Ana Sayfa Blog Sayfa 6312

1 Mayıs Bakırköy’de kutlanıyor

1 Mayıs İşçi Bayramı ve Dayanışma Günü kutlamaları çerçevesinde Bakırköy Marmara Forum önünde çeşitli siyasi partiler, sivil toplum kuruluş örgütleri ve vatandaşlar kortej hazırlıklarını tamamladı. Polisin bölgede oluşturduğu üç farklı arama noktasında vatandaşlar aranarak içeri alındı. Polis helikopteri de aralıksız olarak destek uçuşlarını sürdürüyor.

 

Bakırköy Halk Pazarı Meydanı’nda yapılacak 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları kapsamında çeşitli gruplar kortej hazırlıklarını sürdürüyor.

Bakırköy Fildamı yolu güzergahında oluşturulan üç farklı arama noktasında havadan ve karadan polisin yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekti.

Polis helikopteri de sabahın erken saatlerinden itibaren havadan güvenlik önlemlerine destek veriyor.

Siyasi partilerin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin kutlama alanına giriş yapmadan önce bayrak, flama ve pankartlarını hazırladıkları görüldü.

Öngörünüm, Açıklaması metinde

DİSK alanda

DİSK’in de aralarında bulunduğu, bazı sendikalar ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün kutlanacağı Bakırköy Pazar Meydanı’nda toplanmaya başladı.,

Sabah saatlerinden itibaren İncirli metrobüs durağı önünde toplanan gruplar, kortej oluşturarak Bakırköy Pazar Meydanı’na doğru yürüşe geçti.

Pankartlar açan, sloganlar atan, şarkılar ve marşlar söyleyen kalabalık, Bakırköy Pazar Meydanı’na ulaştı.

Marmara Forum’un önünde toplananlar da gruplar halinde kutlamaların yapılacağı alana giriyor.

1915 sergisi Depo’ada açıldı

Diana Markosian’ın Ermeni Soykırımı’ndan kurtulmuş Movses, Yepraksia ve Mariam isimli üç kişiyi Ermenistan’da, terk etmek zorunda kaldıkları memleketlerinden görüntülerle birlikte kaydettiği fotoğraf ve video çalışmalarından oluşan‘1915’ adlı sergisi, 23 Nisan’da Depo’da açıldı.

 

Soykırımdan kurtulan Movses, Yepraksia ve Mariam, yaşamını Ermenistan’da sürdüren, yüz yaşını geçmiş üç insan. Onları, ABD’de yaşayan genç fotoğrafçı Diana Markosian’ın ‘1915’ başlıklı serisi bir araya getiriyor.

Tuğba Esen, bu fotoğraf projesini AGOS’a şöyle yazdı:

“Soykırım’ın 100. yıldönümü vesilesiyle başladığı fotoğraf projesi kapsamında,felaketin tanıklarını bulmak için Ermenistan’a giden Markosian, onlarla tanışmış. Üçü de bir asır önce yaşananların üzerindeki örtüleri kaldırıp, başına gelenleri anlatmış genç fotoğrafçıya. Markosian’ın, terk etmek zorunda kaldıkları memleketlerine seyahat edeceğini öğrendiklerinde ise, hepsinin ondan birer isteği olmuş. Musa Dağı’ndan Movses, köyündeki kiliseyi bulup, oraya bir fotoğrafını oraya bırakmasını; Karslı Yepraksia, Soykırım’dan sonra izini kaybettiği abisini bulmasını; Mariamise Sasun’dan, öldüğünde mezarına konmak üzere bir avuç toprak istemiş.”

“Movses, Yepraksia ve Mariam, Markosian’ın fotoğraf kareleri aracılığıyla memleketlerini belki de yıllar sonra ilk kez görüyorlar. Üçünün bu karelerle karşılaşma ânını belgeleyen fotoğraflar ve video kayıtları, o buluşmaların duygusallığını yansıtıyor. Sergide, onların seslerini, yaşadıklarına dair anlattıklarını da dinliyoruz.”

23 Nisan’da Depo’da açılışı yapılan sergi 22 Mayıs’a kadar sürecek.

TOMA’nın çarptığı kişi hayatını kaybetti

Beyoğlu Tarlabaşı’nda bulunan bir TOMA Nail Mavuş ismindeki yurttaşa çarptı. Mavuş hayatını kaybetti

 

1 Mayıs nedeniyle İstanbul Taksim Meydanı’na çıkan Tarlabaşı’nda bir TOMA, karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir yurttaşa çarptı. Yaralanan yurttaş, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Posta gazetesinin bilgilerine göre Nail Mavuş ismindeki 57 yaşındaki yurttaş, hayatını kaybetti.

