Ana Sayfa Blog Sayfa 6314

AKP’nin Laiklik Düşmanlığı, Işid- AKP Ortaklığının İlanıdır!

Britanya Alevi Federasyonu, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Yeni Anayasa’da laiklik olmamalı” sözlerini sert bir dille eleştirerek, “AKP’nin Laiklik Düşmanlığı, Işid- AKP Ortaklığının İlanıdır!” dedi.

 

Tartışmalara neden olan Kahraman’ın sözlerine Avrupa Alevilerinden de sert tepki geldi. Britanya Alevi Federasyonu bir açıklama yayınlayarak AKP’yi eleştirdi. Açıklamada, “Kilis Işid tarafından bombalansın ses çıkarma, Çocuklar din adına istismar edilsin ses çıkarma, Laikliği savunan üniversite öğrencileri linç edilsin ses çıkarma, Maraş’ta AFAD tarafından insanların yaşam alanları talan edilsin ses çıkarma, Sonra gel ‘Laikliği Kaldırıyoruz’ diye saçmala…” denildi.

Açıklamanın tam metni şu şekilde;

AKP Hükümeti, TBMM Başkanı İsmail Kahraman ‘’Yeni anayasa’da laiklik olmamalı, Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım, dini olarak bahsetmesi lazım, Yeni ve dindar bir anayasa olmalı’’ diye konuştu.

Yıllardır sokaklarda AKP-Işid ortaklığını protestolarla, mitinglerle, yürüyüşlerle, basın açıklamaları ile ve doğrudan devlet kurumlarına yaptığımız başvurularla anlatmaya çalışıyoruz. Gazeteciler bu ortaklığı yazdı diye yüzlerce yıl mahkumuyetle yargılandılar, kendi algıları ile donattıkları bir din yönetimini savunan ve yaptığı katliamları din kanunlarına dayandıran Işid ve benzeri guruplar AKP’nin bugün mecliste savunduklarını savunuyor.

Özü itibarı ile Suriye’de Işid’in uygulamaları AKP’nin Türkiye’de kurmak istediği düzenin aynısıdır.

TBMM başkanı İsmail Kahraman’ın sözleri birçok kesim tarafından sadece endişe verici bir çıkış gibi karşılanırken, biz Aleviler için doğrudan yaşamlarımıza müdahale olarak algıladık. Çünkü Aleviler olarak doğal yaşamlarımız içindeki davranışlarımızda laik bir düzen var. Kadınlarımızın yaşam içindeki yerleri, inancımızı yaşarken, başkalarına hiçbir dayatmanın yapılmaması, tüm inançlarla bir arada olmaktan çekinmeyen ve hayata insan-can merkezli bakıyor olmamızdan kaynaklı doğal laik bir hayatın içindeyiz.

Devletin laikliği ortadan kaldırma girişimi biz Aleviler için ülkemizde hakim inanç olan islami-sünni yaşam biçiminin evimizin içine kadar gelerek hayatımızın her alanına dayatılması anlamına gelecektir.

Sadece Aleviler değil, ateist, eşcinsel, hıristiyan, musevi, yahudi, ezidi yani sünni ya da islam olmayan kim varsa toplumsal hayatın dışına itilecek ve baskı altına alınacaktır.

Bu projenin özünde gerçek anlamda bir islam ya da sünnilik inancını savunmak olmadığını, islam yaşam biçimini dayatma görüntüsü altında, emperyalistlerin maşası konumuna getirilen halklar yaratılmak istendiğini biliyoruz.

Yakın geçmişte Irak, Afganistan ve orta doğu girişimleri örneklerinde bunları yaşadık.

Dolayısı ile AKP-Işid sistemi ve emperyal projenin dışında kalan sünni-müslüman toplumlarda aynı baskıyı hissedecektir.

95 yıl önce, Aleviler Cumhuriyet fikrine içinde laiklik olduğu için destek verdi. Bu nedenle her nekadar ülkemizde laiklik istenilen düzeyde uygulanmıyor olsada, laiklik ilkesinin korunması ve laikliğin Türkiye’de en iyi şekilde uygulanması için mücadele etmeye devam edeceğiz.

 

 

 

İnsan hakları savunucusu hayatını kaybetti

Türkiye’de uzun yıllar boyunca insan hakları alanında çalışan, raporlamalar yapan, Almanyalı hak savunucusu ve yazar Helmut Oberdiek hayatını kaybetti. Oberdiek, 1980 sonundan 90’lı yıllara dek Uluslararası Af Örgütü Türkiye temsilciği yaptı. Uzun süre Ankara’da yaşadı ve Türkiye’yi yakından inceledi.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre; Kürt meselesi, 90’lı yıllarda Kürt illerindeki gazetecilerin yaşadıkları zorluklar ve cinayetlerin yanı sıra Türkiye’deki hak ihlalleriyle yakından ilgilendi ve Türkçe yazdığı kitap ve raporlarıyla ihlalleri belgeledi ve tarihe not düştü.

Bu konulardaki çalışmalarını internet sitesinde topladı.

Uluslararası Af Örgütü’nden TİHV’e Helmut Oberdiek 1949 Herford doğumlu. Tübingen Üniversitesini 1977’de bitirdi. 1981’e dek öğretmenlik yaptı.

Türkiye ile ilgisi 1970’lerin başından beri devam eden Oberdiek Türkçeden Almancaya birçok çeviri yaptı.

1986’da Uluslararası Af Örgütünün Türkiye sorumlusu olarak çalıştığı Londra’ya yerleşti. 1990’da Ankara’da Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Merkezinde çalıştı.

1995’te, Mesut Yılmaz hükümetince “persona non grata” (istenmeyen insan) ilan edildi.

Helmut Oberdiek’in Af Örgütünde Türkiye sorumlusu olarak çalıştığı döneme ait, tarihsel değer taşıyan gazete haberlerine ve kendisiyle yapılan söyleşiler sonucu hazırlanan haberler de internet sitesindeki “Sergim” bölümünde bulunuyor.

1992-1998 arasındaki gazete arşivi de burada.

