Ana Sayfa Blog Sayfa 6368

Dersim 38’i yeniden yaşamak

HASAN AYDIN

“seni kendimden tanıdım”

Dersim yaralıdır…

Dersim yine yalnızlığının bir yansımasını yaşıyor…

Kanayan yara Dersim’ le ilgili çok şey yazıldı, çizildi. Son günlerde de siyasi rant ve birilerini zayıflatmak için bu yara daha da kanatılmaktadır. Amaç bilinir; ve ilkesiz, ciddi bir ideolojik yapısı, farklılığı olmayan, birbirlerinin aynısı olan siyasal yapılar her seferinde, bir şeyler üzerinden, birbirleriyle bir çıkar ve de klasik Türk usulü kavgayı yürütmektedirler. Bu kavgaların nedeninin insan ve ülke olmadığını aklı başında herkes bilmektedir. Kavgaların nedeni toplumu, toplumsal belleği ve aklı daha da semirtmektir. Ciddi bir vicdani körelmeyi, acı ve yaralarımız üzerinden sağlamaktır. Bu aslında siyaseten ahlaki olmamaktadır. Siyaset bilimi; böyle bir zulümü insana öngören bir anlayışı, siyasi görmemektedir.

Tarihi geçmişe doğru bakıp yapılanları unutmamak gerekir. Bu Türk egemenler tarihi; soykırımlar ve baskılar tarihidir. Ermeni soykırımı bilinir, Rumlara yapılanlar bilinir, Osmanlı, Selçuklu dönemi bilinir. 1863 de ki Dersim’ de ki sürgünleri de tarihin yansıttığı gerçeklerden gördük ve okuduk. Nerden bakarsan bak bu topraklarda insani bir kuraklık görürsün! Hümanizma ve vicdandan yaratılan yaraları görürsün, iktidar için her şey mübah olarak görülen bir coğrafyanın kılıç artıklarıyız. Mantık iktidar için her şeyi hak görünce, din için her şeyi hak görünce, bu kırılma yüzyıllardır devam etmektedir. Şekillenen kişilikte bir sorun vardır. Bundan dolayı üretkenlik ve farklı siyasi düşünceler, insani düşünceler kolay kolay yeşermemektedir. Osmanlılar için söylenen bir söz vardır. ‘’Şalvarı şaltak Osmanlı, eğeri kaltak Osmanlı, ekeni yok, biçeni yok yemede ortak Osmanlı” Bu mantık bu topraklardaki sorunu ve sömürü anlayışını çıplak bir biçimde ortaya koymaktadır. Hatta yeni sosyal ve ideolojik yapıların yeşermemesinden de önemli bir unsur oluşturmaktadır. Toplumsal bir hazırlopçuluk olunca sol ve sosyalist düşünce de kolay kolay bu topraklarda yeşermemektedir. Kirliliği kanıksayan, kutsayan, çıkarı, maddiyeti tanrılaştıran bir toplumsal çürümenin kuramı haline gelmiştir bu maya…

Yaşam anlayışlarından dolayı en çok Ermeniler ve Aleviler başta olmak üzere bu kılıçtan nasiplenmişler, Kürtler nasiplenmişler, solcular nasiplenmişlerdir. Egemenler kuramları itibariyle Aleviliği çıkarlarıyla taban tabana zıt görmüş ve bundan dolayı dini bir aşağılanmayla katletmeyi meşru görmüştür. Çünkü Alevilerde ki paylaşım anlayışını insana bakışını tehlikeli görmüştür. Fetvalarla Alevileri öldüren cennete gider demiştir. Alevilerin Kobanê’ ye karşı daha duyarlı olması bundan olsa gerek, çünkü Alevilere karşı tekbir getiren cehennem zebanileri bu sefer Kobenê’ de ortaya çıktı ve din adına her şeyi talan ediyorlar. Aleviler yabancısı olmadıkları bu sesi, bu kılıcı, bu mantığı, bu vahşeti ve vahşiliği tanıyorlardı. Dersim’den Kobanê’ye sloganı bu anlamda çok çarpıcı bir slogan ve Dersim’den Şengal’e slogan yaratıldı. Yaralı Dersim; aklın alamayacağı vahşeti uygarlık adına yapan genç ve vahşi cumhuriyetin kılıcını bilen Dersim’in, en çok Şengal ve Kobenê’yi anlaması bundandır.

