Ana Sayfa Blog Sayfa 6356

‘Asimilasyon Kıskacında Alevi Kürtler’

MEHMET BAYRAK

Gerek İslam Halifelikleri, gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı dönemindeki baskı, asimilasyon ve yok etme politikalarını bir yana bırakırsak; son bir asırlık yakın bir geçmişte İttihad ve Terakki’den devralınan bir politikayla, onun devamı niteliğindeki Kemalist yönetim döneminde; Kızılbaşlık ve Alevilik “Türk Müslümanlığı“ olarak sunularak, İslam içinde eritilmeye çalışıldığı gibi, Kızılbaş/ Alevi/ Bektaşi önderlerinin dini unvanları ile Alevi ibadeti ve müziği de yasaklanarak, Alevilik tümden yok edilmeye çalışılmıştır.

Kürt coğrafyasındaki ve Anadolu’daki Alevi Kürtler, bu konuda katmerli bir baskı altında kalmışlardır. Çünkü onların hem Kürt kimliği, hem de Alevi kimliği yasaklanmıştır. Keza onların edebiyatı ve müziği, bu iki boyutuyla da yasak kapsamındadır. Türkçe Alevi müziği icra etmek bile yasaklıyken, bir de Kürtçe Alevi müziğiyle ibadet yürütmek tümden riskli bir hal almıştır.

Biliniyor ki, en eski Alevi- Türk şairi, 13. yüzyılda yaşamış Yunus Emre’dir. Oysa, Yunus’tan önce yaşamış ve eser vermiş 20 dolayında erkek, 10 dolayında da kadın Yaresan-Kürt şair vardır. Dahası, bunlardan divan sahibi Baba Tahir Uryan, 10. yüzyılın ikinci yarısı ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış olup; bugün dünyaca tanınan Ömer Hayyam ile Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin şiir ve düşünce babasıdır.

Bugün elimizde, Yaresan aşık ve şairlerin ya da kimi kutsal kişiliklerin şiirlerini kapsayan ve “Defter- Diwan- Kelam“ adlarıyla anılan çok sayıda eser bulunmaktadır ki, bunların en öne çıkanları Serencam, Defteri Pirdiweri, Defteri Diwani Gewre, Dewrey Balul ve Zebure Haqiqat’tır. Bunlardan Serencam, ancak son yıllarda Güney Kürdistan’da yayımlanabilmiştir. Tıpkı, daha sonra Ezidiler’in kutsal kitaplarında olduğu gibi; bu eserlerin gizlilik dereceli bir yazıyla ve özel şifrelerle yazılması, belki de İslam tasallutundan kurtulmalarını ve bugüne ulaşmalarını sağlamıştır.

Aleviliğe uygulanan soykırım ve önümüzdeki görev

Alevi-Kürt toplulukların en yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden biri Dersim merkezli “Fırat havzası“ ise, diğeri de Maraş merkezli “İçtoroslar havzası“dır. Cumhuriyet döneminde Dersîm doğrudan katliama maruz bırakıldığı gibi; İçtoroslar havzası da sürekli olarak denetim altında tutulmuş, izlenmiş, hapis ve benzeri yöntemlerle cezalandırılmıştır. Bu bölge önderleri ve ozanları, özellikle Türkiye İşçi Partisi’yle birlikte ortaya çıkınca da, bölge halkı katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. 1967 Elbistan, 1975 Malatya, 1978 Malatya, Sivas ve Maraş katliamları bunun açık kanıtları olduğu gibi; 1971 Kırıkhan katliam girişimi de esas olarak Elbistanlılara karşı gerçekleştirilmiştir.

Bu noktada hemen belirtelim ki, Kemalist aydın ve araştırmacıların, en iyi niyetli (!) olanları bile, Aleviliği Türklük’le özdeşleştirerek, Kürt Aleviliğini yadsımaya çalışmışlardır. Oysa, Alevi Kürtler’de, “azınlık içinde azınlık“ olmanın verdiği bir duyguyla, her iki kimlik içiçe geçmiş ve daha da güçlü biçimde devam etmiştir. Onların gözünde, “Alevi olmak, aynı zamanda Kürt olmak“tır. Keza, “Ame Alevi na“ derken, aynı zamanda “Kürt“ olduğunu söylemiş olur. İki kimliği birden öne çıkarmak riskli olduğu için, genellikle Alevi kimliğinin arkasında durmayı veya bu kimliğe sığınmayı yeğlemiştir.

Zaten, 1925’te gizlice hazırlanıp uygulamaya konan Şark Islahat Planı’nda, daha çok Fırat’ın batısında göreceli olarak dağınık ve Türkler’le komşu yaşayan “Kızılbaş Kürtler’in öncelikle asimilasyona tabi tutulması“ öngörülmektedir.

Koçgiri ve Dersîm katliamlarıyla Fırat havzasına büyük bir darbe vurulurken; yaklaşık son 50 yıllık Türkiye tarihinde de, Alevi katliamlarının yayılım alanı daha çok İçtoroslar Kızılbaş-Kürt bölgesidir.

Bugün, tüm soykırım, katliam ve asimilasyon çabalarına rağmen Alevilik yaşayabiliyorsa; bu, Alevi kültürünün derinliği yanında, büyük ölçüde her iki kimliği içiçe geçirerek yaşayan Alevi Kürtler’in sayesindedir.

Bilindiği gibi; Alevilik, günümüzde değişik coğrafyalarda Kızılbaşlık, Ehl-i Haqlıq, Raye Haqlık, Ali- İlahilik, Kakailik ve Yaresanlık adlarıyla devam etmektedir. Bu bağlamda Aleviliğin tarihi, coğrafyası, sosyolojisi, etnolojisi, antropolojisi, ibadet erkanı, ritüelleri, kültürü, müziği, dansları konularının yanında; yakın dönem Alevi katliamlarının tarihinin yazılması son derece önemlidir. Yasaklı Alevi kültürünün işlenerek ortaya çıkarılıp insanlığın hizmetine sunulması büyük önem taşımaktadır.

Halil Dalkılıç’ın çalışması

Yıllardır bir gazeteci olarak Kürt sorununun güncel boyutlarını irdeleyen Halil Dalkılıç, kaleme aldığı Kürtçe makale ve köşe yazılarıyla bu çabalarını sürdürdü. Daha sonra ise, gerek İçtoroslar’dan yetişmiş ve bölge insanını tanıyan bir yazar olarak, gerekse işinin gereği Alevilik üzerinde yoğunlaştı. Bu vesileyle, sadece geldiği bölgenin değil, değişik bölgelerin Alevilerini de tanıma olanağı buldu. Ayrıca, Alevi toplum önderi sayılan kimi şahsiyetler ve yazarlarla da görüşmeler yaptı ve tüm bu birikimlerini kitabının dağarcığına yerleştirdi.
Kendi payıma, babası Vakkas Dalkılıç ile SHP dönemindeki tanışıklığımızdan sonra, Halil’in de babasının birçok özelliğini taşıdığını gözlemlediğim gibi; onun son birkaç yıllık süre içinde Alevilik konusunda önemli bir noktaya ulaştığına tanık oldum ve bu konuda yoğunlaşmasını önerdim.

