Ana Sayfa Blog Sayfa 6388

ABF’de yeni dönem

Yaklaşık 150 bin üyeye ve toplam 200 üye derneği bünyesinde toplayan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) 7. Olağan Genel Kurulu Ankara’da yapıldı.  205 delegenin oy kullandığı Genel Kurul’da Fevzi Gümüş’ün başkanı olduğu “Birlik Grubu Listesi” seçimi  kazandı.

Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda yapılan Alevi Bektaşi Federasyonu 7. Olağan Genel Kurulu’nda iki liste seçildi. Baki Düzgün’ün Divan Başkanı olduğu Genel Kurul saygı duruşu ile başladı. ABF Genel Başkanı Selahattin Özel’in açış konuşması yaptığı Genel Kurul’aHDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, CHP Milletvekili Aykan Erdemir, Ali Rıza Gülçiçek, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Cemal Cambolat,  İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldı.

BİRLİK ÇAĞRISI

Çalışma ve mali raporların onaylanmasından sonra, delegeler Alevi hareketinin mevcut durumu ve siyasal süreçle ilgili değerlendirmelerde bulundular.  Değerlendirmelerden sonra ABF’nin en büyük iki bileşeni olan Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Müslüm Doğan ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir  Alevi hareketinin yeni dönemde birliği öne çıkaracağına vurgu yaptılar.

Çarşaf liste önerilerine rağmen, blok liste olarak seçimlere katılma kararı alan Genel Kurul’da iki ayrı listenin başkan adayları Fevzi Gümüş ve Abbas Tan yaptıkları konuşmalarda, “bu seçimin kazananı ve kaybedeni olmayacağını, asıl olanın ABF bünyesinde yapılacak ortak çalışma olduğunu” belirttiler.

BİRLİK GRUBU KAZANDI

Fevzi Gümüş seçimlere “Birlik Grubu” olarak “Kırmızı Liste”, Abbas Tan ise Beyaz Liste ile katıldı. 21 kişiden oluşan Genel Yönetim Kurulu ve 9’ar kişilik Denetleme ve Disiplin Kurulu seçimlerini Gümüş’ün Kırmızı Listesi 108 oy ile kazanırken, Tan’ın Beyaz Liste’si 97 oy aldı.

ABF’NİN YENİ YÖNETİMİ

21 kişilik  Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:

Fevzi Gümüş, Necdet Saraç, Mehmet Uzuner, Engin Gündük, Ali Yıldırım, Recai Aksu, Ali Rıza Yıldırım,  Haydar Şahin, Haydar Olcay, Hıdır Çam, Erdal Sefer, Miktat Öztürk, Baki Düzgün, Fadime Türkyılmaz, Ali Başak, Uğur Bilgin, Eyüp Tek, Kamil Ateşoğulları, Ali Özcan, Türkan Akbıyık, Hakverdi Çelik.

GYK YEDEK ÜYELER
Cafer Çavuşoğlu, Yusuf Coşkun, Elif Keleşo, Cem Sultan Ermiş, Meral Altun, Tahsin Aycık, Veysel Köse, Cemal Özdamar, Mahmut Gülenay, Aydın Polat, Fethi Bölükgiray, Ali Mucuk, Ali Sürücü, Hidayet Yıldırım, Fevzi Sarıçiçek, Cemsi Onuk, Nadir Çatar, Mustafa Tam, Ahmet Öz, Hasan Var, Cahit Korkmaz.

DENETLEME KURULU (ASİL)
Şehriban Metin, Ayhan Yerli, Recai Ulutaş, Hüseyin İlgin, Mustafa Aslan, Yusuf Coşkun, Hüseyin Aydoğdu, Mehmet Yenisoy,  Güvener Yağmur

DENETLEME KURULU (YEDEK)

Mustafa Demirtaş, Hüseyin Karabulut, Mustafa Şenol, Hüseyin Gülbudak, Esin Gedik, Nedim Gülsen, Kazım Karakoç, Ahmet Görenin

DİSİPLİN KURULU (ASİL)
Hasan Cem Yılmaz, Muharrem Erkan, Gazi Türkyılmaz, Ali Çiftçi, Serdar Karaduman, Gürbüz Demir, Veysel Kaymak,  Kemal Çelik, Ertuğrul Cem Cihan.

DİSİPLİN KURULU (YEDEK)

Faruk Çınar, Nevzat Tek, Hasan Güvendir, Haydar Geleş, Mustafa Katıkçı, Erol Yeter, Süleyman Haspet, Nadir Çater, Emrah Ekici

kirmizihaber

Aleviler ve yüzleşme

Yüzleşme, mevcudun dışında bir sonuç elde etmek, gidişatı değiştirmek için çözümü kendinde ve kendini çevreleyen faktörlerde arama konusunda yapılması gereken sosyal, kültürel, siyasi, tarihi hakikatleri irdeleme yöntemidir.

Alevi toplumunun, Alevi örgütlerinin, Alevi ocakzade, pir, mürşit ve dedelerinin, Aleviliği kökleri ile buluşturup, günümüz sosyal, siyasal, kültürel, inançsal ortamında doğru bir tutum alma noktasına getirmesi gerekiyor.

Bu bağlamda Aleviliğin kökleri; inkarcı, zalim, asalak, sömürgeci egemenlere karşı mücadelede hak ve hakikati, insanda, doğada, insan insan, insan toplum ilişkilerinin adil, doğal işleyişindedir. Alevilik, devşirmelerin, sistem yürütücüsü zalimlerin tanımladığı gibi basit bir tapınma yöntemi değildir. Aleviliğin yaşanışı bir Alevi can için farklıdır, bir hakikat arayıcısı için farklıdır. Zira böyle olmasaydı herkes alim, aşık, sadık, ermiş, derviş ve veli olurdu! Aleviliği anlamak için ermişlerin yaşam destanına bakmak gerekir. Zalime biat eden Aleviler elbette olmuştur, günümüzde de vardır. Lakin tarih denen bilge kimi nereye koyacağını iyi bilir. Alevi tarihinde Hı(n)zır Paşa ile Pir Sultan Abdal’ın, Rayber ile Pir Seyid Rıza’nın yeri bellidir.

“Aleviler mazlumun yanındadır!” diyenler bilmeli ki, Aleviler mazlumun kendisidir! Mazlum, egemenin baskı ve zulmüne uğrayan, mağdur edilen anlamına gelir. Mazlum Aleviliğin/Alevilerin diğer adıdır. Hakikat şu değil mi? Aleviler bin yıldır mazlum, devletler bin yıldır zalimdir.

Mazlumun, zalimle mücadelesinde bu gün Alevilerin yeri neresi, tavrı ne olmalıdır? Bu sorunun cevabı da Alevi tarihindedir. Alevi ocakları, ocakzadeleri yaşadıkları zulüm ve katliam karşısında türlü çözümler aradılar. Sistem yürütücüleri ile görüştü, konuştu ve hakikati kabul ettirmeye çalıştılar; ancak zalim ile ittifak edip, kendilerini inkar etmediler.

