Ana Sayfa Blog Sayfa 6357

Îwko Yaşamını Yitirdi

Firaz Baran/Leverkusen

Sanatçı Îwko (Kakî Îw-Îwkî Kor) akciğer yetmezliğinden Maraş’ta yaşamını yitirdi. 1932’de Pazarcık’ın Gonîg köyünde doğan Îwko 83 yaşındaydı.

Îwko, 1952’den bu yana sazı ile yasaklı bir dili (Kürdçe) ve inancı (Alevilik) taşıdı.

Yöre kültürümüzü ve inancımızın tınılarını hafızası, sesi ve sazıyla yaşattı.

Îwko, kendi eserleri dışında Xazal, Mamî Alan ve Delal gibi Kürd destanlarını ve Fuzûlî, Nâbî ve Pir Sultan gibi büyük Pir-Zakirlerin deyişlerini Pazarcık ve Elbistan’da yaşatan 20. yüzyılın en önemli yöre ozanlarından biri oldu. Yazı ve kayıt yasak olduğu için kuşaktan kuşağa sözlü aktarım vardı ve bunu Îwko başardı.

Gözlerini ve Babasını İki Yaşında Kaybetti

Îwko, 1932’de Pazarcık’ın Dî Sare (Gonîg-Gûndî Oxon-Bozlar) köyünde doğdu. Babası Sînamîllî aşiretinin son lideri Xalîl (Halil) Ağa, annesi de Fotkê Baktêş’tir. Ailenin iki çocuğu olmuştur. Biri Îwko, diğeri de Aşkê Xalle’dir.

Îwko, gözleri görmeyen bir sanatçı… Gözlerini nasıl kaybettiğini şöyle anlatmıştı: „1 yaşındayken çiçek hastalığına yakalandım. Yanlış tedaviler de yapıldı ve gözlerimi kaybettim.“

„Okusaydım İlim Sahibi Olurdum“

Îwko, bugün elindeki saz ve yüreğinden akıp gelen şarkılarıyla tanınıyor. Ama O, Şahturna gibi henüz çocuk yaşta sazı öğrenmiyor. Sazı ilk olarak 20 yaşında eline alıyor: „Cura çalan bir dayım vardı. (Îsmoylî Baktêş) Birgün, ‘Dayı bana göster’ dedim. Parmaklarımı perdenin üstüne verdi. Sesleri biraz tanıttı. 1 senede kendi kendime öğrendim. O zaman bugünkü gibi kurslar yoktu.“

Îwko ile sanat geçmişi hakkında konuşuyoruz. „Şah Hatayi, Genç Abdal, Harabi, Fuzûlî ve Pir Sultan’ın şarkılarını söylediğini“ ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu şarkıları söyleyerek bir görevi de yerine getirdiğini belirtmişti.

Anılar

Îwko’nun hayatı üzerine çocuklarıyla, arkadaşı Mehmet Kısıkyol ve akrabası Miçî Molê Kile (Ercoşman) ile görüştük. Anlatılan anılar, ozanımızı daha yakından tanımamıza vesile olacaktır.

Halil Çatalgöz (Oğlu): „Îwko’nun sesini kaydedeyim Allah canımı alsın“

Babam Xazal, Mamî Alan ve Delal gibi çok uzun destanları ezbere bilir. Bu destanlar saatlerce sürer. Öyle güçlü bir hafızası var. Babamın gözleri hiçbir zaman ev içinde sorun olmadı. Gece gündüz yalnız başına gezerdi. Köyde 10 traktör vardı. Hangisi kimin bilirdi. Ben tarlaya giderdim. Bazen geç dönerdim. Geldiğimde bakardım ki babam kalkmış beni bekliyor. „Kako niye uyumadın“ dediğimde, „Motorun sesini duydum, seni karşılamak için kalktım“ derdi.

Babam sevilen sayılan bir ozandı. Birgün Yılanovası’na gittik. 12 yaşındaydım. Kart Mehmet adında zengin bir adam vardı. Çocuklarını sünnet ediyordu. Bir gom vardı. Babam sazı eline aldı. Elektronik bir sazdı. Duyan geldi. 1500 kişi toplandı. Gom neredeyse çökecekti. Öyle bir saz çaldı ki… Zaten babamın perde tutuşuna herkes hayrandı. Özellikle de Mahsuni… „İbo baba, senin gibi saz çalayım, başka bir şey istemiyorum“ derdi.

Eskiden otobüslerin üstüne megafon koyarlardı. Teyp çaldığı zaman etrafta duyuluyordu. Bizim köyde Bozlar-Pazarcık otobüsü vardı. Korço gilin otobüsü… Babamın kasetini çalıyorlardı. Otobüsün geldiğini o müzikten anlardık.

Bizim köyde Hûsoyî Fîne ve Salmonî Cido Almanya’dan izine gelmişlerdi. Teyp getirmişlerdi. Hûsoyî Fîne, „Îwko’nun sesini ben de kaydetsem de Allah canımı alsa“ demiş.

Babam doğru bir adamdır. Yalanı yoktur. Açık sözlüdür. Cemaat adamıdır. Herkes kendisini sever. Babam, Deniz Gezmiş asıldığı zaman çok üzüldü. O zaman radyoyu kulağından ayırmadı. İsyan etti. „O çocuklar ne yaptı? Karanlıktan ne zaman kurtulacaksınız? Deniz gibi bir adam bir daha gelir mi“ dedi. Sonra bir kardeşim oldu. Adını Deniz koydu.

Ayşe (Kızı): „Bizi sazla uyuturdu“

6 kardeşiz. Halil, Arzu, Asef, Ayşe, Fatma ve Deniz. Babamın 15 tane de torunu var. Annemin adı da Donê Kûlle’dir.

Babamın hisleri çok güçlüdür. Sen telefonla konuştun. 5 sene sonra yanına git, seni tanır.

Babam, sazına çok titizdi. O her şeyiydi… Eviydi, piriydi. Kılıfına koyar, kilitler ve dolaba koyardı. Üstüne dolabı da kilitlerdi. (Gülüyoruz) Sazı bir evladı gibiydi. Yalnız olduğu zaman beste yapar, teybe kaydeder, tekrar dinler ve hatalarını çıkarırdı.

Babama kitapları ben okurdum. „Kızım kitabı getir, bana deyiş oku“ derdi. Çocuklarına çok bağlıydı ama göstermezdi. Bizi korurdu. Geceleri bizi sazla uyuturdu. Onun için şimdi sazın teline vurulduğu zaman etkilenirim.

Annem de heykeli dikilecek bir kadındır. Babama bir çocuğu gibi bakar. Babam da titizdir. Annemi yormaz. Örneğin kendi kendine traş olur. Hatasız yapar. Kulaklarının içini bile alır. „Akıl baştadır, marifet de eldedir“ derdi.

Çocukluğumda hatırladığım bir konu da Kürdçe radyodur. Irak radyosunda Meryemxan’ı dinlerdi.

Deniz (Oğlu): Hayattan Kopuk Yaşamadı

Biz geçimimizi tarım ve hayvancılık yaparak sağlardık. Yazları çok sıcak olduğu için yaylaya giderdik. Bizim yayla yolunu babam bana öğretti. Tek tek mevkileri tanıyordu. Onların hikayelerini de anlatıyordu. „Oğlum burası Dilovî Qalmêx’tir“, “Burası Sarasot’tur“ diyor ve o yeri tanıtıyordu.

Buğday, pirinç, pancar, domates, fasulye, patlıcan, kabak, biber, nohut ekeriz. Babam hangi tarlaya ne ekileceğini söyler. Yine bağımız ve kavaklarımız da var. Onlara nasıl bakacağımızı anlatır. Yani babam gözleri öyle olduğu veya ozan olduğu için hayattan kopuk yaşamadı.

Babamı düğünlere veya özel olarak misafirliğe çağırırlardı. Bazen babam bir hafta gelmezdi. Babam saatleri, güzel tespihleri, sohbeti ve şakayı sever. Hatalarını direk sana söyler. Biz babama „Kako“ diye hitap ederiz, anneme de „Donê“ deriz. Annem de babam da çocuklarına karşı arkadaş gibidir. Annemi de sevmeyen yoktur. Bizim köy 560 hanedir, herkes sever. Herkesin dileğini yapar.

Babamın en ilginç özelliklerinden biri saatin kaç olduğunu bilmesi, seslerden ne olduğunu çıkarmasıdır. Babama saati sor, kesinlikle en fazla 3 dakika şaşırır.

Babamla yaylaya gidiyorduk. Bir ağaç önündeydi. Ben söylemeye geciktim. Tam „ağacın dalı başına değecek“ diye düşünürken babam başını eğdi. Gölgesi gözüne vurmuş.

