Ana Sayfa Blog Sayfa 6319

Ermeni soykırımı 101. yılında anılıyor

Ermeni Soykırımı’nın 101. yıldönümünde başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir ve yurtdışında düzenlenecek etkinliklerle soykırım mağdurları anılacak.

 

Ermeni Soykırımı, 101 yıl dönümünde 24 Nisan Pazar günü düzenlenecek etkinliklerle anılacak.

23 Nisan Cumartesi (bugün) Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenen “Ermeni Soykırımı’nı Anma Forumu”nun ardından 24 Nisan Pazar günü Haydarpaşa, Şişli Ermeni Mezarlığı ve Taksim Tünel Meydanı’nda anma etkinlikleri düzenlenecek.

13.15 Kabataş’tan Haydarpaşa’ya

Pazar günü ilk etkinlik İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un çağrısıyla Haydarpaşa’da yapılacak.

Saat 13.15’te Kabataş İskelesi’nde toplanılacak ve 13.30’da Haydarpaşa’ya hareket edilecek.

24 Nisan 1915’te her kesimden İstanbul Ermenileri, ama özellikle aydınlar, şairler, yazarlar, hukukçular, gazeteciler, meslek sahipleri, büyük bir kısmı evlerinden toplanarak Sarayburnu’ndan gemiyle Haydarpaşa’ya oradan da trenlerle ülkenin içlerine gönderildi.

Bu tarih, Ermeni soykırımının başlangıç tarihi olarak kabul ediliyor.

15.30 Şişli Ermeni Mezarlığı

İkinci etkinlik ise 24 Nisan 2011’de, Batman’ın Kozluk ilçesinde zorunlu askerlik yaparken öldürülen Sevag Balıkçı’nın Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında saat 15.30’da yapılacak.

19.15 Tünel

Saat 19.15’te ise 1915’te ve sonrasında hayatını kaybeden soykırım mağdurları Taksim Tünel Meydanı’nda anılacak.

Ankara

Saat 15.00’te Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde 24 Nisan’da tutuklanan ve öldürülen Ermeni aydınların isimleri okunarak soykırım mağdurları anılacak.

İzmir

İzmir’de ise Talat Paşa Bulvarı Sevinç Pastanesi önünde saat 19.00’da toplanılacak.

İzmirliler “101. yılında Ermeni Soykırımını tanıyın, özür dileyin” talebini yükseltecek.

Devlet Alevilere hesap vermeli

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ PSAKD’nin genel kurulunda konuştu. Yüksekdağ: Devlet Alevilere hesap vermeli dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) 14. Olağan Genel Kurulu, Ankara’da Büyükhanlı Park Otel’de gerçekleştirildi. Genel Kurula, HDP Eş Genel Başkan Figen Yüksekdağ ve Milletvekili Müslüm Doğan ile CHP’den milletvekilleri Zeynep Altınok, Ali Haydar Hakverdi ve Akın Üstündağ da katıldı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, cumhuriyetin demokratik olabilmesi için Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşturulması ve tarihte Alevilere yönelik kırımlar ve katliamlar nedeniyle devletin hesap vermesi gerektiğini belirtti.

‘DEVLET ALEVİLERE HESAP VERMELİ’

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, AKP’nin cumhuriyeti bir diktatörlüğe dönüştürmeye çalıştığını söyleyerek, şunları kaydetti: “Geride bıraktığımız süreçte halklarımızın, işçilerin, emekçilerin mücadelesinin özü demokratik cumhuriyet mücadelesiydi. Ama uzun yıllar boyunca cumhuriyetin demokratik olabilmesi, bu değerli sıfatı hak edebilmesi için gerekli olan şeyler yapılmadı bu siyasi yaşam içerisinde. AKP-Saray iktidarı da bu cumhuriyeti adeta bir diktatörlüğe çevirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İşte bizlerin bugün demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti mücadelesinin kendi birliğimize, hoşgörü hareketimize ortak demokratik hedeflerine bağlı olarak yürütmemiz, sürdürmemiz çok daha büyük bir zorunluluk ve aciliyet haline gelmiştir.”

