Ana Sayfa Blog Sayfa 6396

Dersim’i Yeniden İnşa Derneği kongreye gitti

2004  Yılında  Almanya’da  bir  grup  Dersimli  aydın,  yurtsever  ve  işveren tarafından  kurulan  Dersim’i  Yeniden  İnşa  Derneği  Olağan  kongresini  delege  ve  üyelerin  katılımıyla  yaptı.

Almanya’nın  Frankfurt  kentindeki  Mezopotamya  Kültür  Merkezi’nde  gerçekleşen  ve  Seyid  Rıza  ile  dava  arkadaşlarının  idam  edilişlerinin  76.  yılına  denk  gelen  Kongre’de Seyid  Rıza  ve  arkadaşlarının  şahsında  hak  mücadelesi  verenler  anıldı.

Kongrede  Halkların  Demokratik  Partisi  (HDP)  kongresi de  selamlandı.

Kongrede  Yönetim  Kurulu  adına  konuşan  yazar  Haydar  Işık,  derneğin  geçen  dönemde  yaptığı  çalışmaları  değerlendirdi.

AB  Parlamentosu  başta  olmak  üzere  düzenledikleri  birçok  konferansta,  belgeleriyle,  canlı  tanıklarıyla  Dersim’de  yaşananların  bir  soykırım  olduğunu  anlattıklarını  belirten  Işık,  soykırımın  başladığı  4  Mayıs  Günü’nün  “4  Mayıs  Dersim  Tertelesi”  olarak  kamuoyuna  deklare  ettiklerini  vurguladı.

Işık’ın  konuşması  ardından  çalışma  raporları  okundu.  Ardından  yürütülen  tartışmalarda  şu  hususlar  öne  çıktı:

-2014  Mart  yerel  seçimleri  vesilesi  ile  seçimlere  yönelik  çalışmaların  öne  alınması  ve  belirlenecek  adayın  desteklenmesi  çalışmalarına  ağırlık  verilmesinin  kararlaştırıldığı  kongrede,  gerek  mevcut  AKP  iktidarının  ve  gerekse  Dersim  Soykırımı  sanığı  CHP’nin  Dersimlilere  verebileceği  kan  ve  gözyaşından  başka  hiç  bir  şeyin  olmadığı  vurgulandı.

-Dersim  coğrafyası  üzerinde  yapılması  düşünülen  ve  kutsal  toprakların  yok  olmasına  yol  açacak  20  civarında  baraja  karşı  etkin  ve  uluslararası  çalışmalar  ve  bu  çalışmalara  destek  verilmesi  kararlaştırıldı.

-Dersim’de  tapu-kadastro  çalışmalarının  Köy  ve  Kom’lara  kadar  girerek,  tapusu  olmayan  arazilerin  devlete  ‘hazine’  olarak  aktarıldığı,  bununla  birlikte  Dersimliler  arasında  bir  mal-mülk  tartışmasının  bilinçli  olarak  başlatılmak  istendiğine  dikkat  çekildi.  “Dersim  toprakları  Dersimlilerindir,  devletin  değil”  şiarı  ile  hareket  edilmesi  gerektiği  altı  çizildi.

-Diasporada  yaşayan  Dersimlilerin  sosyal-kültürel  ihtiyaçları  ve  Dersim  ile  bağlarının  daha  sağlıklı  ve  sıkı  bir  hale  getirilmesini  sağlamak;  Türkiye  ve  Avrupa’da  bir  Dersim  gazetesinin  düzenli  ve  periyodik  olarak  yayınına  devam  etmesi  ve  Diasporada  yaşayan  Dersim,  Koçgiri,  Varto  vb  kitlelerine  mutlaka  ulaştırılması

-Dersim’de  ve  diasporada  anadil  konusundaki  çalışmaların  desteklenmesi.

-AP’de  Dersim  Soykırımı  ve  Alevi  Katliamları  Konferanslarının  yapılması,  bunun  dışında  ise  Dersim  Soykırımı’nı  anlatan  bir  ‘Trübünal’ın  gerçekleştirilmesi.

Dersim  Soykırımını  anlatacak  bir  Soykırım  müzesi  anıtı  çalışmalarının  da  hedeflendiği  kongrede  yeni  yönetim  kurulu  seçimine  gidildi.

Buna  göre  yeni  yönetim  kuruluna,  Can  Kasapoğlu,  Ayfer  Ber,  Ali  Çatakçın,  Mehmet  Taşkale,  Mustafa  Şen,  Haydar  Işık  ve  Şenol  Şimşek  seçildi.

Tahran’da Yâresânî inancına mensup Kürtler gözaltına alındı

İran’ın başkenti Tahran’da Parlamento binası önünde protesto gösterisi yapan Yâresânî inancına mensup 780 kişi devlet güçleri tarafından gözaltına alındı ve işkencesiyle ünlü Evin Cezaevi’ne konuldu.

Alınan bilgilere göre hafta içinde “eşit hak” talebiyle meclis önünde protesto eylemi yapan Yâresânî inancına mensup Kürtler, devlet güçlerinin müdahalesiyle karşılaştı. Muhalif kaynaklara göre en az 80 kişi gözaltına alınarak, Evin Cezaevi’ne gönderildi. Bunlar arasında Yâresânî inancına yönelik baskıları protesto etmek için Haziran ayında bedenini ateşe veren bir kişinin iki kardeşinin de bulunduğu öğrenildi.

Geçtiğimiz ayında Haziran ayında, Yâresânî insancına mensup tutsaklara yönelik kötü muamele ve onur kırıcı davranışlara karşı Kirmaşan, Hamedan ve Tahran’da gösteriler yapılmıştı

..Yâresânîzm..

Yâresânî dininin kökenleri : Günümüz yani asimile olmuş Alevi( Êlewî) inancının şimdiki en orijinal hali olarak bilinmektedir ve bir bakıma Kürt Êlewîliği denilmektedir
ve ibadetleri, yaşam tarzları ile köken olarak eski ZERDÜŞT inancına bağlı oldukları ,Mezopotamya kökenli bir inancın son ritüelleri oldukları bilinmektedir…
Tıpkı Êzidîler gbi Yâresânlarda ZERDÜŞT inancını, felsefesini yaşayan ve yaşatan son topluluktur…

İran’da yaşanan Yâresân Kürtlere Ehl e Haq , Güney Kürdistan’da ise Kakêyî veya Sarlî denilmektedir.

Resmen özür!

