Ana Sayfa Blog Sayfa 6402

Ehli Hak, Alevi, Ra Heq ve Yarsanlar Üzerine Notlar

Yıllardan beri Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da „Alevilik“, „Bektaşicilik“ ve „Ra Heq“ adları altında çeşitli Kürdistan’daki bir dinsel grup hakkında bir tartışma yürütülüyor. Bende her Kürd insanı gibi bu tartışmaları takip etmeye çalışıyorum…
Türk devleti bilinçli ve planlı bir şekilde bu dinsel grubu Kürdlerden ayırmaya, Türk menşeli bir yapı olarak lanse ediyor..
Bu girişim tıkandığı yer ve anda ise „Alevilerin farklı bir millet olduğu“ tezini geliştiriliyor..
Her iki durumda da „Alevileri“ Kürdlerden ayırma söz konusudur.
Ben burada bu dinsel grubun hangi isimle adlandırılması

gerektiği (Alevi, Ra Heq veya başka bir isim) noktası üzerine durmayacağım.. Belki yazı serisinin sonunda bu nokta üzerine durmaya çalışacağım..

Güney ve Doğu Kürdistan’da Kuzey Kürdistan’da var olan bu dinsel grubun bir benzeri farklı isimler altında varlığını sürdürüyor. Ülkemizin sözünü ettiğim parçalarında bu dinsel grup Ehli Hak, Kakayi, Ali İllahi, Yarsan vb isimler altında varlığını sürdürüyor..
Ülkemizin Güney ve Doğu parçalarında bu dinsel yapılanma üzerine onlarca kitap yazılmış… Ayrıca bu dinsel yapının kutsal kitapları var. Hepsi Kürdçedir. Yani bu dinsel grubun ibadet dili Kürdçedir.

Ben bu yazı serisi boyunca çeşitli kitaplarda önemli gördüğüm bazı hususları özetliyerek aktarmaya çalışacağım.. Keşke bu kitapları çevirmeye zamanım olsaydı…. Zaman yokluğundan dolayı bu tartışmalara kısmen katkıda bulunmak amacıyla böyle bir yazı serisini gerekli görüyorum..

İlk olarak değerli Kürd araştırmacısı Eyub Rustem’in 2006 yılında yayınladığı „YARSAN- Dinsel ve Tarihsel bir Araştırma“ adlı eserinin giriş bölümündeki kaynak taramasını aktaracağım…

Saygılarımla

Aso Zagrosi

FARKLI TEKST VE KAYNAKLRDA YARSANLAR

Konunun esasına girmeden önce Yarsanların çeşitli bölgelerde ve tarihsel kaynaklarda farklı bir şekilde adlandırdıklarını vurgulamak istiyorum. Kakayi, Ehli Hak ve Ali İllahi gibi.. Bu isimlerin hepsi aynıdır, böyle adlandırılmalarının tarihsel nedenleri vardır. Yeri geldiğinde kitabımda bu hususlar üzerine duracağım. Fakat, kitabımda diğer isimlendirmelerden ziyade YARSAN ismini kullanacağım.. Bana göre Yarsan bu dinsel grubun ritüellerini ve yolunda olan insanların durumunu en iyi şekilde açıklıyor (Yar ve Yarsan)…

Yarsan üzerine yazan bir hayli kaynak var. Ben geçen yüzyılın 70’li yıllarından beri bu kaynakları inceleme çabası içindeyim.. Bu kaynakların büyük bir kesimini toplayabildim. Ayrıca hala kavuşmadığım onlarca kaynak var. Fakat benim bugüne kadar topladığım kaynaklarda az değildir. Bu çalışmalarım boyunca Yarsan dininin temeli hakkında, özgüllüğüne ilişkin, şahsiyetleri hakkında, deyişleri, türküleri ve diğer yazılı eserleri hakkında bir hayli bilgi sahibi oldum. Ayrıca, Yarsan dininin ritüelleri, ortaya çıkışı, yayılması, gelişmesi ve örgütlenmesi hakkındada ciddi bilgilere ulaştım.

Aşağıda Yarsan Dini hakkında bu araştırma için yararlandığım bazı kaynakları veriyorum.