Siyam Kitap’ta ‘Asimilasyon Kıskacında Alevi Kürtler’ adlı ilk kitabı yayımlanan Halil Dalkılıç’ın tek parağraflık şu tesbiti bile, Aleviliğin geldiği veya getirildiği noktada, karşı karşıya bulunduğu handikapı göstermeye yetmektedir:

“Ne cemdeki gibi ‘toplumsal eşitlikçi ve adil demokrasi’, ne musahiplik ve kirvelikteki gibi ‘toplumsal dayanışma ve paylaşımcılık’, ne doğadaki bir canlıyı ‘can’ gören ‘ekolojik’ yaklaşım, ne 72 millete bir nazarla bakan ‘evrensel eşitlik ve barış’ ve ne de ‘aslına ermektir hüner, ne ararsan kendinde ara’ düsturunda izah edilen manada kendine ait dil, kültür, yurt gibi insani ve toplumsal değerlere sahip çıkma bugün pek gündem olan konular değil…”

Siyasal ve toplumsal birçok konuda Türkçe ve Kürtçe yazan Halil’in, bu çalışmalarını sürdürmesini ve gelecekte yeni kitaplarla bilince çıkarmasını diliyorum.

Bese geleneği 1938’den sonra Bese Anuş’la sürdü.

Kürt Özgürlük Hareketinin ilk kadın şehidi, Pazarcıklı Bese Anuş’un annesi Sultan Maniş (Sultanê Tôzê ) hakka yürüdü. Toprağı bol, devri daim olsun…

Bese Anuş (ilk kadın gerilla)

Bese Anuş, 1961 yılında Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nin Esmapuru Köyü’nde dünya geldi. Ekonomik durumu orta halli olan ailesi, Bese daha henüz küçük bir çocukken Pazarcık’a yerleşti. Kız çocuklarının fazla okuma şansının olmadığı o dönemlerde Bese Anuş, ortaokul bire kadar okuyabildi.

Genç yaşta evlenir, fakat sorumluluklarından vazgeçmez, birçok işte çalıştıktan sonra terzilik yapmaya başlar. Bese Anuş’un gençlik yılları Türkiye ve dünyada fırtınaların koptuğu yıllara denk gelir. Bese Anuş için kadın olmak, Kürt olmak ve Alevi olmak çelişkilerini daha da derinleştirir. 1970’lerde Kürt Özgürlük Hareketi’ne ilk ev sahipliği yapan bölgelerden biri olan Pazarcık’ta sağ-sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk çatışmaları zirveye çıkmıştı

İşte bu çelişkiler ve etrafındaki çatışmalar Bese’yi çok kısa bir süre içerisinde, 1978 yılında Kürdistan’da gelişen gençlik hareketlerinden PKK ile tanışmasına götürür. Halk arasında ise Apocular olarak bilinirlerdi. PKK’nin kuruluşuna giden süreçte Bese Anuş; köy köy gezerek insanları aydınlatmaya, kendi kimliklerine sahip çıkmaları için örgütleme yapanlardan biridir.

Kürt özgülük mücadelesindeki ilk kadın gerilla Bese Anuş, sadece Kürt kadın gerilla hareketi için değil, aynı zamanda yakın Kürt tarihinin de unutulmayan isimlerinden. Kürtlüğün yasak, kadınların söz hakkının da olmadığı bir dönemde Kürt kadınını ilk örgütleyenlerden Anuş, 1981 yılında Türk ordusuyla girdiği çatışmada yaşamını yitirdi. Arkadaşları yıllar sonra onu anlattı…

Abuzer Dede: ‘Görünen köy kılavuz istemez’

” Görünen köy kılavuz istemez diye gerçek bir söz vardır;
Bugün HDP içerisindeki yöneticiler, demokrat insanlar ve ileri görüşlü çalışanlarını takip ederek, onlardan bir vefa görmeyi umut ediyoruz.
Bunlar bize bir vefa göstermeye kararlılar diye düşünüyoruz.
Bu toplumun insanları bu dönemde, bu seçimde, bu günde bir arada olup da bu partiye oylarını kullanırlarsa inşallah ki memleketimiz bir refaha kavuşacaktır.
Maraş halkına, yoksulluk, haksızlık ve olası bir nedametlik ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum. ”

Maraş Elbistan Kantarma Köyü Ağuçan Mürşid ocağı pirlerinden Abuzer Erdoğan Dede Alevilerin tarihsel ve güncel sorunları ile seçim sürecinden beklentilerini değerlendirdi.
Maraşın çok kültürlü yapısının tarihsel izdüşümü, etnik ve inançsal toplulukların seçim sürecinden beklentileri nelerdir?
Günümüzdeki sosyal yaşam, güncel sorunlar ve çok kültürlü ortak yaşam önündeki engeller ile çözümleri neler olabilir? sorularını yanıtlayan Abuzer Dede’nin tesbitleri şöyle;

