Ana Sayfa Blog Sayfa 6358

Demirtaş, Hacı Bektaş Postnişini Ulusoy’u ziyaret etti

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı ziyaret etti. Demirtaş, burada vakıf yöneticileri ve Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’la görüştü.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Vakıf Başkanı Ercan Geçmez, Türkiye siyaseti ve Alevilerin sorunları üzerine bir görüşme yaptıklarını söyledi. Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygılarını birbirleriyle paylaştıklarını belirten Geçmez, görüşmenin olumlu geçtiğini ifade etti. Geçmez, Türkiye’nin gün geçtikçe daha antidemokratik bir ülke olduğu, 2015 seçimlerinden sonra da mevcut durumun devam etmesi halinde ülkenin hukuk devletinden uzaklaşacağı konusunda HDP, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Postnişin Ulusoy’un hemfikir olduklarını ifade etti.

‘PİRİMİZİ DİNLEMEYE GELDİK’
Görüşme öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Demirtaş, Postnişin Veliyettin Ulusoy’un Hacı Bektaş inancına sahip, Alevilik-Kızılbaşlık inancına sahip ve ülkede ilerici, demokratik bir yönetim isteyen insanlar nezdinde önemli bir kişilik olduğunu söyledi. Hacı Bektaş’ın bu ülkenin geleceği için önemli işler yapmış bir dergah olduğunu dile getiren Demirtaş, “Pirimizden önümüzdeki siyasi gelişmelere ilişkin önerilerini dinlemek, hem de parti olarak ülkenin geleceğine dair çözüm önerilerimizi paylaşmak için buradayız” dedi.

‘ATEŞKES PKK İLE DEVLET ARASINDA, AKP İLE HDP ARASINDA DEĞİL’
Demirtaş, çözüm sürecine ilişkin de açıklamalarda bulundu. Öcalan’ın silah bırakma çağrısının PKK ve KCK’yi bağlayacağını, buna saygı ve memnuniyet duyacaklarını belirten Demirtaş, “Ancak PKK ve devlet arasında olabilecek ateşkes, geri çekilme veya silahsızlanma mevzusu, HDP ve AKP arasında siyasi bir ateşkes anlamına gelmez. AKP yaptığı her yanlışın hesabını vermek zorundadır. HDP de tüm bu yanlışların hesabını sormak üzere muhalefet yapıyor” dedi. İç Güvenlik Paketi’nin büyük bir hata olduğunu kaydeden Demirtaş, paketin halka sokakta kan kusturacak, inanılmaz derecede antidemokratik bir yasa olduğunu vurguladı. Demirtaş, “Silahsızlanma veya çözüm sürecinde bazı ilerlemeler oldu diye AKP’ye toleranslı davranacak değiliz. AKP’nin halkımız üzerinde kurmaya çalıştığı zulüm, tek adam, diktatoryal sisteme karşı HDP, gelişmeler nasıl olursa olsun karşı durmaya devam edecek” diye konuştu. (Ankara/EVRENSEL)

Remzi Akbulut: Aleviler HDP’ye sempatiyle bakıyor

Remzi Akbulut, Alevilerin HDP’ye sempatiyle baktığını söyledi. Akbulut, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in, Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede ‘Alevilerin oyu HDP’ye kayıyor’ açıklamasını kabul etmediğini söyledi.

Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut, ‘Kazanımlarımızı biraz daha rahat alırız.” diyerek Alevilerin HDP’ye sempatiyle baktığını söyledi. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in,CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ya gerçekleştirdiği ziyareti de değerlendiren Alevi Vakıflar Başkanı Akbulut, “Doğan Demir’in gidip Aleviler adına orada konuşmasını kabul etmiyorum.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ile yaklaşan 7 Haziran’da yapılacak genel seçimler sürecinde Alevilerin taleplerine ilişkin görüş alışverişinde bulunmak üzere bir araya gerçekleştirdi. Doğan Demir’in, ziyarette Alevilerin talepleri hakkında Kılıçdaroğlu’na bilgi vermenin yanında Alevi oylarının HDP’ye kaydığını dile getirdiği iddia edildi.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyareti ve bu ziyaret esnasında Dağan Demir’in Alevi oylarının HDP’ye kaydığını söylemesini Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut, Haber Kıta’ya değerlendirdi.

İşte Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut’un o açıklamaları;

“DOĞAN DEMİR ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR”

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na bir ziyaret gerçekleştirdi. Alevi Vakıfları Federasyonu olarak bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu ile kimin görüştüğüne bakmak lazım. Sayın Kılıçdaroğlu, Alevileri temsilen biriyle görüşmemiştir. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ile görüşmüştür. Doğan Demir, bir federasyonumuzun bir bileşenimizin bir üyesidir. Herşeyden önce Doğan Demir alevileri temsil etmiyor. Federasyonumuz bunu dışlamış durumda. Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı olarak, Doğan Demir’in gidip aleviler adına orada konuşmasını kabul etmiyorum.

“HDP’YE SEMPATİ DUYAN İNSANLARIMIZ VAR”

– Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in Kılıçdaroğlu’na Alevi oyları HDP’ye kayıyor dediği kamuoyuna yansıdı. Sayan Demir’in açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevi oyları HDP’ye mi kayıyor?

Evet oylar HDP’ye kayıyor. HDP’ye sempatiyle bakılıyor. Kazanımlarımızı biraz daha rahat alırız diye sempatiyle bakan insanlarımız var. Böyle bir olay da var. HDP’ye sıcak bakan bir kesimimiz var. Bunu da yansımamak lazım. Doğan Demir’in söylediği de yalan değil doğrudur. Ama Doğan Demir’in gidipte Aleviler HDP’ye kayıyor demesi Alevileri temsilen yetkili bir ağız değil.

SEÇİM BEYANNAMESİNDE BİZLERLE İLGİLİ KİM NEYİ KOYAR BUNA BAKIN OYUMUZU ONA GÖRE VERECEĞİZ

– Alevi vatandaşları olarak seçimlerden beklentileriniz nedir? Hangi partiyi destekleyeceksiniz?

Seçimlerde yaklaşık üç muhalefet partisine ve iktidar partisine bizler Türkiye’nin çatı kurumu olan Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi Dernekler Federasyonu ki Doğan Demir’de bu bileşenlerimizin bir üyesidir. Meclis’te grubu bulunan partilere taleplerimizi içeren bir dosya verdik. Seçim beyannamesinde bizlerle ilgili kim neyi koyar buna bakarak sonra kime vereceğimizi oturup bakacağız.

HİÇ BİR PARTİDEN BİZİM MİLLETVEKİLİ ADAYIMIZ YOK

– Herhangi bir partiden milletvekili adayınız var mı?

Hayır. Bizim bir milletvekili adayımız ne HDP’den ne CHP’den ne MHP’den ne de AK Parti’den var. Bizim milletvekili adayımız olmaz. Biz siyaset üstü bir kurumuz. Aday olan arkadaşlarımız tabi ki vardır. Onların kurumlarımızdan ilişkisini kesmişizdir. Eğer aday olacaksanız bu kurumlardan ilişkinizi kesin gidip aday olun demişizdir. Biz siyaseti kurumlarımızın içine sokmamaya özen gösteriyoruz.

Cemevlerine Alevi dedesi yetiştirmek için okul açılıyor

Hükümet, Alevi acilimi kapsamında cemevlerine Alevi dedesi yetiştirmek için okul açılıyor. İmam hatip okullarına benzeyecek Hacı Bektaş Veli Lisesi’nde haftalık 17 saat Alevi öğretileri okutulacak.

İstanbul Halkalı’da Hacı Bektaş Veli adıyla açılacak lisenin temel atma töreni cumartesi günü Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın katılımıyla gerçekleşecek. Lise 2015-2016 eğitim-öğretim döneminde eğitime başlayacak.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Dost Eli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı işbirliğiyle açılan okul, özel statülü lise özelliğini taşıyacak. Temel dersler MEB’in belirlediği müfredata uygun olacak. Ancak haftalık ders saatlerinin ağırlığını Alevi-Bektaşi inancının temelleri, ibadetlerinin esasları ve uygulanması gibi konular oluşturacak. Haftada 17 saat olması planlanan dersler arasında Alevi inancının kökeni, Hacı Bektaş Veli’nin önemi ve etkileri, “Dört kapı kırk makam” olarak bilinen Alevi etiğinin temelleri, deyiş, saz ve semah alanlarında Alevi kültür değerleri, Alevi törenlerinin şekli ve formları, Hz. Ali ve On İki İmamlar üzerine anlatılar yer alacak.

Bakanlık tarafından tahsis edilen 16 dönümlük arazide kurulacak lisede yatılı okuma imkânı da sağlanacak. Balkanlar’dan, Orta Asya’dan, Ortadoğu’dan ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğrencinin yatılı olarak eğitim göreceği okul, toplamda 600 öğrenciyi kabul edecek.

Babek destanı…

Ve Babek’in Son Sözleri…

“… Bütün müstebidler (zalim hükümdarlar) gibi sen de yanılıyorsun. Çünkü benim destanım öyle bir destandır ki, ne Babek’le başlamıştır, ne de Babek’le bitecektir. Ey zavallılar, siz hiçbir zaman özgürlük yangısının ne demek olduğunu anlamayacaksınız. O dehşetli yangı ki, yüreği yakıp küle çeviriyor. Özgürlük, o ister tatlı olsun, isterse acı; yalnız oydu benim secdegâhım!  Ve müstebid ki beni öldürüyor, o da hiçbir zaman anlamayacak ki, ölümü ile özgürlük fedaisi büsbütün yok olmuyor…”

KAHRAMANLARINI UNUTAN MİLLETLER BAŞKA MİLLETLERE KUL OLURLAR

Biliniyor, tarih hep dönemin egemenlerince yazılır.  Genel adlandırmayla Batini inanç mensuplarının dönemin zalimlerine karşı direnişleri de o dönemin egemenlerince yalan yanlış yazılmış ve gerçek tarihi kaleme alanların eserleri de, egemenlerin ardılları tarafından yok edilmiştir. Toplumların bellekleri silinmiş, insanlığın gerçek tarihinin yerine yalanlarla, egemenleri öven, zalimlere karşı direnenleri ise karalayan bir tarih anlayışı ikame edilmiştir.

Döneminin en ilerici, en eşitlikçi, en devrimci akımına öncülük etmiş Babek’i anlatmak için onun mücadelesine kaynaklık etmiş düşünce akımlarını, onun öncülü hareketleri de dile getirmek gerekiyor. Babek veya Hürremdin düşüncesi köklerini Mazdek ve Zerdüşt felsefesinden almaktadır. Onun öncülü Mazdekçiliktir. Mazdekçilik ise Zerdüşti bir inanç akımıdır.

Zerdüştlük, Dünyanın bilinen en eski tek tanrıcı dinidir. Zerdüştlük dini, ateşin kutsal sayıldığı dinlerden biridir ve ateş, bu inancın tanrısı Ahura Mazda’nın ruhu ve oğludur. Bununla ilişkili olarak ateş, iyi ve kötüyü birbirinden ayıran Tanrısal bir güce sahiptir.

Zerdüştün yaşadığı coğrafyada sonradan egemen hale gelenler, hem Zerdüştün inancını çarpıtarak içini boşaltmış, hem de Zerdüşt’ün etnik kökenini de inkar ederek etkisini yok etmeye çalışmıştır. Oysa Zerdüşt’ün kutsal kitabı Zend Avesta’nın sade bir Kürtçe ile yazılmış olması, tek başına onun Kürt olduğunun kanıtıdır. Zerdüşt’ün kurduğu dinin adına Mazdeizm denilir. Zerdüşt  Mazdeizm’le tek tanrılığa yönelirken, egemenlerin gücüyle bütünleşen çok tanrıcılığı aşar ve tanrıyı egemenlerden alarak, insanlığın özlemleriyle birleştiren bir güce dönüştürür.

