Ana Sayfa Blog Sayfa 6367

İzmir’de “Alevi açılımı” tartışıldı

İzmir’de her ayın ilk Cuma günü yapılan İzmir Küçük Millet Meclisi toplantısında alevi açılımı tartışıldı.

Ahmet Piriştina Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıya Demokratik Alevi Derneği Yöneticileri, HDP yöneticileri ve Anadolu Birliği Derneği üyeleri katıldı. Konuşmalar öncesinde “Türkiye’de Aleviler” isimli bir kısa film gösterildi.
Gösterimin ardından konuşan Avukat Nilay Kökkılıç Türkiye’de inanç özgürlüğü ile ilgili çıkarılan yasaların yetersiz kaldığına dikkat çekerek, inanç özgürlüğünün fiilen hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
İzmir Demokratik Alevi Derneği Sözcüsü Süleyman Deprem ise Alevi inancına sahip yurttaşların yaşadığı sorunları yalnızca kendilerinin çözebileceğinin altını çizdi. Deprem ayrıca, Dersim katliamını ile Rojava’ya yapılan saldırıları da ilişkilendirerek, “Dersim katliamının temelinde toplumların özerk yapılanma isteği yatmaktadır. Bugün Rojava’da da durum böyledir. Toplumların kendilerini yönetme isteği ceberut devletler tarafından engellenmek istenmektedir” diye konuştu. Deprem, “Türkiye’deki son süreci ele alırsak bugün Alevileri, zamanında onları katleden katil zihniyetler kurtaramaz. Alevi toplumu onlardan yardım beklememelidir. Gelin hep beraber Alevilerin kendi özgün çalışmalarına destek verelim” dedi.
Toplantı soru cevap bölümüyle son buldu.

Milli Eğitim Şurasında Aleviliğe yer yok

Antalya’da yapılan 19’uncu Milli Eğitim Şurası dört gün boyunca tartışılan gündem maddelerinin Genel Kurul’da görüşülmesinin ardından sona erdi. Ancak şurada alınan kararlara tepkiler yükseliyor.

9. Milli Eğitim Şurası Genel Kurul Toplantısı’nda alınan kararlardan bir, ilkokul bir, iki ve üçüncü sınıflarda zorunlu din dersinin verilebilecek olması. Şurada, Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi programında Aleviliğe ilişkin içeriğin geliştirilmesi önerisi ise reddedildi.

Liselerde ise zorunlu din dersi saati 1’den 2’ye çıkarılabilecek. İki saate çıkarılması öngörülen bir diğer ders grubu ise görsel sanatlar ve müzik dersleri. Eğitim-Sen zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması için itirazda bulundu ancak bu öneri şurada kabul edilmedi.

Şurada alınan tavsiye kararlarından bir diğeri ise hafız olmak isteyen öğrencilere ilişkin. Karara göre, hafız olmak isteyen öğrenciler ortaokula başlamadan, bir yerine iki yıl eğitime ara verebilecek.

Şurada Turizm liselerinde kokteyl dersi kaldırılabilir kararı alındı. Ve Turizm meslek liselerinde alkollü içki ve kokteyl hazırlama dersi kararın ardından kaldırıldı. Bunun yanında Kutlu Doğum Haftası, Muharrem ayı ve Aşure Günü, belirli gün ve haftalar kapsamına alınabilecek.

Trafik Güvenliği ve İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi derslerinin haftalık ders çizelgesinden kaldırılması yönünde tavsiye kararı alındı. Bu derslere ait konuların Sosyal Bilimler ders müfredatına aktarılmasına karar verildi.

“Zorunlu din dersi kaldırılsın, gerici eğitim istemiyoruz”

                                                                   

Alevilerin zorunlu din dersine oturma eylemleri 11. haftasında devam ediyor. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Erzincan ve Malatya’da alanlara çıkan Aleviler, gerici eğitim istemediklerini dile getirdiler.

İstanbul Kadıköy’de yüzlerce kişi Zorunlu Din Dersine, eğitimin gericileştirilmesine, hak ihlallerine, Aleviliğin ve Alevilerin asimile edilmesine karşı Kadıköy Altıyol’da 11. kez oturma eylemi gerçekleştirdi.
Saat 13’te bir araya gelen Aleviler adına bir basın açıklaması yapıldı.