İşçilerin ve emekçilerin bayramında halk meydanlarda

İşçi ve emekçi bayramı olan bugün halk tüm illerde meydanlara çıkıyor. Sendikaların, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin çağrılarıyla 1 Mayıs’ı kutlamak üzere il il eylemler düzenlenecek.

Sendikaların, işçilerin, emekçilerin, siyasi partilerin ve STK’ların çağrılarıyla il il 1 Mayıs etkinlikleri düzenlenecek. Bu eylemlilikler için aylar öncesinden hazırlıklara başlandı. Ancak İstanbul başta olmak üzere hükümet kanadından yasaklar çıkmaya başladı.
Bu yıl da 1 Mayıs’ta İstanbul Taksim Meydanı’nda kutlamalar yasak, Taksim’e çıkan tüm yollar kapalı. İstanbul’da 1 Mayıs Mitingi Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirilecek.
Son yıllarda AKP hükümetinin baskılarına, savaş politikalarına ve artan düşmanca söylemleri karşısında bu 1 Mayıs’ın önemini vurgulayan sendikalar, kutlamaların ne kadar önemli bir yerde durduğuna işaret ediyor.

Güvenlik yine halkta

1 Mayıs alanlarında güvenlik valiliklerden yapılan açıklamalar doğrultusunda “yeterli tedbir alındı” şeklinde yapılırken, son 1 yılda yaşanan patlamalardan ötürü devletin kolluk gücüne güvenmeyen halk, artık kendi güvenliğini sağlama yoluna da gidecek. Çoğu yerde polisin yanında sendikalardan ve siyasi örgütlerden gelenler ile güvenlik ayrıca sağlanacak.

 

Aleviler 7 Mayıs’ta Terolara gidiyor

Maraş Girişimi’nin çağrısıyla bir araya gelen Alevi Kurumları, Maraş‘ın Terolar bölgesinde AKP hükümeti tarafından mülteci kampı yapılma planlarına karşı Alibeyköy Cemevi’nde basın toplantısı düzenleyip, eylem planını açıkaldı. Açıklamayı Alevi Kurumlarını temsilen yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Baki Düzgün, devletin Şark Islahat Planı’nı hayata geçirdiğine vurgu yaparak, AKP’nin Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliamları hatırlattı. Düzgün, Alevilerin de yaşam yerlerine karşı da istimlak ve yerinden etme planlarını faaliyete geçirdiğini belirtti. Bu devlet politikasını kabul etmeyeceklerini söyleyen Düzgün, “Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Kadim Anadolu topraklarını tekleştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi AKP iktidarına da nasip olmayacaktır” dedi.

7-8 Mayıs’ta nöbetteyiz…

Hükümetin bu politikalarından derhal vazgeçmesi ve mülteci kampının Terolar bölgesine yapılmaması gerektiğinin altını çizen Düzgün, kararlaştırdıkları eylem planlarını şöyle aktardı: “Bizler Alevi kurumlar ve demokratik kitle örgütleri ve organizasyonlar ile tepkilerimizi göstermek için 6 Mayıs’ta Türkiye’nin tüm kentlerinden ve Avrupa ülkelerinden Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 Mayıs’ta, Maraş’ta nöbette olacağız. ‘Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma’ şiarıyla bir imza kampanyası başlatıyoruz. İmzalarımızı muhataplarına tüm kurum temsilcilerine heyet şeklinde teslim edeceğiz. Avrupa Parlamentosu’na Türkiye ve Avrupa’dan kurum temsiliyetleri imzaları ile hazırlayacağımız mektup göndereceğiz.”

Birincisi Garip Dede Degahında yapılan toplanın ikincisinde 7 Mayıs’da Terolarda yapıalcak olan etkinliğe tüm kesimlerin katılması çağrısı yapıldı.

AÇIKLAMANIN TAM METNİ;

YAŞAMIMA, MARAŞ’IMA, OVAMA DOKUNMA !

Biz zalime asla boyun eğmeyiz, YOL’umuz Şiarımız budur!!

