Ana Sayfa Blog Sayfa 6356

Halk Ozanı Derviş Kemal hakka yürüdü

Cumuriyet döneminin yetiştirdiği önemli ozanlardan Derviş Kemal (Kemal Özcan) 25 Nisan 2015 Cumartesi günü Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde yaşamını yitirdi. Haberin duyulması sanat dünyasında ve Alevi Bektaşı çevrelerde üzüntüye karşılandı.

Şiirlerinde toplumsal sorunlardan insana ilişkin tüm konuları ayrıntılı olarak işleyen Derviş Kemal Bektaşilikle ilgili şiirleriyle de tanındı. Büyük bir Atatürk sevgisiyle dolu olan Derviş Kemal’in şiirlerinin bir kısmı Feyzullah Çınar tarafından bestelenip yorumlandı.

Eserlerinde “Derviş Kemal” mahlsını kullanan ozanın asıl adı Kemal Özcan’dır.

1930 yılında Yunanistan’ın Dimetoka’da Babalar köyünde dünyaya geldi. Henüz bir yaşındayken ailesi zorlu bir yolculukla Meriç nehrini geçerek Edirne Uzunköprü’ye göç etti. İlkokulu orada okudu.

Çok yönlü sanat yeteneği olan Kemal Özcan küçük yaşlarda şiirle ilgilenmeye başladı. Keman, bağlama ve cümbüş çalmayı öğrendi. Aynı zamanda kendi imkanlarıyla resim yapmaya yöneldi.

Uzunköprü’den 1950 yılında askere gidinceye dek çiftçilikle uğraştı. Askerlik dönüşünde iki yıl kadar Uzunköprüde noterde katiplik yaptıktan sonra adliyede çalışmaya başladı ve buradan emekli oldu.

Derviş Kemal’in şiirlerinin bir kısmını “Şah Damarı”, (1996) ve “Şah Gülleri”, (2008) adlı eserlerinde yaınlamıştır.

Aleviler için yeni bir dönem…

HÜSEYİN ALİ

HDP seçim beyannamesini açıkladı. İlk defa bir parti Alevilerin taleplerini ve arzuladıkları Türkiye’yi kamuoyu önünde açıkça dillendirdi. Tüm Türkiye kamuoyu önünde Alevileri ve taleplerini görünür kıldı. Bu yönüyle Alevileri temsil eden bir parti olduğu görüldü. HDP’nin bu tutumu tüm ötekileştirilmişlerin partisi olmaktan ileri gelmektedir. HDP, ötekileştirilen tüm etnik ve inanç topluluklarının, ezilen, sömürülen sınıf ve tabakaların, gençlerin ve en başta da kadınların partisidir. Kadın özgürlükçü bir parti doğal olarak Alevilerin, Kürtlerin,  zıdîlerin, Süryanilerin, Arapların, Çerkezlerin partisi olacaktır. Kadın vicdanını partinin ruhu haline getirmek derin özgürlükçü ve demokrat olmaktır. Eğer tüm ötekileştirilenler, ezilenler kendilerinin taleplerini savunacak, kendilerinin içinde yer alacakları bir parti arıyorlarsa, o partinin kadın özgürlüğüne yaklaşımına bakmalıdırlar. Eğer bugün Aleviler HDP’de kendini buluyorsa, bunun önemli bir nedeni HDP’nin kadın özgürlükçü çizgide olmasıdır. Alevilerin tümü bu gerçeği görmelidir. Kadın vicdanının, kadın özgürlüğünün olduğu bir yerde adaletsizlik ve farklı kimlikleri ötekileştiren bir durum yaşanmaz.

Aleviler ilk defa kendilerini Türkiye ve Kürdistan’ın asli ve en değerli unsuru haline getiren bir partiyi bulmuşlardır. Bir zamanlar sadece Alevilerin kurduğu, Alevilerin oy verdiği Türkiye Birlik Partisi’nden daha fazla Alevi haklarını savunan ve Alevileri tüm Türkiye toplumu için eşit ve özgür duruş içinde tutan bir parti olmaktadır. HDP’nin böyle bir parti olmasının nedeni, etnik ve inançsal kimlikleri toplum olarak muhatap almasıdır. HDP’nin öngördüğü demokrasi, özgür bireylerden oluşan topluluklara dayanmaktadır. Ya da özgür topluluklara dayanan bireylere dayanmaktadır. Toplumsuz özgür birey düşünmemektedir. Bu nedenle de Alevileri kendi örgütlü toplum kimliğinin temeli yapmaktadır.

HDP ile Aleviler arasındaki ilişki sadece bir toplumun taleplerini dile getirme ve oy tabanı olarak görme değildir. Aleviler HDP’nin öngördüğü sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın en temel toplumsal dayanağı olmaktadır. Alevi kimliği ve kültürü toplumcu ve demokratiktir. HDP toplumcu bir demokratik siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sistem inşa etmek istemektedir. Bu açıdan Aleviler  HDP’nin doğal toplumsal temeli olduğu gibi, Alevilerin kendi sosyal ve kültürel yaşamını gerçekleştireceği yaşam projesi HDP’de vardır. Bu açıdan Alevilerle HDP ilişkisi kısa vadeli ya da oya dayalı bir ilişki değildir; uzun vadeli ve stratejik bir ilişkidir.

HDP Alevilere gel bize katıl demiyor; demeyecek. İnançsal, kültürel ve sosyal yaşamınla gel diyor. Zaten HDP’nin düşündüğü Türkiye ve Kürdistan’da Aleviler Dersim ve Güneybatıda kendi yerel özerkliklerini yaşayabilecekleri gibi, kesinlikle kültürel özerkliğe sahip olacaklardır. Aleviler böylece Türkiye ve Kürdistan demokrasisini ve özgür yaşamını güçlendireceklerdir.

Artık Aleviler hangi parti bana sahip çıkacak demeyeceklerdir; HDP ile birlikte Aleviler için yeni bir dönem ve tarih başlayacaktır. Kendi kimlikleriyle, inançları ve kültürleriyle kendi yaşamlarını örgütleyip bu güçleriyle siyasal, sosyal ve kültürel yaşamda yer alacaklardır. HDP ve HDK bunun gerçek zemini olacaktır.

Bu açıdan Aleviler HDP ve HDK’ye sadece bir oy ve siyasal ilişki konusu olarak bakmamalıdır. HDP’nin topluluklara ve Alevilere nasıl yaklaştığını ve nasıl bir siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşam öngördüğünü bilmelidirler. Kuşkusuz Alevilerin taleplerine seçim beyannamesinde yer verilmesi çok önemlidir. Bir ilktir. Ancak esas olarak Alevi toplumuna yaklaşımı ve onu kendi sisteminin en önemli doğal toplumsal temeli olarak görmesi önemle ele alınmalıdır.

Kuşkusuz bu seçimde bir oy da önemlidir. Çünkü HDP barajı aştığında sadece 10-15 Alevi milletvekili seçilmeyecek, Aleviler Türkiye siyasetinin göbeğine oturacaklardır. Bu açıdan Aleviler şu şehirde CHP’den milletvekili çıksın, bu nedenle oyumu oraya vermeliyim dememelidirler. HDP barajı aştığında siyasi, sosyal, kültürel düzeyde ortaya çıkacak gelişmelerin ne olacağını görmeli, ona göre tutum almalıdırlar.

