Ana Sayfa Blog Sayfa 6311

Fadime ana: Herkes benim için birer Metin

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Ana Evrensel’den Faruk Ayyıldız’ın sorularını yanıtladı.

 

“Evladından doğan ana” Fadime Göktepe, 80. yaşına bastı. Hâlâ dinç, hâlâ evladını çok özlüyor. Fadime Ana ile röportaj fikri doğduğunda, “Ne sorabilirim, sorulmadık ne kalmıştır” diye günlerce düşündüm ama bir sonuca varabilmem pek mümkün olmadı. Röportaj günü, “Nasıl olsa sohbet edeceğiz” fikrine inançla Fadime Ana’nın bulunduğu evin yolunu tuttum. Metin Göktepe Ödül Törenlerinden anımsasa da, nereli olduğum sorusuyla başladık. Diyarbakır’ı duyunca, Fadime Ana anlatmaya başladı: “3 defa geldim Diyarbekir’e, Metin için. Ama orası çok sıcaktı, artık ayaklarım yanmıştı.” Güldük, sonra doğum gününü sordum. Fadime Ana anlatmaya devam etti:

BENİ ÇOK SEVDİLER, BEN DE ONLARI ÇOK SEVDİM…

“Doğum günüm çok güzeldi. Doğum günümü yaptılar ama bana, ‘doğum günündür’ demediler. Ben bir yerlere gidecektim, ‘Nazım’ın (Alpman) doğum günü var’ deyip çağırdılar. Nazım beni çok sever, çok iyi adam. Ben de onu çok seviyorum. Kalktım, gittim ki benim doğum günümmüş. Ben de şaştım. Birdal da (Akın) gelmişti. Doğum gününde de pasta kestik, mum bile üfürdük. Bir gazeteci arkadaş var. Diyor ki, “Nazım seni çok seviyor, bu kadar sevgi olur mu?” Ben de herkesi çok seviyorum, herkes benim için birer Metin, ayrım yok. O kadar insanla görüştük, beni Metin için tanıdılar ama çok sevdiler, ben de onları çok sevdim.”

“Bak bazen düşünüyorum; Metin, ne kadar iyi insanları seçiyordu, arkadaşları çok iyi insanlar. O biliyordu, anlıyordu. Çevresinde hep iyi insanlar vardı.”

“Bir gün Metin geldi, bana söylüyor ki, ‘Anne, benim arkadaşlarım geldi. Gazi mahallesindeler, hiçbir şeyleri yok. Ne yapacaklar? Ağabeyime söyle, yardım edelim.’ Abisinin bakkalı vardı, tamam dedim söylerim. Gittim ağabeyine söyledim, ‘Metin’in arkadaşları gelmiş, gecekondudalar, polis dışarıya da bırakmıyor’ dedim. Ağabeyi, ‘Tamam, Metin ne istiyorsa gelip alsın’ dedi. Pirinç, ekmek, battaniye, çarşaf, perde… Hepsini ayarladık. Metin bir sevindi bir sevindi, hepsini aldı, koşarak gitti. O arkadaşları Metin’e demişler ki, “Senin ne kadar iyi annen varmış” Dedim ki, “Metin sen neysen, onlar da odur. İyi anneler, kendimiz gibi yoksula yardım eder” dedim. Metin çok mutlu olmuştu, ‘Çok sevindiler’ dedi.”

METİN’İN MUTLULUĞUNU HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEZDİM…

“Metin’in arkadaşları evimize çok gelirdi. Bazıları çok yoksuldu, yemek yemeye gelirlerdi. Metinim paylaşmayı öğrenmişti. Metin’in çalıştığı bir yer vardı. Orada demiş ki ‘Annem çok güzel patates yemeği yapıyor.’ Sonra akşam eve geldi, ‘Anne, yarın arkadaşlarımı getireceğim’ diye söyledi. Koca tepsiyi fırına gönderdim. Geldiler, yediler. Metin, “Anne o kadar sevindiler ki. Sen söylemişsin, annen de hemen yapmış” demişler. Metin’in mutluluğunu hiçbir şeye değişmezdim. Çok düşkündü bana çok.”

“Ben köye gittim, bir ay kaldım. Metin her gün telefon ediyor: ‘Sen ne zaman geliyorsun, sen ne zaman geliyorsun.’ Ben daha gideli bir ay olmuş ama duramadım, onun için geri geldim. Yine arkadaşlarını getirdi bize. Bak gerçekten Metin’in arkadaşlarını çok severdim, her yerde de arkadaşları vardı. Metin hiç kötülük istemezdi ama polisler anladılar, duymuşlar Metin’i. Kamerasını kırmasalar işte… Oğlum çok çalışıyordu, o Gazi mahallesinde nasıl çalıştı çocuk..”

BAŞKALARININ ÇOCUKLARI ÖLÜRKEN BUNLAR İZLİYOR

“O zamanlar bir madenin altında insanlar kalmıştı. Bu gitti. Günlerce yoktu. Geldi ki ayakları hep yara olmuş. Çok gezmiş. Arkadaşı diyor ki, ‘Metin hiç oturmadı, hep fotoğraf çekti. Biz oturuyorduk, o hiç yanımızda yoktu.’ Öyle çalışıyordu. Ama öldürdüler Metin’i. Şimdi de Tayyip Erdoğan askeri, polisi kendi tarafına almış. Aha, 1 Mayıs geliyor. Kim bilir insanlara ne yapacaklar? Onu çok düşünüyorum. Dur bakalım ne olacak, bilmiyorum. Allah çoluk çocuğa yardım etsin.”

“O Diyarbekir’deki, Cizre’deki insanlar. Bu Tayyip Erdoğan hiç insanlara acımıyor, ben anlamıyorum. Bir yere gitmiştim, bu olanları sormuşlardı. Dedim ki, ‘Savaş bu kadar güzelse Tayyip kendi karısını, çocuklarını, akrabalarını alsın savaşsın, ben de onlarla beraber gideceğim.’ Başkalarının çocukları ölürken, bunlar izliyor. Tayyip fena.”