Zerdüşt’ün felsefi inancı dünyanın beş temel elementten oluştuğunu belirtir. Bunlar toprak, su, ateş, hava ve bitkidir. Bu tespitler kuşkusuz yerindedir. Zerdüşt inancının yaşandığı Mezopotamya bölgesinin coğrafi konumu ve yaşam koşulları bu tespitlerin kaynağını oluşturur. Mezopotamya’nın elverişli topraklarını da düşünecek olursak, Kürtlerin yaşamında doğa koşulları ve tarımın dini inançlarını dahi şekillendirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Gelelim mazdek felbefesine; Mazdek geliştirdiği felsefik anlayış ile Zerdüşt  sonrası Sasani egemenleri ile ortaklık kuran Zerdüşt rahiplerinin oluşturduğu erkek egemenlikçi devletçi sisteme  karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir düzeni savunmuştur.  Kürt halk önderi Sayın Öcalan bu durumu en özlü bir biçimde şöyle tarif ediyor; “Mazdek,  Hürrem ve Babek gibi ünlü komünalistler tarafından sergilenen isyan ve  direnişler, alan ve karakter unsurları nedeniyle Zerdüştizmin son  temsili olabilir. Her üçü de hem İran-Sasani çürümüş monarşizmine hem de  sefahat içindeki Abbasî sultanlarına karşı direnişleriyle kahramanlık simgesi oldular.”

Biliniyor Ortadoğu’nun kadim tarihi;  merkezi  uygarlıkların baskılarına karşı etnisite ve din temelli direnişlerle şekillenmiştir. Günümüz insanlığının en çok borçlu olduğu komünal  değerler bu direnişlerde yaşatılmıştır. İbrani kabilelerinin direnişi, İbrahimi dinlerin çıkışı, Zerdüştilik, Karmatilik, Haricilik, Alevilik  ve daha yüzlerce aşiretsel, kavimsel, mezhepsel, felsefik hareketler baskı ve zulüm karşısında özgürlük hareketleri olarak çıkış yapmışlardır.

Zerdüştilik İran-Sasani imparatorluğunun resmi dini haline getirilip iktidarın aracı haline gelince  doğal olarak buna karşı eşitlikçi-özgürlükçü isyan hareketleri de baş göstermiştir. Mazdek hareketi de, ardından karısı Hürremin isyanı da, Hürrem tarafından örgütlenen Babek ve isyanı da etkileri günümüze kadar gelen tarihin tanık olduğu görkemli komünalist hareketler olarak kayda geçmiştir. Başlangıçta Sasani imparatorluğuna karşı gelişen halk isyanları, Sasani devletinin İslam ordularınca yıkılmasından sonra Emevi ve devamcısı Abbasi egemenliğine karşı isyanlara dönüşmüştür.

Aryan halklarında çok önemli bir din de Zerdüştlüktür. Avesta kutsal kitabının orjinali Büyük İskender; Medya alanına karşı yapmış olduğu savaşta on iki bin öküz derisi üzerine yazılmış on yedi cildi toplatarak yakmıştır. Zerdüşt’ün dininde, kamuculuk, bir tür ilkel sosyalist anlayış egemen olmuştur. Sasaniler döneminde devlet dini olarak kabul edilen Zerdüştlük alışagelmiş olağan bir din olmayıp iyilik-kötülük, aydınlık-karanlık düalizmini bir sistem dahilinde insanların emrine sunmuştur. Bu dinin aryan uygarlıklarında egemen olduğu, kaynağını Media olarak anılan coğrafyasından aldıkları tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Toprağın en önemli üretim aracı olarak sayıldığı bu dönemde Zerdüşt dininde hayvanlara iyi bakılması, toprağın iyi sürülmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonra aynı coğrafyada Mazdek’in kurucusu olduğu Mazdekçilik de yine ilkel komünist bir model önermiş, militan ve sosyal-reformist kişiliği ile de İslam’ın hedefi olmuştur. Mazdek için ünlü İslam Tarihçisi Taberi; “Daha Muhammed Mehdi zamanında o taife zuhur etti ki onlara zenadıka (Zındık ) derler. İslam dinini inkar ederler ve ahkam-şeriata itikadları yoktur.”… “Ez cümle bütün milletler içinde bunların mezhebinden daha necis ve murdar mezheb yoktu… Tanrı Teala hazretlerini ve peygamber aleyhisselamı inkar edip, derler ki bu cihanın evveli yoktur ve sonu da yoktur. Ve olacak da değildir. İnsan ve hayvanlar da ot gibi bitip ot gibi yok olurlar. Bunların hallerini kimse bilmez ki nereden gelirler ve nereye giderler. Ölenler tekrar dirilmez ve dünyadan başka yerde bir şey olmaz. Bu dünyada olanı biteni ay ve güneş bitirir ve yine onlar olgunlaştırır…” derlerdi.

Mazdekçilik nedir? Mazdek Kimdir?

Mazdek o dönemin koşulları nedeniyle savaşlara neden olan mal, mülk ve kadınlar için kamuculuk tezini savunmuş, Müslümanlar ise bu durumu; “Haram ve helal mefhumlarını tanımadıklarını, mal ve kadın ortaklığını savunduklarını, Mazdek ve taraftarlarının nihai hedeflerinin lezzet ve zevk olduğunu, bu yüzden mal ve kadın ortaklığını” savunduklarını taraftarlarına yayarak gelişen kamuculuk anlayışına karşı durmaya çalışmışlardır.

Nizamülmülk Siyasetnamesi’nde “Dünyada ilk olarak bir dini ifsat eden kişi İran’da Adil Nuşirevan’ın babası Kubad b. Firuz’un şahlığı devrinde yaşayan Mecusiler’in başrahibi olan Mazdek’tir.” der ve Mazdek’in de sonu her yenilikçi ve kamu anlayışına sahip kişilerin sonu ile aynı olmuştur. Bir kireç kuyusuna atılarak feci şekilde öldürülmüştür.

Savunduğu tam eşitlikçi-ortakçı fikirlerden dolayı Mazdek hareketi tarihte ilk komünist hareket olarak anılır. Tüm dünyada olduğu gibi bölgemizde de egemenlerin baskı ve zulüm tarihleri, dönemin ilerici-eşitlikçi-özgürlükçü direnişleri ve bu direnişleri örgütleyenlerin adları dahil, maddi-manevi tüm varlıklarının tarihten silinmeleri amacı üzerine  kanla inşa edilmiştir. Bu nedenle Mazdek hakkında da tanıtıcı kapsamlı bir eser geriye kalmamıştır. Fakat günümüze ulaşabilen bilgiler bile Mazdek’in İran ve Ortadoğu demokrasi tarihinde ortakçı yaşam adına geliştirdiği sistematik fikirleri ve direnişiyle adı gururla anılacak bir halk kahramanı olduğunu göstermektedir.

Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Mazdek, Hamedanlı olup M.S 499 tarihinde katledilen reformcu bir halk önderidir. Mazdek geliştirdiği felsefik anlayış ile  Zerdüşt rahipleri ile Sasani aristokratlarının ortaklığıyla oluşan erkek egemenlikçi devletçi sisteme karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir  düzeni savunmuştur. Bu temelde de; mal ve servetlerin eşit paylaşımını, kadın-erkek eşitliğini, insanlar üzerinde iktidar ve tahakküm kurulamayacağı düşüncesini felsefesinin merkezine koymuştur.

Mazdek, Tüm kötülüklerin ve günahların kaynağı olan özel mülkiyet, şiddet, haset, öfke ve aç gözlülüğün insandan uzak tutularak toplumun bir sevgi  ve aşk toplumu haline getirilmesi gerektiğini savunmuştur. Daha sonra islam tarihçileri bu haklı çıkışı karalayabilmek için Mazdekçilerin kadınlar üzerinde de ortak mülkiyeti savunduklarını söylemişlerdir. hala günümüzde Aleviler hakkında söylenen “ana-bacı tanımazlar, mum söndürürler” söylemleri de köklerini ta buralardan almaktadır. Buradan geçerken belirtmeliyiz ki; Alevilik köklerini işte bu ilk tek tanrılı din olan Mazdaizm’den almaktadır. Tıpkı bölgenin diğer batini inançları olan Karmatilik, Ehli Hakçılık, Ali ilahicilik, Dürzilik, Nusayrilik, ve benzeri eşitlikçi-özgürlükçü ve kadını eşit gören inançlar gibi. Zaten “yol bir sürek binbir” özdeyişi de bu durumu açıklıyor aslında.

Kısaca bu şekilde özetlenebilecek olan Mazdek’in düşünceleri ve savunduğu  toplumsal düzen anlayışı hızla toplum içinde kabul görüp  yaygınlaşmıştır. Bunun en temel sebebi de Mezopotamya topraklarında yaşayan halkların ortakçı yaşama aşinalığı ve o günkü koşullarda halen  canlı olan köy komünlerinin varlığıdır.

Mazdek, Hamedan Kürtlerindendir. Ve iktidarla bütünleşerek bozulan Zerdüştiliği, reformdan geçirerek devlet yönetiminde de reformu hedefleyen Mazdek ve taraftarları gittikçe güçlenmişti.Hatta 496’da Sasani kralını tahttan düşürüp ve sonradan kaçıp Ak-Hunlara sığınmış olsa da, Kral Kavas’ı zindana bile atmışlardı. Kavas’ın yerine bir emanetçi olarak geçen Jamaspa, halk içinde etkisini bildiği Mazdek’e hoşgörülü yaklaşmış ve onun düşüncelerini benimser görünmüştür. Ancak sığındığı Ak-Hunların desteğini alan Kavas, 30 bin kişilik Ak-Hun ordusuyla saldırıya geçmiş ve 499’da Mazdek’i tutuklatmış, taraftarlarını yenilgiye uğratmış, Jamaspa da tahtı ona bırakmıştır.

Bir rivayete göre de Mazdek taraftarlarının katliamını başlatan Kavas’ın daha sonra tahta geçecek olan oğlu I. Hüsrev, Mazdek’i halkın önünde yeni dini açıklayabileceğini söyleyerek onu konuğu olarak saraya davet etmiştir. Mazdek ve adamları daveti kabul edip saraya geldiklerinde kurulan tuzakla etkisiz hale getirilmişlerdir. (T.C’nin Seyit Rıza’ya; gelin anlaşalım deyip anlaşmaya gelen Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam etmesine benziyor).  Hüsrev, Mazdek’in adamlarını ayakları dışarıda kalacak şekilde baş aşağı olarak toprağa gömmüş ‘o şeytani mezhebinin mahsulünü gör’ dedikten sonra Mazdek’i de aynı yöntemle katletmiştir. Hüsrev’in bu katliamına karşılık Mazdek’in ölmeden önce “Bütün halkı katledebilir misin?” diye sorduğu rivayet edilir. Bu soru, aslında Mazdekçiliğin halk arasında ne denli yaygınlaşmış olduğunu göstermektedir.

İslam’ın bölgeye gelmesinden sonra ortaya çıkan isyancı hareketlerden Hürremiler ve onların lideri Babek-Hürremi’nin (798-838) siyasi ve ekonomik görüşleri Mazdekizm’den etkilenmiştir. Bundan kısa bir süre sonra 9. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve kısa sürede devlete dönüşen Karmatiler ile Mazdekizm arası benzerlik ise daha ileri boyuttadır.

