Ana Sayfa Blog Sayfa 6402

Kul Ahmet

Aşık Kul Ahmet 1932 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar (Sinemilli Aşiretine mensuptur) Köyü’nde doğdu. Adı Ahmet’tir soyadı Kartalkanat’tır. Kul Ahmet mahlasıdır. Babası sonradan Kantarma Köyüne yerleşen Mehmet Bey’dir. Dedesi yine Pazarcığın aşiret reisi Bilal Ağa’dır. Aşık Kul Ahmet 16 Temmuz 1996 yılında hakka yürüdü.

Seher Yeli

Seher yeli nazlı yare
Bildir beni bildir beni
Düşmüşüm elden ayaktan
Kaldır beni kaldır beni

Söyle güzeller şahına
Yüz süreydim dergahına
Zehir olan kadehine
Doldur beni doldur beni

Kul Ahmed’im gönül versem
Bağrında gülünü dersem
Senden gayrı yar seversem
Öldür beni öldür beni
-Kul Ahmet-

Ali Gül Bakır Dede

AliGül Dede; 23 Ağustos 1999 günü K.Maraş Elbistan yolunda geçirdiği bir trafik kazasında eşi Save Ana ile birlikte hakka yürüdü.

Tacim Bakır Dede (Büyük Tacim)

[pro-player][/pro-player] Sinemilli Ocağına bağlı dede Tacim Bakır, Rumi Takvime göre 1321 tarihinde Kantarma Köyün’de doğdu. Kantarma; Kahraman Maraş İli Elbistan ilçesine bağlı Alevi köyü’dür. Atalarının; Güneşin doğduğu yer anlamında Horasan’dan geldiğini söylerdi. Tacim Dede burada doğdu ve burada hakka yürüdü. Türkiye’nin çeşitli İl, İlçe ve köylerinde Alevi kültürünü yaymak için dolaştı, dedelik yaptı. Eski Arapça okur ve yazarlığı

olduğu gibi, yeni Türkçe okur ve yazarlığı vardı. Aleviler arasında Cem bağlar, Saz çalar ve hoş sedasıyla deyişler ve gülbenkler okurdu.
Babasının adı Şığo dede, annesinin adı Güley anadır. Kardeşlerden en büyüğü İbrahim (İBO DEDE) dede’dir. 1968 yılında Kantarma Köyü’nde hakka yürüdü. Ondan sonra abisi Şeyğo dede gelir. Hakka yürüdü. Sonra ablası Hatice ana (ĞACE ANA) gelir. Gücük Köyü’nde hakka yürüdü. Kendisinden sonra Güle Ana gelir. Hakka yürüdü. Daha sonra Kardeşi Bektaş dede gelir. 1959 yılında hakka yürüdü. Daha sonra kardeşi AliGül Dede gelir. AliGül Dede; 23 Ağustos 1999 günü K.Maraş Elbistan yolunda geçirdiği bir trafik kazasında eşi Save Ana ile birlikte hakka yürüdü.

Tacim Dede’nin Eşi’nin adı Fadime anadır. Rıza Dedenin kızı Fadime ana 18 Nisan 2002 yılında Kantarma Köyünde hakka yürüdü. Yaşamı boyunca hiç Türkçe konuşmadı. Çünkü bilmiyordu.
Tacim Dede ve Fadime ana dokuzu erkek, beşi kız olmak üzere on dört evlat sahibi idiler. Şuan evlatlardan sekizi erkek ve üçü kız olmak üzere 11 evladı hayattalar. Evlatlardan Ali Ekber Bakır, babasından el alarak Alevi erkanını ve kültürünü devam ettiriyor. Ali Ekber Dede halen Kantarma’da ikâmet etmektedir.
Tacim Dede; yaşamı boyunca örnek kişiliği, önderliği ve Aleviliği yayma ve tanıtarak geliştirmede büyük çapta çalışmaları ile isim yapmıştır. Aleviliği yaşatmak, halka ve hakka olan inancını şu sözlerle özetlerdi: “Kapun terkeylemek yoktur, eğer hak canım almazsa, Kapunda ölmektir kastım, felek bir yana salmazsa”.

