Ana Sayfa Blog Sayfa 6362

Doğan Demir: Çocuklarımız Katledilirken Niye Yas İlan Etmedin?

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, hayatını kaybeden Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz Al Suud için Türkiye’de bir günlük yas ilan edilmesine tepki gösterdi. Demir, ’Türkiye’de bir günlük yas ilan etmiş. Adama sormazlar mı vicdansız; sen 16 yaşında Berkin Elvan ölürken anasını yuhalatmadın mı? Sen, Ali İsmail Korkmaz tekmelerle öldürülürken bunlar teröristtir demedin mi? Peki bu çocuklarımız katledilirken neredeydin? Niye bir günlük yas ilan etmedin? Bırak yas ilan etmeyi analarını niye yuhalattın?’ dedi.

Aydın’da, Alevi Kültür Dernekleri tarafından ’Alevi Güç Birliği Gecesi’ düzenlendi. Geceye, Alevi dernek başkanlarının yanı sıra CHP’li bazı milletvekilleri de katıldı.

Akarsu Park’ta düzenlenen gecede bir konuşma yapan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Türkiye’de Alevilerin hala kendilerini ifade etmeye çalıştıklarını söyledi. Alevilerin, bu ülkenin temel taşlarından biri olduğunu belirten Demir, Alevilerin oluşturduğu güç birliğinin herhangi bir siyasi partiye karşı oluşturulmuş bir birlik olmadığını belirtti. Demir, ’Bu güç birliği sadece Aydın’da da oluşturulmuyor. Bu güç birliği Türkiye’nin birçok bölgesinde oluşturulan Alevi toplumunun kendi içerisindeki hiyerarşik yapısını, disiplini sağlamak, topluma hizmet etmek için oluşturulan katkı amaçlı kuruldur. Bizim derdimiz siyasiler değil. Bizim hiçbir siyasi partiyle derdimiz yok. Oy verdiğimiz ya da vermediğimiz herhangi bir siyasi parti olabilir. Tek derdimiz bizi yok saymasınlar, bizi olduğumuz gibi kabul etsinler. Her şeyden önce anlamak istemiyorlarsa bile ötekileştirmesinler. Başka bir şey istemiyoruz. Ne halleri varsa görsünler. Dedelerimizin cemevlerinde anlattıklarını anlattılar. Sevgiden, hoşgörüden, barıştan bahsettiler. Evet biz öyle insanlarız. Ama artık bir yanağımıza vurana öbür yanağımızı çevirecek durumda da değiliz. Herkes de haddini bilecek.” şeklinde konuştu.

Alevilerin cemevleri için belediyelere ihtiyacı olmadığını belirten Doğan Demir, ’Biz, analarımızın, bacılarımızın, öğrencilerin harçlıklarından biriktirdikleri paralarla cemevleri yapmak zorundayız. Bu devlet elbette bize hizmet edecek. Ama etmiyorsa bırakın. Dedelerimizi, inanç önderlerimizi hiçbir belediyenin kapısında bekletmeyin. Buna ihtiyaç da yoktur. Bırakın biz evlerimizde cem yapmayı da biliriz. Biz Anadolu’da hala evlerimizde cem yapıyoruz. O cemler daha iyidir. Çünkü cemevleri kent kültürüyle birlikte Alevilerin oluşturduğu toplulukların birçoğunda bu iş cemden ziyada kültürel bir şeye dönüşmeye başladı. Folklorist bir hal almaya başladı. O yüzden kendi özümüzle, kendi paramızla, kendi harçlıklarımıza yaptığımız cemevleri daha mukadderdir. Bizim için daha kutsaldır. Devlet o statüyü kabul etmese bile biz orada cem yapmaya devam edeceğiz. Bence siz de öyle bakın. Yarın siz, Alevileri kaybettiğiniz zaman kimseyi bulamayacaksınız. Çünkü bu ülkede her geçen gün insanlar yok sayılıyor. Aleviler her şeye rağmen inancından, modern yaşantısından taviz vermiyor. Her şeye rağmen inadına yaşamaya çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nın, ölen Kral Abdullah için bir günlük yas ilan etmelerini de eleştiren Demir, ’Türkiye’de bir günlük yas ilan etmiş. E, be adama sormazlar mı vicdansız; sen 16 yaşında Berkin Elvan ölürken anasını yuhalatmadın mı? Sen, Ali İsmail Korkmaz tekmelerle öldürülürken bunlar teröristtir demedin mi? Sen ne istiyorsun bu toplumdan? Adama vicdan sorarlar, ahlak sorarlar. Bir günlük yas ilan etmiş. Peki bu çocuklarımız katledilirken neredeydin? Niye bir günlük yas ilan etmedin? Bırak yas ilan etmeyi analarını niye yuhalattın? Hiç olmazsa bir geçmiş olsun, başınız sağ olsun deseydin. Sen değil miydin Kılıçdaroğlu’nu kimliğinden dolayı yuhalatan. E yazıktır. Ama bir şeyi çok iyi ayırt etmemiz lazım. Zaman zaman yerel yönetimlerde AKP’li, CHP’li ya da MHP’li hiç fark etmiyor. Alevi toplumun değer yargılarını, yaşamını, inancını yok saymayan, sahip çıkan herkes bizim dostumuzdur. Partisi hiç önemli değil. Ama bazı arkadaşlarımız tabuymuş gibi herhangi bir siyasi partiye yapışıp ’aman ha laf söylemeyin’ diyorlar. Biz artık söyleyeceğiz.” dedi.

Aleviler seçimlerin neresinde olmalı!

ALİ ÖZCAN – ABF Genel Başkan Yardımcısı

İmam Huseyin’den bu yana Aleviler atalarin yolunda gitmek istediler. iktidarlara talip olmadilar fakat iktidardakiler yolumuzu inanincimizi yasamayi bile bize cok gorduler, Kerbeladan bu yana katliamlarin ardi arkasi kesilmedi. iktidarda olan yonetimler hep bir şeyleri bahane ederek Alevileri katletiler. Yaklasik son yuz yilda Aleviler onlarca katliam yasadi. Kurtuluş savaşın temelleri anadoluda atildi, Aydinlanma adina Osmanliya karsi yola cikanlara ilk kucak acanlar ve ev sahipligi yapanlar Anedolu Alevileridir.

Aleviler yazili tarihlerinden bu yana bulunduklari alanlarda siyasi iktidara talip olmadiklarindan dolayi geniş bir örgütlenmesi soz konusu olmamistir. Dolaysiyla hep birilerinin arka bahcesi olmuslar. biz Alevilerin öncelikli gorevleri asimile edilmeye calisilan yolumuzun ve inancimizin gunluk yasamimizda yer almasini saglamak ve gelecegimiz olan cocuklarimiza iyi bir miras birakmaktir. Şunuda iyi biliyoruzki gunluk yasamimizi etkileyen ve Üzerimizde oynanan o kadar cok oyun varki bunlari boşa cikarmak ve kendi öz gucumuzu oluşturmak zorundayiz. Aleviler bir çok alanda örgütlülüğünü saglamalidir. Nufusumuz 20 bilyon civarinda bir çok siyasi kurum bu gucu kullanmak istiyor tipki yillardir oylarimizin bize soy kirimlarla, katliamlarla ve asimilasyonla geri döndüğü gibi. bunun onune gecmeliyiz.

