Ana Sayfa Blog Sayfa 6254

TAZ: Türk hükümeti basın özgürlüğüyle savaşta

Pascal Beucker/TAZ

Almanya’daki iki gazeteciler sendikası Türkiye’de çok sayıda televizyon kanalı ve radyonun kapatılmasını öfkeyle karşıladı.
Hem Alman Gazeteciler Cemiyeti (DJV) hem de ver.di sendikası içindeki Alman Gazeteciler Birliği (DJU), Federal Hükümet’ten Türkiye’de basın özgürlüğü için açık tavır almasını ve daha kararlı çaba harcamasını talep etti.

Türk yetkililer Perşembe günü 12 televizyon kanalı ve 11 radyonun yayın iznini milli güvenlik açısından tehdit oluşturdukları‘ gerekçesiyle iptal etti. Televizyon ve Radyo Konseyi (RTÜK) sözcüsü kapatma nedeninin terörizme yardım etmek olduğunu açıkladı.
RTÜK, son yaptırımları Temmuz ayındaki darbe girişimi sonrası yürürlüğe sokulan OHAL kararnamesine dayandırıyor. Kararnameye göre ülke güvenliğini tehlikeye sokan medya ve yayınevleri, mahkeme kararı olmaksızın hükümet tarafından kapatılabiliyor.  

Kapatılanların çoğunluğu Kürtlerden yana kanallar. Aralarında Şirinler ve Arı Maya gibi çizgi filmleri Kürtçe yayınlayan çocuk kanalı Zarok TV de var. Ama listede, 2013’teki Gezi olayları sırasında Hayat TV olarak yayın yapan ve tanınmış muhalif Hayatın Sesi TV de yer alıyor. Daha önce de, Temmuz ortasında, OHAL kararnamesiyle üç haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo, 14 dergi, 45 gazete Gülenciler’e yakınlıkları bahane edilerek kapatılmıştı.

Temmuz ayı ortalarında İstanbul’da şimdi yasaklanan Hayatın Sesi TV’yi ziyaret etmiş olan DJV Başkanı Frank Überall, “Recep Tayyip Erdoğan’ın basın özgürlüğüne karşı savaş açtığı gittikçe daha açık olarak görülüyor” dedi. Erdoğan’ın darbe girişimi sonrası uygulamaya sokulan OHAL yasaları temelinde özel yetkilerini muhalif düşünceleri susturmak için suistimal ettiğini söyleyen Überall, TAZ gazetesine, “Hükümete yönelik her türden eleştiriyi kesmek için temel haklara baskı yapılan bir politikanın tanığıyız.‘ açıklamasında bulundu.

ELEŞTİREL GAZETECİLİK SUSTURULUYOR

DJU Başkanı Ulrich Jansen; Türk devlet başkanının muhalif sesleri kesmeyi hedeflediğini belirterek‚ “Erdoğan özgür bir toplumun temellerinden olan basın ve düşünce özgürlüğünü giderek daha fazla kısıtlıyor. Tek tek saldırılar sadece kapatılan medya organlarında mağdur edilen veya tutuklanan gazetecileri değil muhalif olan herkesi ürkütme amacı taşıyor” dedi.

Türksat’ın RTÜK’ün direktifiyle televizyon kanallarını karartmasının ardından kapatılan bu televizyonların internet sayfalarına erişmek de engellendi. İki tanesi ise tamamen yasaklandı. Van TV’den Hülya Emeç, DPA’ya verdiği demeçte yapılan baskınla televizyona ait olan herşeye el konulduğunu, Van TV’nin 50 çalışanının bir gecede işsiz kaldığını açıkladı.

DJV şefi Überall, Alman hükümeti ve AB’nin yapılanlar karşısında sessiz kalmayarak sesini sertleştirmesi talebinde bulundu. “Her ne kadar Türkiye’nin uluslararası politikada ihiyaç duyulan bir ülke olduğu bilinse de temel hakların korunması talebi unutulmamalı”‘ dedi. DJU Genel Müdürü Cornelia Haß da; Alman hükümetinden basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara karşısında sesini yükselterek, demokrasinin kısıtlanmasına somut tavır almasını istedi.  

Bu Cumartesi Almanya‘nın değişik şehirlerinde televizyon kanallarının kapatılmasına karşı dayanışma eylemleri yapılacak. Her iki sendika da eylemlere katılma çağrısı yaptı. Köln’de yapılacak eylemde konuşmacı olan DJV Başkanı Frank Überall, gazetecilerin dayanışmalarını göstermek için eylemlere katılacağını açıkladı.

Çeviren: Semra Çelik

Alman Gazeteciler Birliği: Basın özgürlüğünü savunma vakti

HDP Meclis grubundan Hayatın Sesi’ne ziyaret

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve beraberindeki milletvekilleri, Hayatın Sesi Televizyonunu ziyaret etti. Hükümete muhalif televizyon ve radyolara yönelik saldırıyı değerlendiren Baluken, “Son KHK’ler ile Erdoğan farklı olan hiçbir sese tahammülü olmadığını ortaya koymuş oldu” dedi.

Hayatın Sesi Televizyonunun yayınının durdurulmasına karşı destek ziyaretleri ve dayanışma büyüyor. HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, HDP Bitlis Milletvekili Mızgin Irgat, HDP Muş Millevekili Ahmet Yıldırım ve HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul televizyonun Ankara çalışanlarını ziyaret etti.