Nazan ÖZCAN
Depo’da açılan ‘Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür’ sergisi, Almanya’dan Şili’ye sekiz devletin mağdurlardan nasıl özür dilediklerine odaklanıyor. Serginin danışmanı Columbia’dan Prof. Eleazar Barkan, “Geçmişte yapılan hiçbir zulüm değiştirilemez ama konuşulabilir. En basitinden 2015’e çok az kaldı” diyor.
Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt, 7 Aralık 1970 te Varşova Gettosu Anıtı nın önünde diz çökerek Yahudi Soykırımı nedeniyle özür dilemişti.
7 Aralık 1970’te, ajanslar geçer ve o meşhur fotoğraf insanların önüne düşer: Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt, Varşova Gettosu Anıtı’nın önünde diz çöker ve Yahudi Soykırımı için özür diler! “Willy Brandt’ın bedeni Almanya’nın temsili bedenine dönüşür.” Sadece orada bulunanları değil, bütün dünya kamuoyunu sarsan bu jestin etkisini Varşova direnişine katılan birinin sözleri özetliyordu: “Willy Brandt’ın Varşova Gettosu Anıtı’ndaki diz çöküşünü gördüm. O anda şunu hissettim: Artık içimde nefret yok! O diz çöktü ve halkını yükseltti.” Ve en önemli adım atılmıştır. Willy Brandt’tan sonra ülkeler ve devlet başkanları geçmişleriyle yüzleşmeye ve teker teker geçmişte yaptıkları yüzünden mağdur ettiklerinden özür dilemeye başlarlar.
Perşembe günü Depo’da açılan ‘Bir Daha Asla: Geçmişle Yüzleşme ve Özür’ sergisi, işte bu özür dilemelerden sekizini alıp gözümüzün önüne getiriyor. Almanların Yahudi Soykırımı’ndan başka Şili’nin insan hakları ihlalleri için mağdurlardan, Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’nda toplama kamplarında tutulan Japon Amerikalılardan, Avustralya’nın Aborjinlerden, Sırbistan’ın Srebrenitsa katliamından, Fransa’nın Cezayir’deki sömürgeciliğinden, İngiltere’nin Kanlı Pazar nedeniyle Kuzey İrlanda’dan ve Bulgaristan’ın Türk Bulgarlardan özür dilemesi, fotoğraflar, belgeler, belgeseller, tanıklıklar ve videolarla anlatılıyor.
Serginin Türkiye için önemi çok fazla. Etrafınıza dönüp bir bakın, devlet tarafından canı acıtılmamış kaç kişi göreceksiniz? Günahlarımız çok. Kürtler, Ermeniler, darbede işkence görenler, faili meçhul cinayetler, Aleviler, Nusayriler, Yezidiler… Liste uzar gider. Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı’nın kotardığı serginin danışmanlarından Columbia Üniversitesi profesörlerinden Eleazar Barkan şöyle diyor: “Biz Türkiye’ye şunu şunu, bu şekilde yap diye emir vermek derdinde değiliz. Önemli olan toplumsal tartışmanın başlamasına katkıda bulunmak. Ve bunun örneklerini gösterip, aralarından bu ülke için hangisi uygulanabilirse onu alıp konuşmaya başlaması.” Toplumsal barış tesisi için kamu yönetimi ve sivil toplum çalışmaları, insan hakları, geçmişte yaşanan büyük suçlar ve haksızlıklar konusunda yetkin isimlerindenden biri olan Columbia Üniversitesi’nde profesörlerinden ve Columbia İnsan Hakları Çalışmaları Enstitüsü’nün yöneticisi Eleazar Barkan da, hazırlıkları 15 ay süren sergininin danışmanı.
Neden bu projeye katıldınız?
Çünkü yaklaşık 20 yıldır tarihsel diyalog, özür dileme üzerine çalışıyorum. ‘Ulusların Günahları’ isimli bir kitabım da var. O kitapta, yeni bir siyasal ahlaktan bahsediyorum: Yani ülkelerin şu andaki insan haklarını daha iyi koşullara getirmelerinin yeterli olmadığını aynı zamanda geçmişte yapılan bütün hak ihlallerini onarmalarının gerekliliğini söylemiştim. Bunlar içinde soykırım, etnik temizlik, totaliter rejim gibi şeyler var. Ve geçiş dönemi adaletinden bahsediyorum. Şu anda dünyada yaklaşık 40 yerde, geçiş dönemi adaletinin sağlanmasına uğraşılıyor. Eski Yugoslavya, Ruanda vs. Geçiş dönemi adaleti, hakikat komisyonları, anmaları, müzeler kurmayı ve iyileştirme için hazırlık yapmayı içerir. Her ülke, kendi için neyin yararlı olacağını düşünüyorsa onu seçer. Bu Soğuk Savaş’tan sonra başlayan bir akımdı, 90’larda. Tarihsel diyalog ve politik ahlaktan konuştuğumuzda şunu görürüz: Demokrasiniz ne kadar iyiyse, ne kadar sağlamsa, siz de geçmişle yüzleşmeye o kadar istekli ve hazır olursunuz.
Sergide sekiz örnek var, özellikle bu vakaların seçilmesinin nedeni nedir?
Toplumsal diyalogun bir parçası olarak bu meseleleri konuşan, tartışan farklı ülkeleri seçtik diyebiliriz. Ana fikir, bunun kolay olmadığı ve ama özür dilendiğinde toplumun daha güçlü bir hale geldiğini göstermek. Özür dileyen ve geçmişi onarmak isteyen ülkelerin ilk ve en önemli ülkesi Almanya’ydı. Bunu Almanya kadar iyi şekilde kotaran hiçbir ülke olmadı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya şunu fark etti: Tekrar normal bir toplum olabilmek ve Yahudilerle tekrar bir ilişki kurabilmek için Yahudilerden özür dilemek gerek. Ve Willy Brandt’ın diz çökmesi, bu özür dilemeyi çok anlamlı kıldı. Bu büyük ihtimalle en sembolik ve en önemli vaka oldu. Ve ardından da Almanya toplumu geçmişe dönük yaralarını en iyi şekilde iyileştiren ülke oldu. Ama bazıları da geçmişi telafi edemezsiniz diye eleştirdi.
Bu bir yandan da doğru değil mi?
Evet, doğru. Ama geçmiş hakkında farklı düşünebiliriz. Almanya bu sayede, geçmişte yapılanları görmenin, Almanya’nın bazı topluluklarına ağır haksızlıklar yapıldığını kabul edip onarmanın ve bunu bütün topluma kabul ettirmenin nasıl olabileceğini gösterdi. Sergideki Şili özrü de mesela, özür dilemenin sadece etnisiteyle ilgili olmadığını gösteriyor, totaliter rejimlerin de yaptıklarından dolayı özür dileyebileceğini gösteriyor. Şili aslında bütün Latin Amerika’yı da temsil ediyor. Bir de tabii çok önemli bir konu da, yerli halklardı. Dünyadaki bütün yerli halklar çok çile çekti, sürekli ayrımcılığa uğradılar, uğruyorlar. Avustralya örneğinde yerli halklara yapılan zulümleri göstermek istedik. Sonra Bulgaristan var.
Bir anlamda bizimle de ilgili.
Kesinlikle. İnsan hakları, özür ya da geçmişi telafi etme gibi konularda konuşurken insanlar bunun genellikle Batı’ya ait bir şey olduğu eleştirisini yaparlar. Bulgaristan, Müslümanların da, diğer bütün toplumlar ve gruplar gibi, bu özür dilemeden yararlanabilecek gruplar arasında olduğunu gösteriyor. Başarılı olmasa, bir sonuç vermese bile, özür dileme, bir tür politik çıkar için yapılmış olsa bile, geçmişteki suç konuşulmuş oluyor ve meşruluk kazandırıyor.
Dünyada özür örnekleri kaç tane?
Bir ülke birkaç şey yüzünden özür dilemiş olabilir, ama en azından 150-200 civarından devletin özür dilemesi var. Ve bu tür özür dilemeler hâlâ devam ediyor. Devletler kendi vatandaşlarından özür diliyor ya da devletler başka devletlerden özür diliyor.
Serginin altında yatan fikir nedir?
Eğer Türkiye bu sergiden tek bir ders alırsa bile, daha güçlü bir demokrasi ve daha güçlü uluslararası ilişkiler kurabilir. Serginin bir amacı da, Türkiye’nin de geçmişi ile ilgili toplumsal bir tartışma başlatmak. En basitinden 2015’e çok az kaldı.
Evet, Ermeni soykırımının 100. yılı kapıda.
Her Nisan’da Amerikan kongresinde tartışmalar oluyor. Türkiye, artık 100. yıl kapıdayken, Amerikan kongresindeki birtakım insanlara ya da Avrupa’daki bazı parlamenterlere cevap vermeyi bırakmalı ve bu konuda yapacağı bir girişimle konunun liderliğini eline almalı. Bu fırsatı var, bunu görmesi lazım. Ayrıca bunu yapmak, Türkiye’yi güçlendirir. Geçmişte yapılan hiçbir zulüm ya da işlenen suç, değiştirilemez. Bu yüzden Almanya örneği önemli. Soykırıma rağmen Almanlar ve Yahudiler bir ilişki oluşturmayı başardılar. Keşke Türkiye, Almanya örneğini alsa. Yani geçmişte işlenen suçların az ya da çok olması, ağır ya da hafif olmasını düşünmek ya da suçları yarıştırmak yerine diyalog imkanlarını karşılaştırsa.
Devletin özür dilemesinden sonra ne oluyor, mağdurlar nasıl hissediyor?
Özre eleştirel yaklaşan bazı insanlar, özrün sadece bir kelime olduğunu, önemli olmadığını, bizim neden ona odaklandığımızı söylüyorlar. Mağdurlar ise asla ve asla özür dilenmesinin önemli olmadığını söylemiyor. Mağdurlar hep daha iyi ya da daha farklı bir özür bekliyoruz diyorlar ama özür dilemenin önemsiz olduğunu asla söylemiyorlar. Özürler, mağdurların çektikleri çilelerin fark edildiğini, dikkate alındığını, acılarının hesaba katıldığını gösteriyor. Yani bir anlamda, mağdura sen suçlu değilsin, sana yapılan senin suçun değildi deniyor. Bu da özür dilemenin en önemli kazanımı! Ve elbette özür, özür dilenen ve özür dileyen arasında yeni bir tür ilişki kurulmasına neden oluyor. İyileşme, elbette sembolik oluyor.
O kadar acı çekmiş insanların o özürden sonra iyileştiklerini gördüğünüz oldu mu?Kişisel ilişkilerde bile, eğer birisi size kötülük yaptıysa ve özür dilemediyse, içinizdeki o kötü his devam eder. Ama o kişi yaptığı yanlışın farkına varır ve özür dilerse, siz ancak o zaman konuşmaya hazır hissedersiniz kendinizi. İnanın, içinde özür olmayan, evlilikler bile devam etmez. Mesela Ermenilere bakın. Ermeni soykırımı dünyanın çeşitli ülkelerince kabul edildi, ama sonuçta Ermeniler için en önemli şey, Türkiye tarafından kabul edilmesi. Yani mağdur, mağdur edenin ne yaptığının farkına vardığını görmek istiyor.
Türkiye’nin bu konuda çok fazla günahı var. Ermeni, Kürt meseleleri, darbeler ve faili meçhuller, Dersim katliamı… Nereden başlamak lazım?
Zaten sergi tam da bunu söylüyor. Herhangi bir şeyden başlayabilirsiniz. Aralarından birini seçebilirsiniz. Mesela Erdoğan’ın, Dersim için özür dilemesi başlangıç sayılabilir. Yani artık politik gündemde özür dilemek, çok tuhaf ya da çok yabancı bir durum değil. Benim bildiğim bütün olaylarda bir kez karşılıklı konuşma başladığında, işler hızlanıyor ve sonrasında insanlar diğer konular hakkında da konuşmaya başlıyor. Mesela Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar için ciddiyetle bir soruşturma açmak da bir tür özür dileme olabilir. Nasıl yapıldığının önemi yok, önemli olan süreci başlatabilmek.
2008’de “Ermenilerden Özür Diliyorum” kampanyası yapılmıştı da insanlar sen benim adıma nasıl özür dilersin diye veryansın etmişti.
2005’te Hrant Dink öldürülmeden, yani 90. yılda, İstanbul ’da bir Ermeni konferansı yapılmıştı. Mesela o toplantıdan önce insanlar “soykırım” kelimesini bile kullanamıyordu. Türkiye’nin ifade özgürlüğünü ve insan hakları konularını daha iyi yere getirmesi de, ancak tarihini konuşmaya başlamasıyla olacaktır. Kampanyada da insanların daha önce tabu olarak gördüğü konular, konuşulmaya başladığında normalleşir. Evet tartışmalar son derece politik olabilir ama hisler son derece psikolojik. Özellikle geçmişte işlenen suçlarda, bu olaylara kişisel olarak hiç karışmamış insanlar karşı karşıya gelir. Ama bir şekilde biri devleti temsil eder. Sonuçta devlet de devamlılığı olan bir organizmadır. Ve eğer bu organizma etrafına bir zarar verdiyse, yaptıklarını da onarmak ve düzeltmek zorundadır.
Erdoğan’ın Dersim özrü de aslında “Eğer gerekiyorsa ve öyle bir literatür varsa”ydı. Erdoğan sizce özür dileyebilecek bir lider mi?
Mesela Bill Clinton birçok konuda özür dileyen bir adamdı, ki siz de bunun gerçek bir özür olmadığını çok iyi bilirdiniz! Erdoğan özür dilemenin politik olarak akıllıca olduğunu düşünürse, büyük ihtimalle yapabilir. Ama ben özürlerde olayların çok fazla kişisel olmadığını düşünüyorum. Daha çok politikayla ilgili. Yani Dersim’e öyle dese bile, sonuçta “Türkiye’de asla özür dilenmez” algısını kırdı söylediği cümle. Evet belki küçüktü, evet belki politik kazanç için söylendi ama söylendi! Evet elbette özür ne kadar önemli olup olmadığı da sonrasında ne yapıldığıyla anlaşılır. Eğer sırf politik rakiplerini eleştirmek, onları köşeye sıkıştırmak için yaptıysa, o zaman özür çok önemli olmaz. Ama konuyu toplumsal diyaloğa sürüklerse, işte o çok önemlidir. Ama şimdi bakınca, Gezi Parkı’nda yaptıkları, çok iyi bir devam olmadı mesela.
Hoca olarak, Türkiye’deki hak ihlalleri dediğimizde, ilk sıraya neyi koyarsınız şu anda?
İlk ve en önemli olarak Kürt meselesini. Bence Kürt meselesinde yürütülen politika en korkunç, en berbat ve en acımasız Türkiye politikası. Ayrımcılık da Türkiye’deki en önemli sorunlardan biri. Bence Türkiye, artık azınlıklarıyla barışmalı.