1) SERENCAM
Bu kitap Yarsanların kutsal kitabıdır. Yarsanların kendileri bu kitaba KELAM yada Kelami Xezane diye adlandırıyorlar..
SERENCAM 6 bölümden daha doğrusu 6 kitaptan oluşuyor.

a) Barge Barge: Birinci kitap, San Sahak Berzenci, Pir Bunyamin, Sey Mir Ahmed, Sey Mustafa, Sey Ebulwefa, Sey Hebib Şah, Haci Bawesi ve sekizinci(hicri) yüzyılda yaşıyan diğer bazı Yarsan din alimleri ve önderleri tarafından yazılmıştır. Bir çoğu Kürdistan’ın farklı şehirlerinden gelen insanlardan oluşuyor. Belli bir kesimide Kürdistan’ın dışından Hawraman’a gelmiş, Yarsanların dinini kabul etmiş, Pir seviyesine ulaşarak ve 72 Pir grubuna katılmışlardır.

Bu 72 Pir:
Pir Mikail Dewdani, Pir Nali Mordeni, Pir Şemsi Alemdar, Pir Rukneddin, Pir İsmail Sistani, Pir Qabili Semerqendi, Pir Tayar İsfahani, Pir Kemal Mamolani, Pir Rastgo Qeredaxi, Pir Teqi Şahohi, Pir Heyder Loristani, Pir Nere Balamoyi, Pir Ahmed Loristani, Pir Taceddini Fars, Pir Huseyini Kaşani, Pir Mahmudi Baxdayi, Pir Abduleziz Basrayi, Pir İbrahimi Caf, Pir Suleymani Ardelani, Pir Xaliq Erdebili, Pir Mansur Şoşteri, Pir İsa Şiqaqi, Pir Heyder Kelmeydani, Pir Maliki Goran, Pir Nasiri Baxtiyari, Pir İsa Pisakani, Pir Xelil Musuli, Pir Caferi Kurdistani, Pir Hemze Piri Şahi, Pir Huseyin Stemboli, Pir Elyasi Moryasi, Pir Feyrozi Hindi, Pir Ayazi Magribi, Pir Niga Dartani, Pir Qemersera Qomasi, Pir Tamaspi Kirmani, Pir Teymuri Hawramani, Pir Rehmeti Bembeyi, Pir Qubadi Diwane, Pir Kazimi Kengaweri, Pir Danieli Dalhoyi, Pir Seferi Qelaceyi, Pir Musa Miyaneyi, Pir Sure Hindoleyi, Pir Sadiqi Mazenderani, Pir Nehmeti Tewawdar, Pir Dilawer Dereşişi, Pir Xeyali Maçini, Pir Qanuni Şami, Pir Xatemi Hamadani, Pir Muhamedi Şarezori, Pir Nari Hawrami, Pir İsmail Gulani, Pir Nazdari Şirazi, Pir Nerimani Şahoyi, Pir Tayari Xorasani, Pir Eynwani Kehbeyi, Pir Ahmedi Genceyi, Pir Ahmedi Bersayi, Pir Nadir Qerepapaqi, Pir Mamli Meydeşti, Pir Şalyari Hawrami, Pir Mahmudi Loristani, Pir Necmeddini Farsi, Pir Neqi Tukani, Pir Haşimi Rejewi, Pir Merdi Hordini, Pir Baba Xeyibi Hawari, Pir Fetali Sehney, Pir Ezizi Huwane ve Pir Rustemi Su(23)

b)Dewrey Heftewane= Hewtewane: Serencam’ın bölümü yada kitabı 7. ve 8.yüzyılda(Hicri) yazılmış on heceli deyişlerden oluşuyor. Bu kitapda Yarsanların dini liderleri ve Pirler tarafından yazılmıştır. Bu din alimleri ise San Sahak Berzenci, Pir Bunyamin, Halife Azizi Silemani, Halife Mehemed, Halife Şaşa, Halife Şahabeddin, Halife Bapir, Halife Emir, Halife Cabar, Davidi Kosuwar, Pir Musa Defterdar, Xatun Remzbar, Şah İbrahim Ewet, Melek Geyar, Yar Zerdebam= Bawa Yadgar, Sey Mir Ahmed, Sey Bawesi, Sey Hebib Şah, Sey Mustafa ve Sey Ebulwefadır.

