Ana Sayfa Blog Sayfa 6303

Soma katliamının 2. yılı: Unutmadık

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesindeki madende yaşanan iş cinayetinde 301 madenci yaşamını yitirmişti

 

13 Mayıs 2014’te Türkiye’nin en büyük iş cinayetlerinden kurtulan işçilerden birinin savcılıkta verdiği ifade şöyleydi: “Ben gaz maskesinin üst kapağını çıkardığımda her iki kapak arasında çok yoğun miktarda toz birikmiş olduğunu ve çok pis olduğunu ve kullanıma elverişsiz olduğunu gördüm.”

“Bunun için gaz maskesini kullanamadım. Yanımda bulunan toz maskelerini kullanmaya başladım. Bu da yeterli olmayınca olukların içine uzanarak tabanda bulunan demiri ağzıma alarak ve burnumu tıkayarak bu şekilde oksijen almaya çalıştım.”

Pek çok işçi madenin içindeki makinalara hava veren istim borularını delerek hayatta kaldı, bir kısmı da “demirin içindeki oksijeni” emerek.

Soma’da, 301 madencinin yaşamını yitirdiği o gün, küflü maskesinin çalışmadığını söyleyen sadece o değildi üstelik.

Sağ kurtarılamayan 301 madencinin kaçının gaz maskesi çalışmadığı, kaçının yerde öylece bırakılmış bir demire takılarak düştüğü ve kalkamadığı, kaçının madenin içindeki dar yollardan birinden geçecek mecali kalmadığı için öldüğünü bilmiyoruz. Ancak sağ kalan işçilerin söyledikleri, bilirkişilerin yaptıkları keşiflerde çekilen fotoğraflar bize madenin içinde böyle büyük bir facia yaşandığında sağ kalmanın hiç de kolay olmadığını gösteriyor.

BBC Türkçe’den Rengin Arslan, Soma Katliamı’nın ikinci yılında yaşananlardan Türkiye’nin yeterince ders çıkartıp çıkarmadığını sordu uzmanlara.

MADENLER ARTIK GÜVENLİ Mİ?

“Madenler artık güvenli mi” sorusuna taraflar farklı cevaplar vermekte.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şubesi Başkanı Recep Satır, Soma’dan sonra iyi adımlar atılıp atılmadığı sorusuna “Yüzde 80 oranında atıldı” diyor.

Türkiye Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel ise alınan tedbirlerin önemli bir kısmının kazaları önleyici değil, bir kaza olması halinde kurtarmayı kolaylaştıran önlemler olduğunu söylüyor. Soma’dan yeterince ders alınmadığını söylüyor.

AK Parti milletvekili ve Soma komisyonu üyesi Ali Aydınlıoğlu ise son iki yılda alınan tedbirlerin yeterli olduğunu söylüyor.

Sendika başkanı Satır’a göre madenlerde yanmaz bantların kullanılmasıyla ilgili getirilen şart, oksijen maskesi kullanılması zorunluluğu, işçilerin maden içeride nerede olduğunu takip eden bir sistemi kurulması atılan önemli adımlar.

Makina Mühendisleri Odası Genel Başkanı Aydın Yüksel ise, başta yasalaşan olumlu başlıkların geri alındığına veya uygulanmasının ötelenmesine dikkat çekiyor. Bunlardan biri atex şartı.

Muhtemel patlayıcı ortamda kullanılan teçhizat ve koruyucu sistemlerle ilgili Avrupa Birliği direktifi, “atex”in uygulanma şartı ilk önce TBMM’de kabul edildi. Aradan bir yıl geçmeden ise bu şartın yerine getirilmesi için madenlere 2020’ye kadar süre verildi.

Bu teçhizatı sağlamayan pek çok maden kapatılmıştı. Ancak şartın ortadan kaldırılmasıyla bu madenlerin bir kısmı yeniden açıldı. Yüksel bu durumu bir geri adım olarak niteliyor.

Milletvekili Aydınlıoğlu ise “İş güvenliği ile ilgili çok mesafe kaydedildi. Bu esnada üretimimiz düştü, en büyük sıkıntımız o oldu ama inşallah ileriye yönelik düzenleme ile mutlaka daha sağlıklı kömür madeni çıkarılmasına faydası olacak. Türkiye bu anlamda mesafe kaydediyor. Kazaların olmaması önemli. Yeraltındaki kaynakları daha sağlıklı çıkarılması gerekli” diyor.

2015’TE 1730 İŞÇİ YAŞAMINI YİTİRDİ

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (ISİG) verilerine göre 2015’te bin 730 işçi. 2016’nın ilk 4 ayında 586 işçi hayatını kaybetti.

2016 yılının ilk dört ayında neredeyse iki Soma kadar işçinin hayatını iş cinayetlerinde kaybettiğini gösteriyor.

Kaynak: BBC Türkçe

Papa Bektaşi lideri ile görüştü

Papa Francesco, siyasi kriz içinde olan Brezilya için dua etti; ayrıca Bektaşilerin lideri Brahimaj ile bir görüşme gerçekleştirdi.