O, aynı zamanda bir doğa aşığı idi. Ağaç diker, ağaçların aşısını bizzat eliyle yapardı. Arta kalan zamanlarında Kızılkandil köyündeki tarla ve bahçe işleriyle uğraşırdı. 1988 yılının Ekim ayının 6. günü bir öğlen vakti Kantarma Köyü’nde kendi mekanında hakka yürüdü. Türbesi Kantarma Köyü mezarlığındadır. Eşi Fadime ana ile yanyana öteki yaşamlarını sonsuza kadar sürdürmekteler…

GÜZEL SÖZLERİ

-Yoldaki taşları temizle, bu bile bir hizmettir.
-Yarım kalan duvara bir taş ekle, boş oturmaktan iyidir.
-Kendin yapacağın işleri, başkasına yaptırma.Bir yükten farkın kalmaz.
-Alçak gönüllü ol, insanları sev, iyi anlat, iyi dinle.
-Sevgi en büyük hizmettir.
-Büyüklerine saygıda kusur etme, saygıyı sende hak edersin.
-Boşta gezmek, tespih çekmek, zaman harcamaktır, avareliktir.
-Bir ağaç dik, gölgesi bile faydadır.
-Kötüye gaybet olmaz, iyi ol, iyilik yap.
-Boş oturan , hoş olmaz. Dedikodudan başın kaldırmaz.
-İyi bildiğini sakınma, başkalarınada anlat, faydan olsun.

 

Dedeler: Anayasadaki yerimize biz karar verelim

Türkiye’nin dört bir yanından Alevi dedeleri ile inanç önderleri Cami-Cemevi-Aşevi projesine karşı bir araya geldi. Bu projenin Alevilere sorulmadan hayata geçirildiğini belirten dedeler, Alevilere yönelik talep ve sorunlara karşı inisiyatif alarak mücadele programı çıkaracaklarını açıkladılar.

Dedeler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi kurumunun yaptığı çağrıyla Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi konferans salonunda bir araya geldi. İlk olarak konuşan PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, Başbakan Erdoğan tarafından dillendirilen ve önümüzdeki günlerde açıklanacak olan ‘demokratikleşme paketi’ne atıfta bulundu. Bülbül, “Bu paketlerde bize dair söylemler ve ifadeler var. Lakin bu söylemlerin bizim hak ve taleplerimizi içermediğini biliyoruz. Biz Alevi kurumları olarak belirlediğimiz programlar çerçevesinde mücadele etmeye başlayacağız” diye konuştu.

DEVLET ALEVİSİ YARATMA ÇABASI

Bülbül’ün ardından konuşan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir de, AKP hükümetinin iktidarda olduğu süre içerisinde çok sayıda Alevi açılımı yapıldığını şimdiye kadar yapılanların hepsinin de asimilasyoncu ve devletin Alevisini yaratma girişimlerinden ibaret olduğunu anlattı.

‘KİM BU ALEVİLER?’

AKP hükümetinin yeniden bir açılıma giriştiğini kaydeden Demir, “Bu açılım Alevi açılımı ama içerisinde ne hikmetse Aleviler yok. Başbakan her fırsatta Alevi önderleri ve liderleriyle konuştuğunu söylüyor. Ben çok merak ediyorum bu görünmeyen Alevi liderleri, önderleri kimdir” diye sordu. Demokratikleşme paketi hazırlanırken de Alevilere danışılmadığını söyleyen Demir, devletin alevileri asimile ederek, devletin alevisi yapmak istediğini vurguladı. Alevi örgütleri olarak miting kararları aldıklarını hatırlatan Demir, Ekim ayında yapılacak mitingler için de çalışmaların hızlandırılmasını istedi.

‘BU TEHLİKELERİ AYLAR ÖNCESİNDEN BİLİYORDUK’

Kurum temsilcilerinin konuşmasının ardından Postnişin Hürrem Veliyettin Ulusoy da söz aldı. Gelinen süreci vahim olarak nitelendirdi. Ulusoy, “Anayasa yapılıyor biz yokuz. Bizimle ilgili kararlar alınıyor biz yokuz. Sessiziz. Biraz  da kendimizi kritize edelim” dedi. Ulusoy, “Cemevi ile caminin aynı avlu içinde yapılacağına, anayasının neresinde olacağımıza biz karar vereceğiz” diye konuştu.

Sorunların ve çözüm yollarının masaya yatırılarak komiteler eşliğinde bir yol haritası çıkarılmasını öneren Ulusoy, “Dostlar çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Bilançoya baktığımızda elimizde hiçbir şey yok. Eğitim yok. Dergahlarımız bile elimizden alındı. Bu son tren son toplantı. Birlik ve beraberlik içinde olmalıyız” dedi.