Hepinizin bildigi gibi Aleviler kurumlaşmaya basladiklarinda citti sorunlar yaşadılar, teke ve zaviyeler yasası kurumlaşmamız önünde citti sorunlar yarati ve hala sorundur. Dolaysiyla örgütlülüğümüz oldukca daginiktir. Bir araya gelmekten zorluk yaşıyoruz, daginik olmamiz sistemin işine geliyor böl parcala anlayisi yaşam buluyor. Bu örgütlenmeye yurt dişındaki örgütlerimizde eklersek işimiz bir hayli zorlaşıyor, ondandir bu birlik çalışmasında sancili bir dönem yaşıyoruz. Her alandaki örgütlerimiz cesitli eksikler ve zaflar yasadilar, şimdi bunlari onarmak hepimizin belini bukuyor. Eksiklerimizi ve zaflarimizi onaralim, bir birimize karşı yikici ve yipratici davranmaktan ziyade yapici ve onarici davranarak guc birgi yapalimki her alanda söz sahibi olalim kimsenin arka bahcesi olmayalim.

Önümüzde bir genel secim var her kesim secime odaklanmiş, dolaysiyla Alevilerde ilgi alaninda ilkler arsindadir. kendi aramizda didişerek bu gucu dagitmak yerine, kendi lehimize cevirebiliriz. Kimseye alet olmadan mecliste Alevilerin hak mudafasina yapacak canlarimiza ihtiyacimiz yokmu? peki bunun icin ne yapmaliyiz? En küçük kurumlarimiz bile cok kiymetlidir dolaysiyla gerek yurt ici gerekse yurt disindaki kurumlarimiz olmasa olmazlarimizdir. bu gereksiz ic tartismalar bizi yipratiyor ve daginik durmamiza sebep oluyor. Bu gereksiz tartismalarda uzak duralim enerjimizi birlikte hareket etme konusunda hatcayalim. mevcut eksiklerimizi, zaflarimizi ve yanlislarimizida onarmak buynumuzun borcudur. Tun canlarimiz yanlislari eşeleyerek parcalanmak yerine onarmayi ve nasil bir arada durulur konusunda düşünmeli ve birbirimizin gucune nasil guc katacagimiz konusunda düşünmeliyiz. Önümüzdeki secimlerin saginda, solunda, arkasinda degil bizzat yerimizi almaliyiz alanımızın başkaların kullanmasina musade etmemeliyiz; kendi alanimizi alehimize degil lehimize cevirmeliyiz. Bunu tabiki kurum yoneticilerizle degil ama temsilcilerimizle yapabiliriz.

Alevi kurumlarında kadın

Alevi asimilasyonu tartışmalarının en yoğun yaşandığı bir süreçte vurgulamak lazım ki; bu asimilasyona karşı en direngen noktayı Alevi kadınları oluşturmaktadır. Bugün Alevi itikatının en yoğun olarak şahsında temsil eden kesimler Alevi kadınları olmaktadır. Pirine, mürşidine, inanç ve itikatına her alanda bağlılığını ortaya koyabilmekte, Alevi kurum ve kuruluşlarında inancı yaşatmaktadır.

Onların olmadığı hiçbir yer yoktur.

Onlar; cemde gözyaşı, semahta pervane, hizmete her zaman amade bir emek içindedirler. Yaratıcıdırlar, koruyucu ve kollayıcıdırlar. Giyimleri, edep, erkanları ile tarihin derinliklerinden gelen inancımızı bugüne taşıyan, Alevilerin eşitlikçi, ortak paylaşımcı felsefesinin vicdanıdırlar.

Onun içindir ki; Alevilere saldırmak kadınına saldırmaktır. Alevileri yok etmek kadınını yok etmektir, onun geçmişle olan, inançla olan bağını koparmaktır. Bütün asimilasyon politikaları bugün bunun üzerinde şekillenmiştir.

Alevi erkeğine kolayca ulaşan sistem, direnen kendisinde ısrar eden Alevi kadınını, erkekleri üzerinden vurmaya başlamıştır. Erkek egemen bir Alevilik yaratılarak Aleviliğin özüne, eşitlikçi paylaşımcı yapısına karşı saldırıya geçmiştir. Benzeştirmeye oradan başlatmıştır.

Alevi kadını üzerinde egemenlik kurmaya çalışan bir sistem her alanda doğal bir hale getirilmiştir. Kadınlar ve erkeklerin ayrı oturtulduğu cemler yapılmaya ve bunların ‘gerekçeleri’ üretilmeye çalışılmaktadır.

Her toplantıda kadın ve erkek eşitliği konusunda dem vuran yapılar, kadının farklı kapılardan girdiği ‘cemevleri’ bile kurmuşlardır. Cemlerde posta anaların oturması geleneği özellikle metropollerdeki cemevlerinde yasaklanmış, bunun köylere kadar yansıtılması için şehirlerdeki cem modelleri köylere taşınmaya başlanmıştır.

Alevi asimilasyonun tavan yaptığı en temel noktalardan biri de bu durum olmaktadır. Kadının aklının katılmadığı bir çalışma Alevilere dayatılmaktadır. Bu kendisini Alevi kurumlarının kongrelerinde de göstermekte, Alevi kadınları yönetimlerde temsili olarak bile yer almamaya başlamış bulunmaktadır.

Şubelerden, genel merkeze, genel merkezlerden federasyon, konfederasyonlara kadar tüm Alevi kurumlarını üst üste koysak yönetim düzeyinde bir elin parmakları kadar sayıya ulaşamadığımız görülecektir. Bu, hak içinde haksızlık, hakikat içinde bir utançtır.

Hiçbir açıklama, gerekçe böylesine bir durumu kabullenmeyi gerektirmez. Bu durum Alevi asimilasyonunun Aleviler tarafından yapılmasından başkaca bir anlam ifade etmez. Alevi asimilasyonuna karşı mücadele ettiklerini söyleyenlerin samimiyetlerini sorgular. Aleviliklerini sorgular.

Kadının olmadığı bir Alevi kurumu nasıl Aleviliği temsil etiğini söyleyebilir ki!

Alevi kadınlarının bu gidişe dur demesinin zamanı gelmiştir. Görev alma, sorumluluklarına sahip çıkma, Aleviliği koruyup kollama görevi onların omzundadır. Erkeklerin büyük teslimiyeti görülmelidir. Buna karşı sesini yükseltmeli, hakkın ve hakikatin tescili için ısrarcı olmalıdır.