 

 

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti Başkanı Papa Francesco, siyasi kriz içinde olan Brezilya için dua etti; ayrıca Bektaşilerin lideri Brahimaj ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Papa Francesco, Vatikan’ın ünlü Aziz Petrus Meydanı’ndaki geleneksel halkla buluşma günü kapsamında çeşitli ülkelerden gelen binlerce inananla bir araya geldi. Üstü açık Papalık cipi “Papamobil” ile halkın arasında dolaşan Arjantinli ruhani lider, daha sonra yaptığı konuşmada Brezilya’dan gelen hacıları ayrıca selamladı.

Papa, “Düşüncelerim bu sevgili millet ile birlikte” dediği ve zor anlar yaşadığını belirttiği Brezilya’daki sorunların, dua ve diyalog yardımıyla uyum ve barış içinde çözülmesi için dua ettiğini söyledi

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff, 2014 genel seçimleri öncesinde ülkesinin bütçe verilerini manipüle etmek ve bu yolla seçim kampanyasına destek çekmeye çalışmakla suçlanıyor. Ülkede, azledilmesi gündemde olan Dilma Rousseff’ın yanlıları ve karşıtları çeşitli gösteriler düzenliyor.

Bektaşilerin lideri Baba Mondi ile görüştü

Öte yandan Papa Francesco, Hacı Baba ve Baba Mondi olarak da bilinen, dünyadaki tüm Bektaşilerin lideri Arnavut Edmond Brahimaj ile sabah saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdi.

Vatikan Radyosu’na bununla ilgili konuşan Baba Mondi, “Muhteşem bir buluşmaydı. Papa, protokolün ötesine geçerek, bir kardeş gibi, büyük bir samimiyetle yaklaştı” dedi.

Baba Mondi, Papa’yla görüşmesinde diyaloğun değeri ve dini toplulukların günümüz toplumundaki öneminden bahsettiklerini aktardı.

Bu arada bir grup öğrenci, halkla buluşması sırasında Papa’ya, Afrika’daki ampute çocuklara gönderilmek üzere geri dönüştürülmüş plastik malzeme kullanılarak 3 boyutlu baskı makinesiyle yaptıkları protez elleri gösterdi. Papa, el ve ayağın dışında çeşitli tıp malzemeleri de üreten gençlerin bu çalışmalarına yoğun ilgi gösterdi.

 

(M.E)

Maraş’tan sonra Sivas Divriği’nde mülteci kampı

Suriyeliler için Kahramanmaraş’ta Alevi köylerinin bulunduğu bölgeye konteynır kent yapımına karşı köylülerin direnişi 45’inci güne girerken, bu kez Sivas’ın Alevi nüfusu yoğun ilçesi Divriği’de yeni kamp hazırlığı yapıldığı ortaya çıktı.

 

Sivas valiliğinin Divriği belediye başkanlığına gönderdiği ‘ivedi’ kayıtlı yazıda AB’yle mülteci anlaşması çerçevesinde yayınlanan başbakanlık genelgesi gereği bölgede hazır bina ya da bina yapmaya uygun arsa/arazi tespiti yapılarak bildirilmesi istendi.

İlçe STK’ları Maraş’tan sonra 2’nci kamp yeri olarak da Alevilerin yoğun olduğu bir başka bölgenin seçiminin tesadüf değil, demografik yapıyı değiştirme amaçlı olduğunu, durumun bölge halkını endişelendirdiğini savunuyor.

Yazıdaki ‘hazır bina’ vurgusuyla, demir çelik tesisleri kapatılıp boşaltılan işçi yerleşkesi, cumhuriyetin ilk fabrika şehir projelerinden Cürek beldesinin hedef seçildiği belirtiliyor. Öte yandan kaymakamın bazı Alevi köylerine bizzat giderek, kalan köy muhtarlarını da ilçeye çağırıp boş bina tespiti  yaptığı öne sürülüyor.

CHP Milletvekili Zeynep Altıok’un konuyla ilgili geçen ay Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesine yanıt gelmedi. Şimdi yerel kaynaklar CHP’li Divriği belediye başkanının, 19 Nisan tarihli yazıyı halktan gizleyip gizlemediğini sorguluyor. 17 bin nüfuslu ilçenin merkez nüfusunun yüzde 60’ı, 6 bin kişinin yaşadığı 109 köyden 95’i Alevi.