Radikal

Kim kimin pîri, kim kimin rêberi? Alevi Örgütlenmeleri

Araştırmacı yazarlar Erdal Gezik ile Mesut Özcan’ın hazırladığı ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ kitabının birinci cildi Kalan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, tam aydınlanmamış bir hakikatin izini sürme rehberi niteliğinde.

Alevilik, doğal ortamda sosyal gereklilikler üzerinden şekillenen algı ve davranışlarla  ifadesini bulan batıni bir inanç felsefesi olmasına rağmen, günümüzde diğer formel inançlar gibi dışarıdan öğrenilen ve öğretilen bir ‘din’ olarak yeni ve ’zahiri’ bir inşa süreci yaşıyor.
Siyasal eğilimlerin belirgin etkisinde gelişen bu inşa sürecinde ortaya konan uygulama ve sosyal tepkilerin Alevilikle ne kadar alakalı olup olmadığı tartışması bir yana, bu inancın tarihsel sürekliliğini sağlamış olan aktör ve sosyal yapıların tarihi ve sistematiğine ilişkin de objektif bilgi ve verilerin gün yüzüne çıkarılabildiği söylenemez.
Ortaya konan çalışmaların bir çoğunda Alevilik ciddi bir bilgi kirliliği ve ispatsız hikayelerle sadece Bektaşi Dergahı ve Türklük eksenli tanımlanmaya çalışılırken, Dêrsim merkezli Kürt Alevi ocaklarından pek bahsedilmemesi ise dikkat çekici bir durum.