Alevilerle özgürlük buluşması

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, İstanbul’da Garip Dede Dergahı’nda Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Alevi Federasyonu temsilcileriyle bir araya geldi. “Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız” diyen Demirtaş, “Çok mücadele ettik kimliğimizi ispatlamak ve ayakta kalmak için. Ağır bedeller ödedik. Biz artık varız, tüm ezilenler olarak bu ilkenin sahibiyiz. Bu ülkeyi kuran ve var eden bizleriz. Şimdi madem ki bu ülkenin gerçeğiyiz, haklarımızın artık anayasasal güvence altına alma zamanı geldi. Biz devleti hep birlikte yöntebilirsek o zaman herkes rahat bir nefes alcak” dedi.

Tekçiliğe karşı birlikte direniş

“Bizim tarihimiz direniş tarihidir. Eğer ki Kaypakkaya Diyarbekir zinanlarında ser vermeyip sır verseydi kendi yaşıyor olabilirdi. Ya da Denizler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar… yani bunların her biri toplumsal bir değişim yaratabildilerse devrimci fedai kültürden kaynaklıdır” diyen Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti: “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz. IŞİD barbarlığı bu halkın karşısında yenilmeye mahkumdur. Bu topraklara onlar yabancıdır; yerlisi biziz. Bu barabarlar daha önce de tarihi boyunca istila seferi düzenlediler. Ancak biz bakiyiz. Alevi toplumu da duruşuyla demokrasi mücadelesine güç katıyor. Alevilerin başına getirilenler tarihte yazılmadı bile. Bu gidişatı durdurmalıyız”

Cizîr’e çöreklenmişler…

Gazetecilerin gündeme ilişkin Cizîr’de gelişmeleri sorması üzerine Demirtaş, “Cizîr, 1990’lı yıllardakine benzer bir duruma gelmeyecek. Hiçbirimiz buna asla izin vermeyiz. Cizîr’de devlet içerisine çöreklenmiş bir ekip var. Hükümet de bunun kim olduğunu, ne olduğunu biliyor. Onları koruyor. Onları oradan alsalar, Cizîr’de sorun bitecek. Orada devlet içerisine çöreklenmiş, ciddi bir provokasyon üreten ekip var” dedi.

Cemevleri sorunu çözülmeli

Toplantıda Alevi temsilcileri de söz aldı. Garip Dede Dergahı Genel Başkanı Celal Fırat, “Nerde bir haksızlık ve zalimlik varsa biz o haksızlıkların karşısında durduk” diyerek zalimlerin karşısında durmaya devam edeceklerini söyledi. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Baki Düzgün de, “Alevi federasyonlarımız ülkemizde demokarasinin yerleşmesi, bütün kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşulların oluşturulması, Alevi toplumumuzun talepleri için birlikte çalışma ve ortak eylemde bulunma ikrarını verdiler” dedi. Düzgün, son olarak Alevilere çağrıda bulunarak HDP’nin 8 Şubat’ta Maltepe’de yapacağı “Birlik ve Dayanışma Mitingi”ne katılmalarını istedi. Alevi Federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut ise, “Cemevlerimizin yasal sorunu var. Cemevlerini ibadet sayılması için ve zorunlu din dersleriyle ilgili desteklerinizi bekliyoruz” dedi. Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Rıza Eroğlu da, Kerbela’da bitirilmeyen Alevi inancı bugün eğitimle bitirilmek isteniyor” dedi.

ÖZGÜR GÜNDEM

Alevilerin yapmacık birlikteliği

Her Alevi ve Alevi dostu Alevilerin birlikteliğinden bahseder ve Alevilerin mutlaka birleşmesini talep eder. Bu birleşme Alevi kurumlarının birleşmesi talebidir.

