Ana Sayfa Blog Sayfa 6329

IŞİD Kampına karşı Garip Dede Dergahı’nda toplantı

21 gündür devam eden Terolar direnişine Alevi kurumlarının da desteği sürüyor.  ‘Maraş’ta IŞİD Kampı’na karşı Alevi kurumları bir araya gelerek İstanbul Garip Dede Dergahı’nda bir toplantı gerçekleştiridiler.

“Maraş’ta IŞİD kampı” na karşı Alevi Kurumları Garip Dede Dergahında bir toplantı gerçekleştirdi. Pek çok kurumun katıldığı toplantıda,  Veli Büyükşahin, Hüseyin Kelleci, Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat, Safiye Çakmak, Mehmet Kabadayı, Bayram Karabulut, köy ve yöre dernekleri de katıldı.

Yaklaşık 21 gündür devam eden Terolar direnişinin masaya yatırıldığı toplantıda herkes görüşlerini ve neler yapılması gerektiğini dile getirdi.

alevigazetesi.com

 

Maraşlılar Hagen’de Terolar direnişini konuştu

Maraş’ta Alevi Kürt köylerinin ortasına yapılmak istenen AFAD mülteci kampı’na karşı Avrupa’da yaşayan Maraşlılar da tepki gösteriyor.

Hagen Alevi Dergahı’nda biraraya gelen Maraşlılar topraklarına , sadece mültecileri barındırması şahibeli olan AFAD kampının derhal daha uygun bir alana taşınmasını istedi.

Dergahta bir konuşma yapan Maraş Girişimi Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı, kamp yapım süreci ve nedenleri hakkında bilgi verdi. Kampın Alevi-Kürt köylerinin ortasına yapılmak istenmesinin, asimilasyon politikalarının bir devamı niteliğinde olduğunu belirten Sonzamancı, ” Dizayn edemediği halkı, yavaş yavaş göçerterek bölgeyi insansızlaştırmaya, daha doğrusu Kürt Alevi kimliğinden temizlemeye çalışıyorlar. Oldu-bittiye getirip kampı inşa ederek, bölgede ayrıca nasıl bir rand elde edeceklerinin hesabını da yapıyorlar” şeklinde konuştu. Maraş halkının topraklarını sahipsiz bırakmaması gerektiğini söyleyen Sonzamancı, ”Zaten bir hesapları da bu. Kampın inşa edileceği köylerde yoğun bir göç yaşandığını, köylerin boş olduğunu hesaba katarak, direnişi daha rahat kıracaklarını hesap ediyorlar” dedi.

Maraş Girişimi üyelerinden Hüseyin Bakır ise, Maraş halkının direniş kültürünün olduğunu ve bunun devam etmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmaların ardından halkın Terolar direnişi süreci hakkında soruları yanıtlandı.

Hilmi Yarayıcı: AKP’nin hedefinde Aleviler var

Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı Maraş’ta yapılmak istenen kamplarla ilgili alevigazetesi.com’a konuştu. Yarayıcı, “Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu alanlara bu tür kampların kurulmasının Kahramanmaraş’la sınırlı olmayacağını, daha şimdiden Sivas – Divriği’de de bu tür bir kamp kurulacağı duyumları alıyoruz” dedi.

Maraş Terolar’da direniş devam ederken kampa karşı tepkiler de gelmeye devam ediyor. CHP Hatay milletvekili Hilmi Yarayıcı alevigazetesi.com’a yaptığı açıklamada kampın Maraş’a kurulması  AKP iktidarının Aleviler üzerindeki bilinçli asimilasyon politikalarını hayata geçirme hedeflerinin bir sonucu olduğuna dikkat çekti.

Yarayıcı,  kampın sadece Maraş’la sınırlı olmayacağının da altını çizerken,  “Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu alanlara bu tür kampların kurulmasının Kahramanmaraş’la sınırlı olmayacağını, daha şimdiden Sivas – Divriği’de de bu tür bir kamp kurulacağı duyumları alıyoruz” İfadelerini kullandı.

Suriye’deki rejim değişikliği hedefi mezhep çatışmaları üzerinden sağlanmaya çalışıldığını söyleyen Yarayıcı, “bilinçli bir şekilde Suriye’de Aleviler kötülüğün kaynağı olarak gösterilerek, IŞİD, El Nusra gibi cihadçı çetelerin hedefi haline getirildiler. Bu propagandanın etkisinde kalan ve savaşta ülkesini terk etmek zorunda kalarak ülkemize sığınan  Suriyeli’ sığınmacıların bilinçli olarak Alevi vatandaşlarımızın ortasına yerleştirilmek istenmesi provakasyonlara uygun zemin hazırlama girişimidir” dedi.