Böyle bir süreçte, daha önce ‘Alevi Kürtler’ adlı bilimsel çalışmasıyla bir anlamda ezberleri bozan araştırmacı-yazar Erdal Gezik, şimdi de araştırmacı-yazar Mesut Özcan ile birlikte Dêrsim merkezli ‘Alevi Ocaklar’ gerçekliğine ışık tutuyor.
Alevilik ve Aleviler açısından büyük önem taşıyan kutsal Seyit ailelerinin sosyal yapılanması olan ocaklara ilişkin bugüne kadar objektif çalışmaların sayısı fazla değil. Bu nedenle olsa gerek, Erdal Gezik, hazırladıkları ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ adlı yeni çalışmayı, “bu eksikliği gidermeye yönelik bir girişim” şeklinde tanımlıyor.

Her yazar bir ocağı yazdı
İlk bölümünde Gezik’in ‘Rayberler, Pirler ve Mürşitler’ adlı analizinin yer aldığı ve Dêrsim merkezli on Alevi ocağı hakkında 9 değişik yazarın araştırmalarından oluşan çalışma, bugüne kadar yayınlananlar arasında en derli toplu olanı.
Kitapta Ağuçan (Sabır Güler), Bamasûr (Seyfi Muxundî), Celal Abbas (Doğan Munzuroğlu), Cemal Abdal (Erdoğan Yalgın), Derviş Cemal (Hasan Hayri Şanlı), Dewrêş Gewr (Dilşa Deniz), Kurêsu (Hüseyin Çakmak), Sarı Saltık (Yalçın Çakmak), Sinemillî (Mehmet Bayrak) ve Şix Delîlê Berxêcan (Erdoğan Yalgın) gibi ocaklar hakkındaki araştırmalar yer alıyor.
Her yazar, incelediği ocağa ilişkin bilgileri, tarihi veriler ve yaşayanların anlatımları ışığında bir netliğe kavuşturma uğraşı vermiş: Ocak ailelerinin alt kolları, bunlar arası bağlar, ocaklar arası örgütlenmenin halkaları ve onlar arası varolabilecek ortak köken ilişkileri ve aşiretlerle kurulan pir-taliplik ilişkileri…

Dêrsim üçüncü Alevi merkezi
Kitapta, Anadolu Aleviliğine ilişkin kamuoyuna tekçi bir bakışla sunulan ezbere karşı Erdal Gezik’in, “16. yüzyılda Anadolu Aleviliğinin oluşumunda önemli bir rol oynamış Vefailik akımının bir temsilcisi olan Ağuçanlar (serê çavan, serê çelan), esnek bir yöntemle birçok ocağı bir yapı altında tutmayı başarmışlar. Bu sayede ilk önce Safevi, sonra Bektaşi Dergahı’ndan gelen müdahalelere karşı durmayı; Erdebil ve Hacı Bektaş Dergahı yanısıra Dêrsim merkezli üçüncü bir Alevi merkezi yaratmayı başarmışlardır…” şeklindeki belirlemesi oldukça dikkat çekici.
Dêrsim’de kümelenmiş ocakların Adıyaman’a dayanan geçmişleri, Seyitlerin kerametlerini genelde Dêrsim’de sergiledikleri, Çorum, Tokat ve Amasya’daki Kürt Alevilerin 17. yüzyılda Dêrsim’den bu bölgeye gittikleri, Kürt Alevi ocaklarından hangilerinin Kirmanckî, hangilerinin ise Kurmancî konuştukları, ocak-aşiret ilişkileri ile iktidarların şekil verdiği Erdebil ve Hacı Bektaş dergahlarının Kürt Alevi ocakları üzerindeki etkisizliği, bu çalışmada detaylı verilerle izah ediliyor.

Araştırma kaynağı
Okuyucu, kitapta seyitlere ilişkin hikayeleri okuduğunda, siyasi ve farklı kaygılardan zorlama anlamlara büründürülmüş inanç-etnisite konusunu da sorgulamaya başlıyor. Örneğin, bazı Kurêşanların soylarını Akşehir üzerinden Horasan’a ve bazı Derviş Cemallerin ise Afyon Döğer’deki bir türbe üzerinden soylarını Hacı Bektaş’a bağlama eğilimleri konusunda, bunun bir hakikat arayışı mı, yoksa subjektif etkilerin motive ettiği kendi toplumsal hakikatinden bir kaçış mı olduğu sorusunu insan sormadan edemiyor.
Bu açıdan ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ kitabı aynı zamanda henüz tam aydınlanmamış bir hakikatin izini sürme rehberi niteliği de taşıyor. Yalnızca Alevilerin değil, herkesin ve özellikle bu konuda daha detaylı bilimsel çalışmalar yürütecek olan sosyal bilimcilerin de kaynak olarak okuması gereken bir çalışma…
Halil Dalkılıç
07/10/2013

Aşık İbreti (Hıdır Gürel)

     Aşık İbreti     İbreti Emelim İnsana Hizmet
    Eşim Bana Huri, Evim De Cennet
    Hacıya, Hocaya Kalmadı Minnet
    İrbiği, Tesbihi Kırdım Da Geldim…

Asıl adı Hıdır Gürel olan Aşık İbreti’nin dedeleri Malatya’nın Akçadağ ilçesinden kalkmış,  Kayseri’nin Sarız ilçesıne bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmiş, babasının adı Ali annesinin adı Sultandır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, miladi 1920 doğumlu olan Aşık İbreti’ye Hıdır adı konulmuş. Üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış, babası evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem, adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. Bunlar halen hayatta olup yaşamlarını İstanbul’da sürdürmektedir.

İbretı henüz onyedi onsekiz yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultandır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar.

Askere gider 3 yıl askerlik yapar askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş’ın Afşin ilçesine giderek onsekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti Sarıza döner bu sanatını da onsekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza söze büyük ilgi duyar okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur kendini yetiştirir.

İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur, sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal, Gülbeyaz, İbretinin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır henüz 34 yaşında 1992 yılında hakk’ın rahmetine kavuşur. Diğer kardeşleri, anneleri Sultanla İstanbul’da yasamlarını sürdürürler.

Çok çocuklu İbreti, geçim darlğı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremiyor. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun, madenleri toprak altında kalıyor. Son olarak fotografçılık hizmeti yapmakta olan İbreti Sarızda elektrik olmadığı için işini zor sürdürüyor.

Daha sonra Elbistana göçüyor, burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürürken 1967’de patlak veren Elbistan olayında Alevilere saldıran fanatik bir gurubun saldırısından İbreti de nasibini alıyor. Dükkanı tahrip ediliyor kendisi ise canını zor kurtarıyor tekrar Sarıza donüyor ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbula göçüyor ve 5 Kasm 1976 tarihinde Hakk’a yürüyor.