Aleviler şimdi bölünmüş bir durumdadırlar; Kürd Alevi, Türk Alevi, Arap Alevi, Tahtacı Alevi vs. Bu bölünmüşlük olunca Aleviler dağılmaya başladılar.
Aleviler birbirini bıraktılar, birbirlerini sevmesini de yitirdiler. Birbirlerine karşı inançlarını da yitirmeye başladılar.
Çünkü bölünmeler yapıldı ve Aleviler üzerinde yeni bir oyun oynanmaya başlanıldı. Bunlar çok eksik ve yanlış.
Biz sürekli söyledik; yapmayın. Alevi Alevidir. Alevilerin dili ırkı yoktur. Kendinizi Alevi olarak yetiştirin dedik.
Alevi olarak tanımlayın ve Alevi olarak bir hizmette bulunun ve Alevi olarak kültürünüzü dilinizi taşıyın.
Bu durum hala devam ediyor . Yalnız gönül isterki böyle olmasın Aleviler daima bir çatı altında olsunlar.
Hakikat ne ise onun peşinde olmaları gerekir. Eskiden biz, darbe altında, korku içerisinde gece gündüz demeden at sırtında veya yayan köybe köy gezerdik.
Dedeler ocaklar üzerinden tayin ederdik. Köylere gidip birlik beraberlik içerisinde, cemcemat ile kültürümüzün ve toplumumuzun hizmetlerini görürlerdi.
Toplumu takip ederler ve haksız birşeyi cemiyette yargılarlardı. Bugün ise bu ortamda, Türkiyenin genelinde şöyle bir durum oluşuyor. Eski durumları ele almayı düşünen bir iktidar var.
Bugün siyasetçiler öyle bir arayışın içerisine girdiler ki tekrar Alevileri bölmeye, yok etmeye çalışıyorlar.
Bugün Alevilerin Aklı selim insanları, bilinçli insanları buna karşı duruyorlar.
Sizler hakaret ediyorsunuz, Aleviler tümden darbe yiyeyiye bugüne kadar geldiler,
korka korka bu zamana vardılar ve artık kendi kimliklerimizle Alevi kıyafetimizle bildiğimiz yola gideceğiz diyorlar.
Bugün iktidar öyle bişey yapıyor ki; nerede ise Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kuracak, halifei ruyi zeminim diye düşünüyor.
Aleviler hayır bu yanlıştır diyor ve buna karşı çıkıyorlar.
Ne yapmak lazım; bugün temsiliyet oya dökülmüş durumda, oy önemli hale gelmiş ve oy kimde ise sultan o sayılıyor.
Aleviler bu durumda şöyle düşünüyorlar; bizler bir birlik içerisinde, yeni bir parti kurulmuştur, bu partiye gücümüzü verelim, hiç bari bu fakir fukara, bu ezilmiş toplum,
bu hakarete uğramış toplum ikinci bir darbe yemesin, ikinci bir hakarete, yokluk ve yoksulluğa uğramasın diye bu yeni partinin peşinden koşuyoruz.
Her ne kadar ki bugüne kadar Aleviler Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy kullanmışlarsa da halen daha oylarının haklarını alamadılar.
Alevileri bir üvey kardeşi gibi kabul ettiler. Maraş’ta da kabul etmediler, eskiden beri malı helal, canı helal vs. gibi çok eksik ve yanlış şeyler gördük yıllarca.
Alevilerin gücü yetmedi bu hakaretlere. Aleviler insanlığı yerleştirmişler yaşamlarına, yetmişiki milleti bir gözle görmek vardır bizim için demişlerdir.
Bunu anlatamadık etrafımızdakilere, bir hakikat kültürünün içerisinde olsak herkes kardeş olarak tanır birbirini.
Efendim görüyorsunuz işte bu kadar insanın yakılması, şu kadar insanın katledilmesi…
Bunu hangi vicdan kabul etmiştir ve hangi mezhep kabul etmiştir. Bizlere karşı bu kadar mı hınca sahipler?
Siyasiler hiçbir şekilde Alevilerin bu hak ve hukuklarını arayan bir çabaya girmediler.
Doğru yapmadılar. Yukarıdaki iktidarları, reisi Cumhurları, Valileri , kaymakamları , emniyet müdürleri arasında Alevilerden bir tanesi yok ki diyelim ki birine diyelim ki;
Efendi siz neden bu Alevilerin de hakkını savunmuyorsunuz, bunların hakkını vermiyorsunuz diyebilelim.
Bu gün Aleviler bunları düşünür oldu. Görünen köy kılavuz istemez diye gerçek bir söz vardır;
Bugün HDP içerisindeki yöneticiler, demokrat insanlar ve ileri görüşlü çalışanlarını takip ederek, onlardan bir vefa görmeyi umut ediyoruz.
Bunlar bize bir vefa göstermeye kararlılar diye düşünüyoruz.
Bu toplumun insanları bu dönemde, bu seçimde, bu günde bir arada olup da bu partiye oylarını kullanırlarsa inşallah ki memleketimiz bir refaha kavuşacaktır.
Maraş halkı, yoksulluk, haksızlık ve olası bir nedametlik ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum.

Elazığ’daki Alevi Dedeleri’nden HDP’ye destek

Elazığ HDP il binasında toplanarak basın açıklaması yapan Alevi Dedeleri ile Pirleri, Aleviler’in hak ve özgürlüklerini koruyacak ve savunacak tek partinin HDP olduğunu düşünerek, genel seçimlerde destek vereceklerini açıkladı. Elazığ Pir Sultan Abdal Derneği Dedeleri’nden Lütfü Özer, “Şimdi şu dönemde Aleviler’in hakkını, hukukunu gerçek anlamda ve gerçek Aleviliği’ni gündeme getirecek olan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) olduğuna inanıyoruz. Bu nedenden dolayı tüm Alevi halklarına çağrıda bulunarak, HDP çatısı altında toplanmaya davet ediyorum. Cumhuriyet döneminden bu zamana kadar, tüm siyasi partiler tarafından sürüldük, horlandık ve ezildik. Biz inanıyoruz ki, HDP bizim bu haklarımızı savunacak ve koruyacak tek partidir” dedi.

Elazığ Alevi Pirleri Derneği Başkanı Hasan Genç de, HDP’ye destek için tüm Aleviler’e çağrıda bulunarak,”Bugün burada toplanmamızın amacı HDP’ye destek vermek ve HDP çatısı altında toplanmaktır. Bu güne kadar diğer siyasi partilerden istemiş olduğumuz taleplerimizin aynısını HDP’den de talep ediyoruz. Taleplerimiz şunlardır; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmeli, dinler ve inançlar sivil alana terk edilmelidir. Zorunlu ve seçmeli din dersleri kaldırılmalı, eğitimin dinleştirilmesi anlayışından vazgeçilmeli, anadilde eğitim talebi karşılanmalıdır. Aleviler’in ibadethanelerine yasal statü tanınmalı, el konulmuş ve kapatılmış dergah ve inanç merkezleri, inanç sahiplerine geri verilmelidir. Ve bunun gibi birçok taleplerimizin HDP tarafından karşılanacağına inandığımız için bizim oyumuz ve desteğimiz Halkların Demokrasi Partisi’nedir. Bütün Alevi halkımızı, HDP çatısı altında toplanmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

Aleviler ve siyaset

HUBYARLI AŞIK ALİCAN

Merhaba gönül dostlarım.

Her zaman farklı farklı konularda siz değerli canlarımla düşüncelerimi paylaştığım gibi bu kez de siyasi konularda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Yakın bir tarihte, siyasi partilere örnek olacak bir güzelliği beraberce yaşadık. Bir siyasal partimizde (CHP) milletvekili adaylarını halkın belirlemesi için önseçim yapıldı. Siyasal anlamda bir çok olumlu gelişmenin başlangıcı olabilecek bir güzellikti. Partilerdeki lider sultasını sona erdirmenin ve gerçek anlamda halkı temsil edecek milletvekillerinin seçilmesinin olmazsa olmazı, kısmen de  olsa gerçekleşmiş oldu. Fakat:

Bu tarihi günü Aleviler olarak değerlendirebildik mi? Ne yazık ki hayır. Üyelerin büyük çoğunluğu Alevilerden oluşan bir partide, adaylara bakıyorum, bir iki istisnanın dışında seçilecek yerlerde hiç Alevi yok.