ÖLDÜRÜLEN İNSANLARIN HEPSİ BENİM ÇOCUĞUM…

“Metin’i öldürdüler. Sonra hiç evde oturmadım. Gece, gündüz hep dışarıdaydım. Bu zamanda bir sürü insanla tanıştım, gerçek hepsi Metindir benim için. İnsanlar beni, anneleri gibi seviyor ama ben de hiç durmadım. Kimin cenazesi, yası, kaybı varsa gittim. Yerimde durmadım ama yalnız Metin için değildi. O Sivas’a gittim, Fransa’ya, Ankara’ya hepsine gittim. Öldürülen insanların hepsi benim çocuğum. Bizim çocuklarımızdır. O Diyarbekir’deki insanlara da dedim, hepsi benim çocuğumdur. Ayrım yapmam.”

‘Etnik Arındırma’ paneli – Moers

Moers Maraş’ta Etnik Arındırma paneli başladı…
Maraş’ta Alevilerin yaşam alanlarının ortasına kurulmak istenen ve çalışmaları hızla sürdürülen konteyner kampa karşı yürütülen mücadeleye dikkat çekmek için, Maraş Girişimi öncülüğünde  Avrupadaki Alevi dergahlarında bir dizi panel gerçekleştiriliyor. 1 Mayıs 2016 tarihinde Almanya’nın Moers kentinde Moers Alevi Kültür Merkezi’nde yapılan ‘Maraş’ta Etnik arındırma‘ konulu panele  Av.Mehmet Çarman ve Şükrü Yıldız konuşmacı olarak katıldılar.

Av.Mehmet Çarman konuşmasında; ‘Sorunun hukusal olarak çözüleceğini beklemiyoruz. Fakat süreci sonuna kadar devam ettirecegiz. Halkın direnişi bu sorunu çözecektir. Kamuoyu mücadeleyi tanıyor. Bu direnişe yurdışındaki Maraşlıların ciddi bir desteği var. Ama bu desteğin alanda karşılığı yok. Pasif bir direniş var.‘ dedi.
Konuşmasında göç ve diasporaya vurgu yapan Kürt Toplum Merkezi eşbaşkanı Mehmet Yenialtun ; ‘Göç bitmektir’. dedi. ‘Maraş, göçle bitirilmek isteniyor. Bu bir siyasal göç kararıdır.’ dedi.
Maraş Girişimi sözcüsü gazeteci Şükrü Yıldız ise; ‘Yaşam alanımız ortadan kaldırılıyor. Evliyaların, dervişlerin mezarları yıkılacaktır. Bugün bir tek Ermeni mezarı kalmadı coğrafyamızda. Bu siyasi bir karar dahası bir etnik arındırma operasyonudur. konteyner kampın ısrarla buraya kuruluşu, 700 yıllık politikanın devamıdır.’ dedi.

2016 İşçi Bayramı Bakırköy’de başladı…

Bakırköy’deki 1 Mayıs mitingi için kortejler alana giridi, marşlar söylendi. Sendikaların kutlamasına HDP, ÖDP, KP, HTKP, TKH, TSİP, TKP 1920, Fikir Kulüpleri Federasyonu destek verdi.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Bakırköy Salı Pazarı alanında 1 Mayıs mitingi gerçekleşiyor.
İstanbul’da her yıl Taksim’de yapılan 1 Mayıs kutlamasını bu yıl Bakırköy Halk Pazarı’nda kutlama kararı aldı.

Halkların Demokrasi Partisi (HDP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Komünist Parti (KP), Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP), Türkiye Komünist Hareketi (TKH), Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP), TKP 1920, Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) Bakırköy’deki kutlamalara katıllma kararı almıştı.

Emek ve demokrasi güçlerinin çağrısıyla, Bakırköy Halk Pazarı’nda yapılacak kutlama için iki ayrı koldan yürüyüş kortejleri oluştu. İşçi ve emekçiler saat 11.00’de Marmara Forum ve E-5 İncirli yönünden iki koldan Bakırköy Halk Pazarı’na yürüyüşe başladı.
Alana girmek isteyenler için polisin üç noktada arama noktası var. İncirli metobüs durağı çıkışında ve kortejlerin girişinde polis üst ve çanta araması yapan polis miting alanı girişinde de arama noktası oluşturmuş durumda.
Saat 11.30’da kortejler alana yerleşmeye başladı.
CHP’den Ali Şeker, İlhan Cihaner, Eren Erdem, HDP’den Figen Yüksekdağ ve Filiz Kerestecioğlu da Bakırköy’de.

Saat 12:30 civarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) korteji arama noktasındayken polis müdahale etti.

HDP’ye ilk arama noktasında AmedSpor, ikinci arama noktasında pankartları gerekçe gösteren polis saldırdı. Biber gazı sıktı.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ olay sonrası şu açıklamayı yaptı:

“Bu müdahaleyle, burası Türkiye bayram kutlayamazsınız mesajı verdiler. Hiçbir müdahale halklarımızın yan yana gelmesini engelleyemeyecek. Kitle soğukkanlılığını korudu. İyiniyetimize rağmen bu müdahale kabul edilemez.”

Bakırköy’deki kutlama programı 1 Mayıs Marşı’nın okunmasıyla başladı.

Ortak bildiri okundu

Mitingde kürsü konuşmalarını sırasıyla DİSK Genel Başkanı Beko, KESK Genel Başkanı Özgen, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB İkinci Başkanı Raşit Tükel  yaptı.

Raşit Tükel’in konuşmasının ardından 1 Mayıs düzenleme komitesindeki kurumların ortak bildirisi okundu. Metnin Kürtçesini Yılmaz Dağlar, Türkçesini Nida Karabağ okudu.

TIKLAYIN – 1 MAYIS’TA ORTAK BİLDİRİ

Ortak metnin okunmasının ardından Gezi Direnişi’nde öldürülenler anıldı. Daha sonra Mezopotamya Kültür Merkezi sanatçıları ve Yasemin Göksu sahneye çıktı… (BK/AS-HK)

Fotoğraf ve videolar: Beyza Kural
/bianet

Taksim’e çıkmak isteyen gruba polis saldırdı

İstanbul’da ilk müdahale Divan Oteli kavşağında toplanan 40 kişilik bir gruba oldu. “Halkevleri” pankartı taşıyan grubu dağıtmak için polis tazyikli su kulandı. Taksim’e yürümek isteyen eylemciler polisin müdahalesi üzerine dağıldı. Beşiktaş, Şişli’de de müdahaleler ve gözaltılar vardı.

 

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinliklerinin yapılmasına izin verilmeyen Taksim Meydanı’na gitmek isteyen gruba, polis müdahale etti.