Ziyarette konuşan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Türkiye siyasi tarihinin en ağır saldırılarının yaşandığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Özellikle 16 Temmuz’dan itibaren Erdoğan ve AKP’nin geliştirdiği karşı darbe saldırılarını toplumun sorgulamaya başladığını belirten Baluken, fiili rejim değişikliği için yapılan tüm uygulamaların Erdoğan ve AKP tarafından halka dayatılmak istendiğini kaydetti. Tek adam rejiminin yasal ve anayasal güvencesini sağlayamayan iktidarın 81 ilde OHAL ilanı ve parlamentoyu devre dışı bıraktığını dile getiren Baluken, Erdoğan’ın KHK’lar ile Türkiye demokrasisini lime lime edecek saldırılarını hayata geçirdiğini söyledi.

‘DEMOKRASİ MÜCADELESİ BÜYÜMELİ’

“Özgür ve muhalif basına saldırıların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini” belirten Baluken, “Basın camiası zaten uzun süredir bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyaydı. Ancak son KHK’ler ile Erdoğan farklı olan hiçbir sese tahammülü olmadığını ortaya koymuş oldu. Kürtlere, Alevilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, kendi talan politikalarına karşı ekoloji çevrelerine bir bütün olarak savaş açtığını tescil etmiş oldu. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok çünkü yapılan işlemlerin tamamı hukuksuz. KHK’ye atıfta  bulunan maddeden tutalım da Başbakanlık bünyesinde oluşturulan komisyonun istihbarat raporlarıyla soruşturma süreci hazırlaması, RTÜK ‘ü bypass ederek uygulama yapması hukuksuz bir işlemdir” dedi.

Baluken, “Gerek hukuk, gerekse siyasal mücadelenin Erdoğan’ın bu saldırılarını püskürteceğinden eminiz. Şu an içeride tamamen kadrolaşmış bir hukuk sistemi olabilir ama en nihayetinde Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmelere ilişkin süreçleri takip edeceğiz. Erdoğan’ın  tek adam saldırılarına karşı mücadelenin birleşmesi ve yükselmesi gerekiyor. Büyük bir demokrasi mücadelesi ile birlikte bu fiili saldırılar boşa çıkartılabilir” diye konuştu. (Ankara/EVRENSEL)

Doğu Radyo çalışanları: Yasaklara direneceğiz

Olağanüstü Hal sürecinde çıkarılan KHK kapsamında kapatılan TV ve radyo kanalları arasında yer  alan Van’da yayın yapan Doğu Radyo çalışanları yazılı açıklama yaptı. KHK kararından sonra radyonun karasal ve internet yayınınınların kesilerek stüdyolarının mühürlendiğini belirten çalışanlar  yasaklama ve ve kapatma kararlarına karşın direneceklerini ifade etti.
 
“Radyomuz, D1995 yılından bugüne kadar soluksuz yayın yapmaktadır. Özgürlüğün sesi olan Doğu Radyo 90.9 frekansı ile Van merkez ve ilçelerine sesini duyurmaktadır. Ayrıca ‘www.doguradyo.com.tr’ adresi ile internet üzerinden de dünyanın dört bir yerine ulaşmaktadır” diyen radyo çalışanları kadınların, gençlerin, ötekileştirilenlerin sesi olmaktan hiç vazgeçmediklerini ifade ettiler. Kürtçe ve türkçe türkülerle köprüler kurmaya çalıştıklarını söyleyen radyo çalışanları  türküler ile özgürlükleri savunan ve halkın sesi olan radyonun yasaklara, kapatmalara karşı direnmeye devam edeceğini belirtti.
 
Doğu Radyo çalışanları “Türküler ile özgürlükleri savunan ve halkın sesi olan radyomuz yasaklara ve kapatılmalara karşı direnmeye devam edecektir. Özgürlüklerden ve demokrasiden yana olan  çalışanlar bunu kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimiz bir kez daha dile getiriyoruz” şeklinde konuştu.

Van TV ve Doğu Radyo çalışanları polis engellemesine rağmen mühürlenen binalarının önünde  nöbet tutmaya devam ediyor. (Van/EVRENSEL)

Obama ve Merkel: Halep’e saldırılar barbarca

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Obama ve Merkel bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İki lider yaptıkları görüşmede Rusya ve Suriye yönetiminin Suriye’de şiddetin sona erdirilmesi ve işgal altındaki bölgelere Birleşmiş Milletler yardımlarının gönderilmesinde “özel bir sorumluluk” taşıdığı konusunda hemfikir oldu. Halep kentinin muhaliflerin elindeki doğu bölümüne düzenlenen ağır hava saldırıları da “barbarca” olarak nitelendirildi.

Suriye’de ABD-Rusya mutabakatına dayanan ateşkes yaklaşık 10 gün önce sona erdi. Ateşkesin bitmesiyle Suriye Ordusu Rusya’nın da hava desteğiyle Halep’e büyük bir harekat başlattı. Kentin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana en ağır hava saldırılarına uğradığı belirtiliyor. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği rakamlara göre ateşkesin bitmesinden bu yana Halep’te yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti. BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in verdiği rakamlara göre geçen cuma gününden bu yana hava saldırılarında 96 çocuk öldü, 223 çocuk yaralandı. Halep’in abluka altındaki kesiminde 300 bin kişinin yaşadığı ve bölgede sadece 30 doktorun görev yaptığı gelen bilgiler arasında. Gıda, su ve tıbbi malzemelere acil ihtiyaç var. Sivillerin kentten kaçış yolları ise kapalı durumda.