Ulusoy’un konuşmasının ardından inisiyatif dedelere ve inanç önderlerine verildi. Divan kurulu oluşturan dedeler neler yapılacağının tartışmaya açılmasını, açık kürsü oluşturulmasını önerdi. Toplantının bu bölümü basına kapalı olarak devam etti. Dedeler, çıkan sonuç ve kararların daha sonra kamuoyuna duyurulacağını bildirdiler. (Ankara/EVRENSEL)

Hasret Gültekin

(d. 1 Mayıs 1971 Sivas / İmranlı – ö. 2 Temmuz 1993 Sivas),
2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen 35 kişinin arasındaydı. Hasret Gültekin en sevilen Anadolu halk ozanlarındandı. 22 yaşında konser için gittiği Sivasta kaldığı Madımak otelinin yakılması sonucunda öldürülmüştür.
Sivas İmranlı’nın Han köyünde kürt ve alevi bir ailede dünyaya geldi. Süleyman ve Hacıhanım Gültekin’in üçüncü çocuğudur. Gültekin 6 yaşında iken bağlama çalmaya başladı. Girdiği Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesini yarıda bırakarak müzik hayatına başladı. Aynı zamanda siyasi bir kişiliğede sahip olan Gültekin İşçi Partisi üyesiydi. Sanatçı ilk resitalini Kadıköy Moda Sineması’nda verdi ve ilk albümü “Gün Olaydı”yı 16 yaşında çıkardı. Talip Özkan`ın öğrencisi oldu. 1989 yılında çıkardığı “Gece ile Gündüz Arasında” adlı albümü ile sadece sesi ile değil bağlama ve şelpe tekniğiyle de dikkatleri çekti. Çok sayıda sanatçının albümüne müzik yönetmeni olarak imza atmıştır. 1991’de “Rüzgarın Kanatlarında” adlı bir albüm daha çıkarmıştır.
Uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsil eden Hasret Gültekin, 1991’de Yeter Gültekin’le evlendi. Bilimsel sosyalizmi benimsedi; önce Sosyalist Parti’nin, bu parti kapatılınca da İşçi Partisi’nin çalışkan bir üyesi oldu.[2][3] Pir Sultan Abdal Kültür Festivali’ne katılmak üzere gittiği Sivas’ta, gerici bir ayaklanma sonucunda kundaklanan Madımak Oteli’nde 22 yaşında cinayete kurban gitti. Ölümünden 72 gün sonra, 13 Eylül 1993’te Roni Hasret adı verilen bir oğlu oldu.
Ölümünün ardından Kalan Müzik tarafından “Seçmeler” adlı bir toplama albümü ve 1993 yılında Yunanlı Rembetiko grubu Prosechos ile birlikte verdiği “Ege’nin iki yakası” adlı konserdeki bazı şarkılardan oluşan ve aynı adı taşıyan albüm Hasret Gültekin Kültür ve Sanat Merkezi tarafından yayımlandı.

Eserlerinden:

BU BENDEKİ CANIMA
———
Bu gece

ben giderim resmim kalır,

belli ki bir hevesim kalır,

gözüm arkada kalmaz,

Seni göresim kalır..

 

Sesim kalmaz,

sözüm kalmaz,

yarım kalır bir öykücük,

bozulmuş bir tılsım kalır.
Güze ulaşır vakit

kurur dallar,

ayaz kalır…

Gece çöker baykuş öter,

yaşanmamış bir yaz kalır.
Söner içimdeki yangın,

direnen kımıl, göğ ekinler,

açar güneş,

mevsim ilkbahara döner,

yemyeşil bir tınaz kalır.
Alacak renkler susar,

ortada tek “beyaz” kalır.
Çürür düzen zulüm biter,

kar altında gülüm biter,

vakit ulaşır yolum biter,

birde yasak “adım” kalır.
Toplatılır yazılarım,

yakılır dizelerim,

kurutulur gözlerim,

geride genç ölüm kalır.