Yüksekdağ, cumhuriyetin demokratik olabilmesi için Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşturulması ve tarihte Alevilere yönelik kırımlar ve katliamlar nedeniyle devletin hesap vermesi gerektiğini belirtti. Yüksekdağ, “Bu Cumhuriyet, bütün ezilenlerin eşitliğini tanınmadıkça asla ve asla demokratik bir cumhuriyet hüviyetine bürünemeyecektir. Bütün kesimler ‘cumhuriyetin demokratikleşmesi’ için çalışmalı” dedi.

‘MECLİS, SARAY BÜROSU YAPILMAK İSTENİYOR!’

Yüksekdağ, AKP’nin halkların iradesinin yansıdığı meclisi adeta kendi bürosu haline dönüştürmeye çalıştığını, AKP-Saray iktidarının baskıcı anlayışla demokrasinin önünü kapattığını söyledi.

“Bugün Meclis, halkın özgür demokratik iradesinin konuştuğu, konuşulduğu bir yer olmaktan çıkarılmıştır. Bugün Meclis özellikle de milletvekili dokunulmazlığı kaldırma müdahalesi ile birlikte bir Saray bürosuna dönüştürülmeye çalışılıyor. Saray’ın bir danışma meclisi haline dönüştürülmeye çalışılıyor” diyen Yüksekdağ, sözlerini şöyle tamamladı:

“Halkın seçme ve seçilme iradesi ve hakkı sayısız kere saldırıya uğradı. Ama bugün çok açık bir şekilde gasp edilme girişimiyle karşı karşıyayız. Ve bugün demokrasinin tesis edilmesi bakımından bütün yollar AKP-Saray iktidarının bu baskıcı anlayışıyla kapatılmış durumda.”

(Kaynak: ANF)

Maraş Girişimi Almanya’da Pazarcık için toplandı

Maraş Girişimi yönetimi bugün Almaya’nın Mainz kentinde bir araya geldi. Mainz Pazarcık Derneği’nde  bir araya gelen Maraş Girişimi Terolar’ın durumunu ve bugüne kadar yaşanılanları tartıştı.

Maraş’ta yapılması planlanan kampa karşı tepkiler sürerken Maraş Girişimi Yönetimi bugün Franfurt’ta bir toplantı düzenledi. Toplantıya Almanya, İsviçre, Fransa,  Belçika ve Türkiye’den komisyon sözcüleri katıldı.

Almanya’nın Mainz kentinde yapılan toplantıda yine aynı adı taşıyan Mainz Pazarcık Derneği’nde Terolar durumu ve bugüne kadar yapılanlar değerlendirildi.

Terolar’da neler yaşanıyor, son durum nedirin üzerinde durulurken Maraş Konferansı toplanması kararı alındı. Yine Mayıs ayı içinde bir gece organize edilmesinin yanı sıra Terolar’da günlerdir devam eden nöbete Avrupa’dan da yüksek katılım sağlanmasına destek olmak üzere çalışmalara devam edilmesi kararı alındı.

Toplantıda “Terolar İŞİD kampı olayı özel bir durum olmayıp devletin Maraş’ı Kürt Alevilerden arındırma politikalarının ulaştığı güncel durumdur. Maraş katliamı ile başlayıp göçerttirme, Afşin-Elbistan Termik santrali, Çöp, devasa çimento Fabrikaları politikaları ile devam eden bu süreç Terolar süreci ile yeni bir aşama kazanmıştır. Dolayısıyla Terolar süreci Maraş’ı Kürt Alevisizleştirme politikasının ne ilki ne de sonu olacaktır. Girişimimiz bunu Kürt Alevilere karşı geliştirilen bir sosyal-kültürel-demografik soykırım olarak tanımlamaktadır.

Dolayısıyla bu soykırım politikalarına karşılık günlük/göreli değil, uzun süreli bir örgütlük ile direniş geliştirmek esastır. Bu direniş hukuksal süreçleri geliştirmekle birlikte temelinde halkın örgütlenip aktif karşı koyuşuyla gerçekleşecektir. Direnişte Birlik esastır.” dendi.

alevigazetesi.com

PSAKD 14. Olağan Genel Kurulu başladı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 14. Olağan Genel Kurulu bugün sabah saatelerinde başladı. 23-24 Nisan Tarihlerinde Ankara’da yapılacak kurula yüksek katılım bekleniyor.