Elbette Alevilerin kurumlarının bir araya gelmesi kadar doğal bir harekete kimse karşı gelemez ama bundan önce Aleviler niçin bu kadar fazla dernek,vakıf,federasyon kurma gereği duydular. Bu oluşum nasıl başladı nerelere kadar ve kimlere kadar uzanıyor,bunları irdelemeden, çözüm yollarını tartışmadan beklenti içerisine girmek ve çözüm yolu bulmak çok da inandırıcı yada samimi olmaz.
Geçtiğimiz günlerde üç Federasyon Başkanı bir araya geldiler ve 8 Şubat 2015 tarihinde İstanbul’da bir miting yapma kararı aldıklarını açıkladılar.
Her şeyden evveli bu hareket, tabanda belli bir kesimde olumlu tepki toplayabilir ama bu birliktelik samimi bir birliktelik değildir.
Doğrudan doğruya yapmacık,samimiyetten uzak,hatta kendi içlerindeki kavgada taraftar toplama hesaplarından başka bir şey değildir.
Öncelikle üç federasyondan bahsedilmektedir.
ABF ve AVF öyle yada böyle gerekçelerle kurulmuş Federasyonlarken AVF destekli ve ABF nin gücünü kırma adına kurulan ADF nin gücü nedir, kaç bileşeni var ki bu kadar kendini güçlü gösteriyor ve ABF yöneticileri de büyük güçmüş gibi göstermektedir.
Aslında bunu bu kadar büyüten de ABF nin bu günkü yöneticileri olmalı.
Alevi Bektaşi Federasyonu büyük bir güçken ve büyük bir tabana sahip ve Demokratik Alevi Hareketi olarak kabul görürken şimdilerde mevcut yöneticiler sayesinde payanda durumuna düştü.
Kendi tabanından kopuk,bileşenleri ile bağı kalmadığı gibi yöneticiler dahi birbirleri ile barışık değiller.
ABF ve yöneticilerinin bulundukları durumsa ayaklar altında bir noktadadır.
Her fırsatta Televizyonlara çıkan yöneticiler var ki bir taraftan dedelik kisvesi altında, diğer taraftan siyasi kimlikle ön plana çıkmaya çalışan, danışmanlığı bir aracı makam olarak gören ve Alevilik adına ne dediği belli olmayan birileri ile bir Federasyon yönetilemez. Alevi kurum yöneticisinin özü ile sözü bir olmalı.
Bileşenlerin başkan ve yönetimlerine gelince bir ikisi dışında diğerlerinin üzerlerime ölü toprağı serpilmiş.
Adını Pir Sultan Abdal’dan alan bir kurumun başkanı ne yaptığını bilmez bir havada.
Yoldaş,haldaş sözleriyle durumu kurtarmaya çalışmak gerilerde kalmıştır.
Üç Federasyon Başkanlarından sormak gerekir.
Bu kararları alırken kendi Yönetim Kurullarınız içerisinde tartışarak mı bu kararları aldınız.
Bileşenlerinizin bu kararlardan haberleri var mıdır.
Başkanlar kurulu toplantıları yaptınız mı?
Aldığınız kararların arkasında kimler ne kadar duracaktır.
Bu soruların cevabını verecek kimseleri ne yazık ki göremiyoruz.
Üç federasyon Başkanı bir araya geldiklerini söylerlerken hangi konularda birlikte hareket ettiklerini söyleyebilirler mi?
Sadece görüntüyü kurtarmak için,kısa vadede küçük çıkar hesabı yaparak bir araya gelmekten başka bir şey değildir.
Bir başka yanı ise, Kimi Federasyon Başkanları birilerinden aldıkları direktifler doğrultusunda bu birlikteliğe evet demektedirler. Kimileri de birilerine şirin gözükmek ve milletvekili olabilmek adına kurumu adeta peşkeş çekerek bir şeyler yaptığını sanmaktadır.
Aleviler adına konuşacakların öncelikle Alevi edebini,Alevi dilini bilmeleri gerekir. Alevilerin gerçek taleplerini bilmeleri gerekir ki insanları arkalarından yürütebilmeliler.
Aleviler duyarlı insanlardır.
Alevilik adına bir şeyler yapıldığını duyduklarında yada gördüklerinde bütün imkanlarını kullanarak destek vermek isterler. İşte bu zihniyette bunu kullanmaya başladılar.
8 Şubatta yapılacak mitingden bir şey çıkmayacağını sananlardan birisi olarak seslenmek isterim.
Üç federasyon demeye dilim varmıyor ama iki federasyon şimdiye kadar birbirlerine yapmadıkları hakaret kalmamışken şimdilerde nasıl bir araya gelebildiler. Hangi şartlar buları bu kadar zorladı.
Mitingde bir arada olacaklar ve miting sonrasında Cami Cemevi projesinin bir an önce bitmesi için Ankara’ya mı yürüyecekler.
Alevi inanç önderlerine ve Alevi kanaat önderlerine bundan önce iki defa çağrıda bulunmuştum.
Bu yanlışa dur deyin diye ama yeterli desteği görememiştim.
Bir kez daha seslenmek istiyorum.
Birazcık Alevi öğretisi ve o duyguyu yaşayan Aleviler;
Artık davanıza ve örgütlerinize sahip çıkınız.
Bu anlayış sizleri biryerlere götürmeyeceği gibi biryerlere tıkayacaklar ve üzerinizi kapatacaklar.
Bin yıllardır Devlet güçlerinin yapmadığını,yapamadığını şimdiki Alevi kurum yöneticileri yapmaya çalışıyorlar.
Alevi örgütlülüğü yerlerde yada iftar sofralarının etrafında sürünüp dürüyor.
Buna ayaklar altında sürünme denir.
Yazık oluyor yazık.
Hem Aleviler,hem de Alevi kurumlarına ümit bağlamış insanlara yazık oluyor.
9 Şubatta okullar açıldığında Din dersleri boykot edilecekmiş.
Kurum yöneticilerinin ve yakınlarının çocuklarından kaç tanesi şu an Dindersine girmemek için okuluna başvurdu, kaç tanesi dindersine girmiyor.
9 şubattan sonra kaç yöneticinin çocuğu veya yakını kaç derse girmeyerek mücadele verecektir.
Bu yalanlara,aldatmalara doyduk artık.
Düne kadar Madımak, Maraş, Ankara,Kadıköy mitinglerine katılmayarak üstelik katılanlara hakaret edenlerle, Madımak,Maraş olaylarının sorumluları ile omuz omuza yürüyenlerle hiçbir şey olmamış gibi yürümek ne kadar onurlu bir duruş olur acaba?
Bu mitingin amacı Alevilere hizmet etmek değildir.
Bitme noktasına gelmiş birkaç kişiyi yeniden diriltmek, birkaç kişiyi de acaba sanal gücü göstererek,pazarlık ederek bir yerlere taşıyabilirmiyiz hesaplarından başka bir şey değildir.
Şayet bunlara aldanarak saydığım bu talepleri karşılama hesabı yapacak siyasi parti varsa onlara da yazıklar olsun.
Onların siyasetleri de onların olsun. Hatta onların sonu da bunların ki gibi olur.
Tabanı olmayan birlikteliğin ne Alevilere nede kendilerine bir yararı olmayacaktır. 16.01.2015

Selahattin Demirtaş Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi

Alevi örgütlerinin temsilcileri ile bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Selehattin Demirtaş, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmişler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar ve Pir Sultanlardan gelen tarihi direnişlerinin olduğunu belirterek, “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz ” dedi. Cizre’deki olaylara ilişkin de Demirtaş, Cizre’de devlet içerisinde çöreklenmiş bir ekip olduğunu ve bunların kim olduğunun bilindiğini söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Alevi Federasyonu temsilcileriyle bir araya geldi. Demirtaş’ın Dergah’ta bulunan yurttaşlarla selamlaşmasının ardından açılış konuşmasını yapan Garip Dede Dergahı Genel Başkanı Celal Fırat, “Nerde bir haksızlık ve zalimlik varsa biz o haksızlıkların karşısında durduk. Çünkü biz bunu pirlermizden öğrendik” diyerek zalimlerin karşısında durmaya devam edeceklerini söyledi.

‘Kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşullar oluşturulmalı’ 

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yrd. Baki Düzgün ise, Alevi toplumunun çözümü için yapılan görüşmelerin muhatabının Alevi federasyonları olduğunu belirterek, “Alevi federasyonlarımız ülkemizde demokrasinin yerleşmesi, bütün kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşulların oluşturulması, Alevi toplumumuzun talepleri için birlikte çalışma ve ortak eylemde bulunma ikrarını verdiler” dedi. “Alevi toplumunun sorunları için muhatap alınacaklar biziz. Çakma Alevi örgütleriyle sorunlar çözülemez” diyen Düzgün, Alevilere yönelik inkarcı politikaların AKP hükümeti döneminde arttığına dikkat çekti. Düzgün, “Ülkemizin en temel sorunlarında biri Alevi toplumunun inanç kimlik sorunudur. Bu sorun, politik, ekonomik, sosyal, kültürel, inançsal ve günlük yaşamın tüm alanlarını kapsıyor. Sorunun çözümü devleti, siyasi partileri, STK’lar ve diğer inanç kesimlerini ilgilendirmektedir” diye konuştu. Alevilerin taleplerine de dikkat çeken Düzgün, “AİHM’in aldığı kararların yaşama geçmesi sağlanmalı. Katliamların araştırılması için Hakikatlerle Yüzleşme Komisyonu kurulmalı. Devlet tarafından el konulan Alevi dergahları ve mal varlıkları Alevilere iadesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçenin bireysel inanç özgürlüğü açısından tüm inançlara eşit ayrılmalı. Alevi toplumunun inanç merkezi olan Cemvelerine kavuşmalıdır” dedi. Düzgün, Alevilere çağrıda bulunarak HDP’nin 8 Şubat’ta Maltepe’de düzenleyeceği “Birlik ve Dayanışma Mitingi”ne katılmalarını istedi.