Eserlerinden bazıları:

Gördüm De Geldim

İlme Hizmet Edip, Uykudan Kalktım
Sarık Seccadeyi Elden Bıraktım
Vaizin Her Gün Ki Vaazından Bıktım
Ramazanı Sele Verdim De Geldim

Karnım Acıktıkca Kederim Arttı
Hele Hac Kaygısı Ayrı Bir Dertti
Paralılar Hemen Hac’oldu Gitti
Seytanı Taşlarken Gördüm De Geldim

Dört Kitabı Koyup Torbaya Astım
Cennet Hurisinden İlgimi Kestim
Muskacı Hocaya Sanmayın Sustum
Agzının Payını Verdim De Geldim

Aklım Ermez Ahret Eğlencesine.
Saygım Var İnsanın Düşüncesine
Hayal Cennetinin Has Bahçesine
Yobaz Sürüsünü Sürdüm De Geldim

İbreti Emelim İnsana Hizmet
Eşim Bana Huri, Evim De Cennet
Hacıya, Hocaya Kalmadı Minnet
İrbiği, Tesbihi Kırdım Da Geldim

Avazım Benim

Kasın Mihrabımdır, Kabem Yüzündür
Söylerim Çıktıkça Avazım Benim
Benim Kıble gahım İki Gözündür
Her Vakit Sanadır Niyazım Benim

Cemalin Var İken Gerekmez Cennet
Cennet İçin Asla Eylemem Minnet
Sana Gönül Vermek Farz İle Sünnet
İşte Budur Vakit Namazım Benim

Tuba Dedikleri Güzel Boyundur
Huri Melek Derler, Senin Soyundur
Aşıka Cevretmek Eski Huyundur
Dişi İnci, Dudak Kirazım Benim

Nice Asıkların Aklını Aldın
Nicesin Aşk İle Sevdaya Saldın
Yer İle Bir Ettin, Beni De Buldun
Üst Üste Yıkarak Enkazım Benim

İbreti, Kapında Her Zaman Kulum
Asla Eteğinden Kesemem Elim
Görmezse Gözlerim Lal Olsa Dilim
Senden Ayrılamaz Bu Özüm Benim

Dünyayı Başına Zindan Ederler

Askın Pazarına Uğrarsa Yolun
Ateşlere Yakıp Seyran Ederler
Gönül Kaptır Da Bak, Görürsün Halın
Din,İman Bırakmaz Talan Ederler

Kimi Selvi Boylu, Şahin Bakışlı
Kimi Tavus Gibi, Göğsü Nakıslı
Kimi Tatlı Dilli, Melek Gidişli
Seni Varlığından Üryan Ederler

Kimi Kası Kara Kirpikleri Ok
Kimi Çok Sevimli, Şivesi Pek Çok
Kiminin Yüzünde Hiç Pervası Yok
Alemin Diline Destan Ederler

Kimi Çokça Sever, Sözü Yerinden
Kimisi Ah Çeker, Gayet Derinden
Kimisi Mahmur Gözlü, Sevda Serinde
Bir Bakışta Mesti Hayran Ederler

İbreti, Güzeller Nazik Edalı
Nerde Asık Varsa, Bası Belalı
Çöllere Düşürür Mecnun Misali
Dünyayı Basına Zindan Ederler

Hikmet Bilirim

Birlik Beraberlik Hep Benim Derdim
Bu Derdi Kendime Nimet Bilirim
Herkes Kardeşimdir, Ayırmam Ferdi
Başka Düşünceyi Gaflet Bilirim

Gelip Geçmişlerden Beklemem Yardım
Ne Gördüm de Mevcut Olandan Gördüm
Maneviyatta, Surette Ferdim
Sade Arapçayı Zahmet Bilirim

Çulum Yırtık Görüp Sanmayın Deli
Çok Evvel Bilirim Sağ İle Solu
Gönlüm Dost Evidir Aşk İle Dolu
Gerçekler Sözünü Hikmet Bilirim

Bir Halk Ozanıyım Elimde Sazım
Mevki, Saltanatta Yok Benim Gözüm
Hak Ve Hakikata Bağlıdır Özüm
Sevgiyi, Hizmet Servet Bilirim

İbreti Sözlerim Her Zaman Doğru
Hak Haklıyladır, Sanmazam Gayrı
İnsanlığa Çatanın Olmaz Hayırı
Onunla Savaşı Hizmet Bilirim

Efendim

Her Neyi Gördükçe Kasların Yıkma
Ne Sucum Var İse Bıldır Efendim
Hata Eyledimse Kusura Bakma
Düştümse Elim Tut, Kaldır Efendim

Nedir Bu Keman Kas, Nedir Bu Gözler
Açtığın Yaralar Durmadan Sızlar
Hatırdan Çıkmıyor O Şirin Nazlar
Ya Kurtar, Yahutta Öldür Efendim

Gün Güne Arttırdın Derdi Sızımı
Açmaz Oldum Hiçbir Yana Gözümü
Kıs Eyledin Baharımı,Yazımı
Bilmem Ki Bu Nice Haldır Efendim

Gayrılere Sırrım Açamaz Oldum
Bal Şerbet Verseler İçemez Oldum
Kırdın Kanadımı, Uçamaz Oldum
İster Ağlat, İster Güldür Efendim

Sensiz Gam Kederdir Her Gene Günüm
Niçin İşitmezsin Feryad-ı Unum
Benim Kabem Sensin İmanım Dinim
İbreti Kapında Kuldur Efendim

Sensin

Kaşın Mihrabına Karşı Namazım
Güruhu Naci’nin İmamı Sensin
Ayağın Tozuna Vardır Niyazım
Dergahı Hacetin Tamamı Sensin

Cemalin Samadır Pervanesiyim
Gönlün Kabe Onun Kurbanesiyim
Derdinden Hastanın Bir Tanesiyim
Yaralı Gönlümün Lokmanı Sensin

Hak Nazarı Mıdır Sendeki Nazar
Aşk Ehli Güzelin Beratı Yazar
Künyenden Okur Üstadı Evvel
Herhalde Alemin Sultanı Sensin

Aşkınla Tutuştum Ah İle Zarım
Evvel Ahir Sensin Umudum Varım
Cananın Derdiyle Çok İntizarım
Ben Bülbülüm, Gül-i Handanım Sensin

İbreti, Budur Müminin Miracı
Onu Tavaf Eder Güruhu Naci
Kırklar Ceminde Fadime Bacı
Cennet Hurisi, Gılmanım Sensin

 

İnsanımız Var

Ey Sofu Bizlere Kem Gözle Bakma
Özünü Farkeden İnsanımız Var
Gerekse Cennete Bizi Bırakma
Bizim De Bir Huri Gılmanımız Var

İster Tapusun Al Cennet Alanın
Meftunu Değiliz Huri Gılmanın
Yarınki Kevserden Sen Doyur Karnın
Bugun Bulup İcen Mestanımız Var

Manasını Biliriz İlm-i İrfanın
Bizce Değeri Yok Kuru Davanın
Bunun İçin Bize Gel Sıkma Canın
Hep Dinlere Önder Vicdanımız Var

Kim Hoşlanır Senin Böyle Halinden
Hem Dua Hem Küfür Çıkar Dilinden
Geçtik Ham Sofunun Kıl-u Kalinden
Hılkati-i Ademiz İzanımız Var

Nesini Yemişiz Bilmem Sofunun
Sanki Düşmanıyız Her Zaman Onun
Ortağı Değiliz Huri Gılmanın
İbreti, Bizim Bir Cananımız Var

Dünya Burası

Canımın Cananı Nazlı Dilberim
Mihrabımdır Kaslarının Arası
Ahu Bakışların Siyah Gözlerin
Kalbimdeki Yara, Onun Yarası

O Yar Vurdu Benim Kalbim Yaralı
Mecnun’a Dönmüşüm Yari Göreli
Yüz Yüze Gelipte Halım Soralı
N’olur Bir Kez Daha Gelse Sırası

Sevgisi Kalbimde Sızlanır Gider
Her Beni Gördükçe Nazlanır Gider
Ateşi Yürekte Közlenir Gider
Ne Zaman Bulunur Derdim Çaresi

O Dost Kurdu Bana Nasıl Bir Tuzak
Gönlüme Yakındır, Dursa Da Uzak
Dertlerimi Bir Bir Deftere Yazsak
Gün Gelir Seçilir Akla Karası

İbreti, Gözlerin Yaşlıdır Her Gün
Gerek Bayram Olsa, Gerekse Düğün
Elbette Murada Erersin Bir Gün
Sabır Diyarıdır, Dünya Burası

Sızlamıyor Vicdanın Senin

Müşkülüm Hal Eyle,Gizlenme Yarab!
Niçin Hep Zengine İhsanın Senin
Bu Yoksullar Kulun Değil Mı Acep!
Bu Mudur Adalet İmkanın Senin?