Pir Mehmet Yüksel

Pir Mehmet Yüksel
1920 yılında Elbistan’ın Kantarma Köyünde dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel 18 Eylül 2013 Çarşamba günü, 94 yaşında hakka yürüdü. Sinemilli aşiret ocağının merkez köyü olan Kantarma’da yaşayan son kuşak temsilcilerinin en yaşlı Piri olan Mehmet Yüksel yakınları ve talipleri tarafından yaşayan son Sinemilli çınarı olarak adlandırılıyordu. Büyük İbo Dede’nin oğlu Alibeg Dede ile Selver Ana’nın çocuklarından biri olarak dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel 1970’li yıllara kadar toplumda aktif dedelik görevini sürdürdü. Gerek Sinemilli aşireti gerekse de talip aşiretler nezdinde bilgisi görgüsü ve tarzıyla çok büyük saygı uyandırmıştı. Pir Mehmet Yüksel yaşadığı son güne kadar gerek yol erkân gerekse de Alevilik konusundaki bilgi dağarcığı ve güçlü hafızası ile yaşayan Aleviliğin önemli temsilcilerindendi. Kürt Alevi coğrafyasının ve Hakikatçi Aleviliğin merkezi sayılan Elbistan bölgesinde doğup büyüyen Pir kendisinden önce hakka yürüyen İbo Dede, Bektaş Dede, Şıxo Dede, Büyük Tacım Bakır Dede, İbrahim Aldede, Mehmet Mustafa Dede, Aligol Bakır Dede, Hasan Sinemillioğlu Dede, Mamo Dede (Mamo Geyik) gibi pirler ve dönemin ileri gelen Hakikatçi Alevi filozof ve ozanlarıyla birlikte bölge Aleviliğinin kimlik inşasında ve günümüze taşınmasında çok önemli rol oynadı. Kuşağıyla birlikte günümüz Alevi-Kızılbaş Müziğinin oluşması, repertuarın genişlemesi ve eserlerin kayıt altına alınarak günümüz kuşaklarına ulaştırılmasının önemli emektarlarından ve kaynak kişilerinden biriydi. Çok zor koşullar altında eğitimlerini, dönemin yöredeki sayılı yol önderleri ve bilgelerinden alan Pir Mehmet Yüksel, kendi kuşağı diğer pirler gibi Kürtçe ve Türkçenin yanı sıra Arapça ve Farsçaya da hâkimdi. Deyişlerini hem Türkçe hem Kürtçe dillendiren bölge dedelerinin önemli ve sayılı temsilcilerindendi. Gerek inanç konusundaki bilgisi gerekse toplumsal meselelere hâkimiyetinden ötürü toplum tarafından muhabbetleri çok büyük saygı ile dinlenir ve daima arzulanırdı. Hatice yükselle evli olan Pir, Elif, Tacım, İbrahim, Leyla, Mehmet Mustafa, Alibeg ve Sinan adlarında 5 erkek 2 kız yedi çocuk babasıydı. Pir Mehmet Yüksel 20 Eylül Cuma günü kendi köyünde yapılan  cenaze erkanıyla hakka uğurlandı.

Alevi kurumlarından 0rtak sorunlarımızı değerlendirme toplantısına çağrı

Demokrasi, eşit yurttaşlık ve laiklik prensiplerine inanan tüm kurum ve kuruluşlara ortak çağrımızdır.

Ülkemizi anlamsız bir savaşın eşiğine getiren,

Toplumumuzun günlük yaşamını ve uluslar arası ilişkileri dini referanslara göre tanımlayıp belirlemek isteyen, Demokratik protesto haklarını kullanmak isteyen her kesi sanal bir komplonun parçası sayıp, hukuk ve insanlık dışı güç kullanımıyla sindirip susturmaya çalışan,

Tarafsız ve bağımsız yargıyı bir yana bırakıp, güdümlü ve kendisi gibi düşünmeyenleri cezaevlerine tıkmaya vasıta kılan bir yargı sitemiyle basını ve sermaye guruplarını kontrol altında tutan,

Çağdaş eğitim sistemini yaz-boz tahtasına çevirerek, düşünen, irdeleyen, sorgulayan bir eğitim sistemini ortadan kaldırarak Türkiye’yi 4+4+4 sistemiyle bir imam hatip okulları bahçesine çeviren,

Ayrıştırıcı, aşağılayıcı, ötekileştirici bir üslupla ülkemizdeki kardeşlik ve birlikte yaşama kültürünün temeline dinamit koymakta olan, Türkiye toplumunun onca ortak değerleri varken.3.köprüye Alevilerce atalarının katili olarak bilinen Yavuz Sultan Selim ismini vererek onları aşağılayan ve ötekileştiren,

Ülkenin bir demokratikleşme sorunu olan Kürt ve Alevi sorunu gibi temel iki soruna yasal zeminde çözüm üretmesi gerekirken, önü-sonu belli olmayan ve kimsenin bilmediği ancak Başbakanın kafasında olduğu varsayılan kandırma ve aldatma vaatleriyle sorunları içinden çıkılmaz bir hale getiren,

İki yılı aşkın bir süredir toplum ihtiyaçlarına cevap verecek, demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde bir Anayasayı çıkarmayıp, toplumu bıktırdıktan sonra kendi kafasındaki anayasayı dayatma projesi peşinde koşan,

Bir hükümet ve başbakanla ülkemiz yönetilmektedir.

