Ana Sayfa Blog Sayfa 6391

Savaş değil katliam!

“Her şeyi Allah’a anlatacağım!’’ Bu cümle Suriye’’de akıl almaz yöntemlerle katledilen çocuklardan birinin söylediği son söz! Bir çocuğa bu sözü söyleten, zalimler katliamı artırdıkça, mazlumların sığınacağı bir tek “Allah’ı’n’ kalması! Bir çocuk bu sözü söyleyebilecek bilgelik düzeyine ulaştıysa orada yaşanan zulüm ve katliamın boyutunu düşünmek mümkün mü?

Tamamen silahsız, savunmasız ve çaresiz olan insanlara saldıran El Kaide, El Nusra’nın katliamcı kan emicileri kan dondurucu yöntemler kullanıyorlar. Kesmek, yakmak, tecavüz etmek, işkence ile öldürmek… Bu katil sürüsünün yöntemleri Maraş, Çorum, Madımak’taki kan emici katillerin kullandığı yönteme ne kadar da benziyor değil mi? Maraş’ta canilerin katliam sırasında neler yaptığını anlatmaya insanın dili varmıyor, utanıyor insan. Üç yıl önce Çorum’da katıldığım bir etkinlikte konuşmacı olan dönemin savcısı “Katledilen insanların vücutlarında kızgın demirle dağlanmış bir partinin baş harfleri vardı. Bunu ibreti alem olsun diye yapmışlardı!’’ dedi. Hangi parti olduğunu söylemedi ama bu kadar aleni bir şeyi söylese ne olur söylemese ne olur? Yine Madımak’ta yapılanları bilmeyenimiz yoktur. Türkiye’de katliam yapanlarla Suriye’de katliam yapanlar her yönden akrabadır. Yöntem, zihniyet, uygulama, niyet, davranış vs. hepsi aynı. Bu çarpıcı gerçek ortadayken, katliamın adına “Savaş’’ diyenlerin ya aklından zoru var ya da katliamdan bir çıkarı var.

Savaş, topu, tüfeği, silahı ve bu silahları kullanma becerisine sahip düzenli ve eğitimli güçleri olan taraflar arasında olur. Suriye’deki Türkmen ve Arap Alevilerin savaşacak silahı da, ordusu da yoktur! Kürt Halkı Rojava’da mazlum halklara ve yeni yüzyıla örnek olabilecek bir örgütlenmenin ve yaşamın temellerini atarken 30 yıllık birikimin olanaklarından yararlanıyor! Ama Rojava dışında kalan Türkmen ve Arap Aleviler tamamen savunmasız ve açık hedef durumunda.

On gün önce Ankara’da derneğimizin cemevine sığınan Suriyeli mültecilerle konuştum. Mülteciler çok perişan bir haldeydi. Cemevimizin yöneticileri ve cemevine gelen canlar onlara gereken her türlü yardımı yaptı. Uzunca bir sohbetimiz oldu mülteci canlarla. Kürtçe (Kurmancî) konuştuk. Sohbetimizin sonunda adı Lokman olan mülteci can “Kaç gündür Türkiye’deyiz bu şekilde bir konuşmamız olmadı’’ diyerek sevincini ve memnuniyetini ifade etti. Halep’e bağlı bir kasabadandı bu canlar. O bölgedeki “Tek Kürt, Alevi yerleşim yeriymiş.’’ Canlar Üryan Xızır Ocağı talipleri. Üryan Xızır Ocağı pirleri Adıyaman’ın Çelikhan İlçesine bağlı Bulam kasabasındaki Büyükşahin’lerdir. Pir ocağı olan Üryan Xızır Ocağı’nın mürşit ocağı Avuçan Ocağıdır. Lokman ve Ali cana ocaklarını, ocak zadelerini anlattım, Kürtçenin Kurmancî lehçesinde gayet güzel anlaştık. Büyük bir dikkat ve saygı ile dinlediler. Hele “Ben de Avuçan Ocağındanım.’’ Dediğimde yaşadıkları duyguyu, yüzlerindeki ifadeyi anlatamam. İkrarlı, müsahipli, görgü ve sorgudan geçen yolun hakiki yolcusuydu mülteci canlar. Lokman can cemlerde zakirlik hizmetini, Ali can da gözcülük hizmetini yürütüyormuş. “Bir gün sizin oralara geleceğim!’’ dedim. (Ki mutlaka gideceğim.) Mülteci canlar Rojava’ya gitmek üzere Ankara’dan ayrıldılar. Umarım yaşamsal bir tehlikeye uğramadan Rojava’ya geçerler.

Bu insanlara kıyanın dini, imanı, vicdanı olamaz! Paranoyak emelleri için kadim kutsal değerleri kullanan, dinleri tekeline alan ve “Allah adına’’ katliam yapanlar için din silah, iman mermi, ibadet de katliamdır.

Suriye’de gözü dönmüş katilleri yöneten, yönlendiren, silah ve mühimmat veren güçlerden biri de AKP hükümetidir. Türkiye’den giden tırlar dolusu silah ve patlayıcı ile Suriye’deki mazlum insanlara kıyılıyor.