Merkel Putin ile de görüştü

Berlin’de bir hükümet sözcüsünün verdiği bilgiye göre Merkel, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi yaptı. Kentteki insani durum nedeniyle “son derece kaygılı” olduğunu ifade eden Merkel, Putin’den sivil halkın durumunu düzeltmek için mümkün olan tüm girişimlerde bulunmasını istedi. Kremlin’den yapılan açıklamaya göre de Putin görüşmede ABD’nin ılımlı muhaliflerle teröristleri birbirinden ayırma noktasında yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade etti. Putin Moskova’nın istikrarlı bir ateşkes ve insani durumun iyileştirilmesi konusunda girişimlerde bulunacağını söyledi.

Halep’e saldırıların sürmesi üzerine ABD, Rusya’yı Suriye’de yeni bir ateşkes için görüşmeleri kesmekle tehdit etmişti.

©Deutsche Welle Türkçe

Reuters, DPA / EC, BÖ

Bulgaristan’da peçe yasaklandı

Bulgaristan Parlamentosu tarafından kabul edilen yasa, kamuya ait yerlerde yüzü tamamen veya kısmen örten peçenin kullanılmasını yasaklıyor. Ancak söz konusu yasa sağlık açısından gerekli olduğu durumlarda veya meslekî nedenlerle peçe takılmasına izin veriyor. Ayrıca yasak camilerde geçerli olmayacak.  Yasağa uymayanların ilk seferde 200 leva (100 euro), tekrarlanması halinde de 1500 leva (750 euro) para cezasına çarptırılması öngörülüyor.

Ülkede yapılacak genel seçimler öncesinde bu yasanın kabul edilmesi Türk azınlığın haklarını savunan Hak ve Özgürlükler Partisi’nin (HÖH) tepkisine yol açtı. Yasayı destekleyenleri  “dini hoşgörüsüzlükle” suçlayan HÖH üyesi 30 milletvekili boykot ederek, oylamaya katılmadı.

Af Örgütü’nden tepki

Uluslararası Af Örgütü de peçeyi yasaklanmasını eleştirerek, bu yasanın “Bulgaristan’da kaygı yaratan hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık eğilimlerinin” bir göstergesi olduğunu bildirdi. Af Örgütü’nün Avrupa Direktörü John Dalhuisen, kadınların istedikleri gibi giyinme özgürlüğü olduğunu, çarşaf ve peçeyi kendi kimlikleri veya inançlarının bir ifadesi olarak giyebilmeleri gerektiğini söyledi.

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, ülkede Selefiliğin yayılmasından kaygı duyuyor. Bulgaristan’daki Müslüman azınlık arasında çarşafın son yıllara kadar yaygın olmadığı ancak radikal eğilimler gösteren Ahmet Musa’nın etkisiyle özellikle Romanlar arasında çarşaf giyip, peçe takanların arttığı belirtiliyor. Bulgaristan’da Romanların yoğun olarak yaşandığı Pazarcık ilinde peçe daha önce yasaklanmıştı.

Avrupa’da bugüne kadar peçe sadece Fransa ve Belçika’da yasaklandı.

© Deutsche Welle Türkçe

AFP,  JD/GA

 

 

IŞİD mağduru kadınlar için Dohuk’ta enstitü kuruluyor

Önerdiğimiz linkler IŞİD’in köleleri yaşadıkları dehşeti anlattı Almanya’dan Ezidi kadınlara yardım projesi

IŞİD’in elinden kurtarılan Ezidi kadınlara yönelik bir proje daha hayata geçiriliyor. Bu kez Irak’ta kurulacak bir enstitü ile travma altındaki insanlara savaş bölgelerinde daha hızlı ulaşılması amaçlanıyor. (20.09.2016)

Ezidi kadınlar: IŞİD seks köleleri veri tabanı oluşturdu

Terör örgütü IŞİD’in elinden kaçmayı başaran Ezidi kadınlar, militanların köle olarak tuttuğu kadınları akıllı telefon uygulaması aracılığıyla sattıklarını ve bir veri tabanı oluşturduklarını anlattı. (05.07.2016)

IŞİD rehinesi BM İyi Niyet Elçisi oldu

Iraklı Ezidi Nadia Murad, Birleşmiş Milletler tarafından İyi Niyet Elçisi seçildi. Murad, iki yıl önce IŞİD tarafından kaçırılarak seks kölesi olarak kullanılmış, ardından kaçmayı başarmıştı. (17.09.2016)

Almanya’nın Baden Württemberg eyaleti, IŞİD’in elinden kurtulmayı başaran travma geçiren kadınlara yönelik başlattığı projenin ikinci ayağını uygulamaya geçiriyor. Projenin ilk ayağında Baden Württemberg Eyaleti 2015 yılında çoğu Şengal Bölgesi’nden çok sayıda Ezidi ve Hristiyan kadını Almanya’ya getirerek travma tedavisi sunmuştu. Bin 100 kadın Almanya’ya gelerek travma tedavisi görürken, projenin ikinci ayağı başlıyor. Kadınlara yerinde tedavi hizmeti sunulması amacıyla Dohuk’ta bir enstitü kuruluyor. Baden Württemberg eyaletinin başlattığı, dört yıl sürecek projenin sorumlusu Villingen-Schwenningen Yüksek Okulu’ndan psikolog Jan İlhan Kızılhan DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Almanya’ya tedavi amacıyla getirilen kadınların yaşadıkları travmanın yanı sıra bir de uyum sorunu yaşadığını, bu nedenle amaçlarının travma yaşayan kadınları yerinde tedavi etmek olduğunu vurguluyor.