Dersim’de bir siyasi parti yoktur. Siyasal çıkarlarla, aranızdaki çıkar ilişkinizle, kirli ellerinizle Dersim’i dilinize dolandırmanın bir ciddiyeti yoktur. Dersim insanı nezdinde.. Geçmişte Dersim’ de Türk egemenleri vardı. Eli kanlı olan o egemenler yaşasaydı bugün, AKP, MHP ve CHP ve de Perinçekli’ydiler. Hepsinin zihniyeti o vahşeti onaylamaktadır. Unutmayalım Mustafa Kemal’ in Cumhurbaşkanı, Celal Bayar’ ın Başbakan, namazdan kalkmayan dinibütün olan Mareşal Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay başkanı olduğu dönemde 1938 soykırımı olmuştur. Katliyamdan sorumlu, sahiplerine bakılınca aslında sadece CHP yoktur. MHP var, AKP vardır, Bahçelinin sol yanı Perinçek vardır. Türkiye’yi şekillendiren zihniyet vardır. Tek dil, tek din, tek millet diyen bir doktirin vardır.

Bundan dolayıdır ki tarihle yüzleşmek bir siyasi ahlak meselesidir. Türk siyasetine bakıldığında böyle bir yüzleşmeden ziyade acılarımız üzerinden pehlivanlık yapanlar var. Devlet Bahçeli’nin Dersim’ e gelmesi Fevzi Paşa’nın Dersim’ e gelmesidir. Acaba Hitler İsrail’e gidip hak ettiniz deseydi, günümüz insanlığı bunu kabul eder miydi? Sanırım başta Almanlar ve Avrupa halkı buna karşı dururlardı. Ve Hitler kesin tutuklanıp yargılanırdı. Batı hümanizması, demokrasisi, batı halkı buna müsaade etmezdi.. Ama her nedense Bahçeli’nin Dersim’ e giderek, her zaman Ankara’ da konuştuklarını Dersim’ de de tekrarlaması sadece Dersimlileri yaraladı. Bu toplumsal bir ayıbımızdır. Dersim insanının engelleme çabaları ve çaresizlikleri, yürekte akan bir sel oldu, gözleri yaşardı..

Sanki yeni Seyit Rızalar katlediliyordu…

Sanki Dersim yeniden 38’i yaşıyordu !

Alevi siyasetinin, o bilinen bir kaç tomturaklı sözleri dışında bir varlıkları olmadı. Kürt hareketi de Dersim’ de tepki gösterdi. Oysa Dersim halkı korunmaya alınmalıydı ve Dersim’ e bu kirli zihniyet asla yaklaştırılmamalıydı. Bu acı yeniden yaşatılmamalıydı! Bundan dolayı sessiz kalanları ve sesini çıkarıp bir şey yapmayanları da kınıyorum. Tamda burada, Dersim’ de; Soykırım zihniyetine karşı insanlığın öfkesi galip gelmeliydi !

Maraş katliamında yaşamını yitirenler anıldı

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gençlik Kolları, Maraş katliamında yaşamını yitirenleri anmak için Erzincan Merkez Cemevi’nde etkinlik düzenledi.

Gençlik Kolları adına, yaklaşan Maraş Katliamı yıldönümüne ilişkin yapılan açıklamda, Aleviler’in yüzyıllardır katliamlara maruz kaldığı ifade edilerek, “Bu topraklarda özellikle Maraş’ta başlayıp Çorum ve Sivas’la devam eden toplu katliamlar, insanlık ve Alevi inancına dönük işlenmiş bir suçtur.” denildi.

Bugün Ortadoğu’da devam eden savaşlara da dikkat çekilerek, IŞİD çetesinin Alevilere, Ezidilere, Kürtlere ve Türkmenlere yönelik saldırıları hatırlatıldı. Açıklama, katliamların bir an önce son bulmasını talebi ile son buldu.