Devletin tekçi iktidar yaklaşımlarının yarattığı farklılıkları ezme, kendi inancını ve dilini yaşamak isteyen halklara zulmetme politikası bu günlerde doruk noktasında. Devlet adeta şark ıslahat planlarını bugünlerde yeniden hayata geçirmiş ve buna bağlı olarak Tek dil, Tek din ve Tek bayrak politikası gereği her halka saldırmaya başlamıştır. Sur’da Cizre’de Kürt halkına yönelik saldırılar ve imha politikası tam hız sürerken Alevilerin yaşam yerlerine karşı da istimlak ve yerinden etme planlarını faaliyete geçirmiştir. Devletin Akp politikaları ile yapmak istediği Anadoludaki çok renkli, farklı inançlı ve farklı dilli mozaik yapıyı Türk – Sünni İslam kimliğine sıkıştırıp diğer inanç ve ırkları yok etmeye yönelmiştir.

Son iki yüzyıl temelini yaşamları ve Dünyayı çölleştiren ideolojik yapıların daha da hükümran olduğu gerçeği ile insanlık yüz yüzedir. Türkiye Halkları da bu durumu en acımasız şekilde yaşamaktadır. Yaşamaya mecbur edilmektedir. Sürdürücüsü bugün Akp İktidarıdır.
Bu devlet politikası kabul edilmez boyutta ve kendini dayatmakta ve imhaya varan bir zulüm yaşamaktadır. Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Direnen halk yakında bunu tekrar gösterecektir. Kadim Anadolu topraklarını tekçileştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi Akp iktidarına da nasip olmayacaktır. Başta topraklarından sürgün edilmeye zorlanan Maraş halkı olmak üzere bu topraklardaki kadim Alevi halklar YOL’unun her ne şekilde olursa olsun yok edilmesine asla izin vermeyecektir.

Lakin; Akp İktidarı tüm kademelerde halkı baskı altına aldığı gibi, sistem içerisinde de Tekçi Şeriat hükümlerini de oturtmak istemektedir.Okullarda zorunlu din derslerinden, okul cami projesinden ve son olarak Laikliğin anayasa da olmaması gerektiğini dillendirerek Tekçi Şeriatçı aklını iyice açığa çıkarmıştır. Buna karşı duracak muhalefeti de dokunulmazlık manüpülasyonuyla tasfiye etmek amacındadır. Buradan tüm taraflara sesleniyoruz. Sadece muktedirin sesinin duyulduğu meclisin içerisinde, ortak demokrasi direncinin olması şarttır. Oylarımız, tercihlerimiz güvenilmez bir diktaya teslim edilemez.Sonuçları demokrasi güçleri açısından telafi edilemez olacaktır.

Bu mana ile;

• Mülteci meselesi tüm insanlığın meselesidir. Bu savaşı yürütenlerin birinci dereceden sorumluluğudur. Ve sadece Akp iktidarının istismarına bırakılamaz.Mültecilerle ilgili kurulacak Kamp ya da Yerleşim alanları Yerel ve Uluslararası bağımsız sivil kuruluşlarla planlanmalıdır. Denetime (Basına ve kamuoyuna açık olmalıdır)
• Ortadoğuda öncelikle savaş durmalıdır.Türkiye’de adı konulmamış bir savaş vardır. Bu savaşın da acilen durması gerekir. Aksi hali sürdürülemez ve taşınamaz boyutta ekonomik, sosyal, kültürel sorunların habercisidir. Bugün tampon bölge olarak düşünülen Türkiye yarın kendi Halklarının mülteci konumuna düşmesi ile karşı karşıya kalacaktır.
• Dünya ve Türkiye yönetici elitinin Mültecilere yaklaşımı insanlık onuruna yakışmayan, İnsanı ticari meta olarak gören tarzda pazarlık konusu olarak görmesi. Tarihe kara bir leke olarak düşmektedir. Vicdanları kurutmak zulmü davet etmektir.
• Mülteci yerleşim alanları sosyal, inançsal uyumluluk ilkesi gereği planlanmalıdır. Bu anlamda Maraş’ta yapımına başlanan mülteci kampı Alevi yaşam alanlarının yoğunluklu olduğu ve biz Alevilerin tarihsel kadim coğrafyasıdır. Lakin; Maraş’ta 1978 yılında yönlendirilmiş planlı demografik dönüşümü hedefleyen bir katliam devreye sokulmuştur ve Aleviler Maraş’tan sadece ceketlerini alarak çıkmak zorunda kalmışlardır. Avrupa da Türkiye şehirlerinde mülteci olmuşlardır. Bizler bugün de son kalan varlığımızın coğrafyamıza yapılması planlanan Mülteci kampları ile yok edilmek istendiğini görüyoruz. Sosyal ve inançsal uyumu olmayan bir nüfus yerleşimi yeni katliamlara davetiye çıkaracaktır.
• İktidar Kayseri pazarlığını Biz Alevilerin kalan varlığını yok ederek Maraş’ta demografik bir dönüşüm yaratmak amacındadır. Bu şekilde Adıyaman ve Malatya’da ki Alevi varlığını da İşid kemeriyle göçe ve asimilasyona tabi tutmak istemektedir.
• Ayrıca; Sivas’ta da Divriği, İmranlı, Zara ilçelerinde de muhtarlarla görüşmeler yapıldığı, Kırklareli’de Bektaşi köylerinde Keşifler yapıldığı da bize gelen bilgiler arasındadır. Mülteci kamp alanları düşünüldüğünde yine hedef olarak Alevi yaşam alanlarının seçilmesi manidardır.
• Biz Aleviler olarak bu planlamalardan derhal vazgeçilmesini istiyoruz. Maraş kırmızı çizgimizdir. Ve Biz Aleviler tüm toplumsal kesimlere, İnanç Mensuplarına, Hemşehrilerimize, Mahalleliremize, Köylülerimize ve Tüm Anadolu Halklarına sesleniyoruz daha yaralarımızı saramamışken, daha tarihimizle yüzleşmemişken yeni katliam planlarına karşı durmaz isek. Geri dönülmez bir ayrışma bizi beklemektedir.