Divan Oteli Kavşağı’nda toplanan Halkevleri’ne üye bir grup, meydana yürümek istedi. Polis, “Yaşasın 1 Mayıs”, “1 Mayıs alanı Taksim Meydanı”, “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız” sloganları atan grubu, sözlü olarak uyardı ve dağılmalarını istedi.

Uyarılara rağmen buradan ayrılmayan gruba, TOMA’dan tazyikli su sıkıldı.

Bunun üzerine polisle göstericiler arasında kısa bir kovalamaca yaşandı. Göstericiler, slogan atarak ara sokaklara dağıldı.

Mecidiyeköy’de şüpheli çanta

Mecidiyeköy’den Taksim’e yürümek isteyen eylemcilere polis müdahale etti. Müdahelenin ardından eylemcilerin bıraktığı şüpheli çanta polisi alarma geçirdi. Bomba imha uzmanlarınca incelenen çantadan havai fişek çıktı. Bir banka şubesinin önüne bırakılan çanta nedeniyle polis geniş güvenlik önlemleri alındı. Çevredeki şüpheli şahısların çantalarını da kontrol edildi. Olay yerine gelen uzman ekip, özel kıyafetlerini giyerek çantayı inceledi. Çantanın içinden havai fişekler çıktı.

Mecidiyeköy’de sert müdahele

Mecidiyeköy’den Taksim’e yürümek isteyen bir gruba ise polis biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti. Zincirlikuyu metrobüs istasyonu girişinde toplanan yaklaşık 150 kişi, Büyükdere Caddesi üzerinden yürüyüşe geçti. Taksim’e doğru yürümek isteyen eylemciler, Mecidiyeköy’de polis engeline takıldı. Mecidiyeköy viyadüğü altında güvenlik önlemi alan çevik kuvvet ekipleri, eylemcilere biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti. Polisle eylemciler arasında yaşanan kovalamcanın ardından grup ara sokaklarda dağıldı.

Taksim’de 7 gözaltı

Atatürk Kültür Merkezi önünden Taksim Meydanı’na girmek isteyen İnşaat İşçileri Sendikası üyesi 4 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan 4 kişi, çevik kuvvet minibüsüne alınarak emniyete götürüldü.

Devrimci Gençlik Birliği adlı gruptan biri kadın 3 kişi, Taksim Bekar Sokak’ta polis bariyerlerinden atlayıp İstiklal Caddesi’ne geçti ve “Yaşasın 1 Mayıs” sloganı attı. Gözaltına alınarak yere yatırılan 3 eylemci polis merkezine götürüldü.

Öte yandan ziyaretçi sayısı gün içerisinde yüz binleri bulan İstiklal Caddesi’nde birkaç işyerinin dışında tüm işyerlerinin kapalı olduğu görüldü. Caddeye çıkan tüm sokak başları polis bariyerleriyle çevrili olan caddede polis ve temizlik görevlileri bekliyor.

Beyoğlu’nda gözaltı

Beyoğlu’nda bir kafede oturan grup, çantasından pankart çıkınca gözaltına alındı.1 Mayıs’ta Taksim’e gelen ESP’li bir grup, polis tarafından gözaltına alındı. Beyoğlu’nun ara sokaklarında şüphelileri sorgulayan emniyet güçleri, İstiklal Caddesi’nde bir kafede oturan şahıslarda arama yaptı. Şüphelilerin kimliklerini sorgulayan polis, sırt çantasının içerisinde ESP logolu slogan yazan bir pankart buldu. Eylem hazırlığında olduğu değerlendirilen grup polisler tarafından gözaltına alındı.

Şişli’de gözaltılar sürüyor

Taksim Meydanı’na gitmek isteyen gruplara polisin müdahalesi devam ederken, Şişli’de polisin TOMA ile gruplara müdahalesi havadan görüntülendi.Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi üzerinden Taksim Meydanı’na gitmek isteyen bir  grup gözaltına alındı.

Polis TOMA ile tazyikli su ve biber gazı sıkarak gruba müdahale etti. Müdahale anı İHA tarafından havadan görüntülendi. Görüntülerde çevik kuvvet ekiplerinin biber gazı ve tazyikli su sıkarak gruba müdahele ettiği görüldü.

Yoldan geçen araçlarda ve otobüslerde arama yapan polis ekipleri şüpheli gördükleri kişilerin çantalarına baktı. Araçların bagajlarını da arayan polis ekplerinin güvenlik önlemleri sürerken, şüphe üzerine durdurulan bir taksideki 3 kişi arama sırasında slogan atınca gözaltına alındı. 3 kişi, polis aracına bindirilerek emniyet müdürlüğüne götürüldü. Öte yandan bir kişi polis ekiplerini görüp kaçtı. Polis arkasından giderken kaçan şüpheli yakalanamadı.

Beşiktaş’ta müdahale

Beşiktaş’ta  Taksim’e doğru yürüyüşe geçen Halkın Kurtuluşu Partisi (HKP) üyesi ikinci gruba polis yine müdahale etti. Sabah saatlerinde 20 kişilik bir HKP’li grubun yürüyüşü, polisin biber gazı sıkması ve gözaltı yapmasıyla son bulmuştu. Bu kez saat 12.00 sıralarında yine ellerinde HKP bayrakları olan 20 kişilik bir grup, ‘Taksim’de 1 Mayıs Engellenemez’ sloganıyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Polis, Barbaros Bulvarı’ndan gelen  bu grubun yürüyüşüne de izin vermedi. Grubun önünü kesen polis, HKP’lileri etrafını çevirdi. “Dağılmadığınız takdirde müdahale edilecek” şeklinde polis uyarısının karşılık bulmaması üzerine  polis gruptakileri gözaltına almaya başladı. Bu sırada direnen eylemcilerle polis arasında arbede yaşandı. Arbede sırasında bir çevik kuvvet polisinin eylemcilerden birini yumrukladığı görüldü. Grup üyeleri yaka paça gözaltına alındı. Polis grubun dışında olup gazeteci olduğunu söyleyen bir kişiye de gözaltına alıdı. Gözaltına alınıp polis minibüsüne bindirilen gruptakiler burada slogan attı.