Maraş’ta yaşanılan acıların hala taze olduğuna  ve yaraların kapanmadığına da değinen Hilmi Yarayıcı, “ Bu çetelere iktidarın bugüne dek yaptığı silah yardımları ve sağladığı olanaklara karşın, son zamanlarda Suriye yönetiminin cihatçı çetelere karşı üstünlük kurması sonucu, savaştan kaçanların sığınacağı tek güvenli liman Türkiye’dir. Alevi vatandaşlarımızda özellikle bu noktaya dikkat çekerek kampta kalacak kişilerin kimliklerinden dolayı endişelidir. Gelenlerin cihatçı savaşta rol alan IŞİD, El Nusra gibi katiller ve aileleri olması durumunda mezhep savaşı çıkartabileceklerini düşünüyorlar. Ki bu çok haklı bir endişedir bence” diye konuştu.

24 Alevi köyünün nüfusunun 6 bin civarında olduğunu, ve bu köylerin ortasına 27 bin nüfusluk bir kamp kurulmak istenmesinin, 78 katliamına rağmen topraklarını terk etmeyen Alevi vatandaşların can güvenliği endişesiyle yaşadıkları toprakları terk etmesi sonucunu doğuracağını ifade eden Yarayıcı’nın dikkat  çektiği noktalardan biri de alanın mera alanı olması. Bu durumdan komşu Sünni köyleri de etkileneceğini söyleyen Hilmi Yarayıcı şunları ifade etti:  Geçim kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır. Zor durumda olan insanlara yardım edeyim diyerek kendi vatandaşlarını açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Gülşen İşeri-alevigazetesi.com

Pazarcık-Terrolar direnişi- cemevleri ve köy dernekleri

MUSTAFA KARA

2015 Yılın son aylarından itibaren Aşağı Terolar (Sivricehöyük) köyünde yapılmak istenen AFAD kampına karşı yürütülen mücadele son üç haftadır çadır nöbeti, basın açıklamaları ve miting gibi eylemlerle devam ediyor.

Pazarcık ve köyleri başta olmak üzere Avrupa ve Türkiyenin bir çok kentinden eyleme destek her geçen gün artıyor. Peki yanıbaşımızda aylardır süren bu direnişe Elbistan, Ekinözü, Nurhak, Afşin ve Göksun’daki Cemevleri ve köy dernekleri katkı sunuyorlar mı? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsi olarak herhangi bir kurum veya kurum üzerinden şahıslarla, her hangi bir problemim ve kişisel derdim elbette yoktur.

Ayrıca bu derece hayati önem taşıyan ve geleceğimizi ilgilendiren bir olayı şahsileştirmek, yapılmak istenen insansızlaştırma politikalarına hizmetten başka bir işe de yaramayacaktır. Ancak bu tarihi süreçte olan bitene seyirci kalan ve meseleye tek bir köyün sorunuymuş gibi yaklaşan kurumlarımızın yaklaşımını tartışmazsak tarih bizden hesap soracaktır.

Elbistan’da yaşadığım için özellikle Elbistan ve köyleri, Ekinözü’ne bağlı beş Kızılbaş Alevi köyü, Nurhak’a bağlı Kızılbaş Alevi köylerimizin Cemevi ve köy derneklerinin bu konudaki tutumlarını ve bu sürece yaklaşımlarını çok yakınen takip ediyorum.

Üzülerek belirtmeliyim ki, üç haftayı aşkın süredir devam eden çadır eylemine bu saydığım köy ve ilçelerimizden çok az sayıda kişi gidip desteklerini sunmuş ve bu giden kişilerin arasında bir kaç arkadaşın dışında hiç bir cemevi ve dernek yöneticisi yer almamıştır.

Peki her fırsatta Avrupa’daki kurumlarımıza ve çeşitli nedenlerle yerinden yurdundan olmuş halkımıza oralarda klavye başında yazmak kolay eleştirisi yapan bu kurum temsilcilerimiz üç haftayı aşkın bir süredir neden 100 km. mesafemizde bulunan ve toplumumuzun geleceği açısından ‘hayati’ önem taşıyan bu eylem çadırını ziyaret etmez, dönüşümlü nöbet tutmazlar?

Bu konunun bir çok yönüyle ele alınması, doğru temelde tartışılması ve bu tartışmalar sonucunda Maraşlı Alevilerin öze dönüşünün sağlanması artık bir zorunluluktur. Tek tek bireylerle görüşüldüğünde hepsinin kalben direnen insanların yanından olduğundan eminim fakat sorun şu; Bu duygusal birliktelik neden pratikte görülmüyor?

Mesela bu cemevlerimiz ve derneklerimiz başta yönetim, üye ve köy halkıyla birlikte direniş çadırını ziyaret edip dayanışma içinde olduklarını orada yaşayan halkımızın yalnız olmadıklarını belirtmiyorlar, hissettirmiyorlar?