Nice Kulların Var,Çeker Cefayı
Niceleri Vardır,Sürer Sefayı
Kimi Her Gün İçer, Bulur Kafayı
Acep Neden Çarpmaz Kuran’ın Senin?

Kimi Pervasızca İnsan Asıyor
Kimi Kılıç İle Kelle Kesiyor
Kimi Bomba Atıp Ülke Basıyor
Neden Sızlamıyor Vicdanın Senin?

Gören, Duyan Sensin Her Cinayeti
Neden Sürdürürsün Bu Rezaleti?
Kullara Bulursun Hep Kabahati
Böyle Mı Hakikat İrfanın Senin?

Silkinip Meydana Çıksan Olmaz Mı,
Zulmün Temelini Yıksan Olmaz Mı,
Biraz İbreti’ye Baksan Olmaz Mı,
Bilmem Neden Herkes Hayranın Senin?

Değiliz

Minareye Çıkıp Bize Bağırma
Haberimiz Vardır, Sağır Değiliz
Sen Kendini Düşün Bizi Kayırma
Sizlerle Kavgaya Uğur Değiliz

Her Yerde Biz Hakk’ı Hazır Biliriz
Olgun İnsanları Hızır Biliriz
Bundan Başkasını Sıfır Biliriz
Tahmininiz Yanlış, Biz Kör Değiliz

Eğer İnsanlıksa Doğru Niyetin
Nefsini Islah Et Varsa Kudretin
Bize Lazım Değil Senin Cennetin
Huriye Gılmana Esir Değiliz

Arapça Duaya Değiliz Mecbur
İster Müslüman Bil İstersen Gavur
İnsanı Hor Görmek En Büyük Küfür
Buna İnanmışız, Münkir Değiliz

İbreti, Bu Hale İnsan Acınır
Ham Sofular Bu Sözlerden Gücenir
Aslına Ermeyen Elbet Gocunur
Onu Avutmaya Mecbur Değiliz

Gönülden Bağlıyız Cananımıza

Hakk’ı Pek Yakından Gördük İnandık
İlk Basta Danıştık Vicdanımıza
Gerçekler Yoluna Gırdık Uyandık
Hakikat Denildi Erkanımıza

Naci Güruhuna Bendeyiz Bende
Hakk’ı İspat Edip Kamil İnsanda
Şeytanı Tanıyıp Düşmeyen Fende
Odur Layık Olan İhsanımıza

Gerçek İrfanıdır Bizim Gıdamız
Meleklerin Secdegahı Ademiz
Ancak Özün Bilen Duyar Sedamız
Cahil Ermez Sırrı İrfanımıza

İyi İnceledik Biz O Kuran’ı
Bir Canlı Kitapta Okuduk Onu
Arif Ol Da Evvel Kendini Tanı
Yoksa Aklın Ermez Lisanımıza

İbreti, Razıyım Lütufa Kahra
Asla Değer Vermem Cahile Kore
Elim Göğe Açıp Eğilmem Yere
Gönülden Bağlıyız Cananımıza

Yine Efkarlandı Divane Gönlüm
Gam Kederle Yüklü Kervanım Vardır
Ahu Vah Çekmekle Tükendi Ömrüm
İçerimde Derdi Hicranım Vardır

Bilmem Nerde Kaldı Nazlı Meralım
Günden Güne Beter Oldu Ahvalim
Tükendi Sabrım Bitti Mecalim
Gece Gündüz Ahu Figanım Vardır

Gönül Vazgeçer Mi Boyu Fidandan
Emsali Bulunmaz Devri Zamandan
Yaradan Ayrılalı Usandım Candan
Tek Teselli Kası Kemanım Vardır

Ben Selvi Boylu Yardan Ayrıldım
Askın Ateşinde Yandım Kavruldum
Varlığımdan, Benliğimden Sıyrıldım
Yar Yabanda Koymaz İmanım Vardır

İbreti,Yarımı Unutmam Bir An
Gözlerimden Akar Yas Yerine Kan
Dedim Yar Yüzünü Göreyim Hemen
Çünkü Derdi Hasret Çekenim Vardır

Caferiler ayakta: Raporunu da al git!

Iğdır Müftüsü Cüneyt Kulaz’ın hazırladığı Caferiler ile ilgili rapora tepki gösteren Azeriler, Cuma namazından sonra ‘Raporu da al git’ mitingi düzenledi. Vali ve müftüyü istifaya davet eden Azeri kökenliler, Müftülük önüne ‘kınıyoruz’ yazısı bulunan siyah çelenk bıraktı.

Iğdır Müftüsü Cüneyt Kulaz’ın hazırladığı Caferilerle ilgili 2 sayfalık rapor Vali Ahmet Pek imzası ile 13 Ekim 2013 günü İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderildi. Rapordan haberdar olan Iğdır Ehlibeyt Alimleri Derneği Başkanı Veli Bedir, düzenlediği basın toplantısında Caferi mezhebinden olan Azeriler’in ‘terörist’ olarak gösterildiğini öne sürdü, müftünün görevden alınmasını istedi.

Veli Beder, “Fesat dolu raporu Valinin nasıl imzalayarak gönderdiğini merak ediyoruz. Bu iftira dolu gerçek dışı raporla ilgili savcılarının soruşturma açmasını bekliyoruz” dedi. Müftülük ise yaptığı yazılı açıklamada, raporun hiçbir yerinde Iğdır halkının terörist ve vatan haini olarak nitelendirilmediği bildirdi.

Bugün Cuma namazı sonra Zübeyde Hanım Bulvarında toplanan yaklaşık 3 bin kişi, Müftü Cüneyt Kulaz ve raporu havale eden Vali Ahmet Pek’in istifa etmesini istedi. Ehlibeyt Alimleri Derneği tarafından düzenlenen mitinge merkez, ilçe ve köylerdeki camilerde görev yapan mollalar ile vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Emniyet Müdürlüğü miting çevresinde, müftülük ve valilik önünde etkin güvenlik önlemi aldı. Mitingde konuşan Ehlibeyt Alimleri Dernek Başkanı Veli Beder, katılımcılardan sağduyulu olmalarını istedi. Veli Beder, Azerilerin devletini, bayrağını, toprağını sevenler olduğunu anımsattı. Yüzyıllardır kardeş gibi birlikte yaşayan Azeri ve Kürt halkını terörist olarak suçlayan müftü ile raporu imzalayan valinin derhal görevden alınması gerektiğine dikkati çekti. “Vali istifa”, “müftü istifa” diye sloganların atıldığı mitingde Karakoyunlu İlçesi Hüseyin Cami imamı Kazım Şıktaş, “Raporda Caferi alimlerin İran ‘da eğitim görmeleri bir suçmuş gibi ele alınmış. Ne zamandan beridir bir başka ülkede eğitim almak suç olmaya başladı? Caferi alimlerin Ankara ‘da ağırlanması teklifi yapılmış. Bununla bizleri ikna ederek ya da zorla belirlediğiniz formata sokma fikrinde misiniz? Bunun hem de Devlet eliyle yapılmasını teklif etmek açık bir suç değil midir? Anayasa ile teminat altına alınan inanç hürriyetimizi sonuna kadar kullanacağımızın bilinmesini istiyoruz” diye konuştu.