Selçuklu Devleti, Osmanlı Beyliği ve Cumhuriyet, Alevi erenlerinin himmeti ile kuruldu. Ancak üçü de Alevileri inkar etti, yetmedi soykırıma varan zulüm ve katliamlar yaptı! Sebep? Alevilik inkara, zulme, sömürü ve talana izin vermez de ondan! Egemenler, muktedir olabilmek için Aleviliği/Alevileri denetimine alması, olmadı yok etmesi gerekiyordu. Aleviler, Selçuklu ve Osmanlı hakkında ortak kanıya sahiptir. Bunların yediği herzeleri bilirler. Lakin sıra cumhuriyete gelince tavır değişir. Cumhuriyetin Alevilik/Aleviler hakkında Selçuklu ve Osmanlı’dan farklı olmadığını kabul etmezler. İşte yüzleşme noktası burasıdır! Cumhuriyeti kuranları kutsamak Aleviliğin neresinde var? Bunca katliam karşısında hala inadına sistemin köhnemiş halini savunmak kime, neye hizmet eder? Ermeni’yi, Süryani’yi, Rum’u Kürt’ü ve kendisini katleden, Aleviliği yasaklayan rejimin neresi laik ve demokratik olabilir? Ha Aleviliğin yerine Kemalizm’i ikame edenlerin cevabı hazır! “Bunları Mustafa Kemal yapmadı! Karşı devrimci gericiler yaptı! Gericiliğe karşı durmazsak şeriat gelir! Yoksa sen gericilerden yana mısın?” Bu saçmalıklarla ömrümüz tükendi.

Ancak şunun ayırdına varmak gerekir. Kimi “Aleviler” artık siyasal ve inançsal tercihlerini yaptılar ve değişmezler. Bizim yüzleşme dediğimiz hak yolunda hakkaniyeti bilen, yola ve erkana bağlı canlar içindir. Geleneksel devlet zihniyetinin ve devlet partilerinin, devlet millet el ele milli iradeye! saçmalığı karşısında, Alevilerin çoğul toplum el ele demokrasi ve eşit yurttaşlığa demesi gerekmez mi? Devletin laik ve demokratik olmadığını bilmek için daha kaç can vereceğiz? Doksan yıldır gelip geçen hükümetlerin Alevileri inkar ettiği, sistematik katliama ortak olduğunu bilmek için daha kaç katliam olması gerekiyor? Evet, bir rejim biçimi olarak cumhuriyeti istemek doğrudur. Ancak Aleviliğin/Alevilerin “katli vaciptir!” diyen sistemin adı cumhuriyet olsa da hakikatte Muaviye düzenidir!

Muaviye düzeni yerine, inançsal yönden laik, ekonomik, sosyal, siyasal, etnik yönden demokratik ve tümünü eşit yurttaşlık temelinde içeren bir cumhuriyet için ne yapmamız gerekir? Sorunun cevabı hakikatli bir yüzleşme ile verilebilir (mi?)

Vicdani Retçi Osman M. Ülke Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı!

Vicdani retçi Osman Murat Ülke, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen 39437/98 numaralı ve 24 Ocak 2006 tarihli kararın sekiz yıldır uygulanmaması ve AİHM’in gelişen içtihatları uyarınca vicdani reddin hala bir hak olarak tanınmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AİHM, Osman Murat Ülke’nin vicdani ret nedeniyle maruz kaldığı cezaların ve ceza tehdidinin yaşamını bir bütün olarak etkilediğini ve adeta “sivil ölüme” mahkum olduğunu ifade ederek şu saptamalarda bulunmuştu:

“Maruz kaldığı işlemlerin başvurucunun entelektüel kişiliğini ezmeyi, başvurucuyu aşağılayan ve onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerinin doğmasına neden olmayı, reddini ve kararlılığını kırmayı amaçladığı;

“Eylemi ve karşı karşıya kaldığı sonuçlar bakımından, suç ve cezanın oranlılığı ilkesinin de ihlal edilmiş olduğu ve bunun demokratik bir toplumdaki ceza rejimi ile bağdaşmayacağı saptanmıştır.”

AİHM, bu saptamalarla Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) işkence ve diğer kötü muamele yasağı başlığını taşıyan üçüncü maddesinin ihlal edildiğine karar vermişti.

Gerekli yasal düzenlemeler

Avukat Hülya Üçpınar aracılığıyla AYM’ye başvuran Osman Murat Ülke’nin dilekçesinde şu ifadelere yer verildi:

* Başvurucular hakkında AİHM tarafından verilen ihlal kararının tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli tüm önlemlerin alınmamıştır,

* Vicdani retçilerin tekrar tekrar soruşturulma ve cezalandırılmasını önlemeye yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının yanı sıra vicdani ret beyanında bulunanların statülerini değerlendirmek üzere etkin ve ulaşılabilir bir mekanizma oluşturulması için gerekli yasal düzenlemeler halen yapılmamıştır.

AYM’ye başvuru

Ülke’nin AYM başvurusunda ise şu noktalar vurgulandı:

* AİHM tarafından verilen kararın yerine getirilmesi ve yaşanan ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için gerekli önlemler alınması,

* Hükümetin, genel önlemlerin alınacağı süreye kadar Osman Murat Ülke hakkında bir Kanun Hükmünde Kararname çıkarması,

* AİHM kararına karşın Ülke hakkında Eskişehir Askeri Mahkemesi tarafından “firar” suçlaması ile derdest olan soruşturmanın Anayasa’nın 24, 25, 11 ve 13. maddeleri referansıyla Türk Ceza Yasası’nın 26/1 ve Ceza Muhakemesi Yasası 223/2d maddeleri uyarınca ile “takipsizlik” kararıyla ortadan kaldırılmasına,

* Bu süreç içinde gerçekleşebilecek herhangi bir ihlalin engellenmesi amacıyla Ülke hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasına ilişkin kararın Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kayıtlarından 6216 sayılı Yasa’nın 49/5 hükmü ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 77. maddesi uyarınca tedbiren kaldırılmasına,

* Başvuru, AİHM kararının uygulanmaması nedeniyle ve yapısal bir sorundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle İçtüzüğün 75. Maddesi gereğince pilot karar usulünün uygulanmasına,

* Ayrıca, başvurunun, İçtüzüğün 74. maddesi uyarınca duruşmalı olarak incelenmesine, mahkemece yapılacak inceleme sonucunda Anayasanın 24. maddesi ile AİHS’in 9. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi ve bu maddelerle ilişkili olarak; Anayasa’nın 19 ve 38. maddeleri ile AİHS’in 5. maddesinin, Anayasanın Başlangıç İlkeleri ve 49. maddesinin, Anayasa’nın 23. maddesinin, Anayasanın 60. maddesinin ihlal edildiğine, Anayasa’nın 35 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiğine, Anayasa’nın 17. maddesi ve AİHS’in 3. maddesinin ihlal edildiğine, Ülke lehine maddi ve manevi tazminata karar verilmesi hükmedilmesi talep edilmiştir.

**********************

ABF Yönetim Kurulu Başkanlığına

Saygı değer Genel Başkan ve Yönetici Canlar,

ABF  7.  Olağan Genel Kurulunun gerek hazırlanışı gerekse yeni Genel Kurul Tarihinin belirlenmesinde, Genel Yönetim Kurul Üyelerinin görüşleri alınmadan, paylaşılmadan, tamamen kapalı devre yürütüldüğüne tanık olmaktayız. Yönetim Kurulunu  bilgilendirmeye bile gereksinim duyulmayan tutum ve karaları kabul etmediğimi belirtmek isterim.

Bu durum ABF tüzüğünü ve yetki sınırlarını aşan bir durumdur. 8  Haziran 2014 tarihini Genel Kurul tarihi  olarak  kim karar altına almıştır?