Hazır bina, arazi ve personel tespiti talebi

valiliğinin Divriği belediye başkanlığına hitaben ‘ivedi’ kaydıyla yazdığı, Vali Yardımcısı Alim Barut imzalı 19 Nisan 2016 tarihli yazı şöyle: “6458 Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gereğince İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve buna bağlı olarak İl Müdürlükleri oluşturulmuş ve teşkilatlandırılmıştır. Son dönemde yaşanan düzensiz göçmen krizinin çözümü amacıyla yürütülen düzensiz göçle mücadele kapsamında ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma’ ve mutabakat hükümlerinin uygulanması konusunda İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nün iş yükü Avrupa Birliği ülkelerinden nakil yoluyla gelecek olan düzensiz göçmenler nedeniyle artmıştır. Kabul edilen düzensiz göçmenlerin durumunu düzenli hale getirmek için yapılacak iş ve işlemler nedeniyle İl Göç İdaresi Müdürlüğünün personel ve bina ihtiyacı daha da belirgin hale gelmiştir. İlgi genelge Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (Göç İdaresi Müdürlüklerinin) bu yöndeki taleplerinin bir an önce karşılanmasına yöneliktir. Bu kapsamda;  a) İl Müdürlüğünün fiziki şartlarının genişletilmesi, yeni bina ihtiyacının karşılanması yanında sığınmacılara kamplara veya ülkelerine gönderilmesi sürecinde kısa süreli kalabilecekleri binalara ihtiyaç söz konusu olduğundan, ihtiyaçların bir an önce karşılanabilmesi için idarenizde hazır bina veya bina yapımına uygun arsa/araziler ile otoparkı alanı; b) İhtiyaç durumunda geçici olarak görevlendirilebilecek personelin (Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Memur, Şoför, Dağıtıcı, Arapça, Farsça ve Urduca dillerinden Türkçe tercüme yapabilecek personel, bilgi işlem konusunda teknik personel ve hizmetli) tespiti; c) 6458 Sayılı Yabancıları Koruma Kanununa uygun olarak Müdürlüğümüzce yapılan iş ve işlemlerden doğan hukuki süreçlerde Avukatlık desteği; İlgi genelge gereğinin yapılarak hiçbir aksaklığa mahal verilmemesini ve kurum amirlerinin takibini bizzat yaparak sonucundan Valiliğimize bilgi verilmesini rica ederim…”

CHP’li Altıok’un soru önergesi

Şair babası Sivas katliamında yakılarak can veren CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un geçen ay Maraş ve Divriği’yle ilgili Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesine hala yanıt yok. Soru önergesinin ilgili bölümü şöyle: “Suriye’den Türkiye’ye gelen göçmenler için Kahramanmaraş’ın Dülkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehöyük Köyü’nde, 3000 nüfuslu Alevi köylerinin tam ortasına hükümetiniz tarafından 25 bin kişilik mülteci kurulmak istendiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Kamp çalışmalarının başlamasının ardından eyleme geçen Alevi yurttaşlara günlerdir jandarma tarafından saldırı düzenlenirken son olarak çadır eylemi yapan köylülere gaz bombası yağdırılmıştır. Sivricehöyük ve komşu köylerin sakinleri 1978’de yaşanan Kahramanmaraş katliamının doğrudan mağdurları olarak büyük acılar yaşamışlardır. Nüfuslarının neredeyse 10 katı düzeyinde Suriyeli mülteci göçünün, özellikle kamplarla ve kamplarda yaşananlarla ilgili duyumlarının ardından kendileri için son derece endişe verici olduğu açıktır…. 1. Maraş katliamının yaşandığı Kahramanmaraş’ın Alevi köylerinin tam ortasına mülteci kampı yapılmak istenmesinin ardından aynı şekilde Alevi toplumu için derin acılar ve travmaları ifade eden Sivas katliamının yaşandığı Sivas ilinin Alevilerin yoğun yaşadığı Divriği ilçesine mülteci kampı yapılması tesadüf müdür? Yapılmak istenmesindeki amaç nedir? 2. Bilinçli ve sistematik bir asimilasyon politikası çerçevesinde mi Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelere mülteci kampı yapımı istenmektedir? , 3. Toplam kaç mülteci kampı yapımı planlanmaktadır? Buralarda toplam kaç mültecinin yaşayacağı tahmin edilmektedir? Yapımı planlanan diğer mülteci kampları hangi kentlerde ve hangi ilçelerindedir?”

Maraş’taki direnişe CHP’li vekiller destek veriyor

Suriye’den Türkiye’ye gelen göçmenler için Kahramanmaraş’ın merkez Dülkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehöyük Mahallesi’nde, Alevi köylerinin tam ortasına 25 bin kişilik konteynır kent inşası devam ediyor. Kamp çalışmalarının başlamasının ardından eyleme geçen Alevi yurttaşlara güvenlik güçleri defalarca gaz bombasıyla müdahale etti. Bölgede direnişi sürdüren halka CHP’li vekiller de destek veriyor. 11 Nisan tarihli Cumhuriyet’te Pınar Öğünç’e konuşan Maraş Yaşam Platformu sözcüsü Salman Akdeniz, tüm ovada 25 bin etmeyen Alevi nüfusun ortasına 25 bin Suriyeliyi getirmekte demografik kasıt bulduklarını söylemişti.

Suriyeli mülteciler için konteynır kent kurulmasının hedeflendiği öne sürülen, Divriği merkezine 10 km mesafede, Alevi köylerinin arasında yer alan Cürek, cumhuriyetin devletçilik prensibinden hareketle kurulan örnek sanayileşme projelerinden biriydi. ‘Fabrika şehir projesi’ olarak inşa edilen yerleşke, civardaki demir madenleri ve demir-çelik fabrikalarında çalışan binlerce işçi için kurulu lojman şehir görünümündeydi.

1985 yılına kadar faal olan beldede, Divriği merkezinde bulunmayan modernlikte tesisler vardı. Sineması, eğlence merkezi, işçiyle tayın fırını, tenis kortları ve havuzun yer aldığı spor tesisleri, parkları ve muntazam sokaklarıyla örnek projeydi. 12 Eylül sonrası özelleştirmelerle elden çıkan işletme küçüldü, bir zamanlar 3 bin işçinin çalıştığı madende sayı birkaç yüze düştü. Küçülmeyle beraber 1985’te belde boşaltıldı ve tesisleriyle çürümeye bırakıldı. 2000’li yıllarda cumhuriyetin ilk sanayileşme projelerinden biri olarak kültür varlığı ilan edilmek istendi.