Dohuk’ta psikoterapist yetiştirilecek

Baden Württemberg Eyaleti’nin hem Irak hükümeti, hem de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile işbirliğine giderek Dohuk’ta bir enstitü kuracağını söyleyen Kızılhan, “Dohuk’taki üniversiteye bağlı olacak bu enstitüde savaş ve kriz bölgesinden kaçan Ezidi, Hristiyan ve Şii kadınlara travma tedavisi sunabilecek psikoterapistler yetiştirilmesi hedefleniyor” diyor. Kızılhan enstitünün kurulması çalışmaları için önümüzdeki hafta Dohuk’a giderek yetkililerle görüşeceğini, enstitünün ilk öğrencilerinin 2017 Mart’ında eğitime başlayacağını belirtiyor. Enstitüde ilk aşamada 30 öğrenciye, psikoterapi ve psikotravmatoloji alanında üç yıllık eğitim verileceğini, Almanya’dan alanında ünlü profesör ve doktorların enstitüde ders vereceğini belirten Kızılhan. “Öğrenciler yılda iki kez de buraya, Almanya’ya gelerek, Stuttgart ve Tübingen Üniversiteleri’nde eğitim alacak. Psikoterapi eğitiminin Almanya’da nasıl olduğunu yerinde görecek” diyor. Üç yıllık eğitimin sonunda öğrencilerin Bachelor diploması alacağını söyleyen Kızılhan, şu ana dek 60’a yakın başvurunun olduğunu, bu kişiler arasında eleme yapılacağını vurguluyor.

Hedef on yıl içinde bin 600 terapist yetiştirmek

Dohuk’taki kadınlar

Amaçlarının orta vadede Dohuk ve çevresindeki mülteci kampları ve hastanelerinde savaş mağduru kadınlara travma tedavisi sunulması olduğunu söyleyen İlhan Kızılhan, “Bu terapistler şiddet ve cinsel istismar mağdurlarına ana dillerinde, kültürlerinde eğitim verecek. Hedef on yıl içinde bin 600 terapist yetiştirmek” diyor.

Bölgede sadece IŞİD teröründen kaçan Ezidi kadınların olmadığını, Şii ve Hristiyan kadınların da aynı şekilde şiddete maruz kaldığını söyleyen Kızılhan, ancak en mağdur durumda olanların Ezidiler olduğuna işaret ediyor.

Bin 100 kadın Almanya’da travma tedavisi gördü

Baden Württemberg Eyaleti’nin 2015’de başlattığı projenin sorumlusu olan psikolog Jan İlhan Kızılhan, projenin ilk ayağında Almanya’da bin 100 Ezidi ve Hristiyan kadın getirdiklerini, kadınların iki yıl boyunca travma tedavisi gördüğünü hatırlatıyor. Tedaviye genç kızların daha açık olduğunu söyleyen Kızılhan, şöyle konuşuyor:

“Almanya’ya tedavi amacıyla gelen bazı kadınlar kendilerini buna henüz hazır hissetmiyor. Çünkü akrabaları, kardeşleri, babaları, anneleri hala IŞİD’in elinde. Bunun yanı sıra kadınların buraya alışmaları da zaman alıyor. Bu kadınlar şiddet görmüş, cinsel istismara maruz kalmış. Dolayısıyla özellikle yaşı büyük olanların dini ve kültürel olarak bunu kabul etmeleri, bununla yaşamaları onlar açısından çok zor bir durum. Dolayısıyla kadınların tedaviye başlamak için hazır olmaları gerekiyor. Travma sadece ilaç tedavisi uygulanarak yapılan bir tedavi değil. Bazı hastaların tedavisi için iki, üç yıl beklemek, sabırlı olmak gerekiyor. Buraya getirdiğimiz kadınlar dilerlerse tedavinin ardından Almanya’da oturum hakkına da sahip olabiliyor. Hukuki olarak böyle bir hak tanınıyor onlara. Çoğu dönmek istemiyor çünkü bölgede çatışmalar sürüyor, savaş devam ediyor.”

Jan İlhan Kızılhan

Dohuk ve çevresinde travma yaşayan bin 400 kadın var

Halihazırda savaştan kaçarak Dohuk ve çevresindeki mülteci kamplarına yerleşen ve travma geçiren bin 400 kadın tespit ettiklerini söyleyen psikolog Jan İlhan Kızılhan, sadece Dohuk değil Irak’ın farklı noktalarında ve Suriye’de de enstitüler kurulmasını ve savaş mağdurlarını tedavi edecek psikoterapistlerin yetiştirilmesi gerektiğini kaydediyor. “Ortadoğu’da savaşlar sürekli sürdüğü için travma nesilden nesile geçiyor” diyen Kızılhan, savaşın yanı sıra Ortadoğu ülkelerinde kadınların evde de şiddet gördüğünü belirtiyor ve ekliyor: “Ataerkil yapı nedeniyle Avrupa’da kadınların sahip olduğu standartlarda bir hayat sürmüyorlar. Biz enstitüde bu nedenle psikoterapist yetiştirmenin yanı sıra insanları bilinçlendirmek için toplantılar yapacağız. Bölgenin buna ihtiyacı var.”