Değerli dostlar, başta da belirttiğim gibi buradaki amacım kimseyi rencide veya tenkit etmek değil. Ancak bölgede yaşayan bir yurttaş olarak olup bitene sadece seyirci olmak ve defalarca bu kurumlardaki arkadaşları, ziyaret edip, çağrı ve davet yapılmasına rağmen hala ben duymadım, ben görmedim, tarzında yaklaşımlar bireysel olarak beni üzmektedir. Bu son Terrolar direnişi bize göstermiştir ki;

1– Avrupa’ya veya ülkenin başka metropolüne göç etmemiş olmak, bu topraklarda yaşıyor olmak, tek başına bu topraklarda dilini, kültürünü, nihayetinde kimliğini özgürce yaşama mücadelesi veriyor anlamına gelmemeli.
2-Çeşitli sebeplerle Maraş’tan göç etmiş uzaklaşmış insanlarımıza uzaktan konuşmak kolay gibi toptancı bir ön yargıyla suçlamak doğru değildir.
3-Pazarcık Terrolar direnişi de göstermiştir ki bu güne kadar yaşadığımız topraklar ve coğrafyamızdaki her olaya maddi manevi büyük destek sunan sürgündeki halkımıza özür borçluyuz.
4-Maraş’ın kuzey ilçeleri dediğimiz beş ilçemizin sınırları içerisinde yirmiye yakın cemevi ve derneğimiz bulunmakta ve bu kurumlarımızın hemen hemen hepsinin kendilerine ait, büyük bir bölümü Avrupa’dan karşılanan bütçelerle yapılmış binaları var. Bu yüksek meblağlarla inşa edilen binala r”cemevleri” içinde en çok cem ibadeti yapılan yer, kış ayları döneminde ayda iki defa Elbistan cemevidir. Yani demek ki düzenli olarak cem’de yapılmıyor.Burada şu soruyu sormak gerekiyor
a-Cemevleri ve derneklerde siyaset yapılmaz anlayışı hakim kılınarak Alevi Kızılbaş yaşam felsefesi olan zalimin karşısında mazlumun yanında durma direniş ruhu yok edilmek mi isteniyor?
b-Sivas Madımak Katliamı, Maraş Katliamı vb. durumlarda Alevi vakıf ve federasyonların çağrılarına rağmen eylemlere katılmayan bu kurumları kim denetliyor?
c-Bu kurumlar siyaset yapma yeri değildir söyleminin arkasına gizlenip dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yaşamamıza ve geliştirmemize ne gibi katkı sunuyorlar?
d-Bu kurumlarımızın tek görevi cenaze hizmetleri ve toplu yemek yapmak mıdır? Kaldı ki her köyümüzde ayrıca mezarlık (taziye) evleri mevcuttur.
e-Bu kurumlarımız neden maddi bakımdan dayanışma geceleri, bağış vs. gibi durumlarda Avrupa’daki insanlarımızla hareket edebiliyor da, neden karar almada Avrupa buraya karışamaz diyor?
Bu liste daha uzatılabilinir, fakat bunların çözümü yok mu?

Bir kaç başlık altında kısaca kendimce çözüm önerisi verecek olursam;
1-Bütün dernekler Maraş Yaşam Platformu adı altında bir araya gelmeli ayda bir defa tüm dernek başkanlarının katılımıyla değerlendirme toplantıları yapılmalı
2-Maraş Yaşam Platformu bünyesindeki toplantılarda alınan kararlar Türkiye’nin farklı illerindeki Maraş dernekleri ve yine ülke dışındaki dernek ve vakıflarımızla paylaşılıp ortaklaşma sağlanılmalı.
3-Her kurumumuzda eş başkanlık sistemi uygulanmalı eş başkanlardan biri mutlaka Avrupa’dan seçilmeli.
4-Her sene sonu büyük bir kongreyle tüm kurum başkanlarımız veya temsilcileri mutlaka yıl içerisinde yaptıkları çalışmaları kürsüye çıkıp halka anlatmalı.
Evet değerli dostlar şimdilik bu konuda yazacaklarım bu kadar…

Tarihte Pazarcık

Milattan Önce 6 bin yılında bölgenin ilk şehirlerinden biri bugünkü Keferdiz ve Girê Xinzîr’di.

Türkler burayı araştıran insanlara Keferdiz’in Sakçagözü, Girê Xinzîr’in de Domuztepe olduğunu söylediler. Haritalara, arkeolojik kazı araştırmalarına da o isimlerle girdiler.

Bugünkü Pazarcık’ın tarihteki adı ise Markasî idi. Markasî, döneminin önemli politik merkezlerinden biriydi. Fotoğrafını yayınladığımız haritada görüldüğü gibi Milattan Önce 1200 yılında çevresinde başka önemli şehir yoktu. Şu yanlışa düşülmemeli: Tarihteki Markasî bugünkü Maraş değildir.

Asur-Hitit sınırı da Pazarcık’tı. Zêtkon köyünde sınır taşı bulundu. Bu taşta Asur kralına ait yazı bulunuyor. Kral, buranın sınır olduğunu belirtiyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalarla Pazarcık’ın arkeolojik haritası gittikçe netleşiyor. Geçmişte insanlarımız doğal ve yapay mağaralarda yaşıyordu. İnsanların ev olarak kullandığı yaklaşık 100 mağara tespit edildi. Ancak tümü daha araştırılmadı.