Babama ait komik hikayeler de çoktur. Örneğin bizim köyde Hisko ve Qorçon adında gözleri görmeyen iki amca vardı. Bizde oturuyorlardı. Gece saat epey ilerledi. „Bizi kim götürecek“ dediler. Babam da ikisinin kolunu tuttu ve götürdü.

Babam, bol et yerse, güzel ortam oldumu içer ve söyler. En sevdiği yemek içli köftedir. Tafoşî’yi de çok sever.

Mamkî Olkî Canke -Mehmet Kısıkyol, Maraşlı- (Arkadaşı): „Îwko Görüyor“

Îwko ile çok anılarım var. Hangi birini anlatayım… Size hem normal yaşamdan, hem de sanat yaşamından anılar anlatacağım.

Televizyon daha dün açıldı. Eskiden Pazarcık’ın televizyonu Îwko’ydu. O çalar, o söylerdi. Ben ona İbik diyorum. Tam neşesini buldumu sabaha kadar söyler. Herkesi coşturur. Deyişlerin hepsini bilir. „Goçar“ adlı bir şarkısı var. Kızı evinden kaldırır, yaylaya kadar götürür. Çok uzun bir şarkıdır. İbik’in olmadığı düğün olmazdı. Masası, köşesi her zaman hazır tutulurdu.

Gözleri görmüyor ama yolda birlikte yürüdüğü insana hiç sıkıntı vermez. Köyde gülle oynanır. İbik, gülle taşı yapardı ve müthiş oynardı. Gülleleri birbirine vururduk, sesten nerede olduğunu çıkarırdı.

Birgün Papazlara gidecektik. Orada bir pınar vardı ama kurumuştu. Sopasını oraya vurdu, „Kurumuş“ dedi. Dilova Hacî Çopkî var. Orayı da geçince taşların arasında bir çeşme daha vardı. Hemen, „Hala bisakina. Konyê Base e la vira“ dedi. („Hele dur, Base Kuyusu burada“) Bir yerde de önde ağaç vardı. „Önde ağaç var. Beni yukarıdan götür“ dedi.

Eskiden keyfine düşkündü. 12’ye kadar uyuyordu. Elleriyle saçını yukarı doğru tarak gibi tarar. Kahvaltı etmez. Direk üç kişinin yemeğini yer.

Mızrap kullanmaz. Şelpe çalar. Mahsuni, büyük bir ozandır. İbik’e büyük değer verirdi. Ona, „İbo baba“ diye seslenirdi. Mahsuni’yle de çok anıları vardır. Birgün Mahsuni bizi davet etti. O zaman evi Antep’teydi. Gittik. Mahsuni üç tane saz getirdi, İbik beğenmedi. Dördüncü sazı beğendi. Sonra saatlerce karşılıklı söylediler. Mahsuni, çocuk gibi hizmet ediyordu. Misafirperverdi. Büyük ozan ama mütevazıydı. Sabaha kadar İbik ile mazilerini anlattılar. Sonra Elif Ana’nın yanına gittik. Ovada duyan herkes gelmişti. İbik fitil gibi çaldı.

Mista Kor ile de anıları çoktur. Komik anıları da vardır. İbik, 1978’de birgün onların köyüne gidiyor. Sazı istiyor, Misto vermiyor. „Senin beynin kapalı“ diyor. Kavga ediyorlar. İbik, „Boynunu ver sana göstereyim“ diyor. İkisi de babayiğittir. Hoşsohbetin yanında böyle acı tatlı olaylar da yaşandı.

İbik’in önemli bir özelliği de hayvanlarına bakmasıdır. Onları yemler, tımar eder. Bir de kötü hayvanı sevmezdi. Katırı, köpeği, ineği herkesinkinden iyi olacak. Öyle yaklaşırdı. Ayrıca İbik, insanı sesinden, elinden tanır. Kısa mı, uzun mu, zayıf mı çıkarır.

İyi rakı içerdi. 6 su bardağı rakıyı üstüste içtiğini bilirim. Ama yanında kebap olacak. Kebap olmasa öldür yine içmez. İbik’in midesini maalesef ben bozdum. 25 sene önce sabah aç karına şarapla rakıyı karıştırdım. Cimfiş diyorlar ona… Verdim, midesi bozuldu. Ondan beri içmiyor.

Bir özelliği de hemen bir beste yapabilecek kapasitede olmasıdır. Bazı kadınlar çocukları genç yaşta öldüğü zaman gidip derdi ki „Îwko, oğlumun üzerine bir şarkı yaz.“

İbik, geçen yıl Avrupa’ya geldi. Burada insanlarımızın durumunu beğenmedi. Üzüldü. Ona karşı bir saygısızlık mı oldu? Hayır. Ama gurbetin bizi köklerden giderek uzaklaştırdığını söyledi. Bir sözü hiç aklımdan çıkmıyor. „Böyle giderse Avrupa çocukları öldürür. Eriyip gidecekler.“

Sözlerimi noktalarken 50 yıldan fazla bir zamandan bu yana kültürümüze hizmet eden İbik’e tekrardan teşekürlerimi sunuyorum. Îwko, bizim büyük bir değerimizdir. Başka milletler gözü görmeyen şairlerine, ozanlarına büyük önem verirler. Bizim de Îwko’muz, Misto’muz var. Biz de onların layık olduğu büyük değeri vermeliyiz.

Elif Kısıkyol (Akrabası): Hisleri Güçlüdür

İbrahim dayının hisleri çok güçlüdür. Birgün katırla yayladan geliyoruz. Konî Hûrkon‘u bildi. Kavirî Rinde‘yi bildi. Çok şaşırmıştım. O zaman oğlum Tahir bebekti. Kucağıma almıştım. Kavirî Rinde’ye gelmeden bana, „Elif burada dikkat et. Kaygandır, Tahir’i düşürme“ dedi. „Dayı, nasıl bildin“ dedim. „Elif, benim hislerim güçlü“ dedi.

Miçî Molê Kile (Ercoşman)

İbrahim amcanın gözleri üzerine çok hikaye vardır. Bunlardan bazılarını anlatayım. Bozlar’da iki köpek kavga etti. „Sayî molê Olkê kudik gerkir“ dedi. (Olko gilin köpeği diğeri köpeği yıktı) Biz, „İbrahim amca sen görüyorsun“ dedik.

Eşi Döne yardımseverdir. Bütün köy onu sever. Birgün buğday verirken „20 ölçek oldu“ demiş. İbrahim amca, „Döne, 22 ölçek oldu“ dedi. Sesten anlamış. Millet de güldü.

Sazını yatırarak çalar. İki tırnağı her zaman uzundur. Onları mızrap olarak kullanır. TRT, 1969’da mektup gönderdi. Gitmedi.

1975’te Mahsuni Bozlar’a geldi. Millet toplandı. Mahsuni, „Ustam varken saz çalamam“ dedi. İbrahim amcanın perde tutuşunu çok beğeniyordu. „Bu perde tutuşuna aklım ermedi“ demişti.

Kürt şarkılarında Newroz

Mehmet BAYRAK

14. yüzyıl şairlerinden Melayê Cizirî’den başlayarak, divanlara veya cönklere geçerek günümüze ulaşan çok sayıda Kürt şiiri bulunmasına rağmen, zamanında notaya geçirilememesinden dolayı ezgileri bugünlere ulaşamadı. Günümüzde söylenen  şarkılarının büyük bölümü son 50-60 yıla tarihlenmektedir.