12 Eylül’ün “katkısı”: Dışarıdakiler

1991 yılında Türkçe olarak yazdığı “Dışarıdakiler” isimli kitabı Belge Yayınları’ndan yayınlandı. Baskısı tükenen kitabı daha sonra izin alarak internet sitesinde yayınladı.

Dışarıdakiler Helmut Oberdiek’in ilk Türkçe ilk yapıtı. Kitabını, “12 Eylül’ün katkısı” olarak tanımladı

Telefon sesi ile uyanmak

12 Eylül 1980, sabah saat 6’da, yatağımın yanında bulunan telefonun sesi ile uyandım. Telefonun diğer ucunda Hamburg’dan Memet, heyecanla darbe haberini iletiyor:

“Duydun mu, Türkiye’de darbe olmuş.”

“Yapma, nereden duyacağım ki?”

“İlk haberi Bavyera Radyosu vermiş, yani NATO’nun onayı ile olmuş bir darbe bu.”

Kitabın tanıtımında, darbe dönemini “içeriden” yaşayanların yanı sıra bu kitapta “dışarıdakilerin”, dışarıda kalanların yaşadıklarının anlatıldığı belirtiliyor.

Oberdiek, neden “dışarıdakileri” yazdığını da şöyle anlattı:

“Neden ‘dışarıdakiler’?

  1. a) 12 Eylül darbesinden 10 yıl önce gurbetçiler (Türkiye’nin dışındakiler) ile tanıştım,
  2. b) 12 Eylül ile birlikte gönüllü 1402’li olup hapistekilerin dertleriyle “dışarıda” olan biri olarak uğraştım,
  3. c) 12 Eylül’den 10 yıl sonra deneyimlerim hakkında yazmaya karar verdim.”

Helmut Oberdiek’in “11, 12 Eylül: Darbenin Gerçek Boyutu” başlıklı yazısı, bianet’te 15 Eylül 2007’de yayınlandı.

“Dışarıdakiler”e buradan ulaşabilirsiniz.

“Yardımseverliği hak arama mücadelesine dönüştü”

Perwer Yaş, 25 Eylül 2011’de Fırat Haber Ajansında (ANF) yayınlanan “Bir Alman’ın 12 Eylül Günlüğü” başlıklı söyleşisinde Oberdiek’le ilgili şunları anlatıyordu:

“Avrupa’yı sarsan 68 kuşağına yetişmediği için üzülmüştü, fakat Almanya’dan bir türlü gitmek istemeyen ‘misafirlerle’ macerası 68 kuşağının yaşadıklarını aratmayan cinstendi.

Üç dönümlük tarlası verim vermeyince fabrikada çalışmaya başlayan bir babanın çocuğuydu. Hem köylü hem işçi bir aileden, yani ‘alttan’ geliyordu ve bu yüzden de “alttakilerle” dostluk kurmakta hiç zorlanmadı.

Herford doğumlu Oberdiek, Tübingen Üniveristesi’nde okurken okul tatillerinde çalıştığı fabrikalarda misafir işçilerin sorunlarını hal ediyor, danışmanlık yapıyor, doktorda sıra beklerken ‘Tarzanca’ tercüman oluyor, ailesini getirmek isteyenlere ve öğrencilerin ev ödevlerinde yardımcı oluyordu. Hatta o dönem Türkiye hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan mahkemeler bilirkişi olması için onun peşinden koşuyordu.

Artık zamanla bu yardımseverliği onun deyimiyle bir hak arama mücadelesine dönüştü…”

Türkiye’de yaşam hakkı

Oberdiek, Eylül 2007’de “Türkiye’de yaşam hakkı” başlıklı raporu hazırladı.

Raporda, 12 Eylül 1980’den 12 Eylül 2000 yılına kadarki 20 yıllık bilanço ve 1990-1999 arasındaki silahlı grupların sivillere saldırılar hakkında 10 yıllık bilanço yer alıyor.

Raporda, açıklamalı ve rakamlar olarak kayıplar, gözaltında ölüm, silahlı grupların saldırıları, öldürülen öğretmenler, öldürülen gazetecilerle ilgili bilgiler var.

 

Oberdiek, raporla ilgili açıklamasında sorumluların yargı önüne çıkarılmasını umduğunu yazdı:

“Oluşturduğum listeler bu haliyle bile belirli bir döneme ışık tutmakla beraber belki ileride bunun yargılanması için de faydalı olabilir.

Sivillere yönelik saldırılar konusunda öğretmenler ve gazeteciler bence ayrı bir öneme sahip. Bunun için (çatışan her iki tarafın sorumlu olduğu) bu tür cinayetleri ayrı birer listede topladım.”

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

“Kaybolanlar”

Oberdiek, Almanya’dan bir milletvekili için 1998 yılında Türkiye’de “kaybedilenler” hakkında bir araştırma yaptı.

Çalışmasında özellikle 20 Aralık 1996 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Terörle Mücadele Birimi içinde bulunan “İnsan Hakları ve Yurtdışı İlişkiler Şube Müdürlüğü’nde” kurulan “Kayıp Kişileri Araştırma Büro Amirliği”nde kamuoyu için hazırlanan yanıtlara baktığını söyledi.

Oberdiek, İHD’nin 1995/1996 raporlarında 360 zorla kaybetme vakasından söz edildiğini, buna rağmen Emniyet’in 150 kayıp olayı hakkında hiç bilgi vermediğini; aralarında Fehmi Tosun ve Hasan Ocak’ın da olduğu kaybedilen veya öldürülenlerle ilgili verdiği bilgilerin de “sözde” olduğunu not düştü.

Öldürülen gazeteciler

Helmut Oberdiek, bianet’in Öldürülen Gazeteciler ve Cezasızlık dizisinde, “Bundan 20 Yıl Önce” başlıklı yazıyı yazdı:

“Gazetecilerin öldürüldüğü yıllarda araştırmanın ne denli zor (hatta olanaksız) olduğunu hatırlatmak için şunu belirtmekte fayda var.