Sayısı 10’u geçen höyüklerden de sadece Girê Xinzîr araştırılıyor.

Tüm bu araştırmalar bittiğinde bölgenin tarihi daha da netleşmiş olacak.

Pazarcıklılar 8500 yıldır yerleşik bir şekilde yaşıyor. Bu uzun tarihin çoğunu sazlık evlerde geçirdik. 1954’te bataklığın kurutulmasıyla bu kültür de yok oldu.

Pazarcık’ın bu uzun tarihinde

Ermenilerin Alevilerle,

Asurilerin Kürdlerle,

sonu gelmez ormanların sonsuz bitki ve hayvan türleriyle,

bataklığın sazlarla hikayesi henüz yazılmadı.

Medler, Persler, İskender ve Roma’nın Pazarcık’taki anlamı mı? Onlar zaten çoktan unutuldu.

Kamp yapımını demokratik direniş durdurur.

MURAT IŞIK

Bir süredir Maraş’ın Pazarcık ilçesinde Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesi için Konteyner kent inşa ediliyor.

Pazarcık halkı tedirgin…

Halk AKP hükümetinin oyununu boşa çıkarmak için günlerdir direniyor.

Bu direnişte Mor Ali Kabayel devlet güçlerince katledildi.

Mor Ali Kabayel canın Devri daim, Xızır kılavuzu olsun. Mor Ali Kabayel’i katleden bu devlettir ve bir an önce alevi toplumuna hesap vermelidir.

Ceberut devlet göçmen kampı yaparken Pazarcık’a rızasız girmiştir. Rızasız ve bir ’işgal gücü’ gibi bölgeye giren Devlet güçleri, tepkileri bastırmak için her türlü baskıyı yapıyor.

Binlerce asker, polis bölgeye yığılmış durumda…

Halk İŞİD kampını yanı başında istemiyor ve direniyor. Bu direnişte bulunanlardan biride Mor Ali Kabayel canımızdı. Kuşkusuz ki Mor Ali Kabayel’in katledilmesi Alevilere verilmiş bir gözdağıdır.

Halkın boyun eğmesi isteniyor.

Fakat Pazarcık halkı yeni Maraşlar olacağından kaygılı, 1978 yılında olduğu gibi yeni bir katliam ve insansızlaştırma politikasıyla karşı karşıya kalacaklarından endişe ediyor.

Çünkü devletin sicili bozuk…

Kadim Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası, ittihatçı zihniyet tarafından adeta insanlık mezarlığına çevrildi.

Şark Islahat Planı Kürtler ve Aleviler üzerinde demeklesin kılıcı gibi sallandırıldı. Koçgiri, Dersim, Malatya, Çorum, Sivas ve Maraş’ta devlet Şark Islahat Planıyla tam anlamıyla etnik temizlik yaptı.

Bugün Dersim nüfusunun birkaç katı nüfus batıya yada Avrupa’ya dağılmış durumda. Malatya’da neredeyse Alevi kalmamış, ekonomik zenginlikler el değiştirmiştir. Keza Sivas’ta katliamlardan sonra yaşama şansı bulamayan aleviler göçertilmişlerdir.

1978 yılında Maraş’ta uygulanan kültürel ve fiziki soykırım tıpkı diğeri gibidir. Devlet Alevileri katletmiş, geri kalanlar ise batı metropollerine ve diasporaya göçertilmiş zenginliklerine el konulmuş Maraş’ın demografik yapısı değiştirilmiştir.

Hani “Hafıza-i Beşer nisyan ile maluldür” derler. Eğer hafızamızla bir sorunumuz yoksa devletin 27 bin göçmeni Alevi toplumunun içine neden yerleştirdiğinden elbette kuşku duymak gerekir. Üstelik mülteci Kampları’ sadece Maraş’ta Alevilerin arazilerine yapılmıyor. Sivas’ın Zara ve Divriği ilçelerinde de bu kampların inşa edileceği söyleniyor.

Dedik ya bunların sicili bozuk.

Sur, Cizre, Silopi, Yüksekova gibi binlerce yıllık kadim kentleri; tarihi, kültürü, inancıyla birlikte yerle yeksan eden AKP’nin nesine güveneceksin?

Dahası Ortadoğu da ve Suriye de giderek kaybeden ve kaybettiği alanlardan kaçarken en sadık müttefiki Türkiye’ye sığınan İŞİD ve El Nusra çetelerinin, Kürt ve Alevi toplumunu bu kamplardan hedef almayacaklarının garantisini kim verebilir?

Suruç, Ankara, İstanbul patlamalarını bu çeteler yapmadı mı?

Hal böyleyken zift medyası Alevi coğrafyasına ‘İŞİD Kent’ inşasına karşı çıkan Alevi toplumunu göçmen düşmanlığı ile ırkçılıkla suçluyor.