Henüz tümden bir siyasi boyut ve içerik kazanmasa da Ari kültür coğrafyasında efsanevi geçmişi 2600 yılı aşan Newroz geleneğinin, Kürt toplumunu ve kültürünü etkilememesi düşünülemez. Bu ve benzeri gelenek ve ritüeller, daha çok sözlü kültürde kaldığı için de birçok kültürel ögesinin zaman içinde eriyerek yok olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Bugünkü siyasi içerikte olmasa da Newroz geleneğinin, Kürt toplumunda dağlarda ateşler yakılarak ve şarkılar söylenerek kutlandığını biliyoruz. Kuşkusuz, bu kutlamalar aşamasında insanlar şarkılar (kilam ve stranlar) eşliğinde çeşitli ritüeller sergiliyorlardı. Zaten, günümüzde bu şarkıların içeriği ve ritüellerin niteliği önemli ölçüde değişmiş ve kırsal kesim insanları yine dağlarda ateş yakarak kutlamalarını sürdürürken; şehir insanları meydanları ve salonları tercih etmektedirler. Bu salon ve meydanlar, artık bir mesaj verme yeri olarak da kullanılmaktadır.
14. yüzyıl şairlerinden Melayê Cizirî’den başlayarak, divanlara veya cönklere geçerek günümüze ulaşan Kürt şiirinde “Newroziyye“ veya doğrudan “Newroz“ adıyla çok sayıda şiirsel ürün bulunmasına rağmen, zamanında notaya geçirilememesinden ve teknolojik yetersizlikten dolayı müzik ezgileri ve şarkı makamları o kadar şanslı olamadı, bugünlere ulaştırılamadı. Nitekim, günümüzde söylenen Newroz şarkılarının büyük bölümü son 50-60 yıla tarihlenmektedir.
Konuya ilişkin bir çalışma yapan Dr. Daimi Cengiz, bu durumu şöyle özetliyor: “Notasyonun geç dönemlerde ve sınırlı alanda kullanılışı, müzik eserlerinin pek çoğunun kaybolmasına neden oldu. Elimizde Newroz’a dair 15-20 kadar türkü (lawik), halay ve marş formunda Kürtçe ezgi var. Osmanlı döneminde, Kürt bölgelerindeki önemli şehir merkezlerinde şehir musikisi içinde Türkçe icra edilen Newroz’a dair eserler de vardır. Melodi, seyir ve makam itibarıyla Kürt ezgilerine yakın olan bu ezgilerin tamamını Kürt müziğine mal etmek doğru yaklaşım olmaz. Örneğin Diyarbakır, Urfa ve Elazığ’da icra edilen, sözü Rıfat Dede’ye ait Newroz-i Divan ezgisi; Elazığ ve Erzurum’da Türkçe icra edilen Nevruz-i Tatyan ezgisi… Ayrıca Elazığ şehir musikisi içinde değerlendirilen (Nevruzi) denilen uzun havaların olduğunu da belirtmek gerekir.“ (D. Cengiz: Kürt Şiiri ve Müziğinde Newroz; Evrensel Kültür, Sayı: 137/2003).
Cengiz, bir başka yerde de Kürt müzik makam ve ezgileri konusunda şunları söylüyor: “Kürt Newroz ezgileri genellikle son 50 yılda yapılan bestelerden oluşmaktadır. Musiki repertuarı olarak elimizde Azeri, Türk, Kürt ve Fars musikisinden Nevruziyeler, Bahariyeler var. Bu ezgilerin makam itibarıyla yüzde 50’si Hüseyni, yüzde 20’si Segah ve yüzde 25’i Mahur makamından oluşmaktadır.“ (Agy)
Bu müzik makam ve ezgilerinin kökenlerini bilmek için özel araştırmalar yapmak gerekir. Sözgelimi, bu türden yapılan bir araştırmada, zamanında Türkiye radyolarında okunan şarkıların yarıdan fazlasının “Kürdili“ makamlarda olduğu tesbit edilmişti. Cengiz’in sözkonusu çalışmasına zamanında ben ve Ahmet Çamlıbel de kaynak katkısında bulunmuştuk. Ancak, şimdi biliyoruz ki, Kürt edebiyatında Newroz şiirleri bildiğimizden daha çok olduğu gibi, şarkı olarak bestelenip okunan kılam ve stanlar da tahmin edildiğinden çok daha fazla…
Sözgelimi Kürt müziği ve edebiyatı üstüne ilginç çalışmalara imza atan ve bugüne kadar hem Ayşe Şan hem de Aram Tigran üstüne eserler yazan araştırmacı Kakşar Oremar, salt Newroz konulu kilam ve stran okuyan şu sanatçı ve grupların ismini veriyor: Aram Tigran, Hesen Zîrek, Eyaz Zaxoyî, Xelîl Xemgîn, Hesen Şerîf, Birader, Nasir Rezazî, Canê, Mizgîn, Zozan, Şemdîn, Ciwan Haco, Necmeddîn Xulamî, Mihemed Şexo, Saîd Yusif, Şiyar Farqinî, Dilgeş, Koma Agirî, Şehîd Sefkan, Dîno, Agirê Jiyan, Geliyê Zîlan, Cizîra Botan, Dengî Gerîla, Koma Çiya, Dengê Azadî, Dîlan, Çarnewa…
Kuşkusuz bu isimleri daha da çoğaltmak mümkün. Zaten neredeyse bugün Newroz şarkısı okumayan Kürk müzik sanatçısı ve müzik grubu yok gibi…

“Kilam û stranên Kurdî“de Newroz şarkıları
Kendi payıma ben, ilk kez 1974 yılında Aram’ın Newroz şarkısını cümbüş eşliğinde solo olarak ve 1976’da Koma Dengê Azadi müzik topluluğunun Newroz şarkısını grup eşliğinde dinlemiştim… Burada dinlediğim Newroz şarkılarına da, Cumhuriyet tarihi boyunca yasaklanmış bulunun Kürt müziği ve şarkılarına ilişkin ilk kitap niteliği taşıyan ve 1991’de yayımladığım antolojide yer vermiştim. Bu, aynı zamanda iki yıl hapis cezası aldığım ilk kitap olmuştu. Kitaptaki tüm şarkılar, Emniyet Genel Müdürlüğü’ndan bir mütercim aracılığıyla Türkçeye çevirtilmiş; şarkılarda “suç unsuru“ bulunamadığı halde, yine de bazı konuşmalar gerekçe yapılarak cezaya çarptırılmıştım. Yani 70 yıl boyunca Kürt şarkıları üzerindeki yasak devam ediyordu…
Burada yer verdiğim şarkılardan biri, sözleri Cegerxwîn’e ait olup. Aram tarafından bestelenip okunan Newroz şarkısıydı:
Newroz e newroz e sibe ye newroz e
Maçek bide min yar, cejna te pîroz e

Newroz e bihar e bel bûne gul û dar e
Bîna gul û lale destê min bi dest yar e

Newroz e newroz e sibe ye newroz e
Maçek bide min yar, cejna te pîroz e

Newroz û mizgîn e, bihara rengîn e
Kesk û zer û şîn e, xalîça rengîn e.

Daha sonra notaya da aldırtarak yayımladığım bir diğer eser ise Aram’ın, Osman Sebri’den alarak bestelediği Newroz şarkısıydı. İlk iki dörtlüğü şöyle:

Adar e ax Adar e/ Newroz û xweş bihar e/Adar e û rengîn e/Ev dem û banga jin e
Zivistan weke doj e/ Adar e û Newroz e/ Dijmina derda ye/ Sersala me Kurda ye

Cemilê Celil ve Nura Cewarî gibi Ermenistan Kürt müzikologlarının eserlerinden aldığım iki şarkının girişleri ile kavuştakları (nakarat) ise şöyle:

Ey Newroz ey Newroz
Bijî cejna azadî!
Bi xêr û gelek pîroz
Kurd te bi rihê xwe nadî

Te pir serê me hilda
Me ji bin destan deranî

Diğer Newroz şarkısı da, bunun gibi politik içerikli ve marş havasında:

Ey Newroz cejna Kurdên qehreman
Hem pîroz tim li Kurd û Kurdîstan
Hildin jor jor, ala rengîn be hildan
Natewe, nakeve, naşike, namire
Mîllete Kurd namire

Sonradan görüyoruz ki, Aram’ın okuduğu Newroz şarkıları bildiklerimizden de fazla. Biz bunlardan sadece ikisinin girişlerini vermekle yetinelim:

Newroz Newroz e li ve cîhanê/ Cejna Kurda ye li Kurdistanê/ Ala me yî rengîn bînîn meydanê rabin dîlanê/ Hevalno rabin serê zozanê.

***
Newroz sersala me ye/ Gulên sor reng reng geş in/ Dengê bilbilan xweş in/ Dost û yar tên dimeşin.

Bunlar dışında yukarıda da vurguladığımız gibi birçok Kürt sanatçısı ve müzik grubunun da gerek şarkı gerekse marş stilinde oldukça fazla eseri bulunuyor. En güzel parçalardan birini de Ayşe Şan seslendiriyor:

Le dayê dêranê îro bihar e Newroza me Kurdan e
Li me hatî bi top û tifenga şerekî giran e
De bêje em ê hatanî kengî li welatê xwe xerib bin
Eme bikşînin bindestî û zilma wan dijminan
Dayê ax aman aman aman aman derdê min giran e dayê
Kula me welatê dayê Newroz e Newroz e dayê Newroz dîlan e
Newroz Newroz e keko ew cejna Kurdan e
Kula me welatê dayê derdê me giran e.