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bugün 14. Olağan Genel Kurulunu başlattı.  Ankara Büyükhanlı Otel’de gerçekleşen kurul, yarın da (24 Nisan) devam edecek. Kurulun açılış konuşmasını 12. Dönem Genel Başkanı Kemal Bülbül yaptı.  Bülbül  “Varlığımıza, Birliğimize, Dirliğimize, Eşitlik ve Özgürlüğümüze hizmet etmesi dileğiyle”  diyerek bitirdi konuşmasını…

alevigazetesi.com

Yine Alevi köyü, yine cami!

Alevi köylerine cami yapma geleneği devletin dayatmasıyla devam ediyor Bu kez de Maraş’ın Çağlayancerit ilçesine bağlı Bozlar mahallesi cami yapılma tehdidiyle karşı karşıya…

 

Yıllardır devletin vazgeçemediği Alevi köylerine cami yapma geleneği bu kez de Maraş’ın Bozlar köyünde ortaya çıktı. Maraş Çağlayancerit ilçesine bağlı Bozlar mahallesinde oturan bir okurumuzun bizlere ulaşmasıyla edindiğimiz bilgiye göre, köyün eski adı olan Başpınar’in bir dede ocağı olduğu, köyün yan tarafında bulunan Abbasiye köyü 70 hanelik olup 20 hanesinin Sünni olduğu ve bu nedenle cami yapmak istediklerini ifade eden okur camiyi Başpınar köyüne yapılmak istendiğini bildirdi.

Camiyi Cem evinin bitişiğine yapmak istediklerini söyleyen okurumuz böyle bir bir duruma karşı olduklarını ve destek beklediklerini ifade etti.

Alevinet.com

Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu hayatını kaybetti

Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu hayatını kaybetti. Cavit Koyuncu son yolculuğuna Hopa’dan uğurlanacak

 

25 Haziran 2005’de, kanser tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu bugün (23 Nisan) sabaha karşı hayatını kaybetti.

Cavit Koyuncu, son yolculuğuna yarın 12.18’de Artvin Hopa’dan uğurlanacak.

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Genel Kurul Geçici Yönetim Kurulu Genel Başkanlığı’nı da üstlenmiş olan Cavit Koyuncu, verdiği bir röportajda şunları söylemişti:

“Her yerden genç kanser haberi geliyor. Oğlumu kaybettim ama onlar da benim evladım. Burada insanlık kalmamış. İnek gibi önüne ne konursa içiyor yetkililer… Hiçbirini affetmiyorum. Küba’da insanlar parasız tedavi ediliyormuş. Açsınlar kapıları, oraya gidelim.”

‘AĞRI’YAN YANIMIZ: Erivan

Günlerdir Dle Yaman’ı dinliyorum. Bir aşk şarkısıydı ve içinde Ağrı geçiyordu. Ne tuhaf ‘Ağrı’sız hiçbir ezgileri yoktu. Öyle büyük bir aşkla bakıyorlardı Ağrı’ya. Nune Yesayan ve Civan Gasparyan’dan Dle Yaman’ı dinlerken yine hep o ‘Ağrı’yan yan geldi aklıma.

Dedim ki, bugün 24 Nisan ve ‘Ağrı’ doluyor insan!

Yıllar önce gitmiştim Erivan’a ama 24’e bir kala anılarım çarptı yüzüme… Yola çıkarken neden sessizleştiğimi, neden hiç konuşmamak için uzaklara baktığımı içime sorduğumda anladım. Neden hep ‘Ağrı’dır şarkılar?

Yakın komşu ‘uzak’ ülkeydik Ermenistan’la. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’a yıllar önce gitmiştim.

Aynı duygulardaydım, bugün oturup düşündüğümde de “anlayabilmek” adınaydı kurduğum cümleler. Kalacağımız yere vardığımızda geceydi. Sabah uyanıp pencereden bakınca yol boyu kurduğum Ağrı’yan yan karşımda öylece duruyordu. Bütün heybeti ve görkemiyle beyazlar giymişti Ararat. Sonra dedim ki; bu kadar yakın olup, bu kadar  ‘uzak’ nasıl olabildik?