Benden sonra Uluslararası Af Örgütü’nde Türkiye işlerinden sorumlu olan Jonathan Sugden’in Türkiye girişi Eylül 1994’te yasaklandı. Bunun üzerine Af Örgütü araştırma yapmakla tekrar beni görevlendirdi. Adana’da bu görevi yürütürken 6 Haziran 1995 tarihinde gözaltına alındım. 44 saatlik bir gözaltıdan sonra İstanbul’a götürüldüm ve sınırdışı edildim…”

Laiklik

SÜLEYMAN DEPREM

Bir DİN değildir.
Bir MEZHEP değildir.
Bir Kültür değildir.
Bir Felsefe değildir.
Halklar laik olamaz.
Bireyler Laik olamaz.

LAİK lik  farklı inançtaki toplumların birbirine üstünlük kurmalarını engelleyen ve onların birlikte yaşamasını sağlayacak olan bir kuraldır. Bu kural ancak yönetim organizasyonu olan DEVLET tarafından uygulanır. Uygulanmalıdır. Laik olması gereken Devlet tir. Tüm Demokrasilerde hatta Burjuva Demokrasilerinde dahi bu değişmez bir kuraldır.

Türkiye, her ne kadar adı nın başında “CUMHURİYET” yaftasını taşısa da. Kurulduğu günden bu yana LAİK lik kuralını uygulamamıştır.  Osmanlıda bu yana DİYANET’i  yanıbaşında tutmuştur. Diyanetin görevi de mutlak çoğunluk olan SÜNNİ İslam’a hizmet etmek olmuştur. Diğer tüm mezhepler ve inançlar yok sayılmıştır. Her ne kadar “Sosyal  Demokratlarımızın” “Türkiye Laiktir. Laik Kalacak” sloganıyla kitlelerin gazını almaya çalıştıklarına rastlansa da, durum hiç de öyle değildir. Çünkü, onlar da bu suça ortaktır.

Son günlerde TBMM başkanının “Yeni Anayasa da Laiklik olmasın” demesi , kesinlikle bireysel bir görüş değildir. Bir dil sürçmesi hiç değildir. Bu tamamen AKP nin proğramatik ve kuramsal hedefidir. Taktik olarak kitleleri bu fikre alıştırma ve gündem yaratma girişimidir. Adım adım şeriat hükmünün gereğini kurumlaştırma girişimidir. AKP iktidar olduğu günden bu yana tüm projelerini bu yöntemle gündeme sokmuştur. AKP gözünü karartmıştır. Hiç bir yasa,Kural tanımamamktadır. Benden sonrası tufan mantığıyla kitleleri birbirine kırdırarak aradan sıyrılma gayretinde olan yöneticileri herşeyi bilerek ve isteyerek yapmaktadır.

Türkiye halkları ve inanç gurupları ortak demokrasi paydasında buluşarak top yekun muhalefeti geliştirmek zorundadırlar. Aksi takdir de ülke kan gölüne dönmeyle yüz yüzedir.

‘Alevilerle ilgili AİHM’i dikkate alacağız’

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu Alevilerle ilgili AİHM’in kararlarını dikkate alarak Alevi vatandaşlarımızın sıkıntılarını çözeceğiz ifadelerini kullandı.

 

AİHM Türkiye Kararı, Ülkemiz, Alevi vatandaşlarımızın yaşadıkları sıkıntıları ortadan kaldırmak için gerekli adımları atmakta tereddüt etmemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 26 Nisan 2016 tarihinde İzzettin Doğan ve Diğerleri-Türkiye davasında, Alevilere, inanışları yönünde dini kamu hizmetinin sağlanmamasının, din özgürlüğü hakkının ihlali anlamına geldiğine karar verdi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu verilen kararla ilgili “AİHM kararlarını her daim üstün tutan ve gözeten ülkemiz, Alevi vatandaşlarımızın yaşadıkları sıkıntıları ortadan kaldırmak için gerekli adımları atmakta tereddüt etmemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 26 Nisan 2016 Salı günü İzzettin Doğan ve Diğerleri-Türkiye davasında, Alevi inanç ve kültür geleneğine sahip başvuruculara, inanışları yönünde dini kamu hizmetinin sağlanmamasının, başvurucuların din özgürlüğü hakkının ihlali anlamına geldiğine karar vermiş ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü başlıklı 9’uncu maddesinin ve 9’uncu madde ile beraber Ayrımcılık Yasağı başlıklı 14’üncü maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararda özetle, Alevilerin farklı bir muameleye tabi tutulmasının nesnel ve makul gerekçelere dayanmadığı, devletin Alevi topluluğuna, inanç ve geleneksel uygulamalarına ve ibadethanelerine yönelik tutumunun ve bakışının tarafsızlık ve yansızlık göreviyle çeliştiği ve bu konudaki takdir payını aştığı belirtilmiştir. AİHM, daha önce de cemevlerinin ibadethane statüsü kazanması ile ilgili Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı-Türkiye kararında da AİHS’nin 9’uncu maddesinin ve bu madde ile beraber 14’üncü maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu

Verilen bu ihlal kararları ışığında, Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olan ve uluslararası insan hakları hukuku kuralları ile AİHM kararlarını her daim üstün tutan ve gözeten ülkemiz, Alevi vatandaşlarımızın karşılaştığı zorluklar ve yaşadığı sıkıntıları ortadan kaldırmak için gerekli adımları atmakta tereddüt etmemektedir. Ne yazık ki ülkemizde dini, mezhebi, etnik kökeni sebebiyle toplumun tüm kesimleri, geçmiş dönemlerde yaşanan sosyal travmalar neticesinde horlanmış, mağduriyet yaşamış ve sorunlarını dile getirmekte dahi zorlanmışlardır. Bu sorunları aşma maksadıyla, AK Parti Hükümetleri döneminde geçmişte görülen inkâr ve dışlama politikalarına geçit verilmemiş, vatandaşlarımız arasında hiç kimsenin kendisini yabancı hissetmemesi, devlet ile millet arasında kaynaşmanın sağlanması için cesur adımlar atılmıştır.