Kapısını çalıp çayını içebileceğimiz, sorunlarımızı anlatabileceğimiz, hatta gerektiğinde yakasına yapışacağımız arkadaşlarımızın hiç birisini aday yapamadık. Bu bizim ayıbımız. Gerçek anlamda örgütlü bir toplum olamayışımız ve birlikte hareket etmenin zorunluluğunu kavrayamadığımızdan ötürü bu acı sonuçla yüz yüze kaldık. Bu anlamda herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

YAKLAŞAN BÜYÜK BİR TEHLİKEYE VAR. BUNA  KARŞI ALEVİLER NE YAPMALI?

Önümüzdeki en büyük tehlike, HDP nin barajı aşamaması halinde oluşacak siyasi durum.

Şu an ki yapılan araştırmalara göre HDP’nin barajı aşacağı söyleniyor olsa da, aşamama ihtimali de var. Böyle bir durumda neler yaşanır, duyarlı bir halk olarak bunu iyi hesap etmemiz gerekiyor. Eğer ki HDP barajı aşamaz da, doğu illerinin bütün milletvekillerini AKP alırsaaaaa, burda durup düşünmek gerekiyor. Allah korusun ben düşünmek bile istemiyorum.

Diğer yandan bir çok Alevi kurumu, HDP ile seçim ittifakına girmiş durumda. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Hubyar Sultan Alevi Kültür derneği başta olmak üzere bir çok Alevi kurumu bu oluşuma destek vermektedir ve arkadaşlarımızın da seçilebilecek yerlerden aday olmalarını sağlamışlardır.

Geçmişte yaşanan acı terör olaylarından ötürü bir çok canımızın olumsuz düşünmelerini saygı ile karşılarım fakat, gün, dünü değil, yarınları düşünme günüdür.

Tüm bu gerçekler ışığında, bir kez de olsa, uzun yıllardır üyesi olduğum partime değil, bu kez oyum

HDP’ye diyorum.

Saygılarımla.

Aleviler HDP dedi

Alevilerin parlamentoya kendi kimlikleri, temsilcileri ve talepleriyle girme arzusu, HDP şahsında gerçek oluyor. Halkların Demokratik Partisi 7 Haziran seçimlerine güçlü bir aday profiliyle giriyor. Birçok kesim gibi Aleviler de parlamentoda temsil imkanını yakalamış bulunuyor.

HDP, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu başkanı Turgut Öker’i, PSAKD Genel başkanı Müslüm Doğan’ı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nu, Maraş Katliamı tanığı, mağduru ve yazarı Aziz Tunç’u ve Gazeteci Cilem Öz’ü, seçilebilir yerlerden aday gösterdi. Yine onlarca Alevi kökenli siyasetçi listelerde yer aldı.

Uzun zamandan beridir, Alevilerin talepleri de görünür bir şekilde HDP tarafından kamuoyuna yansıtılıyordu. En son 4-5 Nisan 2015 tarihinde düzenlenen “Alevilik: Tarih, Sorun, Tahayyül” başlıklı konferans; bileşenleri, çalışma atölyeleri ve sonuç bildirgesiyle dönemsel Alevilerin sorunlarını derli toplu ortaya koyduğu gibi çözümler konusunda da şimdiye kadar ortaya konmuş tüm çözüm önerilerinin ötesinde bir çıkışa vesile oldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir siyasi parti Alevilerin sorunlarını konferans düzeyinde ele aldı. Eşbaşkanlar düzeyinde katılım sağlanan konferansta, Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplerine sahip çıkıldı. Selahattin Demirtaş’ın ağzından bir kez daha Alevilerin beklentileri dile geldi. Geniş bir şekilde medyada bu talepler yer aldı.

Bu durum Alevilerin kendilerine olan öz güvenini artırdı. Alevileri varlıklarını hisseder ve hissettirir bir pozisyona getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana Alevilerin kendisiyle buluşması sürecine katkı sunan HDP’nin bu dönüştürücü politikası karşısında, Ekmeleddin İhsanoğlu ekseninde pervane olanlar Alevi gerçekliği karşısında geri adım attılar. Yıllardır arkabahçe olarak gördükleri, önemsemedikleri, yer vermedikleri Alevileri hızla aday yaptılar. Bunu da HDP’nin Aleviler lehine bir kazanımı olarak notlamak gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığı döneminde Alevi katillerine övgüler yağdıran Ekmeleddin İhsanoğlu, bugün MHP’den aday gösterildi. Aleviler başta olmak üzere halkımız cumhurbaşkanlığı döneminde kandırıldı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu İhsanoğlu’nun dürüstlüğüne kefil olmuştu. Dürüst olduğu görüldü. O zaman söyledik, bugün de tekrarlıyoruz; bu zihniyet samimiyetten uzaktır. Çirkince bir siyasetin örgütlenmesinin resmidir. Alevi katillerine ‘halkımızın kahraman bir evladıdır’ diyerek övgüler dizenlere oy verdirmiştir. Düşkünlük kapısını açmıştır.

Düşkünlük kapısından geçen bir CHP ve onun Alevileri hiçleştiren lideri sayın Kılıçtaroğlu, Alevilerin HDP’ye desteğini görmüştür. HDP’nin parti olarak seçime girmesi; 12 Eylül darbesinden beslenen sistemin sonun geldiğinin resmini ortaya koymuştur. Bu durum Kılıçdaroğlu’nu, Erdoğan kadar ürkütmüştür.

Kendi adayını çıkarmayarak ilk turda cumhurbaşkanlığı seçimlerini AKP’ye kazandıran CHP olmuştur. İkinci tura şans tanımak istememiştir. Ekmeleddin’leşmiştir. Tercihini sistemin devamından yana koymuştur. Erdoğan’ı besleyen bir siyasete imza atarken, demokrasi güçlerinin tüm hasassiyetlerini yerle bir ederek Alevileri aşağılamıştır.

CHP, bugün kendisini besleyen sistemin çatırdadığını iliklerine kadar hissetmektedir. HDP karşısında çıkmazını tekrar Alevi oylarını kendisinde toplayarak aşmayı hedeflemektedir. HDP’ye kayan Alevi oylarını tekrar sistemde toplama görevini AKP işbirliğiyle yürütmektedir. Geçmişin politikasından medet ummaktadır. AKP merkezli Alevilere saldırılardan besleneceğini bilmektedir. AKP’nin saldırılarının CHP’ye yaradığı bilinmektedir. HDP’nin zorlanması ve Alevi oylarının devşirilmesi konusunda CHP-AKP itifakı gözle görülür bir hal almaktadır. AKP saldırmakta, hakaretler, sanal senaryolar üreterek Alevileri hedef haline getirmek suretiyle yeniden korku salmaya başlamıştır. CHP ise korku sisyaseti etrafında ağlarını örmektedir.

Bilinmesi gereken bir durum vardır ki; o da Alevilerin yıllara varan örgütlülüğü, birikimi artık bu oyunlara gelmeyecek kadar sistemin nasıl çalıştığını bilmektedir.