Ali DAĞLAR/DİKEN

Şükrü Yıldız: AİHM Aleviler konusunda samimi değil

 

AİHM Büyük Dairesi, cemevlerinin statüsü hakkında Alevileri haklı buldu ve cemevlerinin resmen ibadethane olarak kabul edilmesine karar verdi. AİHM’ in verdiği kararı samimi bulmadığını ifade eden gazeteci Şükrü Yıldız, kararların uygulanmadığını hatırlatarak, Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunmamasını eleştirdi.

 

 

Türkiye’de yaşayan farklı etnik, mezhepsel, dinsel gruba ait toplulukların kültürel, inançsal taleplerinin karşılanmaması sorunu devam ediyor. Uzun yıllardır cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi taleplerle iç hukuk yollarında çözüm arayan Aleviler sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvurdu. AİHM Büyük Dairesi, cemevlerinin statüsü hakkında Alevileri haklı buldu ve cemevlerinin resmen ibadethane olarak kabul edilmesine karar verdi.

11 yıl sonra karara bağlandı

Strasbourg’daki mahkeme, cemevlerinin statüsü konusunda açılan davada Türkiye’de Alevilere dini ayrımcılık yapıldığına hükmetti. AİHM, Türkiye’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Kararda, devletin dini alanda kamu hizmeti verme yükümlülüğü olmadığını ancak kamu hizmeti verilmesi durumunda ise, bunun tüm dini grupları kapsaması gerektiğini belirtildi.

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve 202 Alevi yurttaş tarafından açılan davanın duruşması Haziran 2015’te yapılmıştı. Türkiye’de konuyla ilgili 11 yıl önce açılan davada iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından dosya 5 yıl önce AİHM’ne taşınmıştı. 3 Haziran 2015 günü Strasbourg’da Büyük Daire’de görülen davada karar 26 Nisan günü açıklandı.

Bu kararla hukuken devlet cemevlerine bütçe ayırmak durumunda. Alevi toplumu inançlarının Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesine alınmasından ve cemevi dedelerinin devlet tarafından atanmasına sıcak bakmıyor. Alevi kurumlarından bazıları kararı olumlu karşılarken, kimi kurumlarda samimi bulmuyor. BasHaber olarak kararı, Alevilerin kaygılarını, Alevi dernekleri ve şahsiyetleriyle konuştuk.

Eşit yurttaşlık hakkı talebi

Kararı değerlendiren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Sekreteri Sadık Özsoy, kararın önemli ve kıymetli bir karar olduğunu, fakat kaygılı olduklarını vurgulayarak “Bilindiği üzere AİHM daha önce de zorunlu din derslerine yönelik benzer bir karar almıştı. Ancak o karar sonrasında da hükümet yetkilileri kararı tanımadıklarına dair açıklamalarda bulunmuş, üzerine de 1 tane olan zorunlu din dersleri yerine 3 tane zorunlu din dersini müfredata koymuşlardı. Zorunlu din dersleri kararında olduğu gibi bu kararı da hükümet uygulamayacaktır elbette” dedi.

Mahkeme kararlarının cemevlerinin statüsünü belirlenmesinde ölçüt olmadığını vurgulayan Özsoy, ibadethanelerin statülerine o inanca mensup insanların karar verebileceğini belirtti. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebini hatırlatan Özsoy, şunları söyledi: “Aleviler bu topraklarda yaşayan tüm toplukların eşit haklara sahip olmasını istiyor. Devletin tüm topluluklara eşit yaklaşmalarını istiyorlar. Hiçbir inancı finanse etmemesini, hiçbir topluluğu ötekileştirmemesini istiyorlar. Tam anlamıyla demokratik, laik özgürlüklerin kısıtlanmadığı bir ülke istiyorlar.”

‘Diyanete bağlanmak istemiyoruz’

Alevilerin AİHM kararlarını gündemleştiremediğini ve doğru temelde tartışamadığı eleştirisini yapan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Sözcüsü Ayten Şimşir, bu kararla kendisi gibi olmayan, tüm ötekilere asimilasyonu dayatan, inanç ve ibadet özgürlüğünü tanımayan devlet politikasının mahkûm edildiğini savundu. Kararla birlikte cemevlerinin diyanete bağlanmasından endişe duyduklarını ifade ederek, “Hemen ardından da yol ve erkândan uzak sertifikalı dedeleri yetiştirerek, yol ve erkânımızı kutsallarımız özelinde varlığımızı asimile etme politikaları uygulanabilir. Bizler her zaman dile getirdik desturumuz ” kula kulluk etmemek” ten yanadır ve biz aleviler kula kulluk edecek maaşlı sertifikalı dedeler istemiyoruz. Bu karar doğrultusunda cemevlerimiz ibadethane olarak tanınsın ancak kontrolü kesinlikle diyanete verilmesin” dedi.