Etkinlik, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Müzik Grubu’nun sunduğu dinleti ve Maraş Katliamını anlatan belgesel gösterimi ile son buldu.

İzmir’de “Alevi açılımı” tartışıldı

İzmir’de her ayın ilk Cuma günü yapılan İzmir Küçük Millet Meclisi toplantısında alevi açılımı tartışıldı.

Ahmet Piriştina Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıya Demokratik Alevi Derneği Yöneticileri, HDP yöneticileri ve Anadolu Birliği Derneği üyeleri katıldı. Konuşmalar öncesinde “Türkiye’de Aleviler” isimli bir kısa film gösterildi.
Gösterimin ardından konuşan Avukat Nilay Kökkılıç Türkiye’de inanç özgürlüğü ile ilgili çıkarılan yasaların yetersiz kaldığına dikkat çekerek, inanç özgürlüğünün fiilen hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
İzmir Demokratik Alevi Derneği Sözcüsü Süleyman Deprem ise Alevi inancına sahip yurttaşların yaşadığı sorunları yalnızca kendilerinin çözebileceğinin altını çizdi. Deprem ayrıca, Dersim katliamını ile Rojava’ya yapılan saldırıları da ilişkilendirerek, “Dersim katliamının temelinde toplumların özerk yapılanma isteği yatmaktadır. Bugün Rojava’da da durum böyledir. Toplumların kendilerini yönetme isteği ceberut devletler tarafından engellenmek istenmektedir” diye konuştu. Deprem, “Türkiye’deki son süreci ele alırsak bugün Alevileri, zamanında onları katleden katil zihniyetler kurtaramaz. Alevi toplumu onlardan yardım beklememelidir. Gelin hep beraber Alevilerin kendi özgün çalışmalarına destek verelim” dedi.
Toplantı soru cevap bölümüyle son buldu.

Milli Eğitim Şurasında Aleviliğe yer yok

Antalya’da yapılan 19’uncu Milli Eğitim Şurası dört gün boyunca tartışılan gündem maddelerinin Genel Kurul’da görüşülmesinin ardından sona erdi. Ancak şurada alınan kararlara tepkiler yükseliyor.

9. Milli Eğitim Şurası Genel Kurul Toplantısı’nda alınan kararlardan bir, ilkokul bir, iki ve üçüncü sınıflarda zorunlu din dersinin verilebilecek olması. Şurada, Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi programında Aleviliğe ilişkin içeriğin geliştirilmesi önerisi ise reddedildi.

Liselerde ise zorunlu din dersi saati 1’den 2’ye çıkarılabilecek. İki saate çıkarılması öngörülen bir diğer ders grubu ise görsel sanatlar ve müzik dersleri. Eğitim-Sen zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması için itirazda bulundu ancak bu öneri şurada kabul edilmedi.

Şurada alınan tavsiye kararlarından bir diğeri ise hafız olmak isteyen öğrencilere ilişkin. Karara göre, hafız olmak isteyen öğrenciler ortaokula başlamadan, bir yerine iki yıl eğitime ara verebilecek.

Şurada Turizm liselerinde kokteyl dersi kaldırılabilir kararı alındı. Ve Turizm meslek liselerinde alkollü içki ve kokteyl hazırlama dersi kararın ardından kaldırıldı. Bunun yanında Kutlu Doğum Haftası, Muharrem ayı ve Aşure Günü, belirli gün ve haftalar kapsamına alınabilecek.

Trafik Güvenliği ve İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi derslerinin haftalık ders çizelgesinden kaldırılması yönünde tavsiye kararı alındı. Bu derslere ait konuların Sosyal Bilimler ders müfredatına aktarılmasına karar verildi.

“Zorunlu din dersi kaldırılsın, gerici eğitim istemiyoruz”

                                                                   

Alevilerin zorunlu din dersine oturma eylemleri 11. haftasında devam ediyor. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Erzincan ve Malatya’da alanlara çıkan Aleviler, gerici eğitim istemediklerini dile getirdiler.