Alevi Toplumuna ve örgütlerine saldırıların  yoğunlaştığı, bölme ve parçalama senaryolarının hayata geçirildiği, ABF ve genel olarak Alevi Hareketini etkisizleştirme, yalnızlaştırma çabalarının arttığı bir ortamda; Hazırlıksız, davaya hizmet etmeyen, tamamen iç çekişmelerle enerji tüketimine neden olacak bir ABF Genel Kurulu kime hizmet edebilir?

Davamıza ve Alevi toplumuna hizmet edecek ABF Genel Kurulu nasıl  hazırlanmalıdır?  Sorusuna yanıt getirecek yaklaşımları içeren yazımı ilişikte sizlerle paylaşmak istiyorum.

Belirttiğim neden ve yaklaşımlarımdan dolayı ABF Genel Kurulu oldu bittiye getirilmemelidir.  8 haziran 2014 tarihi ABF Yönetim Kurulu  tarafından  alınmış  bir  karar  değildir.

Ancak  sağlıklı ve amaçlara uygun ORTAK AKIL-ORTAK DURUŞ-ORTAK HAREKETLE  yapılacak bir ABF Genel Kurulu davaya hizmet edip Alevi  hareketini  ve  ABF’yi büyütebilir.

Yetki sınırlarını aşan ya da dayatılan bu  8 haziran 2014   ABF genel Kurul Kararı iptal edilmeli. Sağlıklı bir irade ile yeni bir tarih belirlenmesinin sorumluluklarımız açısında daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Gereğinin yapılmasını diliyor ve istiyorum.

Saygılarımla

29 mayıs 2014

Servet DEMİR

ABF Genel Başkan Yardımcısı

 

NOT : Ekteki  öneri ve görüşlerimi paylaşan ABF Genel Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımla  önerilerimi ve yaklaşımlarımı ortaklaştırabiliriz,  zenginleştirebiliriz

 

 

ALEVİ-BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL YÖNETİM KURULUNA

 

ABF Bileşen Kurum Yönetimlerine

ABF Kurultay delegelerine

Alevi Kurumlarına

BİZE GEREKLİ OLAN ;  ORTAK AKIL,  ORTAK DURUŞ  ve ORTAK HAREKET ETMEKTİR.

DAVA İNSANLIK DAVASIDIR…

Alevilere yönelik, saldırılar, ötekileştirme, bölme, marjinalleştirme çabaları  ve  saldırıları giderek artmaktadır. Alevi Öğretisi kirletilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırıların boyutları AKP hükümetlerinin yürüttükleri ayrımcı politikaları ve Başbakanının son  zamanlardaki konuşmalarıyla doruk noktasına varmıştır.

Alevilere yönelik yalnızlaştırma politikaları,  demokratik hak arayışlarını bastırma, Alevi örgütlerine yönelik bölme, etkisizleştirme, Alevi Hareketinin bağımsız duruşunu silikleştirme  ve demokrasi güçleriyle bağlarını koparma operasyonları tüm mekanizmaları harekete geçirerek uygulamaya çalışıyorlar. Alevi Hareketine yönelik bu  olumsuz politikalar ; devlet, hükümet, tarihle yüzleşmekten kaçınan çevrelerce uygulamaya konulurken, Alevi Hareketi içindeki  “taşeronlarını” devreye sokmayı da ihmal etmiyorlar.

Amaç; Alevi dinamiklerini, örgütlülüğünü dağıtmak, etkisizleştirmektir. Aleviliği asimile etmek, yalnızlaştırmaktır.  Bir bütün olarak Alevi toplumunu, Alevi dinamiklerini ve Alevi Hareketini atomize etmektir. Alevi toplumunun kimlik ve demokrasi mücadelesini engellemektir. Alevi kurumlarını ve kadrolarını karşı karşıya getirerek, Alevi Hareketini zayıflatmak, kurumsallaşmasını önlemektir. Bu senaryolar özellikle seçim dönemlerinde daha da belirginleşiyor. Alevi toplumu ve örgütlülüğü bu senaryolara çok kez tanık oldu.

Gün;  Alevilere yönelik bu politikaları ve senaryoları boşa çıkarmak ve başarısızlığa uğratma  günüdür; Alevi Dinamiklerini,  taleplerimizin yaşama geçmesi için, Alevi kimliğimiz için ülkemizde ve bölgemizde demokrasi ve barışın sağlanması için harekete geçirmeliyiz.  Birliğimizi  sağlamak  ve  sağlamlaştırmalıyız.  Alevi Hareketinde kurumsallaşmayı ve demokratik işleyişi başarmalıyız.  Alevi Öğretimizi korumak ve üzerindeki tortuları  temizlemeliyiz. Eğitim çalışmalarına, sanatsal, inançsal projelere ağırlık vermeliyiz.  Bölgemizde  ve dünyada,  Alevi toplulukları ve kurumları ile ilişkiler kurarak  geliştirmeliyiz.  Birlikte gerçekleştireceğimiz  projeleri hayata geçirmeliyiz. İnsanlık için, doğa için yararlı  bütün inançlarla, çevreci ve ilerleme güçleri ile bağ kurmalıyız. Evrensel değerler için Musahiplik yaparak birlikte İnsanlık Davası için mücadele etmeliyiz.

Alevi kurumlarında;  rızalık duygusu, dayanışma, paylaşımcılık, şeffaflık ve her düzeyde katılımcılık temel düsturumuz olmalıdır.

Alevi-Bektaşi Federasyonunun genel kuruluna bu ruh ve yaklaşımlarla hazırlanmalıyız. ABF bileşenlerini aktif bir şekilde sürece katmalıyız. Demokratik, laik, çok kültürlü, çok inançlı çağdaş bir Türkiye için Alevi dinamiklerini ve kurumlarını aynı hedefler için harekete geçirecek, ortak projelere ve birlikteliğe önem vermeliyiz.  Gericiliğe, baskıcı totaliter rejime karşı en geniş  Demokrasi Cephesinin oluşması için  Öğretimizden  gelen tarihsel sorumluluğumuzu üstlenmeliyiz. Demokrasi Cephesinin oluşması için İlerleme ve demokrasi güçleri ile eşit paydada buluşmalıyız. Yoldaş ve Musahip olmalıyız.

ABF’deki  durağanlaşmaya son  vermeliyiz:

ABF ve Alevi Kurumlarında yeniden yapılanma gerçekleştirme hedeflenmelidir.  Rızalık ve demokratik işleyiş ve katılımcılık her düzeyde sağlanmalıdır. Türkiye’de ve yurtdışındaki Alevi Kurumları ile ilkeli ve Öğretimize uygun,  ortak  çalışmalara önem verilmelidir.

Genel olarak Alevi Hareketini ve ABF’yi zayıflatan, içe kapatan, boşa enerji tüketen, yukarıda belirtilen senaryolara hizmet niteliği taşıyan, neden olan, demokratik işleyişi engelleyen, rızalık göstermeyen, Alevi Öğretimizin genişliği ve olgunluğu ile bakmayan, kadroları tokuşturan, Alevi Hareketinin bağımsız çizgisini ve duruşunu bozan tüm girişimlere karşı koyma günü olmalıdır.

ABF’de ve genelde Alevi Hareketinde ORTAK AKIL-ORTAK DURUŞ VE ORTAK HAREKET ETME  ilkesi ve çalışma yöntemleri öne çıkarılmalıdır. Bütün Alevi dinamiklerini hareket ettirme hedeflenmelidir. Mücadelede araçlar ve kişiler değil, ÖĞRETİMİZ ve DAVA öne çıkarılmalıdır.