Onun için tercihlerini bu seçimlerde her zamankinden daha net dile getirmiş, tercihini de HDP’den yana yapmıştır.

Hak ile hakikat meydanına inmiş canların ceminde buluşalım. Erenler, evliyalar, pirler, dervişlerin fikrindekini zikredelim; gerçeğe hü, mümine ya Ali…

Aleviler oy verirken neyi esas alırlar?

HÜSEYİN ALİ

Partiler 7 Haziran’da yapılacak seçimler için milletvekili aday listelerini açıkladı. İlk defa Alevi toplumunun örgütlü kurumlarının temsilcileri aday listelerinde yer aldı. Bu, Türkiye siyaseti açısından önemli bir gelişmedir. Aleviler böylece örgütlü toplum olarak siyasetin içinde tanınmış ve yer almış olmaktadırlar. Alevi bireyler olarak değil, kurum temsilcileri olarak siyasi yaşamlarını yürüteceklerdir. HDP’nin toplulukları örgütlü kurumları ve temsilcileri ile muhatap alması, çağdaş demokrasi anlayışını, radikal demokratik anlayışı ifade etmektedir. Devlete bağlı bireylerden oluşan ulus anlayışını değil, toplulukların örgütlü güçleri ile ulusu oluşturan demokratik ulus anlayışı bunu gerektirmektedir. Bu farklılığı sıradan görmemek gerekir; siyasi zihniyette bir devrimi ifade etmektedir. Ulus-devlet anlayışından demokratik ulusa dayalı demokratik yönetim anlayışına ulaşmak köklü ve gerçek bir devrimdir.

Başka partilerdeki Alevi adayların konumu ile HDP’den aday olanların konumu farklıdır. HDP’den seçildikleri andan itibaren Aleviler ile ilgili konularda bu adayların sözü dikkate alınacaktır. Kuşkusuz bunu, içinden geldikleri topluluk ve örgütlerin düşünce ve isteklerini dikkate alarak yapacaklardır. HDP, Alevilerle ilgili söz ve kararları bu milletvekilleri ile Alevi kurumlarının birlikte yürüttükleri çalışmalar sonucu gündeme getirecektir. HDP, topluluklar adına söz söylemeyecek ve karar almayacaktır. Toplulukların söz, karar ve taleplerini -HDP programına bir aykırılık yoksa- parti kararı haline getirip pratikleştireceklerdir. Zaten HDP’nin programı esas olarak Alevilerin taleplerini karşılayacak nitelikte olduğu için Alevi kurum temsilcileri HDP’den aday olmuşlardır.

Bu açıdan herhangi bir partiden birey olarak aday olmakla bir kurumun temsilcisi olarak aday olmak farklı şeylerdir. Kuşkusuz HDP’de Alevi kurum temsilcilerinden ayrı olarak Alevi inancına sahip adaylar da vardır. Ancak onlar birey olarak yer almaktadırlar. Onlar da Alevilik konusunda hassasiyet gösterebilirler; ancak örgütlü topluluk temsilcileri gibi bir konumları ve rolleri yoktur. Partiler içindeki Alevi adaylar değerlendirilirken bu çok köklü fark görülmelidir.

HDP’nin içinde farklı toplulukların adayları vardır. Bu topluluk temsilcilerinin zihniyeti demokratik ulustur. Her inanç, her etnik köken birbirine saygılıdır. Her topluluk değerlidir. Her topluluğun temsilcisi diğer etnik ve inanç topluluğunu kendisinin de içinde olduğu demokratik ulusun değerli bir üyesi olarak görür. Diğer toplulukların da saygı duyduğu ve duyacağı bir söylem ve yaklaşımı olur. HDP’nin demokratik ulus anlayışı tüm farklılıkları bir uyum içinde, birlik içinde yan yana özgür ve demokratik yaşamı sağlama zihniyetidir. HDP aynı zamanda tüm farklı etnik, dinsel kimlikleri ve sosyal toplulukların kardeşçe yaşadığı Türkiye’nin demokratik birliğinin partisidir. Bu açıdan HDP Alevilerin demokratik bir ülkede özgürce yaşamasının da garantisidir.

HDP zihniyeti sadece Alevilerin değil tüm farklı toplulukların özgür ve demokratik yaşamının güvencesidir. Aleviler on yıllardır, hatta yüz yıllardır HDP zihniyetinde bir ortak yaşam ve yönetim anlayışı, arayışı içinde olmuştur. Bu açıdan HDP tümden Alevilerin özlediği partidir. Hatta HDP Alevilerin yaşamda var olan komünal, demokratik ve konfederal zihniyet ve yapılanmanın güncellenmiş hali olarak da görülebilir.

Tüm bu gerçekler Alevilerin bu seçimde oy verirken Alevilerin nasıl muhatap alındığına ve öngördüğü siyasi toplumsal yaşamın ne karakterde olduğuna bakmalıdır. Bu açıdan demokratik ulus anlayışı bu konuda önemlidir CHP’nin ulus devlet anlayışı Alevilerin özlediği siyasi, toplumsal yaşama uygun değildir. Hatta Aleviler yüz yıldır bu ulus devlet anlayışından çekmişlerdir. CHP de, DP de, AP de, Doğruyol da, AKP de aynı ulus devlet zihniyetinin farklı versiyonlarıdır. Aleviler de ne çekmişlerse bu anlayıştan çekmişlerdir. CHP iktidarı döneminde Alevi katliamlarının yaşanması bu ulus devlet zihniyetinin sonucu gerçekleşmiştir. Bu açıdan sadece şu partide Alevi aday var demek hiç bir anlam ifade etmez, hatta kendini kandırmak olur.

Aleviler HDP’yi hem demokratik ulus anlayışı hem de Alevileri muhatap alması biçimiyle tarihi bir şans olarak görmelidirler. HDP’nin zihniyeti ve demokratik ulus anlayışından heyecan duymalıdırlar.

Bugün Ortadoğu’da yaşanılanlar bilinmektedir. Ortadoğu’da IŞİD’i de ortaya çıkaran ulus devlet anlayışıdır. Yıllarca Ortadoğu’da Arap milliyetçisi iktidarlar ulus devlet anlayışı ile ülkeleri yönettiler. Ortadoğu’yu bu hale, bu zihniyet ve yönetim anlayışı getirmiştir. IŞİD kapitalist modernite ve ulus devlet gübreliğinde arızi olarak ortaya çıkmış bir canavardır. Ulus devletçiliğin dinci maske ile çıkmış halidir.

Ulus devlet zihniyetine sıradan yaklaşmayalım. 20. yüzyıldaki Yahudi, Ermeni, Asuri ve tüm soykırımları ulus devlet anlayışı yapmıştır. 100 yıl, 200 yıl öncesine kadar Ortadoğu’da Ermeniler de Süryaniler de Rumlar da vardı. Hıristiyanlar ile İslami toplum yan yana yaşamıştı. Ulus devlet çağında ise ne etnik ne dinsel topluluklar yan yana yaşamayı bilmişlerdir. Aleviler bir düşünceyi, bir politikayı, bir partiyi değerlendirirken de, oyunu verirken de bireyleri değil zihniyet ve politikaları esas almalıdırlar.