Peki, sormak gerekmez mi, başka yer mi kalmadı, Alevilerin yanı başına İŞİD canilerinin olabileceği bir kamp yapılıyor?

Sonuç olarak Pazarcık-Terolar ve Sivas’ın ilçelerinde yapılan kamplar, yeni Alevi katliamlarının habercisidir.

Katliamlara karşı demokratik direniş yükseltmelidir. Bundan başka seçenek yoktur.

Öte yandan son zamanlarda Suriye de yaşanan gelişmelerden kaynaklı olarak Alevi toplumu tehdit altındadır.

Fakat Alevi toplumu gerek Asimilasyon politikalarına, gerekse de fiziki saldırılara karşı koyacak bir örgütlülüğe sahip değildir. Yani savunmasız ve güçsüzdür. Bu durum Alevi toplumunu saldırılara açık hale getirmektedir.

Alevi örgütleri ise seyirci konumda süreci izlemekte ve sürece müdahale edememektedir

Alevi toplumu üzerinde ki kara bulutların dağıtılması için olması gereken bir an evvel kongre atmosferinden ve örgütsel ataletten kurtulmaktır.

Ayrıca Alevi toplumu üzerinde tehditler sadece Maraş’la sınırlı değildir.

Maraş’tan başlayarak Adana, Mersin, Hatay- Antakya, Urfa, Adıyaman gibi illeri de içerisine alan bir hat ’ta Aleviler üzerinde bir tehdit söz konusudur.

Alevi örgütleri fotoğrafın bütününü görmeli ve Maraş başta olmak üzere tüm sınır hattında, halklarla, inançlarla şimdiden demokratik direniş cephesi oluşturmalıdır.

Maraş’ta yıldırma operasyonu: Eyleme katılanlar gözaltına alınıyor, işten atılıyor

Terolar’da 5’i çocuk 8 kişi gözaltına alındı
Alevi mahallelerinin arasına yapılmak istenen mülteci kampına karşı Gurgum’un (Maraş) Terolar bölgesinde verilen direnişe katılan 5’i çocuk 8 kişi gözaltına alındı. İfadeleri alınan çocuklar savcılığa sev edildi.
Gurgum’un (Maraş) merkez Dulkadir ilçesi Terolar bölgesinde 8 Alevi mahallesinin ortasına yapılamak istenen mülteci kampının başka bir yere inşa edilmesini isteyen yurttaşların Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde başlattıkları direniş 22’inci gününe ulaştı. Başlatılan direniş Terolar Cemevi’nde devam ederken, geçtiğimiz günlerde jandarmanın müdahale ettiği protestolara katıldıkları belirlenen 5’i çocuk 8 kişi bugün gözaltına alındı.
Jandarma birimleri tarafından Çokyaşar, Çiğil, Çınarlı, Hevekeli ve Zeynepuşağı mahallelerinde yapılan baskınlarda H.K., İ.Y., S.Ü., S.A. ve M.Ç. isimli çocuklar ile Ali Çiftçi, Alper Sarıçam ve Ahmet Kocar isimli kişiler gözaltına alındı.
Gözaltına alınan 5 çocuk, alınan ifadelerinin ardından savcılığa sevk edilirken, diğerleri ise serbest bırakıldı.

Maraş‘a bağlı Sivricehöyük’te 3 Nisan’da AFAD kampına karşı düzenlenen mitinge katıldıkları ve ‘jandarmaya taş attıkları’ iddiasıyla 6 genç gözaltına alındı. 5 genç dün sabah, 1 genç ise bu sabah erken saatlerde evlerinden alınarak, öğleye kadar alıkonuldu. Gençler ‘adli kontrol’ şartıyla serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlardan biri çalıştığı Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından işten çıkarıldı.

Sivricehöyük Cemevi yanında açtıkları çadırda direnişlerini sürdüren Maraş Yaşam Platformu sözcüleri ve aileler gözaltılara tepki gösterdi. Platform üyeleri, “O gün, ‘dışarıdan gelerek kışkırtanlar var’ diye kara propaganda yapıyordu birileri. Ne oldu, alınanların hepsi buradaki köylerin çocukları. Bunların hepsi, yıldırma amaçlı girişimler ama biz gençlerin suç işlemediğini de, bu meselede haklı olduğumuzu da biliyoruz” dedi.

GÖZALTIDAN SONRA İŞİNDEN DE OLDU

Dün gözaltına alınanlardan Duran Kabak adlı genç, bugün işinden oldu. Kabak, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nde otopark görevlisi olarak çalışıyordu. Bugün kendisine, ‘adli işlem’ gerekçe gösterilerek işine son verildiği iletildi. Kabak’ın da diğer gençler gibi adli kontrol şartı nedeniyle haftanın iki günü imza atması gerekiyor.

NE OLMUŞTU?