Mitingin sona ermesi üzerine Ehlibeyt Alimlerine bağlı Din Adamları müftülüğe üzerinde ‘kınıyoruz’ yazısı bulunan siyah çelenk bıraktı. Çelenk bırakmaya vatandaşlar da katılmak istedi ancak polis izin vermedi. Müftülüğe giden yola barikat kuran polis ile vatandaşlar arasında çıkan arbedeyi Dernek Başkanı Veli Beder ile din adamları önledi. Mitinge katılanlar slogan atarak dağıldı. (Suat DENİZ/DHA)

radikal

‘Bu, 2 milyon Alevi’yi öldürmek demek’

Rojava olarak adlandırılan Kuzey Suriye’de 32. Gün’den Hilmi Hacaloğlu’na özel röportaj veren PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Suriye’de Esad’sız bir denklemde çözümün zor olduğunu söyledi. Müslim, ‘Esad’sız bir çözüm demek 2 milyon Alevi’nin öldürülmesi demek anlamına geliyor’ dedi.

Kanal D’de dün gece yayınlanan 32. Gün programında Cenevre’ye Suriye Ulusal Koalisyonu olarak değil bağımsız Kürt insiyatifi olarak katılmak istediklerini söyleyen PYD Eşbaşkanı Salih Müslim Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerin bunu engellemek istediğini iddia etti. Müslim, ‘Onların hesapları başka, Kürtler hep başkalarının askerleri olmuştur ama Kürtler bundan sonra sürede biz kendi çıkarlarımızın askerleri olacağız diye öne sürünce bunlar şaşırdı’ dedi.

‘ESADLA İŞBİRLİĞİ YAPMIYORUZ’

Esad’sız bir çözümün iki yıl önce gerçekleştirilebileceğini ancak bugün artık imkansız olduğunu söyleyen PYD lideri, ‘tüm Aleviler artık Esad’ın arkasında bunda ısrar ülkedeki 2 milyon Alevi’nin öldürülmesi demektir’ diye konuştu. Salih Müslim ‘Esad rejimiyle işbirliği yapıyor musunuz?’ şeklindeki soruya ise ‘Hayır hiçbir zaman. Bunu söyleyen bizim rejimle savaşta şehit düşen kardeşlerimize saygısı azdır. Biz 2004 Serhildanı’ndan (ayaklanma) beri rejimle çatışıyoruz. Onlarla hiçbir noktamız yok. Çünkü onlar Kürt kimliğini tanımıyor. Ama diğerleri onlardan da kötü’ yanıtını verdi.

Müslim’in “diğerleri” dediği radikal İslamcı görüşleri savunan Selefiler. PYD liderine göre, Cephet’ül Nusra ve Irak Şam İslam Devleti adındaki selefi örgütler Türkiye tarafından destekleniyor. Kilis kapısında kapsısından geçen 400 Selefi’nin Azaz kentinde kendileriyle savaştığını savunan Müslim, “Sayın yetkililer ‘sadece size ve bize değil tüm Ortadoğu için tehlikelidir’ dediler. Bu gerçektir. Biz onları destekleyen 20 kuruluşun listesini Türkiye’ye verdik. Almanya’dan bir haftadan 120 kişi İngiltere’den 180 kişi geldi. Bunları durdurmak gerekiyor ama kendileri herhangi bir şey yapmadılar’ dedi.

‘DEMOKRATİK VE FEDERATİF SURİYE İSTİYORUZ’
Salih Müslim, Hilmi Hacaloğlu’nun ‘Kürtlerin bundan sonra Suriye tahayyülü nedir?’ sorusuna ise şöyle yanıt verdi.

‘Suriye artık Baas rejimi gibi tek parti ile yönetilemez. Muhakkak bir demokrasinin gelmesi gerekiyor. Burada çeşitli oluşumlar var. Böyle geniş bir demokrasi olması gerekiyor. Biz Kürtler federasyondan bahsedebiliriz. Bu Kürt bölgesi, Arap bölgesi, Hıristiyan bölgesi diye ayrılamıyor. Biz yeni statüyü kabullenmek istiyoruz, demokratik federatif sitem düşünüyoruz.’

radikal

Türk Hükümetiyle Aleviler arasındaki “gerilim arttığı” yorumları yapılıyor.

Amerika’nın Sesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Demokratikleşme Paketi”nin Aleviler arasında “büyük hayal kırıklığına neden olduğu”nu öne sürdü.

Amerikan’ın Sesi, Aleviler’in dini haklarının tanınmasının “Demokratikleşme Paketi”nde yer alması beklentisinin karşılanmadığını belirtirken “Başbakan Erdoğan demokratikleşme paketini açıklarken reformların ne bir ilk ne de son olduğunu söylemişti. Erdoğan’ın Aleviler’in dini hakları hakkında sözü de, bu konunun daha fazla incelendikten sonra ele alınabileceği oldu” diyor.

Ancak Alevi haklarının Türkiye’de çok tartışma yaratan bir konu olduğunun kaydedildiği haberde “Dindar Sünniler’in önemli bir bölümü camide ibadet etmeyen Aleviler’i kafir olarak görüyor” savına yer veriliyor.

Amerika’nın Sesi, Erdoğan’ın sunduğu “Demokratikleşme Paketi”nde Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli olarak değiştirilmesi dışında Aleviler’e yönelik bir yenilik yer almadığına işaret ediyor.

Alevi önderlerinin hükümetin taleplerine karşılık vermemesini sert şekilde eleştirdikleri belirtilirken de “Aleviler demokrasi paketinin öncesinde de hükümetin Suriye ile ilgili yorumlarından rahatsızdı” deniliyor. Haberde şöyle devam ediliyor: “Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği başkanı Ali Kenanoğlu, Erdoğan’ın Suriye ile ilgili konuşmalarında Beşar Esat’ı Alevi olarak nitelendirmesinin Türkiye’de Aleviler’in Suriye’deki katliamdan sorumlu olduğu gibi bir izlenim yarattığını ve ülkede Sünniler’le Aleviler arasında zaten gergin olan ilişkileri daha da gerdiğini söylüyor.”

Amerika’nın Sesi’nin haberinde son bölümünde de “Alevi önderleri gelecek ay İstanbul’da toplu gösteri çağrısında bulunurken hükümet de Alevi haklarını inceleme sözü verdi. Ancak hükümetin iki yıl önce tamamladığı bir incelemenin önerileri henüz hayata geçirilmedi” dedikten sonra uzmanların seçim dönemine giren Türkiye’de Erdoğan’ın Aleviler’le ilgili reform yapma konusunda isteksiz olabileceğini söylediklerine de dikkat çekiliyor.

haberx

Türkiye’de Konuşulan Diller

Türkiye’de konuşulan diller Güvenilir kaynaklardan olan “Ethnologue”nin Türkiye’de konuşulan dillere ilişkin verdiği bilgilerin çoğunun 1965 genel nüfus sayımına ait olduğuna dikkati çeken Uzun, şöyle konuştu:

“Sonraki yıllarda çeşitli araştırmacılar tarafından ortaya atılan rakamlara da yer veren Ethnologue’a göre Türkiye’de Türkçe dışında en çok konuşulan dil, Kürtçe. 2009 yılına ait bilgiye göre 15 milyon kişi tarafından Hakkari ve Şırnak’ta yoğun olmak üzere Türkiye’nin pekçok ilinde konuşulan Kürtçe, bir Hint-Avrupa dili.