Açıklama ve semah dönülmesinin ardından oturma eylemi gerçekleştirildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adana Şubesi üyeleri ve yöneticileri, zorunlu din derslerine dikkat çekmek için her hafta yaptıkları oturma eylemlerine İnönü Parkı’nda devam etti. “Zorunlu din dersleri kaldırılsın AİHM kararları uygulansın” pankartının açıldığı eylemde, “Zorunlu din derslerine hayır” ve “Din ve vicdan özgürlüğüne evet” dövizleri taşındı.

Kitle adına bu haftaki basın açıklamasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adana Şube Başkanı Güneş Arslan yaptı. Açıklamada, AİHM kararı doğrultusunda zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi istendi.

Alevilerin Eylemine destek veren Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Ahmet Karagöz de Eğitim Şurasında, ilkokul 1, 2 ve 3. Sınıf öğrencileri için  de zorunlu din dersi kararı alınmasına tepki gösterdi.

Ankara, İzmir, Erzincan ve Malatya’da da sürdürülen oturma eylemlerinde zorunlu din dersinin kaldırılması için hükümet bir kez daha uyarıldı.

 

 

MHP Eski Rolünü İstiyor

FERHAT TUNÇ

Toplumsal acılar, doğrudan egemenleri ilgilendirir zira bunda dolaylı veya dolaysız olarak rol üstlenmişlerdir. Acıların kaynağı olmaktan ibaret bir ilgi ve alakanın yerine, resmi özür dilemeyi gündemlerine alanlar da olmuştur. Örneğin Avustralya Başbakanı’nın Aborjinlerden; Kanada’nın Kızılderililerden, Hollanda’nın 2. Dünya Savaşı dolayısıyla Yahudi, Çingene ve Endonezyalılardan veya Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Apartheid rejiminden dolayı özür dilemesi gibi… Bu özürler resmi düzeyde işlerken, kimilerinde tazminat ödemeleri de gerçekleşti.

Türkiye Devleti ise sorumlusu olduğu katliam ve cinayetlerden, asimilasyon ve empoze politikalarından ötürü böyle bir erdemli tutumu gündemine almazken; acıları malzeme edindi.

Dersim Soykırımı son günlerde siyaset gündeminin önemli başlıklarından oldu. Halihazırda AKP hükümeti soykırımı tanımadı ve resmi nitelik taşıyan girişimlere başvurmadı. Meseleyi CHP’yi sıkıştırmak adına iç politika malzemesine dönüştürdü. Ne var ki, CHP de meselede bütünlüklü bir yaklaşım sahibi değil; bazı unsurları soykırımı “isyan” gerekçesine sığınarak meşrulaştırma çabasında.

Bahçeli’nin Dersim ziyareti

Ülkedeki siyasi infaz ve katliamlarda etkisi malum olan MHP ise Dersim Soykırımı tartışmasına genel başkanlık düzeyinde katıldı. Soykırımı savunan, Dersim’in direnişçi kültürüne ve Seyit Rıza’ya sövgüler yağdıran Devlet Bahçeli, onun torunlarını da hedef almaktan kaçınmadı. Aynı ırkçı lider, Dersim’e ziyaret düzenledi.

Bahçeli’nin bu ziyaretle ‘dayanışma’, ‘ortaklaşma’, ‘acıyı paylaşma’ gibi medeni bir vaziyet alması zaten mümkün değildi; beklentileri boşa çıkarmamış oldu. Kaldı ki, Dersim’de soykırımı tanımayan ve Seyit Rıza’ya küfredenin kabul görmesiyle rüyasında bile karşılaşamazdı. Ününü vandalizmden alan bu kişi ve zihniyetten böyle bir insani atağı da biz rüyamızda bile göremezdik!

Dersim bir daha tanındı

Nihayetinde, Dersimliler, Bahçeli’yi hak ettiği şekilde karşıladı; diz çökmedi. Kent merkezine sokulmayan ırkçı lider, sadece devlet görevlilerine ve az sayıdaki partilisine hitap etmek zorunda kalarak halkın cevabını da almış oldu. Halkın bütünlüklü tasarrufu, programı arasında cemevi ve esnaf ziyareti de bulunmasına rağmen Bahçeli’nin apar topar kaçmasına vesile oldu. Dersim bu haliyle sadece Bahçeli’yi değil; kendi değerlerine yönelen, bu değerleri menfaatçi karakterle söz konusu yapan çevreleri de cevaplamış oldu. Dersim’e meydan okumaya yeltenmek isteyenler için bu tutum ders niteliğinde.

