Ana Sayfa Blog Sayfa 6394

Alevi köylere cami götürmenin yeni kılıfı: Cami-cemevi-aşevi projesi

“Kadınız, Kürdüz, Aleviyiz, demokratız, devrimciyiz, sosyalistiz. Bu kimlikler bize zenginlik katıyor. Birini öne çıkartıp diğerini ret etmek zorunda değiliz…”

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, ‘Cami-cemevi-aşevi’ projesinin, Alevilerin yaşadığı yerlere cami götürmek için bir kılıf olduğunu söyledi. Kışanak, “Yıllarca Alevilerin yaşadığı yerlere cami yapmaya çalıştılar. Şimdi, ‘Cami ve cemevi yan yana olsun, ne mahsuru var’ denilecek. Bu bir asimilasyon politikasıdır” dedi.
Avusturya’nın başkenti Viyana’da önceki gün yüzlerce kişinin katılımıyla ‘Alevilik direnişin adıdır, teslimiyetin değil!’ siarıyla bir panel gerçekleşti. Panele BPD Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Turgut Öker, FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur ve Avusturya Alevi Kültür Merkezi (AAKM) Başkanı Richarde Berger katıldı. Panel Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

Aynı taleplerde sokaklara çıkılmalı
Panelde ilk sözü alan AABK Başkanı Turgut Öker, Demokratik Güç Birliği’ne dikkat çekerek, “Recep Tayyip Erdoğan’a verilen barış ödülünü 50 bin kişiyle protesto etmemiz üzerine geri çektiler. Böylelikle tek başımıza birşey yapamayacağımızı, ancak birlik olduğumuzda neler yapacağımızı gördük. Aleviler sokağa çıkıyorsa hep birlikte olalım, Kürtler hangi taleple sokağa iniyorsa, biz de aynı taleplerle inelim” dedi.
Öker ayrıca, bundan sonra da Demokratik Güç Birliği bünyesinde kurumlarla ortak hareket edeceklerini söyledi.
Panelin ev sahipliği konumundaki AAKM Başkanı Richard Berger de, Kızılbaş Aleviliğinin Avusturya’da resmileşmesi için bütün Alevi kurumlarının biraraya gelmesinin zorunluğununa dikkat çekti.

Asimilasyonun devamıdır
Daha sonra konuşan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da, İzzetin Doğan ve Fettullah Gülen’in ‘cami-cemevi-aşevi’ projesini değerlendirdi. Devletin yıllarca Alevileri asimile etmek için, Alevi köylerine cami inşa etmeye çalıştığına dikkat çeken Kışanak, “Bu ‘cemevi ve camiyi birlikte yapma’ projesi de aslında cami yapılamayan Alevilerin yaşadığı yerlere, cami götürme projesidir. Şimdi, ‘Nasılsa ikisi yanyana, ne mahsuru var. İkisi de olsun’ denilecek. Bu Aleviliği kendi kökünden, felsefesinde koparma ve asimile etme politikasının bir devamıdır” şeklinde konuştu.

‘Pirlerin cepleri dikilidir’
“Kimlikler ne kadar çoğalırsa o kadar zengin olacağımızın farkındayız” diyen Kışanak son olarak, “Kadınız, Kürdüz, Aleviyiz, demokratız, devrimciyiz, sosyalistiz. Bu kimlikler bize zenginlik katıyor. Birini öne çıkartıp diğerini ret etmek zorunda değiliz. Kürt kimliğimizi öne çıkartarak Alevi kimliğimizi de unutmayacağız. Kimliklerimizi yanyana birlikte taşıdığımız gün bu tekçi zihniyetin asimilasyon ve inkar politikasını da boşa çıkartmış oluruz” diye belirtti.
FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur da, ‘cami-cemevi-aşevi’ projesine destek verenlere, “Muaviye sarayında oturup Hüseyin’in davasını sürdüremezsin. Muaviye’ye yakın oturursan, sen de Muaviye olursun. Lütfen bundan vazgeçin” çağrısını yaptı. Yağmur ayrıca, pirlerin ve dedelerin devletten maaş almasına karşı çıkarak, “Bizim (Pirlerin) cepleri dikilidir. Taliplerimizin bile cebimize el koyması yasaktır. Talibin verdiği hak lokmasıdır, maddi değerine bakılmaz” dedi.

Açık bir saldırı var
Öte yandan, ‘Alevilik direnişin adıdır, teslimiyetin değil!’ şiarıyla bir diğer panel de Wels kentinde gerçekleştirildi.
Wels Alevi Kültür Merkezi’nde yapılan panele 500’e yakın kişi katılırken, salonun küçük olmasından dolayı çok sayıda dinleyici de ayakta kaldı. Kışanak, burada yaptığı konuşmada ise, Alevilerin ikinci bir asimilasyonla karşı karşıya kaldığını söyleyerek, Alevileri topraklarından, köklerinden uzaklaştıran sistemin şimdi de şehirlerde dincileştirmeye çalıştığını kaydetti. Kışanak son olarak, “Çok açık yeni bir saldırıyla karşı karşıyayız. Önce bizi dağıtarak ocak sistemimizi bozdular. Şimdi de bilincimizi, beynimizi dağıtmaya çalışıyorlar. Aleviliği dincileştirmek, İslamiyetin içinde bir mezhebin alt konumu haline dönüştürmek istiyorlar” şeklinde konuştu. İki panel de soruların cevaplanmasıyla sona erdi.

ŞAHİN ÖGÜT/VİYANAYENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Meğer TOKİ Cem Vakfı’nı ihya etmiş!

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, TOKİ’nin kamulaştırma işlemi sonucunda, 2009 yılında TOKİ’den 196 daire ve 5 milyon TL para aldı

Son olarak Ankara Tuzluçayır’a yaptırılan, halkın günlerce sokakta tepki gösterdiği, çatıştığı cami-cemevi projesinin mimarı İzzetin Doğan ve Cem Vakfı hakkında çarpıcı iddia!

Evrensel’in haberine göre CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın TOKİ’ye İstanbul’daki araziler hakkında verdiği bilgi edinme dilekçesine gelen cevap’ta İzzettin Doğan, Cemal Canpolat ve Sedat Doğan’a 2009 yılında kamulaştırma yoluyla 1 milyon 55 bin 616 metrekare taşınmaz verildiği ifade edildi. 2009 yılında kamulaştırma çalışmalarına başlanan, İstanbul Başakşehir ilçesi Kayabaşı Mahallesi Resneli Çiftliği mevkiinde yer alan Eski 1373 parselin bulunduğu 460 hektarlık alan karşılığında Cem Vakfı Genel Başkanı İzzetin Doğan’a 31 milyon 830 bin TL değerinde 196 konut ve 5 milyon TL, Cem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Cemal Canpolat’a ise 3 milyon 476 bin TL değerinde 29 konut verildiği belirtildi.

CAMİ-CEMEVİ

Aleviler içinde cemaat yanlısı tutumu ve işbirlikçi siyaseti nedeniyle İzzetullah diye de anılan Doğan, Cami- Cemevi projesinde Fetullah Gülen ile işbirliği yapmıştı. Fethullah Gülen’e öneriyi kendisinin götürdüğünü söyleyen Doğan aleviler adına bu projenin hiçbir sakıncası olmadığına da kendisi karar vermiş ve “hoca efendiye” iletmişti. Cem Vakfı hariç neredeyse tüm alevi örgütlerin bir araya gelerek 3 Kasım’da düzenlediği mitingin öncesinde de 6. Uluslararası Anadolu İnanç Önderleri toplantısı düzenlemişti. 2 Kasım’da düzenlediği toplantıya İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Kadir Topbaş’ı da çağıran Doğan, aleviler tarafından protesto edilmişti. Alevi açılımı sürecinin başlarında AKP’nin düzenlediği açılım davetine da katılan Doğan, dedelerin itirazlarına dahi kulak asmamıştı.