c)Glêm we kol: Serencam’ın bu bölümü ise 8.yüzyılda(Hicri) yazılmıştır. Bu bölümü yada kitabı kaleme alan San Sahak Berzenci, Pir Bunyamin, Davudi Kosiwar, Sey Mir Ahmed, Sey Mustafa, Sey Mehemed Şarezori, Sey Ebulwefa, Sey Hebib Şah, Sey Şehabeddin ve Haci Bawesi tarafından yazılmıştır.(25)

d)Dewrey Çilten: Serencam’ın bu bölümündeki deyişler 8.yüzyılda(Hicri) yaşıyan Yarsanların büyük din alimleri tarafından yazılmıştır. Bu din alimleri ise San Sahak Berzenci, Pir Bunyamin, Davud Kosiwar, Pir Musa Defterdar, Remzbar, Mustafa Dawdani, Yarzerdaban= Bawa Yadgar, Rociyar= Şa İbrahim Ewet’ten oluşuyor. Ayrıca Hawraman halkından olan ve rumuzlarla bu bölüme katkıda bulunanan başka alimlerde vardır. Bunlar Qanun, Siyad, Lami, Pêşeng, Awreng, Xezawi, Şimşal, Seyqal, Ezazil, İdrak, Xwinci, Mesti, Qazi, Werdi, Nişan, Cerge, Seqa, Biya, Merzi, Tewar, Saraf, Sirur, Zertab, Qendil, Şemil, Tofiq ve Herir gibi…(26)

e) Dewrey Abidini Caf=Abdini Başçawiş: Bu kitap 31 bendten oluşuyor. Dinsel bazı konular dışında o döneme ait tarım ve üretim biçimi ilgili bazı yazılarda var.. Ayrıca o dönem toplumsal yapıyı oluşturan bazı aşiret ve kabilelerinin ismide mevcuttur. Bunlardan Lor, Lek, Lolo ve Soran gibi.. Ayrıca şiir ve söylemlerde kutsal ot olan HAUMA’dan(27) söz ediliyor, ki Kurdçe’de SUM’da deniliyor. Ayrıca bu kitapta HURMİZGAN(28) şehrinden de söz ediliyor.(29)

f)Küçük Serencam: Küçük Serencam’da mütevazilik, dine bağlılık, cem, cemhane, kurban, çocukların isimlendirilmesi, ölülerin yıkanması ve matem gibi meseleler üzerine duruluyor.(3) Bu bölüm şiirsel deyişler temelinde kaleme alınmıştır.

Şunu da söylemek lazım ki, Dewrey Abidini Caf hariç(Caf ağzı ile yazılmı) Serencam’ın diğer bölümlerinin hepsi Hawrami-Goran lehçesi ile kaleme alınmıştır. Caf ağzına da Hawrami Caf’da deniliyor. Serencam’ın okunması Yarsan rehberlerinin göreviydi. Onlara da Kelamxwen (Kelam okuyucu) diyorlar.

2)Dewre diye adlandırılan kitaplar:

a) Dewrey Baluli Mayi= Baluli Mahi: Bu kitap Bahluli Mahi’nin ve başka Yarların şiirlerinden oluşuyor.

b)Dewrey Bawa Serhengi Dawdani: Bu kitap Bawa Serhengi Dawdani ve diğer bazı Yarların şiirlerinden oluşuyor.

c)Dewrey Şaxoşin= Mubarek Şah Loristani: Bu kitap Şaxoşin Loristani’nin ve diğer bazı yarların şiirlerini kapsıyor.

d)Dewrey Bawa Nawusi Caf: Bu kitap Bawa Nawusi Caf ve diğer Yarsan Yarlarının şiirlerini içeriyor.

e)Dewrey Bawa Celil,

f)Dewrey Damyar,

g)Dewrey Şaweyquli Qirmizi

ğ) Dewrey Pir Ali

3) Yazarları tarafından Kelam olarak adlandırılan kitaplar:

a)Sey Xamoş’un Kelamı,
b)Perdiweri’nin Kelamı(31)

c)Şah Teymuri Banyarani’nin Kelamı,

d)Zulfiqar yada Zulfiqar Goran’ın Kelamı(32),

e)Cenab’ın Kelamı,

f)Qasid’ın Kelamı,

g)Kelami Mucrim(33)

ğ)Xan Elmas’ın Kelamı,

h)Elibege Caf’ın Kelamı,

i)Heyder’in Kelamı,

j)Newroz yada Derweş Newroz Sorani’nin Kelamı,

k) Dewreş Ocağı’nın Kelamı,

Bu Kelamlardan Dewreş Ocağı’nın Kelamı Türkçe yazılmış. Diğer kalanların hepsi Hawrami- Gorani lehçesiyle kaleme alınmıştır. Aslında Hawraman halkının eski konuşma dili ile yazılmıştır.