Kısaca mutlu ve huzurlu insanların yaşadığı bir ülke yerine her kesimin şikâyetçi olduğu ülkemizin bu sorunlarını görüşüp tartışmak, ortak eylem planlarını tartışıp karara bağlamak için, demokrasiye, insan haklarına, eşit yurttaşlığa, hak ve adalete inanmış tüm kurumlarımızı bu toplantılara davet ediyoruz.

BU AMAÇLA İLK TOPLANTI ANADOLU YAKASINDA KURUM VE KURULUŞ YÖNETİCİLERİYLE 25.09.2013 GÜNÜ AKŞAMI SAAT 18:30 DA GÖZTEPEDEKİ ŞAHKULU SULTAN VAKFINDA,2.Cİ TOPLANTI 27.09.2013 GÜNÜ AKŞAMI AVRUPA YAKASI KURUM VE KURULUŞ YÖNETİCİLERİYLE OKMEYDANI CEMEVİNDE YAPILACAKTIR. KATILIMINIZI ÖNEMLE RİCA EDERİZ.

SAYGILARIMIZLA

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ

PİR SULTAN ABDAL  KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ

ALEVİ DERNEKLERİ FEDERASYONU VE BİLEŞENLERİ

HACI BEKTAŞ-I VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI VAKFI

GARİPDEDE DERGÂHI

 

İRTİBAT TELEFONLARI: ŞAHKULU VAKFI: 0216 3685525

OKMEYDANI CEM EVİ: 0212 238 01 02

 

 

 

 

Aleviler ve Devlet

Yaşadığımız ülkede, son yıllarda her alanda çok hızlı ve başdöndrücü gelişmeler ardı ardına yaşanıyor. Bunların bir kısmı teknolojik ve ekonomik olarak uluslararası sisteme entegrasyonun gerekliliği şeklinde doğal ve kendiliğinden yaşanan gelişmeler. Diğer bir kısmı ise bunlara paralel olarak sosyo kültürel ve sosyo politik alanda olması gereken gelişme ve normalleşmeler. Daha doğrusu, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar halledilmesi gerekip de bir türlü yerine getirilmeyen demokrasi ve hukuk temelli hak ve hürriyetler de diyebileceğimiz, insanca yaşamaya dair değerler bütünü…

Her anlamda Osmanlı bakiyesi bir ülke olma özelliği gösteren Türkiye, Osmanlı’dan devraldığı sorunları, çözme istemi bir yana “tek ulus, tek dil ve tek din” esasına dayalı bir ülke yaratma uğruna başvurduğu zor ve katliamcı mantıkla daha da katmerli ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşu ve bu esnada verilen kurtuluş mücadelesi esnasında, İttihat Terakki’nin kadroları ülkedeki her etnik ya da dini kesimin desteğini, bir takım vaatler vererek ustaca sağlamayı başarmış, ancak daha sonra bu vaatlerini unutarak bütün bu kesimlere despot, ırkçı ve faşizan uygulamalara başvuran bir yönetim anlayışını dayatmıştır.

1950’lere kadar süren bu tek parti (CHP) diktatoryası, kendi içinden çıkan muhalefetin güçlenerek iktidara gelmesi sonrası başka bir yöne evrilmiş, cumhuriyeti kuran asker-sivil bürokrasi bu gidiş karşısında askeri darbe seçeneğini devreye koymuş ve ülkenin son elli yılı peşpeşe gelen darbeler neticesinde akamete ve her anlamda kesintilere uğratılmıştır. Tabii bu darbelerde 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra güçlenen ve tüm dünyada batı kapitalizminin sömürgeciliğine karşı yükselişe geçen sol/sosyalist kurtuluş mücadeleleri ve devrimci hareketlerin önlenmesi çabası çok etkili olmuş ve batı emperyalizmi tarafından dünyanın bir çok ülkesinde askeri müdahaleler uygulamaya konmuştur.

Konuyu çok fazla dağıtmadan, Türkiye’deki asker-sivil bürokrasinin bunları yaparken, başta Aleviler olmak üzere bir çok değişik kesimin (hatta 1960 darbesinde olduğu gibi sol kesimin bile) desteğini sağlamış olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Özellikle Aleviler açısından cumhuriyet tarihi tam bir ironidir. Aleviler, cumhuriyet sonrası oluşturulan tekçi “Türk-Sünni” devlet tarafından sürekli, sistematik baskı ve soykırımlara maruz bırakılmalarına rağmen, resmi ideoloji tarafından “cumhuriyetin ve sözde laikliğin kendileri için yaşamsal bir nimet olduğu” yalanına inandırılarak, düzenin gönüllü destekçileri haline getirilmişlerdir.