Tarihi sır aralandı Atatürk oradaydı:Seyit Rıza ile Atatürk idam öncesi görüşmüşler…

Yeni Şafak’ta yer alan haberde, Dersim isyanıyla ilgili MAH’a sunulan bir istihbarat raporu, Atatürk’ün idamdan hemen önce Seyit Rıza ile gizlice bir araya geldiğini belgeliyor. Seyit Rıza görüşmede, “Af dilersen idam edilmeyeceksin” diyen Atatürk’e, “Af dileyecek bir şey yapmadım” karşılığını veriyor.

Dersim Harekatı sırasında eski adı ‘MAH’ olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bir mensubunca merkeze geçilen gizli bir rapor, 15 Kasım gecesi Atatürk’ün ‘şakilerin lideri’ Seyit Rıza ile idam öncesi görüştüğünü belgeliyor.

“MAH Başkanlığına
-Hususi-

Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekâlete iletilmesi emredildi.

Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyit Rıza ile Reisicumhurumuzun bir araya getirileceğini, bunun çok çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi.

7 sehpa, 1 çingene çocuk

Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer beyle görüşülüp, Şükrü beyin gerekli asayiş ve güvenliğin, gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşulup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık.
Mahkeme birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı’nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve küçük bir çingene çocuk temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.

Çağlayangil’in Jeep’i

Gece 12.20’de Seyit Rıza ve ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraat ettirilirken Seyit Rıza dahil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi ‘idam çino, idam tunne’ sesleri salonda duyuldu. Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyit Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri beyin jeepine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu’na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı. Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu.

Beyaz tren kör makasta

Reisicumhurumuzun beyaz treni kör makasta bekliyordu. 8-10 dakika bekledikten sonra trene Seyit Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhurun yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhurun yaveri vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyit Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bunun bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi. Seyit Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. O ayları hep devlet görevlilerinden dinlediğini, kendisinin asıl gerçeklerini anlatmak istediğini söyledi.

Amacımız isyan değil

Reisicumhur başıyla onaylayarak anlatmasını söyledi. Seyit Rıza sakin bir dille Dersim’in Osmanlı döneminde büyük zulüm gördüğünü birçok baskıya rağmen Dersim’i koruduklarını, Osmanlı’ya asker vermediklerini, Milli Mücadele’ye birçok asker gönderdiklerini, cumhuriyete güvendiklerini, bilhassa halifeliğin kaldırılmasından sonra güvenlerinin daha da arttığını, silahların toplanmasına yardım ettiğini, silahların çoğunun toplandığını, isyan etmek niyetleri olsaydı silahları teslim etmeyeceğini, gerçekten Dersim’in cumhuriyete isyan etmek istemediğini söyledi.

‘Bombalarla parçalandı’

Jandarmanın isyan ettirmek için halkı devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırdığını, saldırmak için bahane icat ettiklerini söyledi. Birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadın, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi. Alpdoğan paşa konuşmaya girmek istedi. Reisicumhur el hareketiyle Alpdoğan paşayı susturdu. Seyit Rıza’ya devam etmesini istedi.

Sulh için yemin etmişti

(Seyit Rıza teslim olmadan önce kendisine söz verildiğini anlatıyor) “Benimle erkânı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği’ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği’ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi’ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı. Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı büyütüp oğlumun yaşını küçülttüler. (Burada MAH mensubu bir hata yapıyor. Rıza’nın yaşı küçültülmüş, oğlunun ise yaşı büyütülmüştü.) Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim” dedi.

Reisicumhur,“Sana son olarak gel benden af dile, yaptıklarından pişman olduğunu söyle ki seni affedeyim. Eğer bunları yaparsan Dersim’e daha faydalı olursun. Bizimle işbirliği yaparsın. Cumhuriyet Dersim’e çok faideli işler yapacak, Dersimliler Horasan’dan gelmiş, Oğuz Türkleridir. Türklük şuurunu yeniden kazandıklarında, cumhuriyete çok faideli işler yapacaklar. Ben buna inanıyorum. Gel bu fırsatı kaçırma” dedi.

Son sözüm: Af istemiyorum!

Seyit Rıza, “Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde ‘bu son’ dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu’ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim” dedi.

Size boyun eğmedim!

Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyit Rıza’yı göstererek ‘götürün gereğini yapın’ emrini verdi. Seyit Rıza’nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhura dönerek “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi.

Reisicumhur eliyle işaret ederek ‘götürün’ dedi. Onu alarak kompartımandan çıktık. Araçlara geçtik. Trenden gelecek İhsan Sabri beyi bekledik. İhsan Sabri Bey gelerek öndeki jeep’e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı’na geldik.

Sandalyesini tekmeledi

İdamlar bitmişti. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyit Rıza gitti. Oradaki Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım ise tüm cenazeler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi.

Cenazeler gazla yakıldı

İhsan Sabri bey saat 12.00’da valiliğe toplantıya çağırdı. 12’de valilikte Şefik bey, Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim bey oradaydılar. İhsan Sabri bey bizlere, “Seyit Rıza’nın alelacele vakti idam edilmesi efkarı umumiyede merak hasıl olacağı muhakkaktır. Bizim devlet olarak Ankara’nın da talimatıyla herkese Seyit Rıza’nın Reisicumhur Elazığ’a gelmeden önce idam edilmesi mecburiydi. Çünkü Reisicumhurun, Seyit Rıza’yı affetmesi ihtimali mevcuttu. Ayrıca cenazelerin yakılarak gizli bir yere azami gizlilik kurallarına riayet edilerek gömülmesi sağlanacak, bu görevi de MAH bünyesindeki arkadaşlar gerçekleştirecek” diyerek toplantının bittiğini söyledi. Cenazeler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekâlet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir.

 

Seçimler, Provakasyonlar, Partiler ve Aleviler !

İRFAN DAYIOĞLU

Genel seçimler yaklaşıyor, partiler aday tanıtımlarını başlattı. Vaatler havada uçuşuyor. Mümkün olmayan vaatler « namus sözüdür » denilerek dile getiriliyor. Ancak düzen partileri iktidar – muhalefet ve yavru muhalefet, rollerinde anlaşmış görünüyorlar. Her ne kadar HDP’den kaygı duyan sadece AKP olarak görünse de, HDP aslında düzenin olduğu gibi sürdürülmesini isteyen tüm siyasal kesimlerin ortak kaygısı olmuşa benziyor. Öyle ki, herkes söze HDP’nin barajı aşıp aşmayacağı ile başlıyor, onunla bitiriyor. AKP Gezi direnişi ve ardından 17-25 aralık yolsuzluk operasyonu ile uğradığı imaj zedelenmesini silmek için yeni atraksiyonlar içinde. Bir yandan Çözüm sürecine bağlı olduğunu söylemekte, bir yandan da  atması gereken yasal adımları atmadan, sadece söylemden ibaret ajitatif açıklamalarla yetinmekte, milliyetçi kesimlerin oylarını almak için Ağrı provakasyonunda olduğu gibi, sonunun nereye varacağı meçhul provakaasyonları devam ettireceğe benzemektedir.