Bugüne kadar bilinen ya da bilinmeyen nice Newroz şiiri ve şarkısı bulunuyor. Şimdi de şairini bilmediğim böylesi bir örneğe yer vermek istiyorum:

Gelo rabin bihar hat/ Ken û kefa cotkar hat/ Tirs û xofa neyar hat/ Pîroz bikin Newrozê
Rojê avêt bi hawer/ Tav e xwe da jor û jer/ Gelo roja te bi xer/ Pîroz bikin Newrozê
Hemû rabin ser piyan/ Ji pîn û gaz û çiyan/ Bi karker û gundiyan/ Pîroz bikin Newrozê
Ew karpeka Kawa ye/ Cejna gele Kurda ye/ Pela dilo merda ye/ Pîroz bikin Newrozê
De rabe lo cotkar/ Karker û xebat kar/ Lo ez mame neçar / Pîroz bikin Newrozê
Agir bi ewarê ket/ Mizir û gavarî ket/ Mizgîn li barê ket/ Pîroz bikin Newrozê
Newroz e lo Newroz e/ Bi agir û çîroz e/ Newroz li me pîroz e/ Pîroz bikin Newroze
De rabin lo de rabin /Mîlyon mîlyon tev rabin/ Giş bi hevra bîrabin/ Pîroz bikin Newrozê
Waye hatin jin û mêr/ Dil piling û pençe şer/ Li çar alî jor û jer/ Piroz bikin Newrozê.

Çağdaş şiirde Newroz
Çağdaş Kürtçe ve Türkçe şiirde de Newroz teması önemli bir yer tutuyor. Bunların tümüne burada değinmek ve yer vermek kuşkusuz mümkün değil. Ancak, daha 1991 yılında “Kürt Halkının Direniş ve Zafer Bayramı NEWROZ“ adıyla anlatımlı bir nehir-şiir yazıp bize ithaf eden ve gerçek ismini vermediğim için iki yıl hapis cezası almama yol açan, dostum Ozan Telli’nin nam-ı diğer Cemşid Mar’ın destan çalışmasının sadece bir bölümüne yer vererek sözlerimi noktalamak istiyorum:
“Her 21 Mart’ta efsanevi önderim Kawa’nın kişiliğinde simgeleşen kutlu isyanın ve onun bana sağladığı özgürlüğün anısına ülkem Kürdistan’ın sarp ve mağrur dağlarının yüce doruklarında ateşler yakarım. Böylelikle şanlı geçmişi anar, ulusal ruhumu canlandırır, özgürlük ve bağımsızlığa olan tutkumu, özlemimi ve bunlar için savaşım kararlılığımı dile getiririm.
Ve eğnimde al harmani/ Başımda sarık ve çember/ Ve ses gönül kubbelerimde çınlayan/ Def vuruyor/ Derviş dönüyor/ Yanıyor ateş/ Ve aşk Êzîdî güneşi gibi ısıtıyor kök saldığım toprağı/ Ve ben öpüyorum onu/ Tapıyorum ona/ Kürdistan’a/ Ve Demirci’nin terini sildiği/ Kutlu önlüğü sarıyorum yarama/ Derken kırmızı gül/ Sarı çiğdem/ Yeşil yaprak/ Urmiye’den Botan’a/ Beziyor şanlı yurdu/ Başlıyor Aydı-ı Kurdî.
Aradan binlerce yıl geçti. Derken geldik bugüne. Ülkem dört parça, yüreğim bin… Başımda kara bulutlar, bağrımda ayrık otları, asalaklar… Karşımda yeni Dehak’lar… Kanlılar, kudurmuşlar, kuklalar…
Öte yandan; “Demirci Kawa’nın / Nakışa, demire, bakıra işlediği/ Mührünü mermerlere vurduğu/ Büyük ve kutsal davanın/ Özveren adanmışları/ Dağlarda ateşler yakan/ Aşktan ve umuttan.
Çığlığım çağlayanlarda… Irmaklar söylüyor şarkımı…Yasım bulutlarda saklı, güneşim umutlarda… Dağda ormanım, düzde harmanım ateşte…Bir yanım sürgünde, bir yanım vurgundadır… Açlık bana, acı bana…Başımda dağlanmış taç, ayaklarımda kızgın sac, kan-revan içindeyim…

Ama yine de diyorum ki:
Dicle- Fırat gibi birbirine/ Kavuşur kollarım günün birinde…” (Cemşid Mar: Çağdaş Kürt Destanları, Özge Yay. Ank. 1991).

HDP Alevilerin bizzat kendi evidir

MUSTAFA KARASU

Alevilerin derin devlet tarafından CHP’ye yönlendirildiğini, bunun özel savaş yöntemi olduğunu söyleyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu, özgürlük hareketinin Alevilerin, Êzidîlerin, Hıristiyanların, bütün inançların hareketi olduğunu belirterek, ‘Çünkü bizim açımızdan her kimlik değerlidir’ dedi

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “Alevilerin partisi HDP’dir. HDP’de kimlikler-inançlar erimiyor, herkes kendi kimliğiyle var oluyor. Aleviler kendilerini HDP’de grupsal olarak orada ifade edebilirler” dedi. Mednuçe programlarından Hakikat Kapısı’na konuşan Karasu, özellikle DAİŞ’in saldırılarından sonra, DAİŞ’e karşı direnen Kürt Özgürlük Hareketi’ne bir eğilim geliştiğini ifade ederek, “Aleviler gerçek hareketlerini, bu yönüyle hakikati bulmuşlardır” diye konuştu.

CHP Alevileri savunamaz

Karasu, Alevilerin yıllarca şeriat korkusuyla CHP’ye oy verdiğini, ancak şimdi bir alternatif olduğunu belirterek, “AKP, ‘PKK’de Aleviler var’ diyor, CHP de ‘PKK Sünni bir harekettir’ diyor. Bunların hepsi özel savaştır. PKK’nin pratiği ortadadır. Êzidîlere kim sahip çıktı? DAİŞ’e karşı savaşan gerillalarımızın çoğu Sünni ailelerde büyümüş gençlerdir. Güney Kürdistan’da Kakailer var, İran’da Yaresaniler var, onlar da Alevi. Onlar en çok kimi güvence görüyorlar? 30 yıldır Dersim’deyiz. Yakın zamanda Alişer Koçgiri şehit düşmedi mi? Sara arkadaş, Dersim’in gerçekten özüdür. Aleviliğin o kadın özünü temsil ediyordu” şeklinde konuştu.

“Bu bakımdan CHP, Alevilerin oy vereceği yer olamaz” diyen Karasu, “28 Şubat’ta okunan o 10 madde ise sadece Kürtlerin değil; Alevilerin, Çerkeslerin, Ermenilerin, Êzidîlerin, Süryanilerin, Arapların herkesin özgür ve demokratik yaşamını ifade edecek bir programdır” uyarısı yaptı.

AKP yan çiziyor

“Silah bırakma” tartışmalarına da değinen Karasu, “Biz silahla da mücadele ettik, şimdi de başka türlü mücadele ediyoruz. Bu AKP’yi demokratikleşmeye çekme mücadelesidir. Ama AKP adım atıyor mu, atmıyor. O zaman bizim yarattığımız zemini kimin değerlendirmesi gerekiyor? O zaman başta Aleviler olmak üzere o 10 maddeye sahip çıkılmalıdır” dedi.

Dersim ve özerklik

Karasu, daha sonra şöyle devam etti: “Biz herkesin olduğu gibi olmasını istiyoruz. Tabii ki Dersim önemlidir. Eğer Türkiye ve Kürdistan özgürleşecekse Dersim özerk olmalıdır. Nasıl ki Şengal’in özerk olmasını, Telafer’de Türkmenlerin özerk olmasını savunuyorsak; Dersim için de savunuyoruz. Dersim kendi inancı ve kültürüyle Kürdistan’da özerk olmalıdır. Biz sadece Alevi Kürtlerin değil, Alevi Türklerin de savunucusuyuz. O yüzden Aleviler bu sürece destek versinler, AKP’nin ne yapıp yapmadığına bakmasınlar. 10 madde konuşulsun, tartışılsın, sahip çıkılsın.”

HDP kazanırsa herkes kazanır

Seçimlerle ilgili olarak ÖDP ve Haziran Hareketi’nin tutumuna da değinen Karasu, “HDP kazanırsa, Aleviler kazanacaktır. Kürtlerin de, Alevilerin de, Çerkeslerin de partisi HDP’dir. Yunanistan’ın Syriza’sı Türkiye’de HDP’dir. Bu vesileyle ÖDP’ye ve Haziran Hareketi’ne de sesleniyorum: HDP ile ittifak yapsınlar. HDP’nin CHP ile birlikte olmasını savunmak, ipe un sermektir. Syriza, PASOK’la bir olsaydı böyle bir zafer kazanır mıydı? Bu kendilerinin de güç olacağı bir dönemdir, HDP’nin kazanması demek ÖDP’nin de, Haziran Hareketi’nin de kazanması demektir” diye seslendi.