ABF yönetimi;  ABF bileşenlerinin ve Alevi toplumunun ortak aklına ve beğenisine dayandırılarak, rızalığı alınarak, herkesi kapsayan, bileşenlerin, kadroların, Alevi toplumunun güvenini ve ikrarını alan, ORTAK AKLA-ORTAK DURUŞA hizmet edecek şekilde oluşturulmalıdır.

Bunun için ABF Genel Kurulu oldu bittiye getirilmemelidir.  Kısaca yukarıda belirtilen, ama zenginleştirmeye ve geliştirmeye açık hedeflere odaklanarak kolektif olarak hazırlanmalı ve yapılmalıdır.

Bunun için:

  • Var olan ABF yönetimi ile birlikte ABF Genel Kurulunu hazırlayacak ORTAK ÇALIŞMA EKİBİ OLUŞTURULMALI,
  • ORTAK ÇALIŞMA KOLEKTİFİ, Alevi Hareketine yeni bir vizyon ve açılımlar sunacak bir program ve kararlar hazırlamalı,
  • ABF’nin yeniden yapılanması için çalışma alanları belirlenmeli, seçilecek kadrolar ve çalışma ekipleri buna göre istihdam edilmeli,
  • Bölgeler ve iller düzeyinde ORTAK ARAYIŞ TOPLANTILARI düzenlenerek en geniş katılım ve görüşlerin toplanması sağlanmalı,
  • Önümüzdeki hedefler için MEKAN ve BÜTÇE çalışmaları gerçekleştirilmeli, profesyonel çalışmaya geçme hedeflenmeli,
  • ABF GENEL KURULU Türkiye’deki ve dünyadaki Alevi Kurum temsilcilerini, Musahip kurumları buluşturan, Alevi toplumunda heyecan ve güven arttıran yeni açılımlar sunan ORTAK AKIL-ORTAK DURUŞ –ORTAK YÖNETİM OLUŞTURAN BİR DEMOKRASİ ŞÖLENİ şeklinde yapılmalı. Bunları yapacak gücümüz ve aklımız var. Yeter ki isteyelim.Yukarıdaki nedenlerle; ABF genel kurulunun İNSANLIK DAVASINA HİZMET EDECEK tarzda hazırlanması için EKİM 2014 tarihinde gerçekleştirilmelidir. Davamıza – Alevi toplumuna hizmet ve Alevi Hareketinin sorumlulukları bunu gerektirir.       Yukarıdaki yaklaşımlarımı siz değerli yönetici dostlarımla, kurumlarımız ve delegasyonumuzla paylaşmak istedim. Dava İnsanlık davasıdır.Saygılarımla

 

Alevi-Bektaşi Federasyonu

Genel Başkan Yardımcısı

Servet DEMİR

 

İslam’ı ret hakkı

ALİ KENANOĞLU

Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik “Ali’siz Alevi” ve “Ateist Alevi” tanımlamalarıyla neyi kastettiğini daha önceki yazılarımda yazmıştım. Bu yazdıklarımda kastettiğim üzere Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler açıklama yaparak, “Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar da var. Cemevinin ibadethane olarak kabul edemeyiz. Çünkü biz Aleviliği İslam dairesi içerisinde kabul ediyoruz. Alevilerin büyük çoğunluğu zaten bu şekilde kabul ediyor. Kendilerini Müslüman olarak addettikleri için İslamın mabedi de mescittir, camidir. Dolayısıyla burada taviz vermemiz söz konusu olamaz” dedi.
Tanım çok net “Alevilik İslamdır, İslamın tek ibadethanesi camidir, öyleyse Alevilerin ibadethanesi de camidir”. Bu tanımı kabul etmeyen Ali’siz Alevidir, Ateist Alevidir.

Devlet aklı ve Hükümet bir taraftan İslam tanımı yaparken diğer taraftan da Alevilik tanımı yapmaktadır. Sınırları belirleyip herkesi o sınıra çekmeye çalışmakta, kendi belirledikleri pota içerisinde tek tipleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunun adı asimilasyonudur ve asimilasyon bir insanlık suçudur.

Başbakan Alevilik konusunda Avrupa’ya ve de Almanya’ya neden bu kadar çok köpürüyor? Çünkü Almanya Anayasası, İslam, Hristiyanlık, Alevilik vb. hiçbir dinin inancın tanımını yapmıyor, hiçbir kimseyi tek tipleştirme peşinde koşmuyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler İslam’ı da Aleviliği de kendilerince tanımlıyor ve o şekilde yaşıyorlar. Almanya Hükümeti hiçbir inançsal topluluğa bir inanç dayatması yapmadığı gibi Alevilere de yapmıyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler inançsal olarak orada yaşayan Sünni cemaatlerle aynı eşit haklara sahipler. Yani eşit yurttaşlar, bu da Başbakanımızın fena halde zoruna gidiyor. Ne münasebet ki Alevilerle Sünniler eşit yurttaş olabilsinler!

Aleviliğin inançsal, teolojik boyutu nasıl olursa olsun yani, Alevilik teolojik ve inançsal köken olarak ne kadar İslam çerçevesinde olsa da (kaldı ki bu konu da tartışmalıdır) bu tanım ve dayatmalar karşısında Alevilerin İslamı ret hakları oluşacak, hatta zorunluluk haline gelecektir. Devlet-Hükümet bize; “Alevilik İslamdır, İslamın tek ibadethanesi camidir, öyleyse Alevilerin ibadethanesi de camidir” dediği sürece, dahası bunu bir tanım olarak Alevilere dayattığı sürece, bunu kabul etmeyenleri de Ali’siz Alevi, Ateist Alevi diyerek ötelediği sürece, bu ötekileşmenin bir sonucu olarak bu tanımı ve dayatmayı reddeden Alevileri dış mihrakların işbirlikçileri olarak ilan ettiği sürece, Alevilerin inançsal ve teolojik olarak olmasa bile siyaseten İslamı ret hakları zorunlu hale gelecektir. Aleviler kendi İslam inançlarını “müstakil Alevi inançları” içerisinde daha özgürce yaşatabileceklerdir.

Esas olan inancın ibdain içeriğidir, bu inancın adının İslam olması, Alevi olması, Kızılbaş olması, Bektaşi olması ya da hepsi birden olması veya olmaması çok önemli değildir. Önemli olan Kızılbaş-Alevi-Bektaşi diye bilinen toplulukların inanç ve ibadet öğretileri, esasları, ritüelleri, bizim deyimizle Erkan nameleridir. Ad değil içeriktir. Zira bu topraklarda çok farklı isimle anıldık ve bu isimle anılırken de İslam olarak kabul edilmedik. Ne oldu, biz kendi İslam anlayışımızı inancımızı terk mi ettik, Kırklar meclisini inkar mı ettik, Hak Muhammed Ali üçlemesini, 12 imam inancını, Hızır Muharrem orucunu deyişlerimizi duvazimamlarımızı unuttuk mu? Hayır, biz İslam kabul edilmediğimiz zaman da inancımızın esaslarını yüzyıllarca yaşadık, yaşattık. Osmanlı’nın bu torunları günümüzün Muaviye zihniyetleri, atalarının bizi İslam olarak kabul etmeyişine rağmen şimdi kendileri neden ısrarla bizim “İslam” olduğumuzu vurgulayıp, sizin bu İslamınızı kabul etmiyoruz diyenleri dışlamaktadır? Bu bizim hayrımıza mıdır?