Erdoğan bugünkü ruh haliyle AKP’nin iktidarı kaybetmesini kendi sonu olarak gördüğü için dişiyle, tırnağıyla çabalıyor. Düne kadar çözüm sürecinin mimarı olduğunu söyleyen Erdoğan bugün süreci elinin tersiyle iterek savaşı tırmandırmanın yollarını arıyor.  Erdoğan içine girdiği ilişkiler yumağı dolayısıyla geri adım atacak durumda değildir. Çünkü atacağı her  geri adımın onu sona götüreceğini bilmektedir. Bu nedenle Ağrı provakasyonu emrini vali aracılığıyla veren Erdoğan, başka olayların başlamasının emrini de tehlikelerine bakmadan vermeye devam edecektir. Erdoğan’ın durumu budur. O artık geri gidemez. En küçük bir geri adım; en küçük bir zayıflık belirtisinin sonu olacağını bilmektedir. Bu nedenle daha ileri gidecek, her adımda daha tehlikeli sonuçlar doğuracak adımlar atacaktır.

HDP Eş başkanı  sayın Selahattin Demirtaş bu durumu şöyle dile getiriyor. « Baskıcı liderlerin iktidarını kaybetmemek için ne tür çılgınlıklar yaptıklarına hem yakın geçmişte hem de tarihte tanıklık ettik. Saddam ya da Ortadoğu’nun tüm diktatörleri gitmemek için halklarını ateşe atmaktan çekinmediler. Erdoğan’ın bunlardan ne farkı var, gitmemek için her türlü çılgınlığı yapabilirler.

Siyaseten tedbir alabiliriz ve bunu yapıyoruz. Sadece kendi tabanımıza değil MHP de CHP de dikkatli olsun, diyoruz. Toplum, güveni sağlayacak alternatif kimse ona yönelir, AKP bunu biliyor. O yüzden güvensizlik ortamı yaratıp, “güvenli liman benim, tek başıma iktidar olursam Türkiye’yi güvenli hale getiririm” mesajı veriyor. »

HDP Ağrı’da sağduyulu tutumuyla, siyasal olarak bilinçli kitlesiyle Erdoğan’ın temsilcisi ve emir kulu Vali eliyle yaratılmak istenen tehlikeli provakasyonu önlemiştir. Ancak uyanıklığın her Kürt kurumu tarafından seçimlere kadar elden bırakılmaması gerekiyor. Yine Türkiye’nin batısında da en uyanık olması gerekenler, Kürt Hareketinin yanında diğer devrimci-demokratik güçlerdir.

HDP’nin yüzde on barajını aşacağını gören Erdoğan, bunun tiranlık emelleri için bir son olduğunu, hatta sonu tarihteki örneklerde görüldüğü gibi uzun tutukluluk ile bitebilecek bir sürecin başlamakta olduğunu gördüğü için, çözüm süreci tam da müzakere aşamasına geçerken, başında bulunduğu devlet cihazını harekete geçirmiştir. Aslında bunun belirtileri Hakan Fidan’ı gerisin geri MİT’in başına gönderirken ortaya çıkmıştı. Yeniden ordu ile arayı düzelten Erdoğan, Ergenekon, Balyoz davalarını peş peşe sonlandırmış ve tüm tutukluları serbest bıraktırmıştır. Yine devlet içindeki tekçi, inkarcı faşist güçlerle ittifaka yönelmiştir.

Sözün kısası, yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP’nin inişte olduğunu gören AKP kurmayları, bu inişe engel olmak için en kolay yolu seçerek, Kürdistan’da HDP’yi savaş yanlısı göstermeye çalışarak, Türkiye metropollerinde milliyetçi söylemi yükseltmeye, böylelikle HDP’nin bu gidişattan rahatsız olan kesimlerin oylarını almasının önüne geçmeye çalışmaktadır. Ancak AKP Ağrı’da başarılı olamamıştır. Umarız HDP’nin ve Kürt halkı ile Türkiye halklarının sağduyulu ve hazırlıklı tutumuyla hiç bir provakatif girişiminde de başarılı olmaz.

KCK Eşbaşkanı Bese Hozat durumu şöyle izah ediyor ; «  Erdoğan AKP’si, kendisinin yarattığı dalgalı denizde boğulmamak adına çareyi, 2007-2012 yılları arasında yaptığı gibi Ordu’ya sarılmakta görüyor. Şu anda gladyo, özelsavaş kurumları tüm dehşetiyle devreye girmiş durumdadır. Ergenekon ve Balyoz davalarından yatanların alelacele bırakılmasının bu dehşet senaryosuyla doğrudan bağlantısı vardır.

 AKP yılana sarılarak boğulmaktan kendisini kurtaramaz, sadece ölümünü biraz daha hızlandırmış olur. Tarihten de biliyoruz ki; Türkiye’de milliyetçi ve faşizan politikalar, bütün hükümetleri mutlaka çözmüş ve yenilgiye uğratmıştır. AKP’de şu anda aynı sonu yaşıyor. Orduyu çare gören bir siyasi iktidar kendi bitişini ilan etmiş oluyor.

Hiçbir biçimde AKP’nin provokasyonlarına gelmemek lazım. AKP kendisiyle birlikte Türkiye’yi bitirmek istiyor, Türkiye halkları buna müsaade etmemelidir. Halkımız ve Türkiye toplumu demokratik tepkilerini en güçlü bir biçimde ortaya koyarak AKP’nin provokasyonlarını zamanında deşifre etmeli ve boşa çıkarmalıdır. Bu anlamda Diyadin’de halkımızın geliştirdiği tutum taktire değer ve örnek alınması gereken bir yaklaşımdır. »

Iktidar cephesinde HDP paranoyası ile bütün bu çılgınlıklar yaşanırken, ana muhalefet partisi CHP ise, bundan daha da geri bir konumda. AKP eliyle geliştirilen tüm oyunlara kulağını kapamakta, ülkedeki sorunlar hakkında sağır ve dilsizi oynamaktadır. CHP’nin ülkenin temel sorunları olan Kürt Sorunu ve Alevi sorunu hakkında hiç bir somut projesi bulunmuyor. Sorunlara çözüm aramak, proje üretmek yerine, AKP tarafından yapılan provakasyonlara açıktan tavır almakta ikircikli davranmakta, AKP’den daha çok HDP’yi eleştirerek kendince oy avcılığı yapmaya çalışmaktadır. CHP ile MHP’nin Kürt sorunu konusundaki tutumları aynıdır. Ortak özellikleri Türkiye  bölünecek paranoyası  ile Kürt düşmanlığı yapmaktır. CHP Kürt toplumsal dinamiği yanında ikinci bir demokratik dinamik olan Alevilerin Kürtlerle ve devrimci demokratik hareketle buluşmasının önünde gerici bir bent olarak durmaktadır

Kürtler ile Alevileri buluşturmama görevi gereği, tek yaptığı „Aleviler Kürt olamaz, Şafi Kürtler ile Aleviler birlikte yaşayamaz, oylarınızı bize vermezseniz şeriat gelir, HDP bizim oylarımızı bölerek AKP’ye hizmet etmektedir bu iki parti başkanlık sisteminde anlaştılar, HDP seçimlere parti olarak katılıp baraj altında kalacak ve böylelikle AKP başkanlık sistemi getirecektir“ sahte propagandalarına sığınarak,  Alevilerin desteğini bir kez daha istiyor.