ABD, AB, AKP… Bu katliamı izleyen, sesiz kalan ve perde arkasından yöneten güçlerdir. Aslında Başbakan perde arkasından da yapmıyor, aleni bir şekilde destek veriyor. “Esad rejimi karşıtılığı’’ üzerinden politika yürüten Başbakan katliamın yarattığı vahşet tablosunu hiç mi hiç görmüyor?! Hükümetin “Bolu’da, Tokat’ta eğitip’’ lüks otellerde misafir ettiği katil sürüsü için öldürmek, tecavüz etmek meslek haline gelmiş.

Bu katliam karşısında insani, vicdani, hukuki, siyasi sorumluluklarımız var. Bunları yerine getirmek ibadet kabilindendir. Daha fazla masum insan kanı akmadan, yaşamını yitirmeden önce ermişlerin diliyle “Her şeyi Allah’a anlatacağım!’’ diyen Suriyeli çocuğun sesine kulak vermek ve harekete geçmek gerekir. Vicdanı, imanı, dermanı ve sevgisi olanlar, gelin Suriye sınırına yürüyelim!..

Kızılbaş Aleviler cemde buluştu

Freiburg kentinde, Alevi Kültür Dergahı tarafından organize edilen ve yaklaşık 300 kişinin katıldığı cem, Pir Hüseyin Bildik tarafından yönetilirken, Zakir Ali Hıdır’ın seslendirdiği nefesler eşliğinde gençler semah döndü. Pir Hüseyin Bildik, adakları olan Kızılbaş Alevileri dara kaldırarak Xızır Orucu’nun barışa vesile olmasını diledi. Ardından Xızır Cem’i için yapılan lokmalar okunan gulbanglar eşliğinde paylaşıldı.

Gençler ilk kez katıldı

Semah dönen ve ilk kez bir ceme katılan genç katılımcılar, Alevilik hakkında fazla bilgi sahibi olmadıklarını belirterek, dergahın açılmasının kendileri açısından olumlu olduğunu kaydetti. Yabancı bir kültürün içinde yaşamanın kendisiyle bir yabancılaşmayı getirdiğine de dikkat çeken gençler, kendi kültürlerini tanıyıp yaşatabilecekleri ortamların olmasının varolan boşluğu giderdiğini söyledi.

Ortak mücadele önemli

Fransa’nın Marsilya kentindeki Alevi Kültür Merkezi’nde (AKM) Xızır Cemi’ni ise Pir Hüseyin Keskin Dede yönetti. Cemden önce bir konuşma yapan AKM Eşbaşkanı Müge Yangöz, “Alevilik özgürlüktür, komün bir yaşam biçimidir, kardeşliktir. Bugüne kadar hep katledildik. Hesap sormada yetersiz kaldık. Bu katliamları gerçekleştirenler halka hesap vermelidir. Bugün de Kürt halkı katledilyor. Ortak hareket ederek karşı duruş sergilemeliyiz” dedi. Ardından katılımcılardan rızalık alan Pir Hüseyin Keskin Dede, Alevi inancı üzerinde uygulanan baskı ve zorlukları dile getirerek Alevi canların mutlaka birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmelerini salık verdi. Daha sonra gulbanglar eşliğinde cem yapıldı, semah dönüldü.

AHMET CEBBA/FREIBURG/DOĞAN BOZTAŞ/MARSILYA

Alevilerden Suriye’deki katliamlara karşı Taksim’de eylem

Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ilişkin bugün Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yapıldı.

PSAKD tarafından örgütlenen eyleme Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Özgür Demokratik Alevi Derneği, Garip Dede Dergahı, Şahkulu Sultan Dergahı, Dersim Dernekler Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Kangal Dernekler Federasyonu, İkitelli Cemevi, Arnavutköy Cemevi, Bağcılar Cemevi Hacı Bektaş-ı Veli Kültür ve Tanıtma Vakfı da destek verdi.

Suriye’de gerici çetelerin Alevi, Kürt ve Hristiyan inancına sahip insanlara yönelik katliamlarının protesto edildiği eylemde açıklama PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül tarafından yapıldı.

Suriye sınırına yürümeye çağırıyoruz”

Bülbül, katliamlardan ABD ve AKP’yi sorumlu tutarak şunları söyledi; El Kaide, El Nursa çetelerinin AKP ve ABD desteğiyle Suriye’de Alevilere, Rojava’da Kürt halkına karşı katliam soykırım derecesine ulaştı. AKP, ABD ve eli kanlı çeteler insanlığa karşı suç işliyor. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı, çocukların, kadınların, genç, yaşlı demeden bütün insanların katledildiği Suriye’de bu vahşet tablosuna güç veren AKP hükümeti katliamın ortağıdır. Bu katliam politikasından vazgeçin. Başbakan sen Türkiye ve Ortadoğu halkları karşısında suçlusun, bu katliamın ortağısın. Gizlice giren TIR’ların, işkence ile katledilen çocukların, tecavüze uğrayan kadınların hesabını ver.”

Bülbül açıklamanın devamında katliamcı çetelere karşı mücadele vurgusu yapılarak şunlar ifade edildi: Biz demokratik Alevi hareketini oluşturan kurum ve dernekler olarak başta Alevi toplumu olmak üzere, demokrasi güçlerini, demokrasi ve eşit yurttaşlık mücadelesindeki paydaşlarımızı, müsahip kurumları, siyasi partileri bu vahşete ve soykırıma karşı Antakya’ya Suriye sınırına yürümeye çağırıyoruz.”

