sorusu üzerine “Bu konu gündeme gelmedi. Herhalde İçişleri Bakanlığı bu konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapar” ifadelerini kullandı.

“ÇOK ŞEHİR EFSANESİ ÜRETİLDİ, ONLARDAN BİRİDİR”

Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz’dan 1 gün önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel temsilcisinin, bir STK’nın davetlisi olarak Ankara’ya geldiği ve temaslarında TSK içindeki hareketliliğin konuşulduğu iddiaları sorulan Kurtulmuş, “15 Temmuz’dan sonra başarısız darbe teşebbüsüyle ilgili çok sayıda aslı esası olmayan şehir efsanesi üretildi. Herhalde bu söylediğini de onlardan biridir” diye yanıt verdi.

“ALMAN YETKİLİLER İNCİRLİK ÜSSÜ’NÜ DENETLİYOR DEĞİL”

Alman milletvekillerinden oluşan 7 kişilik heyetin İncirlik Üssü ziyaretine ilişkin detaylar sorulan Kurtulmuş, “İncirlik Üssü, Türkiye’ye ait bir üstür. Tamamen milli bir askeri üstür. Buranın nasıl kullanılacağı Türkiye’nin emir komutası içerisinde belirlenmiş olan bir husustur. Bu çerçevede Türkiye gerek NATO kapsamındaki anlaşmalar gerekse ikili anlaşmalar çerçevesinde bazı ülkeler buradaki üsten Türkiye’nin vermiş olduğu izin çerçevesinde yararlanırlar. Alman askerler de karşılıklı anlaşmalar ve NATO çerçevesinde İncirlik’te bulunuyorlar. Türkiye’nin vermiş olduğu bu izin tamamen Alman yetkililerin Alman askerleri denetlemesiyle ilgili bir meseledir. Alman yetkililer gelip İncirlik Üssü’nü denetliyor, değiller. Türklerin yetkisinde olan bu üsle ilgili herhangi bir rapor hazırlayacak, değiller. Tamamıyla kendi askerleriyle görüşme çerçevesinde almış oldukları bir karardır. Türkiye de ikili anlaşmalar gereği buna müsaade etmiştir” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN TASARRUFUDUR”

İsrail’in 20 milyon Dolar’lık tazminatı yatırdığı hatırlatılarak, söz konusu tazminatın ailelere ulaşıp ulaşmadığı sorusunu yanıtlayan Kurtulmuş, “İsrail’in Türkiye’ye vermiş olduğu Mavi Marmara tazminatı bildiğim kadarıyla Türk makamlarının resmi hesaplarına yatırılmıştır. Bundan sonra bunun nasıl dağıtılacağı konusu Türkiye’nin tasarrufudur” dedi.

“TERÖR GRUPLARINI MUSUL OPERASYONUNUN PARÇASI HALİNE GETİRMEK OPERASYONA KATKI SAĞLAMAZ”

Musul’a ABD’nin hava harekatı başlattığı ve Türkiye’nin de Başika Kampı’na asker sevkiyatı yaptığı yönündeki iddialar sorulan Kurtulmuş, şu açıklamalarda bulundu: “Musul operasyonuyla ilgili tavrımız açıktır. Türkiye’nin Başika’daki varlığının ise Musul operasyonuyla hiçbir ilgisi yoktur. Türkiye, yerel güçlerin isteği doğrultusunda oradadır. Hem peşmergelere hem oradaki yerel unsurlara uzunca bir süredir Türkiye, Başika’da eğitim vermektedir. Bunu Musul’un kurtarılması meselesinden ayrı görmemiz lazım. Türkiye, operasyonlarda PYD/YPG unsurlarının DAEŞ’ten buraları kurtarıyoruz, diye kullanılmasına tamamıyla karşıdır. Yerel unsurların merkezde olduğu bir operasyon ancak sonuç verir. Aksi takdirde Musul’a yabancı olan birtakım başka terör gruplarını ya da silahlı grupları Musul’a götürüp orada Musul operasyonunun bir parçası haline getirmek asla operasyonun başarı sağlamasına katkı sağlamaz. Böyle bir durum Musul operasyonunun başarısızlığını ortaya koyar”

“KHK YETKİSİ HÜKÜMETİN ELİNDEDİR”

Meclis’te 4 partinin katılımıyla oluşturulan KHK Komisyonu’nun çalışma kapsamı sorulan Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş, “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi OHAL kapsamında bütünüyle hükümete aitti. Bizim burada yapmak istediğimiz diğer partilerin bu konularla ilgili olarak görüşleri varsa bunların bildirilmesi ve bu sürecin daha düzgün daha iş birliği içerisinde yürütülmesini temin etmektir. Burada bir yetki devri değil. Yetki hükümetin elindedir” diye yanıt verdi.