Son olarak da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak ziyaretine bir diyanet işleri yetkilisiyle birlikte İzzettin Doğan’ı da davet etti. Irak’a Davutoğlu’yla birlikte gitmeyi kabul eden Doğan, Bakan’a ziyaretleri sırasında eşlik edecek.

Alevilere operasyon yapacaklar

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül AKP Hükümeti’nin Alevi meselesinde geldiği noktanın, İslamlaştırılmış sunnileştirilmiş alevilik olduğunu söyledi. Sünnileştirilmiş Alevilik projesinin ortağının Cem Vakfı Başkanı İzzetin Doğan olduğunu belirten Bülbül, “Cemevleri için terörist yuvası deniliyor. Bu tanımlama ile bizlere operasyon yapacaklarını düşünüyorum” diyor.

BURCU CANSU/ANKARA

>>AKP iktidara geldiğinde demokratikleşmeden bahsetti. Alevi Çalıştayı yaptı. Siz bu süreci nasıl değerlendirdi?
AKP Hükümeti ortaya çıktığı konjonktür gereği, küresel güçlerin istediği gibi davranmalıydı. Davrandı da, ancak kendilerine göre şekillendirerek. AKP etnik ve inançsal kimlikleri kabul etmek zorunda kaldı. Kürtleri, Arapları, Alevileri yani bütün ötekileştirilenleri kendi siyasal ihtiyaçlarına göre şekillendiren projelerle hareket ediyor. AKP açılım, paket, demokratik adım paketinden söz etse de bunların gerçekliği olmadığını o zaman da söylemiştik. AKP Hükümetinin Alevi kardeşim söylemi de tehlikeli. Efendi, köle ilişkisi gibi. Bu söylemden eşit yurttaşlık çıkmaz.

>>AKP iktidarıyla birlikte Sünni İslam vurgusu öne çıktı. Aleviler bu konuda ne düşünüyor?
Diyanet eliyle yürütülen devlet dili ve devlet organizasyonudur bu durum. Diyanet’e baktığımız zaman devlet içinde devlet demek yanlış bir tabir olmaz. Bakanlıkları, Başbakanlığı hatta Cumhurbaşkanlığı’nı da aşan bir kurum Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet bütün kurumlar içerisinde en güçlü kurum. İslamı devletin kuruluşuna göre devleti tasvir eden bir kurum. Aleviliğin ise bu kurumda yeri yok. Yer verilen alevilik şekli AKP Hükümeti’nin kendince şekillendirmek istediği İslamlaştırılmış, Sünnileştirilmiş Alevilik. Böyle bir alevilik istedikleri için İzzettin Doğan ile bir birim oluşturmayı ve Diyanet içerisinde geliştirmeyi düşünüyorlar. AKP Hükümeti’nin Alevilere dair planı olduğunu düşünüyorum.

>>Nedir bu plan?
Gezi’de açığa çıkan irade ile Alevileri ayrıştırarak, bizleri terörist ilan etmek. Başbakan’ın Alevilere dair kışkırtıcı dili, cemevlerine dönük saldırgan dili bunu gösteriyor. Cemevleri için terörist yuvası deniliyor. Alevilik İzzettin Doğan üzerinden tanımlanarak, Diyanet’e bağlanmak isteniyor. Pir Sultan Abdal, Hacıbektaş-ı Veli gibi örgütler dışarıda bırakılıyor. Bizler terörist diye tanımlanıyoruz. Bu tanımlama ile bizlere operasyon yapacaklarını düşünüyorum. İzzettin Doğan’ın temelini atmaya geldiği Tuzluçayır’daki Cami Cemevi projesi ile cemevlerini tanıdığını söyleyen AKP hükümeti Aleviliği gerçekten tanısaydı, temeli birlikte atıyor olurduk. Basın Doğan’ı öne çıkarak Aleviler adına onun sözleri esasmış gibi algılatmaya çalışıyor. Burada da işe demokrasi güçlerine düşüyor.

>>Demokrasi güçlerine iş düştüğünü söylüyorsunuz. Demokrasi güçleri ne yapmalılar?
Yerel seçimlerde demokrasi güçleri ile demokrasi planlanmalı. Algı eksikliği var. CHP hükümetle tersleşeceğim diye, bizim defalarca dillendirdiğimiz demokratik talepleri dillendirmek yerine bu haliyle sürmesi için resmen hükümetle yarış halinde. Alevi sorununun Kürt sorunundan daha ağır bir sorun olduğu anlatılamadı. Can alıcı olma halinin nedeni şiddet sorunu ve inkar sorunudur. Burada çözüm olarak dillendirilmesi gereken zorunlu din dersinin kaldırılması değildir. Toplumsal zihniyet algısı değiştirilmeli, inkarcı ve ötekileştirici dil değişmeli, Diyanet kalkmalı, MEB gözden geçirilerek yazma dili yeniden düzenlenmeli. Bu talepler dillendirilmeli. Algı sorunu var derken tam da bunları kastediyorum.

>>AKP nereye gidecek? Bundan sonrası için AKP’nin konumuna dair ne düşünüyor sunuz?
AKP geldiği yere geldi. Bundan sonra bir adım daha gidecek yeri kalmadı. Bundan sonraki her adımı mevcut durumun tekrarı olacaktır: İnkarcılık ve asimilasyon. Politik olarak 11 yılda hiçbir adım atmayan AKP’nin bunun üzerine koyacağı başka bir şey yok. Bir yandan başörtüsü ile demokrasi getirmekten bahsederken, diğer yandan da kızlı-erkekli aynı evde yaşıyorlar diyebiliyor. Ahlakı da sarıldığı din üzerinden tanımlıyor. Din üzerinden tanımlanan toplumsal yaşam şeriatı getirir. Şeriat geldi zaten ülkemize. Şeriat denildiğinde aklınıza Suudi Arabistan gelmesin, Türkiye’de Suudi Arabistan gibi bir şeriat olmaz zaten. AKP’de istemez bunu. Şeriat gelecekse de biz getirdik derler ve getirdiler de.

İzzettin Doğan nereye koşuyor?

Dr. Ahmet H. KEPEKÇİ

Son günlerde barış projesi adı altında ‘cami-cemevi’ projesinin gündeme getirildiğini görüyoruz. Fakat nasıl bir Sünni-Alevi barış anlaşması ki, Alevileri bile kendi içinde bölmeye başladı.

Cem Vakfı bünyesinde olanlar dahil olmak üzere Alevi kuruluşları İzzettin Doğan’ı protesto ediyorlar.

Peki, bütün bu protestolara karşı İzzettin Doğan ne diyor?

İtiraz edenlerin Alevi olmasının mümkün olmadığını iddia ediyor. Yani Sayın Doğan, kendisi gibi düşünmeyenleri ‘Alevi’ kabul etmiyor. Bu tavrı bile, Sayın Doğan’ın misyonunun Alevileri hükümet eksenine çevirmek olduğunu gösteriyor.

Peki, Sayın Doğan hangi akıbete doğru koşuyor?

Cevap: Alevi aydınlar ve dedeler İzzettin Doğan’ı ‘düşkün’ ilan etmeye hazırlanıyor.

* * *

Barış, kalbi bir olaydır, akli bir kabuldür; barışın cami ve cemevlerinin mesafesinin birbirine yakın olması ile ilgisi yoktur. Bilakis bugüne kadar birbirine yabancılaşmış olan Alevi ve Sünnilerin ibadet mekânları içiçe olursa, bu iki kesim arasındaki ayrılıklar daha da kökleşecektir.

* * *

Fethullah Gülen’in Alevilere bakışını bilmeyen var mı?

Sayın Gülen, ‘Dersimli Aleviler dinsizdir’,

‘Ebu Talip kafirdir’ demektedir. Buna rağmen Fethullah Gülen’i barış elçisi gibi gösterme gayretinde olan İzzettin Doğan ne yapmaya çalışmaktadır?