Yani kısacası CHP eliyle ve AKP’nin gizli desteğiyle  7 Haziranda yapılacak genel seçimler yaklaşırken, Aleviler; « CHP’ye oy vermezsek AKP eliyle şeriat gelecek » safsatalarıyla, başkaca yol kalmamış gibi bir kez daha kendi katillerine oy vermeye çağrılmaktadır.  CHP Kürt halkının gerçek taleplerinin yanında Alevilerin de taleplerini görmezden gelerek, Alevi toplumunun toplum olmaktan doğan haklarına, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, diyanetin kaldırılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve benzeri somut taleplerine sırt çevirmektedir. CHP bu seçimde bir yenilk olarak HDP’nin Alevi kurumlarının temsilcilerini kendi kimlikleriyle meclise taşıma kararı ertesinde, çoğu seçilemeyecek yerden bazı Alevi şahsiyetlerini aday göstererek Alevileri aldatma yoluna gitmiştir.

HDP ise, sadece Alevi kurum temsilcilerini seçilecek yerlerden aday göstermekle yetinmemiş, seçim beyannemesinde Alevilerin ve Alevi kurumlarının, inanç önderlerinin dile getirdiği Alevilerin Alevi olmaktan doğan tüm haklarının tanınmasını, Diyanetin lağvedilmesini, cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını dile getirmiştir.

Yaşam  felsefesi  gereği demokrasiden, emekten ve laik yaşamdan yana tavır koyan Aleviler, bu sistemin savunucusu partilerle bir yere varılamayacağını görmüştür. Kitlesel Alevi kurumlarının ezici çoğunluğu, Alevi inanç önderleri, Alevi aydınları artık kendileri için siyaset yapmanın bilincine varmış görünüyorlar. Bundan dolayı da,  bayrağında eşitlik, özgürlük, kardeşlik yazan, her toplum kesimini kendi rengiyle kabul eden HDP’yi kendi partileri olarak görüyorlar ve HDP listelerinden aday oluyorlar. Bu kendi başına AKP iktidarına son vermenin reçetesi oluyor.

Sistem partileri yukarda da değindiğimiz gibi, Alevileri kamusal alanda yok sayan vatandaşlığı “Laik/Türk” kimlik üzerinden tanımlayan, kamusal alanda Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden  Sünni İslam yorumunu tek doğru inanç olarak topluma empoze eden cumhuriyetin temsilciliğini yapmaktadırlar. Bugünkü CHP ile, bugünkü MHP ile ve hatta bugünkü AKP ile, cumhuriyeti kuran CHP arasında ideolojik süreklilik aynen devam etmektedir. Bu yüzden söz konusu bu partiler ve benzerleri, Alevilerin kurtarıcısı değil tersine onları yok sayan partilerdir. 1937-1938’de Dersim’de, 1978’de Maraş’ta, 1980’de Çorum’da Aleviler katledilirken, Madımak’ta insanlar diri diri yakılırken dönemin mevcut iktidarları da, muhalefet partileride, ya bizzat emreden konumda,  ya da  bizzat katliamın tertipçileri olmuşlardır.

Alevilerin CHP ekseninden kurtulması öyle sanıldığı kadar kolay değildir. 90 yıllık cumhuriyet döneminde Aleviler toplumdan dışlandıkları kadar, inaçsal dönüşüme uğratılarak asimile edildiler. Alevilerin önemli bir kesimi kendi inançlarından koparıldı, ulusal kimliklerinden uzaklaştırıldı. Bu açıdan Kürt halkında 30 yılı aşkın amansız bir mücadele ile yeniden oluşan ulusal uyanış gibi, Alevilerin inançsal uyanışıda büyük bir çaba ve emek sonucunda oluşacaktır.

Elbette özellikle de 1993 Sivas katliamından sonra hız kazanan Alevi örgütlülüğü Aleviler arasında büyük bir inançsal uyanış yaratmıştır. Ancak bu inanç çarpıtılmıştır, kendi tarihsel kökleri ile buluşmaktan uzaktır. Bu açıdan Alevi kurumları , inancımız üzerinde yaratılan bu çarpıtmaların etkisini kırmak için büyük bir yol temizliği yapma görevi ile karşı karşıya bulunmaktadır.  Aleviler ilk elden statükocu zihniyetleri desteklemekten vaz geçmelidirler. Bu statükocu zihniyetin ana temsilcisi  CHP’dir.  CHP’nin ana felsefesi statükoyu korumak, var olan kaos düzenini savunmaktır.  CHP’nin ana görevi devrimci-demokratik dönüşüm hareketlerinin önünü  kesmektir. AKP böyle bir CHP’den çok memnundur. Nitekim Erdoğan her konuşmasında Allahına hamdederek, “iyi ki bana böyle uysal ve akılsız bir muhalefet bahşettin” demektedir. Yani sistem AKP-CHP ikilisinin iktidar muhalefet görevlerini üstlenmesinden memnundur.

Bugün Alevilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunların da kaynağı ve anası CHP’dir. Tıpkı Kürt sorununun olduğu gibi. Geldiğimiz noktada Alevilerin büyük kesimince bu gerçek bilince çıkarılmaktadır.  Alevi kurumları, kanaat önderleri kemalistlerle yollarını ayırmaktadır. Elbette bunu hızlandırmak Türkiye’nin gerçek demokratik muhalefetinin başını çekmesi gereken HDP’nin politik tutumuna bağlıdır. Bugün Alevilerin yaşadıkları sorunların başında hukuksal olarak bir kimlik tanımlarının olmaması, kamusal alanda ve gündelik hayatta uğradıkları ayrımcılık ve dışlanma gelmektedir. Bunu aşmanın yolu da Alevileri kazanmak isteyenlerin kendilerini Alevilere açmasındadır. HDP bu seçimlerdeki tutumu ve politikasıyla ve Alevi kurum temsilcilerini seçilecek yerlerden aday göstermesiyle parti sıralarını Alevilere sonuna kadar açmış görünmektedir. HDP Artık bu toprakların ötekileştirilen iki büyük kitlesel toplumsal kesimi Kürtler ile Aleviler buluşmadan gerçek bir demokratik iktidar seçeneği ortaya çıkarılamayacağının farkına varmıştır. Bu iddiadaki politik güçlerin bu gerçeği görerek uygun politikalar üretmesi gerekmektedir. Alevilerin, Kürtlerin, işçilerin, emekçilerin, kadınların, ötekileştirilen tüm toplumsal ve inançsal kesimlerin somut taleplerini parti talebi haline getirip cesaretle savunan politik bir oluşum, bu ülkede iktidar alternatifi olabilir.  Bugün bu alternatif HDP’dir.

Aleviler için ise haklarını elde edebilmenin olmazsa olmaz koşulu  CHP’den radikal bir kopuştur.  Günümüze kadar CHP’nin etrafında kümelenen Aleviler bu kopuşu gerçekleştirebilirse,Türkiye solu, Kürtler ve Aleviler doğru zeminde bir buluşma sağlarsa, ülkemiz siyasetinin temel merkez iktidar gücü ortaya çıkar.  Nitekim HDK bileşenlerinin partileşmesi ve HDP adını alması böylesi bir büyük buluşmanın maddi temellerini yaratmaya başlamıştır. Birçok toplumsal kesim temsilcisi gibi birçok Alevi kurum temsilcisi de doğrudan HDP yönetiminde yer alarak ülkemiz siyasetinde büyük bir siyasal gücü ortaya çıkaracak bir örgütlenmenin tarihi adımını atmışlardır.