“AKP savaş politikalarını istemiyoruz, savaşa hayır diyoruz!” ve “Suriye Maan’daki El Kaide’nin yaptığı katliama sessiz kalma, sende hesap sor!” pankartları açılırken, “Katil Erdoğan hesap verecek!”, “Aleviyiz haklıyız kazanacağız!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Suriye halkı yalnız değildir!” sloganları atıldı.

Eyleme atılan sloganların ardından bitirildi.

Êzidîler Xizir bayramını kutladı

Rojava’nın Efrîn Kantonu’nda yaşayan Êzidîler kutsal bayramları Xizir İlyas’ı kutladı.

Efrîn’de yaşayan Êzidîler, 3 günlük oruç ibadetinden sonra geleneksel elbiselerini giyip Êzidî Derneği’nin Xizir İlyas bayramı vesilesiyle düzenlediği kutlamaya katıldı. Kutlamalar Êzidîlerin din adamları olan pirler eşliğinde gerçekleştirildi. Êzidîler kültürel ritüelleri gereği buğday, arpa, nohut, mısır gibi toprakta yetişen 40 çeşit bitkisel ürünü getirerek, geleneksel öğütme taşlarında öğüttü. Pirlerin Êzidî söylencelerini okumasından sonra öğütülen ürünler katılımcılara dağıtıldı. Êzidî inancına göre oruç ve bayram boyunca doğanın korunması amacıyla et yenilmiyor. Onun yerine doğadan yetişen bitkisel yiyecekler tüketiliyor. Bu nedenle, bayrama “kansız yaşam” adı veriliyor. Êzidî inancına göre Xizir İlyas gününde, iki melek yeryüzüne inerek, yüreklere ışık saçıp insanları aydınlatıyor. Xizir ekimi, İlyas ise yağmur meleğini temsil ediyor. Êzidîler, bayramdan önceki akşam bitkisel ürünlerden oluşan yemeklerini, bir miktar tuz ile su içmeden yiyor. Böylece Xizir ve İlyas’ı rüyalarında göreceklerine inanıyorlar.

Hızır orucunda umreye gidenler

ALİ KENANOĞLU

Bugünlerde sayıları 100 civarında olduğu söylenen kimi dedeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TURSAB’ın (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) yürüttüğü bir organizasyonla İslami açıdan kutsal kabul edilen bazı yerleri gezecek ve nihayetinde umre ziyaretiyle gezilerini tamamlayacaklar. Gözümüz olmadığı gibi itirazımız var. Çünkü bu turlar inanç turizmi amaçlı kimi firmalarca yapılmakta, zaman zaman bizim de tanıdığımız kimi dede-ana ve canlar kendi imkanlarıyla bu turlara katılmaktalar. İmkanları olamayanlar da imkanları ölçüsünde yerleri gezip, turlarını, tatillerini yerine getiriyorlar. Konuya Alevi inancından bakarsak kutsal mekanları ziyaret etmek, oralara niyaz etmek, lokma sunmak oldukça makbul bir ibadettir.

Bazı arkadaşlarımızın karşı çıktığı yerden, yani Alevilerin ne işi var Kabe’de gibi bir yaklaşım içerisinde de değilim. Çeşitli dinlere, inançlara önderlik yapmış kimi şahsiyet ve peygamberlerin makamlarını ziyaret edip oralara niyaz vermek Alevilik açısından hiç de sakıncalı değildir, yeter ki Aleviliğin bir gereğidir denilmesin.

Ancak bu yapılan kültür turu, basına ve kamuoyuna Hükümetin Alevilere yönelik bir hizmeti olarak sunulmakta, oraya giden dedeler de makbul bir yere oturtulmaktadır. Yapılan yolculukta Alevilerin olmassa olmazı gibi lanse edilmekte dile getirilmesede böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. İşte bizim itirazımız da burada başlıyor.

Birincisi, Alevilerin hiçbir zaman “Dedelerimiz umreye götürülsün” talebi olmamıştır. Bu tur ne Alevi toplumunu ne de inancımızı bağlamamaktadır. Bu tur, Hükümet ile o tura katılan kişiler arasındaki bir ilişkidir. Onlardan başka hiçbir kimseye faydası olmadığı gibi bunun Alevilere bir hizmet olarak sunulmasından kaynaklı da zararı vardır.

Kendilerinin dede olduğu söylenen bu kişilerin kültür turları da hayli ilginç bir zamana denk gelmektedir. Alevi toplumu, 13-14-15 Şubat tarihleri arasında üç gün Hızır orucu tutmakta ve Hızır Cemleri yapmaktadırlar. Alevilerin en önemli ibadetlerinden birisi yerine getirilmektedir. Dedelerimiz bu hafta yoğun olarak taliplerine hizmet için yollara düşmekte, köylerde, kasabalarda ve büyük şehirlerin mahallelerinde Hızır cemleri yapılmakta, oruçlar tutulmaktadır. Alevi toplumunun dedelere ihtiyaç duyduğu ender zamanlardan birisidir bu günler. Umreye giden dedeler bu günlerde taliplerinin yanında olması gerekirken başka yerdeler. Bu tarihi kim belirledi, neden itiraz etmediler, bu da işin başka tarafı. Kendi inanç takvimlerini yok sayan ve görevlerinin başında olmayan bu kişilerin dedelikleri demek ki bir ünvandan ibaret. Hizmetten ibaret değil.