©Deutsche Welle Türkçe

Hülya Topçu

 

İMC TV çalışanları: Unutmasınlar ki yılmadık

KHK ile kapatılan İMC TV çalışanları haberleri izleyiciye ulaştırmak için çalışmalarına devam ederken, TV çalışanları gerçek haberciliği izleyiciye ulaştırmanın yollarını bulacaklarını dile getirerek “Unutmasınlar ki yılmadık, susmadık” mesajı verdi.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hakkında kapatılma kararı verilen kanallar arasında bulunan İMC TV, yayınına devam ediyor. Sabah erken saatlerde çalışma alanlarına koşan TV çalışanları, haberleri izleyiciye ulaştırmaya çalışıyor. İMC TV çalışanları, bir yandan haberlerini yayına hazırlarken, diğer yandan da kapatılma kararlarını değerlendirdi.

İMC TV editörlerinden Banu Güven, kanal kapatmalarına dair yasal düzenlemeleri de hızlıca bertaraf eden KHK’lerle işin kolayının bulunduğunu dile getirerek, “İktidar, lisans iptaline kadar giden yolu zorlayacaktı. Bunun işaretini daha önce de verdi. Darbe girişimi ile birlikte çok daha hızlı yol alma imkanı buldu ve kendi darbesini yaptı” diye konuştu. Güven, “Bu memlekette kanalların kapatılması, radyoların kapatılması, şirketlerin kapatılması, insanların işten atılması, cezaevlerine atılmaları parmak çıtlatması ile oluyor” dedi.

Güven: Devam etmenin illa bir yolunu buluruz

Karar karşısında şaşkın olmadıklarını ancak kararlı olduklarını ifade eden Güven, “Biz çalışmaya devam ediyoruz. Herkes harıl harıl çalışıyor ve görüyorsunuz. Diyelim gelip burada rejiyi kapattılar biz devam etmenin illa bir yolunu buluruz. Özgürlükler illa bir yolunu bulur” dedi. Toplumun bilgi alma hakkına sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Güven, “Şimdi var olan televizyonlardan bilgi almak mümkün değil. Her şey iktidarın propagandası ile dolu. Bunun karşısında deniz çok büyük. Biz de bu denizde olmaya devam edeceğiz ve izleyicimize ulaşmaya çalışacağız” diye konuştu.

Doğan: Bitmedi, bitmeyecek

TV editörlerinden Nezahat Doğan ise İMC TV’nin kurulması ile Türkiye’de televizyon yayıncılığında büyük bir açığı kapattığını belirterek, “Darbe girişimi ardından hükümetin konjonktürel olarak devreye koyduğu OHAL ve KHK’lerle aslında tek tip bir merkezi oluşturmak, medyanın sesini, bağımsız medyanın, alternatif medyanın sesini bu anlamda kesmek için bahanesi oldu. Özgür basını susturmanın en önemli örneklerinden biri oldu. Öncesinde de İMC ve muhalif basın üzerinde baskılar vardı. Düşünce, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü aslında geldiğimiz noktada ciddi sekteye uğramış durumda” dedi. Sürekli baskıların hedefinde olduklarını dile getiren Doğan, “Ama biz hiçbir zaman yılmadık ve yayınımıza devam ettik. Bu kanalın da kapısına bir gün kilit vurulacağını biliyorduk. Ama unutmasınlar ki yılmadık, susmadık. Bundan sonra da objektif haberciliği aktarmaya devam edeceğiz. Bitmedi, bitmeyecek” diye konuştu.

Yıldız: Bu kapatmaların kendisi bir karartmadır

TV editörlerinden Candan Yıldız da TV’lerin kapatılmasını “OHAL’in kendisinin bir yüzü, karanlık bir yüzü. Darbe girişimi sonrası muhalefeti sindirmek için kullanılıyor ve buna hizmet ediyor OHAL” diyerek değerlendirdi. Uygulamaları “Sorgulamayan, düşünmeyen, soru sormayan ve aynı zamanda gerçeğe dair arayışını engelleyen bir uygulama” olarak yorumlayan Yıldız, “Bu kapatmaların kendisi bir karartmadır” dedi.

Aktan: Hükümet kendi tarafında olmayan sesleri istemiyor

TV editörlerinden Hamza Aktan ise kapatmalarla hükümetin nasıl bir Türkiye istediğinin herkes tarafından anlaşıldığını dile getirerek, “Türkiye aynı zamanda nasıl bir Türkiye tasarladığının mesajını da dünyaya verdi. Hükümet kendi tarafında olmayan sesleri istemiyor, kabul etmiyor ve bunu da hukuk dışı yollarla kapatıyor. Herkes sivil darbeden bahsediyor ama bu sadece resmi olarak ilan edilmemiş hali yaşadıklarımız. Zaten bir OHAL yaşıyoruz. OHAL öncesinde de Türkiye’de anayasaya bağlı kalınmıyordu, hukuk işletilmiyordu ama şu anda zaten onlarda askıya alınmış durumda. Hükümet kendinden olmayan bir medya istemediğini açıkça belli etti” diye konuştu.

Kapatılma kararları ile ağırlıklı olarak Kürt medyasının hedef alındığına dikkat çeken Aktan, “Bu operasyonun ayrıca kötü bir yanı var. Kapatılan kanallar ana akım gibi Kürt meselesine bakmıyordu. Kürt kentlerinde yaşananlara devletin gözünden bakmıyorlardı. Onun için bu operasyon Kürt illerinde yaşananların hem Kürt, hem Türk izleyiciye ulaşmamasını engellemeye yöneliktir” dedi.