Bu süreçte, Alevi vatandaşlarımızın sorunlarının görüşülmesine platformlar sunulmuş, sorunları ilk elden, sorunun taraflarından dinleme imkanı oluşmuştur. 2009-2010 yıllarında gerçekleştirilen Alevi çalıştayları ile Alevilerin sorunları, geniş bir katılımcı topluluğu ile tartışılmış ve sorunlara çözümler bulunmaya çalışılmıştır. Bu çalıştaylar aynı zamanda, devletimizin Alevi vatandaşlarımıza ilişkin tarihsel hafızasını gözden geçirme, hatta yeniden oluşturma konusunda da bir milattır. Böylece tarihimizde ilk kez Alevi vatandaşlarımız ile devlet arasında bu samimiyet derecesinde bir görüşme ortamı sağlanmıştır.

64.Hükümetimizin 2016 Yılı Acil Eylem Planında, geleneksel irfan merkezleri ile cemevlerine hukuki statü tanınacağı ve bu mekânların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gerekli mevzuat düzenlemesi yapılacağı belirtilmiştir. Yine Hükümetimizin 5 Ocak 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne sunduğu Eylem Planı’nda da 64. Hükümet Programı ve Eylem Planı’na atıfta bulunarak kısa sürede cemevlerine ve geleneksel irfan merkezlerine hukuki statü verileceği yinelenmiştir. Ayrıca basına da yansıdığı üzere, Adalet Bakanlığımız, Alevi Dedeleri ile konuyu istişare etmeye başlamıştır.“, dedi.

Meclis’te AKP’liler HDP’li vekillere saldırdı

Bugün Meclis kavgayla başladı. AKP’li vekiller HDP’li vekillere saldırdı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 277 sayılı Kolluk Gözetimi Komisyonu kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinde AK Parti’liler HDP’li vekillere saldırdı. Çıkan arbedede Ferhat Encü, Ayhan Bilgen ve Çağlar Demirel hafif şekilde yaralandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Ferhat Encü’nün ilgili oturum sırasında Roboski’de katledilen 34 kişiyi hatırlatması üzerine ‘Teröristler dışarı, yeriniz hapishane’ diye bağırdığı duyuldu.

HDP’lilerin de kendini savunması üzerine AK Parti’li milletvekilleri ile yerlerinden kalkarak HDP’li vekillere saldırdı.

Mahmut Tanal, yaşanan kavgayı Periscope’dan canlı yayınladı. Tanal canlı yayınında “AKP grubu HDP grubuna saldırdı” ifadelerini kullandı.

ENCÜ: SİZDEN KORKAN SİZDEN DAHA ALÇAK OLSUN

HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Kolluk kuvvetlerinin katlettiği sivilleri andığım için şahsıma linç girişiminde bulundular. Neymiş kolluk kuvvetleri katletmezmiş. Öyle mi? Azıcık onurunuz olsa bunu bana demezsiniz. Zira ben 34 akrabası kolluk kuvvetleri tarafından katledilmiş bir insanım. Hani katletmezdi? Şahsıma linç girişiminde bulunmaya teşebbüs eden AKP milletvekilleri sizden korkan sizden daha alçak olsun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan bugün saat 11.00 civarında Meclis’te dokunulmazlık görüşmeleriyle ilgili oturum yapılması bekleniyor.

Yurt, toplumsal sırrı mekandır

İnsan ve toplum, mekanı şekillendirirken, mekan da insan ve toplumu şekillendirir. Tüm Aleviler, özellikle de Kürt Aleviler toplumsal öz değerleriyle; dilleri, inançları, kültürleriyle buluşmak için yönlerini öz mekanlarına, yani yurtlarına çevirmelidirler; zira yurt, toplumsal sırrı mekandır!..

Toplulukların yaşam algıları, iç ve dışa karşı davranış kodları, toplumsal etiği, doğa olaylarına karşı tepkileri ve nesillerini sürdürme refleksleri, yani bir bütünen özgün bir topluluk olarak gelişimleri, üzerinde yaşadıkları ve yurtlaştırdıkları mekandan, yani coğrafyadan bağımsız değildir. Bireyden topluma geçiş süreçlerinin tutkalı olarak işlev gören ve tamamen gerekli ve ihtiyaç duyulan ilişkilerin ürünü algılar sistematiği olan toplumsal etik de, sözkonusu yaşamın geliştiği mekanda yaşamı, sosyal ilişkileri ve topluluk olma bilincini geliştirip anlamdırarak kalıcı kılar.

Yani bir anlamda; insan ve toplum, mekanı şekillendirirken, mekan da insan ve toplumu şekillendirir, kendine özgün yaşamsal davranışların sahibi kılar. Bir topluluğun mekan haline getirdiği coğrafya, o topluluğun moralitesini de şekillendiren sır’ların da mekanıdır. Doğa, özellikle de coğrafya ile insan ilişkisi, birbirini tamamlayan ve zarar vermeyen ölçüde gelişir veya bu ilişkiyi bozucu dış bir faktör devreye girmezse, gerekli bir ilişki olarak her ikisine pozitif katkı sunar ve kalıcı bir ilişki olarak süreklileşir…

Kültür, inanç, etnisite, dil, toplumsal etik gibi moral değerler ile yeme-içmeden, giyim-kuşama kadar özgün toplumsal davranış ve üretimin tamamının yaşam mekanı, yani coğrafya ile belirgin bağı vardır.

İnsan coğrafyayı, coğrafya insanı şekillendirir

Aslında bir kır inancı olarak gelişen Alevilik de özgün mekan ve coğrafik koşulların ürünüdür. Alevi toplulukların ocak ve aşiret sistematiği ve bu sosyal sistemlerin ürünü olarak toplumsal bilinçte gelişip süreklileşen kültür ve algılar, dışsal faktörlerin etkilerinden azade oldukları sürece, kendi kendine yeten bir şekilde yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmüştür. Doğu Kürdistan’daki (Rojhilat) Yarsanlar (Ehli Heq) ile Dersim’deki Raa Heq Alevi Kürtlerin sosyal ilişki ve algıları birbirine oldukça benzer. Dersim ile Kirmanşan ve Dalaho bölgesinde yaşayan Alevi Kürtler, doğayı inançlarının merkezine oturturlar. Dersim’de neredeyse her dağ ve taşa kutsaliyet atfedilir.