Fethullah Gülen ‘Küresel barışa doğru’ kitabında, Muhammeden Resullullah demeyenlere de rahmet nazarıyla bakılmalı derken ne demek istiyor. Mesaj gayet açık Hz. Peygamber Efendimize inanmanız şart değil diyor.

Peki, Ehli Beyt’in buna karşı cevabı ne?

Allah’u Teâlâ hazretleri Âl-i İmrân Suresi 61. Ayeti kerimesinde “Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.”

Neticede Peygamberimize inanmanın şart olmadığını iddia eden Necefli Hıristiyanlar korkuyor ve iddialarından vazgeçiyorlar.

Gayrimüslimleri dahi cennetlik ilan edecek kadar ileri giden Fethullah Gülen ve avanesine Ehl-i Beyt’in vereceği cevapla ilgili ayetin nüzul günü, Şii dünyası tarafından bayram olarak kutlanıyor. Sanırım İzzettin Doğan bunu da bilmiyor.

* * *

İzzettin Doğan ‘cami-cemevi’ projesinde, Fethullah Gülen bütün masrafları kabullendi diyerek Alevileri ikna etmeye çalışıyor. Aleviler bugüne kadar kendi cemevlerini yapmaktan aciz miydi, Alevilerin Fethullah Gülen’in parasına mı ihtiyacı var acaba?

* * *

Bütün bu yapılanlar, Alevilerin arkasından dolanma operasyonudur.

yeni mesaj

İstanbul mitingi ve sonrası

Aleviler ilk defa meydana çıkmıyor. Şahı Merdan Ali’nin hakikat ışığından kör olan Muaviye soylular, Pir Sultan Abdal’ın özgürlük çığlığından sağır olan Hı(n)zır Paşalar, Hünkar Hacıbektaş Veli’nin adaleti karşısında dili tutulan riyakarlar, hakikati duyacak, bilecek, Alevilerin teleplerini kabul edecek. Bundan başka seçenek yoktur.

AKP hükümeti 11 yıl önce 3 Kasım 2002 erken genel seçimle, uluslararası güçlerin “Ilımlı İslam Projesi” çerçevesinde iktidara geldi. Bu güç, AKP hükümetine neo liberalizmin çıkarlarını koruma, Ilımlı İslam politikaları ile Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu “Düzenleme” görevi verdi. Başbakan, verilen bu görevin sınırlarını aştığı için şimdilerde oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan beri devlet zihniyeti, etnik, inançsal, kültürel olarak “Tek kimlik” yaratma paranoyası peşinde. Türkiye, demokrasi, laiklik ve özgürlükleri yaşayamadı. Laik, demokratik Türkiye hala ulaşılması gereken bir özlemdir. “Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir” ibaresi anayasaların giriş bölümünde süslü bir söz olarak kaldı. Türkiye Cumhuriyeti, tekçiliği egemen kılmaya çalışan zihniyetin devletidir. Devlet, 90 yıldır Alevilere “Siz laikliğin ve cumhuriyetin güvencesisiniz” diyor. Aleviler, Dersim’de mağaralara doldurulup “Fareler gibi” yakıldı! Maraş’ta toplu katliama uğradı! Çorum’da evleri, iş yerleri yağmalandı, katledildi! Tüm dünyanın gözleri önünde Madımak’ta 33 can yakıldı! Gazi’de, Ümraniye’de polis katliamı! “Cumhuriyetin ve laikliğin güvencesisiniz!” diyen zihniyet neredeydi? Neden Alevilerin yaşam güvencesi olmadı? Devlet, katliamları bizzat organize etti, yönlendirdi ve uyguladı. Katledenler devletten ödül aldılar, rütbeleri yükseltildi, milletvekili oldular! Koçgiri’den bu yana devlet eliyle işlenen katliamların davaları yeniden görülmelidir! İnsanlık vicdanında mahkum olan katiller, insan hak ve özgürlükleri temelinde, adil bir ortamda yeniden yargılanıp mahkum olmadan bu dava bitmez! Türkiye 11 yıldır AKP’nin “İleri demokrasi” yalanıyla zaman kaybediyor. Neo liberalizmin “Kriz yarat, krizi yönet” talimatıyla, Muaviye zihniyetini, Osmanlı oyunlarını ustaca güncelleyen bir siyasi kurnazlık projesinin adı “İleri Demokrasi.” Hani 12 Eylül darbecilerini yargılanacaktı? 12 Eylül anayasası değişecekti? AKP zihniyetinin darbelerle bir sorunu yoktur. 12 Eylülün generalleri işkenceden, katliamdan dolayı yargılandı mı? “Ergenekon, Balyoz” darbecileri Kürdistan’da köy yakmadan, faili meçhul cinayetten, Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink cinayetinden dolayı yargılandı mı? AKP darbeleri yargılamıyor. Darbecilerin yerine kendi iktidarını kuruyor! 2 Temmuz 1993’ten beri gelip geçen iktidarlar ve AKP neden Madımak Oteli’ni utanç müzesi yapmadı? AKP’de bakanlık ve milletvekilliği yapan Madımak katillerinin avukatları cevap versin! Bir numaralı katil Cafer Erçakmağı 19 yıl kim sakladı? Madımak katliamı davası için “Zaman aşımı kararı” vermek yeni Madımak katliamı değil midir? 3 Kasım aynı zamanda Susurluk’ta bir kamyona toslayan araçtan ortalığa saçılan rezaletin yıl dönümüydü. Susurlukta ortaya çıkan kirli devlet, polis, mafya rezaletinin üstü örtüldü. “Bin operasyon yaptık” diye itirafta bulunan Mehmet Ağar aklandı şimdi sahil kasabasında huzur içinde güneşleniyor! Başbakan’ın iktidarını “Çıraklık, kalfalık, ustalık” diye üçe ayırması doğru bir tanımlamadır. Başbakan 11 yıllık iktidarında, demokrasi, eşitlik, adalet konusunda değil ama siyasi kurnazlıkta “Usta” olmuştur. “Ustalık” siyasetinin en çarpıcı örneği “Demokrasi paketidir.” Toplumun haklı, meşru mücadeleyle edindiği kazanımları kırparak topluma “Demokrasi paketi” diye sunan Başbakan başörtüsünün altına sığınarak ne yapmak istiyor? Yıllardır Türkiye gündemini başörtüsüne endeksleyen, mağdur siyaseti yapan AKP hükümeti 20 milyonluk Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talebini bir üniversiteye Hacıbektaş Veli adı vererek karşılıyor! Diyanet fetvaları ile yol alan AKP hükümetinin siyasi yol haritasında Aleviliğin yeri yoktur. Başbakan, iki kıtayı bağlayan 3. Boğaz Köprüsü’ne Yavuz’un adını verdi! “Ecdadı” Yavuz, 500 yıl önce Alevileri kuyulara gömerek Aleviliği bitirmek istedi beceremedi! 500 yıl sonra Başbakan bir Alevi katilinin adını 3. köprüye verip, Aleviliği köprünün temeline gömmek istiyor! Her fırsatta “%99’u Müslüman ülkede yaşıyoruz!” diyerek “Tek dincilik!” yapanlardan inanç özgürlüğü beklenemez. Sokak ortasında polis saldırısı ile linç edilen Ali İsmail Korkmaz’ın katilleri nerede? Tüm dünyanın gözleri önünde Kızılay Meydanı’nda polis kurşunu ile katledilen Ethem Sarısülük’ün katili Urfa’ya kaçırıldı. Katliamcı polisler için de “Destan yazdılar!” diyen Başbakan, senin destanında gençlerin kanı ve yaşamı var. Gezi eylemleri sırasında katledilen gençlerin tamamının Alevi olması bir tesadüf değildir!…