Mazdek’in Avrupa üzerinde de etkileri olmuştur. Mazdek gibi ortak mülkiyeti savunanlardan bir Avrupalı, 1478-1535 yılları arasında yaşamış ve Kral VIII. Henri’ye özel danışmanlık yapmış olan Thomas More’dır. More’un ideal toplum düzeninde özel mülkiyet sözkonusu değildir. Mazdek ve Thomas More’un düşüncelerine benzer bir görüş de Babuef adındaki bir Fransız tarafından savunulmuştur. Fransız devriminin yaşandığı yıllarda Babeuf (1760-1797) adında bir isyancı, mükemmel eşitliğin ancak mal ortaklığı ile sağlanacağını savunmaktaydı ve bu amaçla 1796 yılında “Eşitler Örgütü” nü kurdu. Babuef’in ortak mülkiyet düşüncesi daha sonra başka düşünürler tarafından da savunuldu.

Mazdekçilik ya da Mazdekizm, Aryen kökenli Zerdüşt din adamı Mazdek’in düşünce felsefesine verilen isimdir. Mazdekizm, İsa’dan sonra 5. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan; insan eşitliği ve mal ortaklığını savunan bir akım olarak bilinmektedir. Mazdek, hava ve su gibi, paranın, malın-mülkün de insanlar arasında eşit olarak paylaşılmasını savunuyordu.

Özgürlüğün Yüzyıllarca Yankılanan Derin Çığlığı: Hürremizm

‘Ta hazarda aradım seni

saçların kara mıdır hala

ve döver mi dizlerini

ey isyanın anası

anlatabilir mi seni yalnız

bir payizin savrulan yaprakları’ (Babek Destanı şairi Tuğrul Keskin)

Mazdek’in katledilmesinden sonra eşi Hürrem bu mücadeleyi üstlenmiştir.. Tarih kayıtları ataerkil egemenlerin yazıcılarına kaldığından dolayı Hürrem hakkında pek fazla bilgiye rastlanmaz ve adeta yok sayılır. Hürrem’den beş yüz yıl sonra yaşamış olan Nizamülmülk ve kimi tarihçiler dönemlerine ulaşabilen birkaç bilgi kırıntısını aktarmış olsalar da, bir büyük gerçeğin aydınlanmasında önemli bir rol oynamışlardır. Sonraki hareketlerin özelliklerinden de anlaşılmaktadır ki, Mazdekizm Hürrem tarafından sürdürülmüş ve daha sonra Hürremdin adını alacak olan harekete de kaynaklık yapmıştır.

Anadolu ve Mezopotamya Aleviliğinin de temel çıkış  kaynağı olan Hürremizmin kavramsal olarak birden çok kökeni bulunmakta ve muhtemelen tümünün de birbiriyle bağlantılı olarak geçerliliği vardır. Hürrem kasabasından yapılan çıkış veya Hürrem’in anlamı olan hoş sözcüğünden dolayı hoş, iyi, güzel din anlamlarında Hürremizmin kullanıldığı iddia edilse de bunların Mazdek’in eşi ve yoldaşı Hürrem’den bağımsız olması düşünülemez.  

Hürrem önderlikli ve eşitlikçi-özgürlükçü komünalist  isyan hareketi, Mazdekçi geleneğin emevi-Abbasi İslamına ve bölgenin tüm egemen gerici iktidarlarına karşı son kadın isyanı olmaktadır. Kaldı ki Mazdekizmin ve daha sonra gelişecek olan Hürremi hareketlerin kadın eşitliği ve özgürlüğüne yaptıkları vurgu, Hürrem’in sadece bir simge değil tarihi bir karakter olduğunu göstermektedir.

Hürrem Sasani katliamından sonra Rey şehrine giderek burada Mazdek’in katliamdan kurtulan birkaç yoldaşı tarafından düşüncelerinin yayılmasını örgütlemiştir. Nizamülmülk Siyasetname adlı kitabında hadiseyi şöyle nakletmiştir:

“Mazdek, mal insanlar arasında ortaktır, diyordu. Çünkü insanlar, tanrının kulları ve Âdemin çocuklarıdır. Her biri ihtiyacına göre yek diğerinin malını kullanmalı ve hiç kimse bu haktan yoksun kalmamalıdır. Herkes malca eşit olmalıdır. Mazdekin bu sözleri üzerine herkes malını ortaklığa koymuştu… Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hürrem Binti Qade, iki adamıyla birlikte Medayin’den kaçtı. Rey kasabasına giderek halkı kocasının yoluna çağırdı. Peşine takılanlara Hurrem Din adı verildi… Hurrem Dinliler her yana dağıldılar ve her kentte başka bir ad aldılar ve her yerde de sürekli olarak baş kaldırdılar. Bâtınîler onlarla beraber oldu, çünkü her iki mezhebin aslı birdir.”

Mazdekilere karşı takibatlar Mazdek’in öldürüldüğü katliamla birlikte bitmemiş, I. Hüsrev tahta geçtiğinde de ikinci dalga katliamları gerçekleştirmiştir. Bu katliamcı zihniyetten dolayı Hürremizm yayıldığı her yerde farklı adlar almış, bazen yer altına çekilmek zorunda kalmış ve kültürel olarak etkisini toplum içinde ve direnişlerde sürdürmüştür… yani yukarda söylediğimiz gibi, yol bir olmak kaydıyla farklı süreklerde de olsa inanç yaşatılmıştır.

Hüsrev ve kendisinden sonra gelen Sasani kralları Hıristiyanlık, Yahudilik gibi diğer dini inançlara genellikle idareci bir mantıkla yaklaşsalar da, Mazdekçi akımlara tavırları  katliamdan başka bir şey olmamıştır. Bunun nedeni bu akımların özünde var olan komünalizm ve rejime alternatif olmalarıdır. İran içte bu tür bastırma hareketlerini geliştirirken Arabistan’da yeni bir din zaferini ilan etmiş ve hızla yayılmaya başlamıştı. Sasani İmparatorluğu da yayıldığı kadar yayılmış ve gücünün doruğunda olduğunu düşünmesine rağmen yayılım gösterdiği geniş toprakları kontrol edememiş ve esasen de kokuştuğu, çürüdüğü için 642 tarihinde nihai olarak İslam’ın kılıcına yenik düşmüştür.

Orta Asya içlerine kaçan İran soyluları daha sonra burada Samaniler devletini kurarak varlığını sürdürürken, İran da dâhil tüm Ortadoğu toprakları 661’de kurulan Emevi Arap İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. Bilindiği gibi İran bundan sonra İslamiyet’in Şii kolunu kendine uyarlamış ve İran Şialığını ortaya çıkarmıştır. Kürtler başta olmak üzere bölge halklarının birçoğu zor kullanılarak Müslüman yapılmıştır. Zor karşısında bile Müslümanlığı kabul etmeyen aşiret ve kabileler ise açık veya gizli direnişlerini sürdürmüşlerdir.

Babek,  Düşüncesi ve mücadelesi;

Mazdekçiliğin bir devamı olan Hürremizm hareketinin gücünün zirvesine ulaşması Babek
döneminde gerçekleşmiştir. Babek bazı kaynaklara göre;Zerdüşti bir Kürt olan Abdullah ile Azeri olan Matar’ın oğludur. Babası köylerde gezerek kandil yağı satmaktadır. Matar adı Friglerde doğurganlık ve bereket tanrıçasının adı olup anne anlamına da gelmektedir. Babek’in anne ve babasına dair bilgiler onun iddia edildiği gibi ne sadece Kürt, ne Azeri olduğunu göstermesi açısından bir önem taşımakla beraber, öncülüğünü yapacağı Hürremi harekette milliyetlerin fazla bir öneminin olmadığını da belirtmek gerekir. Azeri halkı daha sonra Babek direnişini kendi uluslaşmasının temeli yapmıştır; burada belirtmeliyiz ki, dönemin Azerbeycanında yaşayanlar Türk Azerileri değildi. Türklerin Azerbeycana gelişi Babek isyanından sonrasına rastlamaktadır. İsmi Aderbeycandır ve ateş ülkesi anlamına gelmektedir.  Kürtler ise Babek’i taşıdığı Zerdüşti-Mazdeki karakter ve direnişçiliğiyle sahiplenmişlerdir. Bölge halklarının bu tarz sahiplenmeleri ve kendilerinden saymaları Babek’in taşıdığı toplumcu, özgürlükçü ruhtan kaynaklanmaktadır. Özcesi o dönemin yoksul köylü hareketinin destanını  Babek yazmıştır.

Babek Savaşları, tarihsel olarak en az Kadisiye savaşı kadar önemlidir. Özellikle erken dönem Kürt tarihi, Arap yayılmacılığı tarihi, Türklerin Müslümanlaşarak Ön Asya ve Anadolu’ya yerleşmeleri açısından bilinmesi, araştırılması, incelenmesi gereken son derece önemli bir olgudur Babek.

İslam’ı yayma adı altında gelişen Arap yayılmacılığına karşı tarihte en güçlü direniş Abbasiler döneminde Babek (795-838) önderliğinde gelişti. Zalim Emevi iktidarının yıkılmasında çok büyük rolü olan Kürt Ebu Müslim’in torunu olduğu söylenen Babek karşısında orduları defalarca Kürdistan dağlarında bozguna uğrayan, tutunamayan Abbasi iktidarı, artık kurumaya başlayan Orta Asya stepnelerinden paralı asker olarak getirdikleri Türklerden kurdukları orduların desteğinde Babek’e saldırdı. Neticede Ermeni bir keşişin tuzağına düşerek esir edilir ve 4 Ocak 838 tarihinde Samarra şehrine getirilerek, Halife Mu’tasım’ın gözleri önünde kol ve bacakları kesilmek suretiyle işkence ile idam edilir.

Babek önderliğinde Arap işgalcilerine, fetihçilere direnenler sadece Hürremiler değildi. Bu topraklarda yaşayan birçok eski din ve tarikatlara mensup milletlerin yanı sıra Arapların zulmünden kaçan Müslümanlar da bu direnişte yerlerini almıştı.

Babek’in yenilgisi, bu topraklarda, özellikle Kürdistan’da, yine günümüzde Azerbaycan olarak bilinen topraklarda yaşayan halkların soykırımdan geçirildiği, göçertildiği, yoğun bir nüfus hareketliliğinin yaşandığı bir dönem oldu. En önemlisi de Türklere Ön Asya ve Ortadoğu sahası açılmış oldu.

Anlaşılan o ki Azerbaycan Türkleri arasında yakın dönemlerde Babek’in milliyeti hakkında önemli tartışmalar olmuş. Bunlardan bir tanesi gazeteci Keramet Büyükçöl’ün araştırmacı yazar ve şair Güntay Gençalp ile yaptığı röportajdır.

Babek’in babası Savalan dağında soyguncuların saldırısında öldürülünce, annesi başkalarına sütanneliği yaparak geçimlerini sağlar ve Babek’i bu sayede büyütür. Babek on yaşından sonra annesinden ayrılarak Tebriz bölgesinde çobanlık yapar ve sekiz yıl sonra köyüne, annesinin yanına döner. Mimed bölgesindeki Bilalabad köyünde yaşamaktadırlar. Bu sıralarda Hürremiler tekrar tarih sahnesine çıkmışlardır.