İstanbul Kadıköy’de yüzlerce kişi Zorunlu Din Dersine, eğitimin gericileştirilmesine, hak ihlallerine, Aleviliğin ve Alevilerin asimile edilmesine karşı Kadıköy Altıyol’da 11. kez oturma eylemi gerçekleştirdi.
Saat 13’te bir araya gelen Aleviler adına bir basın açıklaması yapıldı.

Açıklama ve semah dönülmesinin ardından oturma eylemi gerçekleştirildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adana Şubesi üyeleri ve yöneticileri, zorunlu din derslerine dikkat çekmek için her hafta yaptıkları oturma eylemlerine İnönü Parkı’nda devam etti. “Zorunlu din dersleri kaldırılsın AİHM kararları uygulansın” pankartının açıldığı eylemde, “Zorunlu din derslerine hayır” ve “Din ve vicdan özgürlüğüne evet” dövizleri taşındı.

Kitle adına bu haftaki basın açıklamasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adana Şube Başkanı Güneş Arslan yaptı. Açıklamada, AİHM kararı doğrultusunda zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi istendi.

Alevilerin Eylemine destek veren Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Ahmet Karagöz de Eğitim Şurasında, ilkokul 1, 2 ve 3. Sınıf öğrencileri için  de zorunlu din dersi kararı alınmasına tepki gösterdi.

Ankara, İzmir, Erzincan ve Malatya’da da sürdürülen oturma eylemlerinde zorunlu din dersinin kaldırılması için hükümet bir kez daha uyarıldı.

 

 

MHP Eski Rolünü İstiyor

FERHAT TUNÇ

Toplumsal acılar, doğrudan egemenleri ilgilendirir zira bunda dolaylı veya dolaysız olarak rol üstlenmişlerdir. Acıların kaynağı olmaktan ibaret bir ilgi ve alakanın yerine, resmi özür dilemeyi gündemlerine alanlar da olmuştur. Örneğin Avustralya Başbakanı’nın Aborjinlerden; Kanada’nın Kızılderililerden, Hollanda’nın 2. Dünya Savaşı dolayısıyla Yahudi, Çingene ve Endonezyalılardan veya Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Apartheid rejiminden dolayı özür dilemesi gibi… Bu özürler resmi düzeyde işlerken, kimilerinde tazminat ödemeleri de gerçekleşti.

Türkiye Devleti ise sorumlusu olduğu katliam ve cinayetlerden, asimilasyon ve empoze politikalarından ötürü böyle bir erdemli tutumu gündemine almazken; acıları malzeme edindi.

Dersim Soykırımı son günlerde siyaset gündeminin önemli başlıklarından oldu. Halihazırda AKP hükümeti soykırımı tanımadı ve resmi nitelik taşıyan girişimlere başvurmadı. Meseleyi CHP’yi sıkıştırmak adına iç politika malzemesine dönüştürdü. Ne var ki, CHP de meselede bütünlüklü bir yaklaşım sahibi değil; bazı unsurları soykırımı “isyan” gerekçesine sığınarak meşrulaştırma çabasında.

Bahçeli’nin Dersim ziyareti

Ülkedeki siyasi infaz ve katliamlarda etkisi malum olan MHP ise Dersim Soykırımı tartışmasına genel başkanlık düzeyinde katıldı. Soykırımı savunan, Dersim’in direnişçi kültürüne ve Seyit Rıza’ya sövgüler yağdıran Devlet Bahçeli, onun torunlarını da hedef almaktan kaçınmadı. Aynı ırkçı lider, Dersim’e ziyaret düzenledi.

Bahçeli’nin bu ziyaretle ‘dayanışma’, ‘ortaklaşma’, ‘acıyı paylaşma’ gibi medeni bir vaziyet alması zaten mümkün değildi; beklentileri boşa çıkarmamış oldu. Kaldı ki, Dersim’de soykırımı tanımayan ve Seyit Rıza’ya küfredenin kabul görmesiyle rüyasında bile karşılaşamazdı. Ününü vandalizmden alan bu kişi ve zihniyetten böyle bir insani atağı da biz rüyamızda bile göremezdik!