HDP’Li BEŞTAŞ: OHAL’İN UZATILMASI, FİİLİ TEK ADAM YÖNETİMİNİN DEVAM ETMESİDİR

Bakanlar Kurulu’nun OHAL’i 3 ay uzatma kararını değerlendiren HDP Eş Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, “OHAL’in uzatılması hukuksuzluğun, anayasasızlığın, işkence ve kötü muamelenin, basın yayın sansürünün, fiili tek adam yönetiminin devam etmesidir.” dedi. (ANKARA)

Manisa’da Zuhal Güneş’in taciz davası 17 Ocak’a ertelendi

 Manisa Organize Sanayi Bölgesinde Elginkan Vakfı Topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren Valfsel AŞ’de çalıştığı sırada Genel Müdür Hüseyin Orhan tarafından tacize uğrayan Zuhal Güneş’in müdürü hakkında açılan davanın ilk duruşması Manisa Adliyesi 6. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.
Duruşmaya Zuhal Güneş ve avukatları, sanık Hüseyin Orhan ve avukatının yanı sıra, Zuhal Güneş’in ailesi ve kadınlar da dinleyici olarak katıldı.
Duruşma kimlik tespiti ve iddianamenin okunmasıyla başladı. Duruşmada ilk olarak ifadesi alınan sanık Hüseyin Orhan, atılan suçlamanın iftira olduğunu iddia ederek, “Zuhal şirket içi bilgileri dışarı sızdırıyordu. Kendisini bu konuda uyardım. Bundan dolayı şirkete ve bana iftira atıyor. Suçlamasını kabul etmiyorum” dedi.
Müşteki avukatlarının şirkette belge sızdırdığı gerekçesiyle işten çıkartılan olup olmadığını ve  konuya dair şirkette idari soruşturma başlatılıp başlatılmadığını sorması üzerine sanık Orhan, “Kimse işten çıkartılmadı. İdari bir soruşturma da yapılmadı. Sadece savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Bunu da şirket içinde kendi aramızda konuşuyorduk” şeklinde cevap verdi.

‘İŞTEN ATILDIM HİÇBİR HAKKIM VERİLMEDİ’

Sanığın ifadesinden sonra ifadesi alınan Zuhal Güneş, 19 Şubat günü işyerine geldiğini ve çalışmaya başladığını haftalık program için sanık Hüseyin Orhan’ın odasına gittiğinde taciz olayının yaşandığını belirterek, Orhan’ın kendisine çok yoğun çalıştığını, rahatlamak istediğini söyleyerek tacizde bulunduğunu anlattı. Kendisini iterek odadan çıktığını belirten Güneş, “26 Şubat’ta savcılığa suç duyurusunda bulundum. 14 Mart günü işten çıkartıldım. Hiçbir hakkım verilmedi. Sanıktan şikâyetçiyim” dedi.
Duruşmaya tanıkların dinlenmesiyle devam edildi.
İfadelerden sonra söz alan müşteki avukatlarından Dinçer Çalım, müşterinin şikâyet hakkını kullandığını için işten atıldığını söyleyerek, “Zuhal Güneş baskı altına alınmak için işten çıkarılmıştır. Aynı şekilde tanık olan Onur Menteşe’nin de işten atılması tanığı baskı altına almak içindir. Karar verilirken bunun dikkate alınmasını isteriz” dedi. 

Mahkeme başkanı delillerin toplanması için mahkemeyi 17 Ocak gününe erteledi. 

‘KİMSE KENDİNİ YALNIZ HİSSETMEMELİ’

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, dava öncesi yaptığı açıklamada, Manisa’da olağan üstü bir kadın dayanışması sonunda Zuhal Güneş’in davasının açılmasını sağladıklarını belirterek, “Biz bu konuda sesimizi her dakika giderek yükseltmek zorundayız. Susmayacağız, direneceğiz, haykıracağız. Hiçbir yerde kadınların, çocukların, hiçbir vatandaşımızın uğradığı baskı ve taciz sonucunda, adaletsiz ve hukuksuzluk sonucunda kendisini yalnız hissetmemesini sağlamak zorundayız. Bu haksızlıklara ve adaletsizliklere, tacizlere, tecavüzlere her türlü hukuksuzluğu sesimizi yükselterek daha fazla dinlendirmek zorundayız. Hiç kimse yalnız değil. Burada da Zuhal’in yanındayız ve sonuna kadar yanında olacağız. Erkek devlet aklı o insanlara cesaret veriyor. O aklın da karşısındayız. Bu duruşmanın sonuna kadar takipçisi olacağız, adaletin yerini bulması için sonuna kadar ne gerekiyorsa hep birlikte bunu başaracağız” dedi. (Manisa/EVRENSEL)