Aleviler duygusallığı bir kenar bırakıp düşünmelidir, bu Osmanlı torunları bu Muaviye evlatlarının dayattığı “İslam” tanımı çerçevesinde mi kalacağız, yoksa bunların İslam anlayışına rest çekip “Alevi” inancımız içerisinde inandığımız İslamı daha özgürce yaşayacak ve yaşatacağız?

Aleviler ne zaman yeter artık diyecekler

ABBAS TAN

Toplumsal olaylarda herkesin aklına gelen öncü güç Alevilerdir. Alevilerin başına bir iş gelince hiçbirisi yoktur.

Son günlerde yaşanan olaylarda özellikle Siyasi Partiler ortalarda yoklar. Birkaç açıklama, fırsat bulurlarsa televizyonlarda birkaç güzel sözcük al sana Aleviler bu kadarla yetinin.

Bireysel sorunlarda birebir yaşanan ilişkiler Alevileri çok da ilgilendirmiyor fakat son günlerde yaşanan birkaç olay ve söylenen sözlere karşı tavırlar gerçekten insanın içini acıtmaya başladı.

Gezi olaylarında yaşananlardan sonra şimşekler Alevilerin üzerine yönelmeye başladı.

Hak arama mücadelesinde öncü olan Aleviler, Gezide de aynı duyarlılığı gösterdiler ve her zaman olduğu gibi bu konuda da bedel ödediler ama gelin görün ki siyasiler Alevilerden  tamamen uzak durdular. Elbette bireysel girişimde bulunan kimi siyasiler vardı onları ayrı tutmak gerek.

Soma’da yaşanan olaylardan sonra Alevilere sahiplenenler.

Soma’da hayatını yitiren 308 emekçi için herkes üzüldü,onların yasını tutuyoruz. Olaydan sonra herkes Soma’da idi. Ellerinden geleni yapma gayreti içerisinde oldular.

Devletin yetkilileri de Soma’da idi. Sözde kaybettiğimiz canların,emekçilerin yanında bulundular ama bir şeyi görmezden geldiler.

Madende hayatını kaybedenlerden 12 Alevinin yaşadığı köyü. Bu köydeki feryatları, yalnızlıklarını sonraları basın duyurdu.

Cumhurbaşkanı,Başbakan,Anamuhalefet Partisi Başkanı, Bakanlar,Milletvekilleri,Vali, Kaymakam, Belediye Başkanları,bürokratlar.. daha sayılacak birçok kimsenin yolu bu köye uğramadı.

Bununla ilgili kimsenin konuşma, hatta yorum yapma hakkı dahi yoktur.

Okmeydanı Cemevinde yaşanan olaydan sonraki tavır.

Okmeydanı Cemevinde yaşamını yitiren Uğur Kurt’un cenaze törenine katılım.

İlk defa bir ibadethanede  bir insanın yaşamını yitirmesinden sonra Alevi Kanaat önderlerinin açıklamalarında yanlarında olan siyasiler.

Bu başlıkları sıraladıktan sonra verilecek cevap merak edilir.

Cemevi avlusunda Cenaze erkanı (taziye) için bulunan bir vatandaşın (Uğur Kurt) Polis tarafından kurşunlanarak yaşamını yitirmesinden sonra beklenirdi ki bütün siyasiler ayağa kalkmalı. Bu konuda her türlü girişimlerde bulunulmalı.

Ne yaptılar? 3-5 milletvekili gelip orada bulundular (onlar zaten sürekli bir aradalar),peki diğerleri neredeydi? Bu konuda nasıl bir girişimde bulundular.

Artık Aleviler bu siyasetçilere güvenmemeli.

Gülen yüzlerin arkasını görmeliler.

Samimiyetsiz ama samimi görülen yüzlerin bir aldatma olduğunu kabul etmeliler.

Başbakanın Avrupa ve Türkiye’de Alevilerle ilgili söyledikleri karşısında siyasilerin tutumu,özellikle TBMM Grup Toplantısında söyledikleri.

Başbakanın söyledikleri ve Okmeydanı Cemevi olayından sonra Alevi Kurumları 27.5.2014 Salı günü TBMM önünde basın açıklaması yapacağını günler önce duyurdu. Bundan haberi olmayan Milletvekili kalmadı.

Basın açıklamasının yapıldığı vakit AKP ve MHP Milletvekillerinin Alevi Kurum Başkanlarının yanında olması zaten beklenemezdi ama ya diğerleri?

Sürekli yanımızda olan birkaç Milletvekili dışında  diğerleri yine yoktu.

Bunlar niye yoktu biliyormusunuz. Bunlarda Alevilerin yanında durabilecek yürek yoktur da ondan. Kendileri Alevi olsalar da fark etmez.

Bu anlamlı günde Alevilerle bir arada olmayan,olamayan insanlara söylenecek söz kalmamıştır.

Okullarda yapılan anketlerde sadece Alevi öğrenciler değil aileleri ve akrabaları da fişleniyor.

Okullarda dağıtılan anket formu (hem de İmam Hatip Okulu öğrencileri tarafından dağıtıldığı söylenmektedir) her şeyi ortaya koymaktadır.

Değil öğrencinin fişlenmesi, yedi sülalesi fişlenmeye çalışılıyor. Gerçi fişlemeye gerek yok herkes kimin kim olduğunu bizden daha iyi biliyor ama bu bir yıldırma politikası.

Yine siyasilerden ses yok.

Başbakan her şeyi bitirdi şimdi de Pir Sultan Abdal’dan örnekler veriyor.

“Hızır Paşalar asırlar öncesinde kalmıştır.Açılın kapılar Şaha gidelim diye medet arama dönemi asırlar öncesinde kalmıştır” derken bu konuda ne kadar bilgi yoksunu olduğunu da ortaya koymaktadır.

Aleviler cahillerden,siyasilerden,ırkçılardan,düşkünlerden medet dilemezler. Bunu öğrenmeden konuşmamak gerekir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toplayıp Soma’ya getiriyorlar. Neden? Bu defa da Soma’yı karıştıracaklar..” diyor.

Önce sen oraya gönderdiğin yüzlerce Mollaların hesabını ver de öyle konuş, Alevileri kimse toplayıp bir yere götüremez. Aleviler nerede bir haksızlık, yolsuzluk var oraya giderler. Nerede bir acı,ızdırap ver melhem olmaya giderler.

Nerede bir Faşist, gaddar,yobaz,yolsuz.. var onun karşısında olurlar.

“Bu aziz millet hiçbir zaman Alevi, Sünni çatışmasına prim vermedi”  derken ne demek istiyor acaba?

Tarihte Alevilerle Sünniler karşı karşıya gelmemişler, Alevilerle Devlet karşı karşıya gelmişler ve masum Sünnilerle,yobazları Alevilere karşı kullanmışlardır.

Aleviler ne zaman Yeter Artık diyecekler. Bunun zamanı geldi de geçiyor bile.

27.05.2014

Alevi gerçeği ve devrimci güçlere düşen görevler – Mustafa Karasu

Okmeydanı’nda iki genç daha katledildi. İlk katledilenin cenazesi Cemevinin avlusunda bulunuyor. Daha önce Gezi olayları sırasında ölen gençlerin tümüne yakını da Alevi’ydi. Kuşkusuz bu durumun sosyolojik ve siyasi nedenleri bulunmaktadır. Üzerinde ciddi olarak durulması gerekmektedir.