‘Bütçe değil, özgür yaşam istiyoruz’

Kararın Büyük Daire’den çıkması nedeniyle bağlayıcılığının olduğunu ve hükümetin karara itiraz hakkının bulunmadığını vurgulayan HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, hükümeti sorunu derinleştirmekle suçladı. Doğan, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından yararlanmak istediğini belirterek, “Bir hukuk devleti içerisinde yaşıyorsak, bunu da anayasal bir gereklilik olarak bir yurttaşlık hakkı olarak, bir eşit yurttaşlık mücadelesi içerisinde Alevilerin inanç yerlerinin hukuki anlamda artık tescil edilmesi gerekmektedir. Yoksa meşru olarak Aleviler cemevlerini zaten yaygınlaştırdılar ve ibadetlerini orada yapıyorlar”  ifadelerini kullandı.

Alevilere bütçe verilmesine karşı olduklarını ifade eden Doğan, devletin dinlerden ve inançlardan uzaklaşması gerektiğini aktardı. Bütçe verilerek Alevilerin devletle ilişkilendirilmek istendiği yorumunda bulunan Doğan, “Alevilerin bütçeye ihtiyacı yok. Biz Alevileri bu anlamda devletle ilişkilendirmek isteyen yapılara karşı da hassasız. Yani biz laik ve demokratik bir cumhuriyetin din ile ilişkisinin olmamasını istiyoruz, bu bütçede anlamsızdır. İsterlerse diyanetin bütçesini getirip Alevilere versinler. Aleviler bu bütçeyi kabul etmezler. Aleviler kendi inançlarını özgür ve demokratik bir ortamda yaşamak istiyorlar” diye ifade etti.

‘Karar devletlere ışık tutacaktır’

Kararı önemli ve olumlu bulduklarını belirten Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan,“Din ve vicdan özgürlüğü ile düşünce özgürlüğü açısından yalnız Türk toplumunun değil, tüm inanç gruplarına yol gösteren özellikle de yeni bir Anayasanın yapılmak istendiği dönemde siyasi partilere ve devletlere ışık tutan, din ve devlet ilişkisinde her devlete yol gösteren bir karardır” dedi.  Alevilerin devlete bağımlı kılınmak istendiği yönünde yapılan yorumlara karşı çıkan Doğan, şunları söyledi: “Aleviler bu devletin asli kurucu unsurudur. Divan kararı da bu konuda açık ve net hükümler içeriyor. İbadetin ne şekilde yapılacağı, içeriği ve şekline karar verecek olan kurumlar ve inanç önderleridir. Devletin bu konuda bir takdir yetkisi yoktur.”

‘Aleviliğin içi boşaltılmak isteniyor’

Alevilerin cemevlerinin elektrik-su paralarının devlete ödettirmesine ihtiyacı olmadığını belirten CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, Aleviliğin bir inanç olarak resmi kabule ihtiyacının olmadığını vurguladı. Devletin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla dinleri ve inançları düzenleyen bir konumda olduğunu hatırlatarak, “Bu durum temel insan hak ve özgürlüklerine, inanç ve ibadet özgürlüğüne aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle Alevilerin ibadet ve inanç sorunlarının çözümü laiklik kavramının her anlamda vücut bulmasıyla çözülebilecektir. Yoksa AİHM’den çıkan kararların ülkemizdeki inanç alanındaki sorunları çözmede yetersiz kaldığını görüyoruz” dedi.

‘AİHM samimi değil’

AİHM’ in verdiği kararı samimi bulmadığını ifade eden gazeteci Şükrü Yıldız, kararların uygulanmadığını hatırlatarak, Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunmamasını eleştirdi. Aleviler devletin cemevinin olmasına karşı bir pozisyonda olduklarını dile getiren Yıldız, “Aleviler inançlarının devletin egemenliği atlında olmasına karşı direnmektedirler. Şimdi siz bu direnç karşısında şöyle bir kararla karşılaşıyorsunuz; devlet için Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl bir hizmet görüyor ise, o zaman Aleviler içinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na benzer bir kurum işlev görmelidir. Oysaki Diyanet’in kendisi sorunu teşkil ediyor. Laiklikle çelişen, demokrasiyle çelişen, diğer inançlarla bu güne kadar ki çatışmaların beslendiği ana merkez olarak duruyor. Alevilerinde yarın öbür gün aynı şekilde diğer inançlarla çatışan, devletin siyasal ve politik bakış açısıyla Sünnileri-Alevilerle kavga ettiren, ya da Alevileri diğer inançlar üzerinde bir baskı unsuru haline getiren bir yapıyla Alevilerin bir hukuku olamaz” şeklinde konuştu.

 DİLAN ALMAZ-BasHaber 

 

 

TSBD Soma Raporu: ‘Doğal değil sosyal felaket’

Türk Sosyal Bilimler Derneği (TSBD) Soma Katliamı’nın ikinci yılında Soma Davası’nda mahkemeye de sunulan raporu bir basın toplantısı ile duyurdu. Raporda katliama götüren mülksüzleştirme, işçileştirme, güvencesizleştirme ve üretim zorlaması gibi süreçler ifade edildi

 

Soma Davası’nın Nisan ayındaki grup duruşmalarına da sunulan, katliamda hayatını kaybedenlerin avukatlarının talepleri doğrultusunda hazırlanan ve katliama sebep olan mülksüzleştirme, işçileştirme, güvencesizleştirme ve üretim zorlaması gibi süreçlerin incelendiği TSBD Soma Raporu, kamuoyuna duyuruldu. Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleştirilen basın toplantısında raporla ilgili basın açıklamasını Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir gerçekleştirdi. Özdemir, Soma maden faciasının doğal değil sosyal bir felaket olduğunu vurgularken sosyal bir felaketin ancak iktisadi, siyasi ve toplumsal ilişkiler ve süreçler içerisinde anlamlandırılabileceğini ifade etti.