Dersim bir daha tanındı

Nihayetinde, Dersimliler, Bahçeli’yi hak ettiği şekilde karşıladı; diz çökmedi. Kent merkezine sokulmayan ırkçı lider, sadece devlet görevlilerine ve az sayıdaki partilisine hitap etmek zorunda kalarak halkın cevabını da almış oldu. Halkın bütünlüklü tasarrufu, programı arasında cemevi ve esnaf ziyareti de bulunmasına rağmen Bahçeli’nin apar topar kaçmasına vesile oldu. Dersim bu haliyle sadece Bahçeli’yi değil; kendi değerlerine yönelen, bu değerleri menfaatçi karakterle söz konusu yapan çevreleri de cevaplamış oldu. Dersim’e meydan okumaya yeltenmek isteyenler için bu tutum ders niteliğinde.

Dersim kültürü misafirperver ve olgundur ancak aynı ciddiyette inatçı. Dostluğa kapısını sonuna kadar açarken, övgü ve tehdide başvuranlara prim vermeyen bir inadı var. Soykırım tartışmalarıyla beraber Dersimlilerin tavrı, sınırları çok daha merak konusu olmuştu; bu örnek, böyle bir merakı gidermenin de vesilesi oldu.

Bu örnek, aynı zamanda sistemden kopuş anlamıyla da okunabilir; Bahçeli özelinde Dersimliler sisteme, yaralarını sahiplenmeyen veya yeniden kanatan sistem aygıtlarına mesafesini göstermiş oldu. Bu ziyaretin doğru okunması, AKP iktidarının gerek Dersim gerekse de Alevi meselesinde takındığı gayri samimi tutumunun değişmesi anlamına gelir. Ancak bu konuda başından beri iyimser olmadığımı ifade etmeliyim.

MHP rol istiyor

Peki, MHP/Bahçeli ne yapmak istiyor? Zannederim, yeni dönemde kendisine bir rol biçilmesini istiyor. Yakın tarih gösterdi ki, MHP’ye biçilen rol tetikçilikten, iç savaşa esbabımucibe oluşturmaktan ibaret. Bu ırkçı siyasetin beklentisi de ancak bu yönde olabilir. Toplumsal bir güç haline gelemeyeceğini anladığından, 2015 seçimleri için zaman daralırken kendisine bir görev verilmesini ve buradan kazanım elde etmeyi gündemine almış olabilir. Kaldı ki, bir siyasi partinin genel başkanından çok, ‘mafya babası’ karakterine bürünmüş durumda. “Devlet partisi” niteliğini kaybetmeyen bu çevre, kitleselleşemese de ülkedeki siyasi infaz ve katliamlarda rol oynadı. Maraş, Sivas, Çorum, 16 Mart ve Bahçelievler katliamlarının yanı sıra Kürtlere ve aydınlara dönük cinayetlerde hep payı olduğu konuşuldu. Komando kampları kurduğu, tetikçilik yaptığı da. Türkiye’de ne kadar demokratik, çağdaş birikim varsa, MHP onun karşısına konulmak istendi, kondu.

MHP zihniyeti “ikinci bir soykırım” tehdidi anlamına geliyor. Dolayısıyla ziyaret meselesinin dışında, bu zihniyetle genel bir mücadele yürütmenin böyle ciddi bir anlamı var.