Başbakan, iktidar olduktan 7 yıl sonra 3 Haziran 2009’da “Alevi açılımı” yapıyoruz dedi. “Alevi açılımı” Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilahiyatçılarına emanet edildi. Diyanet, AKP ve Pensilvanyalı Hoca Efendi üçgeninde Aleviliği ılımlı İslam’ın ihtiyaçlarına göre tarif ettiler. Bu üçgene İzzettin Doğan Hoca Efendi de eklenince kare tamamlanmış oldu! 12 Eylül Askeri Darbesi’nden bu yana derin devletin işleriyle uğraşanlar aynı karede buluştular. Bu dörtlünün “Cami Cemevi Projesi” Aleviliği bitirme projesidir. Madem o kadar “Hoşgörülüsünüz!” gelin cami, cemevi, kilise ve havrayı aynı meydana yapın! Cemevinin bahçesine Madımak’ta yakılan canların, Kerbela Şehitlerinin, Dersim, Maraş, Çorum şehitlerinin anıtını olsun. Havranın bahçesine Hitler Faşizminin soykırımına uğrayan Yahudiler anısına bir anıt yapılsın. Kilisenin bahçesine 1915’te katledilen Ermeni canların ve sevgili Hrant Dink canın anıtını olsun. 6/7 Eylül saldırısıyla yurdundan, yuvasından sürülenlerin hazin anılarını bulunsun. Caminin bahçesine de dönemin halifesine zulüm ve katliam için fetva vermeyen, zalime karşı direndiği için katledilen “İmamı Azam” Ebu Hanife’nin yapılsın!

AKP’nin “Yeni Osmanlıcı” Ortadoğu politikası savaş ve katliam demektir. Bunun en bariz örneğini Suriye’de Alevilere, Rojava’da Kürt Halkına karşı yürütülen vahşette görüyoruz!

Cemevlerine ibadethane statüsünü vermemek için bin bir dolap çeviren AKP hükümeti “Cemevi Caminin Alternatifi olamaz!” diyerek Muaviye siyaseti yapıyor. Cemevi hiçbir ibadethenenin “Alternatifi” değil Alevilerin ibadethanesidir. Bırakın laf ebeliğini, ipe un sermeyi de hakikati kabul edin! Aleviler, inancını sizlerin siyasi ihtiyaçlarına göre tanımlayamayız! Pirler tarih boyunca devletin memuru olmadılar. Bugün, ne İzzetin Doğan Hoca Efendi’nin ne de devletin memuru olmazlar! Laik, demokratik, bilimsel, ana dilde eğitimi yaratacak olan bizleriz. Kamusal yaşamdan, ekonomik yaşama, okullardan, iş yerlerine, sokaklardan, meydanlara kadar ırkçı, gerici zihniyet tarafından kuşatılmış bir yaşamla karşı karşıyayız. Eğitim programının tamamı “Din dersi” oldu!

Çözüm!… 12 Eylül anayasasını yırtıp, çöpe atmak ve laik, demokratik Türkiye’de, eşit yurttaşlığı birlikte yaratmaktır. Ama birlik gerek! Yerel yönetimler demokrasinin, halkla buluşmanın ve kamusal hizmetinin temelini oluşturur. Tam da yerel seçimlere giderken, demokratik yaşam, eşit yurttaşlık ve özgürlük sorununun ilacı bu ortak paydalarda birliktir. Bu kuşatma karşısında dost siyasi partilerin tek başına davranma lüksü yoktur!

Yası Kerbela Orucu başladı! Hak için Hakka yürüyen Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve yarenleri için oruç tutanların niyeti ‘Hak Divanı’na yazılsın…

Cem Vakfı ve Cami-Cemevi Projesi

Bekir ÖZGÜR

Cem Vakfı’nın (Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı) sözde çağrısı üzerine, 02/Kasım/2013 Cumartesi tertiplenen ve İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde sergilenen toplantıya davetli değil, kendiliğimden gözlemci olarak katıldım. Gördüğüm manzaraya dair gözlemlerimin çarpıcı bölümlerini özetlemeye çalışacağım.

Sayın İzzetullah Hoca Efendi açış konuşmasında; özelli…kle evire çevire, Cami-Cemevi projesinden özenle söz etti. Alevi-Sünni kardeşlik projesi olarak takdim ettiği söz konusu projenin vatana hayırlı, ülkemiz Alevi-İslam toplumu içinde barışa ve hayırlara vesile olması dileklerinde bulundu. “Bu projenin fikir babası” dediği, övgüyle ve saygıyla yâd ettiği okyanus ötesinde ki Sayın Fetullah Gülen Hoca Efendiye selam ve sevgilerini gönderdi.

Bu toplantıda İstanbul Valisi Sayın Hüseyin Avni Mutlu’nun ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın birer konuşma yapmaları,  Sayın Başbakan R.T.Erdoğan’ın salonda okunan özenle yazılmış özel mesajı,  toplantıda devletin en üst düzeyde temsil edildiğinin,  bu bağlamda Ankara Tuzlu Çayır Cami-Cemevi yapma girişiminin devlet destekli ve Devletin Alevisini yaratma” politikasının kuşkusuz kanıtıdır..

Salonda sadece 2 çelenk vardı; bunlardan biri, Cem Vakfı’nın bulunduğu semtin belediye başkanının çelengi, diğeri CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelenk. Bu çelenk,  ömründe bir gün bile CHP li olmamış İzzetullah’a “partiye gel” daveti mi? Yoksa devrimcileri karaladığı ve hakaret ettiği için kutlama mesajı mıydı anlayamadım.

Devlet-Fetullah-İzzetullah sarmalında gerçekleşen ve bu toplantıya davet edilen 18 farklı ülkeden “Kutsal Görev” için geldiği söylenen “Çakma”  zevatın yol, beslenme, barınma giderleri ve yolluklarının, üçlü sarmal içinde ki kim tarafından karşılandığı bir sorudur. “Kutsal görev” adına toplantıya gelen bu “Çakma” zevata verilen konuşma sürecinde ki açıklamaları, toplantıya sıradan selam dışında hiçbir anlam çıkarılamayacak derecede içeriği boş sözlerdi.

Üç bin kişilik olduğu söylenen salon, toplantının başında dolu iken, yaklaşık yarım saat süren İzzetullah’ın açış konuşması sırasında konuşmasının bazı bölümleri özellikle 50-60 yaş üstü kesim tarafından yoğun alkışlanırken, bazılarına kayıtsız kalındığı, özellikle Fetullah’ın adının geçtiği an, tezahüratın sükûnete dönüşmesi, gider ayak salonun kısmen boşalması, bir ara azınlık bir grup tarafından gerçekleştirilen protesto gösterisi İzzetullah’ın moralini bozduğu gözlerden kaçmadı.

Alevi toplumunu yok sayan ve hakaretlerini esirgemeyen devlet yöneticilerine her zaman yakın duran, Aleviler ve Alevilik hakkında kötü niyeti çok iyi bilinen Fetullah Gülen Hoca Efendi ile ilgili her sözünde ona övgüler yağdıran, 3. köprü adı karşısında “dut yemiş bülbül” olan, Ankara Tuzlu Çayırda Cami-Cemevi temel atma törenini protesto eden halka yönelik tomalı gazlı polis saldırısını zevkle seyreden Sayın İzzettin Doğan Hoca Efendi, Alevi toplumu karşısında kendisini teşhir etmeye devam ediyor! Bu kendini teşhir faaliyetinde kendisine başarılar diliyorum!!!

04/11/2013

Demokratik birlik ve ortak mücadele başarıyı getirir

Hüseyin ALİ

Aleviler 3 Kasım’da Kadıköy’de önemli bir miting yaptılar. Hükümet konuşmacıların hedefindeydi. İkinci hedef ise Alevileri devlet içileştirmek ve devlet sofrasına oturmak isteyen Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan’dı. Bu konuşmalar Alevilerin siyasi yönünü göstermesi bakımından önemliydi. Aynı gün konuşan Başbakan Erdoğan’ın muharrem ayı vesilesiyle Hz. Hüseyin’den çokça söz etmesi, Alevilerin Türkiye siyasetindeki etkisini göstermektedir.