Hızır orucu ve akabindeki Hızır Bayramı tüm canlara kabul ve makbul olsun. Hızır için yapılan lokmalar verilen dualar, edilen niyetler her zaman olduğu gibi dünya barışı, huzuru ve vicdanı için olsun.

Dersim adayları kitlesel mitingle tanıtıldı

Dersim’de BDP, ESP, HDP, EMEP ve Partizan’ın oluşturduğu Devrimci Güç Birliği, merkez ve ilçe belediye başkan adaylarını, Özgürlük Meydanı’nda düzenlediği mitingle tanıttı.

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ile BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan da katıldı.

Dersim merkezdeki miting öncesi, Pertek’te karşılama yapıldı. Heyet, Pertek Feribot İskelesinde Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, Pertek Belediye Başkanı Kemal Çetin’in de aralarında olduğu yüzlerce kişi tarafından “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Biji serok Apo” sloganlarıyla karşılandı.

Ardından heyet, onlarca araçtan oluşan konvoy eşliğinde Pertek merkeze geldi. HDP seçim bürosu önünde yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan söz aldı. Gürkan, HDP’nin Türkiye ve bölgede halkların kardeşliğini inşa ettiğini söyledi. Gürkan, “Gördüğünüz düzen partileri yolsuzluk yaptılar, hırsızlık yaparak yoksulun, emekçinin alınterini çaldılar. Şimdi biz HDP olarak yeni bir çizgi çiziyoruz. Bir yanımızda hırsızlar, diğer yanımızda halk var” diye konuştu.

Gürkan, 30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye ve bölgede yaşayan halklara düzen partilerine karşı birlikte olma çağrısı yaptı.

YÜKSEKDAĞ: BİZ KAVGAYI, ONLAR HIRSIZLIĞI BİLİR

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise Türkiye ve Ortadoğu halklarının omuz omuza vererek Rojava’da ve Gezi’de emperyalizme ve egemenlere karşı mücadele ettiğini söyleyerek, “Bizler sokakta halkımız için yürüttüğümüz kavgayı iyi biliriz, onlar da hırsızlığı iyi bilirler” dedi. “30 Mart’ta iktidara da, ana muhalefete de söyleyeceğimiz sözümüz var” diyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Biz seçimlere belediye koltuğu için değil hakların kardeşliği için giriyoruz. Seçimde kazanan halkların kardeşliği olacak. Dersim’den çıkacak oylar kimin hangi saflarda olduğunu dünyaya gösterecek. Kürt halkı, emekçiler, Aleviler ve diğer tüm ezilenler sokakta kazandığı gibi sandıkta da kazanacak.”

Konuşmaların ardından HDP seçim bürosunun açılışını yapan heyet, miting için Dersim’e geçti.

Heyet, Dersim-Pertek yol ayrımında da yüzlerce araçtan oluşan konvoyla karşılandı. Buradan mitingin yapılacağı Özgürlük Meydanı’na gelindi.

Binlerce Dersimli, heyeti coşkuyla karşılarken, miting alanına KCK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in fotoğraflarının olduğu pankart asıldı. Sık sık “Biji serok Apo” sloganının atıldığı mitingin açılış konuşmasını BDP Dersim İl Eş Başkanı Ergin Doğru yaptı. Ardından Mazgirt, Akpazar, Pülümür Ovacık, Hozat, Pertek ve Dersim belediyeleri Eşbaşkan adayları yaptıkları kısa konuşmayla halkı selamladı.

‘DERSİM MÜCADELEYE ÖNDERLİK EDECEK’

Mitingde ilk olarak söz alan ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Gezi’den Rojava’ya, Kürdistan’a herkesin gözü burada. İnanıyorum ki her zaman olduğu gibi Dersim mücadeleye yine önderlik edecek” dedi.

Yüksekdağ, belediye başkanı ve meclis üyelerinin bütün olumsuzluklara, bütün imkansızlıklara rağmen Dersim’e hizmet etmeye devam ettiğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Dersim doğasıyla, nehriyle, insanıyla yeni seçimler kazanmaya devam edecektir. Düzen partilerinin gemicikleri karaya oturdu. Yeni ufka Dersimliler açılacaktır. Bütün tarihimiz boyunca, Gezi’den Rojava’ya, Kürdistan’a kurduğumuz devrimci güç birliği bugün de Dersim’de kuruldu. Sermayenin patronları savaşlarla, silahlarla bizi yok etmeye çalıştı ama biz direndik ve direnmeye devam edeceğiz.”

30 MART SON DEĞİL

Yüksekdağ’ın ardından söz alan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, “Biz kendimizi de kentimizi de yöneteceğiz diyerek yola çıktık. Kadınlar ve gençler olarak, halk güçleri ve emekçiler olarak bizi sömüren yağma düzenine karşı kendi irademizi koyma zamanıdır. Yolumuz uzun, 30 Mart’ta sona ermeyecek” dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise Dersim’e oy istemeye gelmediklerini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu: “Biz biliyoruz ki Dersim halkı yeri gelmiş canını vermiş, yeri gelmiş köyünü evini barkını vermiş, işkenceyi zulmü görmüş ama geri adım atmamış. Biz kendimizi size karşı borçlu hissediyoruz.”