808 yılında Azerbaycan’ın Bezz bölgesinde bir isyan başlatmış olan Hürremi hareketin başında Cavidan bin Sehl bulunmaktadır. Rivayete göre bir gün yoğun kar yağışı nedeniyle Cavidan ve adamları bu köye sığınırlar. Köyün ileri gelenlerinden ilgi ve hürmet görmeyince Matar’ın evine konuk olurlar. Matar ve oğlu Babek misafirlerini büyük bir saygıyla karşılar ve gerekli alakayı gösterirler. Burada Babek’in zekâsı ve İran dilini öğrenmiş olması Cavidan’ın dikkatini çeker ve neticede kendilerine katılmasını ister. Böylece Cavidan Babek’i Bezz dağındaki karargâhına götürür ve hocalığını yaparak yetiştirir.

Bir devlet modeli olarak İslam’ın kurucusu Hz. Muhammed’in ölümü ile başlayan İslam karşıtı ayaklanmaların en önemlisi Hürremiyye ayaklanması ve ayaklanmanın önderi Babek’tir. Bu hareketin, İslam devlet modeline ilk karşı duruşu, önerdiği düzen ve devlet biçiminin Ortaçağ’ın aydınlanmasına çok büyük katkısı olduğu tartışmasız bir gerçektir. Kavimci Arap ordularına ve İslam İmparatorluğunun şeriatçı devlet yapısına karşı savaşmış, savaş konusunda ustalıklara sahip bir “gerilla” komutanıdır Babek.

İran’da Sasaniler devrinden beri takibata uğrayan Mazdek taraftarlarının Komünalist amaçlı hareketleri, İslam istilasından sonra da türlü adlar altında zuhur etti. “Babek isyanı, İslam alemi için teşkil ettiği tehlike bakımından, bunların en ehemmiyetlisi addolunabilir. Onun (Babek’in) babası Median’lı, yağ satan bir kişi idi.” Babasız büyüyen ve çobanlık yapan Babek daha sonra Yezidi bir aile olan “Şabl ibn Mengi Ezdi’nin yanında 18 yaşına kadar kalmıştır. Cavidan adında, bölgede etkin olan bir kişi tarafından, hizmetçisi olarak alınarak Bezz dağında bulunan yerleşim alanına götürülmüştür.

Cavidan’ın ölümüyle birlikte, Cavidan’ın tüm ekonomik ve siyasi değerlerinin tek temsilcisi olan Babek, Mazdekçi yaşam tarzını yaygınlaştırmak amacı ile halkları Abbasi  devletine karşı birlikte olmaya çağırmış çok kısa zaman aralığında, büyük başarılar elde etmiştir. İslam Tarihçileri daha önce İslam karşıtı hareketler için ne söylemişlerse Babek için de aynısını tekrarlamışlardır.

Babek’in etnik yapısına ilişkin veri yok denecek düzeydedir. Ortaya koymuş olduğu felsefe, özlediği düzen, etrafına topladığı halklar mozaiği, etnik kişiliğini önemsiz hale getirmiştir. Çünkü Babek ezilen bölge halklarına ortak bir vatan, özgür bir gelecek vaat etmiştir. Babek’in çeyrek yüzyıl boyunca yaşattığı, özgür ve eşitlikçi devlet modeli, bölge halkları için önemli bir rehber işlevi görmüştür. Bundan sonraki tüm ayaklanmalar, yaşadıkları düzenin yeniden inşası için olmuştur.

Bazı araştırmacıların ısrarla ve Babek’in Azerbeycan bölgesinde ayaklanmasından dolayı onun Türk kökenli olduğunu söylerler. Kendisi de bir Azeri Türkü olan Güntay Gençalp bakın onlara nasıl cevap veriyor;

“Babek’in zamanında Azerbaycan’da Türk yoktu. Türkler Babek’in yenilgisinden sonra bu ülkeye yerleşmeye başladılar. Babek’i mağlub eden Orta Asya’dan getirilen paralı Türk savaşçılardı. Babek yenildikten sonra yerli ahaliyi katletmeye başladılar. Çünkü o zaman savaş kuralları böyleydi. Eli kılıç tutanı ya öldürdüler ya da esir olarak yakalayıp köle pazarında satarak altın kazandılar. Sonra Babek’i mağlub eden Türk ordularının askerleri kendilerine onlarca yerli kadın ve cariye aldılar. Çok güzel kızları Abbasi Halifesine ve vezirlerine gönderdiler, geride kalanlar da kendilerinin oldu. Yani Babek’in yenilgisinden sonra bu ülkede doğan Türklerin ataları Türk, anaları yerli milletlerdendir. Bu, Azerbaycan’a yerleşen ilk Türk dalgasıydı. Selçuklular zamanındaki ikinci dalga, Türk varlığını daha da güçlendirdi. Babek’in etnik mensubiyeti tam olarak belli değil, lakin o zaman bölgede Tat, Talış, Gilek, Kürd ve başka milletler yaşamışlar. Yani Babek’in etnik mensubiyeti Sasani ülkesinin halklarına ait olmuştur. Hatta Azerbaycan’da kurulan ilk Türk devleti Saciler de Babek’in yenilgisinden sonra meydana çıkmıştır. Saciler devleti Hürremileri mağlub eden Uşruseneli Türkler idi.

–Babek’in Türk olmadığını nasıl açıklanır? Hangi kaynakta yazılıyor ki, Babek Türk değil. Kaynak yoksa eğer, bunu hangi mantıkla diyorsunuz?

Güntay Gençalp: Babek’in Türk olmasına ait en önemli mantığı açıklayayım. Türkler, hiç bir zaman bir kaleye, dar bir mekana sığınarak devlet kurup mücadele yapmamışlar. Türk devletçilik formülü ve savaş şekli, yayılmacılık olmuştur. Büyük imparatorluklar kurmak için savaş yöntemi Türklere has olmuştur. Türk tarihinde bir kaleye sığınarak savunmaya geçmek olmamış, Türkler daima hücumcu metodu seçmişler. Kaleye sığınmak hücumu değil, savunmayı gösterir.”

Yine Gençalp; Ebu Hanife Dinaveri’nin  “Exbar-ul Teval” kitabında Babek’in, Ebu Müslim Xorasani’nin kızı Fatime’nin torunu olduğunu yazdığını belirtiyor.

Hürremi Hareketi Ebu Müslim Horasani’nin ölümünden sonra 754 yılında ortaya çıktı. Ebu Müslim, Emevileri devirip, Abbasi devletinin kurulmasına yardımcı olsa da, Abbasiler tarafından öldürüldü. Bazıları Ebu Müslim’in ölümüne inanmadılar ve onun geri döneceğine inandılar. Onun geri dönüp ve Emevileri devirdiği gibi, bu defa da dünyayı adaletle dolduracağına inanırdılar. Bazıları da onun ölümüne inanıyor ve kızı Fatime’yi imam olarak kabul ediyorlardı. Onun kızını imam olarak kabul edenlere “Müslimiyye” veya “Fatimiyye” diyorlardı. Horasan’da Sünbad, Ebu Müslim’in intikamını almak için isyan etti. Ancak onun isyanı 70 gün sonra bastırıldı.

Hürremilikle Ebu Müslim arasında bağ kuranlar da var. Hürremi hareketi Mazdekilere yakın idi. Hürremiler, muhtelif fırkalara bölünmüştüler. Ancak bütün fırkalar tenasühe (ruhun bedenden bedene geçmesine, reenkarnasyona) inanırdı. Hürremilerin kendilerine has imamları vardı. İhtilaf zamanı onlara müracaat ediyorlardı. Hürremi inancının esasında ışık ve karanlık durmaktadır. Kızılbaşlarda reenkarnasyona inanıyorlar. Aleviler de ihtilaflarını Pir huzurunda cemde toplumla yüzleşerek çözüyorlar.

Babek’in sağlam ve devrimci kişiliği içinde İslam tarihçileri istemeyerek de olsa “O düşüncelerinde tavizsiz ve çok gururlu bir kişiliğe sahip idi.” sıfatını kullanmışlardır. Abbasilerce esir alınan oğlunun ve bir mektupla kendisine teslim olması için çağrıda bulunması karşısında “O benim oğlum değilmiş, ona söyleyin bir gün özgür yaşaması, 40 yıl esir ve hakir olarak yaşamasından iyidir.” dediği belirtilir. Abbasilerin altı düzenli ordusunu yenen Babek, kurmuş olduğu adil, özgürlükçü devlet düzeni ( ilkel-komünalist model) Abbasi devletinin sürekli baskısı ile karşılaşmıştır. Altı düzenli ordusu imha edilen İslam devletinin, Babek’ i ve kurduğu düzeni nasıl yok edeceği hususlarında sürekli plan yapmasını zorlaştırmıştır.

Bütün tarihi bilgiler Babek’in karizmatik bir lider olduğunu gösterir. Babek’in emri yolunda ölmeye hazır olan yüz binler olmasaydı, o, dünyanın en büyük imparatorluğu ile savaşa girmezdi. Babek’den önce Hürremilik dağınık haldeydi. Babek kendi liderliği ile Hürremiliği bütünleştirdi ve bir inanç çatısı altında bölge halklarını İslam işgalciliğine karşı birleştirdi.

Babek’in ordularına karşı başarısız olan İslam devleti, Emeviler zamanında başlayan ancak kurumsallaşamayan ordu teşkilatına özel kuvvetler diyebileceğimiz maaşlı ve tarihte Hassa ordusu olarak anılan ve tamamen Orta Asya steplerinden getirilen Türklerden oluşan bir ordu kurarak Babek’i yenebilmişlerdir. Yirmi yıl süren savaş için tarihçiler İslam orduları tarafından yüz binlerce canın katledildiğini yazmışlardır. Afşin bir meydan muharebesinde sahte ricatla kaçmış ve Babek’ tuzağa çekerek seksen binden fazla Babek askerini öldürmüştür.” Bir halk kahramanı, özgür birleşik demokratik ve de eşit paylaşmaya dayanan bir devletin yaratıcısı, “ilkel-komünist gerilla” olan Babek bir ihanet sonucu İslam’ın şeriatçı ellerine teslim edilir.

Babek – Hürremi hareketinin çeyrek asırlık direnişi;

Cavidan’ın ölümünden sonra eşi Hürrem,  Babek’in sonradan Hürremdin olarak adlandırılacak  hareketin başına geçmesini sağlamıştır. Hürremileri toplayıp Cavidan’ın vasiyeti olarak şu sözlerle hitap ettiği kayıtlara geçmiştir: “Genç Babek, ölen Cavidan’ın kutsal ruhunu taşıyor. Babek bundan böyle topluluğun önderi olacak… Mazdek’in dinini yeniden ihya edecek. Babek sayesinde en düşkünümüz bile azizler gibi olacak, çaresizliğiniz son bulacak.” 

Bunun üzerine Hürremiler Babek’i yeni liderleri olarak kabul etmiş ve kabul için daha önceki liderlere yapıldığı gibi geleneksel kabul törenini gerçekleştirmişlerdir. Topluluğun geleneklerine göre de Cavidan’ın eşi Babek’le evlenmiştir.