AKP Hükümeti Çiller zamanında Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği uygulamaları şimdi Türkiye’ye yaymış bulunmaktadır. Tek farkı, Çiller Kürdistan’da şiddeti çok yoğun biçimde kullanmıştı. AKP Hükümeti ise gösterilerde onlarcasını bir anda değil de, bir bir, iki iki öldürüyor. Savaşın ağırlıklı bölümünü de psikolojik ve siyasi alanda yürütüyor. Ayrıca mezhepçilik ve sol düşmanlığı yaparak bu toplulukları hedef gösteriyor. Toplumda kutuplaşma yaratıp kendi tabanını bağnazlaştırıp kemikleştirerek iktidarını ayakta tutuyor. Diğer yandan sorun çözen değil de, sorunların varlığı üzerinden kendi iktidarını yaşatmaya çalışıyor. AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın siyaset yapma tarzı gerilim üzerinden iktidarını sürdürmek biçiminde somutlaşmıştır. Bu nedenle tüm konuşmaları saldırgan bir üslupla yapılmaktadır. Bu da sorunları çözen değil de sorunların varlığı üzerinden kendini yaşatmak anlamına gelmektedir. Kürt sorunu ve Alevilerin sorunları gibi önemli konular ancak geniş çevrelerin desteğiyle çözülebilecekken, kendi dışındaki tüm çevrelere savaş açması başka anlama gelmemektedir.

Son otuz yılın şiddetli bir savaşla geçmesi ve bu savaşın sonucu Kürtlerin on binlerle ifade edilen sayıda yaşamını yitirmesi, Kürt sorununun varlığının ciddi olduğunun açık kanıtıdır. Yaşamını yitirenlerin binlercesinin de Kürt Alevi olduğu dikkate alınırsa, Alevilerin de ciddi sorunlarının var olduğu kesindir. Gezi olaylarından bugüne Türkiye’deki protestolarda katledilenlerin çoğunluğunun Aleviler olması da bunu ortaya koymaktadır.
Aleviler 1400 yıldır Ortadoğu’da hakim olan iktidarlaşmış Sünni İslam tarafından baskıya uğramaktadır. Bu nedenle sürekli kendini gizleyerek, Sünni toplumundan uzak durarak yaşamını sürdürmüşlerdir. Ancak her dönemde baskı görmekten kurtulamamışlardır. Kapitalist modernitenin kültürel soykırım çağında katliam ve soykırımları da yoğun olarak yaşamaktadır. Eskiden sadece fiziki zor ile karşılaşırlarken, şimdi buna çok etkili psikolojik savaş altında bunaltma ve kendi gerçeğinden vazgeçirmeyle kültürel soykırıma uğratma da yoğun olarak devreye girmiştir.

Aleviler genel olarak kırsal bir toplum iken, şehirlerden uzak durarak kendi varlıklarını ve kültürlerini sürdürürlerken, kapitalist modernite çağında kendini var eden kırsal alandan tümden kopup şehirlerin kalabalığı içinde yaşamaya yönelmişlerdir. Öyle ki, bunu kurtuluş gören bir ruh hali bile ortaya çıkmıştır.

Aleviler, Alevi gençleri on yıllardır sosyalist sol, sol demokratlar ve sosyal demokrat gördükleri siyasi hareketlere yönelmişlerdir. Yine Türkiye’deki mevcut otoriter rejime karşı mücadele eden devrimci hareketler içinde hem etkin yer almışlar, hem de desteklemişlerdir. Bu nedenle 1970’li yılların başında yükselen devrimci örgütlenmeler içinde etkin yer almışlardır. Hüseyin İnan, Hüseyin Cevahir ve İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci örgütlenmeler içinde öncü kadrolar olarak öne çıkmaları bu gerçeğin sonucudur. Sonraları sol gruplar yanında, özellikle PKK’nin öncülük ettiği Kürt Özgürlük Hareketi’ne yoğun biçimde katılmaları ve binlerce Kürt Alevinin bu mücadelenin içinde yaşamını yitirmesi ve hala mücadele içinde etkin yer almaları, belki de en az Kürt kimliği üzerindeki baskılar kadar inanç kimlikleri üzerindeki baskılar nedeniyledir.

PKK’nin öncülük ettiği özgürlük mücadelesi Kürdistan’da Kürt Alevileri bilinçlendirdiği gibi, tüm Alevi toplumu içinde de örgütlenme ve kendi kimliğine açık biçimde sahiplenme durumunu ortaya çıkarmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin dolaylı ve dolaysız bu örgütlenmede kendi kimliğine sahiplenmede rol oynadığını aklı başında olan herkes takdir etmektedir.

Alevi örgütlenmelerinin Avrupa’da güçlü biçimde ortaya çıkmasının başka etkenleri olsa da, PKK’nin Avrupa’daki Kürt Alevilerin çoğunluğunu örgütlü hale getirmesi, özgürlük ve demokrasi bilincini geliştirmesi önemli rol oynamıştır. Avrupa’daki PKK örgütlenmesi ve kitlesinin, zorunlu göçlerin ortaya çıkmasına kadar ağırlıklı bölümünün Kürt Alevilere dayanması Türk devletini çok zorlamıştır. Bu nedenle Türk devletinin Alevilerin örgütlenmesine 1990’lı yılların başından itibaren kolaylık gösterdiği bile söylenebilir. Aleviler de Türk devleti tarafından gösterilen yumuşamaları haklı olarak ele alıp değerlendirmişlerdir. Bunu da Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin ortaya çıkardığı olumlu gelişmelerden görmek gerekmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin farklı kültür ve kimliklerin kendi kültürlerini sahiplenmede teşvik edici bir rol oynadığı da tartışmasız bir gerçektir. Avrupa’daki ilk Alevi örgütlenmelerinden en önemlisinin Kürdistan Aleviler Birliği’nin olduğu bilinmektedir. Bu birliğin çıkardığı Zülfikar dergisi 1990’ların başında on beş bin civarında bir dağıtıma ulaşmıştır.

Mevcut durumda Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri önemli bir boyuta ulaşmıştır. Yine birçok televizyon, radyo ve dergi yayın yapmaktadır. Bunlar da Alevilerin kendi hakları açısından bilinçlenme ve duyarlılık yaratmaktadır. Bu nedenle özgürlük ve demokrasi için mücadele etmekte, kendi kimlik, inanç ve kültürel varlıklarını özgür ortamda yaşatmayı hedeflemektedirler. Bu talepleri yakıcı ve acil hale gelmiştir. Nitekim AKP Hükümeti bile “Alevi açılımı” adı altında birçok toplantı düzenlemiştir. Sonunda bu açılımın varlıklarını ve özgürlüklerini tanımayı değil de, yeni koşullarda kültürel soykırımı hedeflediği anlaşılınca Aleviler tarafından reddedilmiştir.

Aleviler atık haklarının tanınmasını acil istemektedirler. Bu konuda toplumsal bilinç yüksektir. Tüm muhalif hareketler içinde toplumsal olarak yer almaktadırlar. Eskiden sadece bilinçli olanları bu tür gösterilerde aktif olarak yer alırken, şimdi toplum olarak muhalif gösteriler içinde yer almaktadırlar. Bu nedenle özellikle İstanbul’daki gösterilerde polis kurşununa hedef olmaktadırlar. Bilindiği gibi İstanbul hem Kürtlerin hem de Alevilerin en fazla yaşadığı bir şehirdir. İstanbul’da yaşayan Alevilerin çoğunluğu da Kürt’tür. Eskiden Sivas, Malatya ve Maraş gibi yerlerde Alevi Kürtler çok yoğunluklu yaşarken, şimdi yüzde 80’i Türkiye metropolleri ve Avrupa’ya göç etmişlerdir. Bu nedenle İstanbul’daki gösterileree Aleviler etkili katılmaktadırlar.