Bu dili, 1998 yılına ait tahmine göre 1 milyon 640 bin kişi tarafından ağırlı olarak Tunceli, Erzincan, Bingöl, Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinde konuşulan Zazaca takip etmekte.

Bu dillerin ardından 2005 yılına ait verilere göre ağırlıklı olarak Kayseri, Samsun, Amasya ve Çorum illerinde 1 milyona yakın konuşanı olan, bir Kafkas dili Çerkesçe geliyor. Bu sayıya bir başka Çerkes dili olan Adigeceyi ekleyebiliriz. Bu dili konuşan 278 bin kişi, 2000 yılındaki verilere göre başta İstanbul olmak üzere Samsun, Sinop, Tokat, Balıkesir, Bolu, Aydın, Sakarya, Çanakkale, Kayseri, Tokat, Çorum ve Amasya illerinde yaşamakta.”

Abhazca’nın 1980′deki bir veriye göre 4 bin kişi tarafından İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Kütahya, Bilecik ve Eskişehir’de, bu dile çok benzeyen Abazaca’nın, Bilecik, Eskişehir, Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas, Kayseri ve Adana’da konuşulduğunu anlatan Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arapça, Türkiye’de konuşulan diller arasında önemli bir yer tutmaktadır. 1992′de Arapça’nın iki ayrı lehçesini konuşan toplam 500 bin kişinin yaşadığı Mardin, Siirt, Diyarbakır ve Hatay, bu dilin konuşulduğu başlıca iller. Yerel olarak Mardin, Antakya, Şanlıurfa illerinin bulunduğu yörelerde konuşulan ama 1994 yılı için Türkiye’de 3 bin kadar konuşucusunun bulunduğu belirtilen Süryanice de Arapça ile akraba olan Arami dillerdendir.

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Hertevin aslen Siirt’te ama sonradan Türkiye’nin batısında dağınık olarak yaşayan toplam 1000 kişi tarafından konuşulan ve Arapça ile akraba olan bir Sami dilidir.

Bulgarca en fazla kişinin konuştuğu göçmen dili olarak Edirne ve Bursa’da 300 bin kişi tarafından konuşulmakta.

Arnavutça 30 yıl önceki bilgilere göre Türkiye’nin batı illerinde dağınık olarak 15 bin, Sırpça ise 20 bin kişi tarafından konuşulan bir dildir.

Yine 25 yıl önceki verilere göre Balkan Romancası Trakya Bölgesinde 25 bin kişi, aynı dilin doğu lehçesi olan Domari ise 28 bin kişi tarafından Türkiye’nin batısında dağınık olarak konuşulmaktadır.

Yahudi İspanyolcası olarak da bilinen Ladino, bugün çoğunlukla İsrail’de konuşulan karma bir dildir ve 2007 yılına ait bilgiye göre bu dili konuşan yaklaşık 10 bin kişi İstanbul ve İzmir’de yaşamaktadır.

‘Ethnologue’da Yunanca konuşan kişi sayısı İstanbul ve İzmir’de 1993 yılı için 4 bin kişi olarak verilmektedir.

Pontus Rumcası (Pontic) ise 2009 yılında verilen bir bilgiye göre Trabzon ve Doğu Karadeniz yörelerinde 300 bin kişi tarafından konuşulan ve Yunanistan’da konuşulan Yunancaya göre çok farklılaşmış bir dildir.

Ermenice 1980 yılına ait veriye göre 40 bin kişi tarafından çoğunlukla İstanbul’da, dağınık olarak da Türkiye’nin doğu bölgelerinde konuşulmaktadır.

Aynı yıla ait veriye göre Gürcüce 40 bin kişi tarafından Artvin, Ordu ve Sakarya illerinde konuşulmaktadır.

Gürcüce ile aynı dil ailesinden olan Lazca yerel olarak Rize ve Artvin’de konuşulmaktadır. 2007′ye ait bir veriye göre bu dil, toplamda 20 bin kadar kişi tarafından konuşulan bir dildir.”

Türkiye’de konuşulan diller arasında çok sayıda Türk dili de bulunduğunu belirten Uzun, “Bunlar arasında Tatarca, Kırım Tatarcası, Uygurca, Özbekçe, Azerice, Gagavuzca, Kazakça, Kırgızca gibi diller yer almaktadır. Yunancanın bir kolu olan Kapadokya Yunancası, bir Kafkas dili olan Ubıhça ve bir Süryani dili olan Mlahsö Türkiye’de artık konuşucusu olmayan ölü dillerdir” diye konuştu.aa

ZERiQÎLER

Asimilasyon mikrobunun 90 yıldır tüm Kürtlerin, özelikle de Qoçgıri’lilerin beyninde, yüreğinde, dilinde, kimliğinde yaratığı derin tahribatın etkisini kırmanın kolay bir iş olmadığının farkındayım. Ve bu hastalığın gençlerimizi ne müzmin bir kimlik bunalımına soktuğunu görenlerdenim. Bu gidişe seyirci Kalmamak için uzun yıllarımı vererek hazırladığım, Qoçgıri bölge kültürü ile ilgili merak edilen her şeye cavap veren ansiklopedi değerindeki 400 sayfalık bu araştırma kitabım 90 yıldır asimlasyon presinin tek dil, tek Millet tek kültür kalıbından geçirilerek benliğinden uzaklaştırılan Kürtler içindir.

Özelikle de; Qoçgıri, Dêrsım, Malatya, Erzincan, Erzurum, Çorum, Maraş, Antep, Adıyaman kökenli olup; 1960′lı yıllarından itibaren Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya metropollerine göç edip hayata tutunmaya çalışan, ekmek parası derdinde iken asimilasyoncular tarafından sinsice zehirlenen milyonlarca Kürt ve Alevi Kürtlerin kültür ve kimliğini inkar edenlere bir cevaptır.

Gençlerimizin kafasını bulandırarak onlara sahte soy ağacı ve kimlik yamamaya çalışan, “Alevinin Kürdü olmaz, Alevi öz be öz Türktür ve Müslümandır” safsatasını yayan kimlik-kültür hırsızları ve istismarcılarına, asimilasyon merkezinin birer şubesi gibi çalışan parti odaları, bazı cemevleri, vakıflar, dernekler, değişik isim ve kisve altında, asimilasyoncuların gönüllü emir erliğini ve bayraktarlığını yapan bazı sivil toplum kuruluşları, sözüm ona bazı araştırmacı –gazeteci –yazar –çizer geçinen misyonerler, tv, gazete, dergi ve internet sitelerine inat olarak bu kitabı; Anasının ak sütü gibi helal ve temiz olan Ana dilini okumak, öğrenmek, araştırmak, yaşamak ve yaşatmak isteyen kendi öz kültürünü, kimliğini, geçmişini merak eden, asimilasyonun manasını, ne olduğunu ve nasıl uygulandığını, asimilasyon kurbanlarını.

Ve

Qoçgıriyi, Qoçgırinin manasını, ülke coğrafyasının neresine Qoçgıri dendiğini ve nasıl bir yer olduğunu, Qoçgırideki aşiretleri, Qoçgıri Kürtlerinin tarihini, inancı, dili, kültürünü, kimliğini, yemeklerini, türkülerini, ağıtları, Qoçgıri isyanınının nedenlerini, Qoçgıri isyanını ve katliamını, isyanın öncüsü Alışer ve Zarifeyi merak edenlerin ilgi ve eleştirilerine sunuyorum.

Y.zeri İletişim: Kalanyayinlari@mynet.com  Tel:0312-3240420-Ankara

İnternet üzerinden temin edilecek yerler: – www.eren.com.

kitap.antoloji.com