HDP ile ‘yolumuz’ bir

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) eski Genel Başkanı Turgut Öker, Alevilerin HDP’nin ilkelerinde kendilerini bulduğunu belirterek, CHP’nin de Alevilere ilişkin politikalarında HDP’yi taklit ettiğini, HDP politikaları sayesinde CHP tarafından da kurumsal olarak tanınmaya başlandıklarını belirtti. HDP’yle seçim ittifakına dönemsel değil stratejik baktıklarını vurgulayan Öker, “Avrupa Alevi hareketimizin programına, ne için örgütlendiğine bakıldığında HDP’nin programıyla tıpatıp aynı olduğunu anladık. Alevilerdeki bu eğilimin sadece temsiliyet düzeyinde olanlarla da sınırlı olmadığını, halka da ciddi şekilde yansımış bir eğilim olduğunu görüyoruz” diye kaydetti.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, geçtiğimiz günlerde yapılan toplantı sonrası konfederasyonun aldığı “HDP’yle dayanışma” kararı ardından görevinden istifa etmiş ve milletvekili adaylığı için başvuruda bulunmuştu. Öker’le seçimler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

HDP ile ittifak yapma kararı aldınız; bu kararın “stratejik” olduğunu belirttiniz. Bu ne anlama geliyor?

Biz Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak üç yıl önce, Avrupa’daki bütün demokratik kurumların, göçmen kuruluşlarının ve bugüne kadar hiçbir platformda birlikte çalışmadığımız Kürt Hareketi’nin bir araya gelerek bir eylem birliği oluşturması doğrultusunda girişimlerde bulunduk. Üç yıl önce, ortada Gezi eylemleri de yoktu, Ortadoğu’daki durum da böyle değildi. Fakat gerek Türkiye’de gerek Avrupa’da program ve ilkeler bazında yan yana gelmenin kaçınılmazlığını gördük. Herkesin kendi derdini öne çıkarması yerine geniş bir yelpazede demokrasi güçlerinin eylem birliği içinde olması gerektiğini düşündük. Bu adımın ardından Avrupa Demokratik Güçbirliği oluştu. Sonrasında Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi kuruldu.

Üç yılda gördük ki, değişik isimlerle örgütlenmiş olsak da ortak kaygılarımız var. Avrupa’daki demokrasi güçleri olarak sosyal haklarımızın gasp edilmesine karşı birlikte mücadele ettiğimizde sesimizi daha fazla duyurabildiğimizi gördük. Yine Avrupa’daki Türkiyeli göçmen topluluklarının ülkemizdeki demokrasi, inanç özgürlüğü, kimliklerin eşitliği gibi konularda aynı kaygılarla hareket ettiğini gördük. Biri bize, “Ne için mücadele ediyorsunuz” diye sorduğunda aynı cevapları veriyoruz.

Fakat buna rağmen birlik geç oluşmadı mı?

Çok geç kalındı. Yunanlılar, İtalyanlar, Afrikalılar, Latin Amerikalılar, kendi aralarında daha belirgin birlikleri çoktan kurdular; o nedenle daha güçlüler. Ama Türkiye’den gelenlerin kurduğu kurumların yöneticileri, sokakta bile birbirini tanımıyordu. Şimdiyse çok daha güçlü bir noktaya ulaşıldı. Mesela ilk defa Avrupa’da, Demokratik Güçbirliği’nin eylemiyle Tayyip Erdoğan, Almanya’ya gelemez oldu. O eylem, demokrasi güçleri ve Alevi toplumu açısından bir dönüm noktası oldu. Birlikte davrandığımızda hedeflerimize ulaşabildiğimiz, onları geri püskürtebildiğimiz görüldü.

Demokratik Güçbirliği olarak yaptığımız eylemlerde kitlemiz de arttı. Tek tek eylem yaptığımızda 30 bin kişiyi geçmiyorduk. Oysa Güçbirliği ile elli bin, yüz bin ve en son Haziran ayında yüz elli bin kişi gibi kitlelere ulaştık. Bir olduğumuzda, hedeflerimize yaklaşabiliyoruz.

Bu tabloya baktığımızda, “Artık bu anlayış keşke Türkiye’de de hayata geçse; demokratlar, devrimciler, Aleviler ve tüm ezilenlerin içinde olacağı bir platform olsa” diyorduk. HDP de bu süre içinde oluştu. HDP’ye konfederasyonumuzu temsilen katıldım, o zaman da gördüm: Bizim Avrupa Alevi hareketimizin programına, ne için örgütlendiğine bakıldığında HDP’nin programıyla tıpatıp aynı olduğunu görüyoruz. Biz de çok uluslu, çok kültürlü demokratik bir toplum özlemi içindeyiz.

Stratejik ifadesini özenle öne çıkarmamızın amacı da bu zaten. Türkiye’de yarın neyi amaç ediniyorsak, nelerin ortadan kalkmasını istiyorsak, aynen HDP programında da gördük.

Konfederasyonunuza bağlı derneklerin üyeleri bu kararı nasıl karşıladı?

Avrupa’daki mevcut örgütlenmeler içinde katılımcılığı en yoğun uygulayan kurumlardan biri, AABK’dir. HDP’yle ittifak konusunda Genel Kurul’a sunduğumuzda yaptığım konuşmada, “HDP’nin ilkelerinde kendimizi bulduğumuz için burdayız” dedim. Sadece seçimlere yönelik de bakmıyoruz. İsteğimiz, bu ortak özlemlerin seçimden sonra hayatın her alanında hayata geçmesi. Aleviler olarak son 25 yıldır temel hedeflerimizden biri, Aleviliğin inanç olarak ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesiydi. Bu düşüncelerimizi Aleviler dışındakilerin gündemine fazla sokamamıştık. Ama HDP, almış olduğu kararla kendisinin yönetimde olduğu belediyelerde camilere ayrılan arsa kadar yerin, Aleviler yaşıyorsa cemevleri için de ayrılması kararı aldı. Bu karar da bir dönüm noktası oldu. 90 yıldır Alevileri asimile etmek için elinden gelen her şeyi yapan CHP de bu içerikte karar almak zorunda kaldı. Bugün bütün belediyelerde cemevleri, ücretsiz elektrik ve su hizmetinden faydalanabiliyor. Bu bir avantajdan öte statü kabulü olduğu için çok önemli.

Yani CHP’nin bu adımları atmasını da HDP mi sağladı?

Kesinlikle öyle. Eğer CHP kendi başına adım atacak olsaydı, şimdiye kadar atardı. Bugüne kadar çok yoğun ilişkiler oldu, kampanyalar, mitingler oldu ama hiçbir şekilde adım atmadılar.