Boşanmak isteyen eşini öldürdü, intihara kalkıştı

Olay Çankaya ilçesi Bestekar sokakta saat 19.00 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre daha önce kocasına boşanmak istediğini söyleyen 33 yaşındaki Fatma Metinöz ile 41 yaşındaki eşi Nihat Metinöz arasında tartışma çıktı. 3 çocuk annesi olan Fatma Metinöz ile boşanma mevzusunu konuşmak isteyen Nihat Metinöz, 8 yaşındaki oğlu Arda’yı, hasta olduğu için evlerinin alt katında uyuyan 17 yaşındaki ablası İrem’in yanına gönderdi. Kavganın büyümesi ile öfkeli koca pompalı tüfeğini çıkararak eşine doğrulttu. Eşini vurarak öldüren Nihat Metinöz daha sonra namluyu kendine çevirerek intihar etmek istedi. Silah seslerini duyarak üst kata çıkan Arda zili çalarak kapının açılmasını bekledi. Yaralı olarak kapıyı açan Nihat Metinöz, oğluna ambulans çağırmasını söyledi. 112 acil servisi arayan Arda ambulansın gelmesini bekledi. Cinayetin işlendiği binaya ambulans ile polis ekipleri sevk edildi. 

Olay yerine gelen 112 sağlık ekipleri Fatma Metinöz’ün hayatını kaybettiğini tespit etti. Ağır yaralı olan Nihat Metinöz ise yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı. Annelerinin öldüğünü öğrenen kızları ve yakınları apartmanın önünde sinir krizi geçirdi. (DHA)

‘Yasaklar değil, Hayat kazanacak’

İzmir’de Hayatın Sesi Televizyonu’nun kapatılması ile ilgili yapılan eylemde, halkın haber alma hakkına darbe vurulduğu vurgulanarak,  Hayatın Sesi’ne sahip çıkma çağrısı yapldı. 

Hayatın Sesi ve  bir çok televizyonun kanalının ekranının karartılması ile ilgili Televizyonun izmir temsilciliği, izleyicileri ve emek ve demokrasi güçleri ortak eylem yaptı. Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya gelen kitle OHAL’in kaldırılmasını, medya kuruluşları üzerindeki baskının son bulmasını istedi. 

Eyleme çok sayıda işçi ve emekçinin yanı sıra, KESK Genel Sekreteri HAsan Toprak, BTS MYK üyesi Bülent Çuhadar, KESK’e bağlı sendikaların İzmir Şubelerinin yöneticileri, DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, Genel İş Sendikalarının yöneticileri, Türk İş’e bağlı TEKSİF ve DERİTEKS sendikalarının İzmir şube başkanları, TMMOB İzmir İKK Sözcüsü Melih Yalçın, Alevi Kültürünü Tanıtma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Görer, HDP İl Eşbaşkanları, EMEP İl Başkanı, İzmir Romanlar Derneği Başkanı Abdullah Cıstır, EGEÇEP, Konak Kent Konseyi, ÖVDER,Taraftar Hakları Derneği ve Viva Göztepe temsilcileri katıldı. 

Üzerinde kapatılan televizyon kanalllarının logolarının bulundığu ve ‘Halkın Haber Alma Hakkı Engellenemez’, ‘Halkın Haber Hakkına Darbe’, ‘Hayatın Sesi Susturulamaz’ yazılı pankartların açıldığı eylemde ‘Hayatın Sesi Susmadı, Susmayacak’, ‘Tek Sese Biat Etmeyeceğiz’, ‘Faşizme, Sansüre İnat, Yaşasın Hayat’ ve ‘İşçinin Sesi Hayatın Sesi Susturulamayacak’ dövizler taşındı. Eylemde ‘Faşizme İnat Yaşasın Hayat’, ‘Özgür Basın Susturulamaz’, ‘Barış İsteyen Hayat’a Dokunma’ ve ‘Tek Sese Biat Etmeyeceğiz’ sloganları atıldı. 

