Ana Sayfa Blog Sayfa 6302

Erhan Keleşoğlu: IŞİD’i ABD yarattı

Evrensel Gazetesinde Özlem Temena’nın Yrd. Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu ile yaptığı röportajda Suriye ve Cihatçılardan, Halep’teki çatışmalara, Kilis saldırılarına kadar pek çok konu değerlendirilmiş. İşte röportajın tam metni:

 

 

Suriye’de ABD ve Rusya’nın öncülüğünde başlatılan ateşkes devam eden, Halep’te ve İdlip’te çatışmalar sonlanmadı. Ateşkese dahil edilmeyen Nusra ve IŞİD’in saldırıları sürerken, bir yandan da Suriye Ordusunun karşı saldırıları da gerçekleşiyor. Öte yandan Suriye’de dengeler her an değişirken, bir yandan da Cenevre görüşmelerinde herhangi bir ilerleme sağlanamadı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu ile Halep’teki çatışmaları, Kilis saldırlarını ve Cenevre görüşmelerini konuştuk. Halep’te çatışmalar devam ettiği sürece, Cenevre’de bir çözüm sağlanamayacağını belirten Keleşoğlu, “Emperyalist  müdahaleler olduğu sürece, Ortadoğu’da cihatçılık var olmaya devam edecektir.” diyor.

HEM MUHALİFLER, REJİM AÇISINDAN DA HALEP’İN TUTULMASI STRATEJİK HEDEF

ABD ve Rusya öncülüğünde ateşkes sağlanmasına rağmen, Halep’te çatışmalar bitmedi. Peki neden özellikle Halep’te çatışmalar arttı?

Halep, Suriye’nin ikinci büyük kenti ve en yoğun nüfusun bulunduğu bölgelerden birisi. Hem stratejik, hem tarihi, hem de sembolik önemi büyük bir şehir. Suriye ayaklanmasının başladığı 2011’den sonra muhalifler açısından da, Rejim açısından da Halep’in elinde tutulması birincil stratejik hedeflerden birisi olageldi. Halep’in merkezi Rejimin elinde ve Halep’in kenar mahallelerinde muhaliflerin etkinliği var. Rejim özellikle son günlerde Halep’in güneyinde muhaliflerden büyük darbe alıyor. Hantuman bölgesinde Rejime destek veren İranlı ve Iraklı unsurların da önemli kayıplar verdiği muhabereler yaşandı. Yine Halep merkezde Rejimin hava saldırılarına karşılık, ki bu hava saldırılarında bir hastane dahil olmak üzere sivil yerleşimler vuruldu, çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Muhalifler de cehennem topu adı verilen büyük havan toplarıyla rejimin elindeki sivil bölgeleri vurarak bir çok sivil kaybına sebep oldular. Şimdi neden Halep bölgesinde bu ihlaller yaşanıyor? Nusra’nın ve IŞİD’in ateşkes dışı sayılması muhalefeti bir nevi rahatlatmış olsa da özellikle Halep ve İdlip bölgesinde Nusra ve ona yakın cihatçı gruplar bu bölgelerde karışık haldeler. Rusya ve Rejim, Nusra’yı hedef alıyoruz derken muhalifleri vuruyor, muhalifler de buna mukabelede bulunma ihtiyacı hissediyorlar yani Rejim bir yanıyla Nusra’ya yakın güçlerin işini kolaylaştırmış oluyor. Muhalefet de zaten sivilleri hedef alıyor. Yani çok kirli bir savaş var, zaten bütün iç savaşlar kirlidir. Burada da savaşın temiz bir tarafı yok. İki tarafın da sivilleri hedef aldığı bir savaş yaşanıyor.

Sahada bu gelişmeler olurken, Suriye’nin güneyinde sessizlik hakim. Burada tabii esas olarak Rejimin rolü büyük.  Büyük oranda Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) yakın güçler ateşkese uyarken, kapsam dışı tutulan Nusra’nın ve IŞİD’in hedef alındığını görüyoruz. Onlar da karşılık veriyor, onlara yakın kesimler de saldırıya uğradığında ateşkes bozulmuş oluyor. İdlip ve Halep’te bu unsurların çok iç içe geçtiğini görüyoruz. Yine Türkiye sınırına yakın bir mülteci kampı havadan vuruldu. Mülteci kampının ya Suriye ya da Rusya tarafından vurulduğu söyleniyor. Rejim bu kampın Nusra tarafından vurulduğunu söyledi. Ancak Nusra’nın elinde uçak yok! Bu durum da ateşkesi zorluyor. Özellikle siviller vurulduğu zaman, o sivillerin içerisinden çıkma gruplar yine karşıdaki sivil hedeflere yönelik saldırılarda bulunuyorlar ve ateşkesin korunması da zorlaşıyor.

CIA’İN DESTEKLEDİĞİ GRUPLAR VAR

Halep’te çatışan ve muhalif gruplar olarak tarif ettiğiniz gruplar kimler?

Muhalif gruplar dediğimiz zaman ilk olarak Suriye Ulusal Koalisyonu ile ilişkilenen ve Özgür Suriye Ordusu şemsiyesi altında bulunan gruplardan söz etmek mümkün. Bunlar Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi bölgesel güçler tarafından destekleniyor. CIA’in de bunlar arasında etkin şekilde desteklediği gruplar var. İdeolojik olarak bunların tamamına yakınının siyasal İslamcı akımın içerisinde veya islami-muhafazakar çizgide durduğunu söylemek mümkün. Diğer yanda ÖSO’nun dışında özerk İslamcı gruplar var. Ahrar uş- Şam bunların en güçlülerinden biri. El Kaide çizgisindeyken yani Selefi cihatçı bir çizgideyken, şimdilerde siyasal İslamcı bir pozisyona kayma eğiliminde. Gene Ahrar uş-Şam’ın da içinde olup başını çektiği İslami Cephe bir cephe örgütlenmesi olarak sahada. S.Arabistan destekli Ceyş-ül İslam’da güçlü yapılar arasında sayılmalı.

Bu grupların haricinde Nusra Cephesi selefi cihatçılığın Suriye’deki iki büyük temsilcisinden biri. Nusra el Kaide örgütün Suriye kolu. Diğer temsilci IŞİD’le arasında büyük bir husumet mevcut ve aynı ideolojiye sahip olmalarına rağmen bunlar birbirini öldüren düşman kardeşler.  Uluslararası selefi cihatçıların oluşturduğu küçük gruplar da var. Örneğin Orta Asya’dan ve Uygur bölgesinden gelen, Afganistan’dan gelen gruplar var. Bunlar da Suriye sahasında Rejim karşısında askeri varlıklarını sürdürüyor.