Dersim kültürü misafirperver ve olgundur ancak aynı ciddiyette inatçı. Dostluğa kapısını sonuna kadar açarken, övgü ve tehdide başvuranlara prim vermeyen bir inadı var. Soykırım tartışmalarıyla beraber Dersimlilerin tavrı, sınırları çok daha merak konusu olmuştu; bu örnek, böyle bir merakı gidermenin de vesilesi oldu.

Bu örnek, aynı zamanda sistemden kopuş anlamıyla da okunabilir; Bahçeli özelinde Dersimliler sisteme, yaralarını sahiplenmeyen veya yeniden kanatan sistem aygıtlarına mesafesini göstermiş oldu. Bu ziyaretin doğru okunması, AKP iktidarının gerek Dersim gerekse de Alevi meselesinde takındığı gayri samimi tutumunun değişmesi anlamına gelir. Ancak bu konuda başından beri iyimser olmadığımı ifade etmeliyim.

MHP rol istiyor

Peki, MHP/Bahçeli ne yapmak istiyor? Zannederim, yeni dönemde kendisine bir rol biçilmesini istiyor. Yakın tarih gösterdi ki, MHP’ye biçilen rol tetikçilikten, iç savaşa esbabımucibe oluşturmaktan ibaret. Bu ırkçı siyasetin beklentisi de ancak bu yönde olabilir. Toplumsal bir güç haline gelemeyeceğini anladığından, 2015 seçimleri için zaman daralırken kendisine bir görev verilmesini ve buradan kazanım elde etmeyi gündemine almış olabilir. Kaldı ki, bir siyasi partinin genel başkanından çok, ‘mafya babası’ karakterine bürünmüş durumda. “Devlet partisi” niteliğini kaybetmeyen bu çevre, kitleselleşemese de ülkedeki siyasi infaz ve katliamlarda rol oynadı. Maraş, Sivas, Çorum, 16 Mart ve Bahçelievler katliamlarının yanı sıra Kürtlere ve aydınlara dönük cinayetlerde hep payı olduğu konuşuldu. Komando kampları kurduğu, tetikçilik yaptığı da. Türkiye’de ne kadar demokratik, çağdaş birikim varsa, MHP onun karşısına konulmak istendi, kondu.

MHP zihniyeti “ikinci bir soykırım” tehdidi anlamına geliyor. Dolayısıyla ziyaret meselesinin dışında, bu zihniyetle genel bir mücadele yürütmenin böyle ciddi bir anlamı var.

Topluma sorumluğum sürecek

Bahçeli’nin Dersim’in değerlerine dönük hakaretlerinin ardından yaptığım açıklamalar, ırkçı çevreleri rahatsız etti ve son birkaç gündür kimliğim, ailem ve kişiliğimi hedef alan tehdit, hakaretlerle karşılaştım. Bu zihniyetin, Dersim değerlerini ve Seyidlerini hedef alan hakaretlerinin tahammül edilemez olduğunu belirtmek durumundayım. Son bir ay içinde gerçekleşen grup toplantılarında Dersim, bu zihniyetin hedefindeki konu başlığıydı hep. Kin ve öfkeyle “Bugün de olsa aynısını yaparız” diyen bir MHP zihniyetinden söz ediyorum. Seyid Rıza için “Terörist” ve torunları için “alçaktırlar” diyecek kadar akıl ve vicdan kaybına uğramış bir kişilikten…

Bu konuyu bana ait sayfalarda, sosyal medya üzerinden defalarca yazarak gündeme getirmeye çalıştım. Zira Dersimi hedef alan bu söylemler, aynı zamanda Dersimin tarihsel kimliğini hiçleştirmeye dönük bir amaç taşıyordu. Bu konuda Bahçelinin valilik önünde ki Türklük vurgusu, yanılmadığımı gösterdi. Bahçeli 1930’lardan kalan ve yerlerde sürünen resmi tarih aldatmacasının bugünkü temsilcisi rollerinde. Aslında dikkat çekilmesi gereken buydu ve sanırım MHP gibi ırkçılığı kendine rehber edinmiş bir partinin, can damarına dokunmak gibi bir şeydi.

