Ana Sayfa Blog Sayfa 6359

Almanya’da HDP için seçim komisyonları kuruldu

Almanya’da Genel Seçimlerde HDP’yi desteklemek amacıyla başlatılan çalışmalar hızlanıyor. Frankfurt, Ludwigshafen ve Leverkusen kentlerinde oluşturulan seçim komisyonları yürütecekleri çalışmalara ilişkin toplantılar düzenledi.
FRANKFURT
Almanya’nın Frankfurt kentinde Türkiye ve Kürdistan’da 7 Haziran’da yapılacak Genel Seçimler için HDP adına çalışma yürütecek 40 kişilik bir komisyon oluşturuldu.
Demokratik Kürt Toplum Merkezinde bir araya gelinerek oluşturulan ve Frankfurt Demokratik Güç Birliği’nin de içinde yer aldığı Komisyon HDP için çalışmalarına başladı. 10 bin oy hedefi belirleyen Komisyon, ev ev dolaşarak kayıt işlemleri ve toplu oy kullanılması için planlama yapacak. Ayrıca kentin 6 alana bölünmesiyle yürütülecek çalışmalar kapsamında Bilgi İşlem Merkezi kuruldu.
Seçim Komisyonu, Frankfurt ve çevresinde bulunan pek çok kurum ve kuruluşla diyalog kurarak HDP’nin desteklenmesini isteyecek.
LUDWİGSHAFEN
Almanya’nın Ludwigshafen kentindeki Kürt Toplum Merkezinde düzenlenen toplantıda Genel Seçimler için 45 kişilik bir çalışma ekibi oluşturuldu.
Toplantının açılış konuşmasını yapan NCK Kürt Toplum Merkezi Eşbaşkanı Cano Yıldız, şunları ifade etti: “Belirlenen hedefe ulaşabilmemiz için çok çalışmalı ve barajı AKP’nin üzerine yıkmalıyız. Türkiye ve Kürdistan’da artık özgürlük bloğunu oluşturmalıyız. Yaptığımız toplantılarda sosyalist, demokrat, devrimci, Alevi, Ezidi kesimler, bölgede bulunan Amedspor Kulübü, Mizgefta Kurda gibi değişik halklar, kesimler, kurumlar HDP’yi destekleyeceğini açıkladı. Dost kurumlarla temaslarımız devam edecek. Pratikler için adımlarımızı hızlandıracağız. AGİD, ATİK, ADHK, DİDF ve değişik şahsiyetlerle toplantılar yaptık. Bundan sonra Komisyon haftada bir bir araya gelip durum değerlendirmesi yapacak.”
Toplantıda belirlenen 11 kişilik Seçim Komisyonu, halkla bir araya gelerek bilgilendirme çalışmaları yürütecek.
LEVERKUSEN
HDP’yi destekleyeceğini açıklayan 42 kurumdan Avrupa Maraş Girişimi, Leverkusen’de bulunan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Genel Merkezi’nde bir toplantı düzenledi. Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nde (NRW) yaşayan Maraşlılar’ın katıldığı toplantıya Alevi inanç önderleri de destek verdi.
Genel bilgilendirmenin yapıldığı toplantıda Maraş’a yönelik seçim stratejileri tartışıldı. Toplantıda söz alan Pir Mehmet Yüksel, Maraşlıların topraklarını sahipsiz bırakmamaları gerektiğini belirterek, bu seçimlerin kendilerine ‘ruhen orada olduklarını ispatlama imkanı’ verdiğini belirtti.
Maraş Girişimi Üyesi Deniz Osoy ise Maraş Katliamı’na dikkat çekerek, seçimlerde HDP’yi destekleyerek Maraş’a sahip çıkılabileceğini söyledi.
Toplantı sonunda seçime yönelik merkezi kentlerde seçim destek geceleri ile paneller yapılması ve kurulan seçim komisyonlarının yanında , mahalle mahalle çalışma yapılması kararları alındı.
ANF

Alevi kurum başkanları HDP eş başkanlarıyla görüştü

Aleviler HDP’den beklentilerini dile getirdiler

ALEVİ KURUM TEMSİLCİLERİ BUGÜN HDP EŞ BAŞKANLARI SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE FİGEN YÜKSEKDAĞ İLE ANKARA’DA HDP GENEL MERKEZİNDE BİR GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİRDİ. GÖRÜŞMEDE, KURUM BAŞKANLARI ALEVİLERİN HDP’DEN BEKLENTİLERİNİ, SEÇİM SÜRECİNE NASIL YAKLAŞTIKLARINI DİLE GETİRDİLER. BU ARADA,  ÖDP EŞBAŞKANLARI ALPER TAŞ VE BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA, HDP EŞ GENEL BAŞKANLARI SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE FİGEN YÜKSEKDAĞ’LA GÖRÜŞTÜ.

HDP Genel Merkezi bugün Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan Genel Başkan Fevzi Gümüş ile Başkan Yardımcıları Baki Düzgün ve Ali Özcan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Müslüm Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir, Hacıbektaş Veli  Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Garip Dede Dergahı başkanı Celal Fırat, Demokratik Alevi Derneği adına eş başkanlar Murat Işık ile Sogül Çelik ve Hubyar Sultan Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nu konuk etti. Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut ise telekonferans yoluyla görüşlerini iletti.

HDP Eşgenel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüşen Alevi kurum başkanları 2015 genel seçimlerine ilişkin görüşlerini belirtirken, Alevilerin beklentilerini, seçim sürecine yaklaşımlarını ve nasıl temsil edileceklerine ilişkin görüş bildirdikleri öğrenildi.