GÜVEN ARTTIRICI ÖNLEMLER DEVREYE GİRERSE ATEŞKES KALICI OLABİLİR

Cenevre’deki Suriye görüşmelerinin bir sonraki turunun 14 Mayıs’ta başlayabileceği belirtildi. Son oturumda Yüksek Müzakere Heyeti ayrıldı. Peki Halep’te sıcak çatışmalar yaşanırken, Cenevre görüşmeleri nasıl ilerler?

Halep bu durumdayken, Cenevre’de çok açık ki ilerleme sağlanamaz. Ateşkes çok sık ihlal ediliyor. Öncelikle hava saldırılarının durdurulması gerekir. Hava saldırıları durdurulduktan sonra, bölgesel güçlerin sahadaki vekillerine, Rejim bölgelerine yönelik saldırılarını durdurmaları için baskı yapmaları gerekir. Çünkü misilleme yapmazlarsa pozisyonlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar. İç savaşın ruhu bu. Dolayısıyla öncelikle hava saldırılarının durması lazım, hava saldırıları durduktan sonra kuşatma altındaki bölgelere insani yardımların ulaşmasına izin verilmesi gibi güven arttırıcı önlemler devreye girerse ateşkes kalıcı olabilir ve Cenevre’de taraflar arasında kalıcı müzakerelerin önü açılır ama şu şartlar altında çok mümkün değil.

Ayrıca sahada fiili olarak söz sahibi ve ağırlığı olan bazı gruplar da Cenevre görüşmelerinden dışlanmış durumda. Bunların en önemlisi YPG/YPJ’nin içerisinde olduğu Suriye Demokratik Güçleri, Suriye’nin kuzeyinin önemli bir bölümünü elinde tutarken Cenevre görüşmelerinde yok. Somut bir ilerleme sağlanması için mutlaka onların masada olması gerekir.

Kalıcı barış açısından çözülmesi zor bir diğer husus Nusra ve benzeri cihatçı grupların bölgedeki varlığı. Bunlar sahada operasyonel olduğu ve muhalifler de onlarla ittifak yaptığı sürece eylemlerinden muhalefet de sorumlu oluyor ve bir kısır döngü oraya çıkıyor. Bu çıkmazın sona ermesi için hem hem rakip bölgesel güçlerin- İran Türkiye, Katar, Suudi Arabistan- hem de hasım uluslararası güçlerin anlaşmaya varması lazım. Suriye, 2012 sonundan beri salt Suriyelilerin özne olduğu bir savaş alanı değil. Yani Suriyelilerin savaşı olmaktan çıkalı çok oldu. Suriye’de vekalet savaşı yaşanıyor ve vekillerden ziyade perde arkasındaki güçlerin anlaşmaya varması daha öne çıkmış durumda.

Öte yandan, Rusya’nın doğrudan sahaya inmesiyle birlikte kendini daha güçlü gören rejimin muhalefete yönelik tavizler vermesi zorlaştı. Bu da muhalefetin masaya oturmasını zorlaştırıyor. Suriye Krizi’nin çözümünde Amerika’nın ve Rusya’nın birbirine yakınlaşması bu anlamda düğümün çözümüne katkı sağlayabilir. Bu meyanda rakip bölgesel ve uluslararası güçler arasında uzlaşı imkanının doğması, Suriye’deki harareti düşürücü etki yapar.

-Rusya Federasyonu 26 Nisan’da BM Terörle Mücadele Komitesine resmen başvurarak Ahrar’uş Şam ve Ceyş’ül İslam’ın yaptırıma tabi örgütler listesine eklenmesini istedi. Ama reddedildi neden?

Ceyş’ül İslam, Suudi Arabistan’ın Bölge’deki en önemli vekili. Selefi bir grup ve Şam ve çevresinde binlerce militanı var. Yine Ahrar’uş Şam binlerce militanı olan, Katar ve Türkiye tarafından desteklenen bir grup, el Kaide’den kopma, siyasal İslam’a yakınlaşmış bir grup. Şimdi bunlar ÖSO’nun dışında kalan ama Nusra ve IŞİD’le de aynı kefeye konmak istenmeyen gruplar. Zaten terör listesindeki Nusra ve IŞİD Suriye’de ciddi bir komplikasyon yaratıyor.  Ahrar’uş Şam ve Ceyş’ül İslam’ın da listeye konması işleri daha da çetrefilleştireceğinden bu öneri Batı tarafından reddedildi.  Şu anlamda, bu karar örgütlere sponsor olan olan bölgesel güçleri masayı devirmeye itebilir. Ceyş’ül İslam’ı terörist saymanız, Suudi Arabistan’ı denklemden çıkarmanız demek. O zaman Suudi Arabistan müzakereleri dağıtmak için elinden geleni yapacaktır. Ahrar’uş Şam’ı çıkarmanız demek, Türkiye ve Katar’ı yabancılaştıracaktır, onların müzakereleri baltalamasına neden olacaktır.

-ABD’deki seçimler Suriye’yi nasıl etkiler?

Yeni gelecek başkan adaylarına baktığımız zaman, yüksek ihtimalle şu anki duruma göre Cumhuriyetçilerden Trump, Demokratlardan da Hillary Clinton aday olacak. Trump, Bush ve neoconların çizgisinden ilerliyor. Daha fazla müdahil olmak isteyecek ve bu müdahale de ABD’nin başını daha fazla derde sokacaktır. IŞİD’i kim yarattı diye soruyorlar ya, IŞİD’i ABD yarattı. Nasıl yarattı? Irak işgali ile yarattı. Bu işgal olmasaydı IŞİD olmazdı. Ortadoğu’ya emperyalist müdahale Selefi cihatçıların, Ortadoğu’da yükselmesinin en önemli nedeni. Emperyalist  müdahaleler olduğu sürece, Ortadoğu’da cihatçılık var olmaya devam edecektir.

Hillary Clinton, Obama’ya yakın bir çizgide ilerleyecektir, ancak çok daha İsrailci bir çizgisi olacaktır. İsrail’in Suriye’ye ilişkin politikası ise mevcut durumun devam etmesi ve Suriye toplumunun berhava olmasıdır. Irak’ın ve Suriye’nin sürekli iç savaş halinde kalması İsrail’i güvence altında tutar. Hizbullah ve Rejim lehine değişiklikten memnun olmaz, selefi cihatçıların Rejime tam anlamıyla üstünlük sağlamaları da İsrail’in işine gelmez.

DAVUTOĞLU TÜRKİYE’Yİ BİR ÇIKMAZA SOKTU

-Davutoğlu’nun alınması, AKP’nin Suriye politikasında bir değişiklik yaratır mı?