Şimdi bize düşen bu özgürlük umudumuzu destekleyip büyütmektir. Aleviler artık düşman sızması düşkünler tarafından saflarımızda yaratılan paranoyalardan kurtulmalıdır. AKP gericiliğinin alternatifi CHP olamaz.  CHP bu cumhuriyetin stepnesidir. Unutmayalım 1945’ten bu yana da tek başına iktidar olamamış bir gelenektir.

Gezi ruhunun ortaya çıkardığı devrimci, dönüştürücü dinamikler ile, Alevi ve Kürt dinamiğini,  Türkiye’nin bedel ödemiş devrimci geleneklerini, çevrecilerin, kadın hareketinin ve tüm ötekileştirilmiş toplumsal kesimlerin dinamiklerini bünyesinde toplamış, içselleştirmiş bir iktidar alternatifi olarak HDP çizgisi gerçek olandır. Paranoyalara, provakasyonlara, sahte söylemlere  aldırmadan, biz Aleviler de bu çizgide yer alarak hak ve özgürlüklerimizi kazanabiliriz. Önümüzdeki seçimlerde HDP’nin kazanacağı başarılar bizi herkesin gerçek anlamda özgür ve eşit haklara sahip yaşadığı bir Türkiye’ye biraz daha yakınlaştıracaktır.

‘Asimilasyon Kıskacında Alevi Kürtler’

MEHMET BAYRAK

Gerek İslam Halifelikleri, gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı dönemindeki baskı, asimilasyon ve yok etme politikalarını bir yana bırakırsak; son bir asırlık yakın bir geçmişte İttihad ve Terakki’den devralınan bir politikayla, onun devamı niteliğindeki Kemalist yönetim döneminde; Kızılbaşlık ve Alevilik “Türk Müslümanlığı“ olarak sunularak, İslam içinde eritilmeye çalışıldığı gibi, Kızılbaş/ Alevi/ Bektaşi önderlerinin dini unvanları ile Alevi ibadeti ve müziği de yasaklanarak, Alevilik tümden yok edilmeye çalışılmıştır.

Kürt coğrafyasındaki ve Anadolu’daki Alevi Kürtler, bu konuda katmerli bir baskı altında kalmışlardır. Çünkü onların hem Kürt kimliği, hem de Alevi kimliği yasaklanmıştır. Keza onların edebiyatı ve müziği, bu iki boyutuyla da yasak kapsamındadır. Türkçe Alevi müziği icra etmek bile yasaklıyken, bir de Kürtçe Alevi müziğiyle ibadet yürütmek tümden riskli bir hal almıştır.

Biliniyor ki, en eski Alevi- Türk şairi, 13. yüzyılda yaşamış Yunus Emre’dir. Oysa, Yunus’tan önce yaşamış ve eser vermiş 20 dolayında erkek, 10 dolayında da kadın Yaresan-Kürt şair vardır. Dahası, bunlardan divan sahibi Baba Tahir Uryan, 10. yüzyılın ikinci yarısı ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış olup; bugün dünyaca tanınan Ömer Hayyam ile Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin şiir ve düşünce babasıdır.

Bugün elimizde, Yaresan aşık ve şairlerin ya da kimi kutsal kişiliklerin şiirlerini kapsayan ve “Defter- Diwan- Kelam“ adlarıyla anılan çok sayıda eser bulunmaktadır ki, bunların en öne çıkanları Serencam, Defteri Pirdiweri, Defteri Diwani Gewre, Dewrey Balul ve Zebure Haqiqat’tır. Bunlardan Serencam, ancak son yıllarda Güney Kürdistan’da yayımlanabilmiştir. Tıpkı, daha sonra Ezidiler’in kutsal kitaplarında olduğu gibi; bu eserlerin gizlilik dereceli bir yazıyla ve özel şifrelerle yazılması, belki de İslam tasallutundan kurtulmalarını ve bugüne ulaşmalarını sağlamıştır.

Aleviliğe uygulanan soykırım ve önümüzdeki görev

Alevi-Kürt toplulukların en yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden biri Dersim merkezli “Fırat havzası“ ise, diğeri de Maraş merkezli “İçtoroslar havzası“dır. Cumhuriyet döneminde Dersîm doğrudan katliama maruz bırakıldığı gibi; İçtoroslar havzası da sürekli olarak denetim altında tutulmuş, izlenmiş, hapis ve benzeri yöntemlerle cezalandırılmıştır. Bu bölge önderleri ve ozanları, özellikle Türkiye İşçi Partisi’yle birlikte ortaya çıkınca da, bölge halkı katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. 1967 Elbistan, 1975 Malatya, 1978 Malatya, Sivas ve Maraş katliamları bunun açık kanıtları olduğu gibi; 1971 Kırıkhan katliam girişimi de esas olarak Elbistanlılara karşı gerçekleştirilmiştir.

Bu noktada hemen belirtelim ki, Kemalist aydın ve araştırmacıların, en iyi niyetli (!) olanları bile, Aleviliği Türklük’le özdeşleştirerek, Kürt Aleviliğini yadsımaya çalışmışlardır. Oysa, Alevi Kürtler’de, “azınlık içinde azınlık“ olmanın verdiği bir duyguyla, her iki kimlik içiçe geçmiş ve daha da güçlü biçimde devam etmiştir. Onların gözünde, “Alevi olmak, aynı zamanda Kürt olmak“tır. Keza, “Ame Alevi na“ derken, aynı zamanda “Kürt“ olduğunu söylemiş olur. İki kimliği birden öne çıkarmak riskli olduğu için, genellikle Alevi kimliğinin arkasında durmayı veya bu kimliğe sığınmayı yeğlemiştir.

Zaten, 1925’te gizlice hazırlanıp uygulamaya konan Şark Islahat Planı’nda, daha çok Fırat’ın batısında göreceli olarak dağınık ve Türkler’le komşu yaşayan “Kızılbaş Kürtler’in öncelikle asimilasyona tabi tutulması“ öngörülmektedir.

Koçgiri ve Dersîm katliamlarıyla Fırat havzasına büyük bir darbe vurulurken; yaklaşık son 50 yıllık Türkiye tarihinde de, Alevi katliamlarının yayılım alanı daha çok İçtoroslar Kızılbaş-Kürt bölgesidir.

Bugün, tüm soykırım, katliam ve asimilasyon çabalarına rağmen Alevilik yaşayabiliyorsa; bu, Alevi kültürünün derinliği yanında, büyük ölçüde her iki kimliği içiçe geçirerek yaşayan Alevi Kürtler’in sayesindedir.

Bilindiği gibi; Alevilik, günümüzde değişik coğrafyalarda Kızılbaşlık, Ehl-i Haqlıq, Raye Haqlık, Ali- İlahilik, Kakailik ve Yaresanlık adlarıyla devam etmektedir. Bu bağlamda Aleviliğin tarihi, coğrafyası, sosyolojisi, etnolojisi, antropolojisi, ibadet erkanı, ritüelleri, kültürü, müziği, dansları konularının yanında; yakın dönem Alevi katliamlarının tarihinin yazılması son derece önemlidir. Yasaklı Alevi kültürünün işlenerek ortaya çıkarılıp insanlığın hizmetine sunulması büyük önem taşımaktadır.