Pipisi olmayan erkekler…

BELDA GÜRSEL

Özgecan’ı tanımayan kaldı mı bu ülkede? Bundan 3 – 5 gün öncesine kadar kendi hayatında kendi ailesinde kendi işinde gücünde olan gencecik bir kadınken birden bire ülkedeki herkesin tanıdığı biri oluveriyorsun ve bunu hiçbir zaman öğrenemiyorsun. Çünkü birilerinin canı senin ırzına geçmek istemiş ve sen direnince bıçaklamış, ellerini bileklerinden kesmiş kafana bütün gücüyle levyeyi indirmiş sonra da seni yakıp kül etmiş. Bedenini alamayınca canını almış… Katil önce itiraf etmiş her şeyi, sonra kendi hayatının derdine düşmüş. İfade değiştirip suçun büyük bölümünü arkadaşının üzerine yıkmış, tecavüz niyetinin olmadığını söylemiş. Cinayet işlemeye ne kadar “mecbur!” kaldığını anlatmış. Özgecan’ın tırnak izleri daha yüzünden silinmemişken kendi vicdanında vahşiliğini aklayıp canavarlığını kılıflara geçirip çarpık adalet sisteminin önüne koymuş. Bu çabasının meyvelerini ne zaman toplar bilmiyorum ama çok uzak olmadığından eminim, ne acı…

Özgecan’ın toprağa emanet edildiği gündü. İyi okullarda okumuş, psikoloji alanında en sağlamından kariyer yapmış, ekonomik özgürlüğü olan bir arkadaşım Facebook’ta tanımadığı ama danışanlarından birinin babası olduğunu tahmin ettiği bir erkeğin bütün iletilerine gülümseme smille’i ile yorum yaptığını söyledi bana. O güne kadar bu davranıştan hiçbir rahatsızlık duymamıştı fakat o gün özel mesaj atarak arkadaşıma ünlü bir top modele benzediğini hiç de masumane olmayan bir dille ifade etmişti. Ben o kişiyi arkadaş listesinden çıkarıp engellemesini tavsiye ettiğimde “ya beni art niyetli olmakla suçlarsa ben öyle demek istemedim senin için fesat derse n’aparım?” diye sordu. Bir kadının kendini korumak isterken bile rahatlıkla yargılanıp suçlu çıkarılabileceğini düşünmesi, ya benim hakkımda farklı şeyler söylenirse diye kaygılanması size de tanıdık geldi mi? İyi okullarda okumak kariyer yapmak güçlü bir kadın olarak hayatını devam ettirmek vs. Bunların hiçbiri kadınların taciz karşısında suçlanabileceği endişesi taşımasını engelleyemiyor. Bu yüzden konuyu anlatırken sosyal durumu hakkında ön bilgi yazma ihtiyacı duydum.

Sosyal medyada #sendeanlat tag’ı ile binlerce taciz itirafı yapıldı. Hepimiz itiraf edilenlerin aynını ya da benzerlerini yaşamışız, susmuşuz, korkmuşuz, utanmışız. Dinimiz dilimiz sosyal statümüz, mesleğimiz farklıydı. Zengindik fakirdik, gençtik yaşlıydık, esmerdik sarışındık, güzeldik çirkindik, şişmandık zayıftık, türbanlıydık türbansızdık; yani nicesiydik, fakat bunca özellik arasında bizi buluşturan iki şey vardı sadece. Cinsiyetimiz ve hayatımızın bir bölümünde mutlaka denk geldiğimiz TACİZ olayları! Yüzlerce binlerce itiraf… Amcası, abisi, patronu, öğretmeni, doktoru, oyuncusu, mühendisi, polisi, hacısı, serserisi, işçisi, komşusu, yaşlısı, genci… yüzlerce binlerce tacizci… Böyle bir distopya içinde kadın olmak, çocuk olmak… Tacize ya da tecavüze uğradığın için yaftalanmak, suçlular yerine cezalandırılmak… Ne kadar aşinayız hepsine değil mi? Birileri mini etekten dekolteden dem vurarak erkeği aklamaya çalıştığında daha da büyüyen yalnızlık duygusu. Çaresizliğin benliğinde açtığı uçsuz bucaksız yaralar. Acaba suçlu gerçekten ben miyim diye düşünmeler. Tacizi itiraf ederken mini etek giymemiştim tecavüzü hak edecek bir şey yapmamıştım diyerek masumiyeti kanıtlama çabaları. Bu çabalar içinde, giyiminden veya yaşam şeklinden dolayı bazı kadınların tacizi/tecavüzü hak ettiğini ima etmek ve bunun farkında bile olmamak…

Düşmanımız kim peki? Bu şiddetten kimi sorumlu tutacağız, kimden hesap soracağız? Erkeklerden mi? Sadece erkeklerden oluşmayan fakat ayrıcalığı erkek cinsiyetine bahşeden, kadını köleleştirerek konforlu varlığını sürdürmek isteyen sistemi görmezden mi geleceğiz? Kadın cinsine boyun eğmesi gerektiğini öğütleyen, özgürlüğü erkeğe yakıştıran, kadın bedenini erkeğe sunulmuş bir armağan olarak gören, kadın şiddetini haklı çıkarmak için elinden geleni yapan, her cinayetin faturasını kadına kesen, kraldan çok kralcılık eden pipisiz erkekleri n’apıcaz? Kendi kimliğini erkek kimliğinin gölgesinde bırakıp ikinci sınıf sayılmayı normal kabul eden, kadınla erkeğin eşit olduğu bir dünyayı hayal edemeyen, kendi elleriyle üstünleştirdiği erkeklik kavramına kulluk etmek için yetiştirilmiş pipisi olmayan pembe cüzdanlı erkekleri tüm bu suçların dışında mı tutacağız?