Dersim’de sandığa atılan her oyun BDP için büyük sorumluluk gerektirdiğinin altını çizen Demirtaş, “Bizim için sandıktan çıkan oyun anlamı, yüzyıllardır bu topraklarda çekilen bütün acıları, Dersim’in dilini, tarihini, kültürünü soykırımlarla yok etmeye çalışan zihniyete karşı, bu toprakları Dersimliye zindan etmeye çalışanlara karşı gösterdiğiniz direniştir. Munzurlar’da canını veren Dersim’li gençlerin yarattığı manevi değerdir” diye konuştu.

FAŞİZMİNİZ DERSİM’DE MEZARA GÖMÜLDÜ

Devrimci Güç Birliği’nin Dersim açısından önemine vurgu yapan Demirtaş, şöyle dedi: “Dersim’i Dersim yapan bu kadar şehitten sonra Dersimlinin kendi iradesiyle oluşturduğu bu Devrimci Güç Birliğiyle birlikte kimse artık Dersim’i geriye götüremez. ’38’de Dersim’i bitirdik, mezara gömdük’ diyenlere sesleniyorum; işte Dersim burada. Asıl sizin faşizminiz Dersim’de mezara gömülmüştür. Bunu Dersim’in kahraman evlatları başardı. Eğer sizler bu direnişi ortaya koymasaydınız bizim bugün bu meydanda ne adımız ne de sözümüz olurdu. Bu meydanlar sizin emeğinizdir.”

Dersim’i on yıldır Dersimlilerin yönettiğini, bundan sonra da Dersimlilerin yöneteceğini kaydeden Demirtaş, “Biz iyi biliyoruz ki Kürt halkının yiğitleri belediye koltuğu için direnmedi. İbo, Amed zindanlarda direnirken ser verip sır vermezken belediye koltuğu için yapmadı. Mazlum, Amed zindanlarını faşizme dar ederken belediyede koltuğumuz olsun diye yapmadı. Bizler de Seyit Rıza’nın, Şeyh Sait’in evlatları olarak bu anlayışa tamah etmedik, etmeyeceğiz. Bu yolda alnımızın akıyla yürüdük, 30 Mart’ta bunun dışındaki hiçbir zihniyete bu topraklarda yer olmadığını ilan edeceğiz” diye konuştu.

Dersim halkına, düzen partileri arasındaki seçim rantlarına karşı birlikte olma çağrısı yapan Demirtaş, şöyle devam etti: “Bırakın onlar başkanlık hasretiyle koltuk için kavga etsinler, partilerini boks arenasına çevirsinler. Bizim kavgamız başkadır, bizim kavgamız özgürlüğe, barışa, emeğe ve demokrasiye dairdir. Artık bu kavgada sona doğru geliyoruz. Dersim’in her toprağında Dersimlilerin kanı vardır. Bunu anlamayan, buna saygı duymayan asla Dersim’i temsil edemez. Dersim inancıyla kültürüyle farklılığını koruyacaktır.”

CHP CEMAAT’İN ELİNDE OYUNCAK OLUR

CHP-Cemaat ilişkisine işaret eden Demirtaş, “Cemaatin peşine takılarak iktidar olacağını sananlar hiç kusura bakmasın, onlar cemaatin elinde ancak oyuncak olurlar. Biz bunu AKP’den biliyoruz. Bunların öküzü ölmüş şimdi CHP tutmuş kendi arasında yeni bir öküz icat etmeye çalışıyor. Bizimi öküzle işimiz olmaz aslanlar gibi direneceğiz, aslanlar gibi kazanacağız” dedi.

Dersim’de el ele vermiş halk gerçekliği olduğunu vurgulayan Demirtaş, hiçbir egemen gücün bu birlikteliği bozamayacağını söyleyerek, “Kim bu coğrafyadan Aleviliği sileceğiz diyorsa, kusura bakmasın, artık bu topraklarda el ele vermiş bir halk gerçeği var. Bugün Suriye’de Lazkiye’de katledilen alevi bebeklerin acısı Dersim’i kanatıyor. Orada YPG’nin her bir evladı da Alevi halkının yanındadır, koruyacaktır” dedi.

Alanda toplanan binlerce kişiye “Tüm Dersim’lileri Devrimci Güç Birliği çatısı altında birlikte olmaya çağırıyorum. Yeter ki siz el ele verin, yürek yüreğe direnin” diye seslenen Demirtaş, Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, belediye meclis üyeleri ve belediye çalışanlarına dört yıllık emeklerinden ötürü teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Suriye’de insanlık öldürülüyor!

Suriye’nin Hama kentine bağlı Maan isimli Alevi köyünde onlarca kişinin katledilmesinin yankıları devam ediyor. Suriye’de süren iç savaşta bu tür insanlık dışı, sivilleri hedef alan katliamlar ne ilktir, bu insanlık dramı son bulmadıkça korkarız son da olmayacaktır. Bugüne kadar süren savaşta 200 bin insan öldürüldü ve bunların ezici çoğunluğunu siviller ve bunların içinde de kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Son katliam bölgesi Maan  köyünde, Uluslararası selefi ve vahabi ideolojili islam akımı temsilcilerince desteklenen katil sürüleri cesetlerin başında « onları Müslüman yaptık » diye bağırıyor.