Onların Ararat’ı bizim ‘Ağrı’yan yanımızdı. Bizim yükseklik diye baktığımız, onların derinliğiydi. Acısı, özlemi, hasretiydi… Çünkü o dağın derinliğinde gizliydi bütün hayatlar. Ve ben her sabah uyanıp baktığımda bu bir hafta nasıl geçer dedim. Bu kadar içselleştirdiğim bu hayatı ve anladığımı sandığım bu insanları Ararat kadar derin anlayabilir miydim?

Ararat’a bakarken Doğubeyazıt’ı anımsadım. Ağrı’nın eteklerinde bir köye gitmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam Topçatan köyüydü. Adını hiç unutamadığım13 yaşındaki Tamer yanıma yaklaşıp, eliyle bana “bak orası Ermenistan, ne kadar yakın değil mi?” demişti… “Evet, çok yakın gitmek ister misin?” demiştim ben de. Gülerek, “Tabii ki, ne kadar yakınız baksana…”  Erivan’da gece dolaşırken de; “Karşıda ışıklar yanıyor ya, işte orası Türkiye” denilmişti. İki halk birbirlerine bakıp iç geçiriyordu, birbirlerini tanımak ve görmek istiyorlardı belli ki. Birbirlerinin ışıklarına bakıp “orası Ermenistan”, “orası Türkiye” diyorlardı her akşam…

Şarkılara, yüzlere işlenmiş bu acıyı çocukluğunu bir Ermeni köyünde geçiren de ne kadar anlardı ki? Ne kadar anlayabilirdim ki? Ermenistan’a yola çıktığımda bu duygularla yola çıkmıştım. Bu duygularım derinleşti Ararat gibi… Acının kanatları yoktu bu ülkede ve bu yüzden derinleşiyordu. Derinleştikçe kanayan bir yara oluyordu. Ben bu derinliğe gömüldüğümde içimden acı dolu şarkılar geçiyordu. Ruhumu örseleyen yüzlerdeki ayrılık çizgileri ve sokaktaki heykellerin sessiz çığlıydı… Ya da bir bara gittiğimizde söylenen Ermenice halk şarkılarıydı.

Kimileri için geçmişte kalmıştı, kimileri içinse hala derin bir yaraydı yaşanılanlar. Oysaki ‘Öteki’  olma duygusunu derinden yaşayan biri olarak Erivan’daydım. Anlatamazdım ama… Gazeteciliği unutmuştum o an için. Pencereden baktığım Ararat, sokaklarında gördüğüm devasal heykeller, her sokak başında bulunan sokak çalgıcıları… Hayatın ritmi her devasında acıydı işte. Bir kültür, bir sanat şehriydi adeta. Eğer bir halk acı çekmiş, ezilmiş ve katledilmişse en yoğun üretim de oradan doğar. Ermenistan böyle bir ülkeydi. 3 milyon nüfusuyla acılarını kentin her sokağına asmışlardı. İşte diyorlardı işte biz bunları yaşadık… Sanatçılarına sahip çıkmışlardı, gelenek ve göreneklerini yaşatıyorlardı.

Her 24 Nisan’da hep o anılarmı anımsarım, hatırlarım… Alevi kültürüyle yetişmiş  biri olarak Erivan’daydım. O yüzden de en korktuğum soykırım müzesiydi…  Ama biliyordum ki yüzleşmek gerek “sizi anlıyorum” demek için. Sanki ayaklarıma kanlı prangalar takılmıştı, gidiyordum ama neyle karşılaşacağımdan da emin değildim.

Müzeye doğru ilerlerken, ilk dikkat çeken müzenin girişinde yer alan hatıra ormanı. Bu ormanda da aralarında Papa II. Jean Paul ile eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın da bulunduğu devlet başkanlarının diktiği ağaçlar var. Müzenin çıkışında yer alan hatıra defterinde Türk ziyaretçilerin bıraktığı notlar da yer alıyor. Ülkenin en çok ziyaret edilen müzesi, yüzde 30’u yabancı olmak üzere 350 bine yakın kişiyi ağırlıyor.