TSBD’nin oluşturduğu çalışma grubunun sorumluluğunun facianın doğallaştırılması karşısında onun toplumsal niteliğini ve siyasal uygulama ve eğilimlerle ilişkisini ortaya koymak olduğunu belirten Özdemir, şöyle konuştu:

TSBD çalışma grubu olarak, facianın sosyal niteliğini ortaya çıkarak neden sorusunu facianın doğallaştırılması sürecinde hakim olan nasıl sorusundan önce sormayı sorumluluk edindik. Soma maden faciasının neden meydana geldiğini kavramaya çalıştığımızda geçtiğimiz iki yılda belirgin olan hukuk yaklaşımındaki beş problemli alanı ortaya koymamız gerekiyor.

Açıklamada beş problemli alan şöyle sunuldu:

Söz konusu hukuk yaklaşımında facianın bir işyerinde gerçekleşmesi dolayısıyla, salt o işyerinin sahibi olan işverenin sorumlu olduğu gibi bir eğilim öne çıkmaktadır. Bu kabul edilemez. Dolayısıyla Soma maden faciası genelleşmiş sermaye ilişkilerinin, özel teknik koşullar ile birleşmesinin bir ürünü olarak açığa çıkmış yapısal ve genel bir olaydır.

Soma faciasını bir iş kazası olarak görmenin uygun olmadığını vurgulamak gerekir. Soma maden faciasını teknik bir iş kazası olarak ele almak faciayı Türkiye kapitalizminin ve parçası olduğu küresel ekonominin dışındaymış gibi ele almak tehdidi taşımaktadır. Facia tam da kapitalist sistemin işleyişine dairdir.

Facianın hukuki açıdan ele alınış biçimi faciaya neden olan etkileri birbirinden ayrı olarak ele aldığı için sorunlu hale gelmektedir.

Facia biricik bir olay gibi ele alınmaktadır. Bu facianın benzerlerini yaratabilecek genel politika ve eğilimler görünmemektedir.

Olaydaki işçi hatasına odaklanılmaktadır.İşverenin üretim maliyetlerini düşürme ve verimi artırma çabası gözardı edilmektedir.

Açıklamada son olarak faciaya neden olan ilişkiler ve süreçler şöyle özetlendi:

Soma faciasının ardındaki en önemli neden 2000’li yıllarda ivme kazanan özelleştirme ve piyasalaştırma süreçleridir.

Soma faciasına neden olan bir başka önemli etken de madenlerdeki ölümcül düzeyde güvencesiz çalışma koşullarına razı olacak kadar yoksullaşma sürecidir.

Soma’daki faciayı ortaya çıkaran iş örgütlenmesi ve üretim süreci üç boyutun (iktisadi, siyasi ve ideolojik) bir arada etkisiyle oluşan bir emek rejimi içerisinde gerçekleşmiştir.

Madendeki üretim zorlaması, kar hırsı ve rekabetle ilgili olduğu kadar siyasi ihtiyaç ve ilişkiler ile de bağlantılıdır.

Soma maden faciasında işçi sağlığı ve iş güvenliğini ihmal eden TKİ, şirket ve dayıbaşılıktan oluşan bir üçlü oluşum söz konusudur.

Soma maden faciasında bir başka oluşum ise hükümet, şirket ve sendika ilişkileri olarak ortaya çıkmaktadır. Şirket yönetimi hükümet ile yandaşlık, sendikayla ise hükmetme ilişkisi içinde yerel emek piyasasını ve iş ilişkilerini belirleyen bir niteliğe sahiptir.

Basın açıklamasının ardından gelen soruları yanıtlayan Özdemir yarın ( Mayıs) saat 17.00’da Mimarlar Odası’nda Halkevleri ve TSBD’nin “Katliamın ikinci yılında Soma” başlıklı paneline de çağrı yaptı.

 Kaynak: Sendika.Org/ Ankara

“Türkiye baskı rejimine doğru gidiyor”

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) yaptığı açıklamada, Türkiye’de insan hakları ve demokrasinin aşındığına dikkat çekti.

 

ITUC, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevden alınmasını, “Türkiye’yi baskı rejimine giden yolda bir adım daha ileri taşıdı” şeklinde değerlendirdi.

Gazeteciler üzerindeki baskılara de değinen ITUC, “Cumhuriyet gazetesinden Erdem Gül’ün 5, Can Dündar’ın ise 5 yıl 10 ay hapse mahkûm edilmesi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümet ve AKP üzerindeki mutlak kontrolünü tesis ettiği bir süreçte temel hakların ortadan kaldırılmakta olduğunun başka bir diğer örneğidir” dedi.

ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow, konu ile ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Türkiye, tüm iktidarın bir politik aktörde toplanmasıyla birlikte ifade, örgütlenme ve toplanma hakkı gibi temel hakların baskı altına alınmasıyla fiili bir diktatörlüğe doğru ilerliyor.”