Bu anlamda vardığımız eylem kararlaşmaları;

Ve bizler Alevi kurumlar ve Demokratik Kitle örgütleri ve organizasyonlar ile tepkilerimizi göstermek için, 6 mayısta Türkiyenin Tüm kentelerinden ve Avrupa ülkelerinden Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 mayıs’ta Maraş’ta nöbette olacağız.

Yaşamıma, Maraşı’ma, Ovama Dokunma şiarıyla bir imza kampanyası başlatıyoruz. İmzalarımızı Muhataplarına Tüm kurum temsiliyetlerimizle heyet şeklinde teslim edeceğiz.

AB Parlamentosuna Türkiye ve Avrupa’dan Kurum temsiliyetleri imzaları ile hazırlayacağımız mektup göndereceğiz.

 

Bir Sürgün hikâyesi: Terolar

“Sürgün hakkında düşünmek tuhaf bir biçimde davetkâr hatta kışkırtıcı bir şeydir de, sürgünü yaşamak korkunçtur. Sürgün, bir insan ile doğup büyüdüğü yer arasında, benlik ile benliğin gerçek yuvası arasında zorla açılmış olan onulmaz gediktir: Özündeki kederin üstesinden gelmek mümkün değildir. … Sürgünde elde edilen kazanımlar sonsuza dek arkada bırakılmış bir şeyin kaybedilmesiyle sürekli olarak baltalanır…” der Edward Said… Bizim topraklarımızda sürgün kelimesi çok da yabancı değildir. Kök saldığın yerden kendi rızan dışında, iktidar hırsı yüzünden koparılıyorsun.

Kök salma duygusu insanın temel kimlik meselelerinden biri olan ‘aidiyet’ duygusunu beslediği içinde onu terk etmek pek mümkün değildir. Kök salan insan, kunt bir ağaç misali asırlarca yeryüzüne tutunmaya ant içmiştir sanki. Faniliğe inat atalarıyla, gelenekleriyle, kültürüyle, diliyle varlığının sürmesini arzu eder. Kendini ait hissettiği ‘kutsal toprağa’ saldığı derin kökler sayesinde edindiği kimlik, bu dünyadaki yolculuğunu anlamlı kılar. Elif Ana’nın, Ali Kute’nin, Hemi Tazi’nın, Mami Zılfe’nin bedeniyle kutsanmış Narlı, Pazarcık ovasını vazgeçilmez yapar.

İşte bu kutsal topraklar, geçmişten bugüne sürgün politikasının esiri olmuştur.  Bir kez o topraklara kök salınmıştır ya, çıkarıp koparmak mümkün değildir.

Maraş Pazarcık’ın böyle bir hikâyesi var… Kimliğinden, konumundan, kutsal topraklarından dolayı Osmanlı’dan günümüze bu sürgün politikasına tanıklık etti. Sadece sürgün değil, ölümlerle de sınandı. O yüzden Maraş sürgüne, yersiz, yurtsuzluğa en iyi örnek olacak kentlerden biridir. Ya da en kötü!

Baba İlyas’a, Kalander Celebiye, Sinanlara yurtluktur Maraş. Yavuz’un katliamına tanıktır, Ermenilerin katledilmesine şahittir.

İlk 1978 yılında yaşanan katliamla göçe zorlanan bu halk, ait olduğu o kutsal topraklardan koparılmıştır. Ama bir kez kök salınmışsa ve yayılmışsa o topraklara, bedenin olmasa da ruhun oradadır.