Bu gerçeklik şunu göstermektedir; demokratik ve özgürlükçü güçler Alevilerin bu gerçeğini dikkate almak durumundadırlar. Hem örgütlenmelerinde hem de programlarında Alevileri gözetmeleri gerekmektedir. Bunun yanında Aleviler de tercihlerini gerçek demokrasi ve özgürlükçü güçlerden yana yapmak zorundadırlar. Çünkü varlıklarını ve özgürlüklerini ancak radikal demokrasi mücadelesi içinde olarak koruyup geliştirebilirler.
Devrimci demokratik güçler Alevilerin taleplerini dillendirme ve gündemleştirmede yetersizlikler yaşarken, Alevi örgütlenmeleri ve kimi Alevi çevreleri ise varlıklarını ve özgürlüklerini koruma kaygısı yerine günlük çıkarlar ya da bazı bireysel ve grupsal siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarlar nedeniyle gerçek demokrasi güçleri içinde yer alma yerine CHP gibi demokrasi özürlü, hatta demokratik karakteri kuşkulu, şovenist ve farklı kültürlere düşmanlıkla zehirlenmiş bir partinin kuyruğuna takılarak enerjilerini tüketmektedirler. Bu iki yetersiz ve yanlış eğilim giderildiğinde Aleviler demokrasi ve özgürlük mücadelesinde daha etkin olacaklar ve özgür ve demokratik yaşamlarına kısa sürede ulaşacaklardır. Bu açıdan HDP’ye bu her iki yetersiz ve yanlış eğilimi aştırmada önemli görevler düşmektedir.

/Yeni Özgür Politika

Çerkeslerden açıklama: HDP’den özür diliyoruz.

Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 150. Yıldönümü eylemine destek amacıyla gelen HDP’lilerin protesto edilmesine tepki gösteren Çerkesler “halkların kardeş olduğuna ve ezen güçler karşısında dayanışma içinde olması gerektiğine olan inancımızı deklare ederek, HDP’li misafirlerimize bu acılı günümüzde yanımızda oldukları için teşekkür ediyor, kontrolümüz dışında gelişen tüm olumsuzluklar için kendilerinden kamuoyu önünde açıkça özür diliyoruz” dediler.

Çerkes Hakları İnisiyatifi, Çerkes-Fed tarafından düzenlenen 21 Mayıs programına katılan HDP heyetine gösterilen tepkiyle ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Soykırım ve Sürgünün 150. Yılı olan 21 Mayıs 2014 tarihinde Rusya Federasyonu Konsolosluğu önünde yapılacak protesto ve basın açıklaması için Galatasaray lisesi önünde toplanılmıştır.

Bir grup HDP üyesi de Çerkeslerin acısını paylaşmak ve desteklerini deklare etmek üzere 5-6 adet HDP flamasıyla İstanbul İl Başkanı Şamil Altan önderliğinde toplanma mahalline gelmişlerdir.

Bir müddet sonra bazı katılımcıların HDP’li grubun flamalarıyla katılmalarından rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Çerkes-Fed Başkanı Nusret Baş partili grupla konuşmuş, parti flamalarını kaldırmalarını, Çerkesya bayraklarını taşımalarını rica etmiştir.

Parti yetkilileri de kendilerinin bu şekilde katılacaklarının bilinerek davet edildiklerini, niyetlerinin sadece “Çerkeslerin tarihi acısını paylaşmak” olduğunu, bunu da siyasi kimlikleri bilinerek yapmaktan yana olduklarını söyleyerek duruşlarını muhafaza etmişler; fakat rahatsızlık gösterenleri dikkate alarak yürüyüş koluna iştirak etmeyeceklerini söylemişlerdir.

Bu sırada gruba bir takım kişilerce provokatif sataşmalarda bulunulmuş, hakaretler edilmiştir.

Yürüyüş kolu harekete geçerken de küçük bir grup HDP aleyhinde sloganlar atmış; HDP’li grup da karşılık olarak kardeşlik ve dayanışma ifade eden sloganlar atmıştır.

Çerkes Kültüründe fikir ayrılığı bir tarafa, kanlı düşmanın dahi olsa yanına gelen misafire saygı göstermek, onun onur ve haysiyetini her şartta korumak esas olduğu halde, tarihi acımıza ortak olmak için gelen bu iyi niyetli insanlara provokatör olduğunu düşündüğümüz bazı kişilerin tahriki ve onlara alet olan bir kısım soydaşlarımızın gösterdiği tepki ve yaptıkları hakaretler bizleri utandırmış, yüreklerimizi yaralamıştır.

Biz Çerkes Hakları İnisiyatifi olarak Türkiye’de 80 yıl egemen olan ırkçı zihniyetin ürünü tüm ayrıştırma politikalarını reddediyor,

Hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir halkın veya kültürün ötelenmesini kabul etmiyor, bütün halkların ve kültürlerin eşit olduklarını kabul ediyoruz.

Bu bağlamda, halkların kardeş olduğuna ve ezen güçler karşısında dayanışma içinde olması gerektiğine olan inancımızı deklare ederek, HDP’li misafirlerimize bu acılı günümüzde yanımızda oldukları için teşekkür ediyor, kontrolümüz dışında gelişen tüm olumsuzluklar için kendilerinden kamuoyu önünde açıkça özür diliyoruz.”

“ÇERKES KİMLİĞİNE YABANCILAŞMANIN TİPİK BİR ÖRNEĞİ”

Ayrıca Çerkes yayın organlarından Jıneps Gazetesi’nin Yayın Kurulu da şu açıklamayı yaptı:

“Çerkes Soykırımı ve Sürgünü”nü anmak ve Rusya’yı protesto etmek üzere 21 Mayıs günü Taksim’de düzenlenen eyleme destek veren HDP grubuna yönelik çirkin tavır kabul edilemez.

Çarlık Rusyasına karşı yüzyıl süren bağımsızlık savaşı veren ve farklı etnik gruplarla eşit ve özgür olarak yönetilen Çerkesya’dan bize kadar ulaşan kültürle asla bağdaşmayan bu tavır, Çerkes kimliğine yabancılaşmanın tipik bir örneğidir. Sonuçta kimliğe zarar veren bir tavırdır.

Çerkes kültürüne ve kimlik bilincine sahip ve asimilasyona direnen Çerkesler, 19. yüzyılda yaşadıkları soykırım ve sürgüne dair adalet arayışını sürdürürken aynı zamanda Türkiye’de eşit ve özgür yaşam için mücadele ediyor. Çerkes kimliğini, dayatılmaya çalışılan “Tek Tip”çi düzenin hizmetine sokmamak bu mücadelenin bir parçasıdır.

“Acınızı paylaşmak için yanınızdayız” diyen HDP’nin Çerkes soykırım ve sürgününe gösterdiği duyarlılık için teşekkür ediyor, eşit ve özgür bir yaşam için dayanışmamızı sürdüreceğimizi bildiriyoruz.