AB ile ilişkilerin kötüye gittiğini kaydeden ITUC, “Erdoğan, ülke genelinde sivil hakların baskı altına alınması için kullanılan ‘anti-terör’ yasalarının uygulanmaya devam edeceğini açıkladı” denilerek bu yasalar nedeniyle Türkiye’de barış isteyen akademisyenlerin de dâhil olduğu çok sayıda kişinin tutuklu yargılandığına dikkat çekildi.

ITUC açıklamasında, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Anthony Bellanger’in konuyla ilgili şu ifadelerine de yer verdi: “Suriye’ye silah gönderilmesini açığa çıkaran iki gazeteci hakkında hapis cezası verilmesi, gülünç olduğu kadar demokrasinin temel ilkelerinin açık bir ihlalidir. Türkiye, gazeteciler için Avrupa’nın en büyük hapishanesi haline gelmiştir.”

 

(Kaynak: ETHA)

Öker Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle ifade verdi

Hakkında Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle üç ayrı dava açılan  Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker , bugün Ankara Adalet Saray’ında  ifade verdi.

 

Turgut Öker hakkında açılan dava için Ankara Adalet Saray’ında ifade verdi. Geçen yıl 1 Eylül Dünya Barış gününde, Hatay’ da yaptığı konuşmasında “Tayip Erdoğan’a günümüzün Hitleri”  dediği için dava açılmış, açılan üç ayrı davada da ifadeye çağrılmıştı.

Öker bugün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade verdi…

Alevi kurumları Maraş Terolar için yola çıkıyor

Alevi kurumları, Maraş’ta AFAD kampına direnenlere destek için yola çıkıyor. İstanbul’daki Alevi kurumları, Maraş’ın Aşağı Terolar köyünde yapılmak istenen AFAD konteyner kentine karşı direnenlere destek olmak için 13 Mayıs’ta bölgeye gidecek

 

 

Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanlarına cihatçı çeteleri yerleştirmek üzere yapılmak istenen konteyner kentine karşı direnişi büyütmek için 12 Alevi kurumu 13 Mayıs Cuma günü İstanbul’dan Maraş’a doğru yola çıkacak.

İstanbul’da bulunan bazı Alevi kurumlar tarafından oluşturulan Maraş Girişimi üyeleri, “Yaşamıma, Maraş’ıma, Ovama dokunma” sloganıyla direnişe katılacak. Direnişe katılmak isteyenler için Avrupa ve Anadolu Yakası’ndan araçlar kaldıracak.

Avrupa yakası araç kalkış yerleri ve saatleri şu şekilde: Garip Dede Dergahı, Okmeydanı Cemevi ile Gazi Cemevi, Yeşilkent Cemevi, Alibeyköy Cemevi, Yenibosna Hacı Bektaş Derneği, Armutlu Cemevi, PSAKD Zeytinburnu Cemevi önü – saat 20.30

Anadolu yakasında ise Sarıgazi Cemevi, 1 Mayıs Cemevi, Gülsuyu Cemevi, Sultanbeyli PSAKD Cemevi, Gebze PSAKD Cemevi ile Tuzla DAD önü – saat 21.30

Celal Fırat: Mekanizmaya dönüştürülen Alevilik bireyleri özgürleştirmez

Alevilik tartışması Cemevilerinin gölgesinde devam ediyor. AİHM’in Alevileri haklı bulmasıyla başlayan sürç Avrupa vee Türkiye’deki Alevilerde de tartışmaya neden oldu. Pir Celal Fırat konuyu ilişkin düşüncelerini ifade eden bir yazı kaleme aldı, Furat; “Mekanizmaya dönüştürülen Alevilik bireyleri özgürleştirmez” diyor… 

 

Celal Fırat’ın yazısı şu şekilde; “Alevilerin gücünü hangi alanda görebiliyoruz?   Ahlakı, hukuku, ritüelleri işlemez olan inancımız hızla Sünnilik ilkelerine benzeştirme yöntemiyle yok ediliyor. Ya da çarpıtılarak özünden koparılıyor. Bu nedenle karşı toplumun zihninde şöyle bir algı oluşuyor “bu kadar ortak noktamız varken” neden bireysel haklardan bahsediyorsunuz, neden artık camilere gelmiyorsunuz algısı hayat bulmuştur.