İşte 21. yüzyılın son çeyreğine bu şekilde giren Türkiye’nin, özellikle 1980 faşist askeri darbesi sonrasında yaşadığı korkunç ve ağır baskı sonrası Kürtlerin başlatmış olduğu silahlı isyan ve özgürlük mücadelesi, birçok kesimle beraber Alevilerin de ezberinin bozulmasına yol açmıştır. Bunu güren devlet, özellikle 1990’lı yıllarda kendi eliyle kurdurduğu (CEM Vakfı) veya desteklediği Alevi kurumları aracılığıyla Aleviliği “Türk-İslam” çerçevesine hapsederek, özellikle Kürt hareketiyle olabilecek bağlarını koparmayı hedeflemiş ve başlarda bu konuda belli oranda başarı da sağlamıştır. Ancak Kürt siyasi hareketinin ve PKK’nin ağır bedeller ödeme pahasına sürdürdüğü özgürlük mücadelesi, zaman içinde Türkiye’deki bütün ötekilerin ve ezilenlerin sesi ve ortak mücadelesi olma gibi bir özellik de kazanmış, bu anlamda özellikle Kürt Kızılbaş Aleviler devletin bu politikalarını boşa çıkarmıştır. Ayrıca Kürtlerle girdiği mücadelede başarısız olan, ekonomisi hasar gören ve yorulan devlet, uluslararası sermaye ve batının kendisine bölgede yeni biçtiği rölün gereği olarak “huzurlu ve güvenli” bir coğrafya yaratılabilmesi için bölge halklarıyla ve Kürtlerle barış yapma zorunluluğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte Aleviler savaşın sürdüğü ortamda devlet tarafından Kürtlere karşı “müttefik” olarak kullanılmak istenmiş, görece rahat bırakıldıkları bir ortamda kurumsal anlamda örgütlenmelerini başlatabilmişlerdir.

Bugün Avrupa ve Türkiye’de geniş bir örgütlülük yapısına erişmiş olan Alevilerin bu durumu karşısında devlet klasik refleksi gereği, günümüzde AKP hükümeti aracılığıyla yeni bir takım oyunlar sahnelemeye çalışmaktadır. Açılımlar şeklinde ve değişik içeriklerle karşımıza çıkan bu politikaların detaylarına ve Alevilerin bunlar karşısındaki tutum ve davranışlarına ilerleyen zamanlarda detaylıca değinmeye çalışacağız. Ancak burada yer darlığından ilk etapta değinmek zorunda olduğumuz öncelikli konu, önmüzdeki kısa dönemde cem evlerinin yapısı ile, Alevi dedeleri ve kurumlarının Diyanet ile ilişkilendirilmesi çalışmalarının hız kazanacağına yönelik bazı işaretlerin varlığıdır. Devlet bunu ilk defa dile getirmemesine rağmen, buradaki tehlike buna Alevilerin kısmen de olsa ikna edilebieceklerine ve böylece “ocakların” devreden çıkarılarak Diyanet merkezli bir çözümün, üstelik de Alevilerin kendi elleriyle hayata geçirilebileceğine dair endişelerimizdir. Dediğimiz gibi bu ve benzeri tehlikeleri ilerde detaylı biçimde ele alıp takip etmeye devam edeceğiz. Sözü Alevilerin kendilerine ait tüm sorunlarında sadece kendilerinin özgüçleri ve örgtlülüklerine dayanarak çözüm üretmeleri gerektiği şeklinde noktalayıp, devam edeceğimizi belirterek bitirelim…