Batı ile kavga etmeyip içeride de müzakereci bir tarz izlemeye çalışan Davutoğlu, “Stratejik Derinlik” perspektifiyle, Türkiye’yi bir çıkmaza soktu Ortadoğu’da. Oyun kurucu olmaya çalışırken, oyunun dışına itildi Irak ve Suriye’de. Bu arada bölgeye yönelik siyaset de AKP tarafından iç siyasetin mütemmim cüzü hale getirildi. Tam da bu nedenle Suriye politikasında radikal bir değişiklik kolay değil. Ancak politika değişikliği için Davutoğlu’nun gitmesi Erdoğan’a iç ve dış siyasette manevra imkanı sağlayabilir. Davutoğlu günah keçisi olarak sunulabilir. Erdoğan içeride kendi gücünü iyice konsolide edip tek iktidar odağı olmaya çalışırken, bu uğurda başkanlık rejimine giden yolun taşların döşerken, iktidar bloku içerisinde kavgalı olduğu eski düzen unsurlarını da yanına dizmeye çalışıyor. Milliyetçileri, Ordu’yu ve ulusalcı grupları Kürt Sorunu üzerinden kendi gemisinin dümen suyuna çekiyor. Kürt meselesini otoriter yöntemlerle yönetilir kılma formülünü raftan indirirseniz mutlaka İsrail’i de yanınıza almak zorundasınız. İsrail’i yanınıza alabilirseniz ki ’90’larda Türkiye bunu yapmıştı, Amerikan kongresinde de İsrail lobisini yanınıza almış olursunuz. Böylece otoriter bir siyaset izleseniz de Amerika’nın size Kürt meselesi üzerinden baskı uygulamasını azaltmaya çalışırsınız. Erdoğan Gazze’deki ablukayı Türkiye üzerinden hafifletecek bir ara yol bulup iç ve Arap kamuoyundaki olası tepkiyi önlemeyi, böylece İsrail ile ilişkileri yeniden tesis etmeyi deneyebilir ancak kendisine cephe almış ABD-İsrail cenahının nasıl bir tepki vereceği meçhul.

-Nusra’nın el Kaide’den ayrılması iddiaları var. Bu iddiaları nasıl yorumlamak gerekir?

Suriye’deki sıkışmışlıkla alakalı. Doksanlarda Selefi cihatçıların ana koordinasyon merkezi el Kaide’ydi. 2000’lerin sonundan itibaren Irak el Kaidesi ile el Kaide liderliği arasında gergin tartışmalar yaşandı. Neticesinde IŞİD’in doğuşuna şahit olduk Selefi cihatçıların bu iki merkezi arasındaki gerilimde Nusra Cephesi, yani el-Kaide’nin Suriye’deki kolu aynı IŞİD gibi teritoryal, toprağa dayalı bir egemenlik kurma sevdasında. Toprağa dayalı bir egemenlik, uluslararası alanda terör örgütü sayılırken çok kolay değil. Egemenlik kurulmak istenen alanda farklı muhalefet grupları da var. Siz terör örgütünün bir parçası olduğunuz sürece Rusya, Suriye ve koalisyon uçakları sizi meşru hedef gösteriyor. O bağlamda el Kaide ile ipleri atarsanız hedef tahtasının da dışına çıkmış olursunuz ve kendi amacınız doğrultusunda ilerlersiniz. Ayrılık gerçekleşirse taktik bir hamle olarak değerlendirmek gerekir.

IŞİD TÜRKİYE’YE DİŞ GÖSTERMEK İÇİN KİLİS’E SALDIRIYOR

-Sahada bunlar yaşanırken, Türkiye Suriye’deki krizin içerisinde, en yakın örneği Kilis saldırıları. Bunun nedeni nedir?

Türkiye, SDG’nin Azaz- Cerablus  koridorunu ele geçirmesi tehdidine karşı, Azaz’dan Halep’in kuzeyine kadar uzanan bölgede konuşlu olan Suriye muhalefetini IŞİD üzerine yönelterek, onlara silah ve lojistik destek sağlayarak, sınırdan topçu desteği vererek IŞİD’in elindeki bu bölgenin muhalefetin eline geçmesine çalıştı. İlk başta başarılı da oldu. El Rai kasabası, IŞİD’in elinden alındı. Ancak sonrasında IŞİD’in saldırısı geldi. Bu karşı saldırıda muhalifler gerilemek zorunda kaldılar ve önemli oranda toprak kaybettiler. Yine muhaliflerin Afrin’e yönelik saldırıları oldu. Buna karşılık Afrin’den de o bölgeye taarruz gelince, koridor iyice daraldı. Türkiye bir çıkmazda. Cilvegözü kapısı üzerinden İdlip tarafındaki muhaliflerin, Türkiye üzerinden Azaz’a nakli gerçekleştirildi. Biliyorsunuz 1500 kadar Azaz’a nakledildiler. Buraya gelmelerinin nedeni hem IŞİD’in hem de Afrin tarafından gelen SDG’nin ilerlemesini durdurulmak istenmesi. IŞİD, Türkiye’nin doğrudan muhaliflere destek verip kendi üzerine yöneltmesini cezalandırmak ve Türkiye’ye diş göstermek için Kilis’e saldırıyor.

TÜRKİYE’NİN ELİNDE ÖNEMLİ KOZLAR VAR

-Hem Rusya, hem ABD, PYD’nin daha sonraki aşamada görüşmelerde olacağını söylüyor. Bu ne kadar gerçekçi?

Bunun önündeki en büyük engel Türkiye. Adını koymak gerekli, Türkiye Batı’ya ve ABD’ye baskı yapıyor bu konuda. Elinde de önemli kozlar var Türkiye’nin. NATO üyesi Türkiye üslerin kullandırılması, mülteciler vb. kartları kullanıyor. Bu anlamda Türkiye’nin vetosunun aşılması için farklı ikna yöntemleri deneniyor. Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında Kürt güçleri Suriye’de önemli bir kazanım elde ettiler. Bu kazanımların kalıcılaştığı ve buna bağlı olarak Kürt sorununda çatışmalı süreç devam ettiği sürece, Türkiye’nin iknası zor. Çünkü Türkiye Kürtlerin Suriye’de kurumsal bir yapı inşasından varoluşsal bir tehdit algılıyor.

-ABD, SDG güçleriyle planlanan Menbiç operasyonunu bu yüzden mi askıya alındı?

Menbiç operasyonu bu yüzden durdu. Amerikan askeri kaynakları Türkiye’nin baskısı nedeniyle operasyonun ertelendiğini açıkça söylediler. Belki SDG salt kendi kara gücüyle operasyon yapıp başarılı da olabilir ancak koalisyonun hava desteği yokluğunda bu çok maliyetli olur. Askeri açıdan maliyetinin ötesinde siyasi maliyeti de ağır olacağından şu an koalisyonun olurunu bekliyorlar.  Amerikalılar ise bu süreçte SDG içerisindeki Arap unsurları öne çıkararak Türkiye’yi iknaya çabalıyor.