Alevilerin Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununun çözülemeyeceğini anlamaları, bu nedenle de demokrasi mücadelesinde aktif yer almak istemeleri önemlidir. Aleviler on yıllardır demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yer aldılar, ağır bedeller ödediler. Bu nedenle Türkiye’nin devrimci demokrasi birikiminde ve Kürt halkının özgürlük mücadelesin gelişmesinde önemli payları bulunmaktadır. Ancak 1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi karşısında devletin Ergenekon kanadının Alevilere yönelik özel politikalara yönelmesi ve bu yönlü psikolojik savaşı artırması, Alevilerin demokrasi mücadelesinde kısmen çekilmeleri ve CHP’ye yedeklenmeleri durumunu ortaya çıkarmıştır. Kuşkusuz 1970’li yıllarda Alevilerin CHP’ye oy vermesiyle 1990’lı yıllar sonrası CHP’ye yedeklenmeleri arasında birçok önemli fark bulunmaktadır.

CHP’nin demokratik olmayan karakteriyle Alevilerin bir şey kazanamadığı; AKP’nin de kendine demokrat kendine Müslüman karakteriyle yeni bir hegemon siyasi iktidar peşinde koştuğu bir ortamda tüm demokrasi güçleri hareketlendiği gibi, Aleviler de demokrasi mücadelesi temelinde haklarını elde etme çabalarını artırmaya yönelmiştir. Aleviler sorunlarının çözümünün Türkiye demokratikleşmeden sağlanamayacağı bilinciyle Türkiye’nin temel demokrasi dinamiği olan Kürtlere yaklaşmaları da Alevilerin demokrasi mücadelesinde etkili olmalarının önünü açmıştır. Ergenekon ve CHP’nin etkisinden çıkmaya başlamaları Alevilerin demokrasi ve özgürlük mücadelesinde daha etkin yer almalarını beraberinde getirmiştir. Zaten AKP’nin Alevilere yönelik söylemlerini artırması ve Alevilerin demokrasi mücadelesinde yer almasının önüne geçme çabası bu gelişmelerin sonucudur.

Gerçek demokratikleşme olmadan Alevilerin tam demokratik ve özgür bir yaşama kavuşması zordur. Tam demokrasi de ancak Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşmasıyla gerçekleşebilir. Bu açıdan Aleviler Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşmalarının demokrasinin gelişmesi ve dolayısıyla kendilerinin de özgür yaşama kavuşması olarak görmektedirler. Alevilerde bu eğilim gelişmektedir. Ancak CHP ve Ergenekon etkisinde olan bir kesim AKP gibi kendine demokrat ve kendine Müslüman olarak Kürtlerden uzak durmak istemektedir. Bunun da demokrasi mücadelesini zayıflatan, dolayısıyla Alevilerin özgür ve demokratik yaşama kavuşmasını olumsuz etkileyen bir gerçeklik olduğu açıktır.

Aleviler içindeki bir yanlış eğilim de CHP ve Atatürk’ü kendileri açısından bir kimlik göstergesi yapmalarıdır. Son mitingde Atatürk’ün büyük posterinin platforma asılması bunun somut ifadesidir. Bu yaklaşım, Alevilerin özgür ve demokratik yaşam mücadelesini bir siyasi gelenek ve kişiliğe bağlayarak zayıflatmaktadır. Alevilik gibi bir inanç topluluğunun toplantı platformunda inanç sembolleri olabilir. Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Pir Sultan Abdal, Seyid Rıza, Hacı Bektaşi Veli ve Alevilerin özgür ve demokratik yaşam mücadelesine güç vermiş tarihsel Alevi kişilikler de bu tür platformlarda yer alabilir. Bu nedenle Atatürk gibi siyasi kişiliğin platformda en büyük poster olarak yer alması çok geniş bir Alevi kesimini bir araya getiren bir miting ve bir hareket açısından ciddi bir zaaf, eksiklik ve yanlışlıktır.

TC tarihinde ilk kurulan kurumlardan biri Diyanet’tir. 1924 yılında kurulmuştur. İslam ve Sünnilik devlet inancı haline getirilirken, Alevilik kurumlarıyla yasadışı duruma düşürülmüştür. Türk ve Sünni İslam yaratma bir devlet politikasıdır. Bu politikaya göre bir strateji izlenmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt ve Alevi kimliğine yönelik asimilasyon ve kültürel soykırım politikası ve uygulamaları sürdürülmüştür. Bu gerçek ortadayken Atatürk’ü Alevi sembolüymüş gibi platforma çıkarmak, tarih bilincinden yoksun olmaktır.

Bu mitinglere çok farklı görüşlerden Aleviler ve demokrasi güçleri katılmaktadır. Yürüyüşe ve mitinge gelenler her türlü posteri, flamayı ve dövizi taşıyabilirler. Mitingin huzurunu bozmayan dövizler taşıyıp sloganlar atabilirler. Çünkü Alevilerin taleplerini çok farklı kesimler desteklemektedir. Aleviler içinde farklı siyasi eğilimler bulunmaktadır. Bu farklı eğilimler temel bazı konularda ortaklaşabilirler. Ama platform gibi mitingin kendisini yansıtan bir yere sadece bir kesimin benimseyeceği, birilerinin benimsemeyeceği sembollere, hem de siyasi sembol poster ve flamalar asmak demokratik olmayan ve tüm katılımcılara saygıyı dikkate almayan bir yaklaşımdır.

Mitinglere katılanların en azından yarısı CHP’li değildir. Atatürk’ün posterinin platformda olmasını o günün ruhuna ve mitingin karakterine uygun bulmayabilir. Dolayısıyla bu tür dayatmacı yaklaşımlar doğru değildir. Yarın Alevi toplumu içinden bir kesim de başka bir poster ve flamanın asılmasını isteyebilir. Böyle bir miting düşünüldüğünde, bunun sorunlar yaratacağı açıktır. Eğer bu miting ve demokratik Alevi hareketi çok farklı kesimleri bir araya getiriyorsa, o zaman platformun da ona göre düzenlenmesi gerekmektedir. Alevi kurumlarının bu konuyu tartışması ve başka mitinglerde böyle bir durumun yaşanmasının önüne geçmesi gerekmektedir. Bu tür dayatmalar Alevilerin birliğini istemeyen başka çevrelerin oyununa gelmek olarak görülmelidir. Aleviler üzerinde bir kimlik hegemonyası peşinde koşmak, Alevileri demokrasi ve hak mücadelesinde parçalamaktır.

Devletin Alevisi olmak haramdır

Bayram BALCI       

1240 yılından beri iktidarların her türlü baskı, katliam ve asimilasyon politikalarına maruz kalmış Aleviler üzerinde asimilasyon politikaları AKP hükümeti ve onun işbirlikçileri tarafından güncellenerek devam ediyor. AKP hükümeti, devşirme Alevi dedelerine gri pasaport vererek ve maaş bağlayarak, Alevi inancının içi boşaltmaya çalışıyor. Kendilerine karşı uygulanan bu sinsi politikalarla yıllardan beri mücadele eden Aleviler ise hak ve özgürlükleri için 3 Kasım’da İstanbul’da alanlara çıkacak.

AKP hükümetinin bir aldatma politikası olan “Alevi açılımı”, Cem Vakfı’nın “cami cemevi” projesini ve bazı Alevi dedelerine gri pasaport verilerek ve maaş bağlanmasını Çorum Seyyid Sultan Söylemezoğlu Ocağı dedelerinden Adıgüzel Erbaş, Dîlok’un (Antep) Belkîs (Nizip) ilçesinden İmam Musayı Kazım Evlatları Ocağı dedelerinden Bektaş Piroğlu, Gurgum’un Elbîstan ilçesindeki Ocaxê Bakê’ye bağlı Şükrü Yıldız ve Şah Kulu Dergahı’ndan Mehmet Turhal ile konuştuk.