Babek; hareketin güçlendirilmesi için gerekli tüm hazırlıkları yapar ve 816 yılında Bezz bölgesinde programının tebliğlerine başlar. Programı en sade haliyle eşitlikçi, ortakçı bir yaşam kurmaktır. Bu yaşamı korumak için bir nevi kurtarılmış alanlar yaratmanın mücadelesini başlatmıştır. Bunun üzerine Halife Memun ordusunu harekete geçirir. Bu ilk saldırıda Babek güçleri zorlanır ve geri çekilmek zorunda kalır. Erdebil ve Zencan
arasındaki kaleleri ele geçer ve halkı katliamdan geçirilir. Bundan sonra Halife Memun Bağdat’a döner. Babek gücünü toplayınca Halifenin Hürremileri bitirme görevi verdiği Ermeniye ve Azerbaycan valisi Yahha İbn-Maaz’ı 820’de yenilgiye uğratır. Ardından gelen vali İsa İbn-Muhammed’de bir yıl sonra yenilince Ali İbn-Sadaka bu görevi üstlenir. O da yenilince Memun bu kez Ahmet İbn-Cüneyt’i gönderir. Fakat Babek bu valiyi yenilgiye uğrattığı gibi esir alınca korkudan bu bölgeye kimse vali olmak istemez. Halife rüşvet olarak Musul’u da vererek 826 yılında Muhammed İbn-Tusi’yi Babek’le savaşmaya ikna edebilmiştir. Ancak Muhammed İbn-Tusi’nin sonu da farklı olmamış, hatta savaş meydanında canından olmuştur. Ondan sonra gelen Ali İbn-Hişam ise Babek’le savaşmayı göze alamayınca Halife ondan şüphelenmiş, Hürremilere katılabileceği korkusuyla 833’te Hişam’ı öldürtmüştür.

Aynı yıl Hürremilerin başka bir kolu da Ali Mazdek öncülüğünde İsfahan’da ayaklanma başlatmış ve Babek’le birleşmek üzere Azerbaycan’a doğru ilerlemiştir. Bu sırada Halifenin orduları İshak İbn-İbrahim İbn Museb komutasında Hürremilere saldırır ve yaşanan çatışmalarda her iki taraf da ağır kayıplar verip yenişemezler. Hürremilerin Hamedan kolu
zorlandığı için Bizans topraklarına geçmek durumunda kalır. Ali Mazdek ise on bin kişilik gücüyle İsfahan’a döner. 833 yılı zorlu savaşların yılı olsa da Halife Memun bir sonuç elde edemeden ölür. Yerine Mutasım geçer.

Halifenin görevlendirdiği valiler Hürremilerle savaşta kaynaklarını kendileri bulmak zorundaydı ve bu nedenle de valisi oldukları bölge halkını vergilerle eziyor, talan seferleriyle,
katliamlarla halkı canından bezdiriyorlardı. Halk üzerindeki baskı arttıkça Babek’in saflarına katılım da artmıştır. Bölgede ezilen birçok halk bu isyana katılmış ve Halifeliği ciddi olarak sarsmıştır. Babek genellikle Bezz karargâhından savaşları yönetse de birçok savaşa bizzat
katılmıştır.

Mutasım iktidara geldikten sonra 835’te Babek’e karşı sarayındaki devşirme Türk komutan Afşin’i hazırlar. Afşin Mısır’daki bir halk ayaklanmasını bastırmıştır. Halife öncekilerden farklı olarak her türlü maddi ihtiyacını ve sürekli takviyelerle asker desteğini karşılayıp Bezz
üzerine gönderir.

Savaş birçok cephede yürür ve üç yıl boyunca sürer. Afşin orduları yenildikçe Halife destek gönderir ve en son Bezz kalesini kuşatmaya almayı başarırlar. Kuşatma karşısında Babek kent halkının savaş bölgesi dışına çıkması için anlaşma önerir. Afşin bunu reddedip üstelik Halifeden bir af belgesi isteyip ardından teslim olursa ancak o zaman bağışlanacağını söyler. Babek’in yanıtı kimsenin affına ihtiyacının olmadığı şeklinde olur ve bir yarma hareketiyle kuşatmayı aşıp Ermeni topraklarına doğru yol alır. Kaledeki halk –Müslümanlığı kabul edenler hariç-kılıçtan geçirilir.

Ermeni emirlerinden Sehl İbn-Sumbat, yanına sığınmış olan Babek’e ihanet eder. Babek Bizans topraklarına geçip gücünü toparlamak isterken onu oyalayıp bir komployla, yanındaki yoldaşlarıyla birlikte Abbasilere teslim eder.

“Benim Destanım Öyle Bir Destandır ki, Ne Babek’le Başlamıştır, Ne De Babek’le Bitecektir!”

Emevilerle başlayan imparatorluk serüveni İslamiyet’in kullanılarak bir yandan bölgenin
Araplaştırılmasını, bir yandan kadim Mezopotamya ve Anadolu kültürlerinin yok edilmesini, öte yandan da iktidarların saray yaşamlarının zevk ü sefa içinde sürdürülmesini hedefliyordu. Emeviler Hz. Ali’nin katli üzerine kanlı iktidarlarını kurmuş ve Abbasi hanedanlığı bu kan üzerinden yükselen zenginlikleri ele geçirmişti. Buna karşı Hürremi isyan ruhu halkların özgürlük ifadesi olarak konumu ile zulmü temsil eden emevi  İslamına ve sonrasında da Abbasi hanedenanı  karşı toplumcu bir devrimcilik şeklinde kendisini göstermiştir.

Emevi saltanatını yıkan Eba Müslüm oldu. “Horasanda bir serrac oğlu meydana çıktı ve Horasan’ın devletsizlerinden nice kişiler ona uydular…” İslam’ın kavimci devletine karşı savaşta Ebu Müslim kara elbiseler giyerek, Kürt Acem, Türk ve Nabatiler’den bir ordu oluşturarak savaşmış (748), bu nedenledir ki bu hareket Karabayraklılar olarak da anılmıştır. Ancak yeni şeriat düzeni de, Ebu Müslim’i Abbasi Devleti’ni bir tür “Dervişan Cumhuriyetine” dönüştürmesini hazmetmeyerek, bu devrimciyi katlederek aslına dönmüştür. Bu olay gelecekteki birçok ayaklanmanın başlangıcı da olacaktır.

İslam’ı kabul etmiş gibi görünen ancak korunma amaçlı takiyede bulunan halklar her an bir isyan için hazır beklemişlerdir. Bu gruplar içinde eski Aryan dinleri olan Mazdekizm, Zerdüştlük ve Manizm’i savunanların yanında, İslam’a karşı doğrudan karşı çıkanlarda vardı. Ebu Müslim’in öldürülmesi, yüzünü gizleyen ve örtüsü düşen Abbasi devletine karşı başkaldırılarda bir kıvılcıma dönüşmüştür. Başta Sicistan’da, Horasan’da ve Deylem bölgesinde başkaldırılarda bulundular. Halklar bu bölgede oluşan sosyal mozaiğin gereği olarak birlikte hareket ediyor, hareket içerisinde her farklı yapı kendisini ifade edebiliyordu. Bundan sonraki tüm süreçlerde Babek’e kadar olan süreçte toplum adına bu başkaldırıların tümüne İslamcılar tarafından Hürremiye adı verilmiştir.

Said Nefisi’nin aktarımına göre; “Hürremilerin yürüttükleri savaş dönemi, dakik hesaba göre 61 yıl sürmüştür. Çünkü Hürremiler 778-779 yılında başkaldırmıştır. Babek ise 837-838 yılında esir düşerek öldürülmüştür. “ Tabii bu başkaldırı ve özgürlük hareketleri Babek’in ölümünden sonra da 300 yıl devam etmiştir. Yani Babek’in kendi deyişiyle “benim destanım öyle bir destandır ki, ne Babekle başlamıştır. Ne de Babekle bitecektir” Sözü gerçek olmuştur.

Babek’in takipçileri her türlü katliam ve asimilasyon politikalarına karşı, gerektiğinde direnmiş,  gerektiğinde dağlara sığınarak bu inancı değişik isimler altında bu geniş coğrafyada yaşatmasını bilmişlerdir. Kızılbaş Aleviler de Babek’in özgürlük-eşitlik ve kardeşlik bayrağını bugüne kadar onurla taşıyan süreklerden biridir. Tarihte ilk defa Hürremiler döneminde Kızılbaş adlandırmasına rastlıyoruz. Hüremilerin bir diğer adı da albayraklılar, yani kızılbayraklılardır.

Babek kendi döneminde kurduğu toplumsal düzenle eşitlikçi, ortakçı yaşamı hâkim kılmış ve ezilen bölge halklarının umudu haline gelerek çeyrek yüzyıl sürecek olan isyanlara katılımını
sağlamıştır.

Abbasi orduları zulüm ve vahşette sınır tanımıyordu. Bu durumda Babek ve halkı özgürlüklerini kaybetmektense direnerek ölmeyi seçtiler. Haklı bir davada fiziken bir yenilgi yenilgi değildir.  Haklı bir dava uğruna ölümü göze alan bir direniş tarihe yazılmış bir özgürlük destanıdır aslında. İşte Babek’in ve halkının yenilgiyle sonuçlanan direnişi de tarihe bir özgürlük destanı olarak geçmiştir. Onun ardılları yüzyıllar boyunca zalimlere karşı canlarını kaybetme pahasına bu özgürlük çığlığını günümüze kadar taşımışlardır.

Başkentliği tekrar Bağdat’a iade edene kadar 57 yıl süreyle Abbasilere başkentlik yapan
Samarra Babek’in katledildiği yer olarak anılacaktır. Bağdat’a yakın bir yerde Dicle Nehri’nin kıyısında kurulan Samarra 4 Ocak 838 tarihinde büyük bir halk önderinin katliyle lanetlenecektir. Bu katl olayında Samarra, tek bir çığlık sesini bile duymadan, kanlar içinde parçalanmış kolları, baş ve ayakları şaşkınlıkla seyretmişti. İşte tek bir çığlık bile atmadan katledilen Samarra’daki direnişin kahramanı Hürremilerin lideri Babek’di.

Sonuçta dost bildiğinden gelen ihanet Babek’i Samarra meydanına kadar getirmiştir. Samarra’da ölüme giderken bile Babek’in sergilediği tutum tek başına insanlığa bahşedilmiş çok büyük bir onur ve direniş mirası olmuştur. Af dilerse kurtulacağını söyleyen Halifeye karşı ölürken de diz çökmemiştir. Said Nefisi Babek’i anlattığı kitabında bu son anları şöyle hicveder: “Babek, Mutesim’in yanına geldiğinde, Mutesim ona şöyle demiş: Ey Babek, sen öyle bir şey yaptın ki, hiç kimse böyle bir şey yapmamıştır. Şimdi de hiç kimsenin tahammül edemeyeceği kadar tahammül etmelisin. Babek de ‘yakında benim tahammülümü görürsün’ demiş. Mutesim: ‘Bunun iki elini benim gözümün önünde kesin’ diye emir verdi.” 

“Mutesim onun ellerinin ve ayaklarının kesilmesini emretti. Onun bir elini kestiklerinde, öteki elini kana batırıp yüzüne sürdü ve yüzünü gözünü kanlı kıpkırmızı yaptı. Mutesim, ‘ey it bu ne iştir?’ diye sordu. Babek şöyle dedi: ‘… İnsanların yüzü, bedenlerindeki kan nedeniyle kırmızı oluyor. Kan bedenden akıp gittiğinde, yüz sararır. Bedenimden kan akıp gittiği zaman halk, ‘yüzünün rengi korkudan sararmıştır’ demesin diye yüzümü kana boyadım.”    “Ona acı çektirmek amacıyla Mutesim, cellada kılıcı onun iki alt kaburgasının arasından yüreğine sokmasını emretti. Bunu yaptıktan sonra, Mutesim’in emri üzerine onun dilini kestiler, onun vücudunu darağacına astılar. Başını Bağdat’a götürüp, köprü üzerinde bir ağaca taktılar. Sonra aynı başı, Horasan’ın kent ve kasabalarında dolaştırdılar. Nedeni ise şuydu ki; o, halkın yüreğinde kök salmış büyük bir nüfuza sahipti.”