Alevilerin ‘yol’u HDP’ye vardı

Gelişmeler, 7 Haziran Genel Seçimleri’nin Türkiye’nin geleceğine önemli etkide bulunacağını gösteriyor. 90 yıllık cumhuriyet, yeni bir sürece evrilmek üzeredir. Haziran 2015 seçimleri; toplum karşıtı klasik devletçi, iktidarcı, tekçi Türkçü ve İslamcı siyasetle, bütün toplumsal farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği, laik, emekten yana, eşitlikçi ve ekolojik toplumcu siyaset tercihleri arasında geçecek bir seçim olacaktır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın sultanlık ihtirasları üzerinden yürüyen Başkanlık Sistemi tartışmaları, AKP iktidarının tüm toplumsal renkliliği Sünni-İslamcı ve Türkçü zihniyetle tektipleştirme gayretleri, her türlü hak talebinin devletin zor aygıtlarıyla bastırılması ve bu yönlü yasalarla toplumun nefes alamaz hale getirilmesi, gidişatın hiç de iyi yönde olmadığını gösteriyor.

AKP, Alevi inanç kimliğini reddeden tutumunu da sürdürmektedir. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi reddedilmekte, cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemekte ve tekçi zihniyetle sosyal yaşamın her alanı Sünni İslam’ın egemenlikçi eril kodlarına göre şekillendirilerek Aleviler katmerleştirilmiş asimilasyoncu bir siyasal ve sosyal baskıyla yüz yüze bırakılmaktadır.
Türkiye halklarının AKP iktidarından kurtulması gerektiği açıktır. Bunun için de Türkiye’de inanç anlamında dışlanan Alevi, Hıristiyan ve Êzîdî topluluklar ile etnik olarak Kürtler, Ermeniler, Çerkesler, Lazlar ve dışlanan diğer tüm toplulukların güçlerini Haziran 2015 seçimleri için bir demokrasi cephesinde buluşturmaları elzemdir. Özellikle inançları yasaklanan, kendi öz toplumsal değerleriyle yaşamaları baskı ve katliamlarla engellenen Alevi toplulukların tercihlerini böylesi bir demokrasi cephesinde buluşturması, demokratik laik bir gelecek için önemli bir adım olacaktır.

Demokratik bir Türkiye’nin klasik devletçi partilerin siyasetleriyle gerçekleşmeyeceği artık herkesin farkında olduğu bir gerçekliktir. Bugüne kadar kendini sol, demokrat ve laik kesimlerin temsilcisi gibi sunmaya çalışan ancak son seçimlerdeki aday profilleri, Türkiye’nin acil sorunları karşısındaki aciz, tavırsız duruşu ve tamamen milliyetçi sağcı politikaya çakılıp kalmasıyla CHP’nin artık hiçbir umut vermeyen aşılmış bir siyasetin temsilcisi olduğu da demokrasi güçlerinin farkında olduğu bir durumdur. Bu duruşu ve siyasetiyle CHP, artık Aleviler için bir seçenek olmaktan çıkmıştır.

Türkiye’deki genel siyasi tabloya bakıldığında Halkların Demokratik Partisi (HDP), çürümüş 90 yıllık tekçi rejime karşı siyaseti toplumsal iradenin ortaya çıkarılması üzerinden geliştiren ve halkların sahip olduğu her tür renkliliğin tartışmasız özgürlüğünü savunan duruşuyla tek demokratik alternatif, seçenektir.

HDP’yi demokratik tek seçenek haline getiren güç, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadın esaslı yürüttüğü ve tüm Ortadoğu halklarını etkileyen toplumsal eşitlikçi, halkçı ve özgürlükçü pratiği, Kobanê ve Şengal’de DAİŞ barbarlığına karşı insanlığa umut veren Kürt kadınının destansı direnişi, emekçilerin hak gaspına karşı yükselen sesi, Alevilerin asimilasyona karşı duruşu, köylülerin HES’lere karşı doğayı korumaya yönelik direnişleri ve Gezi’de başlayıp Türkiye geneline yayılan toplumsal direnişin çığlığıdır. Ve bu güç, bugün Aleviler ve demokratik bir Türkiye isteyen herkes için büyük bir umut haline gelmiş durumdadır.

Her etnisiteden Aleviler, Türkiye’nin yeni bir siyasi sürece girdiğinin farkında olarak Haziran seçimlerinde kendilerini yalnızca katliam, baskı ve asimilasyon politikalarının kurbanı haline getiren CHP ve diğer düzen partileriyle tüm köprüleri yıkıp eşitlikçi, laik ve demokratik bir Türkiye için HDP’nin alternatif toplumcu siyasetine güç katacaklar. Alevilerin HDP’ye yönelik bu güçlü eğilimi, Alevi kurumlarına da tavırlarını netleştirmeyi dayatıyor.

Düşkünler okulu

HÜSEYİN ALİ

Bir vakıf ya da kurum devletle işbirliği içinde Alevilik eğitiminin verileceği okul açacakmış. Özerk olacağı söylense de daha baştan devletle göbek bağı içinde bir asimilasyon okulu olacağı anlaşılmıştır. Nasıl ki şimdi devlet imamını yetiştiriyorsa artık dedesini ve Alevi’sini de bu okulda yetiştirecektir. Alevilik Hızır paşayı temsil eden devletle kaynaştırılıp sistem içileştirilecektir. Böylece devlete ve iktidara bulaşmış inançlarda olduğu gibi bazı sözde inanç temsilcileri kişilikler devletten nemalanacaklar ve Aleviliği sömürü, baskı ve zulmün temsilcisi devletin yedeğine düşürecekler. Alevilik, toplumu devlete karşı korurken, şimdi devletin sömürü ve baskısını meşrulaştıran karaktere sokulacaktır. Hıristiyanlığın, İslamiyet’in ve başka inançların başına getirilenler Aleviliğin de başına getirilecektir.

Böyle bir okul Aleviliğe karşı açılmış bir savaştır. Alevilik, Alevilik adına konuşanlar tarafından bitirilecektir. Bu okul ve benzer kurumlar Aleviliğin içine sokulmuş beşinci koldurlar; Truva Atıdırlar. Kendilerine ne derlerse desinler, böyle bir okulun kurulmasına alet olanlar Alevi düşmanlarıdırlar. “Sözde Alevilikleri” yapılan hainliği gizlemek içindir. Nasıl ki sözde Kürtler hainlikte en ön sırada yer alıyorsa, şimdi de bu illeti Alevi toplumunun içine sokmaktadırlar. Bu okul, Alevilere arkadan vurulmuş bir hançerdir. Aleviliğe yönelik en tehlikeli saldırıdır. Bunlar önceki katliamlardan daha tehlikelidirler. Öncekiler parça parça katlederken, bunlar toplu bir imhayı hedeflemektedirler. Asimilasyon ve başkalaşım toplu soykırımdır. Şu anda Alevilik böyle bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Kuşkusuz bunu başarmaları kolay değildir; ancak böyle uğursuz bir plan, hedef ve saldırı yapılmış bulunmaktadır.

Aleviler tarih içinde neden güzelliklerini korumuştur? Alevilik neden güzel inançtır? Neden bugün Alevilik demokratik, özgürlükçü, insancıl bir inançtır diyoruz? Neden Aleviliğin güzelliklerini sıralıyoruz? Aleviliğin saf, temiz ve kirlenmemiş bir inanç olduğu doğrudur. Özellikle yakın zamana kadar böyle olduğu doğrudur. Hatta tarih verirsek, 12 Eylül faşist askeri darbesi öncesinde Alevilik kirlenmemiş, pırıl pırıl parlayan bir inanç durumundadır. Çünkü o güne kadar devlet dışı bir toplum olarak yaşamını sürdürmüştür. 12 Eylül İslam’ı nasıl ki bir iktidar ve sömürü aracı olarak kullandıysa, bu yönlü Aleviliğe de el atmıştır. Özellikle Aleviliğin sömürüye ve baskıya karşı olma durumu dikkate alınarak Aleviliği bu özelliğinden çıkartıp iğdiş etmek hedeflenmiştir.

Ancak Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi birçok alanda 12 Eylül rejiminin planlarını ve hesaplarını bozduğu gibi, Alevilikle ilgili plan ve hesaplarının da tümden başarılı olmasına engel olmuştur. Aleviliğin kendilik olma, asimilasyona karşı çıkma, hak ve adaletten yana olma karakteri ortadan kaldırılamamıştır. Hatta Kürt özgürlük mücadelesinin büyük direnişi, yarattığı örgütlenme ve direniş kültürü Alevilerin de örgütlenmesinin önünü açmıştır. Öte yandan devlet, Alevilerin özgürlük mücadelesine yakınlaşmasından da korkarak Alevilerle ilgili bazı konularda belli bir yumuşama içine girmek zorunda kalmıştır. Kürt sorunu konusunda çok deşifre olduğu dil ve kültür konularında yumuşama içine girmesi gibi!