Evet, yer, yurt olmasa bile geçmişin hatıraları vardır. İşte onun özlemi ve burukluğu büyük bir mirastır geleceğe… O yüzden Maraş her ne kadar kanlı olsa da yeni bir düşün de habercisi. 78 katliamının üzerinden 38 yıl geçti, kimi tanıklar yaşamıyor, kimi tanıklar o anları hatırlamak bile istemiyor. Avrupa’ya göç edip sonrasında dayanamayıp gelenler, “orada bir köy var uzakta…” özlemiyle günleri devirenlerin çoğu yerlerine ve yurtlarına döndü…  Alevi kimliğine sahip binlerce insan kök saldıkları topraklara döndüğünde o kutsal toprakları öptüler kuşkusuz. Kanla sulanmış topraklarına yüz sürdüler… Kötü anılarını, acılarını yeniden hatırlayıp ağladılar. Ve bu kez söz verdiler: Asla terk etmeyecekler!

“Artık kişinin evindeyken, kendini evinde hissetmemesi bir ahlak meselesidir” der Adorno. Onlar etik olarak bu ahlak meselesini aştı. Çünkü evindeler ve ait olduğu yerde…

Peki, şimdi bu ait olduğu yerlerden yeniden sürgün edilmek niye! Günlerce tartışmalara neden olan bu sürgün politikasını neden Maraş yeniden yaşıyor?  Neden 38 yıl önce katliamın olduğu köylerin ortasına ‘mülteci’ kampı yapılıyor? Bu neyin kışkırtması?

Burada pek çok şey söyleyebiliriz… Dışarıdan bakıldığında “Aleviler mültecileri istemiyor” gibi ırkçı bir anlayışa neden olduğunu biliyoruz, doğrudur!  Ama şunu da atlamayalım; yıllarca mülteci konumunda olan Maraşlılar, Aleviler neden mülteci kampına karşı çıksınlar ki? Bunca acı çekmiş bir halk mültecileri anlamayacak mı? Bu kadar ‘yaygara’ gerçekten Alevilerin yaptığı ‘ırkçılık’ yüzünden mi?

Elbette değil! Henüz yeni döndük Maraş Terolar köyünden…  Nereden anlatılmalı tarih bilinmez… Ama bilinen gerçekler var bu hayatta: Politik olarak bildiğimiz sistematik olarak devam eden bir asimile süreci ve ben olmayanı, ya sev ya terk  et, karşı çıkan olursa… Gibi tehdit vari sözlere karşı kendini korumaya alan bir halk vardı.

Siyasal bir soykırım, etnik arındırma var…

Ama bunun yanında, kentine el konulanlar, kendi ülkelerine yabancılaştırılanlar bugün yeniden aynı durumla karşı karşıya.

Mesele Mülteci kampına karşı çıkış değil, mesele yeniden yerinden ve yurdundan edilme meselesi… Yani asıl mülteciliği kendilerinin yaşaması ve 360 dönüm alana 27 bin kişinin getirilmesinin altından  yatan gerçekler!

Biz bu gerçekleri Terolar’da gördük. Alevi köylerinin ortasına AFAD kampı yapılması,  Aleviler için yeni bir sürgün, köklerinden koparılma halidir. İktidarın ve sermayenin göz diktiği verimli topraklarda, benimsediği cihatçı grupların cirit atması isteğidir. Türkiye’yi Ortadoğu savaşının içine çekmesi de bundandır. Kendinden olmayanı, muhalif olanı sindirme, yok etme politikasıdır bu. Maraş Terolar köyünde yaşananlarda budur!

Kurulmak istenen kamp oluşum, yerleştirildiği alan, kamp alanı dışında hareket alanı olmaması itibariyle askeri bir kamptır. Kişi başıan düşen alan 13 metre karedir. F tipi koğuşlarından daha dardır. Tüm bunlar zaten kampın hangi amaçla kurulduğunu göstermektedir. Arındırılmış bir kamptır. Cihaist ve selefist gruplar dışında kimsenin barındırılmadığı alınmadığı bir statüdedir. Suriyeli Kürtler, Aleviler ve diğer kesimlerin içine alınmadığı, arındırıldığı bir birleşimdir. Akçakale’de görüldüğü gibi içeriye Milletvekillerin dahi sokulmadığı bir komumdadır. Bilinmektedir.

78 katliamında bitiremediklerini, dönemin ve çağın geleneklerine göre yok etme politikasıdır. Alevilerin bu karşı koyuşu, bu itirazı, köklerinden kopmama isteği, bunun tezahürüdür!