‘Aleviler topluma onurlu bir miras bırakmıştır’

Alevi temsilcilerine kendisini Dergah’ta kabul ettikleri için teşekkür ederek konuşmasına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, “Kendi yaşamı için bedeller ödemiş tüm halklar erdemli ve onurlu bir miras bırakmıştır. Alevi toplumu da erdem ve onurlu bir miras bırakmıştır topluma. Alevi toplumuna asimliasyona rağmen bu erdemli duruşlarından dolayı teşekkür ederiz” dedi.

‘ Türkiye’deki gerilimin nedeni hükümettir’

Konuşmasına Paris’te Charlie Hebdo katliamına ilişkin yapılan yürüyüşte Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılıp derginin 4 sayfasını yayınlayan Cumhuriyet gazetesine yönelik yaptığı, “Gelin bize saldırın” açıklamasını eleştirerek devam eden Demirtaş, “Bu ülkenin Başbakanı hükümet sözcüleri ve milletvekilleri günlerdir büyük bir provokasyon faaliyeti yürütüyorlar. Bu gerilimi yaratan onlardır. Başbakan’ın kendisi Paris’te ‘katliamı lanetliyorum’ iddiası ile yürüyüşe katılıyor, buraya döndüğünde de o dergiyle dayanışma gösteren Cumhuriyet gazetesine teşekkür etmeliydi. Gazetede de Paris’teki katliama karşı bir dayanışma vardı. Buna rağmen Başbakan’ın çıkıp ‘bize saldırın’ demesi bir utanç vericiydi” diye konuştu. Hükümete seslenen Demirtaş, “Bugüne kadar sizler bu ülkede insanların mezhebinden dolayı bu kadar ayrıştırma yapmasaydınız toplumda gerilim de olmayacaktı. Bu gerilimin nedeni sizsiniz. Senin köşe yazarların çıkıp ‘cemevi cümbüş evidir’ dedi. Kaç tane Alevi çıkıp silahla camii bastı. Başbakan bu hedef gösteren tutumundan derhal vazgeçmelidir” dedi. Türkiye’de hükümetin Charlie Hebdo dergisiyle dayanışma gösterenleri hedef göstermekten vazgeçmesi gerektiğinin altını çizen Demirtaş, “Hz. Peygamber küçük bir grubun malı değildir. AKP, çıkıp IŞİD işbirlikçiliğinin hesabını versin. Tüm militanları Türkiye üzerinden geçti. Bunların hesabını vermeyen bir hükümet başka çevreleri Paris katliamı üzerinden hedefe göstermeye çalışmasın” diye konuştu.

‘Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız’

Ezilenlerin her zaman bu ülkede demokrasi adına daha fazlasını isteyenler olduğunu belirten Demirtaş, “Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız. Çok mücadele ettik ayakta kalmak için. Bizler, sadece varız, yaşıyoruz kimliğimizi ispatlamak için mücadele ettik, ağır bedeller ödedik. Biz artık varız, tüm ezilenler olarak bu ilkenin sahibiyiz. Bu ülkeyi kuran ve var edenleriz. Şimdi madem ki bu ülkenin gerçeğiyiz Haklarımızın artık anayasasal güvence altına alma zamanı geldi. Alevilik din midir mezhep midir, Kürtçe dil midir, Kürtçe dilinde roman mı yazılır, bu kimseyi ilgilendirmez” dedi.

‘Bizler muhalefet olarak bir arada durabilsek değişimin öncü gücü oluruz’

Türkiye’nin değişim ve dönüşüm sürecine girdiğine dikkat çeken Demirtaş, bu değişim ve dönüşümün AKP’den kaynaklanmadığını toplumsal bir ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı. Demirtaş, “Biz mücadele eden tüm toplumsal kesimler çok bedeller ödeyerek bu değişimi ortaya çıkardık. Bizler kendi anavatanlarımızı terk etmek zorunda kaldık ama bıkmadık, teslim olmadık. İşte, bunlar 12 yıldır bizlerin yarattığı mirası yiyorlar. Toplumdaki mirası kendi yelkenlerine doldurdular. Kendi değirmenlerine su taşıyan çarka dönüştürdüler. Bizler muhalefet olarak bir arada durabilsek değişimin öncü gücü bizler olacaktık. Şimdi 2015 bize tarihsel bir fırsat sunuyor. Biz devleti hep birlikte yönetebilirsek o zaman herkes rahat bir nefes alacak” dedi.

‘Devlet bizi memur yaparken bile 40 defa araştırıyor’

“Uğruna öldüğümüz devlet bugün bizi memur yaparken bile 40 defa hakkımızda araştırma yapıyor” diyen Demirtaş, bu şekilde devlette kendilerini güvende hissetmediklerini belirterek, bunun alternatifinin devletin herkesin olması olduğunu söyledi. Türkiye’de tek adam, tek parti ve tek mezhep sisteminin olduğunu dile getiren Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Türk devletini temsil eden askerle çekmiş olduğu fotoğraftan anlaşıldığını söyleyerek, “O fotoğrafta biz yokuz. O fotoğrafta kadının rengi yoktur. Orada tek bir Alevi inancı tek bir Türk olmayan yoktur. Ne yapacağız peki? Biz çalışacağız bunların tek bir kol saati bile bizim yüzlerce yıllık asgari ücretine denk gelecek. O yüzden burada radikal bir müdahaleye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

‘Biz de direnişte yan yana durmalıyız’

“Bizim tarihimiz direniş tarihidir. Eğer ki Kaypakkaya Diyarbekir zindanlarında ser vermeyip sır verseydi kendisi yaşıyor olabilirdi. Ya da Denizler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar… yani bunların her biri toplumsal bir değişim yaratabildilerse devrimci fedai kültürden kaynaklıdır” diyen Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti: “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz. Bugün burayı ziyaret sebebimiz yoldaşlığın baki olduğunu dosta düşmana göstermektir. Bu ülkede hiç birmiz yalnız ve sahipsiz değiliz. IŞİD barbarlığı bu halkın karşısında yenilmeye mahkumdur. Bu topraklara onlar yabancıdır yerlisi biziz. Bu barbarlar daha önce de tarihi boyunca istila seferi düzenlediler Ancak biz bakiyiz. Alevi toplumu da duruşuyla demokrasi mücadelesine güç katıyor. Alevi toplumun başına getirilenler tarihte yazılmadı bile. Bu gidişatı durdurmamız lazım. Parti olarak hem 8 Şubat Maltepe mitinginde hem de Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebiyle yan yana olduğumuzu söylemek istiyorum.”