Kimdir bu pipisi olmayan erkekler, hatırlayalım mı? Kadın, okumak yerine evinde oturup koca beklerse böyle şeyler yaşanmaz diyen anneannedir. Kocandır döver de sever de diyen annedir. Kesin bir şey yapmıştır beni niye öldürmüyorlar diyen abladır. Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelmez diyen komşu teyzedir. Diğer hemcinslerini karalayarak ne kadar ahlaklı olduğunu ıspat etme gayretine giren iş arkadaşıdır. Orospu, kezban, kaşar, amk (Küfürler burada sansürlendiği için kısalttım zaten o kadar çok kullanılıyor ki ne dediğimi anlamamanız mümkün değildir herhalde) vs. eril söylemleri kullanarak kendi hemcinsini aşağılamakta bir sakınca görmeyen okul arkaşıdır. Kadının elinden bütün hakların alıp savunmasız hale getirdikten sonra pembe otobüslere tıkıştırarak korumayı teklif eden Hilal’dir. Tacize uğradığınız için kendinizden utanıp gizlenmelisiniz diyen Sevda’dır. Tacize/tecavüze uğradıktan sonra kapatın çenenizi konuşmayın diyen Cemile’dir. Kadına kürtaj yaptıramazsın dayatmasında bulunan Fatma’dır. Münevver’in katilini pamuklara sarıp savunan Perihan’dır. Programına iki kadının katilini çıkarıp cinayetleri meşrulaştıran Seda’dır. “Yıllarca seksi iç çamaşırlar ve erotik kostümler giyen şarkıcılar lütfen çenenizi kapatın çünkü suçlusunuz milleti suça teşvik ediyorsunuz!” diyen Niran’dır. Bir erkek neden eşini öldürecek kadar canileşir? Neden şiddet uygulama ihtiyacı hisseder?’ sorusuna: “Kesinlikle kadınların dillerinin uzaması! Kadınlar çok para sahibi oldular ve o egoları çok yükseldi. Çok bilip çok konuşuyorlar ama kadına naif olmak kibar olmak yumuşak olmak yakışır. Bu dinimizde de böyledir.” cevabı veren Sibel’dir. Daha sayayım mı?

Ufak bir kağıt parçasına “Çok acı var” yazıp bu dünyadan ayrılmayı seçmişti Dicle Koğacıoğlu. O cümle yıllardır kulaklarımda yankılanır durur hiç tanımadığım Dicle’nin bir defa bile duymadığım sesiyle. Her gün daha çok anlıyorum o cümleyi, her gün daha çok hissediyorum. Ve biliyorum ki pipisi olan ya da olmayan erkeklerden oluşmuş o devasa bataklığı görmeyi başaramadığımız, kimliklere bırakıp sistemin yakasına yapışmadığımız sürece “Çok acı var” demeye devam edeceğiz.

Son olarak; canım Leyla Erbil’in Cüce’sinden, kısacık cümlelere sığmış upuzun bir özeti buraya bırakıyorum.

“Hatçablacığım dedim, dövüyor bu adam
seni, öldürecek bir gün dayaktan, bırak gel
açalım bir dava ona, kalırsın benimle ge-
çinir gideriz ha? Edemem onsuz! dedi, ben
onun sıcağına alışığım, sen bilmezsin!”

radikal blog

Arîmazın Nurhak Özgür Yaşam Platformu kuruldu

Maraş ve Malatyalı çok sayıda dernek ve inisiyatif, Arîmazın Nurhak Özgür Yaşam ve Demokrasi Platformu’nu kurdu. Platform tarafından yapılan açıklamada, toplumsal sorunlara karşı daha aktif mücadele edileceği vurgulandı.

Kürecikliler Derneği, Kistikliler Vakfı, Hasanaliler Derneği, Güç-Der, Elbistan Güçük Köyü Yardımlaşma Derneği, Sev-Der (Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği), Kaşanlılar, Elbistan Köşk Köyü Derneği, Uzunpınar Köyü Derneği, Uzunhasan Köy Derneği, Avrupa Kürecikliler Halk İnisiyatifi, Darıca Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ortak faaliyetler yürütebilmek için Arîmazın Nurhak Özgür Yaşam ve Demokrasi Platformu’nu kurdu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Bugün toplumumuz açısından ve yaşadığımız kurumlarımız açısından bir dönem noktasıdır, bir millattır. Bir tarihtir, dönemeçtir” denilerek, şu ifadeler kullanıldı:

‘SORUMLULUKLARIMIZ ARTMIŞTIR’

“Birlik içinde olmak, düşüncemizin bir parçası, inancımızın bir gereğidir. Dayanışma içinde olmak kültürümüzün, siyasi yapımızın bizden beklediği önemli bir olgudur. Bundan sonra gönül bağı ile bağlı birlikte hareket etmek için Platformumuzu kurduk. Tüm kurumlar bundan sonraki dönemde sorumluluklarına yeni bir sorumluluk eklendiğinin bilincindedirler. Sahip oldukları kültürel mirasın, inanç mirasının omuzlarına ne kadar ağır bir görev ve sorumluluk yüklediğinin farkındadırlar.

“Her türlü antidemokratik olaya, Alevilerin inanç sorununa, cemevi, zorunlu din dersi, antikapitalist Müslümanların ifade özgürlüğüne ve Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların, Çerkeslerin temel hak ve özgürlükler sorununa kadar gelişen değişen her şey sorumluluklarımızı artırmıştır.”

‘GELİN YARINI İNŞA EDELİM’ ÇAĞRISI

Açıklamada, Platformun önümüzdeki dönemde gerek yörelerine gerekse metropolde yaşananlara karşı ilgisiz kalmayacağı, dost kurumlarla birlikte ve dayanışma içinde faaliyet yürüteceği belirtildi.

Açıklamada, sanatçı, aydın, yazar ve demokratik kurumlara da, “Gün dayanışma günü, gün birlik bütünlük günüdür. Gelin hep birlikte yarınımızı inşa edelim. Arımazın Nurhak Özgür Yaşam ve Demokrasi Platformu çatısında cem olalım” çağrısı yapıldı.

ANF

Ya Xizirê Kurdan zû were!..

Îro bi navê dînê mirovahî ketiye qirika hevdu. Hovîtiyeke ku mirovahî di dîrokê de zêde lê rast nehatiye, li dar e. Ji ber cihêrengiya baweriyan komkujî tên pêkanîn, însan têne serjêkirin û li ber çavên mirovahiyê bi zindî însan têne şewitandin. Bi taybetî li Rojhilata Navîn, li Pêş Asya û li Afrîkayê hêz, kom û malbatên desthilatdar û dewletên serdest ên Rojavayî hewldidin ku temenê desthilatdariyên xwe bi destê lîstikvanên hov û bi hovîtiyeke ku mirov li hemberî wê ji mirovbûna xwe fedî dike, dirêj bikin.