Yıllarca özlemini çektikleri topraklarına kavuşan bir halkın yeniden yerinden edilmesi, yurtsuz bırakılması herkesin bildiği gibi bu halkın ölümü demektir.

Bu ölüme karşı kendi kimliklerini de savunan Aleviler, bu kutsal toprakların asıl sahibi olduğunu biliyorlar. O yüzden de 72 millete bir nazarla bakan bu halkın “biz mülteci kampı istemiyoruz” gibi ırkçı bir söylemi söyleyecek kadar tekçi bir zihniyete de sahip olmadığını herkes bilir.

Dolayısıyla da bu yüksek sesli itirazları kök saldıkları yerlerden yeniden koparılma korkusuyla birlikte anılarını, kayıplarını, acılarını bırakmasıdır.  Çünkü iktidar güçleri açık açık destekledikleri IŞİD’çiler ve Alevileri karşı karşıya getirerek yeni bir kıyımın zeminin hazırlıyorlar.  Devletin ‘öteki’ olanlara karşı olan bu tutumu, iktidara karşı hakikatleri söylemeye çalışanlara; Alevilere, Kürtlere gerçek yüzünü gösterme arzusudur artık.

Yaratılmaya çalışılan bu kutuplaşma ne yazık ki Maraş Terolar’da baş gösterdi. Sivas Zara ve pek çok kentte de bu ve buna benzer kampların yapılacağı haberi geliyor. Bin yıllardır Anadolu’ya uygarlık etmiş, “gel ne olursan ol gel” diyen bir anlayışa sahip olan, ama aynı zamanda da “zalimin talim ettiği yola minnet eylemem” diyen bir kültür ve geleneğe sahip olan bu topluluk, halk inancına sahip çıkarak Terolar direnişin bir parçası oldu. Evet, bu bir direniştir… Devletin zulmüne, iktidarın tekçi zihniyetine karşı direniştir. Bugüne kadar yok sayıldıkları kimliklerine karşı bir direniştir.

Bugün Maraş Terolar köyünde, Sivas Zara’da, Yırca’da, Artvin Cerratepe’de, Küçükarmutlu’da, Gazi’de, Gülsuyu’nda, Sur’da, Cizre’de, Yüksekova’da, Nusaybin’de… Bu bir karşı koyuştur. Bu direniş, batıdan doğuya uzanan ve sınırları kaldıran bir direniştir.  

O yüzden de Maraş Terolar’a ses verirsek sınırları aşarız… Çünkü metropollerin dönüşümü devletin ‘acele kamulaştırma’ bahanesiyle halka ait olan arazilere kamp kurma olarak devam ediyor… Biz bunun ortağı olmayacağız, dağlarımıza, meralarımıza, ovalarımıza sahip çıkarak bu direnişe ortak olacağız. Bu direnişin bir parçasıyız…

Yaşananlar, siyasal bir operasyondur. Halkın göçertilmesi, arındırılması, demografik yapısının değiştirilmesidir. Sur’daki kamulaştırma ne ise, Teroler’daki köyün merasına el konması ve IŞİD kampına çevrilmesi de aynı şeydir.

Gazetecilerin sokak ortasında dövülmesi, tutuklanması, CHP’nin sol kanat milletvekillerinin yumruklanması, il başkanlarının linç girişimleri, Kürt köylerinin tank ve toplarla dövülmesi, siyasi temsilcilerinin tutuklanması, milletvekillerinin dokunmazlıklarının kaldırılması, Alevi yerleşim yerlerine IŞİD’lilerin yerleştirilmesi uygulaması, topu yükün bir savaşın yürütüldüğünü göstermektedir.

Buna karşı tüm kesimlerden demokratların, sorunsallıklarına sahip çıkması hayati bir durumdur. Kim hangi sorunundan yola çıkıyorsa, çıksın direnişe geçmek durumundadır. Çünkü hukuk iktidar erkinin iki dudağı arasında sıkıştırılmıştır. Mahkeme kapısında, devlet temsilcileri, milletvekilleri ve bakanların nezdinde çözülecek bir durum bırakılmamıştır. Tüm kurumlar etkisiz hale getirilerek teslim alınmaktadır.

Bu teslim alma, sadece Kürtlerin, Alevilerin hayatını değil, tüm demokrasi çevrelerinin soysal düzenini hedeflemektedir. Yaşamın yeniden düzenlendiği ve selefist bakış açısıyla örüldüğü bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bizleri biz yapan tüm değerler hedef haline getirilmiş durumdadır.