Bu toplulukların Türkmen veya Arap Alevi olarak tanımlanan topluluklarla, özellikle de doğa ve coğrafyayla olan ilişkilerde farklılıklara sahip oldukları görülebilir. Şüphesiz bunun gelişiminde coğrafik etkilerin yanısıra, iktidar olgusuyla olan ilişkilerin, iktidarların doğal yaşamı bozucu ve kendi algılarını zorla dayatıcı gerici zorununun da belirgin etkisi ve alakası var.Türkmen ve Arap Aleviler, Kürt Alevilere göre daha erken ve daha fazla iktidarların etki alanlarına girmiş ve onların dayattıkları yabancılaştırıcı değerlerle tanışmış ve donanmışlardır. Bu da onları kendi inançlarını, uzun bir zaman dilimi dahilinde, iktidarların din adına zorla dayattıkları algı, ritüel, hikaye ve söylemlerle sentezleme zorunda bırakmış, inançlarının doğallığını aşındırmıştır. Bugün bile iktidar olgusunun fazla çeperine girmemiş Kürt ve Türkmen Alevilerin sosyal davranış ve kültürlerindeki doğallık açıkça görülebilir…

Coğrafya ile insan ve toplum ilişkisi karşılıklı gereklilik ve ihtiyaçlar üzerinden gelişirken, sınıflı toplum, iktidar ve ardından günümüzdeki modern devlet gibi sistemler, insan ve doğa ilişkisindeki sözkonusu doğal gelişim seyrini baltalamıştır. İktidar olgusu, toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırıp, her tür müdahaleye açık, yönetilebilir bir toplumsallık ortaya çıkarmak adına, doğal ilişkilerin ürünü tüm değerleri savaş ve zor politikalarıyla dejenere etmiş, yozlaştırmış ve anlamsızlaştırmaya çalışmıştır.

Alevilik ve Aleviler öz mekanlarından koparıldı

Günümüzde her etnisiteden Alevilerin yaşadığı asimilasyon ve sosyal ilişkilerdeki dejenerasyonun en önemli sebeplerinden biri bu toplulukların, özgün sosyal ekolojilerini var eden coğrafyalarından kopmaları, koparılmalarıdır. Alevilik olarak tanımlanan tüm toplumsal dayanışmacı, paylaşımcı ve rızalığa dayalı değerlerin şekillendiği mekan, yurt ve coğrafyadan kopuş, Alevileri iktidarların hakim olduğu kentlerde, üstten dayatılan bireyci değerler karşısında savunmasız bırakmış ve algılarında musahiplik, kirvelik, rızalık, cem olma, dayanışma ve paylaşım gibi değerleri muğlaklaştırmıştır.

Yurdundan, mekanından ve coğrafyasından koparılan Aleviler, kendilerine var eden tüm öz değerlerinden; dillerinden, kültürlerinden, sosyal ilişkilerinden, inançsal algılarından ve toplumsal ahlaklarından da kopmuşlardır, koparılmışlardır. Özellikle Kürt Aleviler, yurtlarından göçertilip dünyanın dört bir yanına savrulmuş; dillerini ve kültürlerini tamamen unutmayla yüz yüze bırakılmışlardır…

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, aynı zamanda Kürt Alevileri; Erzurum’dan Dersim, Erzingan, Sivas, Malatya, Semsur (Adıyaman), Maraş, Dîlok (Antep) ve Kayseri Sarız’a kadar uzanan doğal mekanlarından, yurtlarından, coğrafyalarından ve dolayısıyla inançlarından, dillerinden ve kültürel kimliklerinden koparma tarihidir.

Terolar: Yurda sahip çıkma,
varlığına sahip çıkmadır

Koçgiri, Dersim, Maraş ve Sivas katliamları bu siyasetin pratik belirgin pratik uygulamalarıdır. Bu gün Maraş’ın Terolar Köyü (Teronê Jêr) yakınlarına Suriyeli Arap mülteciler için kurulmak istenen kampla yapılmak istenen de, tüm zorba politikalara rağmen doğal mekanlarını, yurtlarını terk etmeyen az sayıdaki Kürt Aleviyi de yurtlarından kaçırtmaktır.
Egemenler Alevilerin tüm sosyal, inançsal ve kültürel değerlerinin şekillendiği coğrafyayla bağını koparmadan, yani onları savunmasız bırakmadan yönetilebilir hale getiremeyeceklerini biliyor ve bunun için onları öz mekanlarından kopmaya zorluyor…
Ama artık direnişte karar kılan Kürt Aleviler de ne yaptıklarını biliyorlar. Öz mekana, coğrafyaya, yurda sahip çıkılmazsa inançsal, kültürel ve sosyal tüm değerlerin yok olacağını görüyorlar. Direnişe öncülük eden analardan Elif Caner’in, “anılarımıza ve köyümüzü bırakmayacağız“ sözleri, tam da bu bilinci ifade ediyor…
Tüm Aleviler, özellikle de Kürt Aleviler yeniden kendilerini var eden toplumsal öz değerleriyle; dilleri, inançları, kültürleriyle buluşmak için yönlerini öz mekanlarına, yani yurtlarına çevirmelidirler; zira yurt, toplumsal sırrı mekandır!..

‘’Aşk ile” diye başlardı söze!

Yolumuz, ‘’Kürdistan Aleviler Birliğinin’’  24 Kasım 1992 deki, Köln Kuruluş toplantısında kesişti.  Tam 24 yıldır, o gün birlikte verdiğimiz ikrara bağlı kalarak, birlikte yürüyoruz. Bazen önde, bazen arkada, bazen yan yana, ama hep beraber inançla ve inatla, zorluklara direne direne yürüyoruz.