Halil Dalkılıç’ın çalışması

Yıllardır bir gazeteci olarak Kürt sorununun güncel boyutlarını irdeleyen Halil Dalkılıç, kaleme aldığı Kürtçe makale ve köşe yazılarıyla bu çabalarını sürdürdü. Daha sonra ise, gerek İçtoroslar’dan yetişmiş ve bölge insanını tanıyan bir yazar olarak, gerekse işinin gereği Alevilik üzerinde yoğunlaştı. Bu vesileyle, sadece geldiği bölgenin değil, değişik bölgelerin Alevilerini de tanıma olanağı buldu. Ayrıca, Alevi toplum önderi sayılan kimi şahsiyetler ve yazarlarla da görüşmeler yaptı ve tüm bu birikimlerini kitabının dağarcığına yerleştirdi.
Kendi payıma, babası Vakkas Dalkılıç ile SHP dönemindeki tanışıklığımızdan sonra, Halil’in de babasının birçok özelliğini taşıdığını gözlemlediğim gibi; onun son birkaç yıllık süre içinde Alevilik konusunda önemli bir noktaya ulaştığına tanık oldum ve bu konuda yoğunlaşmasını önerdim.

Siyam Kitap’ta ‘Asimilasyon Kıskacında Alevi Kürtler’ adlı ilk kitabı yayımlanan Halil Dalkılıç’ın tek parağraflık şu tesbiti bile, Aleviliğin geldiği veya getirildiği noktada, karşı karşıya bulunduğu handikapı göstermeye yetmektedir:

“Ne cemdeki gibi ‘toplumsal eşitlikçi ve adil demokrasi’, ne musahiplik ve kirvelikteki gibi ‘toplumsal dayanışma ve paylaşımcılık’, ne doğadaki bir canlıyı ‘can’ gören ‘ekolojik’ yaklaşım, ne 72 millete bir nazarla bakan ‘evrensel eşitlik ve barış’ ve ne de ‘aslına ermektir hüner, ne ararsan kendinde ara’ düsturunda izah edilen manada kendine ait dil, kültür, yurt gibi insani ve toplumsal değerlere sahip çıkma bugün pek gündem olan konular değil…”

Siyasal ve toplumsal birçok konuda Türkçe ve Kürtçe yazan Halil’in, bu çalışmalarını sürdürmesini ve gelecekte yeni kitaplarla bilince çıkarmasını diliyorum.

Bese geleneği 1938’den sonra Bese Anuş’la sürdü.

Kürt Özgürlük Hareketinin ilk kadın şehidi, Pazarcıklı Bese Anuş’un annesi Sultan Maniş (Sultanê Tôzê ) hakka yürüdü. Toprağı bol, devri daim olsun…

Bese Anuş (ilk kadın gerilla)

Bese Anuş, 1961 yılında Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nin Esmapuru Köyü’nde dünya geldi. Ekonomik durumu orta halli olan ailesi, Bese daha henüz küçük bir çocukken Pazarcık’a yerleşti. Kız çocuklarının fazla okuma şansının olmadığı o dönemlerde Bese Anuş, ortaokul bire kadar okuyabildi.

Genç yaşta evlenir, fakat sorumluluklarından vazgeçmez, birçok işte çalıştıktan sonra terzilik yapmaya başlar. Bese Anuş’un gençlik yılları Türkiye ve dünyada fırtınaların koptuğu yıllara denk gelir. Bese Anuş için kadın olmak, Kürt olmak ve Alevi olmak çelişkilerini daha da derinleştirir. 1970’lerde Kürt Özgürlük Hareketi’ne ilk ev sahipliği yapan bölgelerden biri olan Pazarcık’ta sağ-sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk çatışmaları zirveye çıkmıştı

İşte bu çelişkiler ve etrafındaki çatışmalar Bese’yi çok kısa bir süre içerisinde, 1978 yılında Kürdistan’da gelişen gençlik hareketlerinden PKK ile tanışmasına götürür. Halk arasında ise Apocular olarak bilinirlerdi. PKK’nin kuruluşuna giden süreçte Bese Anuş; köy köy gezerek insanları aydınlatmaya, kendi kimliklerine sahip çıkmaları için örgütleme yapanlardan biridir.

Kürt özgülük mücadelesindeki ilk kadın gerilla Bese Anuş, sadece Kürt kadın gerilla hareketi için değil, aynı zamanda yakın Kürt tarihinin de unutulmayan isimlerinden. Kürtlüğün yasak, kadınların söz hakkının da olmadığı bir dönemde Kürt kadınını ilk örgütleyenlerden Anuş, 1981 yılında Türk ordusuyla girdiği çatışmada yaşamını yitirdi. Arkadaşları yıllar sonra onu anlattı…

Abuzer Dede: ‘Görünen köy kılavuz istemez’

” Görünen köy kılavuz istemez diye gerçek bir söz vardır;
Bugün HDP içerisindeki yöneticiler, demokrat insanlar ve ileri görüşlü çalışanlarını takip ederek, onlardan bir vefa görmeyi umut ediyoruz.
Bunlar bize bir vefa göstermeye kararlılar diye düşünüyoruz.
Bu toplumun insanları bu dönemde, bu seçimde, bu günde bir arada olup da bu partiye oylarını kullanırlarsa inşallah ki memleketimiz bir refaha kavuşacaktır.
Maraş halkına, yoksulluk, haksızlık ve olası bir nedametlik ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum. ”

Maraş Elbistan Kantarma Köyü Ağuçan Mürşid ocağı pirlerinden Abuzer Erdoğan Dede Alevilerin tarihsel ve güncel sorunları ile seçim sürecinden beklentilerini değerlendirdi.
Maraşın çok kültürlü yapısının tarihsel izdüşümü, etnik ve inançsal toplulukların seçim sürecinden beklentileri nelerdir?
Günümüzdeki sosyal yaşam, güncel sorunlar ve çok kültürlü ortak yaşam önündeki engeller ile çözümleri neler olabilir? sorularını yanıtlayan Abuzer Dede’nin tesbitleri şöyle;