Aktan kapatmanın diğer unsurunu ise, son yıllarda gelişen Kürt yayıncılığı olduğunu belirterek, gelişen Kürt yayıncılığına bir darbe vurulduğunu ve önüne set çekildiğini söyledi.

(yk-eç/za/ag)

Kayıp yakınlarından karartılan TV’lere destek

 Faili meçhul cinayete kurban giden, kaybedilen yakınları için Amed ve Êlih’te 399’uncu kez bir araya gelen kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, ekranları karartılan Tv ve radyo kanallarına destek verip, dayanışma çağrısında bulundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed (Diyarbakır) Şubesi üyeleri ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her Cumartesi günü düzenledikleri oturma eylemlerinin 399’uncusu, Diyarbakır Valiliği tarafından açık alandaki tüm eylem ve etkinliklerin ikinci bir emre kadar yasaklanması nedeniyle yine İHD Şube binasında gerçekleşti.
Açıklamaya İHD yöneticileri ve kayıp yakınları katıldı. Kayıp yakınları kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

‘Hakikatin açığa çıkmaması için TV’ler kapatıldı’

Eylemde konuşan İHD Amed Şubesi Başkanı Raci Bilici, Türkiye’de adalet yerini bulana kadar mücadele edeceklerini söyledi. Bilici, Muhalif Tv ve radyoların kapatılmasına dikkat çekerek, devletin farklılıkların sesini kısmak istediğini belirtti. Hakikatin açığa çıkmaması ve halkın bunu görmemesi için muhalif kanaların kapatıldığını yineleyen Bilici, bu durumun kabul edilmez olduğunu dile getirdi.
Bilici, “Siyasal iktidar farlılıkları yok sayacağına TV ve Radyoları kapatacağına insanlığa karşı işlenen suçları açığa çıkartsın” dedi. Bilici, önümüzdeki hafta eylemin 400’ncü hafta olmasından kaynaklı kitlesel geçmesi için katılım çağrısında bulundu.

Konuşmasında Licê’de katledilen Ceylan Önkol’un ölüm yıldönümüne de işaret eden Bilici, faillerin açığa çıkmasını istedi.

Bilici’nin konuşmasının ardından Avukat Hasan Yalçın, 6 Ekim 1992’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gözaltına alınan ve o günden beri kendisinden haber alınamayan Ayhan Efeoğlu’nun hikayesini okudu.

Kayıp eylemi yapılan 5 dakikalık oturma eylemi ile son buldu.

ÊLIH

Êlih’te (Batman) de İHD üyeleri ve kayıp yakınlarının her hafta Cumartesi günü “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirdiği eylem, 399’ncu haftasında devam etti.
Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirilen eyleme STK temsilcileri, insan hakları savunucuları ve kayıp yakınları ellerinde faili meçhulde kaybedilenlerin fotoğrafları ile katıldı.

Kapatılan TV’lere tepki

Etkinlikte açıklama yapan İHD Êlih Şube yöneticisi Fahrettin Asutay, muhalif kanalların kapatılmasına şu sözlerle tepki gösterdi: “OHAL kapsamında 45 gazete, 24 radyo, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı. 100 gazeteci gözaltına alındı. 37 gazeteci tutuklandı. 28 belediyeye kayyum atandı. OHAL KHK’leri ile kapatılan televizyon kanallarının sayısı 28’e ulaştı. TV kanallarına yönelik ikinci dalga birkaç gün önce yapıldı. Aralarında Kürtçe çocuk kanalı Zarok TV’nin de bulunduğu 12 televizyonun yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı. Tüm bunlar OHAL ‘in gerekçesini aşmıştır, süreç amacından sapmış, tasfiye sürecine dönüşmüştür.”

Maltu’nun hikayesi paylaşıldı

Her hafta olduğu gibi bu hafta da faile meçhule kurban giden M. Şirin Maltu’nun hikâyesi paylaşıldı.

Hikayeyi okuyan Asutay şu bilgileri paylaştı: “Ocak 1995 tarihinde askerler, korucular ve özel timler tarafından iki askeri panzer eşliğinde Kozluk ilçesine bağlı Zediya mezrasına gece saatlerinde baskın düzenlenir. Bu baskında Mehmet Şirin Maltu gözaltına alınır. Ailesine, ertesi gün PKK sığınaklarını ve silahlarının göstermesi gerekçesi ile köye getirdiklerinde kendisine işkence yapıldığını bundan dolayı ayakta duramayacak durumda olduğunu, hiçbir sığınak gösteremediğini ve PKK ile ilgisinin olmadığını söyler. Aynı gün tekrar karakola götürülür. Ailesi götürülürken (Cengiz adlı) Bekirhan Jandarma Karakol Komutanı ve Kozluk Jandarma Bölük Komutanı olay yerinde olduğunu belirtir. Daha sonra M. Şirin Maltu’dan bir daha haber alınamaz. Ailesinin yetkili makamlara yaptığı başvurulardan bir sonuç alınamaz.”

(ekip/ao/öç)

TV ve radyoların kapatılması protesto edildi

Demokrat ve muhalif kanalların kapatılması Agirî ve Mûş’ta HDP ve DBP il örgütleri yönetici ve üyeleri tarafından protesto edildi.