Çi dîn û çi etnîsîte; nasname gişt ji hêla serdestan ve mîna çekan tên bikaranîn. Civakên ku hejmara wan li hember nasnameyên serdest kêm e, bi tirsa rasthatina komkujiyan an xwe vedişêrin an jî war û welatên xwe diterîkînin. Mirovahî cirma siyasîbûna nasnameyan, bi tunekirina hemû nirxên mirovahiyê yên ku mirov bi wan dibe mirov, dikişîne.

Di esasê de bawerî û nasnameyên etnîkî gişt aştiyane ne û li ser hewcedarî û pêwîstiya jiyaneke aram pêk hatine û bi nirxên mirovî xemilîne; ta ku di destê desthilatdaran de bûne bîrdoz û siyaset…

Xwedîderketina xweza û xwezahiyê

Ez wer îdia dikim; ku di reseniya civakên Kurdî giştan de hişmendiya jiyanê û têkîliyên civakî mîna hevdu ye. Kengê bajarîbûn destpê dike û bi desthilatdaran re dikevin nava têkiliyê, Kurd reseniya xwe wenda dikin, baweriyên wan bi nirxên ku desthilatdar derdixin pêş ve têm xemilandin û asîmîle dibin. Di atmosfera îroyîn a ku însan jê ditirse ku baweriya xwe aşkere bike de, gereke em çavên xwe vegerînin nirxên xwe yên resen û xwezayî. Ji van nirxan yek jî Xizir, Xidir Êlyas, Xidirê Nebî, Xizirê Kal an jî Xizirê Siwarê Hespê Boz e…

Serê meha sibatê ji hêla Kurdên Elewî ve wek rojên Xizir tên pejirandin. Lê wexta mirov li civakên Kurdî yên li her çar parçeyên Kurdistanê mêzeke; dibîne ku Xizir ne tenê bo Elewiyan, bo Kurdên ji her baweriyan (Misilman -Sunnî û Şafî, Yarî, Êzîdî û hwd.) jî bi heman nirx û baweriyê tê watedarkirin. Mijar û wateyên hevbeş ên ku ev olan gişt li Xizir bar dikin; nemirtî, keskahî, av, masî, sebir, hêvî, parastina xwezayê û xwezahiyê, zanayî, alîkarî, piştgirî, parîhevkirin û rêzanî ye…

Nêrîneke balkêş jî heye ku pirr nêzî Yaresanî û Elewîtiyê ye yan jî nêzî dînê Mîtrayîzmê ye; ku wer tê bawerkirin; çar pêxember hene ku hêjî sax in. Du kesên ji wan; Îsa û Îdrîs li ezmên in û duduyên din Xizir û Êlyas jî li ser rûyê erdê ne. Yek ji wan di deryayê de yanî di nav avê de ye û yê din jî li ser bejahiyê ye!

Xizirê Kurdên Elewî

Xizir bona Elewiyan siwarê hêviyê û kesekî pîroz e û mîna ‘Xizir Nebî’, ‘Xizirê kal’ an jî ‘Xizirê siwarê hespê boz’ tê binavkirin. Li her derê ye. Cihê ku lê digere aramî, azadî, rindî, xweşî û geşî pêk tê. Ava jiyanê vexwariye, kalekî rihspî ye. Jîn dide xwezayê û alîkariyê dide kesên di tengasiyê de. Rojên Xizir li dawiya meha çileyê dest pê dike û di nîvçeya meha sibatê de bi dawî dibe. Xanî û derdor tê pakkirin. Musahîp, kirîv, meriv û tirb tên ziyaretkirin. Piştî rojiya ku sewa kesekî feqîr, kesekî girtî û kesekî sêwî 3 roj tê girtin, niyaz û loqme tên belavkirin, bi rêbertiya pîran cem tên civandin û kesên sû yanî xeyîdî li hev tên. Gorî Elewîtiyê Xizir û Xidir Elyas du bira ne. Xizir jîn, evîn û zindiyê dide seranserê cîhanê û Xidir Elyas jî can dide derya û çeman…

Xizirê Kurdên Sunnî

Xizir li gel sunniyan peyxemberek e ku ava jiyanê vexwariye û murşidê pêxember Mûsa ye. Ew û Mûsa gelekî nêzî hev bûne. Pirr çîrokên wan ên bi hev re hene ku ew her tim rê nîşanî Mûsa dide, sebirê fêrî Mûsa dike. Herwiha tê gotin; ku ew hên jî sax e û ji cihanê koç nekiriye. Dibêjin; ew herwiha zarokê nemir ê pêxamber Adem e. Adem ji bo zindîmayîna wî heta roja qiyametê dua kiriye! Gorî baweriyê; ji ber ku li ser her cihê ku rûdinişt kesk dikir yan jî biçûya ku derê keskahî bi xwe re dibir, jê re Xizir ango keskbûyîn hatiye gotin. Li gor sunnî û şîeyan jî wî ava jiyanê ku di cihekî tarî de bûye vexwariye. Kal û pîrên Kurdên Sunnî heta ev demên dawiyê yên nêz, rojiya Xizir digirtine. Mijareke din jî eger di rojên zivistanê de bawerî bi wî/wê bê kirin ku tiştek şor çêkin û rakevin û ji ber Xizir wek xwedayê avê ye, bibîne ku em hêvî dikin, ew ê avê bide wan.