Çorum Seyyid Sultan Söylemezoğlu Ocağı dedelerinden Adıgüzel Erbaş, Alevilerin en önemli taleplerinin demokratik bir ülkede eşit yurttaşlık olduğunu söyledi. Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilmesini talep ettiklerini ifade eden Erbaş dede, “Amasız, fakatsız Madımak Oteli müze olmalıdır” dedi. Devletin ya da Alevi olmayanların Aleviliği tarif etmekten vazgeçmelerini isteyen Erbaş dede, “Aleviliği Aleviler inandıkları gibi yaşamalıdır” diye konuştu.

Bazı kesimler alet oluyor
Aleviler içinde bazı kimselerin devletin asimilasyon politikalarına alet olduğuna dikkat çeken Adıgüzel Erbaş dede, “Bu düşünceleri savunanların temeline baktığımızda dede talip ilişkileri kopmuştur. Adında Aleviliğin A’sı olmayan vakıf ve buna bağlı olanlar Diyanetin dedelerindirler. Tahiri sürece baktığımızda dedeler ne haram yemiştir, ne de taliplerine yedirmişlerdir. Dedelerin devletten maaş alması haramdır. Bizi haram ile buluşturamazlar” dedi. Alevilerin bugün yaşadığı dağınıklığın nedenini, 1950 ve 1960’lardan sonra, bir kısmının devlet politikası sonucu kentlere göç etmesine bağlayan Adıgüzel Ebraş, “Aleviler kentlere göç ederken, her şeylerini yanlarında getirmişlerdir, hatta keçilerini bile yanlarında getirmişlerdir, ama inançlarını getirememişlerdir. Bunun ekonomik, sosyal, siyasal nedenleri vardır. Aleviler cumhuriyetin kuruluşunda yer almışlardır, ama sonra cumhuriyetten dışlanmışlardır. Çünkü devlet Türk, Sünni ve Hanefi’dir. Bu nedenle Aleviler yakın zamana kadar kendilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Alevilerin kentlere göçü dede talip ilişkilerinin kopmasına da neden olmuştur. Örneğin; Aleviliğin olmazsa olmazı olan müsayiplik sekteye uğramıştır. Görgü, müsayiplik, aşinalık, peşinalık gibi görevler yerine getirilememişti.”

Dedelik taliple olunur
Adıgüzel Erbaş dede, Alevilerin kendilerini yakın buldukları dergahlarda dede talip, pir mürşit formasyonunda yeniden örgütlenmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Siyaset temelli örgütlenmeyiz. Ama böyle olmuyor, dernekler, vakıflar etrafında örgütleniliyor. Dernek ve vakıflar da dedelere hükmetmeye çalışıyor. Böyle olmaz. Derneğin, vakfın dedesi olmaz, talibin dedesi olunur. Bazı densiz dedeler kendilerini vakıf ve dernek dedesi olarak lanse ediyor, oysa dedelik taliple olunur.” Adıgüzel dede, 3 Kasım mitinginde Türkiye’deki tüm yok sayılanları, ötekileştirilenleri beklediklerini ifade ederek, “Gelin birlikte olalım, yanyana yürüyelim” dedi. Alevilerin 1240 yılından beri katliamlara maruz kaldığını belirten Adıgüzel dede, AKP iktidarının bazı dedelere devlet görevlilerinin kullandığı gri pasaport vererek, yurtdışına göndermesinin ise mevcut yasalara göre suç olduğunu söyledi. Adıgüzel dede, “Hem tekke ve zaviyeleri kapatan yasayı kaldırmayacaksın, hem de bazı Alevi dedelerine gri pasaport vereceksin, bu suçtur. Hem yasa olarak suçtur, hem de inanç olarak suçtur. Hem dedeliği, seyyidliği, çelebiliği tanımayacaksınız, hem de bazı dedelerin elleri gri pasaport, ceplerine de üç beş kuruş para koyup Avrupa’ya göndereceksiniz. Gidecek olan dedelerin dede talip ilişkisi yoktur. Sürek sürmüyorlar, Görgü görmüyorlar. Büyük bir bölümünün müsayibi yoktur. Aşinası, peşinası, çiğildaşı yoktur. Yılda bir kez bile olsa görgüden geçmiyorlar. Tercüman kurbanı yememişler. Pençeden ve erkandan geçmemişler. Dedelik yapmıyorlar. Hacı Bektaşi Veli’nin bir sözü var. Diyor ki, ‘Üçte, beşte, yedi, Onikide bir defa da olsa gelip ikrarını yenilemezsen yediğin haramdır, yuduğun mundar, tacın delik, kendin de murtadsın’ diyor. Bu da gri pasaportla yurdışına gidecek dedelere çok yakışıyor. Benim Avrupa’daki canlara bir çağrım var; gri pasaportla Avrupa’ya gidenleri hapsetsinler, onlar milli görüş camilerinden dışarı çıkamasınlar.”

Pirlik makamı direniş makamıdır
Alevi hukukunun işletildiği, pir talip ilişkisinin günümüzde yeniden hayat bulması durumu Alevilerin yaşadığı sorunların ortadan kalkacağını, bunun Türkiye demokrasisine katkı sunacağını belirten Elbîstan ilçesindeki Ocaxê Bakê’ye bağlı Şükrü Yıldız şöyle dedi, “Alevilerin talepleri demokrasinin olmazsa olmazıdır. Diğer etnik unsurlar ve inançlar açısından da hayati önem taşıyan bu taleplerin Alevilik hukuku işletildiği sürece doğru noktalara oturacağı bir gerçektir. Aleviler yolun gösterdiği çizgide yürümeye devam ettikleri sürece çeşitli çıkar çevrelerince kullanılmaktan ve başka mecralara evrilmekten kendilerini koruyacaklardır. Bu koruyucu makam Pirlik makamıdadır. Pirlik makamı kökleri derinde olan bir direniş makamıdır. Pirler piri Kerbela şehidi Hüseyin’in, binlerce yıllık ayakta kalmanın temsili kurumu ve günümüzde yaşayan Alevilik olarak bize gelen öğretimizin temsil makamıdır.” Aleviliğin son kalesi olan pirlik makamının saldırı altında olduğuna dikkat çeken Yıldız şunları söyledi, “Dede talip ilişkileri yozlaştırılmış, koparılmış ve anlamsızlaştırılmıştır. Bu anlamsızlık üzerinden asimilasyoncu kurumlar saldırılarını hat safhaya çıkarmışlardır. Pirlik makamı, Alevilik Kerbela’daki gibi küfür orduları karşısında yalnızlaştırılmış ve teslim alanmak istenmektedir. Küfeliler taifesi ortalıkta cirit atmaktadır. Devletten icazetli dedeler ortalıkta utanmadan dolaşabilmektedirler. Devletin sürekli sözde kalan açılımları bir yana, gri pasaportlu dedeler ve cami cemevi projesi gibi son dönemlerde tartışılan yaklaşımlar Alevileri tek tipleştirerek denetim altına alma ve asimile etme çabalarının bir parçasıdır. Bu durum Alevi kurum ve kuruluşları açısından sıkıntılı bir sürecin başlangıcı olarak okunmalıdır. Çünkü Aleviler tüm temsilci kurumları tarafından gelecek nesillere tarihinin onurlu ve insani değerleri ile taşınabilmelidir. Bunun yolu ise icazet değil, Aleviler arasında birlik ve beraberliği güçlendirmek, taleplerinin anayasal düzlemde hayat bulmasını sağlamaktır. 3 Kasım Kadıköy mitinginin Alevilerin taleplerini bir kez daha söyleyecekleri ve siyasal hükümete mesajlarını iletecekleri önemli bir buluşma olarak karşımızda duruyor. Bundan dolayıdır tüm demokrasi güçlerini Alevilerle birlikte olmaya ve çağrılarına destek sunmaya davet ediyorum.