Aslında son okul girişimi de 12 Eylül’ün Alevilikle ilgili planlarını pratikleştirme yollarından biridir. 12 Eylül, tüm toplumsal muhalefeti sindirip sisteme teslim olmasını hedeflemiştir.

Aleviler, tüm güzelliklerini devlet dışı kaldıkları için korumuşlardır ve bugüne taşımışlardır. Güzel dediğimiz değerler devlet dışı kalması sonucu bugüne gelmişlerdir. Büyük acılar çekilerek korunan değerler tam da demokrasi çağında anlamlı hale gelecekken, çekilen acıların ödülü alınacakken Aleviliği devletle buluşturup bu güzelliklerini yitirtmek tabii ki Aleviliğe en büyük ihanet olarak görülmelidir. Bu, öyle bazılarının her muhalifine hain demesine benzer bir yakıştırma değildir; tam da kavramın içeriğine uygun bir tanımlamadır.

Devlet ve demokrasi bağdaşmaz. Ne kadar az devlet o kadar çok demokrasi, ne kadar çok devlet o kadar az demokrasi! Demokrasi, toplumun kendi kendini yönetmesidir; devlet ise egemenlerin toplumu yönetmesidir. Demokrasi, hep devletle mücadele içinde devleti gerileterek gelişmiştir. Bazı uzlaşmalar olsa da bu da devleti geriletme biçiminde yaşanmıştır. Devlet toplum karşıtı olduğu için Alevilik de devlete bulaşmamıştır. Devlete uzak durarak kendi komünal demokratik yaşamını ve tüm güzelliklerini yakın zamana kadar sürdürmüşlerdir. Şimdi keklik soylular tarafından Alevilik öz kimliğinden boşaltılıp başkalaşıma uğratılmak istenmektedir. Cami-Cemevi projesi gibi devlet kucağında kurulacak okul projesi de bunun içindir.

Zaten okul açılışında konuşan bazı dedeler nasıl Müslüman olduklarını anlatmak için çırpınmışlardır. Bu bile başkalaşıma uğramanın dilidir. Aslında o okulda inanç mühendisliği yapılacaktır. Bu nedenle Aleviler daha baştan bu inanç mühendisliğine karşı çıkmalıdırlar. Alevilik 50-100 yıl önce nasıl bir inançtıysa öyle kalmalıdır. Şimdi 50 yıl, 100 yıl öncesi gibi olamayız demek asimilasyon ve başkalaşıma kendini yatırmaktır. Bugünün kapitalist modernist yaşamını Alevilikten daha ileri görmektir. O zaman nerede kaldı Aleviliğin ilerici, demokratik ve insancıl bir inanç olduğu iddiası?

Alevilik demokratik ve insancıl bir inançtır. Kapitalist modernite gericidir. Eğer güzel değerler aranacaksa Aleviliğin öz değerlerinde aranmalıdır. Aleviler devlete bulaşmadan toplum olarak kendilerini de inanç önderlerini de eğitebilirler. Alevi ocakları şimdiye kadar kendilerini nasıl eğitmişlerse şimdi yeni kuşakları da kendileri eğitebilirler. Devletin kucağına oturmuş kurumların Alevileri, inanç önderlerini eğitmesi diye bir şey kabul edilemez. Bu okul girişimi en başta da Aleviliği ve Alevi kurumlarını küçümsemektir.

Tüm Aleviler bu projeye karşı çıkmalıdır; bu proje içinde olanlar Alevilik içinden dışlanmalı, düşkün ilan edilip toplum içine sokulmamalıdır.

Tarihi buluşma

ALİ ÖZCAN

Orta doğunun Cadı kazanı gibi Kaynadığı bir dönemde geçiyoruz. Adeta bir Din yada İnac Savaş’ı yaşanıyor. Görülmemiş şekilde çoluk coçuk sokak ortasında boğazlanıyor, çocuk yaşta genç kadınlar pazarlarda pazarlanıyor, ve bunlar sözde Din adına Yapılıyor. Çok acıdırki bu katliamları yapanlar üzerinde yaşadığımız bu topraklarda ev sahipliği yapılıyor, tüm dünya bas bas bağırıyor AKP bu insanlıkta nasibini almamış güruh Topluluğa destek veriyor.

Bu kadar acı çirkin ve inanılmaz olumsuzluklar Arasında coğrafyamızda iyi şeylerde oluyor. Hepimizinde bildiği gibi Aleviler çok yakın zamanda örgütlenmeye başladı, bu örgütlülükte sürgündeki Aleviler çiti bir ayağını oluşturuyor. Alevi toplumu ilk kez bu kurumlarımızın çalışmalarıyla Alevi inanci tanındı ve okullarda ders olarak işlendi.

7 Haziran genel secimlerine çok zaman kalmadı, sadece Cunhuriyetin Kuruluşundan bu yana Aleviler düzen partilerine oy verdiler, Aleviler bazı partilerin arka bahçesi oldu. Devlet Değil Alevilerin Hakk’ını hukukunu tanısın, asimile etmek yok saymak katliamlarla sesini kısmaya çalıştı.

Tüm bunlara rağmen Aleviler yinede umudunu yitirmemeye çalıştı. 90 yıl geçti Alevilerin aldığı Hep aynı şeydi katliamlar en son Gazide ve Gezi Parkında yitirdiğimiz canlar oldu.

Evet 7 Haziran 2015 Aleviler içinde çok ama çok önemli bir Dönüm noktasıdır, bu seçimlerde Aleviler üzerine düşeni yapmalıdırlar, tüm renklere, dillere, inançlara, aynı acıda bakan ve içinde barındıran HDP çatısı Altın’da yerini almalıdır. Hepimizi sevindiren bu gün HDP nin yanında yer aldığını açıklayan AABK oldu. Avrupa’da bulunan tüm Alevi kurumlarının bir araya gelerek ortak karar almaları, ortak hareket etmeleri çok ama çok çiti bir karar olmakla birlikte Aleviler içinde gıptayla bakılacak bir karardır. Avrupa’da uzun süre Alevi kurumlar içinde çalıştım ve hala çalışıyorum, aynı zamanda ABF Yönetimi’nde yer alan biri olarak biz ülkede bulunan tüm Alevi Kurumların örnek alması gereken bir tavırdır.

Ülkede bulunan Alevi kurumları tek tek Açıklamalar yapmak yerine ortak hareket etmek ortak duruş sergilemek her şeyden önce biz Aleviler için önemli bir duruştur. Bir arada olarak ortak hareket ederek başarıya ulaşabiliriz. HDP şu anda bazı arkadaşlarımızı tatmin etmeyecek Farklılıklar taşıyor olabilir, önemli olan bir arada olmamız ve orda taleplerimizi ortak dillendirebilmektir. Yanlız biz Aleviler değil bu topraklarda yaşayan tüm ötekileştirilmiş Halkların bir arada olması gerekiyor.

Elbistan

„Elbistanın düzünde
Usanmadım tozundan
Bir zalimin yüzünden
Bu senede böyle oldu“
(Ozan Emekçi)

Alevi yerleşim yerlerinin dağıtılması ve Aleviler açısından bir merkezin oluşmaması için yürütülen politikalar binlerce yılla yayılmış bulunmaktadır. Türkiye sınırları içinde Dersim dışında merkezi bir Alevi yerleşim yeri kalmamışdır. Sivas, Maraş, Çorum, Tokat gibi illerdeki yerleşim yerleri ise idari olarak bölünmüş ve Alevilerin güç olmalarının önü alınmıştır.

Osmanlı döneminde en önemli Alevi yerleşim bölgelerinden biride Elbistan’dır. Alevi geleneğinin köklü olarak yaşatıldığı ve günümüze kadar taşıyan bölge bugün bir Alevi merkezi olmaktan çıkarılması için idari olarak bölünmeye devam edilmektedir.