Maraş Yaşam Platformu çağrısıyla 3 Nisan’da Sivricehöyük Mahallesi’nde miting düzenlenmiş, mitinge Maraş ve bölge illerinden binlerce kişi katılarak ‘Burada yapılacak AFAD kampına karşıyız’ demişti. Etkinliğin sonunda jandarma kitleye gazla saldırmış, çok sayıda çocuk ve yaşlı gazdan etkilenmişti. Gazdan etkilenen 82 yaşında bir yurttaş da gece rahatsızlanarak hayatını kaybetmişti.
Diha

İmam Balsever; ‘Sur’dan Cizre’ye, Terolara kadar direneceğiz’

Maraş Terolar’da devam eden direnişe destek gün geçtikçe büyüyor. Biz de alevigazetesi.com olarak hem bölge halkının hem de Alevilerin görüşlerini aldık. DAD Eski Başkanı İmam Balsever: Sur’a ve Cizre’ye ses verirsek, Maraş’a da sesimiz ulaşır. Bu halkların ortak mücadelesidir” diyor.

AKP sürgün politikasına Maraş’la devam ediyor. Yaklaşık 21 gündür Maraş Terolar köyü nöbete devam ediyor. Tek istekleri var: Yaşam alanlarını korumak.

Soğuğa, yağmura rağmen çadırı terk etmiyorlar. Polisin baskısına, saldırısına rağmen “ovama dokunma” diyebiliyorlar. Dernekler, STK’lar, siyasiler… Herkes Maraş için ayaklanırken bir yandan kampın yapımı devam ediyor.

Biz de Terolar köyünde her şeyi yerinde görelim istedik.  Kampın önünde geçtiğimizde sayamadığım kadar iş makinası ve hafriyat kamyonları duruyordu. Yangından mal kaçırır gibi yapımı devam eden bir kamp, bu kampın insanlara vereceği, doğaya vereceği zararı anlatmak için günlerce, gecelerce çadırda nöbet tutan bir halk vardı.

Biz de alevinet olarak Terolar’da nöbet tutan, onları ziyaret edenlerle konuştuk. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eski Başkanı İmam Balsever bugün yaşanan sürece değinirken tanıklık ettiği 3 günü şöyle özetliyor:  Bir kaç gündür buradayız. Halkın durumunu gördük.  Buraya gelip görmek önemli çünkü uzaklardan bakıp değerlendirmek yersiz oluyor çoğu zaman.  Şunu gördük ki, burada yaşayan toplumun kaygıları ve korkuları vardı. Bu korkular ve kaygılar bir kaç bin Suriyeli yerleşecek kaygısı değil…

İmam Balsever sadece mültecilere karşı bir Alevi toplumu algısı yaratılmaya çalışılmasına tepki gösteriyor. Alevi toplumunun birleştirici unsuruna da değinen Balsever;  “ Tarih boyunca bu inanç bu toplum, bu kadim inanç, bir sürü toplumlarla kader birliği yapmış, rıskını paylaşmış,  bir arada yaşamayı becermiştir. Can boyutu, insani boyutuyla bakmıştır. O yüzden de kaygıları sadece buraya mülteciler gelecek kaygısı değildir. Kaygılar şudur,  AKP’nin Suriye politikası, Ortadoğu’da geliştirmiş olduğu politikanın kaygısıdır, korkusudur.  27 bin insanın buraya gelmesi demek Ortadoğu’da kelle kesen, Işid ve Selefileri görmüş, bu topraklarda aynı şeylerin yaşanacağı korkusudur” diye konuştu.

Böyle bir sürecin yaşanmasından endişe edildğini dile getiren Balsever, insanların evlerinde yaşama korkusunu, ovalarını nasıl koruyacağını, 2 bin kişilik bir ilçeye 27 bin hiç tanımadıkları bir grubun geliyor olması elbette ciddi bir korku kültürünün oluşmasına neden olduğunu dile getiriyor.

Bunun temelinde AKP’nin 2-3 yıldır, El_Nusra, IŞİD gibi çetelerle işbirliği içinde olmasından dolayı olduğunu söyleyen İmam Balsever, “Suriye üzerinden onları besliyor. Bunu biliyoruz. Orada zihniyet açısından baktığımızda selefi anlayışını yerleştirmek istiyor.   Sadece Maraş’ta değil, Antep ve Sivas Zara’da da kamplar yapılıyor ve o hattın üzerinden insansızlaştırma, nufüs kaybına uğratma hedefleriyle  ağırlıklı  olarak kendi yaratmak istediği nüfusu yerleştirecek “ diyor.

Bugün yaşanan bu süreç sadece Alevilerin sorunu olmadığını, bu topraklarda yaşayan herkesin sorunu olduğunu ifade eden Balsever,  yaşam alanına müdahale edildiğinde herkesin bu toplumu rahatsız etme demeli demesi gerektiğini söylüyor.

AKP’nin inançlara da saldırdığını, Dersim coğrafyasında yaptığını, bu toprak üzerinde de yapmaya çalıştığını söyleyen İmam Balsever, “Sur’a ve Cizre’ye ses verirsek, Maraş’a da sesimiz ulaşır. Bu halkların ortak mücadelesidir. Başka da şansımız yok. “ diyor.