Aleviler, ülkedeki bütün toplumsal mücadelelere destek vermelerine rağmen, hep CHP’yle birlikte anıldılar. CHP de Alevileri “arka bahçe”, “oy deposu” olarak görüyor. Bugün attığınız adımla bu algının da ortadan kalkmaya başlayacağını söyleyebilir miyiz?

Avrupa örgütlenmemizin serüvenine bakıldığında, 1995 yılında ben, AABK genel sekreteriydim. O zamanki genel seçimlerde Türkiye’deki Kürt Hareketi ve sosyalistler, toplumun diğer kesimleriyle birlikte demokrasi bloğu olarak seçime girmişti. O seçimlerde genel merkezimiz CHP’yi destekleme kararı aldı, açıklama yaptı ama ben buna rağmen Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nu destekleme çağrısı yaptım. Bu açıklamamdan dolayı görevden alındım.

Bu anlamda, bugünkü ilişkilenmemiz bir sürecin ürünüdür. Bugün örgütlü Alevilerde ciddi bir kopuş gerçekleşti. Alevilerin tercihinin CHP olmaması yönündeki görüş, kadrolarda da, tabanda da belirgin.

Şimdiki HDP’ye destek kararımızın Avrupa’daki üyelerimiz, halkımız tarafından gördüğü destek ise somut belgeli. 18 Mart’ta 270 Alevi Kültür Merkezi’mizin temsilcilerini çağırdık. O gün, 11 ülkedeki federasyonlarımızın yöneticileri ve dernek yöneticilerinin hepsi geldi. Gün boyu süren görüşmelerde HDP ile stratejik ittidak kararımız, 265 delege arasından yalnız 1 karşı ve 4 çekimser oy ile destek aldı. Bununla da kalmadı. Geçtiğimiz hafta Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Genel Kurulu vardı, 415 delege katıldı. Kurulda verdiğimiz bilgiler ve konfederasyon olarak aldığımız kararı açıklamamız, delegeler tarafından büyük bir coşkuyla alkışlandı. Bu açıdan Alevilerdeki bu eğilimin sadece temsiliyet düzeyinde olanlarla sınırlı olmadığını, halka da ciddi şekilde yansımış bir eğilim olduğunu görüyoruz.

Ülkede durum ne?

Türkiye’deki Alevi kurumlarının da burada olduğu gibi delegeleriyle toplantı yapıp resmi eğilimlerini kamuoyuna yansıttığına rastlamadım. Bir örnek vereyim. Veliyeddin Ulusoy, Alevi dünyasında çok saygın bir yerdedir. Alevilerin değeridir. Notmalde Postnişinler siyasete dair görüş belirtmezler. Geçtiğimiz ay Paris’te cemevinin açılışında birlikte bulunduk. Orada da, Türkiye’de de açıktan ifade etti. Türkiye’nin aydınlığa kavuşması için ne pahasına olursa olsun HDP’nin barajı geçmesi gerektiğini söyledi. Alevi toplumunun en önemli kanaat önderinin bu eğilimde olması bile Türkiye’de Alevilerin hangi eğilim içinde olduğunu gösteriyor.

Peki CHP de sizinle görüşmek istedi mi?

İstedi. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde Selahattin Demirtaş’ın ziyaret etmesinden sonra Kemal Kılıçdaroğlu da genel merkezimizi ziyaret edip bizlerle birebir görüşmüştü.

Ondan önce böyle bir görüşme hiç olmamıştı, değil mi?

Evet, bugüne kadar olmayan bir şeydi. CHP, parti tüzel kişiliği üzerinden bizi kurumsal olarak muhatap alıp bu düzeyde görüşmeler gerçekleştirmemişti. Görüşme için Avrupa’ya gelir; otel odalarında yöneticilerle sohbet ederlerdi ama kurumdan içeri girmezlerdi.

Bunu sağlayan da mı HDP oldu?

Evet, bu yaklaşımı da Selahattin Demirtaş kırdı. Bugüne kadar genel merkezimize iki defa, kurumsal düzeyde geldi; görüşmeler yaptık. Şu anda çok ilginç biçimde bakıyorsunuz, HDP, Alevi hareketi ile hangi tarzda ilişki geliştiriyorsa, bakıyorsunuz birkaç hafta sonra CHP onu taklit ediyor. Bugüne kadar yapmadığı şeyleri yapıyor.

Onların bu seçimdeki yaklaşımları nedir?

Genel yaklaşımlarını, “Siz bizsiniz, biz siziz” diye ifade ediyorlar. “AABK, CHP demektir” diyorlar. “Siz cumhuriyetin, laikliğin bekçisisiniz; bu seçimlerde sandıkların bekçisi olmanızı istiyoruz” diyorlar. Kafaları halen yirmili yıllarda kalmış, bugüne gelememişler. Toplumsal dinamiklere, güçlere kendilerini fırsat olarak sunuyor, pazarlık olarak algılıyorlar. Ama mesela Türkiye’nin bugünlere gelmesinde rolü olan Diyanet’in varlığını CHP, kaçınılmaz görüyor. Bu da bizim kırmızı çizgimiz. Türkiye’de inanç özgürlüğü olacaksa, laiklik olacaksa, din devletin korumasında olduğu müddetçe olamaz. Dolayısıyla CHP ile ilkesel olarak yan yana gelmemiz zaten mümkün olamazdı. Bu görüşlerimizi de kendileriyle paylaştık.

Şimdi HDP’yle süreç nasıl işliyor? Aday mı olacaksınız?

HDP’den bize, “AABK olarak iradenizi meclise yansıtmak istiyoruz. Bir temsilcinize partimiz üzerinden milletvekilliği kontenjanı sunuyoruz” teklifi, aylar öncesinden geldi. Normalde ben, bir kadın arkadaşın Avrupa Alevi Hareketi’ni temsilen gitmesi taraftarı oldum. Bunu bütün toplantılarda da ifade ettim. Fakat Yönetim Kurulu ve diğer organlar, yaklaşık 25 yıldır hareket içinde yer almam ve konfederasyonun kurucu genel başkanı olmamdan dolayı benim aday olmamda ısrarlı oldular.

Aday olmayı istediğiniz, beklediğiniz bir yer var mı?

Türkiye’de yaşayan bir insan değilim. 35 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Bizim çabamız, katkımız ve bunun sonuçları da ancak Avrupa’daki Alevilerin bu sürece dahil edilmesiyle ölçülür.

Avrupa’da ne kadar Alevi seçmen var?

Biz şimdiye kadar Avrupa’da üçte bir oranında bir nüfusumuzun olduğunu ileri sürdük. Yaptığımız çalışmalara göreyse üyelerimizin yarısı, yaşadığı ülkenin vatandaşı. Almanya’da çok belirgin biçimde çifte vatandaşlık yok; ama diğer ülkelerde var. Tahminimizce 600 bin dolaylarında Alevi seçmen var. Bu seçmen bloğunun yüzde 60’ının konfederasyonumuzun eğilimi doğrultusunda oy kullanacağını da tahmin ediyoruz. Dolayısıyla 300 bin dolaylarında bir potansiyel söz konusu.