Son yazdığım bir yazının bazı ajansların haber yapması üzerine bu ırkçı çevrelerin saldırıları artmaya başladı. Sosdyal medya üzerinden ardı ardına gelen ölüm tehdidi, hakaret ve küfrün haddi hesabı yok. Şimdiye değin şarkı söylemekle -ki muhtevasını toplumsallığın temsil ettiği eserleri seslendirdim- yetinmedim, bundan sonra da sanatçının topluma karşı sorumluluğu bilinciyle davranmaya devam edeceğimin bilinmesi gerekir. Ölüm tehditlerinden korkmuyorum ancak bu zihniyet henüz varlığını korurken utanabilirim.

Şerzan Kurt’u vuran polisler yine özgür

ŞERZAN KURT DAVASI ERTELENDİ
Muğla’da polis kurşunuyla öldürülen 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt ile ilgili yeniden görülmeye başlanan davanın ikinci duruşmasında sanık polisin tutuklanma talebi reddedildi. Duruşma öncesi yüzlerce kişi davaya destek olmak için, duruşmanın görüldüğü Eskişehir Adliyesine yürüdü. Grup, duruşma boyunca adliye önündeki eylemini sürdürdü.

Duruşmaya Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, HDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Şerzan’ın üniversite arkadaşları ile öğrenciler katıldı. Duruşmada müdafii avukatlar, Kurt’a ateş açarak ölümüne sebep olan sanık polis Gültekin Şahin’in tutuklanması talebinde bulundu. Ancak mahkeme heyeti, avukatların bu talebini reddederek, duruşmayı 24 Aralık tarihine erteledi.

Duruşmanın ardından Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, bir açıklama yaptı. Eylemde tüm kontrollerin polisin elinde bulunduğunu, ona rağmen polisin silahını çekerek Şerzan’ı vurduğunu belirten baba Kurt, adaletin tecelli etmesi gerektiğini ifade etti. Kurt, “Eğer adalet tecelli etmezse oğlumu öldüren polis ve arkasındaki güçler öldürmeye devam edecekler.” diye konuştu.

HDP’li Demir Çelik ise, 90 yıldır kemalist ve militarist düşünceden uzaklaşamayan devletin insanları öldürmeye devam ettiğini söyleyerek, üniversitelerde yüzlerce öğrencinin katledildiğini ve tutuklandığını ifade etti.

Kurt’un arkadaşlarından Ali Tandır da öğrenciler adına bir açıklama yaptı. Tandır, “Yaşanan bu son gelişme, kamuoyunda Şerzan Kurt davasına yönelik dikkatin daha da yoğunlaştırılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. İktidar yetki verip cezasızlık teşvik ediyor. Kolluk güçleri çocuklarımızı kardeşlerimizi öldürüyor.” Diye konuştu.

Milli Eğitim Şurasında skandal karar

Antalya’da Milli Eğitim Şûra’sı skandal öneriler ve kararlar alınmaya devam ediyor.
Şura’da Eğitim Bir Sen’in Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek liselerinde, ‘Alkollü İçecek ve Kokteyl Servisi’ dersinin kaldırılmasına ilişkin önerisi Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgeleri grubu komisyonunda gündem dışı bırakıldı.
Komisyon kararına, öneri sahibi Eğitim Bir Sen’in Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu tepki gösterirken, Eğitim-Sen temsilcisi kararı olumlu bulduklarını söyledi.
Şurada ilginç bir karara daha imza atıldı. Toplantıda, Osmanlı Türkçesi’nin liselerde zorunlu ders olarak okutulması oy çokluğu ile kabul edildi. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş ise liselerde Osmanlıca’nın zorunlu olarak okutulmasına tepkili.

19. Milli Eğitim Şûrası’nda ayrıca, “Ortaokullara açık öğretim açılması” ve “Meslek liseleri tarzında ortaokulların açılması” gibi skandal öneriler de getirildi.
Eğitim Bir Sen dışındaki eğitim sendikalarının yoğun itirazları sonucu toplumsal bir sorun olan kız çocuklarının okula gönderilmemesini kolaylaştıracak ve çocuk işçiliği meşrulaştıracak olan söz konusu iki öneri de reddedilerek Genel Kurul’a gönderilmedi.