Xizirê Kurdên Yarî (Yaresan)

Gorî baweriyeke Kurdên Yarî (Yaresan) ruh namir e û ji bedenekî derbasî bedeneke din dibe. Dibêjin Şah Xoşbîn ku wek baweriyeke Yaresaniyan di sedeya Çaremîn de ji dayîkek bakîre hatiye dinê. Navê wê Mamma Celale yan jî Dada Celale bûye. Cihê jidayîkbûna wî Loristan e. Dibêjin ku ruhê wî derbasî Sultan Îshaq bûye. Sedema rojîgirtina Yariyan jî ew e ku ji ber Sultan Îshaq û rêhevalê wî sê şev û rojan di şikeftekî de dimînin. Navê şikeftê Merno ye ku di nav çiyayê Şender ê li Kirmanşanê de ye. Di bin dorpêça dijminan de bê av û nan dimîmin. Ku piştî wê serdikevin û azad dibin. Yaresan bo van sê rojên ku wan di şikeftê de tî û birçî derbas kirine, rojî digirin. Ev roj jî rojên zivistanê ne.

Xizirê Kurdên Êzîdî

Kurdên Êzîdî jî Cejna Xizir Êlyas û Xizir Nebî pîroz dikin. Ev wekî cejna dilsoziya bi xwezayê re tê nasîn. Di vê cejna ku destpêka biharê tê pîrozkirin de goşt nayê xwarin û tenê berhemên xwezayê têne xwarin. Piraniya Êzîdiyan vê cejnê di rojên pêncşem û înê ya hefteya yekemîn a meha sibatê de, hinek jî di rojên yekem ên pêncşem û înê yên piştî 14’ê sibatê de pîroz dikin.

Di Êzdayetiyê de Xizir Êlyas û Xizir Nebî wekî pêxember tên qebûlkirin û herdu birayên hev in. Gorên wan jî li Laleşê ye. Di destpêka meha sibatê de şeş cureyên tovên berhemên çandiniyê ku bi navê “Berê Cot” tên naskirin, tên komkirin. “Berê Cot” ji genim, ceh, nok, garis û hwd. pêk tê. Piştre tên qelandin û jê re “Qelandik” tê gotin. Piştî ku tê sarkirin bi destar tê hêrandin û di roja cejnê de jî tê xwarin.

Di rojên pêncşem û înê de “Bêxwîn” ango xwarina xwezayî ya bê goşt, tê amadekirin. “Bêxwîn” ji dendikan, dimsê şêrîn û avê pêk tê. Herwiha hevîrek tê amadekirin û li cîranan tê belavkirin. Di belavkirinê de wiha tê gotin: “Xêra xwe belav bike û li ol û mezheba wî nepirse. Kesê ku Xizir Êlyas û Xizir Nebî ne li mala wî/wê be, para wî/wê tê de nebe!” Êzîdî ji vê cejnê heta destpêka meha adarê goşt naxwin; ji ber ku ev dema zêdebûna ajalan e…

Ya Xizirê kal; tu hêz û hêviyê bide Kurdan û xelkên din ên bindest; ku yekbin, ji bindestiyê û ji hovîtiya ku îro li wan tê kirin, xwe rizgar bikin!..

1. Ankara Demokratik Alevi Çalıştayı sonuçlandı

Ankara Demokratik Alevi Derneği’nin çağrısıyla toplanan 1. Ankara Demokratik Alevi Çalıştayında  İkrar, Kadın ve Alevilerin güncel sorunaına ilişkin tartışmalar yürütüldü.  Tartışmalar sonrasında sonuç bildiregesi yayınlandı. İşte sonuç bildiregesi;

1. ANKARA DEMOKRATİK ALEVİ ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

Basına ve Kamuoyuna;
Çalıştayımız 14/02/2015 tarihinde: ‘’ Me Îqrar Da Reya Heq ‘’ şiarıyla, Tüm-Bel- Sen toplantı salonunda 70 delege ve misafirlerin katılımıyla gerçekleşmiştir. Çalıştayımız Dersimden Kobanê’ye uzanan Şehitlere ve Kobanê zaferine adanmıştır. Ayrıca, Çalıştayımız, Kürt Halk Önderi sayın Abdullah ÖCALANA yönelik geliştirilen 15 şubat ulaslararası komplosunu lanetleyip kınamıştır. Bu komployu başta Kürt halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halklarına karşı yapılmış bir komplo olarak değerlendirmiştir.

Çalıştayımızda üç temel başlık üzerinde tartışmalar yürütüldü. Bunlar;
1- Alevilikte ikrar meselesi
2- Alevilikte kadın
3- Aleviliğin güncel sorunları

Alevilikte ikrar meselesi başlığında öne çıkan belirlemeler şu şekildedir;
Osmanlıdan, Cumhuriyete Alevi inancı üzerinde yürütülen saldırı politikalarının, alevi inancını kendini yürütemez duruma getirdiğini, Bugün Alevileri ve alevi inancını devletçi egemen sisteme yedeklemeye çalışan, ezilen ve mağdur halklara devlet nazarında bakan anlayışların, ikrarlı bir anlayış olamayacağını, Kişinin verdiği ikrarla ocağına, eline, beline, diline bağlı kalacağına, eşine, aşına, işine sadık olacağına, asla kimseyi dininden, inancından ve ırkından dolayı hor görüp aşağılamayacağına, kısacası doğru bir yaşam süreceğine söz verdiğini. Son yıllarda alevi ikrarında bazı kesintilerin görüldüğü ve bu problemin giderilmesi için yapılması gerekenler konuşuldu, öneriler sunuldu.

Alevilikte kadın başlığında öne çıkan belirlemeler şu şekildedir;
Alevilerde kadın eşitliğinin biçimsel olmayıp, yaşamın her alanında erkekle eşit haklara sahip olduğu, ancak son yıllarda ikrarın zayıflaması, kuralların aşınması sonucu kadınların bazı haklardan yoksun kaldığı, Kürt Alevilerde geçmişte pirliğin cinsiyet içermediği ama günümüzde pirliğe eril bir anlam yüklendiğini, Sistemin dayatmalarına karşı, Alevi kadınların kendi örgütlerini oluşturması gerektiği,
Alevilikte büyük ölçüde bir eşitliğin olduğu, fakat toplumsal yaşamda kadının geri plana itildiği belirtildi ve öneriler sunuldu.