Topluma sorumluğum sürecek

Bahçeli’nin Dersim’in değerlerine dönük hakaretlerinin ardından yaptığım açıklamalar, ırkçı çevreleri rahatsız etti ve son birkaç gündür kimliğim, ailem ve kişiliğimi hedef alan tehdit, hakaretlerle karşılaştım. Bu zihniyetin, Dersim değerlerini ve Seyidlerini hedef alan hakaretlerinin tahammül edilemez olduğunu belirtmek durumundayım. Son bir ay içinde gerçekleşen grup toplantılarında Dersim, bu zihniyetin hedefindeki konu başlığıydı hep. Kin ve öfkeyle “Bugün de olsa aynısını yaparız” diyen bir MHP zihniyetinden söz ediyorum. Seyid Rıza için “Terörist” ve torunları için “alçaktırlar” diyecek kadar akıl ve vicdan kaybına uğramış bir kişilikten…

Bu konuyu bana ait sayfalarda, sosyal medya üzerinden defalarca yazarak gündeme getirmeye çalıştım. Zira Dersimi hedef alan bu söylemler, aynı zamanda Dersimin tarihsel kimliğini hiçleştirmeye dönük bir amaç taşıyordu. Bu konuda Bahçelinin valilik önünde ki Türklük vurgusu, yanılmadığımı gösterdi. Bahçeli 1930’lardan kalan ve yerlerde sürünen resmi tarih aldatmacasının bugünkü temsilcisi rollerinde. Aslında dikkat çekilmesi gereken buydu ve sanırım MHP gibi ırkçılığı kendine rehber edinmiş bir partinin, can damarına dokunmak gibi bir şeydi.

Son yazdığım bir yazının bazı ajansların haber yapması üzerine bu ırkçı çevrelerin saldırıları artmaya başladı. Sosdyal medya üzerinden ardı ardına gelen ölüm tehdidi, hakaret ve küfrün haddi hesabı yok. Şimdiye değin şarkı söylemekle -ki muhtevasını toplumsallığın temsil ettiği eserleri seslendirdim- yetinmedim, bundan sonra da sanatçının topluma karşı sorumluluğu bilinciyle davranmaya devam edeceğimin bilinmesi gerekir. Ölüm tehditlerinden korkmuyorum ancak bu zihniyet henüz varlığını korurken utanabilirim.

Şerzan Kurt’u vuran polisler yine özgür

ŞERZAN KURT DAVASI ERTELENDİ
Muğla’da polis kurşunuyla öldürülen 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt ile ilgili yeniden görülmeye başlanan davanın ikinci duruşmasında sanık polisin tutuklanma talebi reddedildi. Duruşma öncesi yüzlerce kişi davaya destek olmak için, duruşmanın görüldüğü Eskişehir Adliyesine yürüdü. Grup, duruşma boyunca adliye önündeki eylemini sürdürdü.

Duruşmaya Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, HDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Şerzan’ın üniversite arkadaşları ile öğrenciler katıldı. Duruşmada müdafii avukatlar, Kurt’a ateş açarak ölümüne sebep olan sanık polis Gültekin Şahin’in tutuklanması talebinde bulundu. Ancak mahkeme heyeti, avukatların bu talebini reddederek, duruşmayı 24 Aralık tarihine erteledi.

Duruşmanın ardından Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, bir açıklama yaptı. Eylemde tüm kontrollerin polisin elinde bulunduğunu, ona rağmen polisin silahını çekerek Şerzan’ı vurduğunu belirten baba Kurt, adaletin tecelli etmesi gerektiğini ifade etti. Kurt, “Eğer adalet tecelli etmezse oğlumu öldüren polis ve arkasındaki güçler öldürmeye devam edecekler.” diye konuştu.

HDP’li Demir Çelik ise, 90 yıldır kemalist ve militarist düşünceden uzaklaşamayan devletin insanları öldürmeye devam ettiğini söyleyerek, üniversitelerde yüzlerce öğrencinin katledildiğini ve tutuklandığını ifade etti.

Kurt’un arkadaşlarından Ali Tandır da öğrenciler adına bir açıklama yaptı. Tandır, “Yaşanan bu son gelişme, kamuoyunda Şerzan Kurt davasına yönelik dikkatin daha da yoğunlaştırılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. İktidar yetki verip cezasızlık teşvik ediyor. Kolluk güçleri çocuklarımızı kardeşlerimizi öldürüyor.” Diye konuştu.