Aleviler şimdi bölünmüş bir durumdadırlar; Kürd Alevi, Türk Alevi, Arap Alevi, Tahtacı Alevi vs. Bu bölünmüşlük olunca Aleviler dağılmaya başladılar.
Aleviler birbirini bıraktılar, birbirlerini sevmesini de yitirdiler. Birbirlerine karşı inançlarını da yitirmeye başladılar.
Çünkü bölünmeler yapıldı ve Aleviler üzerinde yeni bir oyun oynanmaya başlanıldı. Bunlar çok eksik ve yanlış.
Biz sürekli söyledik; yapmayın. Alevi Alevidir. Alevilerin dili ırkı yoktur. Kendinizi Alevi olarak yetiştirin dedik.
Alevi olarak tanımlayın ve Alevi olarak bir hizmette bulunun ve Alevi olarak kültürünüzü dilinizi taşıyın.
Bu durum hala devam ediyor . Yalnız gönül isterki böyle olmasın Aleviler daima bir çatı altında olsunlar.
Hakikat ne ise onun peşinde olmaları gerekir. Eskiden biz, darbe altında, korku içerisinde gece gündüz demeden at sırtında veya yayan köybe köy gezerdik.
Dedeler ocaklar üzerinden tayin ederdik. Köylere gidip birlik beraberlik içerisinde, cemcemat ile kültürümüzün ve toplumumuzun hizmetlerini görürlerdi.
Toplumu takip ederler ve haksız birşeyi cemiyette yargılarlardı. Bugün ise bu ortamda, Türkiyenin genelinde şöyle bir durum oluşuyor. Eski durumları ele almayı düşünen bir iktidar var.
Bugün siyasetçiler öyle bir arayışın içerisine girdiler ki tekrar Alevileri bölmeye, yok etmeye çalışıyorlar.
Bugün Alevilerin Aklı selim insanları, bilinçli insanları buna karşı duruyorlar.
Sizler hakaret ediyorsunuz, Aleviler tümden darbe yiyeyiye bugüne kadar geldiler,
korka korka bu zamana vardılar ve artık kendi kimliklerimizle Alevi kıyafetimizle bildiğimiz yola gideceğiz diyorlar.
Bugün iktidar öyle bişey yapıyor ki; nerede ise Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kuracak, halifei ruyi zeminim diye düşünüyor.
Aleviler hayır bu yanlıştır diyor ve buna karşı çıkıyorlar.
Ne yapmak lazım; bugün temsiliyet oya dökülmüş durumda, oy önemli hale gelmiş ve oy kimde ise sultan o sayılıyor.
Aleviler bu durumda şöyle düşünüyorlar; bizler bir birlik içerisinde, yeni bir parti kurulmuştur, bu partiye gücümüzü verelim, hiç bari bu fakir fukara, bu ezilmiş toplum,
bu hakarete uğramış toplum ikinci bir darbe yemesin, ikinci bir hakarete, yokluk ve yoksulluğa uğramasın diye bu yeni partinin peşinden koşuyoruz.
Her ne kadar ki bugüne kadar Aleviler Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy kullanmışlarsa da halen daha oylarının haklarını alamadılar.
Alevileri bir üvey kardeşi gibi kabul ettiler. Maraş’ta da kabul etmediler, eskiden beri malı helal, canı helal vs. gibi çok eksik ve yanlış şeyler gördük yıllarca.
Alevilerin gücü yetmedi bu hakaretlere. Aleviler insanlığı yerleştirmişler yaşamlarına, yetmişiki milleti bir gözle görmek vardır bizim için demişlerdir.
Bunu anlatamadık etrafımızdakilere, bir hakikat kültürünün içerisinde olsak herkes kardeş olarak tanır birbirini.
Efendim görüyorsunuz işte bu kadar insanın yakılması, şu kadar insanın katledilmesi…
Bunu hangi vicdan kabul etmiştir ve hangi mezhep kabul etmiştir. Bizlere karşı bu kadar mı hınca sahipler?
Siyasiler hiçbir şekilde Alevilerin bu hak ve hukuklarını arayan bir çabaya girmediler.
Doğru yapmadılar. Yukarıdaki iktidarları, reisi Cumhurları, Valileri , kaymakamları , emniyet müdürleri arasında Alevilerden bir tanesi yok ki diyelim ki birine diyelim ki;
Efendi siz neden bu Alevilerin de hakkını savunmuyorsunuz, bunların hakkını vermiyorsunuz diyebilelim.
Bu gün Aleviler bunları düşünür oldu. Görünen köy kılavuz istemez diye gerçek bir söz vardır;
Bugün HDP içerisindeki yöneticiler, demokrat insanlar ve ileri görüşlü çalışanlarını takip ederek, onlardan bir vefa görmeyi umut ediyoruz.
Bunlar bize bir vefa göstermeye kararlılar diye düşünüyoruz.
Bu toplumun insanları bu dönemde, bu seçimde, bu günde bir arada olup da bu partiye oylarını kullanırlarsa inşallah ki memleketimiz bir refaha kavuşacaktır.
Maraş halkı, yoksulluk, haksızlık ve olası bir nedametlik ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum.

Elazığ’daki Alevi Dedeleri’nden HDP’ye destek

Elazığ HDP il binasında toplanarak basın açıklaması yapan Alevi Dedeleri ile Pirleri, Aleviler’in hak ve özgürlüklerini koruyacak ve savunacak tek partinin HDP olduğunu düşünerek, genel seçimlerde destek vereceklerini açıkladı. Elazığ Pir Sultan Abdal Derneği Dedeleri’nden Lütfü Özer, “Şimdi şu dönemde Aleviler’in hakkını, hukukunu gerçek anlamda ve gerçek Aleviliği’ni gündeme getirecek olan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) olduğuna inanıyoruz. Bu nedenden dolayı tüm Alevi halklarına çağrıda bulunarak, HDP çatısı altında toplanmaya davet ediyorum. Cumhuriyet döneminden bu zamana kadar, tüm siyasi partiler tarafından sürüldük, horlandık ve ezildik. Biz inanıyoruz ki, HDP bizim bu haklarımızı savunacak ve koruyacak tek partidir” dedi.

Elazığ Alevi Pirleri Derneği Başkanı Hasan Genç de, HDP’ye destek için tüm Aleviler’e çağrıda bulunarak,”Bugün burada toplanmamızın amacı HDP’ye destek vermek ve HDP çatısı altında toplanmaktır. Bu güne kadar diğer siyasi partilerden istemiş olduğumuz taleplerimizin aynısını HDP’den de talep ediyoruz. Taleplerimiz şunlardır; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmeli, dinler ve inançlar sivil alana terk edilmelidir. Zorunlu ve seçmeli din dersleri kaldırılmalı, eğitimin dinleştirilmesi anlayışından vazgeçilmeli, anadilde eğitim talebi karşılanmalıdır. Aleviler’in ibadethanelerine yasal statü tanınmalı, el konulmuş ve kapatılmış dergah ve inanç merkezleri, inanç sahiplerine geri verilmelidir. Ve bunun gibi birçok taleplerimizin HDP tarafından karşılanacağına inandığımız için bizim oyumuz ve desteğimiz Halkların Demokrasi Partisi’nedir. Bütün Alevi halkımızı, HDP çatısı altında toplanmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

Aleviler ve siyaset

HUBYARLI AŞIK ALİCAN

Merhaba gönül dostlarım.

Her zaman farklı farklı konularda siz değerli canlarımla düşüncelerimi paylaştığım gibi bu kez de siyasi konularda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Yakın bir tarihte, siyasi partilere örnek olacak bir güzelliği beraberce yaşadık. Bir siyasal partimizde (CHP) milletvekili adaylarını halkın belirlemesi için önseçim yapıldı. Siyasal anlamda bir çok olumlu gelişmenin başlangıcı olabilecek bir güzellikti. Partilerdeki lider sultasını sona erdirmenin ve gerçek anlamda halkı temsil edecek milletvekillerinin seçilmesinin olmazsa olmazı, kısmen de  olsa gerçekleşmiş oldu. Fakat:

Bu tarihi günü Aleviler olarak değerlendirebildik mi? Ne yazık ki hayır. Üyelerin büyük çoğunluğu Alevilerden oluşan bir partide, adaylara bakıyorum, bir iki istisnanın dışında seçilecek yerlerde hiç Alevi yok.