Tabi bu bakış açısı kurumsal kimlikleriyle Alevilere hizmet ettiğini sanan dernek, vakıf ve benzeri kurumların sebep olduğu bir algıdır. Çünkü inanç merkezi olarak oluşturulan bu mekânların birçoğunda Sünnilik motifleri inanç ritüellerinin içine alınmış, “cem Alevilerin namazıdır “deyimi kalıplaştırılmış. İnancımız felsefesinden uzaklaştırılmıştır. Ve Alevilik Perşembe akşamları yapılan ve yaklaşık iki saat süren bir ritüelle sınırlandırılmış hatta birçok yerde bu iki saatin bir saati söyleşiye dönüştürüldüğünden Cem başlangıcındaki muhabbette yavaş, yavaş kurum yöneticilerin istek ve arzularını ceme gelen canlara iletme iletişimine dönüşmüştür. ( tıpkı cami imamının namazdan önceki vaazı gibi)  Ceme katılanları heyecanlandıracak, tanrıya sevgiyle şevkle, yakınlaşan bireyleri de görmek mümkün olmuyor çünkü ibadete katılan canlara akıl süzgecinden geçen, düşünce biçimini, zihnini harekete geçirecek Aleviliğe dair bir iletişim oluşmamaktadır.  Saz, deyişler, semah kısır döngü ile cem evlerinde ezberlenmiş vakit namazlarına dönüştürülmüştür. Böylece birbirine sarılan değil birbirinden korkan, sesi çıkanı sistemden atmaya çalışan, tüm haksızlıkları sineye çeken kurumsallaşmış bir Alevilik yapısı oluşturulmak istenmektedir. Oysa Alevilerin büyük çoğunluğu bu sistemin dışında yapılan cemlere katılımda zaten bunu gösteriyor. Öyleyse kamuoyuna cem evleri yasalaşırsa Aleviler özgürleşir dayatmasını da sorgulamak gerekir oysa öncelik bireysel haklarımız ve eşit yurttaşlık haklarımız, demografik haklarımız bunların olmadığı bir ülkede PERŞEMBE AKŞAMLARI SOKAĞA ÇIKARAK, CEMEVLERİNE GİDİP CEM OLMAK HAYAL…”

alevigazetesi.com

Terolar CHP’nin gündeminde; 10 vekille Maraş çıkarması

Terolar köyünde yaşanan olaylar CHP’nin gündeminden düşmüyor. CHP’li 10 vekil Maraş’ta yaşanan olaylar için Terolar’daydı… 

 

A.Rezzak ORAL / GERÇEKMUHABİR- ANKARA

Kahramanmaraş Valiliği’nin, Alevi köyü Sivricehöyük’e ait mera alanını kamulaştırarak Suriyeli mültecilere kamp yapmak üzere AFAD’a devretmesine yönelik Sivricehöyük’de binlerce köylü yurttaşın tepkisi devam ederken Anamuhalefet CHP, PM üyeleri ve 10 milletvekilinin katılımı ile bölgeye yeni bir çıkarma yapmaya hazırlanıyor.

HEYET PERŞEMBE GÜNÜ MARAŞ’TA

1 Kasım seçimlerinde CHP’den 1. sıra milletvekili adayı olan Parti Meclisi Üyesi Ali Öztunç’un organizasyonuyla yaklaşık 10 CHP milletvekilinin perşembe günü bir kez daha Sivricehöyük’e giderek “yetkililere ve hükümete son bir uyarıda” bulunacağı öğrenildi. CHP heyetinde Uşak Milletvekili Özkan Yalım, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve İzmir milletvekili Mustafa Balbay başta olmak üzere yaklaşık on milletvekilinin yer alacağı ifade edildi.

VALİ VE STK’LARLA GÖRÜŞME

CHP heyetinin Kahramanmaraş’ta il valisi, sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle görüşmeler yapacağı ardından da Sivricehöyük’e giderek burada tepkili olan mağdur vatandaşlarla bir araya geleceği kaydedildi.

YERİNDEN SON BİR UYARI

Heyetin gezisini koordine eden CHP PM Üyesi Ali Öztunç, amaçlarının Sivricehöyük’te yapılmak istenen yanlışlık konusunda başta il valisi olmak üzere tüm yetkililere ve hükümet temsilcilerine yerinden son bir uyarı yapmak olduğunu bildirdi.

“Sivricehöyük’ün peşini bırakmayacağız, yargı sürecinin sonuçlanmasını bekliyoruz” diyen Öztunç şu tespitleri yaptı:

MARAŞ’IN UYUMU BOZULMASIN

“Önceliğimiz şu andaki yargı sürecinin sonuçlanmasıdır. Herkesin bildiği ve kabul ettiği gibi Kahramanmaraş çok hassa dengelerin geçerli olduğu bir il. Geçmişten gelen dengeler, hassasiyetler ve acılar var. Bunlar herkesin, her kesimin malumudur. Biz bir dengenin korunmasını, buna özen gösterilmesini, kentteki uyumun bozulmamasını talep ediyoruz. Maraş’ın bir kez daha acıların, yanlışların odağı yapılmasını istemiyoruz.”

Kente bir süredir yapılan eylemlere ve bu eylemler sırasında köylülere yönelik yanlış uygulamalara da dikkati çeken Öztunç şöyle konuştu:

KIŞKIRTMALARI RET EDİYORUZ

“Bu çerçevede biz CHP’liler olarak elimizden gelen tüm yapıcılığı gösteriyoruz. Ancak aynı zamanda birtakım odakların kışkırtma ve provokasyon eylemlerini de kabul etmiyoruz. Bu konudaki kararı Sivricehöyük ile hiç ilgisi olmayan ve il dışından gelenler değil bizzat Sivricehöyük halkının kendisi verir. Başka illerden gelen kışkırtma ve provokasyonlarını ret ediyoruz.  Ama aynı zamanda güvenlik güçlerinin gariban, masum ve sadece hak arayan, gelecekte olması olası yanlışların önüne geçmek isteyen vatandaşlarımıza yönelik şiddet içeren müdahalelerini de yine ret ediyoruz.”