Milli Eğitim Şurasında skandal karar

Antalya’da Milli Eğitim Şûra’sı skandal öneriler ve kararlar alınmaya devam ediyor.
Şura’da Eğitim Bir Sen’in Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek liselerinde, ‘Alkollü İçecek ve Kokteyl Servisi’ dersinin kaldırılmasına ilişkin önerisi Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgeleri grubu komisyonunda gündem dışı bırakıldı.
Komisyon kararına, öneri sahibi Eğitim Bir Sen’in Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu tepki gösterirken, Eğitim-Sen temsilcisi kararı olumlu bulduklarını söyledi.
Şurada ilginç bir karara daha imza atıldı. Toplantıda, Osmanlı Türkçesi’nin liselerde zorunlu ders olarak okutulması oy çokluğu ile kabul edildi. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş ise liselerde Osmanlıca’nın zorunlu olarak okutulmasına tepkili.

19. Milli Eğitim Şûrası’nda ayrıca, “Ortaokullara açık öğretim açılması” ve “Meslek liseleri tarzında ortaokulların açılması” gibi skandal öneriler de getirildi.
Eğitim Bir Sen dışındaki eğitim sendikalarının yoğun itirazları sonucu toplumsal bir sorun olan kız çocuklarının okula gönderilmemesini kolaylaştıracak ve çocuk işçiliği meşrulaştıracak olan söz konusu iki öneri de reddedilerek Genel Kurul’a gönderilmedi.

MİLLİ EĞİTİM ŞURASI’NDA SKANDAL KARARLAR
İlkokuldan sonra 2 yıl hafızlık eğitimi için ara verilebilecek
Bunun yanında, oturumda öğrencinin ilkokulu bitirmesinin ardından, hafızlık eğitimi için okuluna 1 yıl ara vermesi yerine, 2 yıl ara verip sınavlara da girme hakkı tanıyan öneri ise kabul edildi.
AİHM’in Türkiye’de zorunlu din uygulaması kararlarına rağmen Şurada daha önce, Genel Kurul’a gönderilmek üzere, “zorunlu din derslerinin 1, 2 ve 3. sınıflarda öğretilmesi”, “Değerler eğitimi” adı altında peygamber hayatı ve yemek duasını konu alan ders önerisi ve “Karma eğitimin kaldırılması” gibi öneriler ihtisas komisyonundan geçmişti.

Alevi vekillerin tepkisi öğretmeni görevden aldırdı

Alevi öğrenciyi rencide eden öğretmen görevden alındı

Alevi öğrencilere zorunlu din dersinde psikolojik şiddet uygulayan din öğretmeni görevden alındı.

İzmir Bayraklı Cemil Atlas Ortaokulu’nda beşinci sınıfta okuyan Alevi öğrencileri ayağa kaldırarak kelime-i şahadet getirten din kültürü öğretmeni İ.T.’nin görevine son verildi.

Ücretli öğretmen İ.T., geçtiğimiz haftalarda sınıftaki Alevi öğrencileri ayağa kaldırıp kelime-i şahadet getirmelerini istemesiyle gündeme gelmişti. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine, aileler öğretmen hakkında şikayetçi olmuştu.

DİN ÖĞRETMENİ GÖREVDEN ALINDI
Rencide edilen Alevi öğrenciler içine kapanmıştı

Veliler, çocuklarının yaşadıkları olay ve sonrasındaki gelişmeler nedeni ile içine kapandığını belirttiler.
Din kültürü öğretmeninin olayın yaşandığı sınıfta ağlayarak, öğrenciler üzerinde olumsuz etkiye neden olduğu da iddia edildi.

 

Beş Ses Bir Nefes

“Hazreti şahın avazı
Turna denen bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir
(Pir Sultan Abdal)

Geçen günlerde İsviçre’nin Basel kentinde moderatörlüğünü yaptığım Beş Ses Bir Nefes başlıklı panele Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Bülent Ant, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Ali Yıldırım, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Müslüm Doğan, Basel Alevi Kültür Merkezi Başkanı Seyit Erdoğan ve Sanatçı dostumuz Dr. Gani Pekşen katıldı.