Bu hedef doğrultusunda nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Çalışmalarımız başladı zaten. Demokratik Güçbirliği bünyesinde yürütülüyor. Ev ziyaretleri, salon etkinlikleri… Doğrudan büyük, kitlesel geceler yapacağız. Onlarca büyük şehirden başvurular var. HDP temsilcileri ve bizim katılacağımız geceler olacak. HDP Avrupa temsilciliğiyle birlikte organize ediyoruz.

Peki Avrupa’da yaşayan Aleviler, bu çalışmalar içinde neden yer almalı?

Ben HDP’yi, Türkiye’nin 90 yıldır izlediği Türk-İslam sentezinin asimilasyoncu politikalarının mezara gömülmesi, tarihe karışması için bir moment olarak görüyorum. Türk devleti, 90 yıldır Alevileri Sünnileştirmeye, farklı kimlikleri yok etmeye çalıştı, tekçi zihniyeti egemen kıldı. HDP’nin çıkışı ise çok kültürlü Türkiye özleminin yeniden varoluşu oldu. HDP’nin barajı geçmesi demek, 90 yıllık politikanın iflası, yerle bir edilmesi anlamına geliyor. Çağdaş bir Türkiye’de bütün halkların, toplulukların kardeşleşmesi anlamına geliyor. Barajı aşmak bir dönüm noktası. Demokrasi güçlerinin nerede olurlarsa olsunlar bu hesaplaşmada HDP’ye destek vermesi, tarihi bir sorumluluktur.

Tayyip Erdoğan diktatörlüğünü yıkmak için, onu başkanlık koltuğuna oturtmamak için de HDP’nin barajı aşması gerekiyor. Sağduyulu insanlar bu seçimlerde parti yandaşlığının ötesinde, ülkemizin bir diktatörden kurulması amacıyla HDP’yle dayanışma içinde olacak. Türkiye’de varlığı tehdit altında olan toplumsal kesimlerin yan yana geldiği mazlumların platformudur HDP.

Baraj sorunu var mı sizce?

Öyle bir sorunumuz yok.

AABK nedir?

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevilerin dünyadaki en kitlesel kurumu konumunda. Avrupa’nın 11 ülkesinde, bağlı federasyonlarla çalışmalarını sürdüren konfederasyonun bünyesinde, 271 Alevi Kültür Merkezi bulunuyor. Bu merkezlerin 150’si ise Almanya’da bulunuyor. Konfederasyon, geçtiğimiz günlerde yaptığı toplantıyla Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yapılacak seçimlerde HDP’yi destekleme kararı aldı.

ERDAL ALIÇPINAR/KÖLN

TV 10 “Alevi hareketi bir emektarını daha kaybetti”

TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Yıldız yazılı bir açıklama yaparak Ahmet Aydemir’in hakka yürümesi vesilesiyle başsağlığı diledi. Yıldız „Alevi örgütlenmesinin emektarlarından ve AABF Eski Genel Başkanlarından sayın Ahmet Aydemir’in hakka yürüdüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Üzüntü içerisindeyiz. Sayın Aydemir Alevi toplumunu sorunlarını gündeme taşınmasında, örgütlenmesinde ciddi rol oynadı. Emekleri Alevi toplumu tarafından unutulmayacaktır.  Bütün Alevi camiasının başı sağolsun. Toprağı bol, devri daim olsun.” Dedi.

Avrupa Alevi Yapılanmasının ve Hareketinin kurucularından Ahmet Aydemir Almanya’nın Wiesbaden hastanesinde yaşamını yitirerek hakka yürüdü. Avrupa alevi akademisinin ve Gustavsburg Cemevinin kurucuları arasında yer alan Aydemir, Almanya’daki Alevi Birlikleri federasyonunun kuruculuğunu ve genel başkanlığını yaptı.

Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kaldırıldığı hastanede dün gece yaşamını yitiren Aydemir’in cenazesi Gustavsburg cemevine götürüldü.

7 Nisan 2015’de saat 18’de Gustavsburg cemevinde cenaze erkanı yapılacak olan Aydemir aynı akşam sevenleri ve yakınları tarafından memleketi Erzincan’a uğurlanacak.

4 BÜYÜK ALEVİ KÖYÜ BARAJ TEHDİTİ ALTINDA

‘Bin yıldır buradayız… Devlet arazimizi bırakın, evlerimize yeni tapu vermişti; Şimdi tapularınızı getirin 3 beş kuruş alıp gidin diyorlar…’

Adıyamana 25 km uzaklıkta Çelikhan- Malatya yolu üzerinde seyir ederken içerisinden geçilen 4 büyük Alevi köyü son bir yıldır Baraj tehditi altında.
Bir Sünni köyü olan ve baraj yapımından etklenmeyen Koçali köyünün adı verilerek projelendirilen baraj Alevi köylerinin tüm alanını sular altında bırakacak.
Bağlıca, Gökçay, Çatalağaç ve Doğanlı köyleri bir arada yaşayan ve geçimlerini dere üzerindeki 300-500 metrekarelik küçük tarlalardan alınteri ve emekleriyle sağlıyan köyler hatrısayılır bir nüfusa sahip. Verilen tapuların 500 metre ile 1-2 dönüm arasında olduğu biliniyor ve karşılığında alınacak bedelin de bir yeni yaşam kurmaya yetmeyeceği aşikar.
Köylüler bu güne kadar seslerini duyurmak için hem Ankara’ya hem de DSİ Maraş Bölge Müdürlüğüne müracaat etmişler. Bir kaç basın açıklaması ile de seslerini duyurmaya çalışmışlar.
Köy Muhtarı Hamdi bey baraj planının ihtiyaç ve gereklilikten ziyade siyasi olduğunu ve yetkililern projenin yeni değil 40 yıllık bir proje olduğunu söylediklerini belirtiyor.
Çatışmalı süreçten de nasibini alan köylüler bu kararın alevi ve kürt kimlikleri ile asimilasyon ve zorunlu göç ettirme politikalarının bir parçası, devlet ve hükümetin art niyetli yaklaşımların da bir sonucu olduğunu düşünyorlar.
Seslerini kimseye duyuramayan köy halkı demokratik kitle kurumları ve sivil toplum örgütleri ile çevreci toplulukları duyarlılığa ve yanlarında olmaya çağırıyorlar.
İlgililer ve bilgi almak isteyenler Bağlıca Köy Muhtarına ulaşabilirler;
Bağlıca Köyü Muhtarı Hamdi Bey: 0536 3585996
Çatalağaç Köyü Muhtarı Kemal Bey: 0532 2458451

Cemo DOĞAN – TV10