Kapısını çalıp çayını içebileceğimiz, sorunlarımızı anlatabileceğimiz, hatta gerektiğinde yakasına yapışacağımız arkadaşlarımızın hiç birisini aday yapamadık. Bu bizim ayıbımız. Gerçek anlamda örgütlü bir toplum olamayışımız ve birlikte hareket etmenin zorunluluğunu kavrayamadığımızdan ötürü bu acı sonuçla yüz yüze kaldık. Bu anlamda herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

YAKLAŞAN BÜYÜK BİR TEHLİKEYE VAR. BUNA  KARŞI ALEVİLER NE YAPMALI?

Önümüzdeki en büyük tehlike, HDP nin barajı aşamaması halinde oluşacak siyasi durum.

Şu an ki yapılan araştırmalara göre HDP’nin barajı aşacağı söyleniyor olsa da, aşamama ihtimali de var. Böyle bir durumda neler yaşanır, duyarlı bir halk olarak bunu iyi hesap etmemiz gerekiyor. Eğer ki HDP barajı aşamaz da, doğu illerinin bütün milletvekillerini AKP alırsaaaaa, burda durup düşünmek gerekiyor. Allah korusun ben düşünmek bile istemiyorum.

Diğer yandan bir çok Alevi kurumu, HDP ile seçim ittifakına girmiş durumda. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Hubyar Sultan Alevi Kültür derneği başta olmak üzere bir çok Alevi kurumu bu oluşuma destek vermektedir ve arkadaşlarımızın da seçilebilecek yerlerden aday olmalarını sağlamışlardır.

Geçmişte yaşanan acı terör olaylarından ötürü bir çok canımızın olumsuz düşünmelerini saygı ile karşılarım fakat, gün, dünü değil, yarınları düşünme günüdür.

Tüm bu gerçekler ışığında, bir kez de olsa, uzun yıllardır üyesi olduğum partime değil, bu kez oyum

HDP’ye diyorum.

Saygılarımla.

Aleviler HDP dedi

Alevilerin parlamentoya kendi kimlikleri, temsilcileri ve talepleriyle girme arzusu, HDP şahsında gerçek oluyor. Halkların Demokratik Partisi 7 Haziran seçimlerine güçlü bir aday profiliyle giriyor. Birçok kesim gibi Aleviler de parlamentoda temsil imkanını yakalamış bulunuyor.

HDP, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu başkanı Turgut Öker’i, PSAKD Genel başkanı Müslüm Doğan’ı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nu, Maraş Katliamı tanığı, mağduru ve yazarı Aziz Tunç’u ve Gazeteci Cilem Öz’ü, seçilebilir yerlerden aday gösterdi. Yine onlarca Alevi kökenli siyasetçi listelerde yer aldı.

Uzun zamandan beridir, Alevilerin talepleri de görünür bir şekilde HDP tarafından kamuoyuna yansıtılıyordu. En son 4-5 Nisan 2015 tarihinde düzenlenen “Alevilik: Tarih, Sorun, Tahayyül” başlıklı konferans; bileşenleri, çalışma atölyeleri ve sonuç bildirgesiyle dönemsel Alevilerin sorunlarını derli toplu ortaya koyduğu gibi çözümler konusunda da şimdiye kadar ortaya konmuş tüm çözüm önerilerinin ötesinde bir çıkışa vesile oldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir siyasi parti Alevilerin sorunlarını konferans düzeyinde ele aldı. Eşbaşkanlar düzeyinde katılım sağlanan konferansta, Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplerine sahip çıkıldı. Selahattin Demirtaş’ın ağzından bir kez daha Alevilerin beklentileri dile geldi. Geniş bir şekilde medyada bu talepler yer aldı.

Bu durum Alevilerin kendilerine olan öz güvenini artırdı. Alevileri varlıklarını hisseder ve hissettirir bir pozisyona getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana Alevilerin kendisiyle buluşması sürecine katkı sunan HDP’nin bu dönüştürücü politikası karşısında, Ekmeleddin İhsanoğlu ekseninde pervane olanlar Alevi gerçekliği karşısında geri adım attılar. Yıllardır arkabahçe olarak gördükleri, önemsemedikleri, yer vermedikleri Alevileri hızla aday yaptılar. Bunu da HDP’nin Aleviler lehine bir kazanımı olarak notlamak gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığı döneminde Alevi katillerine övgüler yağdıran Ekmeleddin İhsanoğlu, bugün MHP’den aday gösterildi. Aleviler başta olmak üzere halkımız cumhurbaşkanlığı döneminde kandırıldı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu İhsanoğlu’nun dürüstlüğüne kefil olmuştu. Dürüst olduğu görüldü. O zaman söyledik, bugün de tekrarlıyoruz; bu zihniyet samimiyetten uzaktır. Çirkince bir siyasetin örgütlenmesinin resmidir. Alevi katillerine ‘halkımızın kahraman bir evladıdır’ diyerek övgüler dizenlere oy verdirmiştir. Düşkünlük kapısını açmıştır.

Düşkünlük kapısından geçen bir CHP ve onun Alevileri hiçleştiren lideri sayın Kılıçtaroğlu, Alevilerin HDP’ye desteğini görmüştür. HDP’nin parti olarak seçime girmesi; 12 Eylül darbesinden beslenen sistemin sonun geldiğinin resmini ortaya koymuştur. Bu durum Kılıçdaroğlu’nu, Erdoğan kadar ürkütmüştür.

Kendi adayını çıkarmayarak ilk turda cumhurbaşkanlığı seçimlerini AKP’ye kazandıran CHP olmuştur. İkinci tura şans tanımak istememiştir. Ekmeleddin’leşmiştir. Tercihini sistemin devamından yana koymuştur. Erdoğan’ı besleyen bir siyasete imza atarken, demokrasi güçlerinin tüm hasassiyetlerini yerle bir ederek Alevileri aşağılamıştır.

CHP, bugün kendisini besleyen sistemin çatırdadığını iliklerine kadar hissetmektedir. HDP karşısında çıkmazını tekrar Alevi oylarını kendisinde toplayarak aşmayı hedeflemektedir. HDP’ye kayan Alevi oylarını tekrar sistemde toplama görevini AKP işbirliğiyle yürütmektedir. Geçmişin politikasından medet ummaktadır. AKP merkezli Alevilere saldırılardan besleneceğini bilmektedir. AKP’nin saldırılarının CHP’ye yaradığı bilinmektedir. HDP’nin zorlanması ve Alevi oylarının devşirilmesi konusunda CHP-AKP itifakı gözle görülür bir hal almaktadır. AKP saldırmakta, hakaretler, sanal senaryolar üreterek Alevileri hedef haline getirmek suretiyle yeniden korku salmaya başlamıştır. CHP ise korku sisyaseti etrafında ağlarını örmektedir.

Bilinmesi gereken bir durum vardır ki; o da Alevilerin yıllara varan örgütlülüğü, birikimi artık bu oyunlara gelmeyecek kadar sistemin nasıl çalıştığını bilmektedir.

Onun için tercihlerini bu seçimlerde her zamankinden daha net dile getirmiş, tercihini de HDP’den yana yapmıştır.

Hak ile hakikat meydanına inmiş canların ceminde buluşalım. Erenler, evliyalar, pirler, dervişlerin fikrindekini zikredelim; gerçeğe hü, mümine ya Ali…