Ve, Soykırım Anıtı. Anıt, şehrin hemen her yanından görünüyor. 1995 yılında kurulan müzede, 1915 olaylarında hayatını kaybedenlerin, Anadolu’daki Ermenilerin yaşadığı bölgelerde bulunan yerleşimlerin, kilise ve okulların sayılarının olduğu tabelalar, çok sayıda fotoğraf, tarihi kitap ve belgeler bulunuyor. Fotoğraflar arasında 1911 ile 1914 arasında İstanbul’da yapılan Ermeni Olimpiyatları’na katılan takımlar ve madalyaları da bulunuyor.

Gördüğüm fotoğraflar, anlatılan tarih, acının dilinin olmadığını bir kez daha hatırlatıyordu. Hiç yabancısı olmadığımız şehir isimleri akıyordu birden, Van, Adana, Muş, Diyarbakır, Harput…

Müze sadece sergi salonlarından da oluşmuyor elbet. Kapıların arkasında araştırma birimleri, kütüphaneler, toplantı salonları, arşiv, belgeleri dijital ortama aktarılmasını sağlayan bilgisayarlar da var.

Ve Gomidas

Ve bir de beni etkileyen 24 Nisan’da Gomidas ve o katledilen aydınlar… Bana Sivas 93’ü anımsatır nedense. Bu ülkenin aydınlık yüzleri diri diri yakıldı… 235 Ermeni aydın ise bir gece katledildi!

Çok fazla örneğe gerek yok. Gomidas, 1915’in bizler üzerinde nasıl bir yıkım yarattığının ortak hikâyesini barındırıyor. 1915’ten arta kalanların nasıl bir dram yaşadığını Saroyan ve Gomidas üzerinden rahatlıkla anlayabiliriz. Saroyan ve Gomidas ‘uzak’ ülkenin değil, bu topraklardan gelmişlerdi aslında. Sadece Ermenilere değil, hepimize karşı işlenmiş büyük bir suçun kurbanlarıydı onlar. Hrant Dink ne demişti: “İki kardeş halkın kaderini, 1915 metrelik kör bir kuyuda tutsak tutacağımıza, ortak tarihimizi ortak değerlerimizin hayatları üzerinden konuşmaya başlayabilsek, çok daha anlamlı ve önemli mesafeler kat edebileceğiz.”

24 Nisan….  İki ‘uzak’ ülkenin gençleri ağlamaklı artık… Biz bir birimizi  anlıyoruz…  Grunklar (turnalar) yan yana uçuyor, acılarımız da sevinçlerimiz de ortak.  Şimdi gökyüzüne bakma ve yeniden Dle Yamanı söyleme vakti…

 

 

Yezitten medet umulmaz!

Maraş topraklarında derinden gelen bir direniş var. Direnişler farklı biçimde kendisini dışa vurur. Maraş’ta sesizdir. Gandi gibidir. Jandarmanın önünde oturup kalkmayan, inatçı yaşamda ısrar eden bir toplumdur. Şu anda üstünde direndikleri topraklar, eskiden sürüldükleri ve ölüme mahkûm edildikleri bölgedir. Oradan verimli topraklar ve yaşam alanları ürettiler. Yavuz Sultan’ın katliamlarıyla bitirilemediler.

Yavuz’un 40 bin Alevi’yi katlettiğinden bahsedilir. İşte o katliamın merkezi bu bölgedir. Elbistan’dan, Nurhakları, Engizekleri aşarak bataklığa sığınmışlardır. Kendilerini katarak bölgeye hayat vermişlerdir. Kutsamışlardır, dervişlerin, evliyaların gölgesinde cem cemaat olup, semah dönmüşlerdir. Sıtmadan, hastalıktan binlerce insanımız telef olmuştur. Bataklığı kurutarak oradaki verimli toprakları tarıma açmışlardır.