Kilikya’daki Ermenilerin kıyımı, ‘Türk popu’na nasıl malzeme oldu?

/Sait Çetinoğlu
Adana’da 1909’da Ermenilere yönelik gerçekleştirilen katliamın ardından, öldürülenlerin anısına yakılan, Ermeni halkının duyduğu acıların bir feryadı olan Adana Ağıdı, bir Türk pop şarkıcısının elinde neye dönüştü?
1909 yılı Jön Türkler için bir dönüm noktasıdır. 31 Mart olaylarıyla Jön Türkler gerçek ajandalarını ortaya koymada eşsiz şans yakalamışlardır. Bu olaylarla diktatörlüklerini ortaya koyma fırsatının yanında, Kilikya’da katliam provası yapma fırsatını da yakalamışlardır. Kilikya’daki katliamda, (1894–96 katliamlarında olduğu gibi) büyük devletler seyirci kalmış, ordu da amaca uygun olarak ‘mükemmel’ bir şekilde kullanılmıştır. Bu katliam, 1915 trajedisi öncesi olağanüstü bir deneydir . Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırım Tarihi – Balkanlardan Anadolu ve Kafkasya’ya Etnik Çatışma 1 adlı önemli çalışmasında, Kilikya olaylarını, “soykırım provası olarak gerçekleştirilen eylemler” olarak niteler:

“Jön Türkmeşrutiyetçi devrimin aldatıcı niteliği, yaklaşık 25.000 Ermeni’nin kurban gittiği 1/14 Nisan – 1/27 Nisan 1909 dönemindeki iki aşamalı katliamın başlatılmasıyla ayan beyan ortaya çıktı. Osmanlı başkentinde karşı-devrime kalkışan kalabalıkların tersine, Adanalı Ermeniler İttihatçıların meşrutiyet özgürlükleri ilkelerinin açık ve kimi zaman ateşli savunucuları olarak tanınıyorlardı. Onlar, kimi Jön Türk liderliğine diş bileyen Abdülhamid’in sadık yandaşları, kimi koltuklarını kaybetme endişesi taşıyan eski rejimin bürokratları ve çoğu ‘gâvur’ tebaanın, eski reayanın kendileriyle eşit olması fikrini sindiremeyen öfkeli pek çok Türk’ü kışkırtma noktasına varıncaya kadar, yeni elde ettikleri özgürlüklerini kendilerinden geçerek kutluyorlardı.
Ayrıca, Adana ve havalisi 1894–96 Abdülhamid devri katliam ve yıkımlarından kurtulmuş olan ender yerler arasındaydı. Şehrin yerlisi Ermeni ahalinin nispi zenginliğiyle birleşen bu olgu, onları fırsat düştüğünde imha edilecek uygun bir hedef haline getiriyordu… 1909 katliamı iki aşamalıydı. İlkinin saldırgan güçler için az çok başarısız olduğu kanıtlanmıştır. Saldırı ihtimalini kestiren birkaç yüz Ermeni genci öz-savunma için silah sağlayıp, strateji geliştirmişti. Sonuçta, sadece saldırıları savuşturup Adana şehrinin Ermeni mahallelerinde oturan çok sayıda Ermeni’yi korumakla kalmamış, süreçte saldırgan güçlere ağır kayıplar de verdirmişlerdi. Bu olgu amansız düşmanlar tarafından imha hedefi seçilen gruplar için örgütlü öz-savunma yoluyla caydırıcılığın ya da yumuşatmanın mümkün olduğunu göstermiştir.
Ne var ki, bu gibi girişimlerin başarı ihtimallerinin sınırları da vardır. Silahlı direniş kaynaklarını tüketip mecalsiz kaldıklarında, Ermeniler Mersin yakınlarında İngiltere Konsolosu’nun aracılığında ateşkese mecburen sıcak bakarak silahsızlanmayı kabul etmişlerdi. Bu arada, Türk ordusuna bağlı yeni müfrezeler sözde ‘huzur ve sükûnu’ yeniden tesis etmek için bölgeye intikal etmişti. Bunun arkasından kan gövdeyi götürmüş, insanlık tarihinin en korkunç ve acımasız kıyımlarından biri yaşanmıştı. Cehennemi felaketin ilk raundunda verdikleri kayıpların büyüklüğü karşısında öfkelenen Türkler, yeni intikal eden askeri müfrezelerin doğrudan desteğiyle, tamamen silahsızlanıp savunmasız kalan Ermenilere hücum ederek, binlercesini kılıçtan geçirip diri diri yakmışlardı. Bu amaçlarla özellikle seçilen yerler okul, hastane ve kiliselerdi.
Adana katliamının yirmi beş bin Ermeni kurbanının ezici çoğunluğu, aslında kitlesel cinayetin bu ikinci aşamasında öldürülmüştü… Kurban ahalinin iç savunmasızlığı dış savunmasızlık faktörüyle örtüşmüştü. İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, Rusya, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere yedi ülkenin savaş gemileri, Adana’ya bağlı liman şehri Mersin açıklarına geldiler. Bunlar harekete hazır muharip deniz piyade birlikleri taşıyan kruvazör ve firkateynlerdi. Ama kurbanların Osmanlı uyrukları olması nedeniyle, bu savaş gemilerinin koruma görevi dışında kaldığından hiçbir müdahale emri verilmedi. Beklenen ve kimi zaman çekinilen müdahalenin gerçekleşmeyişi, faillere sadece rahat nefes aldırmakla kalmayıp, kıyımı daha büyük şiddetle tırmandırmalarını da teşvik etmiştir.”