Pir Mehmet Yüksel Hakka Yürüdü

1920 yılında Elbistan’ın Kantarma Köyünde dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel  18 Eylül 2013 Çarşamba günü, 94 yaşında hakka yürüdü. Sinemilli aşiret ocağının merkez köyü olan Kantarma’da yaşayan son kuşak temsilcilerinin en yaşlı Piri olan Mehmet Yüksel yakınları ve talipleri tarafından yaşayan son Sinemilli çınarı olarak adlandırılıyordu. Büyük İbo Dede’nin oğlu Alibeg Dede ile Selver Ana’nın çocuklarından biri olarak dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel 1970’li yıllara kadar toplumda aktif dedelik görevini sürdürdü. Gerek Sinemilli aşireti gerekse de talip aşiretler nezdinde bilgisi görgüsü ve tarzıyla çok büyük saygı uyandırmıştı. Pir Mehmet Yüksel yaşadığı son güne kadar gerek yol erkân gerekse de Alevilik konusundaki bilgi dağarcığı ve güçlü hafızası ile yaşayan Aleviliğin önemli temsilcilerindendi.  Kürt Alevi coğrafyasının ve Hakikatçi Aleviliğin merkezi sayılan Elbistan bölgesinde doğup büyüyen Pir kendisinden önce hakka yürüyen İbo Dede, Bektaş Dede, Şıxo Dede,  Büyük Tacım Bakır Dede, İbrahim Aldede, Mehmet Mustafa Dede, Aligol Bakır Dede, Hasan Sinemillioğlu Dede, Mamo Dede (Mamo Geyik) gibi pirler ve dönemin ileri gelen Hakikatçi Alevi filozof ve ozanlarıyla birlikte bölge Aleviliğinin kimlik inşasında  ve günümüze taşınmasında çok önemli rol oynadı. Kuşağıyla birlikte günümüz Alevi-Kızılbaş Müziğinin oluşması, repertuarın genişlemesi ve eserlerin kayıt altına alınarak günümüz kuşaklarına ulaştırılmasının önemli emektarlarından ve kaynak kişilerinden biriydi.  Çok zor koşullar altında eğitimlerini, dönemin yöredeki sayılı yol önderleri ve bilgelerinden alan Pir Mehmet Yüksel, kendi kuşağı diğer pirler gibi Kürtçe ve Türkçenin yanı sıra Arapça ve Farsçaya da hâkimdi. Deyişlerini hem Türkçe hem Kürtçe dillendiren bölge dedelerinin önemli ve sayılı temsilcilerindendi. Gerek inanç konusundaki bilgisi gerekse toplumsal meselelere hâkimiyetinden ötürü toplum tarafından muhabbetleri çok büyük saygı ile dinlenir ve daima arzulanırdı. Hatice yükselle evli olan Pir, Elif, Tacım, İbrahim, Leyla, Mehmet Mustafa, Alibeg ve Sinan adlarında 5 erkek 2 kız yedi çocuk babasıydı. Pir Mehmet Yüksel 20 Eylül Cuma günü kendi köyünde yapılacak olan cenaze erkanıyla hakka uğurlanacaktır.

İAKM ve Cemevi, Ahmet Atakan’ın ölümünü protesto etti

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Londra’da düzenlediği bir gösteriyle, Hatay’daki olaylar sırasında hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ölümünü protesto etti

-İSRAFİL ERBİL: GÜLEN-DOĞAN PROJESİ, BİR KÜLTÜRÜ, İNANCI KATLETME, BİTİRME VE ORTADAN KALDIRMA PROJESİDİR

Cumartesi günü saat 12.00 sıralarında Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösteriye, İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Day-Mer Başkanı Ahmet Sezgin ve Cemevi yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi vatandaşı katıldı.

“Devletin Alevisi Olmak İstemiyoruz” ve “Cami-cemevi projesi Aleviliğe ihanettir” şeklinde dövizler açan grup Ankara, Tuzluçayır’daki saldırıları protesto etti.

Gösteride Cemevi Başkanı İsrafil Erbil kısa bir konuşma yaptı.Fethullah Gülen ve İzzettin Doğan’ın Cami-Cemevi ortak projesine tepki gösteren Erbil, “Bu tür projelerle Aleviliğin içini boşaltmaya ve Alevi inancını yok etmeya çalışıyorlar” dedi.

Projenin Türkiye’de Alevilere yönelik sürdürülen asimilasyon politikalarının bir devamı olduğunu kaydeden Başkan Erbil, “Bu projeye; Bir kültürü, bir inancı katletme, bitirme ve ortadan kaldırma olarak bakıyoruz” dedi.

Antakya’da öldürülen Ahmet Atakan’ın ölümünden  Fettullah Gülen ve İzetten Doğan’ın sorumlu olduğunu belirten Erbil, “Bizler dostumuzu ve düşmanımızı iyi tanıyamazsak, kandırılmış olanlada da yardımcı olamayız” diye konuştu.

Erbil’in konuşmasının ardından Alevi kurumlarının ortak olarak yayınladığı basın açıklamasını Croydon Cemevi Başkanı Mahmut Aydoğan okudu.

Aydoğan, “Pensilvanyalı Hoca Efendi ve İzzettin Doğan Hoca Efendi ortaklığında yapılan ‘Cami, Cemevi iç İçe’  projesi barış projesi değildir. Her iki inanç açısından da bir meşruiyeti ve hakkaniyeti yoktur. Arsasından, imar projesine, temelinden, harcına kadar yöntemi korsan zihniyeti gayrı meşrudur! Bu bir Asimilasyon projesidir, Aleviliği ‘ılımlı Siyasal İslam’içinde eritmeyi amaçlamaktadır” dedi.