HDP ve DBP Agirî il örgütleri, OHAL ilanının ardından çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile muhalif kanal ve radyoların kapatılmasını yaptıkları açıklama ile protesto etti. Toplantıda konuşan HDP Agirî İl Eş Başkanı Olcay Öztürk, Tv ve radyo kanallarının kapatılması karının hukuksuz olduğunu iade etti.

Bu uygulamanın demokrat ve muhalif medyaya vurulan bir darbe olduğunu söyleyen Öztürk, “Kürtlerin, Alevilerin ve demokratların televizyon ve radyo kanalları bir başbakanlık kararnamesi ile TÜRKSAT uydusundan atılarak karartıldı. Bu yetmezmiş gibi bu kurumların sermaye ve mal varlıklarına el konuldu. Bu tam anlamıyla bir yok etme girişimidir” dedi.

Öztürk, basın konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) olmak üzere tüm basın yayın kurumlarına çağrıda bulunarak, “Bu haksız ve hukuksuz uygulamanın geri alınması için her türlü hukuki girişimde bulunmaya çağırıyoruz” dedi.

MÛŞ

Mûş’ta HDP ve DBP il örgütleri ise, Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamayla Tv ve radyoların kapatılmasını protesto etti.

Çok sayıda yurttaş da katıldığı açıklamada, “Geleceğimizi karartamazsınız” pankartı ve kapatılan televizyon kanallarının isimlerin yazılı olduğu dövizler taşındı. TV ve radyoların kapatılmasının demokrasiye ve hukuka aykırı olduğunu ifade eden DBP Merkez İlçe Eşbaşkanı Şemsettin Şahin, AKP’nin OHAL’i çıkarılan KHK’lerle muhalif sesleri bastırmak için kullandığına dikkat çekti. Özellikle çocuklara yönelik Kürtçe yayın yapan Zarok TV’nin kapatılmasını kabul edilemez olarak değerlendiren Şahin, devletin asimilasyoncu zihniyetini hissettirmede devam ettiğine vurgu yaptı. Kapatılan televizyon ve radyoların ortak özelliğinin özgür basın geleneğini devam ettirmeleri olduğunu ifade eden Şahin, ” Özgür basına yönelik yapılan bu antidemokratik uygulamalarla halkın tekçi zihniyete mahkum edilme istendiği açıktır” diye konuştu. Açıklama alkışlar eşliğinde son buldu.

(ekip/svd/öç)

Doğan’ın damadından, Albayrak’a günlük rapor

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın adresini ele geçiren RedHack’in açıkladığı e-postalarda, Aydın Doğan’ın damadı Doğan Yayın Holding Başkan Vekili Mehmet Ali Yalçındağ’ın, Enerji Bakanı Berat Albayrak’a hemen her gün bilgi verdiği iddia edildi. Aynı e-postaların Berat Albayrak’ın abisi Turkuvaz Medya Grubunun CEO’su ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Serhat Albayrak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Danışmanı Hasan Doğan’a da gönderildiği göze çarpıyor.

Yalçındağ, 6 Mayıs 2016 tarihinde gönderdiği mailde Başkanlık Sistemi için “herkes ne yapacağını biliyor” diyerek bu konuda kamuoyunu hazırlama görevi üstlendiklerini itiraf ediyor. RedHack’in servis ettiği Albayrak’a ait e-postalar arasında yer alan bir mesaja göre, Doğan Medya Grubunun iktidara nasıl biat ettiği, hangi gazetecinin iktidar dalkavukluğu yaptığı, hangilerinin iktidarın istediği kıvama geldiği düzenli olarak not edilmiş.

‘Belki de Doğan grubu olmayacaktı’
Düzenli olarak Bakan Albayrak’a bilgilendirmelerde bulunan Mehmet Ali Yalçındağ, 6 Eylül 2016 tarihinde Bakan Berat Albayrak’a gece saat 02.25’te gönderdiği bilgi notunda, Jandarma Genel Komutanı Yaşar Güler ile arasında geçen konuşmayı aktarıyor. Konuşmaya göre Güler, Yalçındağ’a “Mehmet Ali bey eğer Aydın bey sizi tekrar bu göreve getirmeseydi belki de bugün Doğan grubu olmayacaktı. Siz geldiniz grup kurtuldu ama siz de iyi şeyler yaptınız” dediğini öne sürüyor.

Yalçındağ, Aydın Doğan’ın Erdoğan’la yapacakları görüşmeye Ali Sabancı için Vuslat Doğan Sabancı’yı da davet ettirmek istemesine tepki gösteriyor. Doğan Medyanın başındaki isim, “Vuslat ve Ali daha düne kadar bizden ( AK Partiden ) nefret ederken nasıl gidip yurt dışında bu olanları samimiyetle anlatacak” diyor.

Başkanlık rejimine açık destek
Yalçındağ’ın aynı mail adresinden 6 Mayıs 2016’da gönderdiği ve Doğan Medyanın yeni yayın dönemine ilişkin bilgi içeriyor: “(…) Bu dönemde grubumuzla ilgili artıların ve eksilerin muhakemesini yaparsak hepimiz için faydalı olur.(…) Net olunması gereken 2 konunun Paralel ile mücadelede ve Başkanlık sistemi olduğu kanaatindeyim. Alınan bu değişim kararının 1 gün, 1 hafta, 1 ayda değil uzun süre önce alındığını biliyoruz. Her türlü ayrıntısına kadar planlandı ve en doğru zaman beklendi.