Miting güçbirliği yaratacak
Muharrem ayı öncesinde AKP iktidarının birden bire bazı Alevi dedelerine gri pasaport verme kararı almasını eleştiren Şah Kulu Dergahı’ndan Mehmet Turhal, “Gri pasaport alanlar gidip Avrupa’da yaşayanlara Aleviliği öğreteceklermiş. Sanki oradakiler Aleviliği bilmiyorlar. Sanki orada hizmet veren Alevi dedeleri yok. Ben bazılarını tanıyorum bu dedeler özel olarak seçilmiş dedeler. Devlet kendi dedelerini, kendi kafasında tasarladığı dedeleri oluşturmak istiyor. Bu dedelik kurumu ile bağdaşmaz. Devlet birini bize dede tayin ediyorsun, o bizim dedemiz değildir. Bizim dedelerimiz ocaktan gelirler. Dedelerin taliple arasında bir gönül bağı olur” dedi. Türkiye’de özgür eşit yurttaşlar olarak yaşamak istediklerini ifade eden Turhal, “Bu gerçekleştiği zaman Türkiye’de Alevi’nin de Sünni’nin de Kürt’ün de bir sorunu olmayacağını düşünüyoruz.” Turhal 3 Kasım’da Kadıköy’de yapılacak mitingle ilgili de şöyle konuştu: “Bu mitingi biz Alevi örgütleri yapıyoruz. Ama Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerini yanımızda görmek istiyoruz. Bir gün için de olsa gelin yanyana duralım diyoruz. Hep beraber yaşadığımız haksızlıklara karşı duralım, güç birliği yapalım.”

Dîlok’un Belkîs ilçesine bağlı Köseler köyünde yaşayan Bektaş Piroğlu dede ise Alevi dedelerinin demokratik görüşe sahip olmaları gerektiğini belirterek, “Bozuk düzen, bozuk çark elbetteki tüm Alevi canlarını etkilemiştir. Birçokları köylerini bırakarak, şehre gelmiştir. Aleviliğin özünden, ikrarından haberdar olunmayan bir zamana denk geldik. Benim çağrım şehirde olsun, köyde olsun tüm Alevilerin ikrar vermeleri ve dik durmaları ve Aleviliğin özüne ermek için çaba ve gayret göstermeleridir” dedi. 3 Kasım’da yapılacak miting ile ilgili de Piroğlu şöyle dedi: “Bu miting zalime karşı, baskıya, zulme karşı verilen mücadeleyi yükseltmelidir. Bu mitingde Alevi toplumunun, tüm emekçi kesimlerin, aydınların, demokratların istek ve taleplerini dile getireceğiz.”

Gültan Kışanak’tan Alevi mesajı

Kışanak, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Muharrem ayı içinde olunduğunu hatırlatarak, tüm Alevilerin orucunun kabul edilmesini diledi. İnanç özgürlüğüne değinen Kışanak, Alevi inancının tüm Ortadoğu’da halkların bir arada, kardeşçe yaşaması konusunda adeta çimento görevi görecek kadar önemli olduğunu vurguladı.

Kışanak, inanç özgürlüğünün temin edilebilmesi, Alevilerin hak ve hukuk, eşit yurttaşlık arayışının sonuç vermesi halinde hem Türkiye’de toplumsal barışı sağlamak daha kolay olacağını hem de Ortadoğu’da halkların barış içinde yan yana yaşama imkanı bulacağını söyledi. İstanbul’da Alevi yurttaşların organize ettiği mitinge değinerek, şunları söyledi:

“Bu miting bence çok şey söylüyor. Artık Ankara’nın, hükümetin bu sese kulak vermesinin zamanı geldi. Yıllardır bu ülkede inanç özgürlüğü konusunda yaşanan sıkıntıların mağduru olan bir toplumdur Aleviler. Evet bu ülkede inançlarından dolayı baskı, zulüm gören birçok yurttaşımız oldu. Başı örtülü diye kamusal haklarını kullanamayan arkadaşlarımız oldu. İnsanlar sırf inançlarını gereğini yerine getirdikleri için tehdit olarak algılandılar. Büyük baskı ve zulme maruz kaldılar. Bugün başörtüsü sorununu toplumsal olarak çözmüş olmak hepimiz için büyük bir kazanımdır. Özellikle kadınlar, eşitlik hukuku açısından oldukça önemli bir kazanımdır. Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık talebine artık karşılık verilmelidir. Alevi yurttaşlarımızın kimliğini, inancını kabul eden bir devlet yaklaşımına artık geçmek gerekiyor. Bu toplumsal bir problem olmaktan çok, devletle, hukuk sistemiyle, sahte laiklik anlayışıyla Alevi yurttaşlarımız arasındaki bir sorundur. Devletin tekçi karakteri hem ulusal kimlikler hem inanç kimlikleri konusunda bu topraklarda yaşayan herkese zulüm etmiştir. Kılıfını, yöntemini değiştirerek asimilasyon niyeti gizlenemez. Aleviler Aleviliği nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak. Bunu kimse bunu tarif edemez, hele hele devlet hiç tarif edemez. Devlet inançlara karışmasın diyebilmeliyiz. Herkes inancının gereği neyse bunu yaşayabilmeli.”

Cezaevlerinde ölümü bekleyen, sağlık sorunu olanların tedavi imkanına kavuşması ve ailelerinin yanında olmaları gerektiğini ifade eden Kışanak, “Yıllardır cezaevlerinden tabut çıkarıyoruz” dedi.

Bu hastalar için tam teşekküllü devlet hastanelerinin de rapor verebilmesini sağlayan yasal bir düzenlemenin derhal yapılması gerektiğini ifade eden Kışanak, cezaevinden bir tabut daha çıkarmaya tahammülleri kalmadığını söyledi.

“Buna utanç duvarı diyeceksin”

Sınıra duvar örüldüğü gerekçesiyle Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın sınırda, mayınlı arazide ölüm orucunda olduğunu anımsatan Kışanak, “Hangi gerekçe hangi vicdan hangi hakla siz sınıra duvar örüyorsunuz? Birinin çıkıp bunu bize izah etmesi lazım” dedi.

Yıkılan Berlin duvarı ile İsrail’in ördüğü duvarı “utanç duvar” olarak niteleyen Kışanak, “Peki Türkiye’nin ördüğü duvar ne? Hani diyorlar ya darbeye darbe diyeceksin, kediye kedi diyeceksin. Duvara da duvar diyeceksin ve buna da utanç duvarı diyeceksin” diye konuştu.

Bu duvarın örülmesinin hiçbir gerekçesi bulunmadığını savunan Kışanak, şu anda Kürtler’in kontrol ve denetiminde olan yerlerden Türkiye’ye yönelik zerre kadar tehditkar herhangi bir davranış bulunmadığını iddia etti. Kışanak, yaklaşık 1.5 yıldır Kürtler’in kendi topraklarında kendi kentlerini, köylerini savunduklarını belirterek, “1.5 yıldır Türkiye ile komşular. Türkiye’nin resmi olarak artık Suriye değil, Rojava fiili olarak komşusudur” görüşünü dile getirdi.

Rojava’nın Türkiye ile ekonomik, sosyal ve siyasi ilişki ve köprü kurmak istediğini ileri süren Kışanak, herkesin bu gerçeği ve hakikati, kimin çözümden yana olduğunu, kimin bunu zora soktuğunu çok açık bir şekilde gördüğünü söyledi.

Türkiye-Suriye sınırında 1 milyon mayın olduğunu, Türkiye’nin bu mayınları temizleme konusunda Ottowa Sözleşmesi’nde imzası bulunduğunu anımsatan Kışanak, “Türkiye ‘ben mayınları temizleyeceğim’ diye imza koymuş. Uluslararası hukuka göre suç işliyor. Türkiye o mayınları korumakla değil, temizlemekle sorumludur. Tam 10 yıl geçti AKP hükümeti mayınları temizleyeceğim diye söz vermiş ama parmağını kıpırdatmamış. Bu, bölgede yaşayanlardan 7 kişiye bir mayın düşüyor anlamına geliyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Bu utançla Türkiye daha fazla yaşayabilir mi ya da Kürtler bu hakareti kabul eder mi? Bu sorular anlamlı sorulardırve cevabı da açıktır. Kürtler bu hakareti kabul etmeyecek” şeklinde konuştu.