Adana olayları Ermeni toplumu içinde geniş yankı bulmuş, olayların içyüzünü açıklayan yayınlar yapılmış, birçok inceleme hazırlanmıştır. Bunlar içinde Garabet Çalyan’ın Adana Vakası Hakkında Rapor (İstanbul 1911) ve Artin Arslanyan’ın Adana’da Adalet Nasıl Mahkûm Oldu (İstanbul 1909) da vardır.

Kilikya katliamından şans eseri olarak kurtulan; Haçin’de konuşlanmış bulunan Elbistan Redif Taburu Fahri Eczacısı olarak üstün hizmetleri dolayısıyla 1907 tarihinde Sanayi Madalyası’yla taltifi edilen 2; 24 Nisan 1915’de birçok Ermeni milletvekili, yazar, sanatçı ve düşünür gibi evlerinden alınarak tehcire tabi tutulan, önce Çankırı’ya oradan da Halep’e dogru yola çıkarılan, daha sonra kendisinden bir daha haber alınamayan (Dersaadet’ten [Başkent] Çankırı’ya teb’id edilen [sürgünle cezalandırılan] Eczacı Agop Terziyan’ın menfasının [sürgün yerinin] Haleb’e tebdili [değiştirilmesi] talebi 24/N /1333 (Hicrî) tarihlidir3) Hagop Terziyan’ın, “İzmiryants” ödülünü kazanan, ancak İttihat ve Terakki hükümeti tarafından toplatılan Kilikya Faciası (İstanbul 1912) kitabı da önemlidir. Piskopos Museg’in Ermenilere Vurulan Darbe (Boston 1916), Suren Bartevyan’ın Kilikya Vurgunu (İstanbul 1910), Arsaguhi Teotik’in Bir Ay Kilikia’da (İstanbul 1909), 24 nisan 1915’te tutuklanan Ermeni aydınları arasındaki tek kadın olup mucizevi şekilde katliamdan kurtulan, Zabel Esayan’ın Yıkıntılar Arasında (İstanbul 1911) başlıca incelemeler arasındadır.

Adana faciasi aynı zamanda edebiyat, şiir ve ağıtlarda işlenmiştir. Bunlardan biri de Simpad Pürad’in Ermeni halkı arasında Adana Ağıtı olarak bilinen Adana Kıyımı ağıdıdır. Aslı Ermenice olan Ağıt’ın Türkçesi:

ADANA KIYIMI
Ağlasın Ermeniler bu acı kıyıma,
Çöle döndü, görkemli Adana.
Ateş ve kılıç vicdansız talan,
Rupen’in evi ah oldu viran.
Verme artık ışığını ey yüce güneş,
Etrafında sakla yüce yasını.
Güney rüzgarı geçti ülkeden,
Soldu, kurudu çiçek ve ağaç.
Zavalli Ermeniler bir dakikada,
Düştüler vicdansız kılıc altına.
Kilise ve okul alevler içinde,
Binlerce Ermeni öldü hunharca.
Kanunsuz duygusuzlar, yetim bıraktı,
Evladı anasından, gelini damadından,
Alcak Adil ile duygusuz Cavit,
Doydular içip Ermeni kani.
Görkemli Adana boşaldı bitti,
Küllere boğuldu bütün Kilikya.
Sevgili Hacın yaşadı yalnız,
Dondu kaldi Zeytun, bir kaya gibi.
Ateşler içinde üç gün üç gece,
İçerden kılıç, dışardan topla,
Sildiler Ermeniyi dünya yüzünden,
Kanlar akıyor berrak sulardan.
Yetmez mi artık bu adilikler,
Ağlayıp sızlayıp taşıdık sonsuz,
Yabancının evinde güven kayboldu,
Şerefimizle ölelim bu topraklarda.

Adana’da vahşice öldürülen 30 bine yakın kişinin anısına yakılan, Ermeni halkının duyduğu acıların bir feryadı olan bu ağıt, Seden Gürel adlı bir pop şarkıcısı tarafından melodisine kendi kafasından bir söz yazılıp Sebebim Aşk adlı bir aşk şarkısına dönüştürülmüştür.
Agaphi Ghazaryan – Adanayi Voghperke

Millet Meclisinde #Maraş

Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un Genel Kurul’da gündem dışı söz alarak yaptığı konuşma