Yeni Başbakan ile 1 yıla kalmadan Partili Cumhurbaşkanı veya Başkanlık modelinin gelmesi için çalışılacak. Son olarak bugün Hürriyet gazetesinin manşetini büyük sorumsuzluk ve düşmanlık olarak görüyorum. İş bitmiş gitmiş neye yarayacak bu manşet anlamakta zorluk çekiyorum. Kafasızlığın daniskası Sedat’ın (Ergin) yaptığı. Yine bir çuval inciri berbat ettiğimizi düşünüyorum. Yazık.”

Yine 11 Mayıs 2016 saat 21:31’de gönderilen başka bir mailde, “Konu: Ahmet Hakan, Bildiğiniz gibi uzun zamandır Hürriyet gazetesinde yapılan hatalar, yanlışlar ve gazetedeki satış kaybı sebebiyle mevcut genel yayın müdürünün değiştirilmesi gerektiği konusunda 2 aydır çalışmalar yapmaktayım. Sedat değiştiğinde kim olmalı ki ben kefil olayım diye ciddi bir araştırma yapmaktayım. Sonunda benim sorumluluğumda işi yeni birine teslim edeceğim ama beni zor durumda bırakacak biri olmaması lazım.

Bu arada Vuslat, ‘ben Sedat’a çok güveniyorum benim adamım oldu’ diye Sedat’tan vazgeçmiyor. Sedat Ergin benimle yaptığı her toplantıyı Vuslat’a gidip anlatıyormuş diye Sedat’a çok güveniyormuş. Diğer taraftan Aydın bey de nasıl olsa Sedat değişecek diye düşündüğü için kim olmalı ki rahat etsin ve güvensin diye bir çalışma içinde.

Ahmet Hakan’ı düşünüyorum dediğinde ben Ahmet ile uzun toplantılar yaptım. Ahmet’te şunun farkındaki biz birbirimizi anlamalıyız ki birlikte çalışalım. Sonunda gördüm ki ben Ahmet’e kefil olabilirim. Benimle çok paralel düşünüyor. Ayrıca sadece size bağlı olursam çalışırım, Vuslat hanım müdahale ederse çalışamam diyor. Ben Ahmet ile bu işi yapabileceğimizi düşünüyorum. Düşünmekte fayda görüyorum.”

‘Başkomutanım dedim, hoşuna gitti’
Yalçındağ’ın 18 Ağustos’ta “Günlük” olarak arz ettiği notunda, “Sağolsun Hasan Doğanın yardımıyla hemen darbe sonrası Sayın CB mızı telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerimi ilettim kendisine sayın başkomutanım diye hitap ettim hoşuna gitti, anayasamızda böyle söylüyor sen de rahatlıkla söyle dedi, gülüştük, çok keyifliydi. Ve telefona AD’ı verdim. Çok uzun zamandır ilk kez telefonla konuştular. Daha sonra aile fertleri bana teşekkür edeceklerine, ‘bizde zannettik ki CB ı kendi aradı babama teşekkür etti dediler. Küçümsediler işi. Beklentileri sayın CB mızın AD’yi arayıp teşekkür etmesiymiş.

‘Nuray Mert Erdoğan hayranı’
Aynı mailde devamla şunlar yazılıyor: “Ahmet Hakan, Nuray Mert, Arzu ve ben Bodrum’da 12/ağustos cuma akşamı sohbet. Nuray Mert Sayın CB mızın hayranı olmuş, ‘doğru konuşalım olmasaydı mahvolmuştuk’ der. Arzu sorar neden akademisyenler yurt dışında gazete ilanları vermiyorsunuz düşüncelerinizi anlatsanız çok hoş olur. Nuray cevaben çok doğru olur ben bir yoklayayım etrafı der.”
‘Muharrem İnce’ye hayır dedim’
Mehmet Ali Yalçındağ’ın 10 Mayıs 2016 saat 14:16’da gönderdiği “Sürpriz ziyaret” başlıklı mailde siyaset ve medya ilişkisine ışık tutuyor: “Yalova Milletvekili Muharrem İnce ziyarete geldi. Meral hanımın çıkışının siyaseti hareketlendirdiğini bunun arkasından CHP de de değişimin önünün açılacağını bunun bir fırsat olduğunu, bu fırsatı iyi kullanırsak Başkanlığın önünün tıkanacağını ve vakit geçirmeden bu projeye destek olunması gerektiğini, burada da Doğan medya ve hürriyet in çok önemli konumda olduğunu anlattı. Başkan olunduğu takdirde artık Türkiye’nin kötü günlere geçeceğini ve yapılacakların durdurulamayacağı anlattı. Hadi destek olun yapalım şu işi çıkarın beni ortaya dedi. Bu işi yapacak tek kişi kendisinin olduğunu ifade etti:))) (…) Hayırlısı olsun bir bakalım dedim, ayrıldık. Kolay gelsin.”

Varank, Bulut’u istememiş
İddiaya göre, Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Varank, Yiğit Bulut hakkındaki şikâyetini Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ve Erdoğan’ın Damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’a mail yolu ile iletiyor. Varank gönderdiği e-postada Yiğit Bulut için; “Yiğit Bulut Adam saatli bomba. Ekran yasağı gelmeli. Mustafa Varank: Obama G20’de bizle görüşmeyi düşünmüyor” ifadelerini kullanıyor.