Aleviliğin güncel sorunları başlığında öne çıkan belirlemeler şu şekildedir;
Bugün Aleviler adına hareket eden bazı yapı ve örgütlerin, önemli bir demokrasi dinamiğine dönüşemediği ve Alevilerin taleplerini sadece cem evlerinin yasal statüye kavuşması, din dersinin kaldırılması, DİB (diyanet işleri başkanlığı) kaldırılması ve eşit vatandaşlık talebinin ötesine götüremediğini,Bazı kesimlerin; Alevi örgütlerini kullanarak, kendilerine iktidar alanı oluşturup, bir koltuğa ulaşmanın manivelası haline getirdiklerini, Aleviler için Statüsüzlüğün, yok edilme ve iradesizleştirilme olduğu bu nedenle, Alevilerin, Ortadoğu girdabında kendi toplumsal varlıklarını garanti altına alabilecekleri en ileri talebin ‘‘ Kültürel- İnançsal Özerklik’’ içeren statü talebi olduğu. İŞİD vahşetinin ve mevcut ulus devletlerin bulunduğu Ortadoğu coğrafyasında, hiçbir halkın ve inancın artık örgütsüz ve savunmasız yaşama şansının bulunmadığını, bu nedenle Halklar ve inançların var olan barbarlıktan kurtulmalarının ve varlıklarını korumalarının yolunun, örgütlü yaşamdan ve kendi öz savunmalarını oluşturacak bir toplumsallığa ulaşmalarından geçtiğini, Alevi Kürtlerin kendi özgün örgütlenmelerini, başta ocak sistemi olmak üzere işlevsel hale getirilmesi üzerinde duruldu, Alevilerin kendi alternatif eğitim kurumlarını oluşturması; bu kurumlarda inançsal, cinsiyet eşitlikçi ve ekoloji konularında eğitim verilmesi vurguları yapıldı.

Çalıştay; önümüzdeki süreçte benzer çalışmaların yapılması kararlaşmasıyla sona erdi.
Komeleya Elewiyan a Demokratîk a Enqereyê (KEDE)
Ankara Demokratik Alevi Derneği (ADAD)

Aleviler Boykotta

Geçtiğimiz hafta sonu Kadıköy’de yapılan “Laik demokratik ve anadilde eğitim” mitingi Aleviler açısından yeni bir dönemin başladığını göstermektedir.  İlk kez Aleviler kendi taleplerini, ötekileştirilmiş diğer kesimlerin talepleriyle ortaklaştırarak dile getirdiler. Kendi varlıklarını ve haklarını savunma konusunda birlikte yol alacakları kesimlerin resmini çizdiler. Ve Alevi kurumlarının ezici bir çoğunluğu kendi aralarındaki sorunları bir kenara bırakarak yan yana geldiler. Özellikle Alevi kurumları arasında muhafazakâr kimliği ile bilinen CEM Vakfı’nın temsil edildiği yapıların mitinde yer alması, sokağa inmesi bir ilke tekabül etmektedir.

Bu durum Alevilerin hak arama mücadelesindeki arayışında kendisi olmaktadır. Uzun yıllar devletin çeşitli örgütlenmelerle, vesilelerle devlette barajlamayı başardığı Aleviler bendini aşma durumuna gelmiş, kendi gücünü fark eder olmuşlardır. Bunun vermiş olduğu kendine güvenle başa Kürt özgürlük hareketi olmak üzere tüm devrimci demokratik kesimlerle ilişkilenmeye başlamışlardır. Bulundukları tüm alanlarda kimliklerinin tanınması ve ona göre adımların atılması beklentilerini her alanda dile getirir, örgütler olmuşlardır.

Tabii ki bu değişimin temel unsurlarından bir tanesi Kürt özgürlük mücadelesinin sorunların çözümünde ortaya koyduğu yaklaşımdır. Her kemsin kendini özgürce ifade edip örgütlediği, ihtiyaç duyduğu temsiliyeti belirlediği Demokratik Ulus kavramı tamda Alevilerin sorunlarını aşma ve diğer topluluklarla birlikte yaşama imkânı sunmaktadır. Aleviler bunu görmüşlerdir. Varlıklarını sürdürmenin teminatının da bu yaklaşımda saklı olduğunu Şengal, Kobani sürecinde iliklerine kadar hissetmişlerdir.

Alevi kurum ve kuruluşları Ortadoğu’da yaşananları yakından takip eder bir durum içine girerek geleceğe dair adımlarını yenden gözden geçirmektedirler. Önümüzdeki dönemde daha da net bunun sonuçlarını göreceğiz. Bu tartışmalar sürecinde Aleviler kendisini ifadeye kavuşturarak “barış ve müzakere” sürecine dâhil olacaklardır. Taleplerinin müzakere masasında olmasını isteyecekler, güçleri oranında da kabul ettirilmesi için toplumsal baskı unsurlarını devreye sokacaklardır.

Sivil itaatsizlik eylemlerinin önümüzdeki süreçte giderek artacağı da şimdiden görülmektedir. 13 Şubat 2015 tarihindeki Alevi kurumlarının çağrısıyla yapılacak olan okulları boykot bu anlamda atılmış önemli bir adımdır. Alevi örgütlenmesi açısından bir ilktir. Eğitim-Sen’in de bu eyleme destek olmak için bir günlük grev kararı alması da, Alevilerin taleplerini Türkiye genelinde gündemleştirilmesine vesile olan bir dayanışma eylemi karakterini ifade etmektedir.

Yine anadilde eğitim talebinin bu eylemliliğin bir parçası olması Kürtlerin yıllardır verdikleri anadilde eğitim hakkı mücadelesinin Aleviler tarafından da sahiplenilerek yeni bir ivme kazandığını göstermiştir. Bunun hak kazanma mücadelesinde yeni bir hareketlenmeye vesile olacağı açıktır. Birlikte hareket etmenin pozitif enerjisi ortaya çıkmıştır. Kadıköy mitingi işte bu enerjinin ortaya çıkartıldığı bir çalışma olmuştur. Sonuçları itibariyle Türkiye’deki muhalif güçlerin birlikte hareket etmesini zorunlu hale getiren bir örnek olmuştur.