Babek Bir Destandır

Babek!… Aradan 1177 yıl geçmesine karşın, tarihin derin ve karalık kuyularından günümüze ışıyarak dökülen bir haklı isyan ve başkaldırıdır. Özgürlük, eşitlik, ortak paylaşımcı, kardeşiliği esas alan bir yaşam felsefesinin adıdır  Babek aynı zamanda.

Tarih zulümler, acılar, baskılar ve güçlülerin kıyımlarıyla doludur. İhanetin her devirde kol gezdiği, sultanlara uşaklığın insanlığa ve hakka ve adalete hizmetten yeğ tutulduğu sayısız örneklerle doludur. Ne varki yine tarihin her döneminde, kul olmaya karşı çıkan, onurunu çiğnetmeyen halklar ve önderlerde var olmuştur ve bu kahramanlar yenileceklerini de bilseler inançlarından dönmemişlerdir.  İşte Babek’te bu yiğitlerden, bu öncülerden biridir.

“baktı babek, dört yanında dört yoldaşı

baktılar dökülen yıldızlara, baktılar bezz’e

ay saklanıyordu utancından, bulutları yoktu gecenin”

tarihin her döneminde mazlumların çığlığı olanlar bilrler ki, mücadele sonucu yenilseler de gelecek kuşaklara yenilgileriyle birlikte eğilmemiş bir baş, bitmemiş bir kavga ve bir yiğit duruş bırakacaklardır. Bıraktıkları bu miras sayesindedir ki, onların ardılları yeniden, bırakılan bayrağı devralacaklardır. Nitekim bu hep böyle olmuş ve “dipten gelen dalga” misali tarih boyunca çoşkun bir sel gibi akıp gelmiştir bu direnişler.

Mazdeklerin, Hürremlerin ve Babeklerin  mücadelesi hiç bitmemiş, onların mücadelesi de, onların isimleri de tüm unutturma ve tarihten silme çabalarına karşı günümüze kadar ulaşmıştır. Ama dünya Mutaasim’a kalmadı. Altın bir bardaktan içti zehirli şarabı.

Babek’in idam edildiği Samarra şehri Mutaasimin ölümünden sonra terk edildi ve bu gün hala harabeleri duruyor. Afşin, Babek’in ölümünü hazırlayan Afşin; mükafat olarak zindana atıldı. Üç yıl kaldığı zindanda  açlıktan öldü .

Ve hala turna sürüleri Samarra üzerinden geçerlerken acı acı öterler. Gariptir ama onlar hala Babek’in yasını tutarlar.
Yararlanılan kaynaklar;

1-    Said Nefisi, Babek, Berfin Yayınevi,

2-    Ali Şeriati , Dinler Tarihi, Seçkin Kitaplar Yayıncılık

3-    Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi, Remzi Kitapevi,

4-    Ebu Cafer, Tarihi Taberi Tercemesi, Can Kitabevi,.

5-    Nizamülmülk, Siyasetname, Dergah Yayınları,

6-    İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, M.E.B,

7-    Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa isimli eseri

8-     Kendal Doğan, BABEK isimli makalesi

9-    Güntay Gençalp  ile Röportaj: Keramet Büyükçöl (Zazaki.Net sitesinden alındı)

10-  Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi imzasıyla yayınlanan Mazdek, Babek Ve Hürremizm isimli araştırma yazısı.

Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!

ERGİN DOĞRU

Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye’de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.

Türkiye, AKP hükümetinin iktidarlaşma çabası arttıkça özgürleşme arayışları ile diktatörleşme kavgası arasındaki mücadele giderek kızışıyor. AKP gericiliği tek adam diktalığı ile özgürlük arayışı olan tüm güçleri sindirmeye, susturmaya, biat ettirmeye çalışıyor. AKP gericiliği, geçmiş sistem partilerinden farklı bir politika izliyor. Diktalaşma sürecinde tek bir yöntemi değil, birçok yöntem ve politikayı iç içe uyguluyor. Bazen şiddet politikası, bazen ise inceltilmiş asimilasyon ve satın alma, içten ele geçirme gibi yöntemler uygulanıyor.

AKP gericiliği, çok yönlü politikalarını uygularken kendini sistem içerisinde kurumsallaştırma anlamında hızlı bir kadrolaşma uyguluyor ve sistemini geliştirmeye çalışıyor. Yargı, emniyet, ekonomi ve eğitim üzerinden sistemi ele geçirerek adeta “yeşil Kemalist diktatörlük” kuruyor. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sırasındaki söylem ve uygulamaları ile adeta padişahlık özlemlerini gideriyor.

AKP gericiliği ayrıca, iktidarlaşma çabalarını sürdürürken hiçbir dönemde görülmemiş kadar ağır bir baskı ve şiddet uygulamaktadır. AKP hükümeti döneminde yaşanan çocuk ve kadın ölümleri, AKP faşizminin şiddet boyutunu göstermektedir. Yargı, medya üzerinden yapılan en ufak eleştirileri linç politikalarına çevirmekte; sokakta sürekli bir linç tehdidi ile toplum sürekli baskılanmaktadır. Tayyip Erdoğan hakkındaki açıklamalarından dolayı dört kişinin tutuklanmış olması, tehlikenin boyutunu gösteriyor. Çıkarılmak istenen “İç Güvenlik Paketi”, padişahlığın yeni yasaları olacak gibi duruyor. Artık söz söylemek, eleştirmek, sokağa çıkmak kesinlikle bedel gerektirecek.

Kürtler AKP gericiliğine direniyor

AKP gericiliğinin uyguladığı bu faşizm ve dikta çabalarının karşısında ise uzun süredir olduğu gibi Kürt halkının özgürlük mücadelesi duruyor. Kürt halkının tüm soykırım operasyonlarına rağmen sürdürdüğü bu mücadele, özgürleşme adına takdire şayandır. Kürtlerin dışında özgürlük arayışının parçası olması gereken demokrasi ve barış güçleri ise maalesef oldukça etkisiz ve siyaseten belirleyicilikten uzak bir noktadadır. Bu belirlemeye Türkiye’deki emek ve sınıf güçlerini de katmak mümkündür. Dolayısıyla AKP karşısında yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin omzuna yüklenmiş durumdadır. Kürt hareketinin demokrasi ve özgürlük alanlarını genişletme ve büyütme amaçlı yürüttüğü demokrasi ve özgürlük ittifakı, bu sebepten daha acil bir durum haline gelmiştir.

Kürtler, demokrasi güçleri ve emek cephesindeki güçlerin dışında Türkiye demokrasi ve özgürlük güçleri için önemli bir etken olan demokratik Alevi hareketi de maalesef etkisiz bir durumdadır. Sürekliliği olmayan, gündem yaratamayan ve potansiyelini aktif mücadele çizgisini çekemeyen demokratik Alevi hareketi, parçalı ve etkisiz görüntüsüyle siyaset olarak etkili olamamaktadır.

Alevilerin demokrasi güçleri ile birlikte düzenlediği eğitim boykotu gösterdi ki, Aleviler kıpırdarsa Türkiye demokrasi güçlerinde etki yaratmaktadır. Bu yüzden de demokrasi ve özgürlük güçleri içerisinde Alevileri özel değerlendirmek gerekiyor.

Aleviler özgürlük gücüdür

Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye’de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.

Demokratik Alevi hareketi, Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte önemli bir güç ve role sahip olabilir. “Olabilir” diyoruz çünkü demokrasi mücadelesinin geçmiş pratiği göz önüne alındığında Alevilerin mücadele içerisindeki aktif ve etkili rolü belirgindir. Darbe sonrasında ise Alevi hareketi, çeşitli sebeplerden dolayı rolünü oynayamamıştır. Sistemin yükselen Kürt özgürlük mücadelesinden koparıp ayrıştırmak için Alevilere dönük politikaları, bu noktada belirleyicidir. Demokratik Alevi hareketi bu anlamda öncü olma, genel Alevi hareketini doğru bir hatta çekme konusunda rol oynamalıdır.

Genel Alevi hareketi irdelendiğinde siyasal duruş ile paralel olarak eğilimler de belirleyicidir. Örneğin Aleviliğin tarihsel özüne ve felsefesine sahip çıkanlar sistem karşıtı, ilerici bir konumdayken, sistem ile uzlaşan Alevi yapıların duruş olarak Türk-İslamcı çizgiye yattığı biliniyor.

Alevi hareketinin bugün içerisinde bulunduğu parçalı yapı, aslında siyasal duruş ile alakalıdır. Dolayısıyla, “İnanç ve siyaset iç içe olmaz” diyenlerin gerçeği söylemediği nettir.

Alevilerin en büyük handikaplarından biri ise CHP ile olan çelişkili ve yanlış ilişkilenme tarzıdır. Genel Alevi hareketine sistem tarafından enjekte edilen bu hastalıklı duruşun hala aşılamadığı bir gerçektir. Sistem tarafından beslenen gericilik üzerinden Aleviler, sürekli egemenlerin sahte laik politikalarına yedeklenerek sistem denetimine alınmıştır. Elitist burjuvazinin sahte sekülarizm anlayışı, bugün de Aleviler üzerine politika olarak kullanılmaktadır. Bugün AKP gericiliği bahane gösterilerek Aleviler, CHP ye yedeklenmektedir. CHP’nin Aleviliğe hiçbir katkısı olmamasına rağmen Alevilerin hala CHP ile idare edilme çabaları, adeta karşılıksız bir aşktır.

Tarihsel süreç içerisinde yaşanan tüm Alevi katliamlarında CHP’nin iktidar veya iktidar ortağı olduğu gerçeği, ortaya koyduğumuz belirlemenin en somut göstergesidir. Koçgiri, Dersim, Sivas, Maraş, Gazi ve sıralamadığımız irili ufaklı onlarca Alevi katliamında CHP vardır.

CHP-Alevi ilişkileri bu kadar net ve somuttur. Egemen sistem anlayışı, Alevileri hiç kabul etmemiştir; sadece ihtiyaç dahilinde kullanmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca beyaz Kemalist sekülarizmin Alevileri kullanmanın ötesinde bir yaklaşımı hiç olmamıştır. Genel Alevi hareketi, bu çarpık, yanılgılı ve karşılıksız CHP ilişkisinden derhal vazgeçmelidir.

Genel Alevi hareketi için vurgulanması gereken diğer önemli bir nokta da Aleviler ve Kürt Özgürlük Hareketi arasındaki ilişki düzeyidir. Ortadoğu alanının önemli bir değişim ve dönüşüm gücü olan Kürt Özgürlük Hareketi, tüm dinamikleri olduğu gibi Alevileri de olumlu şekilde etkilemiştir. Aleviler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yükselişiyle beraber özgüven kazanmış, demokratik örgütlülüğünü geliştirmiştir. Devletin Kürtler ile Alevilerin buluşmasını önlemek için Alevi hareketine sunduğu imkanlar dahi dolaylı olarak Kürt hareketinin olumlu yansımalarıdır.

Hemen söylemeliyiz ki, Kürt Özgürlük Hareketi’nin genel Alevi hareketi ile sağlıklı ilişkilenmesi, sistemi zorlayacak en önemli güçtür. Bu iki dinamiğin birleşmesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesini olumlu etkileyecektir. İşte bunu önlemeye çalışan sistem güçleri ve işbirlikçileri, iki dinamik gücün arasını açmak, tarihsel egemen yargılar ve yalanlar üzerinden ayrıştırmak için çabalarından vazgeçmiyorlar. İki dinamiğin tarihsel duruş ve bedelleri görmezden gelinerek Aleviler inanç üzerinden ayrıştırılmak isteniyor. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, kendini inanç üzerinden tarif etmiyor ve Aleviliğin özünü her fırsatta sahipleniyor.