Demirtaş, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Cizre’de yaşanan olayların sorulması üzerine Demirtaş, “Cizre 90’lı yıllarda benzer bir duruma gelmeyecek. Biz buna izin vermeyeceğiz. Cizre’de devlet içerisinde çöreklenmiş bir ekip var. Devlet de bunların kim olduğunu biliyor. Devletin bunları bulması gerekiyor” şeklinde cevapladı.

(za-std/st/avt)

Aleviler Garip Dede Dergahında Selahattin Demirtaş’ı konuk ediyor

Alevi Federasyonlarımız tarafından 16 Ocak 2015 tarihinde Garip Dede Dergâhında, Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ın katılacağı, Alevi kurum temsilcileriyle birlikte bir toplantı yapılacaktır. Toplantı da Alevi toplumunun talepleri ve istemleri ile HDP’nin politikaları görüşülecektir.

Toplantıya katılımınızı bekler, çalışmalarınız da başarılar dileriz.

Saygılarımızla

BİRLİK SEKRETARYASI

 

Toplantı yeri : GARİP DEDE DERHAHI

TARİH : 16  Ocak 2015-01-12

SAAT : 11.00

ADRES :Fatih Mh.Dış Kumsal Göl Kenarı Küçükçekmece/İstanbul

 Tel: (0212)541 43 16      E-Posta: info@garipdede.org

 

 

İş Bu Belgelerde ‘Maraş’ CEMO DOĞAN

0

Bilindiği üzere Türkiye toplumunun tüm yaşamını etkileyen ve günümüz sosyal siyasal yapısına büyük yön vermiş ve vermekte olup, geleceğe evrilen en önemli müdahale ; 12 Eylül darbesi ve onunla toplumsal sözleşme haline gelen 12 Eylül Anayasasıdır.

32 yıl sonra 2012‘de Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame ile
4 Nisan 2012‘de 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri darbenin sorumluları; Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya yargılanmalarına başlandı.
İlgili bir degerlendirmede: ” Toplumda önemli bir demokratikleşme beklentisi yaratan davanın ‘temsili’ sanıklarının
ceza yargılaması sonucunda cezalandırılmaları, unvanlarından ve mali kazanımlarından mahrum bırakılmaları geçmişle yüzleşmek adına bir adım sayılabilir.
Ancak gerçeğin ortaya çıkarılması ve toplumsal hafızanın yenilenmesi açısından bakılacak olursa şekil itibariyle eldeki dava
bu yönde bir amaca hizmet etmemiş, daha çok mevcut siyasi iktidara karşı girişilen başarısız darbe girişimlerinin yargılandığı bir dönemde
kaçınılması imkansız, göstermelik değilse hiç yoktan sembolik bir yan dava olarak yürütülmüştür. Darbe öncesinde, darbe sırasında ve darbe sonrasında
gerçekleştirilen sistematik insan hakları ihlalleri ve insanlığa karşı suçların araştırılması için yapılan başvuruların ilerlemeyen soruşturmaları
bunun en güzel kanıtıdır…” deniliyor.
12 Eylül davası süresince istenen belgeler bir türlü uygun şekilde ve içerikte mahkemeye ulaşmadı. Akılda ‘devlet sırrı’ bir çok belgenin
hukuk karşısındaki dokunulmazlığı kaldı. ‘Toplumsal bir umut uyandırdı‘ dediğimiz duruma uygun noktalardan bir tanesi , çok yönlü bir organizasyonla başlayıp  toplumsal bir katliamla sonuçlanan ‘Maraş operasyonu’nun ayrıntılarına dair devlet arşivlerindeki belgelerde belirginleşti.

”Kahramanmaraş‘ta 19-26 Aralık 1978 arasında meydana gelen olayların, 12 Eylül sürecine giden yolda önemli dönüm noktalarından biri olduğu belirtilen
iddianamede, “Kahramanmaraş olayları, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin nedenlerinden biri olarak görülmektedir” ifadesi kullanıldı. Olayların ardından 26 Aralık 1978‘de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildiği bildirilen iddianamede,
olayın, toplumda kaos oluşturmak ve askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler tarafından çıkarıldığı, etkin güvenlik kuvvetlerince de müdahale edilmediği kanaatine varıldığı” görüşü yer aldı.

Davanın yargılama aşaması boyunca ulaşılamayan belgeler, alınamayan cevaplar ve cesaret edilemeyen hukuki analizler, yeterince bilgilendirilmeyen kamuoyunun bu davaya dair beklentilerini sembolik olmaktan öteye taşıyamamıştır. Dava süreci boyunca istenen belgeler içerisindeki ‘Maraş’ başlıklı 12 Eylül davasının dosyasına giren gizli MİT belgelerinden gazetelerden haberdar olunuldu.

/Haber Cumhurriyet Link: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/337234/MiT_askeri_sucladi.html

‘MİT askeri suçladı’
MİT, 12 Eylül iddianamesinde, “darbeye giden yolda önemli dönüm noktalarından biri” olarak nitelendirilen Maraş katliamıyla ilgili mahkemeye
57 sayfalık belge gönderdi.

MİT’in 1979’da Maraş katliamıyla ilgili raporda,
olayların “sağcı-solcu veya Alevi-Sünni meselesinden ziyade Türk-Kürt meselesi görünümü verdiği” iddia edildi.
Raporda, akıncı ve ülkücü kesimlerin, Kürt Alevilerin bir Kürt devleti kurmak için çaba gösterdiklerini,
yürüyüşlerde bunu açıkça dile getirdiklerini halka yayarak tansiyonu yükselttikleri belirtildi Kenan Evren ve
Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül davasının dosyasına giren gizli MİT belgelerinde Maraş katliamı ile ilgili
çok çarpıcı bir iddianın yer aldığı ortaya çıktı.

29 Nisan 2012
Link http://t24.com.tr/haber/mite-gore-maras-olaylari-turk-kurt-catismasiymis,202720

sabah gazetesinin Aralık 2013 haberi konuyla ilgili çeşitli belgeler üzerinde sahtecilik yapıldıgının da haberi aslında;…
(kim neden bu belgeleri manipule eder? bu devam politikaları açısından önemli bir ayrntı)

10.12.2013
sabah.com.tr Link: http://www.sabah.com.tr/gundem/2013/12/10/tarafin-yayimladigi-mit-belgeleri-sahte

”ŞEFFAFLAŞAN MİT
Taraf’ın belgelerinin sahte olduğu MİT’te Hakan Fidan’ın müsteşarlığa gelmesinden sonra mahkemelere delil olarak gönderdiği orijinal belgelerin incelenmesiyle de ortaya çıkıyor.
Fidan’ın yöneticiliğe gelmesinden sonra şeffaflaşıp, mahkemelere belge göndermeye başlayan MİT’in, 28 Şubat davası iddianamesinin 331 No’lu ek klasöründe belgesi bulunurken, 12 Eylül davasının görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 1 Mayıs 1977 olaylarına ilişkin hazırlanan raporları, 12 Eylül iddianamesinde Maraş katliamıyla ilgili 57 sayfalık orijinal belgeleri mahkemeyle paylaşıldı. Susurluk sürecini aydınlatacak önemli raporlar da yine MİT tarafından mahkemelere gönderildi.
MİT görevlisi Tarık Ümit’in, eski MİT Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür’le yaptığı görüşmeyi içeren bant kaydı 12 yıl sonra savcılığa gönderildi. Son olarak Hrant Dink suikastı davasına bakan mahkeme de MİT’ten belge istedi.”