Beşiktaş Meydanı’ndan Taksim’e yürümek isteyen yaklaşık 25 kişilik grup, polis tarafından gözaltına alındı.Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndan aşağı inen yaklaşık 25 kişilik eylemci grubu, ellerinde mahkeme kararı olduğunu ve Taksim’e yürüyeceklerini söyledi. Grubun önünü kesen polis, dağılmaları yönünde uyarılarda bulundu. Taksim’e yürümekte ısrar eden eylemciler, polis tarafından gözaltına alındı. Bu sırada polisle eylemciler arasında arbede yaşandı. Polise direnen bazı eylemcilerin slogan attıkları görüldü.Gözaltı işlemi sırasında trafiğe kapatılan Barbaros Bulvarı, yeniden trafiğe açıldı

 

Beşiktaş’ta Taksim’e doğru yürüyüşe geçen Halkın Kurtuluşu Partisi(HKP) üyesi bir gruba polis müdahale etti. Ellerinde büyük bir HKP  pankartı ile bayrakları bulunan yaklaşık 20 kişilik grubu polis, Barbaros Bulvarı’nda durdurdu.  Polis, çevrelediği gruptakileri tek tek gözaltına aldı. Gözaltı sırasında eylemcilerin direnmesi üzerine polisle aralarında arbede çıktı. Bunun üzerine polis, biber gazı kullandı.  HKP üyeleri yaka paça gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar gözaltı için hazır tutulan polis minibüsüne üst araması yapılarak bindirildi. Gözaltı aracı daha sonra emnniyete hareket etti

Piyalepaşa’dan Taksim’e çıkmaya çalışan 6 kişi gözaltına alındı

Beyoğlu Piyalepaşa Bulvarında otobüs durağında bekleyen 3’ü kadın 6 kişiden şüphelenerek arama yapan polis ekipleri kadınların çantasında üzerinde halk cephesi yazan 2 adet yelek çıktı. Polis ekipleri bunun üzerine şüpheli 4 kişiyi göz altına almak istedi. Gözaltına alınan kişiler “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” şeklinde sloganlar atarak polise direndi. Ekipler polis aracına binmekte zorluk çıkaran şüphelilere ters kelepçe taktı. Göz altına alınan şüphelilerin Taksim Meydanı’na çıkmaya çalıştıkları öğrenildi. Şüpheliler sorgulanmak üzere Vatan Emniyet Müdürlüğü binasına götürüldü.

Grubun üzerinde ve çantalarında yapılan aramada molotofkokteylleri, havai fişek, pankart ve soda şişesi ele geçirildi.

Türk-İş Kazancı Yokuşu’na karanfil bıraktı

Türk-İş heyeti, 1 Mayıs 1977 katliamında hayatını kaybedenleri anmak için Kazancı Yokuşu’na karanfil, Cumhuriyet Anıtı’na ise çelenk bıraktı.

Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, yaptığı açıklamada, “Aradan geçen bunca yıla rağmen bu cinayetin failleri bulunmadığı gibi, ülkemizde onlarca, yüzlerce cinayet işlendi. Ülkemizi karıştırmak, kardeş kavgasını körüklemek için o karanlık güçler boş durmuyor. Her gün birçok şehit veriyoruz. Ülkemizin birliği ve bütünlüğü için, şanlı bayrağımız için toprağa düşenleri de bu vesileyle saygıyla, rahmetle anıyorum.”

Kavlak, Türkiye’de alçakça işlenen cinayetlerin aydınlatılmasını, Türkiye’nin aydınlık geleceğine sıkılmış kurşunların, patlayan bombaların son bulmasını istediklerini ifade ederek, “Haklarımızı özgürce kullandığımız, bayramımızı özgürce kutladığımız bir ülkede yaşamak istiyoruz. İnsan gibi çalışıp, insanca yaşamak istiyoruz.” dedi.

1 Mayıs Bakırköy’de kutlanıyor

1 Mayıs İşçi Bayramı ve Dayanışma Günü kutlamaları çerçevesinde Bakırköy Marmara Forum önünde çeşitli siyasi partiler, sivil toplum kuruluş örgütleri ve vatandaşlar kortej hazırlıklarını tamamladı. Polisin bölgede oluşturduğu üç farklı arama noktasında vatandaşlar aranarak içeri alındı. Polis helikopteri de aralıksız olarak destek uçuşlarını sürdürüyor.

 

Bakırköy Halk Pazarı Meydanı’nda yapılacak 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları kapsamında çeşitli gruplar kortej hazırlıklarını sürdürüyor.

Bakırköy Fildamı yolu güzergahında oluşturulan üç farklı arama noktasında havadan ve karadan polisin yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekti.

Polis helikopteri de sabahın erken saatlerinden itibaren havadan güvenlik önlemlerine destek veriyor.

Siyasi partilerin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin kutlama alanına giriş yapmadan önce bayrak, flama ve pankartlarını hazırladıkları görüldü.

Öngörünüm, Açıklaması metinde

DİSK alanda

DİSK’in de aralarında bulunduğu, bazı sendikalar ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün kutlanacağı Bakırköy Pazar Meydanı’nda toplanmaya başladı.,

Sabah saatlerinden itibaren İncirli metrobüs durağı önünde toplanan gruplar, kortej oluşturarak Bakırköy Pazar Meydanı’na doğru yürüşe geçti.

Pankartlar açan, sloganlar atan, şarkılar ve marşlar söyleyen kalabalık, Bakırköy Pazar Meydanı’na ulaştı.

Marmara Forum’un önünde toplananlar da gruplar halinde kutlamaların yapılacağı alana giriyor.

1915 sergisi Depo’ada açıldı

Diana Markosian’ın Ermeni Soykırımı’ndan kurtulmuş Movses, Yepraksia ve Mariam isimli üç kişiyi Ermenistan’da, terk etmek zorunda kaldıkları memleketlerinden görüntülerle birlikte kaydettiği fotoğraf ve video çalışmalarından oluşan‘1915’ adlı sergisi, 23 Nisan’da Depo’da açıldı.

 

Soykırımdan kurtulan Movses, Yepraksia ve Mariam, yaşamını Ermenistan’da sürdüren, yüz yaşını geçmiş üç insan. Onları, ABD’de yaşayan genç fotoğrafçı Diana Markosian’ın ‘1915’ başlıklı serisi bir araya getiriyor.