Bu anlamda çalışma içerisinde yer alan Alevi Vakıflar Federasyonu, Alev Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, PSAKD ve Eğitim-Sen’i kutluyorum… Aşk ile…

Dersimliler ‘talepleri’ için yürüyecek

Aleviler taleplerini haykırmak için 8 Şubat’ta Kadıköy’de “Laik, Bilimsel, Anadilinde Eğitim ve Demokratik Yaşam için Dayanışma ve Birlik Mitingi/Alevi Birlik Mitingi” yapacak. Miting Dersim’de de Halk Meclisi Öncülüğünde 9 Şubat – Pazartesi günü saat 12:00 de Yeraltı Çarşısı üzerinde gerçekleştirecek.

Dersimliler “Alevi Açılımı yüzünü gösterdi, zorunlu din derslerini çoğalttı, amaç dindar nesil diyerek AKP Hükümeti’nin 12 yıllık politikalarına tepki gösteriyor” sloganı ile düzenlenecek olan mitingle ilgili çağrıda bulunan Dersim Peri Belediye Eş Başkanı Hüseyin Çetinkaya “AKP hükümeti 12 yıldır tek tipleştirme modeli üzerinde çalışıyor. Alevi Açılımı, asimilasyon açılımına dönüştü, zorunlu din dersleriyle inancımızı unutturmaya çalıştırıyorlar.

Dersim 38’de katledildik, soykırıma uğradık, bugün de soykırım sistem güçlerinin eğitim ve öğretim modeliyle devam ediyor. Taleplerimizi haykırmaya devam edeceğiz” dedi.

AKP hükümetinin oluşturduğu eğitim sistemine tepki gösteren Dersim Eğitim Sen Şube Başkanı Hasan Ölgün ise şunları belirtti: “Aleviler özellikte de ötekileştirilmiş halkımız yoğun bir kaygı içinde. Çünkü AKP hükümeti eğitimi gericileştiriyor. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu güne diyanet eliyle Alevilere yapılan asimilasyon politikaları 12 yıllık AKP hükümeti döneminde de hız kazandı. 12 Eylül askeri darbesiyle zorunlu din derslerinin Anayasal bir hale getirilmesi geleceğin sistem tarafından çizilen yüzünü gösterdi. Eğitim şurasını da bu en iyi örnek olarak göstere biliriz. Zorunlu din derslerinin birinci sınıfa kadar indirilmesi yine velilerde bir kaygı oluşturmuştur, düzenlenen bu çalışmalarda aslında Alevilere verilen bir cevaptır. Bizler de Eğitim Sen olarak demokratik tepkimizi göstereceğiz.”

Eşit yurttaşlık taleplerine de değinen Ölgün, düzenlenecek olan boykota katılım çağrısında bulunarak, herkesin desteğini vermesini istedi.

Elif Çığlık isimli veli ise, “Biz kendi yolumuzdan inancımızdan vazgeçmeyeceğiz, demokratik olarak tepkimizi göstereceğiz” dedi.

PSAKD’liler yedi gündür açlık grevinde

Erzîngan’da (Erzincan) Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube yönetici Hasan Sınırtaş’ın “TKP/ML üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanması üzerine, dernek üyelerinin kararı protesto etmek üzere başlatılan açlık grevi eylemi 7’inci gününde devam ediyor. Açlık grevindeki dernek yöneticilerinden Erol Yeter, arkadaşları Sınırtaş’ın Alevilerin taleplerinin yerine gerilmesi için gerçekleştirilen eylemlerde bulunduğu için tutuklandığını, tutuklanmasının hukuki bir yönünün bulunmadığını söyledi. Sınırtaş’ın tutuklanmasıyla hak talep eden tüm Alevilere bir gözdağı verilmek istendiğini vurgulayan Yeter, “Alevilerin talepleri için çalışma yürütenlere verilmek istenen gözdağına ve Sınırtaş’ın haksız yere tutuklanmasına karşı tepkimizi ortaya koymak amacıyla derneğimizin ışıklarını kapatmayacağız ve Sınırtaş özgürlüğüne kavuşana kadar açlık grevine devam edeceğiz” dedi.

Alevilerin 8 Şubat mitingine herkes katılmalıdır

HÜSEYİN ALİ

Aleviler 8 Şubat’ta Kadıköy’de miting yapacak. Alevi çocukları bir gün okula gitmeyecek. Türkiye’de hala kimliği resmi olarak tanınmayan ve olduğu gibi kabul edilip temel hakları tanınmayan Alevilerin örgütlenmesi ve örgütlü olarak haklarını ortaya koyması önemlidir. Zaten demokrasi de her topluluğun örgütlü olup kendi kimliğini ortaya koyması, kendisiyle ilgili kararları kendisinin vermesi ve kendi kendisini yönetmesidir. Bu açıdan Alevilerin örgütlü toplum olarak taleplerini dillendirmesi demokrasi açısından çok önemlidir.

Aleviler bazı dönemler ve istisnalar dışında devlete bulaşmamış, devlet dışı toplum olarak yaşamını sürdürmüş bir inanç topluluğudur. Zaten bugün sayılan tüm pozitif özellikleri devlete bulaşmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Eğer devletleşseydi, devletle iç içe olsaydı bugünkü olumlu özelliklerini kaybederdi. Alevilik inancı iktidar ve devlet için bir araç haline gelirdi. Eğer Aleviler bugün hala bir toplumsal inanç ve kültür olarak varsa, iktidarcı devletçi siyasetin aracı haline getirilememişse, bu tabii ki olumlu değerler taşımak anlamına gelmektedir. Kapitalist modernite çağında inanç baskısı ortamında inançlarını var ettikleri ve kültürlerini oluşturdukları topraklarından koparılmışlardır. Hem kökten kopma, hem de şehirlerin kapitalist modernite yaşamı ortamında inanç ve kültürlerinde belli bir aşınma ve asimilasyon ortaya çıkmıştır. ‘Şehirlerdeyiz, bazı değerleri artık kırsal alanda olduğu gibi koruyamayız’ gibi gerekçelerle yaklaşımlar olsa da, bu tür eğilimlere karşı Alevi inancı ve kültürü bir direniş göstermektedir.