Aydın Orak’tan Kürt Tiyatrosu

Kürt Tiyatrosu ile ilgili Türkiye’de yayınlanan tek kaynak kitap olarak gün yüzüne çıkıyor

 

Oyuncu ve yönetmen Aydın Orak’ın 15 yıl boyunca biriktirdiği Kürt Tiyatrosuyla ilgili bilgi, belge, fotoğraf ve dokümanları bir kitapta topladı. Kürt Tiyatrosu kitabı Doruk Yayınları’ndan çıktı.

Mezopotamya’da tiyatronun doğuşundan dengbêjlik geleneğine, 1893 yılı Osmanlı’da Kürt Tiyatrosu’ndan günümüze; Türkiye, İran, Irak, Suriye, Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Ürdün ve Avrupa’ya kadar tüm detaylar belgeleriyle kitapta yerini alıyor. Ayrıca dengbêjlik ve tragedya karşılaştırmalı oyun geleneğiyle analiz ediliyor.

“Mardin’de bulunan 2 bin yıllık tiyatro maskları ne anlama geliyor?”, “Kürt Tiyatrosu’nda dengbêjliğin yeri nedir?” Yazar bunun gibi birçok soruyu da tartışmaya açıyor.

Bugüne kadar Kürt Tiyatrosu’nun sahnesinden geçen tüm topluluk, oyun, mekân ve tiyatro insanlarına ayrıntılı ve görselleriyle yer alıyor. Oyuncu, yönetmen ve seyircilerin görüşleri zamanının mantığını anlamak için önemli bir yer tutuyor.

Kitap, Kürt Tiyatrosu ile ilgili Türkiye’de yayınlanan önemli bir kaynak kitap olarak gün yüzüne çıkıyor. Önemli bir arşiv olan kitap geleneksel ve modern Kürt Tiyatrosu ile ilgili bilinmeyen tüm gerçekleri barındırıyor.

AYDIN ORAK KİMDİR?

1982’de doğdu. 1997’de tiyatroya başladı. Zincire Vurulmuş Prometheus, Ada, Bir Delinin Güncesi, Sen Gara Değilsin, Araf, Bir Dilin Ölümü, Nora, Kapan, Actor, Beceriksizler çevirdiği, yönettiği ve oynadığı bazı oyunlardır. Pervane, Fırtına, Mavi Adam, Siyah Karga rol aldığı bazı filmlerdir.

Ölümün Rengi, Berivan, Cevher, Asasız Musa yönettiği filmlerdir. Oyun ve filmleriyle ulusal ve uluslararası birçok festivalin yanı sıra Avustralya, Avusturya, Almanya, Danimarka, Fransa, İsveç, İsviçre, Norveç, Mısır, Irak gibi birçok dünya ülkesinde defalarca gösterim ve turneler yaptı.

2003’te Tiyatro Avesta’yı kurdu. Saklı Duygular, Yaşar Kemal’in Teneke, Haşmet Zeybek’in Theodora ve Radikal Tiyatro yazdığı ve çevirdiği kitaplardır. Radikal Gazetesi, Gündem Gazetesi, Esmer, Başka, Önsöz gibi gazete ve dergilerde söyleşi, yazı ve makaleleri yayınlandı.

2012’de Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları ve Performans bölümünü terk etti. Araf oyunuyla En İyi Tek Kişilik Oyun ödülü ve Beceriksizler oyunuyla Yılın En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nden aldı. İstanbul’da yaşıyor.

ABF Başkanı Baki Düzgün: Anayasa’yı kendileri ihlal etti

Türkiye’nin pek çok ilinden Maraş Terolar’a desteğe giden otobüslerin polis ve jandarmalar tarafından durdurulması üzerine Alevi kurumları açıklamalar yaptı. Bu açıklamar arasında ABF başkanı Baki Düzgün de vardı. Düzgün yazılı açıklamasında  “Anayasa’nın bu 34. cü maddesi Bizzat Güvenlik güçleri tarafından ihlal edilmektedir…” diye konuştu.

 

Maraş Terolar’a destek için yola çıkan Alevi Kurumlarına polislerin engel olması Aleviler tarafından tepkiyle karşılandı. ABF Başkanı Baki Düzgün engellemenin hukuka aykırı olduğunu ifade ederek “Anayasa’nın bu 34. cü maddesi Bizzat Güvenlik güçleri tarafından ihlal edilmektedir.” diye konuştu.

Düzgün,  yaşanılan olayla ilgili tebliğ ettirmek istedikleri  belgenin Anayasa’ya aykırı olduğunu ve Anayasa’nın 34. maddesini güvenlik güçlerinin ihlal ettiğini vurguladı.

Baki düzgün yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “25 bin kapasiteli barınma merkezine karşı çıkan bazı siyasi oluşumlar, dernek, platform ve marjinal gruplar çeşitli eylem, etkinlikler, basın açıklaması, çadır kurarak ateş yakma, nöbet tutma vs vs diyerek (resmi yazıyla, yazarak )”gösteri yürüyüşünü tebliğ ettirmek istiyorlar…

Daha önceki bir kararda Anayasa Mahkemesi (AYM), Anayasa’nın 34. maddesinde herkesin “ÖNCEDEN İZİN ALMAKSIZIN” barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu vurgulamış ve barışçıl bir protestonun engellenmesini hak ihlali saymıştır.

Anayasa’nın bu 34. cü maddesi Bizzat Güvenlik güçleri tarafından ihlal edilmektedir.

 

 

Alevi katliamı Alibeyköy Cemevi’nde protesto edildi

 

Suriye’nin Hama kentindeki Alevi katliamı için Alibeyköy Pirsultan Abdal Kültür Derneği Cemev’inde yapılan basın açıklamasıyla kınandı.

 

Suriye’nin Hama kentindeki Alevi katliamı için Alibeyköy Pirsultan Abdal Kültür Derneği Cemev’inde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına 15 STK ve parti katıldı.  “Alevi halkı yalnız değildir.” sloganı atıldı.

Basın açıklamasında konuşan Alibeyköy Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Hüseyin Güzelgül yaşanan  katliamların sorumlularının Amerika ve işbirlikçisi AKP hükümeti olduğunu belirterek: “Suriye’de ateşkes sağlanmıştı, ancak AKP hükümeti, Suudi Arabistan ve Katar ülkelerinin işine gelmeyen bu anlaşma kısa zamanda bozuldu. Biz Aleviler olarak yüzyıllardır katliamlara maruz kaldık. Suriye’nin Hama ilçesindeki  Alevi köyünde gerçekleştirilen katliam gibi. Bu katliamı lanetliyorum. Kürdistan’da, Türkiye’de ve Suriye’de gerçekleşen bu katliamlar daha fazla gerçekleşmemesi için birleşmemiz gerek.” Dedi.