Tuğba Esen, bu fotoğraf projesini AGOS’a şöyle yazdı:

“Soykırım’ın 100. yıldönümü vesilesiyle başladığı fotoğraf projesi kapsamında,felaketin tanıklarını bulmak için Ermenistan’a giden Markosian, onlarla tanışmış. Üçü de bir asır önce yaşananların üzerindeki örtüleri kaldırıp, başına gelenleri anlatmış genç fotoğrafçıya. Markosian’ın, terk etmek zorunda kaldıkları memleketlerine seyahat edeceğini öğrendiklerinde ise, hepsinin ondan birer isteği olmuş. Musa Dağı’ndan Movses, köyündeki kiliseyi bulup, oraya bir fotoğrafını oraya bırakmasını; Karslı Yepraksia, Soykırım’dan sonra izini kaybettiği abisini bulmasını; Mariamise Sasun’dan, öldüğünde mezarına konmak üzere bir avuç toprak istemiş.”

“Movses, Yepraksia ve Mariam, Markosian’ın fotoğraf kareleri aracılığıyla memleketlerini belki de yıllar sonra ilk kez görüyorlar. Üçünün bu karelerle karşılaşma ânını belgeleyen fotoğraflar ve video kayıtları, o buluşmaların duygusallığını yansıtıyor. Sergide, onların seslerini, yaşadıklarına dair anlattıklarını da dinliyoruz.”

23 Nisan’da Depo’da açılışı yapılan sergi 22 Mayıs’a kadar sürecek.

TOMA’nın çarptığı kişi hayatını kaybetti

Beyoğlu Tarlabaşı’nda bulunan bir TOMA Nail Mavuş ismindeki yurttaşa çarptı. Mavuş hayatını kaybetti

 

1 Mayıs nedeniyle İstanbul Taksim Meydanı’na çıkan Tarlabaşı’nda bir TOMA, karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir yurttaşa çarptı. Yaralanan yurttaş, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Posta gazetesinin bilgilerine göre Nail Mavuş ismindeki 57 yaşındaki yurttaş, hayatını kaybetti.

İşçilerin ve emekçilerin bayramında halk meydanlarda

İşçi ve emekçi bayramı olan bugün halk tüm illerde meydanlara çıkıyor. Sendikaların, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin çağrılarıyla 1 Mayıs’ı kutlamak üzere il il eylemler düzenlenecek.

Sendikaların, işçilerin, emekçilerin, siyasi partilerin ve STK’ların çağrılarıyla il il 1 Mayıs etkinlikleri düzenlenecek. Bu eylemlilikler için aylar öncesinden hazırlıklara başlandı. Ancak İstanbul başta olmak üzere hükümet kanadından yasaklar çıkmaya başladı.
Bu yıl da 1 Mayıs’ta İstanbul Taksim Meydanı’nda kutlamalar yasak, Taksim’e çıkan tüm yollar kapalı. İstanbul’da 1 Mayıs Mitingi Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirilecek.
Son yıllarda AKP hükümetinin baskılarına, savaş politikalarına ve artan düşmanca söylemleri karşısında bu 1 Mayıs’ın önemini vurgulayan sendikalar, kutlamaların ne kadar önemli bir yerde durduğuna işaret ediyor.

Güvenlik yine halkta

1 Mayıs alanlarında güvenlik valiliklerden yapılan açıklamalar doğrultusunda “yeterli tedbir alındı” şeklinde yapılırken, son 1 yılda yaşanan patlamalardan ötürü devletin kolluk gücüne güvenmeyen halk, artık kendi güvenliğini sağlama yoluna da gidecek. Çoğu yerde polisin yanında sendikalardan ve siyasi örgütlerden gelenler ile güvenlik ayrıca sağlanacak.

 

Aleviler 7 Mayıs’ta Terolara gidiyor

Maraş Girişimi’nin çağrısıyla bir araya gelen Alevi Kurumları, Maraş‘ın Terolar bölgesinde AKP hükümeti tarafından mülteci kampı yapılma planlarına karşı Alibeyköy Cemevi’nde basın toplantısı düzenleyip, eylem planını açıkaldı. Açıklamayı Alevi Kurumlarını temsilen yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Baki Düzgün, devletin Şark Islahat Planı’nı hayata geçirdiğine vurgu yaparak, AKP’nin Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliamları hatırlattı. Düzgün, Alevilerin de yaşam yerlerine karşı da istimlak ve yerinden etme planlarını faaliyete geçirdiğini belirtti. Bu devlet politikasını kabul etmeyeceklerini söyleyen Düzgün, “Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Kadim Anadolu topraklarını tekleştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi AKP iktidarına da nasip olmayacaktır” dedi.

7-8 Mayıs’ta nöbetteyiz…

Hükümetin bu politikalarından derhal vazgeçmesi ve mülteci kampının Terolar bölgesine yapılmaması gerektiğinin altını çizen Düzgün, kararlaştırdıkları eylem planlarını şöyle aktardı: “Bizler Alevi kurumlar ve demokratik kitle örgütleri ve organizasyonlar ile tepkilerimizi göstermek için 6 Mayıs’ta Türkiye’nin tüm kentlerinden ve Avrupa ülkelerinden Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 Mayıs’ta, Maraş’ta nöbette olacağız. ‘Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma’ şiarıyla bir imza kampanyası başlatıyoruz. İmzalarımızı muhataplarına tüm kurum temsilcilerine heyet şeklinde teslim edeceğiz. Avrupa Parlamentosu’na Türkiye ve Avrupa’dan kurum temsiliyetleri imzaları ile hazırlayacağımız mektup göndereceğiz.”

Birincisi Garip Dede Degahında yapılan toplanın ikincisinde 7 Mayıs’da Terolarda yapıalcak olan etkinliğe tüm kesimlerin katılması çağrısı yapıldı.

AÇIKLAMANIN TAM METNİ;

YAŞAMIMA, MARAŞ’IMA, OVAMA DOKUNMA !

Biz zalime asla boyun eğmeyiz, YOL’umuz Şiarımız budur!!

Devletin tekçi iktidar yaklaşımlarının yarattığı farklılıkları ezme, kendi inancını ve dilini yaşamak isteyen halklara zulmetme politikası bu günlerde doruk noktasında. Devlet adeta şark ıslahat planlarını bugünlerde yeniden hayata geçirmiş ve buna bağlı olarak Tek dil, Tek din ve Tek bayrak politikası gereği her halka saldırmaya başlamıştır. Sur’da Cizre’de Kürt halkına yönelik saldırılar ve imha politikası tam hız sürerken Alevilerin yaşam yerlerine karşı da istimlak ve yerinden etme planlarını faaliyete geçirmiştir. Devletin Akp politikaları ile yapmak istediği Anadoludaki çok renkli, farklı inançlı ve farklı dilli mozaik yapıyı Türk – Sünni İslam kimliğine sıkıştırıp diğer inanç ve ırkları yok etmeye yönelmiştir.