Seçimler yeni bir özgürlük alanı açabilir

AKP gericiliğinin kendini meşrulaştırması noktasında seçimler üzerinden sağladığı kazancı iyi yorumlamak gerekiyor. AKP, seçimleri kendini kurumsallaştırma ve iktidarlaştırma anlamında önemli bir mevzi olarak kullanmış ve siyasetini sistem gücü haline dönüştürmüştür.

AKP gericiliğinin seçimler üzerinden elde ettiği gelişmeler karşısında demokrasi ve özgürlük güçleri genel olarak bu imkanı doğru kullanamamıştır. Kitleler ile buluşma, onun siyasi iradesi olarak kendi sistemini örgütleme şansını, cumhuriyet tarihince elde edemedik. Sebepleri çok olsa da sonuç olarak ortada var olan gerçeklik budur. Dönem dönem parlamenter sistem içerisinde yapılan kimi müdahaleler kalıcı olmamış ve sonuç vermemiştir.

Demokratik Kürt hareketini ise bunun dışında tutmak gerekmektedir. Demokratik Kürt hareketi, açığa çıkan fırsatları doğru değerlendirmiş ve parlamenter sistemi halkın çıkarları doğrultusunda değerlendirmiştir.

Bugün gelinen aşamada AKP gericiliğinin seçimleri yeni hedeflerine ulaşma aracı haline dönüştürmesine izin vermemek gerekmektedir. AKP gericiliğinin tek başına anayasayı değiştirecek güce ulaşmasının önüne geçmek açısından güçlü bir halk muhalefeti örgütlemek gerekiyor. CHP ve MHP gibi sistemin diğer partilerinin AKP gericiliğinin önüne geçemeyeceği açıktır.

AKP gericiliğinin önüne geçmek için ortaya çıkan tabloda en önemli güç, Alevilerin, emekçilerin, aydınların, ilericilerin HDP ile yapacağı güç birliğidir. HDP’nin baraj sorunu olmayacağını görmekteyiz ama sorunu sadece baraja indirgemek, halklarımızın özgür geleceğini kısır değerlendirmek anlamına gelir.

Türkiye’de AKP gericiliğini durduracak yegane güç HDP ve bu güçlerin birlikteliğidir. Bu güç barajı aştığında AKP gericiliğinin anayasa çoğunluğu sağlaması mümkün olmayacaktır. AKP gericiliğine karşı mecliste oluşacak güç, halkların özgür geleceğini inşa edecek güç olacaktır.

HDP ile birlik ve zafer, inkarcılığın aşılmasıdır

HDP ve demokrasi güçleri ile meclise girecek olan bileşim, cumhuriyet tarihince yok sayılan, imha tehdidi ile yaşamış toplumsal kesimlerin temsilcisi olacaktır. Bu yönüyle bakıldığında HDP’nin seçim perspektifinde ortaya koyduğu birlik anlayışı, bir seçim birlikteliğinden ziyade yeni bir toplumsal birlik anlamına gelecektir. HDP çatısında bir araya gelecek olan Alevi, Süryani, Yahudi, Ermeni, Rum, Arap tüm etnik ve inançsal kimlikler, eşit, özgür bir gelecek temelinde birleşecektir.

Emekçiler, doğru sınıf anlayışını demokratik mücadele ile birleştirecek; sistemce yok sayılan, ötekileştirilen kim varsa ortak demokratik değerlerde buluşacak. Bu yüzden de HDP ile yakalanacak olan zafer, aynı zamanda inkarcı, imhacı cumhuriyet anlayışının iflası olacaktır.

Alevilerin çıkarı birliktedir.

Alevi toplumu arasında bugün yaşanan ayrışmanın tarihsel kökeni ve geçmişi vardır. Alevilikte işbirlikçi çizgi ile direnişçi çizginin tarih buyunca süren mücadelesinde Hallacı Mansur’dan, Ebul Vefa’ya, Pir Sultan’dan Baba İshaklara, Alişerlerden Seyit Rızalara kadar direniş çizgisinin başarısı zorunludur. Hızır Paşa, Rayber çizgisine karşı tarafı olduğumuz direniş çizgisi, Aleviliğin geleceğidir.

Aleviliğin tarihsel özü ile yaşanmasından yana olan her Alevi birey, Aleviliğin geleceği için doğru siyasi tutumu almak zorundadır. Bugün Yezid zihniyetinin iktidar olduğu, Hızır Paşa, Rayber çizgisinin Yezid zihniyetine paralel bir duruş gösterdiği bir süreçte her Alevi’nin Hüseyni bir duruş ile Pir Sultan gibi, Seyit Rıza gibi baş eğmeden gerekli duruşu göstermesi gerekir. Bugün bu duruşu göstermek, tüm gericiliğe karşı Aleviliği HDP bünyesinde diğer özgürlük ve demokrasi güçleri ile buluşturmaktır.

Aleviler açısından baktığımızda bu birlik, hem tarihsel duruş açısından gereklidir hem de çıkarları açısından gereklidir. Alevileri içinde bulundukları asimilasyon ve zor tehdidinden kurtarmak, ancak kendi değerlerine ve iradelerine saygı gösterenlerle yan yana gelerek mümkün olur.

Bugüne kadar aldatmaca ve korkular üzerinden yedeklenilen Kemalist kafa ile Yezid zihniyetini aşmak mümkün değildir. İnkarcı zihniyetin asıl ideolojik sahibi olan CHP’ye destek vermek, Aleviler açısından inkarcılığın devamıdır, yeni katliam politikalarına zemin sunmaktır. CHP’nin desteklenmesi demek, aynı zamanda Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta yitirdiğimiz canların aziz hatırasına da saygısızlık yapmak demektir.

AKP geriletilmek ve aşılmak isteniyorsa yapılması gereken, sanal ve sahte korkular ile CHP yedeğine düşmek yerine AKP gericiliğini tümden aşacak devrimci, demokratik özgürlük platformu olan HDP’nin yanında yer almaktır.

HDP’nin barajı aşması, AKP gericiliğinin anayasayı değiştirme, dolayısıyla başkanlık sistemini kurma tehlikesini kaldıracaktır. HDP’nin oluşturacağı grupla resmi ideoloji aşılırken Aleviler kendi temsilcileri ile kendi mücadelelerini de daha iyi yürütecektir.

Seçimler bir son değil, yeniden başlangıçtır

Bu coğrafyada asırlardır yaşanan adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı halkların özgürleşme zamanı geçiyor. Kapitalist modernitenin sömürü politikalarının aracı haline dönüştürdükleri farklılıkları, boğazlaşmaların değil özgürleşmenin mevzisi yapma zamanıdır.

Elbette seçimler özgürleşme kavgamızda ancak bir araçtır. Seçimlerin kaybedilmesi ile özgürleşme arayışımız son bulmayacağı gibi zafer ile de özgürleşmiş olmayacağız. Burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli nokta, bu coğrafyanın tarihinde hiç olmadığı kadar özgür birlik temelinde bir zemin yakalanmıştır. Emekçisi, devrimcisi, aydını, öğrencisi, kadını, çocuğu ile özgürlük sevdası mayalanmaya başlanmıştır.

Seçimler, halklarımızın bağrında doğan bu yeni mayalanmanın önemli bir aşaması olabilir. Bunun için de seçimleri halklarımızın özgürleşme ve demokratikleşme sürecinde bir mevziye dönüştürelim.

Egemenlerin halklarımıza karşı geliştirdiği dincilik, milliyetçilik, baskı ve zor politikalarına karşı halkların, inançların, toplumsal kesimlerin özgürlük, eşitlik kavgasında bir mevziye dönüştürelim.

Yeni bir dönem başlarken zalimin karşısında direnen Kürt halkının özgürlüğüne, Alevi’nin özgürlüğünü, Süryani’nin eşitliğini, Ermeni’nin kardeşliğini ekleme zamanıdır. Halklar bahçesi yeniden çiçek açarken vicdan sahibi olan herkese düşen, özgürlükler ve demokrasi mücadelesinde halklar ve inançlar bahçesine bir kızıl gül eklemektir. 

Zalim ile mazlum arasında süren hak mücadelesinde, Xizir yardımcımız ola!

Alevileri kim temsil ediyor

ALİ KENANOĞLU

Alevileri kimlerin temsil ettiği, Alevi kurumlarının Alevileri ve Aleviliği temsil edip etmediği konusu zaman zaman özellikle de seçimler sürecinde çokça tartışılan konulardan birisidir.

Bu temsiliyet meselesinde Alevi kurumlarını boşa düşürmek isteyenlerin sıkça başvurduğu gerekçe Alevi çoğunluğunun siyasi refleksi, yaklaşımları ve tercihlerinin Alevi kurumlarından farklılık arz etmesi argümanı üzerine oturmaktadır.

Alevilerin çoğunluğunun Alevi kurum yöneticilerinin aldığı siyasi kararlara ve siyasi yönlendirmelere riayet etmediklerini söylemek yanlış değildir. Ancak ayrım net olarak konulmalıdır ki Alevi kurumları Alevi bakışı ve Alevi hassasiyeti, önceliği ile meselelere bakıp açıklamalarını öyle yapmakta, tercihlerini ona göre belirlemektedirler. Alevilerin, Alevi öncelikleri ve Alevi hassasiyetiyle kurumlarca yapılan bu açıklamalara, siyasi yönlendirmelere riayet etmemeleri başka bir meseledir.

Kürtlerin yarısını, bazen yarıya yakınının kimi zaman da yarısından fazlasının Kürt siyasal hareketi ve onun siyasal partisi olan DEP-HADEP- DTP-BDP-DBP’yi dinlemedikleri gibi Alevilerin de yarısından fazlası Alevi kurumlarının siyasi yönlendirmelerini açıklamalarını dinlemeyebilirler. Ancak nasıl ki zaman zaman Kürtlerin çoğunun oyunu alan AKP’yi Kürtlerin siyasal temsilcisi olarak görmeyip daha az oy verdikleri BDP’yi (yeni ismiyle DBP) ve HDP’yi Kürtlerin siyasal temsilcisi olarak kabul ediyorsak Alevilerin temsiliyetini de bu mücadeleyi yürüten kurum ve kişiler dışında arayamayız. Aleviliğin temsilcisi Alevi kurum, kuruluşları ve bu kurum kuruluşlarda Alevilik mücadelesi ile yoğrulmuş, bedel ödemiş veya ödemeyi göze almış, bu mücadelenin aktivistliğini yapmış kişilerdir. Öyleyse kendisini Alevi olarak gören ve siyasete de Alevi hassasiyeti ile bakanların temsilcisi de bu kurum ve kişilerdir (ocaklar, dernekler, vakıflar, federasyonlar ve aktivistler).

Bunun yanı sıra Alevilerin büyük çoğunluğunun siyasi meselelere ve siyasi tercihlerine Alevi hassasiyetiyle bakmadıkları da başka bir gerçektir.

Alevi kurumlarının çabası Alevi toplumunu bu siyasi bilince taşımak olmalıdır.

Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu üzerinden yürüyen tartışmalarda Alevi kurumlarının İhsanoğlu’ya karşı yaptıkları açıklamaların Alevileri temsil etmediği iddiasını gündeme taşımıştı. Alevilik nasıl ki kendisini başka bir inancın ve dünya görüşünün karşıtlığı üzerinden var etmemişse, Alevi temsiliyetinde bulunan kurumlar da siyasetini bir karşıtlık veya yandaşlık üzerinden oluşturamazlar. Bunu yapanlar Alevi hassasiyetiyle değil başka kaygılar, korkular veya çıkarlar üzerinden bir belirleme yapmış olurlar. Alevi kurumları partilerin programlarına, adaylarına, pratiklerine, temsil ettikleri misyona, adayların Alevilere olan yaklaşımlarına ve Alevilerin taleplerine olan yaklaşımlarına bakarak tercihlerini ve söylemlerini oluştururlar, oluşturmalıdırlar.

Siyasi partiler de Alevi aday belirlerken (Tabii ki böyle bir dertleri varsa) bugüne kadar yapıldığı gibi “Ben de Aleviyim” diyen ama Alevilerin örgütlü mücadelesinin hiçbir yerinde bulunmamış kişilerden belirlememelidirler. Bu durum Alevilik mücadelesine ve o mücadele için yıllarını veren insanlara karşı saygısızlıktır ki toplum da bunu değerlendirecektir.

Aşk ile.

Diyarbakir Türkmen Alevileri HDP dedi

PSAKD Eski Genel Başkanı Kemal Bülbül’den sonra, Pirsultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır şube başkanı Cafer Koluman, Halkların Demokratik Partisi’nden Diyarbakır Milletvekili aday adaylığı için başvurdu.

Koluman yaptığı yazılı açıklamada, HDP’den niye aday olduğunu belirtti. Koluman; „Neden HDP; Alevilerin bu ülkede geçmişten beri yok sayıldığı, inkar edildiği, inancının yasaklandığı ve bu da yetmezmiş gibi katliamlara maruz kaldığını yaşayan ve anlayan biriyim. Bu nedenle Alevi halkıyla Kürt Halkı arasında bir kader ortaklığı olduğunu gören ve analiz eden biriyim. Mevcut siyasi iktidardan ve Alevilerin kanını emen sistem partilerinden Alevi halkına bir fayda gelmeyeceğini iyice öngörmekteyim. Tam da bu nokta bütün halkları, inançları, ezilenleri, yok sayılanları, ötekileştirilenleri, kadınları, gençleri, emekçileri, işçileri ve tüm farklılıkları kucaklayarak, bütün kimlikleri kendi özgünlüğüyle ifade etme olanağı sağlayan HDP’nin Aleviler için 3. bir yol, bir umut ve kurtuluş olduğunu düşünmekteyim. Bu nedenle 15 yıla yakın Alevi örgütlerinde edinmiş olduğum tecrübe, bilgi ve becerimi bu sürece aktararak Aleviler ile Kürtler arasında bir köprü rolü üstlenmek istiyorum. Ayrıca bir Amed’li, bir Kürdistan’lı Türkmen Alevi olarak, bugüne kadar siyasi arenada temsiliyet sağlayamamış Alevi canları temsil etmek istiyorum. Alevi canların da böyle bir istemi vardır. Bozatlı Xızır yardımcımız olsun.“ Dedi.

HDP şahsında Aleviler

Türkiye’nin seçim sürecine girmiş olması tüm kesimlerin kendilerini ifade etme isteğini tetiklemiş, özellikle HDP’nin performansı gözle görülür bir hal almıştır. Halklar, inançlar, ötekileştirilmiş tüm kesimler kendilerini HDP şahsında temsile kavuşturma çalışmalarını başlatmışlardır. Bu kesimlerin en önemlilerinden bir tanesi Alevilerdir.

Alevi kurumlarının hemen hemen tümü HDP ile görüş alışverişinde bulunarak ve kendi aralarında toplantılar organize ederek, HDP projesi içerisinde nasıl yer alacaklarını tartışmaktadırlar. Klasik sorunlara yaklaşım biçimi Aleviler arasında artık itibar görmemekte, ancak ve ancak HDP’nin de içine dahil edildiği söylemlerle var olabileceklerini ve varlıklarını devam ettirebileceklerini düşünmektedirler.

Aleviler, HDP’siz bir çözümün artık kendileri için mümkün olmadığını dile getirmektedirler. Alevi kurumlarının genel merkezleri başta olmak üzere, yerel örgütlenmeler HDP’nin seçime dair plan ve programını heyecanla beklemektedirler. Şimdiye kadar ki HDP şahsında Alevilere yönelik dile getirilen yaklaşımların hayat bulacağı inancını güçlü bir şekilde hissederek seçimi karşılayacakları görülmektedir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Aleviler, bulundukları her alanda seçimi desteklemek için oluşumlara gitmektedirler.

Bu durum HDP’ye ciddi bir yük ve sorumluluk getirmektedir. Şimdiye kadar siyaset düzlemlerinde kendisini kendi varlığı ile ifade etme imkanı bulamamış olan Alevilerin HDP’de nasıl temsil edileceği konusu tüm Alevilerin sorusu olarak gündemdedir. Gönüllerini HDP’de siyaset yapmak üzere şekillendirmiş Alevilerin beklentisi HDP’nin açıklamalarının gereğini hızla yapması biçimindedir.

Bu anlamda; HDP’nin Alevilere yönelik politikanın netleşmesi, muhataplarına deklare edilerek, Alevi temsiliyetinin doğru bir zeminde  sağlaması hayati bir önemdedir. Bunda da tüm sorumluluk HDP’dedir. Aleviler siyasetin, iktidarın ve devlet geleneğinin dışında kendini var etmeye çalışan bir toplumsal yapıdır. Örgütlenmeleri, bu toplumsal yapıya denk gelecek biçimde siyaset yönteminden uzaktır. Tecrübesiz ve düzdür. Onun için köklü bir geleneğe sahip olan Kürt özgürlük hareketinin deneyimleri ışığında HDP sorumlulukların muhatabıdır. Doğrunun ve yanlışın örgütlendiği yerdir. Bilginin ve yönetmin belirlendiği yerdir. Sorumluluğu bu anlamda belirleyicidir. Alevilerin bekletisini doğru örgütlemek zorundadır.

Bilinmeli ki binlerce yıl direnmiş ve cumhuriyetle birlikte en ağır darbeleri yemiş olan Aleviler ve Alevi hareketi bugün HDP’ye büyük umutlar beslemektedir. Bu beklentiler siyaset kurumunu da aşan bir yürek bağı sağlamıştır. Şengal bu dönüşümün, sahiplenişin miladı olmuştur. Nasıl ki Êzidîler kolları ve kanatları kırık Kürt Özgürlük Hareketinin vicdanından yeniden var olmuşlarsa, Aleviler bugün aynı hissiyatla onun varlığına kast eden kesimlere karşı Kürt Özgürlük Hareketi’nin vicdanında var olacaklarını bilmektedirler. Ortadoğu’daki saldırılar karşısında halkların yegane kurtuluş projesi olan fedakar evlatların bir boyun borcuyla, bir ikrar borcuyla darda durmaktadırlar. Bu darın kaldırılması, özgürlükçü bir Türkiyenin yaratılması manasında artık varlıklarını kendileri olarak ortaya koymak arzusuyla temsiliyetlerini, örgütlenmesini, örgütlenenlerin öz savunmalarını yapmasını beklemektedirler.

Aleviler, eski Alevi değiller. Aleviler, sırtlarında taşıdıkları kamburlar üzerinden okunacak durumda değiller. Onun için Alevilere samimi yaklaşmak, samimiyeti örgütlemek ve temsiliyete kavuşturmak, kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Kerkük’ten, Horasan’dan, Dersim’e, İzmir’e, Edirne’ye, Bulgaristan, Yunanistan’dan Makedonya’ya kadar uzanan bir gönül bağının, bir itikatın varlık yokluk kavgasının umutla taçlandığı şu günlerde daha sorumlu olmak, daha çok fedakarlıkta bulunmak, bizim için kaçınılmazdır.

HDP şahsında Alevilerin bu yürüyüşünü selamlıyoruz. Aşk ile…

Alevi kurumları birlik için bir araya geldi

“Ortak aklı ve ortak enerjiyi birlikte açığa çıkaralım”

ALEVİ KURUM TEMSİLCİLERİ GARİP DEDE DERGAHINDA TOPLANDI.

ALEVİ TOPLUMUNUN VE HAREKETİNİN BİRLİK SORUNUNU TARTIŞMAK, ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE YAPILACAK EYLEM PROGRAMINI OLUŞTURMAK VE ALEVİ TOPLUMUNUN TALEPLERİNİ SEÇİM SÜRECİNDE DAHA ETKİLİ KILARAK İZLENMESİ GEREKEN TAVRI BELİRLEMEK İÇİN YAPILAN TOPLANTIYA ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU, ALEVİ DERNEKLER FEDERASYONU, ALEVİ VAKIFLAR FEDERASYONU, PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ, DEMOKRATİK ALEVİ DERNEĞİ VE HUBYAR SULTAN DERNEĞİ YÖNETİCİLERİ KATILDI.

Gün boyu süren toplantıda, Alevilerin hem Türkiye sınırları içinde hem de Ortadoğu da önemli bir demokratik dinamik olduğu vurgusu yapıldı. 8 Şubat’a yapılan dayanışma ve birlik mitingi ile 13 şubat’a Laik, Bilimsel ve Anadilde eğitim sloganıyla yapılan okul boykotu eylemlerinin Aleviler arası birliği pekiştirdiği gibi, herkese ciddiye alınması gereken bir güç olduğunu da gösterdi değerlendirmelerinde bulunuldu.

Toplantıda Alevi örgütlerinin gerek seçim sürecinde ve gerekse seçim sonrasında alevi toplumunun temel taleplerini gündeme taşıyıp çözüm üretebilmesinin ve Türkiye siyasetinde etkili olabilmesinin en önemli araçlarından birinin örgütlü birliktelik olduğu dile geldi.

Fikir ayrılıkları olsa da Aleviler arası bu tür toplantıların önemli olduğu, ancak bu ve benzeri toplantılarla yol alınabileceği dile gelirken önümüzdeki günlerde bu tür toplantıların devam edeceği de vurgulandı.

Şükrü Yıldız “milletvekili adayı değilim”

Basına ve Alevi kamuoyuna;

Bildiğimiz gibi Türkiye yeni bir seçim sürecine girmiş bulunuyor. Tüm kesimler gibi Alevi kamuoyuda bu seçimlerde nasıl bir tutum takınacağını tartışıyor. Alevilerin sorunlarını gündeme alacak seçim programlarının ortaya çıkması için çaba harcıyor, seçimlerde kendilerini ifade edecek adaylarında lsitelerde yer almasını da istiyor.

Alevi kurumlarının bu çalışmasını ömesiyor ve destekliyorum. Alevilerin her yerde ve alanda kendilerini kendileri olarak temsil etmesi gerektiğini düşünüyor ve bu mücadelenin bir parçası olarak kendimi görüyorum. Alevi temsiliyeti üzerinden farklı yerlerden aday olan çok sayıda arkadaşımız var. Bunların Alevilerin sorunlarını meclise taşıyacağından hiç şüphe duymuyorum. Bu arkadaşlara desteğmiz sürecektir.

Bize yönelikte değişik yerlerden adaylık önerileri geldi. Bu öneriler elbeteki çok kıymetli ancak şu anda içinde bulunduğum kurumda olmanın Aleviler açısından çok daha yararlı olacağını düşündüğümden, şahsım olarak hiç bir yerden, hiç bir siyasi partiden aday değilim. Bulunduğumuz kurumlardaki çabamızın Aleviler için daha yararlı olacağını biliyorum. Alevilerin bizden beklentisininde bu olduğunu düşüyorum.

Adaylık konusunda teveccüde bulunan arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Saygılarımla

Şükrü Yıldız