Biz Aleviler için gerçeklik Kerbela gibi önümüzde durmaktadır. Ülkemiz Kerbela’daki gibi kavrulmaktadır. Bir yandan Yezit’in zulmü, diğer yandan Hüseyin’in direnişi durmaktadır. Bizleri sorumluluğumuza sahip çıkmaya çağırmaktadır.

Evliyaların, pirlerin, semahların diyarından seslenmektedir. “Kendin ol” demektedir.

Uğurlar ola, Haşim Hoca

Alevi hareketine yıllarını katmış, 68 kuşağının temsilcilerinden Haşim Kutlu, sürgünde, kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta hakka yürüdü. Alevi hareketi bir emekçisini, militanını kaybetti.

Fikirlerindeki inatçılığı, heyecanı ve Aleviliğe olan sevgisiyle hatırlayacağız.

Fırçasındaki renklerin, Aleviliğe miras bıraktığı tablolarıyla, kitapları, makaleleri ile mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak aramızda olmaya devam edecektir.

Bu can ölmeden evvel binlerce kez ölmüştü, binlerce kez de dirilmişti. Şimdi bu can başka bedenlerde yeniden dirilecek, bedeni canlı, cansız her şeye sinecek. Kâinat durdukça bu can canan içinde yaşayacak.

Sevdiğin gibi, istediğin gibi, bildiğin gibi ışıklar içinde kal, emeklerin haq ile hakikattir devrin daimdir.

Gerçeğe hü, mümine ya Ali

 

Aleviler konteyner kente karşı 7 Mayıs’ta Maraş’ta direnmeye çağırıyor

Maraş’ta Alevi köylerinin yakınlarında inşası planlanan “konteyner kent“lere karşı çıkmak için Alevi kurumları 7-8 Mayıs tarihlerinde Maraş’ta olacak.

Ne olmuştu?

Maraş’ın Sivricehöyük Mahallesi yakınına 27 bin Suriyeli göçmen kampı kurulması için çalışmalara başlandığında halk, bu bölgeye cihatçıların girişine dair herhangi bir denetimin sağlanmayacağı için tepki göstermişti. Konteyner kentin Suriyeli sünnilerin yerleşimine açılacağı ise yeni bir asimilasyon politikası şüpheleri uyandırmaktaydı.

Konuyu gündeme taşıyan ve kamp önünde eylem yapanlara jandarma gazla saldırmıştı. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, çıkan tartışmayı savuşturmak için ‘yeni kamp yapılmadığını, mevcut kampın konteyner kente çevrildiğini’ söylemişti.

“Aleviler tüm haklarını kullanarak konteyner kenti engellemeye çalışacak”

Alevi Kurumları Maraş Komisyonu’nun gerçekleştirdiği basın toplantısında “Biz burada konuşurken, toplantı yaparken o konteyner kent orada yükseliyor. Bunun için ciddi kaynaklar ayrılmış ve çalışmaları büyük bir hızla ilerliyor. Buna engel olamazsak Sivas’ta, Kırklareli’ndeki Alevi bölgelerine de benzer uygulamalar yapılacak.” ifadeleri kullanıldı. Alevilerin tüm haklarını kullanarak konteyner kenti engellemeye çalışacağı da vurgulandı.

Alevi Kurumları Maraş Girişimi’nin çağrı metni şöyle:

Maraş’ta mülteci kampı adı altında yapılmakta olan IŞİD, NUSRA, EL KAİDE gibi kanlı cihatçı örgütlerin eğitim alanı olacağından emin olduğumuz ve o bölgede oturan Alevi halkın yaşamını aleni tehdit edecek bu girişime dur demek için Alevi Örgütleri olarak 7-8 Mayıs’ta Maraş’a gidiyoruz!

Biz Alevilerin Maraş halkına bir dayanışma borcumuz var. 1978 yılında Maraş’ta yapılan katliamın ikincisi yaşanmaması için neler yapabiliriz? Devletin Maraş özelinde Alevi halkına dönük yaşam alanına müdahale ve yok etme politikasına nasıl dur deriz? Yol ve Eylem haritamızı konuşmak için, gelin siz de el verin.

Basın toplantısının ardından Alibeyköy Cemevi önünde de bir basın açıklaması okundu. Basın açıklamasını Alevi Bektaşi Federasyonu Baki Düzgün okudu. Açıklamada, “Yaşamımıza, ovamıza sahip çıkmak için 6 Mayıs’ta Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 Mayıs’ta Maraş’ta nöbette olacağız” denildi.
https://www.facebook.com/yarinhaber/videos/1160331950666178/
/Yarınhaber

İMC TV Haber Müdürü Hamza Aktan gözaltında!

imc TV Haber Müdürü Hamza Aktan, İstanbul Bahçelievler’de bulunan evine bu sabah yapılan polis baskını sonrası gözaltına alındı. Gözaltına alınan Aktan, Aksaray’da bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’ye götürüldü.