Bu belgelerde ‘Maraş‘la ilgili ne vardı? Bu belgelerde Kürtlerle Alevilerle ilgili ne vardı? Bu belgelerde devrimciler ve kürt hareketi ile ilgili ne vardı?
Bundan bilen var mı? Bundan anlayan…bir hukukçu?…ya da başka bir ilgili;..
Maraş bir yangın yeridir. diyordu bir inanan… Sorma, soruşturma ve sorgulama algısı açılmış, hesaplaşma zorunlu hale gelmiştir sanki.Herkesin bildiğinin ayan olması sıkıntı işte;…
o yüzden  ‘Maraş’ yazan çok az  insandan biri, bir devrimci (Aziz Tunç) neçe oyunlarla mahpus edildi, sonra bırakıldı. Şimdi ikinci kitabıyla tekrar soruşturma açıldı. ‘DokunmA’ işte…
Bu yüzden yönelimi topyekun, ‘gizli belge‘ ve ‘devlet sırrı‘nı otokontrolle bir toplumsal gizleme hastalıgından kurtarıp, yüzüne yüzüne söyleme, sorma, sürekli soruşturma tavrına dönüştürmeli…
Toplumsal hafızamızın kanıksayarak sıradanlaştırdıgı tüm acı yüklü duygulanımlarımız özünde yine zihnimizi açacak aidiyet ve direnmeyle varolma şifrelerini barındıran bir insani güç barındırıyor olmalı. yani bitmeyecek bir insani hesaplaşmada sonsuza kadar sorulacak  sorularımız var artık ve maalesef… Bu yüzden deşifre olmuş bir opreasyonda katilin kim oldugunu elbet bulacaktır ortak hafıza; netleştirip bir insanlık sucu olarak resmedecektir. Birilerinin bu soruları fısıldayarak bile soruyor olması , ‘kaçılmaz’ bir çığlık yaratmak için yeterli… Her çığlık bir uçurumda bin gün olur. Gün olur mit belgeleri ve tüm kirli bilgileriyle bu devru devran da yalan olur ; O vakit Maraş da gönüle yar, başka bir diyar, başka bir ‘memleket’ olur ..

(bu da dilek: sar ate elıf u ate cannê)

HBVAK Vakfı; karanlık içgüdüler kaybolmaya mahkûm edilecektir

Kamuoyuna;

Mizah, yaşamın güldürücü yönünü ortaya çıkaran bir sanat türüdür. İnsanı gülmeye ve düşünmeye yönelten; karikatür, konuşma ve yazı sanatıdır. Mizah eserleri sadece şaka ve güldürme amacıyla insanlara aktarıldığı gibi; belli “fikirleri ifade” etmek için de ortaya konulabilir. Mizah; aynı zamanda bir kişinin topluma bakışını aks ettiği bir biçemdir. Mizah, kısaca; özgürlüğün ve fikir hürriyetinin dümdüz bir yansımasıdır. Mizah; kaçınılmazdır!

7 Ocak 2015’te, Fransa’nın başkenti Paris’teki “Charlie Hebdo”’dergisinin uğradığı “inanç sosuna büründürülmüş” vahşi saldırı; yalnızca “Charlie Hedbo”ya yapılmamış; hür düşünce ifadesini savunan ve bu doğrultuda yaşayan diğer tüm bireylere ve toplumlara da yapılmak istenmiştir.

Bu yaşamsal bir tehdit haline dönüştürülmek istenen “gözdağı” yaratma sevincinin saikini sorguladığımızda; değil “Peygamberin intikamını almak”; yalnızca korku halinde sindirilmiş topluluklar yaratma üzerine çizilmekte olan yepyeni bir senaryo taslağını görmemiz kuşkusuzdur. Yeryüzündeki hiçbir “inançla” bağdaşmayan bu taslak; temelsiz, ilkel, başıboş, düzeysiz, sefil ve kanla yoğurulan bir “yaşam özlemini”nin sınırlarını çoktan çizmiştir kâğıt üzerinde. Gözlerimizle gördüklerimiz ise, bu “inanç sosu”nu bir kova ile ne yazık ki, kendi başından aşağı döken figüranlardır; özlem için “savaşan”.

Bu korkunç özlem; tam da bu zamanlarda, yalnızca Ortadoğu’nun üzerine kara bir bulut gibi çöktüğü sanılan vahşetin, tüm dünyaya bir tür geri-bildirimidir. Bu korkunç özlem; neredeyse tüm insanlığı saran bir karanlığın baş temsilcisidir. Bu korkunç özlem; yalnızca “efendilerine” hizmet eden bir insan neslinin hayal edildiğinin bizatihi göstergesidir. Bu korkunç özlem; kulakları ve ağzı kapalı olarak, gösterilen hedefe düpedüz yürüyen aklı boş güruhların; “efendilik” hayallerinin bir temsilcisidir. Bu korkunç özlem; insanca ve insan hakkından yana ne varsa; yeryüzünden silip süpürmeye azmetmiş; inancının en temel direği olan “Allah’a şirk koşma”nın ne demek olduğunu aslında bizzat gösteren; savunduğunu düşündüğü inancın “temsilcileriymiş gibi” kendilerini süsleyip insanlığa tanıtan; ancak esasen bu Dünya’dan başka gidecek bir yeri olmayan bir kofluğun göstergesidir. Bu korkunç özlem; “insana” düşmandır ve bu korkunç özlem; her katliamına bir “kılıf” uyduracak kadar gözü dönmüş nesiller yetiştirmeye and içmiş bir başkalığın özlemidir.

Bugün, bu yaşam tecrübelerini ve insan haklarını hiçe saymaya kalkan bu yaşam özleminin gönüllü temsilcilerine; yaşamsal hakları savunan bireyler ve halklar olarak karşı durmak zorundayız.

Bizler Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak; “Charlie Hebdo” Dergisi’ne yapılan bu alçak saldırıyı esefle kınıyoruz. Saldırıda hayatını kaybedenlere karşı; toplumsal bir vicdan taşıdığımızı belirtiyor; bu korkunç içgüdünün bayrağını taşıdığı saçmalığın, inanç kavramı ile uzaktan yakından örtüşmediğini; daha çok “kanla beslenmek” adına yapılan son derece bilinçli çabalar olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz.