‘’Ayağa kalkacaksan hizmet için kalk’’ diyen, YOL ulularımızın ilkelerine göre yürüyoruz.  ‘’Aslını inkâr eden haramzadedir’’ diyen Pirlerin gösterdiği hakikate göre yürüyoruz. ‘’Her ne arar isen, kendin de ara’’ düsturuna göre yürüyoruz. YOL’ da Sevgiyi, Rızayı, İkrarı ilke edinerek yürüyoruz. Hakkı İnsanda, Muhabbeti Pirde, Hakikati Mürşit-i Kâmilin izinde arayarak yürüyoruz. ‘’Yol bir, Sürek bin bir’’ diyen Pir’in, 72 millete bir nazardan bakma hoşgörüsü ile yürüyoruz. Öğrenerek, Öğreterek,  bildiğinin Piri, Yol ’un talibi olarak yürüyoruz. Kızarak, küserek, DAR da barışarak yürüyoruz. Alevi Yol ve Erkânını saptıranlara, Asimilasyonu dayatanlara, Irkçılığa peşkeş çekenlere, menfaat kapısı olarak pazarlayanlara karşı amansız mücadele ederek yürüyoruz.

KAB’dan (Kürdistan Aleviler Birliğinden), FEK’e (Kürdistan Aleviler Federasyonuna), oradan FEDA –Demokratik Alevi Federasyonuna, Yöneterek, Yürüterek, Demokratik Alevi hareketine hizmet vererek yürüyoruz.  ZÜLFÜKAR dan SEMAH’a Alevi toplumunun sorunlarını, tarihini, felsefesini, inanç hizmetlerini, yol ve Erkanlarını yazarak, basın alanında alternatif yayıncılık ile yürüyoruz.

Ama bu yürüyüşte, Haşim KUTLU Can, hep bir adım önde yürüyen, üreten, direten, bir rehber olarak, onlarca KİTAP, yüzlerce makale ile Yazarlıkta,  Tuvale nakşettiği onlarca felsefe efsanesi ve kahramanı ile RESAM olarak, kendine has, düalizmi ile Pir olarak, Söze kattığı ahenk ile Şair olarak, bizlere çok şey öğretti. Alevi hareketine büyük bir arşivsel miras kazandırdı.

Onun Dersimden, Maraş’a devam eden serüveninde, yaşadıkları, devrimcilik yılları, zindan anıları,  Nihayet Avrupa süreci ve Alevi İnancındaki kominal toplumcu öz’ ün açığa çıkarılmasındaki katkı ve geliştirdiği vizyon, bugün tüm alevi kurum ve kadrolarına perspektif oluşturmuştur. Artık o sadece FEDA’nın bir kadrosu değil, tüm alevi hareketinin görüş ve perspektiflerinden yararlandığı bir ALEVİ YOL rehberidir. Alevi inanç hareketinin ARİF’lik makamını hakkıyla temsil eden bir dönemde, yaratıcılığının en verimli bir zamanın da, beklenmedik bu hakikate göçü, hem kurumsal olarak FEDA için, Yoldaş olarak bizler için ve de tüm alevi hareketi için yerini dolduramayacağımız büyük bir kayıp olmuştur.

Ne zaman, böyle ansızın gelen süpriz ayrılıklar yaşansa, hep daha derinden yaşanan bir hüzün ile çarpar yüreğimiz. Gidenlerin ardından söz söylemek bir vefa olsa da, Gitmeden, değer ve takdiri esirgememek, her zaman daha bereketlidir.  Yoksa nasıl çoğala biliriz.

Yan yana, can cana olunca, kuvvet de kudret de bizimledir. Ulular boşuna mı der, ‘’ Bir olalım, İri olalım, Diri olalım’’.  Her Can ve canlı, hatta cansız, bu kâinatın kanununa uyacak, inancımızın da DEVRİYE ile dile getirdiği, Dondan, Don a girecek, bitmeyen yolculuk hep devam edecek.

Ne mutlu, bu âlemde, Can olarak zuhur edip, etrafını aydınlatan Nur-u Nebilere, Arif-i Kamillere. Rehber-i Mürşitlere.

Haşim Kutlu hizmeti ve himmetiyle bu makamlara aday olarak bu dünya durağında ışık oldu, dolu gitti.  İnancımıza göre, eksiklik doğamızın bir kanunudur. Her gün eksiklerimizle kavgamız sürecektir.  Kendimizi ancak böyle arındırabiliriz.

Umuyoruz ve diliyoruz ki eksiği az, fazlası çok olsun.

Haktan gelen, Hakka döner, Işık olup, Nur’a evrilir.

Haşim Can’a Xızır Yoldaş ola.

İnancımıza olan ikrarı ona rehber ola.

Hizmetleri şahidi ola.

Sevgi ve saygı ile anacağız.

27.04. 2016

Ana’lar, Çocuklar, Can’lar Cambridge Üniversitesinde Semah döndü

 

Britanya Alevi Federasyonu’nun her yıl geleneksel olarak düzenlediği Alevi festivali’nin bu yıl altıncısı gerçekleştiriliyor. Britanya Alevi Federasyonu‘nun organize ettiği 6. Alevi festivali açılış resepsiyonuna bu yıl İngiltere’nin ünlü üniversitelerinden Cambridge Üniversitesi ev sahipliği yaptı.

Cambridge Üniversitesinin ev sahipliğinde, Cambridge Union Society salonunda gerçekleşen resepsiyon etkinliği, Pir Mehmet Yüksel dedenin çerağı uyandırması ile başladı.

Britanya Alevi festivaline, Britanya’nın tüm bölgelerindeki Aleviler katılımları ile destek verirken, Londra’dan festivale katılanlar için Londra Alevi Kültür Merkezi tarafından otobüs seferleri düzenlendi.