Vahşi katliamlar yapmayı İslam buyruğu olarak lanse eden, inancı katliamlarına alet eden bu lejyoner çeteler ülkenin dört bir yanında dehşet saçıyor.  Merkezi bir yapı kalmadığı için de, artık bu kan emici çeteleri kontrol etmek  gittikçe güçleşiyor. Bu kaostan kurtulmanın biricik yolu olarak elde sadece köy köy, mahalle mahalle, halkın kendi savunma mekanizmasını oluşturmaktan başka çaresi kalmamış bulunuyor. Ancak ne merkezi hükümetten, ne de uluslararası güçlerden hiçbir yardım alamayan Alevilerin durumu daha da vahim Suriye’de. Ne göç edebilecekleri bir komşu ülke bulunuyor, ne de sığınabilecekleri güvenli bölgeler kalmış durumda ülke içinde.

Elbette bizlerin, kendisine devrimci, demokrat, sosyalist ilerici diyenlerin yapacakları da vardır. Ancak bu yapacaklarımızın durum düzeltecek boyutlarda olamayacağı da ortadadır. Mevcut AKP iktidarı bölgeye TIR konvoylarıyla silah ve mühimmat sevkiyatına devam ediyor. Suriye’de muhalefet güçleri alan hakimiyeti savaşına tutuşmuş durumda, Esat rejimi ise halkların boğazlaşmasına engel olacak merkesi bir irade olmaktan çoktan çıkmış bulunuyor. Bu topraklarda artık halkların ve değişik inançların bir arada yaşayabilme şartları giderek ortadan kalkıyor.

AKP iktidarı bütün bu katliamlar karşısında suskundur. Muhalefet ise bu tür olayları kullanarak güç biriktirme yoluna gitmekten öte somut bir tutum almamaktadır. Milyonlarca Alevi insanımızın oyunu alan CHP, lafta AKP’ye ver yansın ederken, Suriye konusunda somut hiç bir eylem yapmamaktadır. Sınırda silah yüklü TIR filoları geçerken CHP sadece AKP’yi köşeye sıkıştırmanın hesabı ile meşgul. TIR’ları durdurmak için yüzbinlerce insanı sınırlara yığamaz mıydı istese ?  AKP iktidarının ve başbakan’ın bu katliam konusunda suskun kalması esasta Alevi karşıtlığı üzerine kurgulanan Suriye siyasetinin bir devamıdır. Türk Diyaneti de bu katliam karşısında sessiz kalarak yapılanları onayladığını göstermektedir.

2011 yılından bu yana Suriye’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Emperyalist güçler ve başta Arabistan ve Katar olmak üzere Arap yarımadası ülkelerinin her türlü desteği sağladığı, adlarına muhalif denilen şeriatçı katiller tarafından Suriye’de başta Aleviler olmak üzere İslam dışı topluluklara yönelik Ortaçağ’dan kalma en ilkel savaş aygıtları ile katliamlar uygulanmaktadır. Yine Rojova’da da aynı çeteler tarafından Kürtler hedef alınmakta ve birçok insanlık dışı uygulama yapılmaktadır. Suriye’deki şariatçı örgütler defaten iktidarı ele geçirdikleri taktirde Alevilere karşı ne tür katliamlar uygulayacaklarını söylemelerine rağmen , hemen yanı başımızdaki insanların Alevi olmaları sebebiyle kafalarının kılıçlar ile kesilmesi, ülkemizde ciddi bir tepkiyle karşılanamamaktadır.

Bunun yanında rejim güçlerinin de sivilleri hedef alan yüzlerce eylem yaptığını da görmezden gelemeyiz. Banyas örneğinde görüldüğü gibi  Esat rejimi ve onun destekçisi güçler tarafından da sivil katliamlar yapılmaktadır. Aynı duyarlılık buna da gösterilmelidir. Bugün Esat rejimi  uçaklarla, tanklarla köylere, şehirlere saldırı düzenlemektedir.  Kimse diyebilir mi ki ? burada sadece rejim muhalifi askeri güçler hedef oluyor. Buralarda onlardan daha çok yine siviller katlediliyor.  Bugün ilerici güçlere düşen, katliamın kime karşı yapıldığına bakmadan bir bütün olarak Suriye’de süren savaşa karşı çıkmak ve bu kanlı hesaplaşmanın bitmesi için çareler aramaktır. Geçmişte içinde biz de dahil çeşitli devrimci – demokrat çevreler BM’nin çatışma bölgelerine Barış Gücü göndermesi gerektiğini söyledik. Ancak keskin solcular tarafından şiddetle karşı çıkıldı. Bugün artık BM Barış Gücü’nün araya girip savaşı durdurabileceği bir sınır bile kalmamıştır. Rojava Kürdistanı dışında güvenli bir alan kalmamıştır. Bu bölgede de istikrarsızlık yaratmak için bugün savaşan tüm taraflar söz konusu Kürtler olunca ittifak içnde saldırı yapabiliyorlar.