Alevilik tarihte iki ana kol üzerinden günümüze gelmiştir. Birinci kol devletle paralel ve onun temsilini günümüze yol almış, diğeri ise devlet ve iktidarla çatışarak varlığını günümüze taşımayı başarmıştır. İktidar ve egemenlerle çatışarak günümüze gelen damarın en etkin yerleşim bölgesi Elbistan olmuştur. 19. Yüzyıldan sonra tüm direnmesine rağmen, giderek bu özeliğinden uzaklaştırılarak teslim alınmaya almaya başlanmış olmasına rağmen, cumhuriyet döneminde de direnme merkezi olarak kendini korumasını bilmiştir. Bugün Devlet ve iktidar erkinin beslediği kesimin saldırıları karşısında zayıf düşmüş, görünen o ki son yıllarda da teslimiyet, biat olağan bir durum haline getirilmeye çalışılmaktadır. Buna karşı Alevi Ocakların dumanı yeniden Elbistan’da tütmeye başlamıştır. Dağın filozofu uyanmıştır. Devrişlere, sofistlere allah eyvallah derken, egemenlerin bakışını anlatan makalenin bir bölümü sizinle bu yazımda paylaşmak istiyorum. „Osmanlı Medeniyeti Dulkadiroğulları Beyliği“ makalesinde Elbistan;

„1522’den sonra; Elbistan Bölgesi Osmanlı hakimiyetine girdikten biraz sonra, isyan ve ihtilal yatağı haline geldi. Kalender Sultan isyanı bunlardan birisi olup, Vezir-i Azam Makbul İbrahim Paşa bizzat Elbistan’a gelerek isyanı bastırmıştır. Bundan sonra, isyan çıkmaması için tedbir alınarak özel kanunlar hazırlanmış, Dulkadirli Prenslerine Sipahilik verilerek vergi, tımar ve zeamet karşılığı alınmamış ve Alaüddevle zamanındaki kanunlar yürürlükte bırakılmıştır….
XVII. asır içinde Anadolu’da meydana gelen bütün askerî ihtilaller zamanında Elbistan Bölgesi bunlara sığınma ve direnme merkezi olmuştur.
1608’de bu ihtilalcilerin en büyük reisi olan Kalenderoğlu Mehmet Paşa ile arkadaşları bütün güçleri ile Elbistan’da toplanıp Göksun yaylasında Sadrazam Kuyucu Murat Paşa ile şiddetli bir savaş yaptılar…
Elbistan böyle ikide bir asilere ve ihtilallere karargâh ve sığınak olması neticesinde, sürekli harp mıntıkası olması, burada emniyet ve asayişin sağlanamamasına, tabiatın bütün imkanlarına sahip olduğu halde, refah ve memuriyete erişememesine sebep olmuş, son asra kadar az bilinen ve ihmal edilen bir bölge halinde kalmıştır.
XVI. asırdan XIX. asrın sonuna kadar yazılan Coğrafya eserlerinde Elbistan hakkında pek az bilgi vardır. Cihannüma’da (s.599) “Maraş’a bağlı müstakil bir kaza ve mâmur bir kasaba…” olduğundan başka bir bilgi yoktur. Evliyâ Çelebi bile Göksun’a kadar geldiği halde, Elbistan’a uğramamış, ancak 6-7 satırda, duyduğu, okuduğu basit bilgileri vermiştir.
Elbistan Bölgesi, Tanzimat’a kadar, büyük yollar üzerinde olmayan sarp bölgelerden biri halinde kaldığı için, Osmanlı devrinde asayişsizlik içinde kalmıştır.
Amik Ovası’nda kışlayan 7 Türkmen boyunun yaylağı olan Elbistan Ovası, yaz mevsiminde çok vakit bu aşiretlerin mücadele sahnesi oluyor, bu arada köyler hatta kasabalar bile yağmaya maruz kalıyordu.
Özellikle Elbistan eşrafından tayin edilen müsellim (idare için görevlendirilen)lerin bu boylardan biri ya da birkaçı ile birleşerek diğerleri üzerinde hakimiyet kurma mücadeleleri, Elbistan’a ve Elbistan adına büyük ölçüde zarar veriyordu. Bu yüzden Elbistanlı olan ve yetişen alimler, şairler diğer yerlerde kendilerini Maraşlı (Merâşî) olarak tanıtıyorlardı.
XIX. asrın başında Maraş valisi olan Çapan zâde (Çapanoğlu) Celal Paşa, Elbistan Bölgesindeki huysuz aşiret reislerini ve bazı ağaları öldürterek, sükûneti sağlama yoluna gitmiştir.
Bu ara Elbistan müsellimliğine atanan Karabekir zâde Hacı Ahmet Ağa (bugün Elbistan’da Karabekiroğulları ve Karagençler olarak bilinen geniş bir soy, bu Ağa’nın soyuna mensuptur) bütün Elbistan Bölgesindeki eşkıyayı kırıp geçirmiş ve yollarını bile güvenli hale getirmiştir.
1847’de müsellimlik kaldırılarak Müdürlük hâline konmuş, bilâhare müdürlerin unvanı Kaymakam’a çevrilmiştir.
Müdürlük ve Kaymakamlık zamanında Elbistan’da meydana gelen belli başlı olaylar, bazı senelerde Elbistan ile (o zaman) sınır olan Zeytin (Süleymanlı) ve havalisindeki Ermenilerin isyanlarıdır ki, bu isyanlar 5 kere olmuş ve hepsinde de Elbistan’dan giden gönüllülerin gayret ve fedakârlıkları ile bastırılmıştır. (Erminilerin toplam isyanı kırkın üzerindedir.)
…..
Elbistan ismi, İstanbul’da pek güzel karşılanmadığı için buradan giden müderris ve alimler kendilerini vilayetlerine izâfe ederek Maraşî olarak tanıtırlardı. „

Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan HDP’ye destek

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu HDP’yi ziyaret ederek 2015 genel seçimlerinde HDP’yi destekleyeceklerini açıkladı. Açıklamada, HDP ile stratejik iş birliği yapılması ve HDP’nin barajı geçmesi noktasında Alevilerin bütün gücüyle HDP’nin yanında olması gerektiğine karar verdik” denildi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker ve beraberindekilerden oluşan heyet Halkaların Demokratik Partisi’ni (HDP) ziyaret etti.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile görüşen Öker ve beraberindeki heyet görüşme sonrası yaptığı açıklamada “HDP ile stratejik iş birliği yapılması ve HDP’nin barajı geçmesi noktasında Alevilerin bütün gücüyle HDP’nin yanında olması gerektiğine karar verdik” dedi.

Öker tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“7 Haziran’da gerçekleşecek seçime dair Avrupa’da yaşayan Alevilerin ve onu temsil eden kurumumuzun sürece dair görüşlerini kendileriyle paylaştık. Tahminen bir buçuk milyon Alevi yaşıyor Avrupa’da ve ilk kez de genel seçimlerde Avrupa’da yaşayan Türkiyeli gömenler oy kullanacaklar.

“Dolayısıyla da 7 Haziran’da gerçekleşecek seçim bizim de gündemimizin bir parçası oldu, Avrupa’da yaşamamıza rağmen. Cumartesi günü Avrupa’da 265 şubemizin başkanlarını temsilcilerini Frankfurt’a bir toplantıya çağırdık.

“Tek gündemdi bu toplantıda Aleviler ve 7 Haziran seçimlerinde tavrımızın ne olduğuyla ilgili bir günlük toplantıda katılın delegelerimizin ve temsilcilerimizin yüzde 99.9’u seçimler sürecinde HDP ile stratejik iş birliği yapılması ve HDP’nin barajı geçmesi noktasında Alevilerin bütün gücüyle HDP’nin yanında olması gerektiği noktasında bir karar çıktı.

“Bu karar doğrultusunda da biz gerçekten ülkemizde Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün ve onun amaçladığı sultanlığın, tek adam diktatörlüğün hayata geçmemesi için ve önümüzdeki sürecin de son 12 yılda olduğu gibi kapkara olmaması için, çocuklarımızın sokaklarda öldürülmemesi için HDP’nin barajı aşmasının ülkemiz açısından ve geleceğimiz açısında son derece önemli bir sınav olduğunu görüyoruz. Toplumumuzun özlem duyduğu bir adım olarak görüyoruz.”

Alevi kurumlarının seçim kararı: ‘HDP ile eylem birliği’

Turgut Öker: “Bu bir aritmetik seçim ittifakı değil, eylem birliğidir”Avrupa’da faaliyet gösteren Alevi örgütleri, 7 Haziran seçimlerinde kendilerine kontenjan öneren HDP ile görüşme kararı aldı.

Frankfurt’ta biraraya gelen Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu (AABK) üyesi dernekler, Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) destekleyecek. Frankfurt Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’nde seçim konusunu görüşen AABK üyeleri, Genel Başkan ve Turgut Öker heyetine görüşmeler için yetki verdi. 268 dernek temsilcisinin katıldığı toplantıda karar, bir ret oyu ve dört çekimsere karşı oy çoğunluğuyla alındı.Avrupa’nın dört bir yanından geldiler Frankfurt Cemevi’nde yapılan toplantıya İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Duran Mor, Fransa ABF Başkanı Erdal Kılıçkaya, İngiltere ABF Başkanı İsrafil Erbil, Almanya Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Nevin Kamiloğlu, AABK Genel Başkanı Turgut Öker ile Avusturya ABF Başkanı Mehmet Ali Çankaya ile AABK üyesi derneklerin 268 temsilcisi katıldı.