Eylemde ilk olarak açıklamada bulunan Hayatın Sesi Televizyonu’nun İzmir Temsilcisi Emine Uyar, asıl cezalandırılanın halk olduğunu ifade ederek “Yasaklarla iktidarı elinde tutacağını düşünenler yanıldıklarını çok geçmeden göreceklerdir. AKP Hükümeti kendisine biat etmeyen tüm muhalif sesleri bastırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de halkın haber alma hakkını sağlayan özgür basını yok etmeye çalışıyor. Televizyonların karartılmasının, gazetelerin kapatılmasının, barış isteyen akademisyenlerin, aydın ve yazarların tutuklanmasının, mesleklerini yapamaz hale getirilmesinin altında yatan gerçek ise “Tekçi” anlayışın ta kendisidir. Bu “tekçi” anlayışın yaşamın her alanına yansıtılmak istenmesidir” dedi. 

‘HAYATIN ÖNÜNDE DURAMAZSINIZ’

Yasakçı -tekçi anlayışın değil özgürlükçü-eşitlikçi anlayışın kazanacağını belirten Uyar şunları ekledi “Emek, demokrasi, laiklik, barış ve doğanın korunmasını temel ilkeler olarak benimseyen televizyonumuza yönelik bu keyfi kararı kınıyoruz. Tüm emekçileri ve ezilenleri de televizyonumuzla dayanışmaya, haber alma hakkına, basın özgürlüğüne sahip çıkmaya çağırıyoruz. Hayat var oldukça, Hayatın Sesi var olmaya devam edecektir. Ekranımızın karartılması, Hayatın Sesi’ni susturamayacaktır.  Halkın gözü, kulağı, sesi olan bütün kanallara, bütün medyaya özgürlük istiyoruz! Hayatın önünde duramazsınız. Tek sese biat etmeyeceğiz”. 

‘BU SALDIRIYI DA PÜSKÜRTECEĞİZ’

Daha sonra söz alan KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak da özgür basına yapılan bu saldırıları kabul etmeyeceklerini belirterek “Özgür basının yanında dün olduğu gibi bugün de olmaya devam edeceğiz. Hayatın Sesi kurulduğunda kumbaralarını bir lira atanlar Hayatın Sesi’ni bırakırlar mı sandınız. Fabrika direnişlerinde, kamu emekçilerinin eylemlerinde yanlarında gördükleri Hayatın Sesi’ni sahipsiz mi bırakırlar? Bu saldırıları bir kez daha püskürteceğimize inancımız tamdır. KHK’larla biat etmiş bir halk yaratamayacaksınız” dedi. (İzmir/EVRENSEL)


 

Yunanistan: Hayatın Sesi TV özgürce yayına devam etmeli

Birinci SYRIZA hükümeti içerisinde yer alan ancak izlenen politikalara muhalefet ederek ayrılan sol kanadın kurduğu “Halk Birliği” partisi yayınladığı bildiride, “Baskıcı Erdoğan yönetiminin demokratik bir televizyonu kanal olan Hayatın Sesi TV’yi kapatmasını protesto ediyoruz” ifadelerine yer verildi. Ayrıca aynı hükümette kalkınma bakanı olan partinin Genel Başkanı Panayotis Lafazanis gazetemize yaptığı açıklamada uluslararası alanda da konunun takipçisi olacaklarını söyledi. 

‘ELÇİLİĞE İLETİLECEKTİR’

Halk Birliğinin açıklaması şöyle: “Halk Birliği (LAE) olarak, baskıcı Erdoğan yönetiminin Başbakanı olan Binali Yıldırım’ın emriyle Hayatın Sesi TV’nin yayın izninin iptal edilerek, kapatılmasını protesto ediyoruz.  Yıllardan beri yayın yapan Hayatın Sesi TV, özgürlükleri savunarak işçi ve halkların sesi olmuştur. Cuntalara ve cunta girişimlerine karşı çıkan bir kanalın Erdoğan yönetimi tarafından kapatılmasının tek nedeni, baskıcı uygulamalara ve haksızlıklara karşı aldığı tutumdan duyulan rahatsızlıktır. 

LAE, yasağın hemen geri alınmasını ve Hayatın Sesi TV’nin yayınlarına özgürce devam etmesini talep etmekte, demokrasi için mücadele eden halkın yanında olduğunu duyurmaktadır. Merkez Yürütme Kurulu Sekreterimiz Panayotis Lafazani, önümüzdeki günlerde Türkiye büyük elçiliğine giderek LAE’nin protestosunu elçilik mensuplarına iletecektir.” (Atina/EVRENSEL)
 

Türkiye Yazarlar Sendikası: Mesele artık ekmek meselesi

Yazarlar, Hayatın Sesi Televizyonu’na dayanışma ziyaretinde bulundular. Yanınızdayız mesajıyla beraber bu televizyonun yayın hayatına devam edebilmesi gerektiğini vurguladılar.

Kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na dayanışma ziyaretleri sürüyor. Bu defa Türkiye Yazarlar Sendikası adına Başkan Mustafa Köz, Hakkı Zariç, Sema Kaygusuz, Ayşegül Tözeren ve Gönül Kıvılcım “yanınızdayız” demek için televizyonun binasındaydılar.  Ziyarette TV kanalları ve radyoları kapatılmasının iktidarın kendisi dışında hiçbir ses istemediği belirtildi. 

Ziyarette bulunan Mustafa Köz, kapatılan kanalların ve radyoların biraraya gelip durumu değerlendirebileceklerine dikkat çekerken Sema Kaygusuz 15 Temmuz’daki darbe girişimine vurgu yaparak “Bir darbeye kalkışıldı, yarım kaldı. Darbe yapmak da bana düşer diyip, sen yapamazsın diye oradan yürüyor” dedi. Bu kadar çok muktedirlik duygusunun sakat olduğuna dikkat çeken Kaygusuz, “Eurovision’da da bir gün Numan Kurtulmuş’u görebiliriz” diyerek şaşmayacaklarını dile getirdi. 

Gönül Kıvılcım, “Medya özerk olmak zorundadır, bu süreçte medyanın taraf olması isteniyor, bu kendileri için de tehlikeli. Toplumdaki bir sütunu yıkıyorlar” dedi. 

Yaşananların artık ekmek meselesi olduğuna vurgu yapan Kaygusuz, “Bu kadar yıkıcılık, bir varoluşsal çırpınmaya, çabaya dönüştü. Bu kadar yıkım yaratırsan o kadar da büyük muhalif geri dalga yaratıyorsun demektir. Yani bu aklı anlamıyorum. Artık fikirler değil ki mesele ekmek meselesi oldu” derken Hakkı Zariç artık işten atmakla kalınmadığını söyledi. Zariç şöyle devam etti; “Onun yazarına, gazetesine, tvsine, belediyesine, çizgi filmine, topyekün saldırıyor. Bu tamamen bir varoluş meselesi. Tek varlık benim varlığım olsun, onun dışındakilerle ciddi bir uzlaşmazlık var.” 

Kaygusuz içinde bulunduğumuz duruma atfederek bütün olanların insanları biraraya getireceğini söyleyerek Alman şair Heine’nin Dönüş şiirinin şu dizelerini okudu;

Siz beni binde bir anladınız. 
Ben de öyle, çok az sizi
Çirkeflerde buluştukça yalnız
Anlıyorduk hemen birbirimizi (İstanbul/EVRENSEL)
 
 

Hamburg milletvekillerinden medyaya karartmaya tepki

Hamburg Eyalet Parlamentosu milletvekilleri Sabine Boeddinghaus, Cansu Özdemir, Christiane Schneider, Martin Dolzer, Stephan Jersch, Inge Hannemann, Heike Sudmann ve Deniz Çelik bir açıklamayla Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik saldırıları protesto etti.

“Basın özgürlüğüne yönelik saldırılar hemen durdurulsun! Gazete, televizyon kanalları ve radyolara getirilen yasaklar kaldırılsın!’ başlığıyla yapılan açıklamada AB aday üyelerinden olan Türkiye’nin basın ve düşünce özgürlüğünü de içeren Kopenhag Kriterlerine uyma ve temel demokratik hakları korumayı taahhüt ettiği belirtildi.

Açıklamada devamla “Özgür Gündem gazetesinin kapatılmasının ardından aralarında ülke çapında yayın yapan Hayatın Sesi TV’nin de olduğu 12 televizyon kanalının karartılması basın ve düşünce özgürlüğüne büyük bir saldırıdır. Bunlar kabul edilemeyecek ve demokrasiyi yok edecek yaptırımlardır. OHAL bahane edilerek getirilen yasaklarla muhalif gazetecilerin sesleri bir daha çıkmamasına kısılmak isteniyor. Basın ve düşünce özgürlüğü olmadan demokrasiden söz edilemez. Halkın haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz.‘ denildi.

Milletvekilleri Türkiye Hükümetinden basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılara son verilmesi ve son hafta ve günlerde uygulamaya sokulan gazete, televizyon kanalı ve radyo yasaklarının kaldırılması talebinde bulundular. (DIŞ HABERLER)