Sosyal medya sitesi Twitter’dan yaptığı paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan Aktan’ın bu yönde ifadesinin alınmaya başlandığı öğrenildi.

‘FAŞİZMLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

Evrensel’e konuşan imc TV Genel Yayın Koordinatörü Eyüp Burç, Aktan’ın sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlar nedeniyle gözaltında olduğunu söyleyerek “Zaten başından itibaren hem imc’ye yönelik, hem de gazetecilerin basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bir kıskaç ve baskı var. Bu da onun bir devamı ve böyle devam ediyor maalesef. Basın ve ifade özgürlüğü konusunda zaten sıralaması sonlarda olan Türkiye, sırasını biraz daha aşağılara çekmiş olacak böylece” dedi.

Söyleyecek söz bulamadığını belirten Burç “Nasıl bir anlayış, nasıl bir zihniyet, tümüyle tek ses, tek devlet, tek millet, tek medya, tek tip insan, tek düşünce… Herkesin tekleştirilmek istendiği bir dünyayla karşı karşıyayız. İnsanın gerçekten sinir sistemi zor tahammül ediyor, hafızası zor alıyor” diye konuştu. “Bir insan sosyal medyada, sosyal sorumluluk gereği hatta paylaştığı ifade ve düşünceleriyle ilgili gözaltına alınıyor, hem de terörle mücadele şubesi tarafından. Söylenecek söz yok gerçekten” diyen Burç “Çok açık ve net faşizmle karşı karşıyayız” diye devam etti.

evrensel

Paris pir sultan dergahı’nda Dersim tertelesi tartışıldı

29 Nisan Cuma akşamı Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak, Paris Pir Sultan Alevi dergahı’nda Dersim Tertelesi’nin yıl dönümü dolayısıyla bir seminer verdi.

 

Dersim tertelesi nedeniyle pek çok ilde ve ülkede anmalar ve paneller yapıldı. Bunlardan biri de Paris’te Pir Sultan Abdal Dergahı’nda yapılan paneller…. Yüzü aşkın Alevi can’ın katıldığı Seminerde, tarihten günümüze yaşanan Kürt kırımına değinen Bayrak, “en az üz yüz yıllık tarihi geçmişini bilmeyen toplumların geleceğinin karanlık olduğunu” belirterek, yeni kuşakların Kürt ve Alevi tarihini öğrenmeleri gerektiğine vurgu yaptı.

Görsel fotoğraflar ve belgeler eşliğinde seminerine devam eden Bayrak, Aleviliği kendi başına bağımsız doğal ve felsefi bir din olarak tanımladı.

Aleviliğe tarihin değişik dönemlerinde müdahaleler yapıldığını belirten bayrak, bugünün verili koşullarında Kürtlerin ve Alevilerin kaderinin ortak olduğuna parmak bastı.

Hasim Kutlu son yolculuguna semahlarla uğurlandı

Almanya’nin Ludwigsburg kentinde Salı günü Bisiklet sürerken Kalp krizi geçiren Kürt yazar Haşim Kutlu bugün (Cuma)son yolculuğuna uğurlandı.

Ludwigsburg Alevi Kültür Merkezi’nde iki gündür toplanan akrabaları, dostları ve yol arkadaşları.  Yazar Hasim Kutlu´yu son yolculuğuna uğurladilar. Haşim Kutlu´nun vasiyeti üzerine düzenlenen cenaze töreninde Asik Divani´ deyisleriyle semah döndüler.

Pir Ali Bali´nin duaları eşliğinde gerçekleşen Cenaze töreninde, Hayat hikayesi okunurken, yol arkadaşı ve Hapishane arkadaşı Pir İbrahim Klavuz ,Mustafa Deprem, Pir Riza Yağmur, gibi  bir çok Pir’ler ve yol arkadaşlari  Haşim Kutlu’yu anlattılar. FEDA Eş Başkanı Erdoğan Yalgın’da mücadelesini anlatırken duygusal anlar yaşandı.

Deyişler eşliğinde semah dönerek tören düzenlendi.

Kutlu Arkadaşlarına yaptığı vasiyet üzerine cenazesi Dersim Pertek ilçesinin Ulupınar köyünde Cumartesi günü defin edilecek.

Özcan Bozoğlu