Son iki yüzyıl temelini yaşamları ve Dünyayı çölleştiren ideolojik yapıların daha da hükümran olduğu gerçeği ile insanlık yüz yüzedir. Türkiye Halkları da bu durumu en acımasız şekilde yaşamaktadır. Yaşamaya mecbur edilmektedir. Sürdürücüsü bugün Akp İktidarıdır.
Bu devlet politikası kabul edilmez boyutta ve kendini dayatmakta ve imhaya varan bir zulüm yaşamaktadır. Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Direnen halk yakında bunu tekrar gösterecektir. Kadim Anadolu topraklarını tekçileştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi Akp iktidarına da nasip olmayacaktır. Başta topraklarından sürgün edilmeye zorlanan Maraş halkı olmak üzere bu topraklardaki kadim Alevi halklar YOL’unun her ne şekilde olursa olsun yok edilmesine asla izin vermeyecektir.

Lakin; Akp İktidarı tüm kademelerde halkı baskı altına aldığı gibi, sistem içerisinde de Tekçi Şeriat hükümlerini de oturtmak istemektedir.Okullarda zorunlu din derslerinden, okul cami projesinden ve son olarak Laikliğin anayasa da olmaması gerektiğini dillendirerek Tekçi Şeriatçı aklını iyice açığa çıkarmıştır. Buna karşı duracak muhalefeti de dokunulmazlık manüpülasyonuyla tasfiye etmek amacındadır. Buradan tüm taraflara sesleniyoruz. Sadece muktedirin sesinin duyulduğu meclisin içerisinde, ortak demokrasi direncinin olması şarttır. Oylarımız, tercihlerimiz güvenilmez bir diktaya teslim edilemez.Sonuçları demokrasi güçleri açısından telafi edilemez olacaktır.

Bu mana ile;

• Mülteci meselesi tüm insanlığın meselesidir. Bu savaşı yürütenlerin birinci dereceden sorumluluğudur. Ve sadece Akp iktidarının istismarına bırakılamaz.Mültecilerle ilgili kurulacak Kamp ya da Yerleşim alanları Yerel ve Uluslararası bağımsız sivil kuruluşlarla planlanmalıdır. Denetime (Basına ve kamuoyuna açık olmalıdır)
• Ortadoğuda öncelikle savaş durmalıdır.Türkiye’de adı konulmamış bir savaş vardır. Bu savaşın da acilen durması gerekir. Aksi hali sürdürülemez ve taşınamaz boyutta ekonomik, sosyal, kültürel sorunların habercisidir. Bugün tampon bölge olarak düşünülen Türkiye yarın kendi Halklarının mülteci konumuna düşmesi ile karşı karşıya kalacaktır.
• Dünya ve Türkiye yönetici elitinin Mültecilere yaklaşımı insanlık onuruna yakışmayan, İnsanı ticari meta olarak gören tarzda pazarlık konusu olarak görmesi. Tarihe kara bir leke olarak düşmektedir. Vicdanları kurutmak zulmü davet etmektir.
• Mülteci yerleşim alanları sosyal, inançsal uyumluluk ilkesi gereği planlanmalıdır. Bu anlamda Maraş’ta yapımına başlanan mülteci kampı Alevi yaşam alanlarının yoğunluklu olduğu ve biz Alevilerin tarihsel kadim coğrafyasıdır. Lakin; Maraş’ta 1978 yılında yönlendirilmiş planlı demografik dönüşümü hedefleyen bir katliam devreye sokulmuştur ve Aleviler Maraş’tan sadece ceketlerini alarak çıkmak zorunda kalmışlardır. Avrupa da Türkiye şehirlerinde mülteci olmuşlardır. Bizler bugün de son kalan varlığımızın coğrafyamıza yapılması planlanan Mülteci kampları ile yok edilmek istendiğini görüyoruz. Sosyal ve inançsal uyumu olmayan bir nüfus yerleşimi yeni katliamlara davetiye çıkaracaktır.
• İktidar Kayseri pazarlığını Biz Alevilerin kalan varlığını yok ederek Maraş’ta demografik bir dönüşüm yaratmak amacındadır. Bu şekilde Adıyaman ve Malatya’da ki Alevi varlığını da İşid kemeriyle göçe ve asimilasyona tabi tutmak istemektedir.
• Ayrıca; Sivas’ta da Divriği, İmranlı, Zara ilçelerinde de muhtarlarla görüşmeler yapıldığı, Kırklareli’de Bektaşi köylerinde Keşifler yapıldığı da bize gelen bilgiler arasındadır. Mülteci kamp alanları düşünüldüğünde yine hedef olarak Alevi yaşam alanlarının seçilmesi manidardır.
• Biz Aleviler olarak bu planlamalardan derhal vazgeçilmesini istiyoruz. Maraş kırmızı çizgimizdir. Ve Biz Aleviler tüm toplumsal kesimlere, İnanç Mensuplarına, Hemşehrilerimize, Mahalleliremize, Köylülerimize ve Tüm Anadolu Halklarına sesleniyoruz daha yaralarımızı saramamışken, daha tarihimizle yüzleşmemişken yeni katliam planlarına karşı durmaz isek. Geri dönülmez bir ayrışma bizi beklemektedir.

Bu anlamda vardığımız eylem kararlaşmaları;

Ve bizler Alevi kurumlar ve Demokratik Kitle örgütleri ve organizasyonlar ile tepkilerimizi göstermek için, 6 mayısta Türkiyenin Tüm kentelerinden ve Avrupa ülkelerinden Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 mayıs’ta Maraş’ta nöbette olacağız.

Yaşamıma, Maraşı’ma, Ovama Dokunma şiarıyla bir imza kampanyası başlatıyoruz. İmzalarımızı Muhataplarına Tüm kurum temsiliyetlerimizle heyet şeklinde teslim edeceğiz.

AB Parlamentosuna Türkiye ve Avrupa’dan Kurum temsiliyetleri imzaları ile hazırlayacağımız mektup göndereceğiz.