Basın açıklamasını okuyan Cemevi sekreteri Nebahat Bektaş: suriye’de yine bir Alevi katliamı gerçekleştirildiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Beş yıldır Suriye’de ABD, AB, AKP iktidarı, Suudi Arabistan ve Katar’ın her türlü lojistik, mühimmat ve savaşçı desteğiyle yürütülen ve bitmesi bir türlü istenmeyen  Suriye savaşında yine bir Alevi katliamı gerçekleştirildi. ABD ve Rusya arasında varılan mutabakat sonrası Suriye’de ateşkes ilan edilmişti. Ancak bu durum Türkiye ve körfez ülkelerin hoşuna gitmemiş olacak ki; Halep’te hastane bombalamak, Kilis’te sivil halkın üzerine ‘roket düşmesi’ ve  Suriye’de yerel savunma güçlerinin çekildiği bölgelere cihatçıların saldırısı ile savaşta yeni bir aşamaya gelindi. AKP ve emperyalist ülkelerin ‘ılımlı  İslamcılar’ olarak nitelendirdiği katliam çeteleri Hama’da bir Alevi köyünü yok etti, köyde yaşayan insanların tamamını katletti. Bu katliamı gerçekleştiren Ahrar’u Şam çetesi emperyalistler ve uşağı AKP tarafından desteklenmektedir. Al-Zara’da Alevilere yapılanlar soykırımdır. 115 kişinin katledildiği bu olayda önceki katliamlarda olduğu gibi tekfirciler için, Alevi’yi katletmek ‘ cennete gitmektir.’ Alevilerin malları ise ‘ganimettir’ olarak nitelendirilmektedir. Al-Zara katliamını gerçekleştirenleri ve katliam çetelerine ‘insani’ ve ‘lojistik’ destek sağlaylanları biliyor, tanıyor ve lanetliyoruz. Döktükleri kanda boğulacaklardır.”

Kaynak: Evrensel

Hama’daki Alevi katliamı Hatay’da protesto edildi

 

Suriye’nin Hama kentine bağlı El Zara kasabasında El Nusra ve Ahrar ul Şam’ın gerçekleştirdiği Alevi katliamı Hatay’da protesto edildi.

 

Hatay Alevi Gençlik Meclisi üyesi Mert Aslanyürek, ” Suriye’de ırkçı, gerici, cihatçı çetelere verdiği desteği meşrulaştırmaya çalışan AKP iktidarının bu gün El Zara’da katledilen Türkmen halkına sessiz kalması ikiyüzlülüktür” dedi.

Hatay Emek ve Demokrasi güçleri Suriye’nin Hama kentine bağlı El Zara kentinde El Nusra ve Arar ul Şam tarafından gerçekleştirdiği Alevi katliamını Hatay merkezinde bulunan Köprübaşı meydanında protesto etti. “Suriye’de halklar katlediliyor. Zara’da Alevi katliamı var sessiz kalma” pankartı açan onlarca Hataylı sık sık, “Suriye halkı yalnız değildir”, “Katil El Nusra işbirlikçi AKP”, “Katil IŞİD Ortadoğu’dan defol” sloganları attı.

Açıklamayı Hatay Alevi Gençlik Meclisi üyesi Mert Aslanyürek yaptı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) son yaptığı toplantıda terör örgütleri listesine alınmaları engellenen El Nusra ve Ahrar Ul Şam başta olmak üzere Humus askerleri Ehli Sunnet Tugayları gibi çetelerin Suriye halklarını katletmeye başladığını belirten Aslanyürek, El Zara kentinde onlarca çocuk ve kadınının vahşice bu çeteler tarafından katledildiğini söyledi.

‘AKP İKTİDARININ İKİ YÜZLÜLÜĞÜ’

AKP iktidarının Türkmen dağı yalanı ile Türkiye ve Suriye’de ırkçı, gerici, cihatçı çetelere verdiği desteği meşrulaştırmaya çalıştığına değinen Aslanyürek, ” AKP iktidarı bu gün El Zara’da katledilen Türkmen halkına sessiz kalması ikiyüzlülüğünü göstergesidir. Dünya ve Türkiye kamuoyunun bu konuda sesimizi duymasını ve duyarlılık göstermesin istiyoruz” dedi.

AFAD kampına neden itiraz ediyoruz!

Ali Kenanoğlu Evrensel gazetesindeki “AFAD kampına neden itiraz ediyoruz!” başlıklı yazısıyla Maraş’ta yaşatılmak istenenleri bir bir ele alıyor….

 

Maraş Terolar köyü mera alanına yapılmak istenen AFAD mülteci kampı inşaatı sürerken aynı şekilde direniş ve itirazlar da sürmeye devam ediyor. Direnişteki Maraşlı Aleviler dertlerinin mülteciler olmadığını çok net bir şekilde özetleyip; “Bizim derdimiz mültecilerle değil. Oradaki savaşta mağdur edilerek, yerlerinden yurtlarından edilmiş o mazlum halklarla bir sorunumuz yok. Mülteci olmanın ne demek olduğunu bu coğrafyada Pazarcık, Elbistan, Nurhak’taki Alevi, Kürt yurttaşlar iyi bilirler. Yıllarca mülteci olduk başka ülkelerde. Biz yer seçiminin yanlış olduğunu düşünüyoruz, bunca itiraza rağmen bu ısrara karşı da mücadele etmeye devam edeceğimizi söylüyoruz” diyorlar.

Maraşlı Aleviler itirazlarını ise şu şekilde özetliyorlar; “Şikayetlerimizi vali ve kaymakama aktarıyoruz, ancak bizi dikkate almıyorlar. İş makineleri çalışıyor. Engel olmaya çalışıyoruz. Bizler Maraş’ı yaşadık. İleride bir etnik çatışma çıkmasından korkuyoruz. Elbette mağdur durumdaki sığınmacılara karşı değiliz. Ancak buraya cihatçı çetelerinin IŞİD’in, el Nusra militanlarının yerleştirileceği bir üs kurulacağını düşünüyoruz. Kaygımız bu. Bizi cihatçıları kullanarak göçe zorlayacaklar. Burası dağın başı, cihatçıların eğitim kampı yapacaklar. Başka yer mi kalmadı? Maraş merkeze yapsınlar. Ama yapamazlar çünkü varlıklı aileler karşı çıkıyor.”

Kampın yapılmak istendiği alan Maraş ile Pazarcık ilçesi arasında bir alan ve Kürt-Alevi köylerinin tam ortasında, yaklaşık 30 bin kişilik kampa yerleştirilecek olan Suriyelilerin büyük bir bölümünün rejim karşıtı ve el Nusra-IŞİD gibi terör örgütlerine sempati duyan bir kesim olacağı aşikar. Bu durumun kendisi Alevi köylerinin itiraz etmesi için yeterlidir.

Maraş’a yapılacak olan AFAD mülteci kampları zaten kamuoyunda ilk olarak Hatay’daki Apaydın Kampı ile gündeme geldi. Bu kamp kamuoyunda Nusra’nın eğitim ve dinlenme kampı olarak tartışıldı. Ben bu kampa incelemeye giden heyet arasındaydım. Dönemin Milletvekilleri kampa alınmamış ve kamp bu yönüyle hayli şaibeli bir duruma düşmüştü. AFAD kamplarının kamuoyundaki bilinen yüzü böyledir.