Britanya Alevi Federasyonu çatısı altında semah eğitmenleri; Saffet Yörükel, Seher Ağbaba, Mehmet Aydoğmuş, Kerim Hakko tarafından yetiştirilen aralarında çocuklarında bulunduğu 250‘den fazla kişinin oluştuğu semah grupları sahne aldı. Amasya Semahı, Turnalar Semahı, Sofra (Koç Baba) Semahı, Ali Nur Semahı, Ey Şahin Bakışlım, Burdur Kırtıl Semahı, Malatya Kırat Semahı, Urfa Kısas Semahı, Kayseri Sarız Semahı, Malatya Bozok Semahı, Yaradan Aşkına, Erzincan Kırklar Semahılarına; Mustafa Kılçık, Barış Baran, Dursun Can Çakın, Yılmaz Çakmak, Ali Polat, İsmail Eren, tarafından Britanya Alevi Federasyonu bünyesinde bağlama eğitimi alan 90‘dan fazla kişi eşlik etti.

Ali Sizer ve Erol Parlak, Cambridge Üniversitesindeki açılış resepsiyonuna ezgileri ve yürekleri ile eşlik ederken Altıncı Alevi Festivali‘nin açılış resepsiyonunda Ana’lar, Çocuklar, Can’lar etkinliğe katılanlar ile birlikte Cambridge Üniversitesinde semah döndüler.

Biritanya Alevi federasyonu başkanı İsrafil Erbil yaptığı açıklamada şunları ifade etti.

Bugün Britanya‘da altıncı Alevi Festivali‘nin açılış resepsiyonu Zakirlerimiz ve semahlarımızla birlikte Cambridge Üniversitesi‘nin Union Society Debate salonunda yapıyoruz. Bir öncekini geçen yıl Oxford Üniversitesi‘nde yapmıştık. Altı yıldır yapılan festivallerimizin açılışlarında özellikle Semahlarımız, Zakirlerimiz, Deyişlerimiz, Gülbanklarımızın, Üniversiteler ülkesi olan İngiltere‘nin önemli üniversitelere çatısı altında buluşması özellikle gençlerimizin sitelere yönlendirilmesi oraları hedef alarak kendilerine belirlemeleri önemli diye düşünüyoruz. Aslında zakirlerimizin ve semahlarımızın açılışları yada değişlerin burada; bu Avazların bu salonlarda duyulmasının bizim için en önemli tarafı Aleviliğin alevi geleneği göreneği Alevi inancı ritüellerinin “bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” ilkesi ile buluştuğunu, asla hurafeler gibi, bir takım dogmalar gibi bazı ritüellerle yada söylemlerle Aleviliğin tarif edilemeyeceğini aleviliğin bilim ve ilim dışında asla tarif edilemeyeceğini, bu nedenle bilim ve ilim merkezlerinde Aleviliğin buluşmasının önemli olduğunu düşündüğümüz için buraları seçtik bu nedenle bugün burdayız.”

İngiltere‘nin başkenti Londra’da Harringey belediye başkan yardımcısı Aligül Özbek; Cambridge Üniversitesi’nde Alevilerin semah dönmesinin bir tarih olduğunu söyledi.

Bugün burada dünyanın en eski ve yerleşik üniversitelerinden birisi olan Cambridge Üniversitesi’nde Alevilerin semah dönmesi bir tarihtir. Bizim için çok önemlidir. Alevi kurumları yurtdışında İngiltere parlamentosu ‘na aleviliği taşıyabiliyorlarsa bu bizler için bir başarıdır önünde eğiliyorum. Kendi ülkelerinde Alevi olduklarını ifade edemiyorlar fakat bugün Aleviliğin tanınması için uluslararası düzeyde parlementolara buralara taşıyorlarsa yine bunun önünde eğilir saygı sunarım.”

Britanya Alevi federasyonu başkan yardımcısı Haydar Ulus; yaptığı açıklamada Alevi festivallerinde akademinin beşiğinde, üniversitelerde, aleviliği anlatmaya devam edeceklerini söyledi.

Resim öğretmeni Hasan Bölücek; Britanya’da yaşayan Alevilerin kültürünü ve değerlerini yaşatmaya çalışan insanlar olarak Alev’i Festivallerinin sadece kendileri için değil içinde yaşadığımız İngiliz toplumu için de büyük bir önem taşıdığını ifade etti.

Semah öğretmeni Mehmet Aydoğmuş; 200’den fazla semahçının bulunduğu festivale yoğun bir ilginin olduğunu belirterek duygularını “Yerimiz dar ama, Gönül’lerimiz geniş” sözleri ile aktardı.

Emek sahnesi oyuncularından tiyatro sanatçısı Seray Karakuş; Cambridge Üniversitesi’nde gerçekleştirilen festivalin çok etkileyici ve kalıcı izler bırakırcağını söyledi.

Festivali izleyenler arasında yer alan İsmail Arslan; alevilerin kendi bağlamaları kendi semahlarıyla burada olmaları önemli olduğunu ifade etti.

Semah öğretmeni Kerim Hakko; 10 213 saat otobüs yolculuğu yaparak Cambridge Üniversitesine gelenlerin olduğunu söyleyerek resepsiyondaki coşkunun gerçekten heyecan verici olduğunu, burdan başlayarak daha iyilerini Türkiyede’de yapmayı ümit ettiklerini söyledi.

Doncaster Alevi Kültür merkezi ve Cemevi Yöneticilerinden Müslüm Dalkılıç; bilimin, teknolojinin ve insanlığın. Çok büyük bir değer verdiği bir yerde bu açılışı yapmanın çok önemli olduğunu belirtti.

Bozca-der Başkan’ı İrfan Sağar Britanya’da yaşayan gençlere ve gelecek nesillere Aleviliğin aktarılmasının büyük önem taşıdığını belirterek festivale gösterilen ilginin kendisini de heyecanlandırdığını söyledi.

Halk Sanatçısı Ali Sizer; Britanya’da Alevilerin elde ettiği kazanımların gurur verici olduğunu söyleyerek, Alevilerin kendi ülkelerinde; önce insansızlaştırıldığını, şimdi ise AKP hükümeti tarafından topraksızlaştırılmaya çalışıldığını sözlerine ekledi.

Semah öğretmeni Saffet Yörükel yaptığı açıklamada; Alevilerin sadece Gönül’lere değil mekanlara da sığmadığını söyledi.

Britanya’da gerçekleştirilen Alevi Festivali haziran ayının sonuna kadar devam ederken, Alevi Federasyonu bünyesinde faaliyet yürütmekte olan tüm şehirlerde etkinlikler düzenlenmekte.