Yeryüzünde aydınlık ve ilim neferi insanlık var olduğu sürece; karanlık içgüdüler kaybolmaya mahkûm edilecektir.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

Sara’yı anlamak ve sahiplenmek

HÜSEYİN ALİ

Kürdistan halkının ve Dersim’in isyanın kızı, Seyid Rıza’nın gerçek torunu, Kürt kadınının özgürlük ruhu ve onuru Sakine Cansız bundan iki yıl önce Paris’te alçakça katledildi. Planlı bir biçimde katledildi. PKK’nin kurucusu olmanın intikamı alınmak istendi. Kürt Özgürlük Hareketi yönetimi şahsında tasfiye edilmek istendi. Bu katliam kültürel soykırımcı Türk devletinin katliamıydı. Bu nedenle Sakine Cansız’ın, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’le birlikte katledilmesini Kürt Halk Önderi ikinci Dersim 38 soykırımı olarak tanımladı.

Sara kişiliği, Dersim 38 soykırımına verilmiş bir devrimci intikam cevabıydı. 38 soykırımına öfke abidesiydi. Soykırımcı Türk devletine inat yenilmez direniş abidesiydi. Zaten yürüyüşüyle Türk soykırımcı devletine meydan okuyan bir dağ gibiydi. Yürüyüşü, soykırımcı Kürt düşmanının üzerine yürüme yürüyüşüydü. Her zaman yürüyüşü böyle olmuştur. Dersim soykırımını saçından tırnağına kadar hissettiğinden bir duygu volkanıydı. Duygusal kişiliği Dersim soykırımını sürekli hissetmesinden, unutmadan her an yaşamışından ileri geliyordu. “Unutmak ihanettir” sözünü yaşamının her alanında ve kişiliğinde ortaya koyan değerli Dersim evladıydı. 38 soykırımından intikam alıp kendisini ve Dersim’i özgürleştirmek isteyen bir Kürdistan devrimcisiydi. Özgürlük tutkusunu en fazla kadınlar yaşar, en büyük devrimciliği kadınlar yapar, gerçeğini kendisinde somutlaştıran ve tüm kadınlara yayan bir öncü kadın devrimciydi. Tüm kadınların onurunu temsil eden, bu sorumluluğu hisseden bir özgür kadın önderliğiydi. Saçından tırnağına kadar özgür yaşamın sembolüydü; saçından tırnağına kadar en güzel özgürlük romanının kahramanıydı. Sara böyle bir tarihsel kişilikti. Yaşamı da böyle oldu; şehadetiyle yarattığı etki de böyle oldu. Bugün yaşamın ne olduğunu Kürt gençleri ve Kürt kadınları Sara’dan öğreniyorlar. Yaşama nasıl anlam verilir Sara’dan öğreniyorlar. Kürt kadını akın akın kapitalist modernist yaşama; kültürel soykırımcı sömürgeciliğin yaratmak istediği yaşama isyan ederek Özgürlük Hareketi saflarına koşuyorsa, bu etkiyi, bu çekiciliği yaratan Sara kişiliğidir. Sara’nın ruhundaki özgürlük tutkusunun yarattığı Kürt kadın gerçeğidir.

Sara bütün yaşamıyla, dik duruşuyla kültürel soykırımcı sisteme, baskıcı sömürücü sistemin son temsilcisi kapitalist modernist sisteme karşı direnmeye devam ediyor. Tüm direnişlerin mayası olmaya devam ediyor. Yenilmez özgürlük savaşçılığını ve direnişçiliğini ortaya çıkarıyor. Katilleri bu katliamı planlayarak istedikleri kadar Sara’yı öldürdüklerini sansınlar; Sara 2013 9 Ocak öncesinden daha büyük ve daha güçlü biçimde savaşmaya devam ediyor; savaşmaya devam edecektir. 2013 yılında Sara iki yoldaşıyla birlikte katledildi. Sara şahsında kadın Özgürlük Hareketi darbelenip Kürt Özgürlük Hareketi’ne ağır bir darbe vurulacaktı. Gelişmeler tersi oldu. 2014 yılında Kürt Halk Önderi’nin Kadın Özgürlük Çizgisi, Dünya Kadın Özgürlük Hareketi’nin öncü gücü haline geldi. Bunda en büyük çaba Sara’ya aittir. Kürdistan kadın özgürlük çizgisine özgürlük ruhunu veren Sara’ya aittir. Dolayısıyla 2014 yılı aynı zamanda Sara’nın özgürlük ruhunun zafer yılı olmuştur.

Sara daha genç yaştayken Apocular grubundaki özgürlük ruhunu görmüştür. Kendisindeki özgürlük ruhu ve isyana sadece bu grubun cevap olduğunu görmüştür. Bu nedenle katıldıktan sonra şaşmaz ve sarsılmaz biçimde bu hareketin öncü militanı olmuştur. PKK’nin kurucusu 22 kişiden ve 2 iki kadından biri olarak mücadelesini sonuna kadar sürdürmüştür. Kürt Halk Önderi’nin kadın özgürlük çizgisine büyük bir heyecanla sarılmıştır. Bu çizgiyi tarihin kadınlara sunduğu en büyük ödül olarak görmüş, titizlikle sahiplenip korumak için her anını bu çizginin militanı olarak yaşamıştır. Ancak bu çizginin korunarak gerçek Apocu olunacağını, gerçek PKK’li olunacağını çok iyi anlamıştır. Önder Apo’nun esaretinden sonra bu çizgi kadınlara emanet edilen; Önder Apo’nun taşınması ve taşırılması gereken yarım kalmış destansı çalışması olarak görmüş ve buna göre yaşamış ve buna göre mücadele etmiştir. Bu tutumuyla da Önder Apo’yla yoldaş olmayı layıkıyla yerine getirmiştir.

Tüm insanlık, tüm devrimciler, sosyalistler, Kürt kadınları başta olmak üzere tüm dünya kadınları Sara’ya sahip çıkmalıdırlar. Bu, Sara’ya karşı, Kürt Halk Önderi’nin geliştirdiği kadın özgürlük çizgisine karşı borçlarıdır. Tüm kadınlar her yerde meydanlara çıkmalı, Sakine Cansız’ın Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin izinde yürüyeceklerini göstermelidirler. Kadına ve kadın Özgürlük Mücadelesi’ne karşı sorumluluklarını yerine getirmek için bunu mutlaka yapmalıdırlar. Bu büyük devrimci ve özgürlük savaşçısına sahiplendiklerini tüm dünyaya göstermelidirler.

Şehadetinin üçüncü yılında büyük yoldaşımız Sara’yı minnet, sevgi ve saygıyla anıyor, onun anısını, devrimci duruşunu her zaman yaşatacağımıza ve özlemlerini gerçekleştireceğimize olan sözümüzü yeniliyoruz.