Bu topraklarda devlet tarafından muhalif görülen toplumlara karşı iskan politikaları bilinçli bir şekilde yürütülmüş ve her dönemde zorunlu göçler – sürgünler ve kuşatmalar yapılmıştır. Bugün Kürtler ve Aleviler üzerinde benzer çalışmalar yürütülmekte bir taraftan göçe zorlanan halklar diğer taraftan da Suriye’den gelen rejim muhalifi Sünni mülteciler ile kuşatılmaktadır

Maraş’ta yürürlüğe konan politikanın Malatya, Sivas gibi bölgelerdeki Alevi yerleşim alanlarında da uygulanacağına dair bilgiler aktarılmaktadır. Aynı şekilde Rojava sınırının Türkiye tarafına bir şerit halinde Sünni Arap nüfusun yerleştirilme planları yapılmaktadır. Türkiye Kürtleri ile Rojava Kürtlerinin arasına yerleştirilen Arap nüfus Kürtlerin birbirleriyle olan ilişkisini kesmeye yöneliktir.

Bu politikalar bölgede bin yıldır uygulanmaktadır. Ancak bin yıldır da itiraz, isyan, zulüm, kan, gözyaşı durmamaktadır. Güvenlik politikaları ile iskan politikaları sorunları çözmediği gibi beraberinde yeni sorunlara da neden olmaktadır.

Bugün ülkemizde ve bölgede yaşanan Alevi ve Kürt sorunun yanına böyle giderse yakında bir de Arap sorunu ekleneceği kesindir. Hatta sadece devletle çatışan değil birbirleriyle çatışan topluluklar ile karşı karşıya kalacağımız tehlikeli bir süreç örülmektedir.

Çatışmaların getirdiği kan ve gözyaşının kimseyi mutlu etmeyeceğini en iyi bu ülkede yaşayan insanlar bilmektedir.

Alevi köylerine Sünni Araplardan oluşan bir mülteci kampı yapmanın izah edilebilecek hiçbir gerekçesi yoktur. AKP ve Saray devleti bu politikayla bu topraklara yeni kin ve nefret tohumları ekme peşindedir.

Maraş’ta görüntü almak isteyen TV10’a da engel!

 

Cihatçı çetelerin yerleştirilmesinden endişe edilen ve bölge halkının geçim olanaklarını da yok edeceği belirtilen mülteci kampına karşı “Yaşamıma, Maraş’ıma, Ovama dokunma” sloganıyla direnişe destek vermek için eylem yapacak olan Alevi kurumlarının Maraş’a girişi engellendi, gün boyu baskı sürerken askerin tutumuna karşı çıkan dört kişi gözaltına alındı

 

Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanına yapılmak istenen konteyner kente ve bu kente cihatçı çetelerin yerleştirilme ihtimaline karşı Maraş Merkez Dulkadiroğlu ilçesi Terolar bölgesinde halkın sürdürdüğü direnişe destek için Alevi kurumları 13 Mayıs Cuma günü Maraş’a doğru yola çıkmıştı.

Ankara, İstanbul ve İzmir’den otobüslerle “Maraş’ta IŞİD kampı istemiyoruz” diye yola çıkan Alevi kurumlarından yurttaşlar, Maraş yolunda durduruldu.

Ankara’dan yola çıkan Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Gani Kaptan ve Hacı Bektaş Veli Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in de aralarında olduğu grup, 14 Mayıs sabahı Maraş girişinde askerler tarafından durduruldu. Terolar’a geçmek için 20 kilometre ötesinde bulunan Narlı Mahallesi Cemevi’nde bir araya gelmeye çalışan kitlenin kente girişi engellendi.

Araçlarının durdurulması üzerine Alevinet.com’a konuşan ABF eski genel sekreteri ve gazeteci Recai Aksu; “IŞİD’in roketlerini durduramayanlar, “IŞİD’i Maraş’ta istemiyoruz” diyenleri Maraş ile dayanışmaya gidenleri durduruyorlar…” dedi.

Askerler, valilik kararı ile Maraş’a girişlerinin yasaklandığı, beklemeleri durumunda müdahale edileceğini söylerken, Valilik kararında ise, “Bazı örgüt liderlerinin çağrıları ile Terolar’da toplu bir kalkışma olacağı, bu yüzden de Terolar’a geçişlerine izin verilmeyeceği” ifadelerine yer verildi. Kurum temsilcileri gitmek istedikleri yerin Terolar değil Narlı olduğunu söylemelerine rağmen, asker geçişlere izin vermedi…

TV 10’un yayını engellendi

Asker ablukası altındaki bölgeye giriş yasağının ardından TV 10’un yayını da engellendi.

Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre, ölgede bulunan TV 10 çalışanlarının Narlı Cemevi önünde yaptığı yayının kesilmesini isteyen askeri yetkilinin Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’i arayarak yayın yasağının getirildiğini bildirdi. Konuya ilişkin bilgi veren Demir, “Yüzbaşı aradı. ‘TV 10 yayın yapıyormuş valilik tarafından yayın yasağı var. Yayın yaparlarsa gözaltına alın diye talimat vermiş’ dedi. Yüzbaşı böyle bir yayın yapılmaması gerektiğini söyledi. Ben de ısrarla hayır biz burada canlı yayın yapacağız, halk bizden haber bekliyor, insanların haber alma hakkını elinden alamazsınız dedim. ‘O zaman ben gerekeni yapacağım, gözaltına alacağım’ dedi. Ben de buyurun gelin dedim. Alabiliyorsanız alın dedim. Tahminimce birazdan gelirler” diye konuştu.

Kentte giriş yasakları ve yayın yasağı konularak dayanışma eylemleri engellenmek istenirken HDP Milletvekilleri Müslüm Doğan ve Mahmut Toğrul, Narlı Cemevi’ne gelerek dayanışma içinde olduklarını belirtti.

4 kişi gözaltına alındı

Valiliğin talimatıyla Narlı’ya girmelerine izin vermeyeceklerini söyleyen jandarma, araçların kapısını kapattırdı. İçerdekilerin aşağıya inmesine izin vermedi.  “Hemen dönüyorsunuz, gözaltı yapmak istemiyorum” sözleriyle tehdit eden jandarma, araç şoförlerine de “İlk sizi alırım, derhal gidin” dedi. Engellemeye tepki gösteren temsilcilerden dört kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Mahir Şahin Umut Telli, Bayram Karabulut, Salih Gamsız.