Aleviliğin en önemli karakteri toplumsal olmasıdır. Zaten devlet dışı kalmak özünde komünal ve demokratik yaşamdır. Komünal ve demokratik yaşam Aleviliğin özüdür. Eğer bu değerlerden uzaklaşma varsa Alevilikten uzaklaşma vardır. Alevi inancını da, ibadetini de, felsefesini de toplumsallıktan ayrı düşünmek Alevilikten kopmaktır. Toplumcu olan da demokratik olmak zorundadır. Toplum, öz demokratik karakteriyle ayakta kalır. Komünal olanın demokratik, demokratik olanın komünal olmak zorunda olduğu gerçeği, en fazla da bozulmamış, aşınmamış ve çok yönlü asimile olmamış Alevi gerçeğinde rahatlıkla görülebilir.

Alevilerin hakim inanç karşısında asimile olmaması için direnmesi çok değerlidir. Osmanlı ve Türkiye tarihinde tamamen Sünni İslam haline getirilmek için çok yönlü zulüm ve baskı uygulanmıştır. Bu konuda bazı sonuçlar alınmıştır. Öyle ki, Elazığ, Bingöl ve Muş hattında yakın zamana kadar Alevi olan Sünni aileler, çevreler ve köyler bulunmaktadır.

Ancak asimilasyonu sadece böyle keskin bir dönüş olarak görmek de yetmez. Bugün Alevilik inancı ve kültürü kapitalist modernite ortamında inanç değerlerinin ve kültürünün özünden boşaltılması inanç değiştirilmesi kadar tehlikeli hale gelmiştir. Özellikle komünal demokratik yaşamın var olduğu kırsal yaşamdan kopup şehirlere gelindiğinde devletle tanışma ve iktidar amaçlı siyasi çevrelerle ilişkilenme Aleviliği özünden koparan durumlar ortaya çıkarmıştır.

Alevilerin haklarının tanınması, özgür ve demokratik yaşamlarının kabul edilmesi, her türlü baskıdan uzak bir yaşama kavuşmaları önemlidir. Ancak devlet şunu versin, bunu versin demek yanlıştır. Bu da Aleviliğin asimile edilmesi tuzağına düşmektir. Bu açıdan devletten uzak durulmalıdır. Gölge etme, baskıya araç olma, hakim inançların temsilcisi gibi önümüzde durma başka bir ihsan istemiyoruz denilmelidir. Bu açıdan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması talebi çok demokratik ve değerlidir. Dedelere maaş bağlanması Aleviliği içten fethetmektir denilip reddedilmesi çok önemlidir. Devlet dışı kalmak, devletten uzak durmayı ifade eden her söz, her duruş Alevicedir. Bunun altını çizmek gerekir. Yoksa Sünniliğe şöyle hizmet ediliyor, şöyle bütçe payı ayrılıyor, bize de ayrılsın demek yanlıştır. Ne Diyanetin bütçesi olmalıdır, ne de Alevilere bütçe ayrılmamasında Diyanet’in emsal gösterilmesi doğrudur. Devlet, inançların özgür ve demokratik olarak kendisini ifade etmesi için kolaylık göstersin; zorluk çıkarmasın denilebilir. Yoksa devlet bize şu kadar bütçe katkısı sunsun demek Aleviliğe ihanettir. Bunu diyenler ne dediklerinin farkında değildirler. Böyle bir talep, Hızır Paşa sofrasında oturmaktır. Devletin karakteri ne oluşa olsun, bu tür istemler bu anlama gelir. İyi devlet, kötü devlet yoktur; bir devlet, diğer devletten daha az kötüdür. Kapitalizm çağında para çok önemli hale gelmiştir. Herkes parayla geçinmek için her şeyi yapmaktadır. Zaten her alandaki bozulmanın kaynağı budur. Dolayısıyla Aleviler devletten hiçbir şey istememelidirler; kendi kıt kanaat imkanlarıyla inançlarını, kültürlerini yaşatmayı bilmelidirler. Böyle yaparlarsa değerlidir. Diğer türlü, inançlarını da doğru temsil edemezler, koruyamazlar ve yaşatamazlar.

Alevilerin inanç, kimlik ve kültür özgürlüğünü sonuna kadar destekliyoruz. Kendi olmak hiçbir biçimde asimile olmamak, kafasını verip inancından vazgeçmemek çok değerli ve kutsal bir duruştur. Aleviler kendi olmaktan, demokratik duruştan vazgeçemezler. Kimin demokrasi ve özgürlük talebi varsa onun yanında olurlar; onu desteklerler. Farklı etnik ve dinsel toplulukların kimliğinin var olmasını ve özgür yaşam haklarını kendi hakları gibi savunurlar. Çünkü başkalarının özgür ve demokratik yaşamasını savunmayanlar kendi özgür ve demokratik yaşamını da savunamazlar ve kazanamazlar. Kürtler, Alevilerin inanç özgürlüğünü, özgür ve demokratik yaşamını savunmadan kendi özgür ve demokratik yaşamlarını savunamazlar. Bu nedenle 8 Şubat mitingine bulundukları alanda tüm Kürtler katılmalıdır. Kuşkusuz Aleviler de Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere kimliği, varlığı inkar edilen halkların özgür ve demokratik yaşamını savunmadan kendi özgür ve demokratik yaşamlarını savunamazlar. Kaldı ki Türkiye sınırları içinde Alevilerin çoğunluğu Kürt’tür. Bu nedenle Alevilerin sorunu Kürtlerin sorunudur, Kürtlerin sorunu da Alevilerin sorunudur.

8 Şubat yürüyüşüne tüm demokrasi güçlerinin katılması çağrısını yapıyoruz. Tüm devrimci ve demokrasi güçleri Alevilerin taleplerini kendi talepleri ve hakları gibi savunmalıdırlar.