Bu bölgede yüzyıllardır katliamlar yaşatılıyor. Bu katliamların yaşatılmasına rağmen, Kürtler, Aleviler topraklarını terk etmemiştir. Ataları, evliyaları bu topraklardadır. Elif Ana’nın, Ali Kute’nin, Hemi Tazi’nın, Mami Zılfe’nin bedeniyle kutsanmış Narlı, Pazarcık Ovası, Aleviler için vazgeçilmezdir. Alevilerin bugün deyişlerini nefeslerini okuduğu Hüseyin Sadık Dede, Mustafa Maniş Dede, Çuro Dede, Mamki Şekir, Mamo Temiz, İwke Çur, Mehmet Mustafa gibi dağın filozofları buradan çıkmıştır. Sesleri, eserleri tüm Alevilerin kulaklarındadır.

Bu topraklarda ne yapmak istedikleri, Maraş davasına bakılınca görülür. Tutanaklarına geçmiştir. Sanık hakime diyor: “Bize dediniz ki bunları katledin, mallarını, evlerini, topraklarını size vereceğiz. Biz dediğinizi yaptık. Niye bize mallarımızı vermiyorsunuz.” Böylesine bir zihniyettir. Yüz yılardır gasp ve talan üstünden beslenmektedir. Bugün Terolar’da yaşanan durum, Maraş Katliamı’nda zihniyetin harekete geçirilmesidir.

Yine Maraşlı, Kürt Aleviler biliyorlar, eski komşuları Ermenilerdi. Ermenilerle, gayri Müslim nüfusla iç içe yaşıyorlardı. Aradan yüz yıl geçti o kesimden şimdi tek bir kişi dahi kalmamıştır. Kalanlar, kimlik ve inançlarından arındırılmış, başkalaştırılmışlardır.

Bugün yaşatılan, AKP’nin ve onun çevresinde toparlanmış olan devlet yapılanmasının politik bir kararıdır. Bölge politik ve siyasi bir saldırı altındadır. Nasıl ki Yavuz Sultan Selim döneminde politik olarak bölge hedef alınmış, bölgedeki Alevi Kürtler Osmanlı için, Cumhuriyet için tehdit olarak görülmüşse, şimdi de yeni Osmanlıcı zihniyete aynı şekilde yaklaşmaktadır. Bir varlık yokluk mücadelesi, direnmesidir. Onun için mücadele bir kampın kurulması, kaldırılması üzerinden kurulamaz. Topyekün bir saldırı söz konusudur. Bu siyasal iktidarın, aklın ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu akıl var oldukça hiç bir şeyin güvencesi yoktur. Bunun doğru okunması gerekmektedir. Çünkü kadersel durum bununla ilintilidir. Bu kader aynı zamanda Sur’un da kaderidir. Torba yasalarıyla birlikte, karşı dava açma hakkı bile olmadan Sur gasp edildi. “Devletin” malı haline getirildi. İşte Terolar’da yaptıkları da budur. Devlet arazisi haline getiriyorlar. Sonra da istedikleri gibi yerleşkeye açıp demografik yapıyı değiştiriyorlar. Birçok bölge aynı kaderi yaşamaktadır. Büyük Tacım dedenin köyü, Kantarma’nın Kızıl Kandili “kamulaştırmış” ve avcılık kulübüne kiraya vermiştir. Aleviler kutsal mekanlarına sokulmamaya başlanmıştır. Doğaya, kurda kuşa deyişler yakan Tacım Dedenin mekanı hayvan katillerine bırakılmıştır. Sivas’ta Haydar Beyin toprakları Cumhuriyetin ilk yıllarında gasp edilmiş, Afganistan’dan getirilen göçmenlere verilmiştir. 20 küsur dava kazanılmış olmasına rağmen iadesi yönünde tek bir adım atılmamıştır.

Kendi Anayasasını dahi tanımayan, mahkeme kararlarına saygısı olmadığını söyleyen bir iktidar vardır. Gazetecileri sokak ortasında dövdüren, tutuklatan, CHP’nin sol kanat milletvekillerini yumruklatan, il başkanlarının linç eden, Kürt kentlerini tank ve toplarla döven, siyasi temsilcilerini tutuklatan, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran, hergün Alevilere hakaretler yağdıran, Alevi yerleşim yerlerine IŞİD’lileri yerleştiren bu iktidardan ve iktidar erkinin emrindeki güçlerden medet ummak, çözüm beklemek Yezitten medet ummaktır.