“Mevcut anlayış tarafından bilinçli ve kasıtlı olarak ‘Alevileri, Sünnilerle barıştırma’ kavramı kullanılmaktadır” diyen Aydoğan şunları söyledi; “Biz Alevilerin, Sünni toplumu ile çözümlenmeyecek, kavgayı gerektirecek bir sorunumuz yoktur. Aleviler, Sünnilerden değil, devletten hak istiyorlar. Alevileri ötekileştiren, meşru demokratik haklarımızı gasp eden, Aleviliği yasaklayan Sünni Toplumu değil ırkçı, gerici, asimilasyoncu devlet anlayışıdır. Biz Aleviler Laik, Demokratik Türkiye ve Eşit Yurttaşlık İstiyoruz. Aslında biz Aleviler hak alma noktasında bile değiliz! Varlık yokluk noktasındayız!!! AKP eliyle Türkiye’nin dört bir yanında ve Suriye’de Alevilere karşı yürütülen devletin geleneksel inkarcı politikası haklarımızı ve inancımızı tanımak yerine kendi siyasetine göre bir Alevilik tanımı yapıyor”

İki Hoca Efendi’nin Mamak/Tuzluçayır’ı özellikle seçtiklerini ifade eden Mahmut Aydoğan, sözlerini şöyle sürdürüdü: “Hoca Efendilerin proje ortakları evlerimizin içine kadar girip adına “Gaz bombası” dedikleri kimyasal silahlarla beşikteki bebeklerimizi, yatak odalarımızı zehirlemişlerdir. Gezi eylemlerinde genç canlarımızı hunharca katleden polis güçleri yine Hatay’da Ahmet Atakan Canımızı katletmiştir. Polisin insan hakları, demokrasi ve toplum düşmanlığı, kimyasal gaz terörü, katliam tutkusu bizzat Başbakanın talimatlarıyla yürüyor. Soruyoruz, Gezi Eylemlerinde katledilen canlarımızın katilleri nerede? Bunca somut delil ortada iken, neden katilleri koruyup saklıyorsunuz?… Hangi hukuk katilleri koruma, kollama ve saklama hakkını size veriyor???”

Mahmut Aydoğan konuşmasında  AKP Hükümetinin “İleri demokrasisi”ninsahte olduğunu belirterek, “AKP İçte ve dışta ısrarla yürüttüğü şiddet ve nefret politikasının adını “Çözüm süreci” koymuştur.  AKP’nin “Alevi açılımı” ve “Çözüm süreci” de sahtedir. Maaşlı dedelik, devletleştirilmiş Alevilik, ibadethane statüsü tanınmaksızın cemevini diyanet vakfı içinde camileştirmek taleplerimiz arasında yoktur. Başbakanın yegane çabası sahte demokrasi paketleri ile Yerel seçimler için zaman kazanmaktır. Bakınız “Yeni anayasa” dedikleri “Süreç” 12 Eylül Askeri Darbe Anayasasını yamalama sürecine dönmüştür. Yarın 12 Eylül 1980 Faşist darbesinin 33. Yıldönümüdür. 33 Yıldır Türkiye 12 Eylül zihniyeti ile yönetilmektedir. “Darbecileri yargılayacağını” söyleyen AKP rejimi 12 Eylül zihniyetini yaşamın her alanında ısrarla sürdürmektedir” dedi.

Aydoğan sözlerini şöyle sürdürdü:   “Alevi kurumları olarak oyunun farkındayız! Hoca Efendilerin ve AKP Hükümetinin aktör olduğu bu asimilasyon, ırkçılık ve katliam senaryosunun uygulanmasına izin vermeyeceğiz.

Türkiye’de ve Avrupa’da örgütlü olan Alevi Kurumları olarak bir araya geldik, Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık hakkı için bir kere daha Türkiye’nin her yerinde “Gezi Ruhu” ile alanlara çıkmaya, demokrasi mücadelesini yükseltmeye karar verdik.

Ekim (2013) ayı içinde Adıyaman, Mersin, İzmir, İstanbul’da yüz binlerce canımızla yapacağımız mitingleri Türkiye genelinden Ankara yürüyüşümüzle sürdüreceğiz. Hiç kuşkusuz hak almanın, demokrasi ve özgürlükleri edinmenin yolu sokağa çıkmaktan, baskı ve katliam politikasına inat meydanlarda buluşmaktan geçiyor. Demokratik Alevi Hareketi olarak eylem programımızı yerel örgütlerimizle dost ve müsahip kurumlarla paylaştıktan sonra takvimlendirip, uygulamaya koyacağız”