Britanya Alevi Federasyonu Başkan Yardımcısı Savaş Hurman ise Londra’da düzenlenen festival etkinliğinin 12 Haziran 2016 tarihinde Park Festivali ile onbinlerin katılımı ile gerçekleşmekte olduğunu ve  tüm Can’ları beklediklerini söyledi.

Sizehaber.com
Şükrü Bolat
Cambridge

Alevi hareketi bir öncüsünü, Haşim Kutlu’yu kaybetti

Kürdistan Aleviler Birliği sürecinden bu yana Demokratik Alevi Hareketi içinde yer alan, ömrünün 16 yılını cezaevlerinde geçiren, Yazar, Ressam, Şair olan, Alevilerin Ariflerinden Haşim Kutlu bir kalp krizi sonrası 26 Nisan’da hakka yürüdü.

O Alevi hareketinin belli başlı fikir emekçilerinden biriydi. Aleviliğin özgün yanlarının ortaya çıkarılmasında büyük emek sahibi idi….

Onun tek arzusu rızalık toplumu olarak, Alevilerin kimlik mücadelesini başarıya ulaştırmasıydı.

Onunla aynı hareket içinde, Kürdistan Aleviler Birliği ve Kürdistanlı Aleviler Federasyonu yönetimlerinde yer aldım.

Kendine özgü cesur belirlemeleri olan, inandığını sonuna kadar savunan Haşim can ile zaman zaman fikir ayrılığı yaşamış olsam da Aleviliğe bakışımın şekillenmesinde payı olan ender insanlardan biriydi. Yazdığı kitaplarla Alevi camiasında ezber bozan çıkışlar yaptı. Özellikle Alevilikte Kadın adlı çalışmasıyla özünden uzaklaştırılmış, bir erkek egemen inanç haline getirilmiş Aleviliği yeniden ayaklar üzerine dikmede katkı yaptı.

O bir derviş misali bu yola hizmet etti. Son yıllarda yukarda saydığımız özelliklerinin yanına bir de Pir’liği ekledi, erkanlar kurdu, erkanlar yürüttü. Her cümlesinin sonu aşk ile biterdi. biz de ona Aşk olsun Haşim Hoca niye acele ettin, daha bu yola yapacağın hizmetlerin bitmedi diyoruz. Yine de aşk ile Haşim can, uğurlar ola, devrin daim ola diyoruz. çünkü biliyoruz ki “ölen tendir bedendir. Canlar ölesi değil.”

Bize çokça anlattığın gibi bizim inancımızda ölüm yok, don değiştirme var. Her ölüm yeni bir yaşamdır, yeni bir başlangıçtır aslında.

İnanıyor ve biliyoruz ki, onun ardılları onun fikirlerinin ve ideallerinin takipçisi olacaktır. Tüm Alevi camiasının başı sağ olsun, ışıklar içinde uyusun, devri daim olsun.

HAŞİM KUTLU KİMDİR?

Haşim Kutlu, 10.05.1943’te Maraş’ın Afşin ilçesinin Ağcaşar köyünde doğdu ama Hacıbektaş da büyüdü. İlk ve orta öğrenimini de orada yaptı. Annesi Kumru Anayı küçük yaşta kaybetti. Derviş süreğinin son halkası olarak kabul ettiği Kurban Baba’yı ise 1962 yılında kaybetti. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladı.

68 devrimci gençlik hareketinin içinde yer aldı. 1974 Kasımı’nda, yer aldığı THKO örgütlülüğü çerçevesinde gerçekleştirdiği eylemlere bağlı olarak yakalandı ve 12 Mart’tan sonra ilk kurulan DGM mahkemelerinden Adana DGM’sinde yargılanarak müebbet hapse mahkum oldu.

1990 sonunda, Antep Özel Tip Cezaevinden tahliye oldu.

Maraş Girişimi: Hak ve Hakikat mücadelemizde yaşatacağız

Kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Haşim Kutlu için Maraş Girişimi taziye mesajı yayınladı. Mesajda “Hakikat yoluna, Araştırmacı, yazar, Ressam, örgütçü ve Eğitimci olarak yaptıkları hizmetler ve bıraktığı eserler, onun bu dünya durağındaki ispatı olarak baki kalacaktır.” denildi.

Haşim Kutlu için pek çok kurum ve kuruluş taziye mesajlarıyla üzüntülerini dile getirirken Maraş Girişimi de Kutlu için bir taziye mesajı yayınladı. Mesajda şu ifadelere yer verildi:

“Dersimden 1894 , Maraş’a uzanan bir destanın, yorulmaz bir kahramanı olarak, atalarının mirası olan tüm tarihsel değerleri savunmak için, 73 yıllık ömrünü onun deyimiyle ‘’Zulumat deryasına’’ (dünyasına) karşı mücadele ile geçiren ‘’Aslını inkar eden Haramzadedir’’ özdeyişini yaşamında ilkeselleştiren, 1970 li yılların militan devrimcisi, 1990 lı yılların KAB ile başlayan militan Aleviliğine yaptığı katkılar ile hep yaşayacaktır.

Hakikat yoluna ,Araştırmacı,yazar ,Ressam, örgütçü ve Eğitimci olarak yaptıkları hizmetler ve bıraktığı eserler, onun bu dünya durağındaki ispatı olarak baki kalacaktır.

Haşim Kutlu Can’ımızın bu beklenmedik ayrılığından dolayı,tüm ailesine,dostlarına, mücadele arkadaşlarına, Alevi hareketindeki çalışma arkadaşlarına, FEDA kurumsallığına, başta Maraşlılar olmak üzere, onu tanıyan tüm yurtsever ve devrimci canlara başsağlığı diliyoruz.
Hizmetlerini ve emeğini ,Hak ve Hakikat mücadelemizde yaşatacağız.

DEVR’İN DAİM OLSUN HAŞİM CAN, MEKANIN NUR DERYASI OLSUN.

AŞK ile Çağırdığın Xızır yoldaşın olsun.
Maraş Girişimi”