 

Bir Sürgün hikâyesi: Terolar

“Sürgün hakkında düşünmek tuhaf bir biçimde davetkâr hatta kışkırtıcı bir şeydir de, sürgünü yaşamak korkunçtur. Sürgün, bir insan ile doğup büyüdüğü yer arasında, benlik ile benliğin gerçek yuvası arasında zorla açılmış olan onulmaz gediktir: Özündeki kederin üstesinden gelmek mümkün değildir. … Sürgünde elde edilen kazanımlar sonsuza dek arkada bırakılmış bir şeyin kaybedilmesiyle sürekli olarak baltalanır…” der Edward Said… Bizim topraklarımızda sürgün kelimesi çok da yabancı değildir. Kök saldığın yerden kendi rızan dışında, iktidar hırsı yüzünden koparılıyorsun.

Kök salma duygusu insanın temel kimlik meselelerinden biri olan ‘aidiyet’ duygusunu beslediği içinde onu terk etmek pek mümkün değildir. Kök salan insan, kunt bir ağaç misali asırlarca yeryüzüne tutunmaya ant içmiştir sanki. Faniliğe inat atalarıyla, gelenekleriyle, kültürüyle, diliyle varlığının sürmesini arzu eder. Kendini ait hissettiği ‘kutsal toprağa’ saldığı derin kökler sayesinde edindiği kimlik, bu dünyadaki yolculuğunu anlamlı kılar. Elif Ana’nın, Ali Kute’nin, Hemi Tazi’nın, Mami Zılfe’nin bedeniyle kutsanmış Narlı, Pazarcık ovasını vazgeçilmez yapar.

İşte bu kutsal topraklar, geçmişten bugüne sürgün politikasının esiri olmuştur.  Bir kez o topraklara kök salınmıştır ya, çıkarıp koparmak mümkün değildir.

Maraş Pazarcık’ın böyle bir hikâyesi var… Kimliğinden, konumundan, kutsal topraklarından dolayı Osmanlı’dan günümüze bu sürgün politikasına tanıklık etti. Sadece sürgün değil, ölümlerle de sınandı. O yüzden Maraş sürgüne, yersiz, yurtsuzluğa en iyi örnek olacak kentlerden biridir. Ya da en kötü!

Baba İlyas’a, Kalander Celebiye, Sinanlara yurtluktur Maraş. Yavuz’un katliamına tanıktır, Ermenilerin katledilmesine şahittir.

İlk 1978 yılında yaşanan katliamla göçe zorlanan bu halk, ait olduğu o kutsal topraklardan koparılmıştır. Ama bir kez kök salınmışsa ve yayılmışsa o topraklara, bedenin olmasa da ruhun oradadır.

Evet, yer, yurt olmasa bile geçmişin hatıraları vardır. İşte onun özlemi ve burukluğu büyük bir mirastır geleceğe… O yüzden Maraş her ne kadar kanlı olsa da yeni bir düşün de habercisi. 78 katliamının üzerinden 38 yıl geçti, kimi tanıklar yaşamıyor, kimi tanıklar o anları hatırlamak bile istemiyor. Avrupa’ya göç edip sonrasında dayanamayıp gelenler, “orada bir köy var uzakta…” özlemiyle günleri devirenlerin çoğu yerlerine ve yurtlarına döndü…  Alevi kimliğine sahip binlerce insan kök saldıkları topraklara döndüğünde o kutsal toprakları öptüler kuşkusuz. Kanla sulanmış topraklarına yüz sürdüler… Kötü anılarını, acılarını yeniden hatırlayıp ağladılar. Ve bu kez söz verdiler: Asla terk etmeyecekler!

“Artık kişinin evindeyken, kendini evinde hissetmemesi bir ahlak meselesidir” der Adorno. Onlar etik olarak bu ahlak meselesini aştı. Çünkü evindeler ve ait olduğu yerde…

Peki, şimdi bu ait olduğu yerlerden yeniden sürgün edilmek niye! Günlerce tartışmalara neden olan bu sürgün politikasını neden Maraş yeniden yaşıyor?  Neden 38 yıl önce katliamın olduğu köylerin ortasına ‘mülteci’ kampı yapılıyor? Bu neyin kışkırtması?

Burada pek çok şey söyleyebiliriz… Dışarıdan bakıldığında “Aleviler mültecileri istemiyor” gibi ırkçı bir anlayışa neden olduğunu biliyoruz, doğrudur!  Ama şunu da atlamayalım; yıllarca mülteci konumunda olan Maraşlılar, Aleviler neden mülteci kampına karşı çıksınlar ki? Bunca acı çekmiş bir halk mültecileri anlamayacak mı? Bu kadar ‘yaygara’ gerçekten Alevilerin yaptığı ‘ırkçılık’ yüzünden mi?

Elbette değil! Henüz yeni döndük Maraş Terolar köyünden…  Nereden anlatılmalı tarih bilinmez… Ama bilinen gerçekler var bu hayatta: Politik olarak bildiğimiz sistematik olarak devam eden bir asimile süreci ve ben olmayanı, ya sev ya terk  et, karşı çıkan olursa… Gibi tehdit vari sözlere karşı kendini korumaya alan bir halk vardı.

Siyasal bir soykırım, etnik arındırma var…

Ama bunun yanında, kentine el konulanlar, kendi ülkelerine yabancılaştırılanlar bugün yeniden aynı durumla karşı karşıya.

Mesele Mülteci kampına karşı çıkış değil, mesele yeniden yerinden ve yurdundan edilme meselesi… Yani asıl mülteciliği kendilerinin yaşaması ve 360 dönüm alana 27 bin kişinin getirilmesinin altından  yatan gerçekler!

Biz bu gerçekleri Terolar’da gördük. Alevi köylerinin ortasına AFAD kampı yapılması,  Aleviler için yeni bir sürgün, köklerinden koparılma halidir. İktidarın ve sermayenin göz diktiği verimli topraklarda, benimsediği cihatçı grupların cirit atması isteğidir. Türkiye’yi Ortadoğu savaşının içine çekmesi de bundandır. Kendinden olmayanı, muhalif olanı sindirme, yok etme politikasıdır bu. Maraş Terolar köyünde yaşananlarda budur!

Kurulmak istenen kamp oluşum, yerleştirildiği alan, kamp alanı dışında hareket alanı olmaması itibariyle askeri bir kamptır. Kişi başıan düşen alan 13 metre karedir. F tipi koğuşlarından daha dardır. Tüm bunlar zaten kampın hangi amaçla kurulduğunu göstermektedir. Arındırılmış bir kamptır. Cihaist ve selefist gruplar dışında kimsenin barındırılmadığı alınmadığı bir statüdedir. Suriyeli Kürtler, Aleviler ve diğer kesimlerin içine alınmadığı, arındırıldığı bir birleşimdir. Akçakale’de görüldüğü gibi içeriye Milletvekillerin dahi sokulmadığı bir komumdadır. Bilinmektedir.