Otobüs bağlandı

Maraş’ın Terolar bölgesinde yapımı devam eden kampa karşı direnişte olan Alevilere destek olmak için İzmir’den yola çıkmaya çalışan Alevi kurum temsilcilerinin aracına 13 Mayıs akşamı el konulmuştu. Konak Büyükşehir Belediyesi önünde hareket etmeye hazırlanan otobüs, polis tarafından durduruldu. İlk önce GBT kontrolü yapan polis, ardından turizm şirketine ait loguyu bahane ederek otobüsü bağladı.İşlemler esnasında trafik polisi otobüs şoförün yanına gelerek, “Maraş yasak” şeklinde tehditler savurdu.

Toğrul: Ortam terörize edilerek kimse kente alınmıyor

Aşağı Terolar Köyü’ndeki direnişe destek olmak ve dayanışmaya gelenleri karşılamak için Narlı Mahallesi Cemevi’nde bekleyen HDP Antep Milletvekili Mahmut Tuğrul, polis ve askerlerin Cemevinin önünde beklemesine tepki gösterdi.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) haberine göre, Maraş’ta giriş çıkışların tamamen tutulduğunu hatırlatan Toğrul, “Kayseri tarafından gelenler Göksu’da tutulmuş. Antep tarafından gelenler çimento fabrikalarının olduğu güzergâhta tutulmuş. Adıyaman tarafından gelenler Çağlayancerit kavşağında tutulmuş. Ortam son derece terörize edilerek kimse kente alınmıyor” bilgisini verdi.

Narlı Cemevi’nin TOMA ve Akrep tipi zıhlı araçlar ile kuşatıldığına dikkat çeken Toğrul, “Müdahale edeceklerini, valilik kararı olduğunu ve yürütmeyeceklerini söylüyorlar. Biz diğer kurumlarımızın gelmesi durumunda Terolar’a gitmeye çalışacağız” diyerek “Ben dedim sizde uyacaksınız, kararlarıma itaat edeceksiniz” yaklaşımının olduğunu belirtti. Toğrul, “Komutana burayı bu şekilde tutamazsınız doğru değildir dedim. Komutan merkezi idarenin onları zorladığını ifade etti.” diye konuştu.

Kampın yapılması durumunda ciddi sosyal ve toplumsal travmalara neden olacağını ön gördüklerini dile getiren Toğrul, Erdoğan’ın “Ben valimi, bürokratımı yedirmem” sözlerini hatırlatarak “Şimdi de ‘ben kampımı yedirmem, ben buraya karar verdim’ diyor. Toplumsal tepkiler geldi diye geri adım atması durumunda sanki yenilmişlik duygusuna kapılacağını düşünüyor. Bu erdemli bir devlete yakışmaz. Erdemli devlet zaten halkının, toplumunun sesine kulak veren devlettir. Maalesef Türkiye’de bu erdemi görmek mümkün değil” dedi.

Cemevi önündeki gergin bekleyiş alkışlı protesto ile sürüyor.

Taş: Polis ve jandarmanın engellemeleri sürüyor

Maraş Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesi olan ve bölgede yaşananları sosyal medya aracılığıyla canlı yayınlayan yurttaş muhabir Ahmet Taş’a telefonla ulaştık.

Taş şunları söyledi:

Aşağı Terolar Köyü’ne çıkan tüm yollar polis ve jandarma tarafından kapatıldı. Alevi kurumlarının bölgeye gelmesine izin vermediler. Araçlarını bırakıp tarlalardan yürüyerek buraya gelebilenler oldu. Bunun dışında toplu olarak da buraya yürünmesini engelliyorlar. Zaten gün içinde 4 kişiyi gözaltına almışlardı. Ben çamurlu bir tarla üzerinden yürüyüyerek Aşağı Terolar Köyü’ne ulaşabildim. Şu an Aşağı Terolar Köyü Cemevi önünde bekleyiş sürüyor.

Maraş Terolar’da direniş büyüyor

Kahramanmaraş’ta Alevi köylerinin bulunduğu bölgeye konteynır kent yapımına karşı başlatılan direniş 47’inci günüde.

Direnişin sürdüğü Sivricehüyük Köyü jandarma tarafından abluka altına alınmış durumda. Köye giriş çıkışları kapatan jandarma köye girmek isteyenlerden de tek tek kimlik istiyor. Yapılan kimlik kontrolleri sonucunda ikamet adresi Sivricehüyük köyü olanların geçişini izin veriliyor. Kente bir ay boyunca her türlü basın açıklaması, yürüyüş ve gösteriler ise valilik kararı ile yasaklanmış durumda. Gazete ve televizyonların alınmadığı kentte kampın yapımına da hızla devam ediliyor. Alevi toplumunun endişe ve uyarılarına rağmen yapımı devam eden kampın yakınında 5 bin metre karelik alan üzerinde organize sanayi tesislerinin de kurulması gündemde. Organize sanayinin üzerinde kurulacağı arazinin ise vatandaşların rızası olmadan istimlak yoluyla zorla alındığı iddia edildi. Direnişi büyütmeye gidiyorlar Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanlarına mültecileri yerleştirmek üzere yapılmak istenen konteyner kentine karşı başlatılan direniş 47’inci günü geride bırakırken, alevi kurumları direnişi büyütmek için bugün Maraş’ta olacak. 12 Alevi kurumu İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında “Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma” sloganıyla direnişe katılacak. İmranlı iddiası Maraş ve Sivas’ın Divriği ilçesinden sonra bir mülteci kampının da yine alevilerin yoğun yaşadığı Sivas’ın İmranlı ilçesine, Alevilerin yaşadığı köylere kurulması gündemde. Kaymakamlık tarafından İmranlı’ya bağlı Alevi köylerine mültecilerin yerleştirilmesi hazırlığı yapılıyor. Bir süredir Kaymakamlar tarafından muhtarlardan “köyünüzde kaç boş ev var”, “Yaz ve kış nüfus nedir” gibi bilgilerin iletilmesinin istendiği aktarıldı.

KURUM TEMSİLCİLERİ UYARDI!

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI BAKİ DÜZGÜN: Maraş’tan sonra yine alevilerin yoğun yaşadığı Divriği’de mülteci kampının kurulması tesadüfi değil. Aksine bilinçli bir politika yürütülmekte. Maraş ve Sivas’ta alevilere dönük katliamlar yaşandı geçmişte. Bu katliamlar tamamlanmadı. Bu alanlara kampların kurulması ile katliam tamamlanmak isteniyor. Çünkü bu kamplara yerleştirilecek olanlar mağdur insanlar değil. Bu kamplar açıkça bölgenin demografik yapısını bozacak ve alevileri azınlık statüsüne düşürecek.

ALEVİ VAKIFLARI FEDERASYONU BAŞKANI REMZİ AKBULUT: Mevcut sistemin alevilere yönelik baskısı devam ediyor. Bu ülkede alevi-Sünni çatışması üzerinden siyasi rant yaratılmak istendi. Bu tutmayınca şimdi de Suriyeli mülteciler üzerinden böylesi bir siyasi rant oluşturulmaya çalışılıyor. O bölgeye yerleştirilecek olan mülteciler içerisinde IŞİD, El nusra gibi terör örgüt üyeleri var. Bunlar çatışma nedenidir. Bu süreç sonunca bölgede yaşayan alevilerin huzuru bozulacaktır.