MİLLİ EĞİTİM ŞURASI’NDA SKANDAL KARARLAR
İlkokuldan sonra 2 yıl hafızlık eğitimi için ara verilebilecek
Bunun yanında, oturumda öğrencinin ilkokulu bitirmesinin ardından, hafızlık eğitimi için okuluna 1 yıl ara vermesi yerine, 2 yıl ara verip sınavlara da girme hakkı tanıyan öneri ise kabul edildi.
AİHM’in Türkiye’de zorunlu din uygulaması kararlarına rağmen Şurada daha önce, Genel Kurul’a gönderilmek üzere, “zorunlu din derslerinin 1, 2 ve 3. sınıflarda öğretilmesi”, “Değerler eğitimi” adı altında peygamber hayatı ve yemek duasını konu alan ders önerisi ve “Karma eğitimin kaldırılması” gibi öneriler ihtisas komisyonundan geçmişti.

Alevi vekillerin tepkisi öğretmeni görevden aldırdı

Alevi öğrenciyi rencide eden öğretmen görevden alındı

Alevi öğrencilere zorunlu din dersinde psikolojik şiddet uygulayan din öğretmeni görevden alındı.

İzmir Bayraklı Cemil Atlas Ortaokulu’nda beşinci sınıfta okuyan Alevi öğrencileri ayağa kaldırarak kelime-i şahadet getirten din kültürü öğretmeni İ.T.’nin görevine son verildi.

Ücretli öğretmen İ.T., geçtiğimiz haftalarda sınıftaki Alevi öğrencileri ayağa kaldırıp kelime-i şahadet getirmelerini istemesiyle gündeme gelmişti. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine, aileler öğretmen hakkında şikayetçi olmuştu.

DİN ÖĞRETMENİ GÖREVDEN ALINDI
Rencide edilen Alevi öğrenciler içine kapanmıştı

Veliler, çocuklarının yaşadıkları olay ve sonrasındaki gelişmeler nedeni ile içine kapandığını belirttiler.
Din kültürü öğretmeninin olayın yaşandığı sınıfta ağlayarak, öğrenciler üzerinde olumsuz etkiye neden olduğu da iddia edildi.

 

Beş Ses Bir Nefes

“Hazreti şahın avazı
Turna denen bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir
(Pir Sultan Abdal)

Geçen günlerde İsviçre’nin Basel kentinde moderatörlüğünü yaptığım Beş Ses Bir Nefes başlıklı panele Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Bülent Ant, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Ali Yıldırım, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Müslüm Doğan, Basel Alevi Kültür Merkezi Başkanı Seyit Erdoğan ve Sanatçı dostumuz Dr. Gani Pekşen katıldı.

Türkiye ve Avrupa’daki Alevilerin Birlik Sorunları’nı tartıştık. AABK’nin Türkiye’deki Alevi kurumlarına, ABF ve PSAKD’nin AABK’ye yönelik eleştirileri halka açık bir panelde dile getirildi.

Panelde Aleviliğin ilk kez bu kadar gündemi meşgul ettiğine dikkat çekildi. Türkiye’deki siyasi partilerin Alevilere dair ardı ardına açıklamalar yaptığı bu günlerde, Alevilerin süreci “birlikte yol almak” tartışmaları ile karşılık vermesinin doğru bir yaklaşım ve kaçınılmaz acil bir görev olarak önümüzde durduğu vurgulandı. Görünen o ki; bu tartışma ve paneller yaygınlaşarak devam edecek…

Türkiye uzun süredir, özelliklede Toplumsal Barış ve Müzakere süreci ile birlikte yeniden yapılanma dönemine girmiştir. Türkiye’deki tüm dengeler yeniden şekillenmekte herkes kendi gücü oranında bu sürece dahil olmaktadır. Kaçınılmaz olarak Kürt siyasetinin gücü ve dönüşümü demokrasiyle bütünleştürmek isteyen cephesine karşı, geçmişte direnen ve onu revize ederek devam ettirmek isteyen muhafazakar kesim arasındaki mücadele her alana yansımaktadır.

Alevilerde bu mücadelede kendi yerlerini almak, konumlarını belirlemek sürecine dahil olmuşlardır. Alevi kurumları istese de istemese de böyle bir sürecin içinde olacak; altyapıya sahip olsunlar ya da olmasınlar devleti yeniden dizayn etmek isteyenlerin tartışmalarının parçası olmaktan kurtulamayacakları ortadadır.