78 katliamında bitiremediklerini, dönemin ve çağın geleneklerine göre yok etme politikasıdır. Alevilerin bu karşı koyuşu, bu itirazı, köklerinden kopmama isteği, bunun tezahürüdür!

Yıllarca özlemini çektikleri topraklarına kavuşan bir halkın yeniden yerinden edilmesi, yurtsuz bırakılması herkesin bildiği gibi bu halkın ölümü demektir.

Bu ölüme karşı kendi kimliklerini de savunan Aleviler, bu kutsal toprakların asıl sahibi olduğunu biliyorlar. O yüzden de 72 millete bir nazarla bakan bu halkın “biz mülteci kampı istemiyoruz” gibi ırkçı bir söylemi söyleyecek kadar tekçi bir zihniyete de sahip olmadığını herkes bilir.

Dolayısıyla da bu yüksek sesli itirazları kök saldıkları yerlerden yeniden koparılma korkusuyla birlikte anılarını, kayıplarını, acılarını bırakmasıdır.  Çünkü iktidar güçleri açık açık destekledikleri IŞİD’çiler ve Alevileri karşı karşıya getirerek yeni bir kıyımın zeminin hazırlıyorlar.  Devletin ‘öteki’ olanlara karşı olan bu tutumu, iktidara karşı hakikatleri söylemeye çalışanlara; Alevilere, Kürtlere gerçek yüzünü gösterme arzusudur artık.

Yaratılmaya çalışılan bu kutuplaşma ne yazık ki Maraş Terolar’da baş gösterdi. Sivas Zara ve pek çok kentte de bu ve buna benzer kampların yapılacağı haberi geliyor. Bin yıllardır Anadolu’ya uygarlık etmiş, “gel ne olursan ol gel” diyen bir anlayışa sahip olan, ama aynı zamanda da “zalimin talim ettiği yola minnet eylemem” diyen bir kültür ve geleneğe sahip olan bu topluluk, halk inancına sahip çıkarak Terolar direnişin bir parçası oldu. Evet, bu bir direniştir… Devletin zulmüne, iktidarın tekçi zihniyetine karşı direniştir. Bugüne kadar yok sayıldıkları kimliklerine karşı bir direniştir.

Bugün Maraş Terolar köyünde, Sivas Zara’da, Yırca’da, Artvin Cerratepe’de, Küçükarmutlu’da, Gazi’de, Gülsuyu’nda, Sur’da, Cizre’de, Yüksekova’da, Nusaybin’de… Bu bir karşı koyuştur. Bu direniş, batıdan doğuya uzanan ve sınırları kaldıran bir direniştir.  

O yüzden de Maraş Terolar’a ses verirsek sınırları aşarız… Çünkü metropollerin dönüşümü devletin ‘acele kamulaştırma’ bahanesiyle halka ait olan arazilere kamp kurma olarak devam ediyor… Biz bunun ortağı olmayacağız, dağlarımıza, meralarımıza, ovalarımıza sahip çıkarak bu direnişe ortak olacağız. Bu direnişin bir parçasıyız…

Yaşananlar, siyasal bir operasyondur. Halkın göçertilmesi, arındırılması, demografik yapısının değiştirilmesidir. Sur’daki kamulaştırma ne ise, Teroler’daki köyün merasına el konması ve IŞİD kampına çevrilmesi de aynı şeydir.

Gazetecilerin sokak ortasında dövülmesi, tutuklanması, CHP’nin sol kanat milletvekillerinin yumruklanması, il başkanlarının linç girişimleri, Kürt köylerinin tank ve toplarla dövülmesi, siyasi temsilcilerinin tutuklanması, milletvekillerinin dokunmazlıklarının kaldırılması, Alevi yerleşim yerlerine IŞİD’lilerin yerleştirilmesi uygulaması, topu yükün bir savaşın yürütüldüğünü göstermektedir.

Buna karşı tüm kesimlerden demokratların, sorunsallıklarına sahip çıkması hayati bir durumdur. Kim hangi sorunundan yola çıkıyorsa, çıksın direnişe geçmek durumundadır. Çünkü hukuk iktidar erkinin iki dudağı arasında sıkıştırılmıştır. Mahkeme kapısında, devlet temsilcileri, milletvekilleri ve bakanların nezdinde çözülecek bir durum bırakılmamıştır. Tüm kurumlar etkisiz hale getirilerek teslim alınmaktadır.

Bu teslim alma, sadece Kürtlerin, Alevilerin hayatını değil, tüm demokrasi çevrelerinin soysal düzenini hedeflemektedir. Yaşamın yeniden düzenlendiği ve selefist bakış açısıyla örüldüğü bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bizleri biz yapan tüm değerler hedef haline getirilmiş durumdadır.

Biz Aleviler için gerçeklik Kerbela gibi önümüzde durmaktadır. Ülkemiz Kerbela’daki gibi kavrulmaktadır. Bir yandan Yezit’in zulmü, diğer yandan Hüseyin’in direnişi durmaktadır. Bizleri sorumluluğumuza sahip çıkmaya çağırmaktadır.

Evliyaların, pirlerin, semahların diyarından seslenmektedir. “Kendin ol” demektedir.

Uğurlar ola, Haşim Hoca

Alevi hareketine yıllarını katmış, 68 kuşağının temsilcilerinden Haşim Kutlu, sürgünde, kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta hakka yürüdü. Alevi hareketi bir emekçisini, militanını kaybetti.

Fikirlerindeki inatçılığı, heyecanı ve Aleviliğe olan sevgisiyle hatırlayacağız.

Fırçasındaki renklerin, Aleviliğe miras bıraktığı tablolarıyla, kitapları, makaleleri ile mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak aramızda olmaya devam edecektir.

Bu can ölmeden evvel binlerce kez ölmüştü, binlerce kez de dirilmişti. Şimdi bu can başka bedenlerde yeniden dirilecek, bedeni canlı, cansız her şeye sinecek. Kâinat durdukça bu can canan içinde yaşayacak.

Sevdiğin gibi, istediğin gibi, bildiğin gibi ışıklar içinde kal, emeklerin haq ile hakikattir devrin daimdir.

Gerçeğe hü, mümine ya Ali