Maan Köyünde yapılan insanlık dışı katlamın altında yatan nedenlerden biri ve en önemlisi Alevilerin denetimindeki sahil şeridini ele geçirme ve Alevileri yerlerinden  yurtlarından kovma amacıdır. Tıpkı Rojava’da denendiği gibi. Uluslararası çıkar gruplarının bölge insanını kurban ederek hakimiyet savaşı yürüttüğü bu sahada  bölgenin halklarına tek bir seçenek bırakılmış bulunmaktadır. direnmek seçeneği. Direnir ve hem gerici rejime, hem de dışarıdan devşirilmiş savaş ağası çetelere karşı birleşik bir devrimci seçenek ortaya çıkarabilinirse dış güçlerin hevesleri kursaklarında bırakılabilir.

Bunu sağlamanın yolu ise, yüzyıllardır bu topraklarda barış ve kardeşlik içinde yaşamış halkların düşmanlaştırılması için yapılan bu katliamlara, kim tarafından ve hangi azınlığa veya inanca karşı yapılmış olursa olsun aynı duyarlılıkla karşı çıkmaktan geçiyor. « bana yapılırsa alçaklık, karşımdaki karşı yapılırsa intikam alınmıştır »  mantığı ortaçağ zihniyetidir. Bugün Suriye’de gücü güce yetene mantığıyla kör bir savaş yürütülmektedir. Esasında bu anlayışa karşı mücadele edilmelidir. Yoksa bugün Aleviler katlediliyor diye bağıranlara karşı, diğer kesimler « bana yapılırken niye sustun » diyorlar. Rojava’da bu katil sürülerince « binlerce yiğit Kürt genci katledilirken sustunuz » diyorlar. Yani büyük bir yabancılaşma yaşanıyor. Her koyun kendi bacağından asılır anlayışı egemen olmuş bulunuyor. Bu anlayışı aşmamız gerekiyor, « hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için » diyerek, Esat diktatörlüğüne de, gerici şeriatçı katil şebekelerine de geçit vermemek için tüm gerçek muhalefet güçlerini Müslüman, Alevi, Hristiyan, Kürt, Arap, Ermeni, Yahudi, Keldani, Süryani  her kesimi bir araya getirecek bir cephe oluşturmanın yolu bulunmalıdır.

Yoksa bu boğazlaşmada en büyük zararı bölgenin azınlık halkları ve azınlık inançlarının mensupları görecektir. Yine bu savaş bölge insanı arasına bir daha bir araya gelinemeyecek boyutlarda düşmanlık tohumları ekecektir. Ve üzülerek belirtebiliriz ki, buraya doğru hızlı bir gidiş yaşanmaktadır.  Katliamlar karşısında aynı duyarlılığı gösterebilirsek, kime karşı yapılmış olursa olsun, her siyasal eğilimden, her inançtan ve her azınlıktan insanları bir araya getiren ortak eylemler organize edebilirsek, Suriye’de ve bölgede ezilenleri düşmanlaştırmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakabiliriz. Tersi bizi birbirimizden her gün biraz daha uzaklaştırır. Bugün Maan Köyünde yapılan Alevi katliamına karşı en sert tepkiyi gösteriyorsak, yarın olabilecek Sünnilere yönelik, Ermenilere yönelik katliamlara karşı da aynı duyarlılığı göstermeliyiz.

Bu katliamların son bulmasını istiyorsak bugün bir üçüncü yol olarak halkların barış içinde bir arada yaşayabileceği seçeneğini pratiğiyle bize göstermiş olan özerk Kürdistan bölgesinin ayakta kalması için mücadeleye destek veririz.  Bunun dışındaki her tutum ne kadar insani görünse de iki yüzlüce bir tutumdur. Halkları birleştiren değil, ayrıştıran bir tutumdur.

Microsoft is launching windows 9 this year in December 2014

Best of much h cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded ting far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near playful tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride learned oh no je one so jeepers pointed unbridled aboard after woodchuck inside much naked.

Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near Best playful ting tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride best learned.

Do Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish.Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers.

Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near playful tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride learned oh one so jeepers pointed unbridled aboard after woodchuck inside much naked.

Ya Xizirê kal! Siwarê hespê boz

XELÎL DALKILIÇ

Ya Xizirê siwarê pêşiya rowelatê,
Ya Xizirê ser kelek û gemiyan,
Xwedanê bêkes û bêxwediyan ,
Ya melekê ser herd û ezmên,
Ya melekê serê sibê, ya hîva zerî;
Deriyê şer bigire, deriyê xêrê veke,
Tu ocaxê tu kesî kor meke,
Derdê bêderman mede tu kesî,
Miradê kesekî di çavan de mehêle…

Baweriyên xwezayî bingeha xwe ji têkiliyên di navbera însan, civak û xwezayê digirin. Beriya serdema modernîzm û bajarîbûnê dîn û nirxên moralî piranî ji jiyan û xwezayê hatine girtin. Baweriyên formel ên semawî ên mîna misilmantî, xirîstiyanî û yahûdîtiyê her çiqas ji hêla desthilatdaran ve hatibin formulekirin û wek qanûnên dewletan bona dîsîplînekirina xelkan hatibin xebitandin jî, baweriyên xwezayî nirxên xwe ji hewcedariya civakî û ji têkiliyên xwezayî digirin. Ji ber vê yekê jî di dînên xwezayî de feraseta jiyanê gorî hewcedariyên zindiyan û zindîtiyê rû dide. Di baweriyên mîna zerdeştî, manî, mazdekî û Elewîtiyê de ji şikil û ritûelan wêdetir cewherî û jidilbûn di pêş de ye.