/Demokrat Haber

Aleviler meydanlara çıkıyor

Adaletsizliğe ve Vicdansızlığa

YETER ARTIK!
25 Mayıs Pazar günü Saat 13:00’de bütün Türkiye’de
Meydanlara Ç
ıkıyoruz!

Devlet terörüne YETER ARTIK!
Adaletsizliğe ve vicdansızlığa YETER ARTIK!
Gençlerin öldürülmesine YETER ARTIK!
Cemevlerimize saldırılara YETER ARTIK!
Ölümler üzerindeki ayrımcılığa YETER ARTIK!

Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Berkin Elvan…

YETMEDİ!

Perşembe günü de Okmeydanı Cemevi içinde polis kurşunu ile Uğur Kurt canımız öldürüldü!

Alevi düşmanlığı, ayrımcılık ve nefret Cemevlerimize saldırmaya kadar uzandı!

Bu adaletsizliğe, vicdansızlığa karşı “YETER ARTIK” diyen
Alevi kurumları olarak 25 Mayıs 2014 PAZAR Günü Saat 13:00’de bütün Türkiye’de MEYDANLARA ÇIKIYORUZ!

Demokrasi ve adalet isteyen bütün kişi ve kuruluşları birlikte olmaya, sesimize ses katmaya, devlet terörüne karşı çıkmaya davet ediyoruz!

25 Mayıs 2014, PAZAR

İstanbul, Şişli Meydanı, Saat 13:00
Ankara, Kızılay Meydanı, Saat 13:00
İzmir, Basmane Meydanı, Saat 13:00

Alevi Bektaşi Federasyonu (Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi (80 bileşen), Alevi Kültür Dernekleri (102 bileşen) ve diğer 33 bileşen, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (43 bileşen), Alevi Vakıflar Federasyonu (12 bileşen), Alevi Dernekler Federasyonu (14 bileşen) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (250 bileşen)

 

Child Themes for WP Framework

The theme framework you’ve built will be used as a parent theme in the sites you develop. This means that in each case you’ll need to create a child theme to create a unique site with its own design and with extra or different functions compared to the framework.

The obvious way to go about this is to dive in and start creating template files in your child theme to override those in the framework, but thanks to the action and filter hooks you’ve added to your framework, this might not always be the best approach.

In this article, I’ll outline some of the techniques you can use in your child themes to make best use of your framework and improvise your workflow.

The topics I’ll cover are as follows:

Creating starter child themes
Amending code via the framework’s filter hooks
Adding code via the framework’s action hooks
Creating template files in your child theme
When to use a plugin instead
Creating Starter Child Themes framework

The main purpose of developing your theme framework is to adopt the DRY (Don’t Repeat Yourself) principle, and that applies to your child themes, too.

It can make you more efficient if you create one or more ‘starter’ child themes for use with your framework, which contain the core code you need to get started on new projects.

When deciding how to go about doing this, consider the way you work and the sites you build:

Do you create a lot of sites for clients in the same sector with similar needs?
Do you want to offer low cost template based sites to smaller clients?
Are there specific template files you tend to create for most of your new projects?
Is there functionality you need to include on some sites but not others? (For example, I use two starter child themes, one with comment functionality and one without.)
Is there styling you tend to use for most projects, or can you use object oriented styling or a CSS preprocessor for most projects?
Are there libraries or resources you use for most new projects, or for a significant proportion of them?
Do you have two or three main categories you can place projects under, with each category involving similar development work?
If you’ve answered yes to any of these questions, then developing one or more starter child themes may save you time. You can create a set of child themes with the basic code that you repeat across all projects using them, and then you don’t need to rewrite that code (or create those files) for each new project.

Note on caveat: If you’re adding some code to every single new project, you may want to add it to your framework instead of to child themes, maybe by using a hook so you can override it if a different need arises in the future.

Even if you answered no to the questions above, it’s worth creating a very basic starter theme with an empty stylesheet and functions file, and adding the instructions WordPress needs to access your framework’s parent theme .

You might also want to create a starter functions.php file with the functions you most frequently use in your child themes. You can then choose to remove any of these and/or add to them for specific projects.

Amending Code via Filter Hooks

As well as adding styling to your child theme, you’ll most likely want to make changes to the code output by the framework. The most lightweight way of doing this is via filter hooks, so it’s worth exploring those first to identify if you can use any of them.

Creating a function which you then attach to a filter hook is much more efficient than creating a whole new template file for the new code; however, if you find yourself doing this repeatedly with the same filter hook, you might want to consider changing that filter hook to an action hook and writing a new function for each project which you activate via that action hook.

To be more efficient, you might want to create a set of relevant functions which you place in the functions file of different start themes or even create a plugin with your function which you activate when needed. I’ll cover plugins in more detail later in this series.

Adding Code via Action Hooks

Your theme framework will also have action hooks which you can use to insert content in various places in your sites.

If you’ve been working on the code files for the framework bundled with this tutorial series, you’ll have seven action hooks to work with:

before the header
inside the header
before the content
after the content
in the sidebar
in the footer
after the footer.
To do this, create a functions.php file in your child theme and .

There is plenty of other content you could add using your action hooks, such as sharing buttons above or below the content, extra content in the footer, a search box in the header and much more.

You might just want to add some content on specific page types, such as single blog posts, in which case the most obvious place to start would be by creating a newsingle.php template. But you can still use your action hooks with the addition of a conditional tag.

Creating New Template Files

On occasion you won’t be able to do what you want using the filter or action hooks in your framework, in which case you’ll need to create new template files in your child themes.

These might be the same template files as are stored in your framework, in which case the files in the child theme will override them. Or they might be new template files, for example for a new category, taxonomy or post type.

If you are creating template files in your child themes, it makes things easier if you use the template files in your framework as a starting point. The steps I follow are:

Identify the template file you need to create with reference to the WordPress template hierarchy
Create a blank file with the appropriate name in your child theme
Identify the file in your framework which is closest to the new file (again with reference to the template hierarchy)
Copy the contents of that into your new file
Make amendments to the new file as required.
Doing this saves you the work of duplicating any code which will be common between your new file and the existing files in your framework, such as the calls to include files.

When to Use a Plugin Instead

Another option you have when creating sites based on your framework is to use plugins in conjunction with your child themes. A plugin won’t replace a child theme completely, but it can be useful in the following circumstances:

The functionality you want to add isn’t theme-dependent (i.e. you want to keep it if the site ever changes theme in future). This might include registering custom post types or taxonomies, for example.
You want to use this functionality on a number of the sites you create, but not enough for it to go into a starter child theme or the framework itself.
I’ll cover developing plugins for your framework in the next part of this series.

Summary

Your theme framework is just the starting point of a library of code and files you’ll create to support the sites you develop. Each site you create will need to run on a child theme, which will have your framework theme as its parent.

As we’ve seen, your child themes will add their own styling and functionality, and they can do this by hooking into the action and filter hooks in your framework, or via the creation of new template files. It’s always a good idea to adopt the solution which needs the least code, as that makes your site faster and your life easier!

from :http://code.tutsplus.com/tutorials/creating-child-themes-for-your-wordpress-theme-framework–cms-21933

[quote font=”verdana” font_size=”14″ font_style=”italic” color=”#474747″ bgcolor=”#F5F5F5″ bcolor=”#dd9933″ arrow=”yes” align=”centre”]This Demo Content Brought to you by Momizat Team [/quote]

this is tags and keywords : wordpress themes momizat Tutorial wordpress templates