Bu durumu değişik cephelerden Alevi kurumları içinde bir tartışma süreci başlatmıştır. Türkiye başta olmak üzere Avrupa’nın birçok şehrinde konferanslar, paneller ve birliklere adımlar atılmaktadır. Bu adımlar hangi gerekçelerle olursa olsun Aleviler açısından varlıklarını hissettirme anlamında ciddi rol oynamaktadır. Türkiye’de Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu ve Alevi Dernekler Federasyonu ilk kez birlikte açıklama yapacak düzeye gelmişlerdir. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Alevi Kültür Vakfı kendi aralarındaki sorunları kitleler önünde konuşarak bir halk mahkemesindeymiş gibi davranma yetisini göstermektedirler.

Alevi ögretisine uygun olan adımların atılması Alevilerin bu kurumlara olan güvenini tazelemektedir. Alevi kurum temsilcilerinin kendilerini aşma zamanı gelmişti. Yola turab olma zamanı gelmişti.

İşte bugün atılan bu adımlar her ne kadar içinde yanlışlar barındırsa da doğruların ağır bastığı bir süreci bizlere sunmaktadır. Devletin Alevilere kendi sistematiği içerisine almasını engelleyen bir yapının doğmasına vesile olmaktadır.

Varlığını tekleştirme üzerine kurmuş olan sisteme karşı çoğulculuğu esas alan demokrasi güçlerinin bir rengi olarak kendisini daha çok hissettirmektedir. Demokrasi güçlerinin yanında kendi rengiyle var olmaktadır.

Onun içindir ki bu toplantılarda her kurumun ve kişinin kendi öz eleştirisiyle işe başlaması bu toplantıların daha çok sonuç vermesinin sağlamaktadır. Şimdiye kadar yapılan toplantılar ve görüşmeler bu çerçevede olmaktadır. Tabi ki böylesine bir yaklaşım, böylesine bir tartışma ortamı kimi gerginliklere de vesilesi olabilmektedir. Bunu eteğimizdeki taşların dökülmesi olarak algılamak, okumak mümkündür. Bu dönem Alevi Hareketi’nde bir arınma, aklanma süreci olarakta ele alınabilinir. Bilinmelidir ki; değişim süreçlerinde varlığımızın hissettirdiğimiz kadar varız.

Hiçbir şey Aleviliğin birlikte yaşama, ortak üretim ve paylaşım kültürünün yaşatılmasından önemli değildir.

“Hükümet Alevileri inkâr politikalarından vazgeçmeli”

Alevi Kurum temsilcileri, AİHM ve Yargıtay’ın cemevleri ile ilgili verdiği kararları değerlendirdi.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Fevzi Gümüş, AKP’nin yapamadığını AİHM ve Yargıtay’ın yaptığını belirterek, “AKP’nin bugüne kadar kabul etmediği cemevleri ile ilgili AİHM’den sonra Yargıtay da karar belirtmiş oldu. AKP hükümetinin Alevileri ret, inkar, asimilasyon politikalarından artık vazgeçmesi gerekiyor. Alevilerin cemevlerinin ibadethane sayılması ve zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili taleplerinin dikkate alınması gerekiyor.” Diye konuştu.
Alevilerin sorunlarının yargı kararları ve insan hakları çerçevesinde çözülmesi gerektiğine de dikkat çeken Gümüş, yargı kararları karşısında direnmenin evrensel değerlere karşı çıkmak anlamına geleceğini kaydetti.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise yıllardır cemevlerinin mücadelesini verdiklerini hatırlatarak, “AİHM’in de Yargıtay’ın da bunu tescillemesi önemlidir. Ancak Türkiye’deki hükümet, hukuku yok saydığı için kararlar hayata geçirilmiyor. Aleviler hükümetin baskılarına rağmen, inançlarını yaşatmak için cemevleri yapıyorlar. AİHM’in aldığı tüm kararlar yarın öbür gün uygulandığı takdirde tazminat davası açacağız.” Diye konuştu.

Aleviler hala korkuyorlar

Aleviler hala korkuyorlar. Korkunun ecele faydası yok denilir. İşte hala bu noktadayız.