Ev baweriyana mirov, civak, xweza û zindîtiyê didin pêşiya her tiştî û her têkiliyan gorî nirxdayîna zindîtiyê dipîvin. Temayê rîtûelên wan jî li ser hevahenga mirov û xwezayê ye. Ev hevahengî di rojên pîroz de bi rîtûelan tê pêşkêşkirin. Piraniya rojên pîroz an rastî hatina zivistanê, an hatina serê salê an jî hatina biharê tên. Di dia, gulbang û niyazên di rojên mîna Gaxan, Serê Salê, Newroz û Xidir Elyas de tên kirin de hêvî û hezkirina saf û însanî tê serzimên…

Rojiya Xizir – Rozê Xizirî
Bona bawermendên Elewî rojên Xizir dest pê kir. Rojên Xizir di dawiya meha çileyê dest pê dike û di nîvçeya meha sibatê de piştî girtina rojiya bi 3 rojan bi dawî dibe. Xanî tên pakkirin û tiştên li malê gişt tên şûştin. Musahîp (kirîv) hevdu ziyaret dikin, loqme didin hevdu û li ser sala derbasbûyî muhbetê dikin. Piştî rojiya ku sewa kesekî feqîr, kesekî girtî û kesekî sêwî 3 roj tê girtin, niyaz û loqme tên belavkirin, bi rêbertiya pîran cem tên komkirin û kesên sû (xeyîdî) li hev tên. Rojên rojiyê tam ne sabît bin jî îro li piraniya herêmên ku Elewiyên Kurd lêne di rojên 13, 14 û 15’ê sibatê tê girtin. Piştî rojiyê tirb tên ziyaret kirin û mûm li ser tirb, ziyaretgeh û cihên pîroz tên pêxistin. Paşe jî loqmeyên ku hatine amadekirin, tên belavkirin. Rojiya Xizir û çanda Xizir îro bi taybetî ji hêla Kurdên Elewî yên Dêrsimî tê girtin û jiyandin. Li Dêrsimê navê Xizir li gol, çem, derbasgeh, deşt, gir, ziyaret û pireyên ku mirov jê feydeyê distîne hatiye kirin: Gola Xizirî, Gavanê Xizirî, Pirde Xizirî, Kemerê Xizirî û hwd. Li Dêrsimê bi zarava kirmanckî (zazakî) bi gulbangên wiha bang li Xizir tê kirin:

Ya wayîrê hard û asmenî,
Ya melekê serê sodirî,
Tîya perperîka serê adirî,
Neçar û xerîb meverde nî feqirî,
Ya Xizir sifte homêtê ra,
Pey ra ke ma re bîye comerdîye…

Xizirê siwarê hespê boz
Xizir bona Elewiyan siwarê hêviyê û kesekî pîroz e. Çand û çîroka Xizir li Rojhilata Navîn di tevahiya baweriyan de heye. Di Quran û Tewratê de jî bahsa wî tê kirin. Di Elewîtiyê de Xizir wek heq û xwedê ye û bi ‘Xizir Nebî’ an jî ‘Xizirê siwarê hespê boz’ bang lê tê kirin.

Ava jiyanê vexweriyaye, kalekî rihspî ye. Jîn dide xwezayê û alîkariyê dide kesên di tengasiyê de.

Li her derê hazir û nazir e. Cihê ku lê digere dibe gul û çîmen û firehî û bereket jê kêm nabe. Bi evîn û hezkirinê xwe têr dike. Ji nexweşiyan re dibe derman û mirazê keç û xortan tîne şûnê.

Gorî baweriya Elewîtiyê Xizir û Xidir Elyas du bira ne. Xizir li hespê xwe yê boz siwar dibe û jîn, evîn û zindiyê dide seranserê cîhanê û Xidir Elyas jî can dide derya û çeman…

Di rojên Xizir ên îsal de jî li Kurdistan û Rojhilata Navîn mirov tên kuştin û êşandin, xweza tê tarûmarkirin.

Di vê kaosê de hêvî, bona xelkan giştan aştî û aramî ye. Xizirê kal aştî, rindî, xweşî, geşî, dilşadî û azadiyê bîne. Xizir hevalê me giştan be!..

İbrahim Erdem (Erdem Baba) Hakka Yürüdü

Dağların Filozofu, Kürecik’in eşsiz sesi İbrahim Erdem (Erdem Baba) bu sabah (03.02.2014) Almanya nın Bielefeld şehrinde hakiqat yolculuğuna çıkmış, hakka yürümüştür.. Sevdası sevdamızda, sesi gök kubbede bakidir… Toprağı bol devri daim olsun…

Erdem Baba’nın cenazesi Türkiyede defn edilecektir.Bu çarşamba günü (5.2.14 tarihinde saat 13; 00) Bielefeld Aleviler Derneğinde taziye için toplanılacaktır. Cenazesi Cuma günü (7.2.14 tarihinde saat 13:00 de) Darıca Köyü’nde defn edilecektir…