Yaşamın yeniden düzenlendiği ve selefist bakış açısıyla örüldüğü bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bizleri biz yapan tüm değerler hedef haline getirilmiş durumdadır.

Biz Aleviler için gerçeklik Kerbela gibi önümüzde durmaktadır. Ülkemiz Kerbela’daki gibi kavrulmaktadır. Bir yandan Yezit’in zulmü, diğer yandan Hüseyin’in direnişi durmaktadır. Bizleri sorumluluğumuza sahip çıkmaya çağırmaktadır.

Evliyaların, pirlerin, semahların diyarından seslenmektedir. “Kendin ol” demektedir.

Şükrü Yıldız û Dîroka TVyên Alawiyan

Televîzyona yekemîn yê Alawiyan TV Avrupa bû. Di sala 2004an de hate avakirin. Avakirin û sazkirina wê de Şükrü Yıldız sereke rol lihîst.

Paşê jî avakirina penc televîzyonan de jî dîsa Şükrü Yıldız sereke rol hilgirt ser milên xwe. Ew televîzyon ev in:

* TV Avrupa: 2004
* Düzgün TV: 2005
* Su TV: 2006
* Dem TV: 2007
* Kanal 12: 2009
* TV 10: 2011

Ev 19 salin ku ez kekê Şükrü nasdikim. Her tim 3Kê sewê xwe kir rêber: Kurd, Komunîzm û Kızılbaş. Çima? Ji ber ku li Tirkiye polêsan ji şoreşgerên Alawî re digot: „Hûn sûcdar in. Hûn Kurd, Komunîst û Kizilbaş in.“

Wî jî dema ku projeya televîzyonan çêdikir di serî de ev sê Kê peşkeş dikir. Dema ku hevalên wî qebûl dikir, wisa dest bi kar dikir. Lê dema pêş da mezêdikir ku hevalên xwe ev 3Kê yan ji bîr dikin. Wî jî rêyêkê nû ji xwe re peyda dikir.

Lê piştî sala 2011an kekê Şükrü cîhê xwe dît. Ev penc salin di TV 10 de cîh digire û gelek jî alîkarî da hevalên xwe. Avakirinê hetanî îro dîsa rolê sereke da ser milên xwe.

Neviyê Ocaxî Bake ye

Şükrü Yıldız î li Elbistanê ji eşîrê Alxasê ye. Li Elbistanê 13 gundên Alxasan hene. Kurd û Alawî ne. Ocaxê Bake jî bavkalê dayîka Şükrü ye. Îro jî xelk diçe ser Tirbê Bake û îbadetên xwe dîtin şûne. Li ser mezelê bavkalê Şükrü Şêx Olî jî darek heye. Ew dar jî bû dara xwestekê. Tirbê Bake di navbera gundên Yazitopali û Sewdil e. Li wêderê sewê mevanan xaniyek jî heye. Gundê Sewdil ê (Sevdilli) jî gundê şehîdan e. Nezî 50 şehîdên Kurdistanê ji gundê Sewdil e ne.

Kovara Zülfikar û Encamên Wê

Kovara Zülfikar di salên 90an de gelekî bi tesîr bû. 44 hêjmar derket. Şükrü Yıldız hêjmara 3yan de tevlî xebatên kovarê bû. Heta dawî jî li kovarê de ma û rolek sereke lihîst. Encamên Zülfikarê gelekî bûn. Hin encam ev in:

* Kovarên dî Alawiyên Kurd nedidîn. Zülfikarê Alawiyên Kurd nivisand.
* Kovarên dî behsa demokratiya Alawiyan dikir. Zulfikarê qala berxwederan kir.
* Kovarên dî ala dewleta tirk û fotoyên Mustafa Kemal pirsgirek nedikir. Zülfikarê ev rexne kir û li dijî wê derket.

Mala te ava Şükrü Yıldız. Xizir hevalê te be û xizmetên te qebûl be.