Gün geçmiyor ki Alevilikle ilgili yeni görüşler ortaya atılmasın ve Alevilik tartışılmasın. Hergün ama hergün mutlaka Alevilik tartışılıyor ve Aleviler adına konuşanlar da Alevilikle ilgili son sözü söyleyerek noktayı koymaktan korkuyorlar.

AİHM ve Yargıtay kararından sonra Cemevi konusu yeniden sıcak gündem maddesi olarak karşımıza çıktığında haklı taleplerinde yine aleviler gerilerde kalmaya devam ediyorlar.

3.12.2014 tarihinde bir televizyonda yapılan tartışmada Alevi kanaat önderleri yine son noktayı koymaktan hep kaçındılar.

Programın konusu Cemevinin ibadethane olup olmadığı her ne kadar mahkeme kararları ile tescil edilse de halkın gözünde ibadethanemidir değimlidir tartışması sürüp gidiyor.

Alevi kanat önderlerine Alevi olmayan birisi çıkıyor ve her inancın bir ibadethanesi vardır.

Hıristiyanların  Kilisesi, Yahudilerin Sinagogu, Müslümanların ise Camileri ibadethanedir.

Aleviler Müslüman ise ibadethaneleri Cami olmalı diyerek net bir soru soruyor ama ne yazık ki Alevi kanaat önderleri,sözcüleri bu soruya “sana ne benim ibadethanem Cemevi1 demekle yetiniyorlar.

Bu cevap hem yeterli değildir,hem de Aleviliği zora sokmadır.

Aleviler artık korkmadan.

Alevilik bir inançtır. İbadethanesi Cemevidir. İslamiyetle bir ilgisi yoktur. demeleri gerekir.

Aleviliğin İslamiyet içerisinde yorumlanmasına imkan tanındığı sürece bir yere varılamayacağını herkesin bilmesi gerekir. Çünkü Aleviliğin İslamiyetle inanç,ibadet ve ritüellerinde hiç ama hiçbir bağı yoktur.

İslamın şartlarının hiçbirisi (Namaz,Ramazan Orucu,Hac,Zekat,Şehadet,cennet,cehennem yani öbür dünya anlayışı) Alevilikte yoktur,

Alevilikteki Talip-Rayber-Pir-Mürşid ilişkisi, Cem, Dem,Bağlama,Semah,Musahiplik,Hızır, Ziyaret, Rıza Şehri,4 kapı anlayışlarının hiçbirisi İslamiyette yoktur.

Alevilikte Öbür dünya anlayışı  yani Cennet cehennem anlayışı yoktur. Kitap ve Peygamber anlayışı da yoktur.

Alevilikte Hakk anlayışı vardır.

Alevilikte ölüm yoktur Hakka yürüme (devriye,don değiştirme) anlayışı ve inancı vardır.

Bunların hiçbirisinin diğer inançlar  tarafından farklı yorumlanışı ve uygulanışı da yoktur.

İslamiyette amaç; Peygamberin ve Kutsal Kitapları Kuranın emirlerini yerine getirmek, Allahı razı edip Cennete gitmektir. Bu yüzden İslam mensupları (Müslümanlar) Allah rızası için ibadet ederler.

Alevilikte amaç;  Yaşadığı coğrafyada tüm canlıların rızalığını alarak ve dört kapıdan geçerek insanı kamil (Kamil insan) olup Rıza Şehrinde yaşamaktır.

Alevlikte Tanrı-Doğa-İnsan anlayışı vardır.

Her üçünün de yaratıcı olması, varlığın birliğine gidilen yolda her şeyin bir olduğu inancı vardır.

Bütün bu sayılanlar ortaya konulduğunda Aleviliğin kendine has bir inanma biçimi yani Alevilik bir İnançtır demenin saklanacak hiçbir yanı yoktur.

Alevilik bir inançtır (Yoldur), Aleviler de bu yolun yolcularıdr.

Konunun etrafında dolaşarak, tasavvufi yorumdur, değil tartışması Aleviliğe ihanet olmaya başladı.

Alevi kurumlarının söyleyemediğini,söylemekten kaçındığı konularda artık mahkemelere açık kararlar vermektedir.

Hiçbir Alevinin artık korkmasına gerek yoktur. Rahatlıkla Alevilik bir inançtır, Cemevleri Alevilerin ibadet yeridir. Kimsenin bu konuda farklı yorum yapmasına gerek yoktur demesi gerekir.