Türkiye ve Avrupa’daki Alevilerin Birlik Sorunları’nı tartıştık. AABK’nin Türkiye’deki Alevi kurumlarına, ABF ve PSAKD’nin AABK’ye yönelik eleştirileri halka açık bir panelde dile getirildi.

Panelde Aleviliğin ilk kez bu kadar gündemi meşgul ettiğine dikkat çekildi. Türkiye’deki siyasi partilerin Alevilere dair ardı ardına açıklamalar yaptığı bu günlerde, Alevilerin süreci “birlikte yol almak” tartışmaları ile karşılık vermesinin doğru bir yaklaşım ve kaçınılmaz acil bir görev olarak önümüzde durduğu vurgulandı. Görünen o ki; bu tartışma ve paneller yaygınlaşarak devam edecek…

Türkiye uzun süredir, özelliklede Toplumsal Barış ve Müzakere süreci ile birlikte yeniden yapılanma dönemine girmiştir. Türkiye’deki tüm dengeler yeniden şekillenmekte herkes kendi gücü oranında bu sürece dahil olmaktadır. Kaçınılmaz olarak Kürt siyasetinin gücü ve dönüşümü demokrasiyle bütünleştürmek isteyen cephesine karşı, geçmişte direnen ve onu revize ederek devam ettirmek isteyen muhafazakar kesim arasındaki mücadele her alana yansımaktadır.

Alevilerde bu mücadelede kendi yerlerini almak, konumlarını belirlemek sürecine dahil olmuşlardır. Alevi kurumları istese de istemese de böyle bir sürecin içinde olacak; altyapıya sahip olsunlar ya da olmasınlar devleti yeniden dizayn etmek isteyenlerin tartışmalarının parçası olmaktan kurtulamayacakları ortadadır.

Bu durumu değişik cephelerden Alevi kurumları içinde bir tartışma süreci başlatmıştır. Türkiye başta olmak üzere Avrupa’nın birçok şehrinde konferanslar, paneller ve birliklere adımlar atılmaktadır. Bu adımlar hangi gerekçelerle olursa olsun Aleviler açısından varlıklarını hissettirme anlamında ciddi rol oynamaktadır. Türkiye’de Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu ve Alevi Dernekler Federasyonu ilk kez birlikte açıklama yapacak düzeye gelmişlerdir. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Alevi Kültür Vakfı kendi aralarındaki sorunları kitleler önünde konuşarak bir halk mahkemesindeymiş gibi davranma yetisini göstermektedirler.

Alevi ögretisine uygun olan adımların atılması Alevilerin bu kurumlara olan güvenini tazelemektedir. Alevi kurum temsilcilerinin kendilerini aşma zamanı gelmişti. Yola turab olma zamanı gelmişti.

İşte bugün atılan bu adımlar her ne kadar içinde yanlışlar barındırsa da doğruların ağır bastığı bir süreci bizlere sunmaktadır. Devletin Alevilere kendi sistematiği içerisine almasını engelleyen bir yapının doğmasına vesile olmaktadır.

Varlığını tekleştirme üzerine kurmuş olan sisteme karşı çoğulculuğu esas alan demokrasi güçlerinin bir rengi olarak kendisini daha çok hissettirmektedir. Demokrasi güçlerinin yanında kendi rengiyle var olmaktadır.

Onun içindir ki bu toplantılarda her kurumun ve kişinin kendi öz eleştirisiyle işe başlaması bu toplantıların daha çok sonuç vermesinin sağlamaktadır. Şimdiye kadar yapılan toplantılar ve görüşmeler bu çerçevede olmaktadır. Tabi ki böylesine bir yaklaşım, böylesine bir tartışma ortamı kimi gerginliklere de vesilesi olabilmektedir. Bunu eteğimizdeki taşların dökülmesi olarak algılamak, okumak mümkündür. Bu dönem Alevi Hareketi’nde bir arınma, aklanma süreci olarakta ele alınabilinir. Bilinmelidir ki; değişim süreçlerinde varlığımızın hissettirdiğimiz kadar varız.

Hiçbir şey Aleviliğin birlikte yaşama, ortak üretim ve paylaşım kültürünün yaşatılmasından önemli değildir.