Bunların devletin ve bu hükümetin hala Kürtlerle stratejik bir barışa hazır olmadığının göstergesi olduğunu öne süren Kışanak, “öldürürüm, vururum, katliam yaparım, sınıra mayın döşerim, duvar örerim” yaklaşımının çare olmadığını savundu. Kışanak, “Tek çare hak ve özgürlük. Bunu temin edeceksiniz. Bu çizgiye gelmediği sürece hiçbir tedbir Türkiye’nin güvenliğini sağlayamaz. Güvenliği sağlamanın yolu barıştır. Kürtler’le barışacaksınız. Kürtler’in haklarını kabul edeceksiniz. Rojava’nın özerkliğini kabul edeceksiniz, komşu olmayı kabul edeceksiniz. O zaman güvenlik diye bir sorununuz kalmayacak” dedi.

Batman’daki gerilim

Batman’da BDP ve HÜDA-PAR üyeleri arasındaki kavganın ardından bir BDP’linin öldüğü olayı “cinayet” olarak niteleyen Kışanak, şöyle devam etti:

“Kritik bir olaydır, tehlikelidir, dikkat çekicidir. ‘Gelir geçer, bir süre sonra unutulur’ diye kimse zannetmesin. ‘Bu ülkede binlerce faili meçhul cinayet var, bu da onlardan olur’ zannetmesin. Bu işin peşini bırakmayacağız. Bu işi teşvik edenler, koruyanlar, kolllayanlar açığa çıkacak. Bu açığa çıkmadığı sürece Batman Emniyet’i, Batman Valiliği ve AKP hükümeti sorumluluk ve zan altındadır. Son 10 gündür Cizre ve Batman’da adeta toplumsal gerilimi tetiklemek için birileri ellerinden gelen bütün gayreti göstermiş, silah zoruyla bildiri dağıtmaya kalkmıştır. Vatandaş senin bildirini almak istemiyorsa, tehdit etme hakkın yoktur. Zora dayalı bir siyaset olabilir mi? AKP hükümeti ve sayın Başbakan büyük bir sorumluluk altındadır. Kimse lafı oraya buraya çekmesin biz cinayeti işleyenlerden, tetiği çekenlerden bahsediyoruz. Silahla bildiri dağıtmak, tehdit ederek afiş asmak demokratik siyaset falan değildir. Bu tür gerilimler vesilesiyle gündeme taşınarak, sanki ciddi bir parti görünümü kazanma arzusu içerisinde olabilirler. Böyle olmadığı da ortadadır. Girin seçime, alın boyunuzun ölçüsünü. Tehdit etmeyin, silah kullanmayın, zorla baskı yapmayın. Kim size ne demiş? Katili ortaya çıkarma konusunda sorumluluk hükümette, devlette, bakandadır. Ama bu gerilime adı karışan siyasi parti de bundan sorumludur.”

Partisinin seçim çalışmalarını anlatan Kışanak, “Seçimi kesinlikle kazanabileceğimiz bütün merkezlerde sandık koyacağız, seçim yapacağız. Adayını halk kendisi belirleyecek. Sandıktan çıkan bizim adayımızdır” dedi.

Öte yandan,  BDP, dün siyasal süreç değerlendirmesi, yerel yönetimler seçimi ve planlama gündemleriyle toplanan BDP Parti Meclisi sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirgede, çözüm sürecinin yeni baştan ele alınarak, yüz yıllık sorunu kökten çözecek bir müzakere döneminin başlamasının şart olduğu belirtildi.

Dünya ülkelerinin Suriye halkına gönderdiği insani yardımların bir tekinin bile Suriye’nin kuzeyindeki halka iletilmediğinin belirtildiği bildirgede, Batman’daki saldırıya da değinildi ve “Meclis’te grubu bulunan partilerin genel başkanlarıyla bir kez bile görüşmeyen Başbakan’ın Hüda-Par Genel Başkanı’yla görüşmesinden birkaç gün sonra gerçekleşmesi de rastlantı değildir. 90’lı yıllarda devlet destekli saldırılarla insanları katleden Hizbul-kontranın yeniden sahneye çıkmasına halkımız izin vermeyecektir” denildi.

cnn turk

AKP aslında cumhuriyet politikasının bir sonucu ve mirasıdır

Hasan AYDIN

Alevi cemevleri ve dernekleri tarafından düzenlenen zorunlu din dersleri ve asimilasyona karşı eşit yurttaşlık hakki için Kadıköy de yapılan yürüyüş bir kaç yeni farklı cümleler plaketlerinde yer alsa da. Bana çok ciddi bir hak talebi ve mücadelesi gibi gelmediğini üzülerek belirtmeliyim. Oradaki resim ve sloganlar Alevi siyasi yapılanmasındaki çarpıklığı çıplak bir biçimde gözler önüne sermektedir..

Alevi siyasi yapılanmaların tarihine bakıldığında hep ayni çelişkiyi görmek mümkündür. Orta da bir mantık arizası vardır, başta bu giderilmelidir. Tarih doğru okunmalıdır. Yapılan haksızlıklar, adaletsizlikler, dışarlanma ve yok saymanın nedenleri iyi bilince çıkarılmalıdır. Türkçülük yapılarak, katliamcı ve faşizan cumhuriyete sahip çıkılarak hak aranmaz. Tarih boyunca yapılan haksızlıkların faturası sadece AKP’ye kesilmez.. AKP aslında cumhuriyet politikasının bir sonucu ve mirasıdır.

Asimilasyona karşı çıkacaksan tüm sistem partilerine ve sisteme karşı durmayı bileceksiniz. Yok, eski demagojik tümcelerle “devlet değil de, hükümetlerin yanlış uygulamalarına bağlarsan, çok haklı olarak sorabiliriz. Sen Alevilerin hakli tepki ve enerjilerini yanlış yerlerde harcadığın için haksızlıklar diz boyu büyüdüler. Peki, sormak gerekir cumhuriyet seni yok saymadı mı? Tekke ve zaviyeler yasasıyla Alevilik yasaklanmadı mı?. Ardından cumhuriyetin temel kuramını oluşturan tek dil, tek din, tek millet değil miydi? İleri cumhuriyet dediğiniz bumudur?

CHP’yi desteklemek asimilasyona, milliyetçiliğe, katliama destek vermek değil mi? Ya da siz asimilasyon derken sadece AKP’yi mi kast ediyorsunuz? AKP evet Alevileri yakar, katleder, camiye zorlayıp “cennet” vaat edebilir. Zaten Başbakan Erdoğan bunu açık söyledi. Eğer Alevilik Ali’yi sevmekse, ben dört, dörtlük Aleviyim. Ali Müslüman’dır ve sizde Müslüman’sanız, buyurun camiye, kaldı ki onun dışında cami de Alevilere yer olmadığını, her İslamiyet’i biraz bilenlerin ortak vardığı bir gerçekliktir.

İzettin Doğan’nın durumu ve uğrası bile bunu kanıtlatmaya yeterdir. Diyanette temsil hakki bile kabul görülmemektedir. Siz İslamiyet’i ne sanırsınız? Binlerce yıldır kendi içinde iktidar mücadelesi için birçok katliam ve savaşı yürüten İslam’ın Alevileri kabul edeceğini mi sanırsınız? Siyasi partilerden kontenjan pazarlığı için güç gösterisi yapacağınıza, neden cumhuriyetin tüm kurumlarıyla ciddi bir hesaplaşmayı göze alamıyorsunuz? Sayın Kemal Bülbül, Turgut vb leri yıllardır ayni klişe kavramlarla aslında Alevilerin sırtında kamburdurlar. Aleviler bu kamburlarından kurtulursa belki de doğru bir siyasi gerçekliğe ulaşırlar. Bunlar aslında yıllardır kendi siyasi yapılarında zaten bir biçimiyle asimilasyona hizmet etmişlerdir.