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI GENEL BAŞKANI ERCAN GEÇMEZ: Maraş ve Sivas’ın seçilmesi son derece bilinçli ve sistematik. Yıllardan bu yana yani bu hükümetten önce de alevilere yönelik bu tip politikalar uygulandı. Bu politikaların kaynağı ise Osmanlıdan geliyor. Bu gölgede yaşayan aleviler ve diğer halklar göçe zorlanıyor. Bu ateşle oynamaya benzer.

Kaynak: Yurt Gazetesi

Almanya’nın ilk Kürt ve Alevi başkanı

Baden-Württemberg Eyaleti’nde parlamento başkanlığına seçilen Muhterem Aras, Almanya’da bu göreve gelen ilk Kürt ve Alevi oldu.

 

Baden-Württemberg Eyaleti’nde parlamento başkanlığına seçilen Muhterem Aras, Almanya’da bu göreve gelen ilk Kürd ve Alevi oldu. Aras aynı zamanda eyalette bu koltuğa oturan ilk kadın politikacı olma unvanını da elinde bulunduruyor. Eyaletin parlamento başkanlığına seçilen Aras’ın seçilmesiyle, Almanya’da aynı zamanda birçok ilke imza atıldı.

İlk Kürd, Alevi parlamento başkanı

Deutsche Welle’de yer alan habere göre, Muhterem Aras’ın eyalet parlamentosunun başkanlığına seçilmesiyle Baden-Württemberg’de birden fazla ilke imza atıldı. 50 yaşındaki politikacı, Almanya tarihinde bir eyaletin parlamento başkanlığına gelen ilk Kürd, Alevi isim oldu. Yeşiller Partisi’nden parlamentoya giren Aras aynı zamanda bu göreve gelen ilk kadın siyasetçi unvanını taşıyor ve Almanya’da bir eyaletin parlamento başkanlığını üstlenen ilk Yeşil politikacı. Partisinin mali politikalar sözcüsü olan Stuttgartlı vergi danışmanı Aras, eyalet seçimlerinde yüzde 42,4 ile en yüksek oyu alan isim olmuştu.

1966 Bingöl doğumlu Aras beş çocuklu Alevi bir Kürd ailenin kızı olarak 1978 yılında Almanya’ya gelmiş. İşçi çocuğu olan Aras, liseyi bitirdikten sonra üniversitede iktisadi bilimler okuyup, 1999 yılında da kendi vergi danışmanlığı bürosunu açmış.

“Uyumda başarı adına bir işaret”

İki çocuk annesi eyalet parlamentosu başkanlığına seçilişini “Baden-Württemberg’in sınırlarının da ötesine taşan, açık dünya görüşü, hoşgörü ve uyumda başarı adına bir işaret” olarak nitelendiriyor ve seçildikten sonra yaptığı konuşmada “Parlamentonun itibarının zedelenmemesi için, genel kurulda birbirimize saygılı ve adil davranmamıza çok dikkat edeceğim” ifadesini kullanıyordu.

Yeşiller’in “Oy Kraliçesi”

1992 yılında Yeşiller Partisi’ne giren Aras, siyasetin farklı kademelerinde hızlı bir kariyer yaptı. 2011 yılında ise yüzde 42,5 oy oranıyla eyalet parlamentosuna seçildi. Seçimlerde en yüksek oyu alan Yeşil politikacı olduğu için kendisine “Oy Kraliçesi” lakabı takıldı. Aras 2016 Martındaki seçimlerde de bu unvanını korumayı başardı.

“Siyaset tutkuyla yapılmalı”

Aras, başarısının sırrı sorulduğunda “Önemli olan, seçim kampanyaları arasındaki dönem” diyor. Çok yoğun bir şekilde seçim bölgesinde bulunduğunu ve bunu sadece seçim dönemleriyle sınırlamadığını vurgulayan Aras, siyasetin tutkuyla yapılması gerektiğini belirtiyor.

 

Zara’daki Alevi katliamlarının failleri ortaya çıktı

Zara’daki Alevi katliamının esas failleri: ABD, AKP, Katar, Suudi Arabistan… Suriye’de cihatçılar, Hama-Humus arasında yer alan Alevi köyü Ez-Zara’da sivilleri katletti. Katliamcıların arkasındaki ülkeler tanıdık: ABD, Suudi Arabistan, Türkiye…

 

Suriye’de El Kaide ile birlikte “ılımlıların” bozduğu ateşkes, yeni katliamlarla birlikte sürdürülemez hale geldi.

“Ilımlılar”ın son hedefi, Hama’ya bağlı Alevi köyü Ez-Zara’ydı. Köyü basanlar arasında El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi, El Kaide bağlantılı Ahrar’uş Şam ve Ehli Sünnet Tugayları gibi çeteler bulunuyor.

Bu gruplar, köye yaptıkları baskından video ve fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaştı. Görüntülerde, çetelerin sivil giyinimleri insanları öldürdüğü görülüyor.

İlk gelen haberlerde, köydeki sivillerin kaçırıldığı ve bilinmeyen bir yere götürüldüğü söyleniyordu. Ancak daha sonra gelen bilgiler, içinde muhtarın da bulunduğu köylülerin Rastan’a götürülerek infaz edildiğini gösteriyor.

Halepli gazeteci Kevork Elmasyan ise, Zara’da yaşananların “katliam” değil “soykırım” olduğunu öne sürerek, toplamda 115 kişinin kaçırılıp öldürüldüğü bilgisini paylaştı.

Bazı sosyal medya hesapları, çetelerin paylaştığı fotoğraflardaki cesetlerin “uyuyor gibi olduklarını” söyleyerek, kimyasal gaz saldırısı ihtimalini gündeme getirdi.

YDH’den Hasan Sivri’nin aktardığına göre, operasyona ‘Halep’in İntikamı’ adını veren silahlı grupların liderliğini El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi yaptı.

Rusya, daha bir gün önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) Ahrar’uş Şam’ın da terörist örgütler listesine dahil edilmesi için teklif sunmuş, ancak bu teklif ABD, Fransa ve İngiltere tarafından veto edilmişti.

Kurucu El Kaideli olan Ahrar’uş Şam, Katar ve Türkiye tarafından destekleniyor, hatta Batılılara “ılımlı” olarak pazarlanmak isteniyor.

Katliamın diğer ortağı Nusra Cephesi’nin de, küresel El Kaide şebekesinden ayrılarak “ılımlılaştırılması” planlanıyor. Planın başında yine Katar var.

Silahlı çeteler, özellikle Suudi Arabistan’ın çabalarıyla Halep’in güneyinde ateşkesi bozmuştu.

Kaynak: sol Haber