Türkiye Maraş olur

AABK Genel Başkanı Turgut Öker, HDP içinde 8 Haziran’da AKP’nin 400 milletvekiline ulaşması durumunda Türkiye’nin Maraş’a dönüşeceğini ileri sürdü. Turgut Öker, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, “Bir buçuk milyon insanın örgütlü olduğu kuruma kontanjan verirseniz yok mu olursunuz? Ne yapmamız lazım? Önlerinde diz çöküp dans mı etmemiz lazım?. Ne yapmamız lazım ki bu kurumu adam yerine koysunlar?” diyerek sert çıkıştı.Bir tane mantar tabancanız var mı? “Kaybedersek bütün Türkiye Maraş olacak” öngörüsünde bulunan Turgut Öker konuşmasını şöyle sürdürdü: “Maraş’ta örgütsüz Aleviler cellatlarını bekledi. Maraş’ta Devrimciler, Kürtlert soykırımı önlemişti. Bir tane mantar tabancanız mı?. Bu saatten sonra gerilla güç mü oluşturacaksınız? Sizi bugün burun kıvırdığınız o gerilla savunacak. Nasıl Ezidilerin yokolmasını Kürtler önlediyse yarın sizler de onlara muhtaç olacaksınız. Bu bir aritmetik seçim ittifakı değil, eylem birliğidir. HDP ile Alevi sorununun çözümü için stratejik işbirliği yapıyoruz” dedi. Toplantı sonunda ‘Alevi hareketinin iradesini yansıtmak üzere görüşmeler yapılması’ bir karşı oy, ve dört çekimser oya karşı oy çoğunluğu ile kabul edildi.Enerjimizi kendimizi anlatmaya harcadık

Turgut Öker, toplantıda Alevi örgütlerinin muhatap alınma sürecinin kolay geçmediğini anlattı. Yıllar önce kendilerini BDP’ye karşı savunmak durumunda kaldıklarını kaydeden Öker, “İnanç özgürlüğü Alevilerin de haklarını almasıyla mümkündür” diyen, ‘Laik eğitim’ istemiyle bir günlük okul boykotu yapan sol, sosyalistlerin de yıllarca Alevi örgütlenmelerini ‘gerici’ olarak nitelendirdiklerini söyledi. Öker, “Yıllarca enerjimizinin önemli bir kısmını ‘Alevilik hak, Alevi örgütlenmesi haktır’ söylemine harcandık. Üç yıl önce Avrupa demokratik Güçbirliği Platformu oluşmasına öncülük ettik. Bize yönelik saldırıları püskürtmek amacıyla bu platformu önerdik. HDP modelinin anafikri Alevilerdir” dedi.Alevilerin mücadelesi sürecekToplantıyı yöneten Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat Alevilerin tarihiyle, gerçekliğiyle yüzleşmeden korkmaması gerektiğini söyledi. Farklı dil, kökenden insanların tek bir payda ile kaynaştıran hareketin çok güçlü olduğunu kaydeden Mat, hiç korkmadan, çekinmeden herşeyi tartışabileceklerini ve. Alevilerin kimliğini meclise taşınması konusunda görüşmelerin önemli olduğunu vurguladı. Toplantıda Alevilerin siyasete katılması yönünde görüşün ağırlık kazandığını belirten Mat, “Sonuç ne olursa olsun mücadelemiz devam edecek. AKP 400 milletvekili kazanırsa mücadelemiz daha sert olacak” dedi.Toplantıda 81 kişi söz aldı. HDP ile ittifak konusunda uyarılar da oldu, Alevilerin asıl hedefinin 8 Haziran sonrasında da sokaklara hakim olması gerektiği yönünde görüş belirtenler de. Karar ise büyük bir çoğunlukla alındı. Karar ayakta alkışlandı. İşte tgörüşlerden bazıları:Celal Tükengün- Danimarka: Hiçbir partiye üye olmadan tek ses, tek yumruk olarak görüşmeleri derinleştirmekten yanayız.

Halil Özdemir – Frankfurt: Siyasete geç müdahale ettik. 7 Haziran’da bir milletvekili gelmez. Turgut Öker’i Meclis’te görmek bizi çok sevindirir. Ciddi bir kurumuz. Herhangi bir partiye destek verilmesini doğru bulmuyorum.İsmail Demirtaş – AABK Disiplin Kurulu Başkanı: Almanya’da göçmenlerin en saygın, en gözde örgütüyüz. Bu saygınlığı yokedecek çalışmalarda bulunmuyalım. Siyasi bir örgüt değil, siyasetin ilgisini çekecek bir merkez olmamız gerekiyor. Almanya’da sorunlarımızın yüzde 95’ni çözdük. Türkiye’de Alevi olarak yaşamak giderek zorlaşıyor. 7 Haziran seçimlerinde tüm demokrasi güçleriyle geleceğimize sahip çıkmamız gerekiyor.İbrahim Solmaz (Worms) HDP’de iki eğilim var. Neye göre karar vereceğiz. Kurumumuzu ateşe atmayalım. Alevi örgütlenmesi ikinci yenilgiyi kaldırmazDeniz Güner: Alevileri Mecliste görmek istiyoruz. Alevilerin kendi siyasetini belirlemeleri için bir canın Mecliste olması şart.

Aylin Şimşek – Mannheim: Alevileri en iyi anlatan, sorunlarını çözebilecek yine bizleriz. AABK kararını destekliyoruz. Yalnız bırakmayacağımızı beyan ediyoruzAli Asker Kandemir: Alevilerin can güvenliğinin sağlanması için devrimci, demokratik hareketlerle daha fazla işbirliği şart.Duisburg: Alevi örgütüne zarar vermemesi koşuluyla sandık konusunda önemli bir Alevi örgütü olarak AABF’nin arkasında duracağız.

Naci Azmen – Metz: HDP de bir bileşendir. Konfedarasyon Başkanımıza kimsin, sen Alevisin demeyeceklerdir

Gazi Katliamı’nın 20. yılı: Katiller hâlâ aramızda

Gazi Mahallesinde Cemevi ve kahvehanelerin taranması ile başlayan ve 22 yurttalın ölümü ile sonuçlanan olayların üzerinden 20 yıl geçti. Katliamın sorumluları özgürce dolaşmaya devam ediyor…

Gazi Mahallesi’nde Alevi yurttaşları hedef alan kanlı saldırıların üzerinden tam 20 yıl geçti. Aradan geçen bu 20 yılda katiller korunurken katliama destek verenler hâlâ iktidarda bulunuyor.

İşte Gazi’de 22 yurttaşın öldürüldüğü olayların gelişimi:

12 Mart 1995
Akşam saat 20.30’da Gazi Mahallesindeki Cemevi ve bazı kahvehaneler taksiden açılan ateşle taranır. Halil Kaya adlı mahallelinin ölümü ve bir çok kişinin yaralanması ile sonuçlanan bu olayın ardından, katiller taksi şoförünü de öldürüp aracı ateşe vererek kaçarlar. Olayın mahallede duyulması üzerine, Gazi Karakolu’na doğru yürüyüşe geçen kitlenin üzerine polisin açtığı ateş sonucu Cemevi önünde bekleyen Mehmet Gündüz başından vurularak öldürülür.

13 Mart 1995

Cemevi önünde öldürülen iki kişinin cenazesinin teslim edilmemesi üzerine binlerce kişi karakola doğru yürüyüşe geçer. Yine polisin kalabalığa açtığı ateş sonucu sabah 3, öğleden sonra 12 kişi öldürülür. İki günde öldürülenlerin sayısı 17’ye çıkmıştır.

14 Mart 1995
Gazi Mahallesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine rağmen mahallelinin tepkisinin sürmesi üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edilir.

15 Mart 1995
Gazi Mahallesinde Alevileri hedef aldığı açık olan saldırılara yine Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Ümraniye 1 Mayıs Mahallesinden de tepki gelir. 1 Mayıs Mahallesindeki protestolara yine polisin müdahale etmesi ile beş kişi yaşamını yitirir. Burada da sokağa çıkma yasağı ilan edilir.

Gazi katliamının ardından yapılan yargılamalarda sadece iki polis toplamda 4 yıl 32 ay ceza aldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuru sonucunda 2005’te Türkiye öldürülenlerin ailelerine tazminat ödemeye mahkum edildi.