4)Yarsanlar tarafından Defter olarak adlandırılan kitaplar:

a)Şindrewi Defteri,

b)Sawa Defteri,

c)Perdiweri’nin büyük Diwanı Defteri,

d)Rimuzi Yarsan Defteri(34)

e)Gewahi Xulaman Defteri,

5)Yarsan yazar ve aydınları tarafından yazılan kitaplar:

a)Yarsan dinin deyişleri: Bu kitabın sahibi Maşallah Suridir.. O kendisini kitabın yazarı ve çevirmeni olarak adlandırıyor. Yazar Yarsan dinine ilişkin deyişleri ve düz yazıları derleyerek Latin ve Arap Alfabesiyle 2 cilt halinde yayınladı. Şunuda vurgulamak gerekir ki bu iki ciltlik eser daha önce Defterler bölümünde Rimuzi Yarsan Defteri olarak adlandırdığımız eserdir. Bu defter Sey Qasim Efseli Şah İbrahim tarafından derlenmiştir, ki kendiside Kirinde Yarsanların Seyid ailesinden gelmektedir. Bu iki kitap arasında bazı farklılıklar var, fakat kitapların içeriğini ve manalarını değiştirebilecek durumu yok.

b)Şahnameyi Heqiqet: Bu kitap Farsça yazılmış 11117 şiir dizesinden oluşuyor. Kitabın yazarı Haci Nihmetullah Ceyhunawayidir. Kendisi Yarsanların tanınan dini önderlerinden biridir. Yarsanlar bu deyişleri ölüleri gömdükleri zaman okurlar.. Bu şahıs şiirlerini Mucrim lakabıyla yayınlıyordu. Yani Mucrim’in Kelamı’nın sahibi….

c)Aşar El Hak, Birhan El hak ve Mahrifet El Hak kıtabı: Bu kitabın yazarı Haci Nihmetullah Ceyhunawayi’nin oğlu Haci Nuri Ali İllahidir.(Bu aile hakkında daha önce bazı şeyler yazmıştım.. Melekcanda bu aileden ekte veriyorum-Aso-) O da babası gibi Yarsanların ileri gelenlerden biridiydi… Bazı dinsel şiirlerini Kürdçenin Hawramani lehçesinde yayınlamıştır.

a) Awran Yarsan, Bizirgan Yarsan, Mişahir Ehli Heq: Bu kitabın sahibi Dr. Sıdık Borakayidir. Borakayi bu kitabında Yarsan dininin bir çok rehberinin yaşamlarını, tarihçelerini ve şiirleri hakkında bilgiler veriyor. Ayrıca Dr. Borakayi Kürdçe yazdığı „Kürd Edebiyat tarihi“ adlı iki cildlik dev eserinde Yarsan edebiyatı hakkında çok geniş bilgiler veriyor.

Dr. Borakayi Kutsal Kitap Serencam’ı „Nameserencam -Kelam Xizane“ adı altında yayınladı. Ayrıca Yarsanlarla ilgili başka dokumentleride derleyerek yayınladı. Bu durum ise ona Yarsanlar hakkında ve onların dinsel ritüelleri hakkında ciddi bilgiler sağlamasına neden oldu.(36) Ben sayın Borakayi’nin Serencam’ını elde etmek için bir hayli çaba sarf ettim.. Amacım onu bendeki Serencam el yazmalarıyla kiyaslamaktır. Bundan dolayı kitabımla ilgili çalışmaları durdurdum.. Daha sonra sayın Cemil Hawrami aracılığı ile kitaba kavuştum..

b)Kakai: Bu kitapta Yarsanların dinsel ritüellerine dairdir. Değerli Hocam Muhamed Emin Hawrami tarafından yazılmıştır. Bu kitapta Yarsan dinine bağlı olan kesimlerinin dinsel törenleri hakkında bir hayli bilgi var. Ayrıca, Rimuzi Yarsan Defteri ve Yarsan Dininin Değişleri adlı eserlerden bir hayli deyiş ve düz yazılar alınarak yayınlamıştır. Değerli Hoca’nın kendiside kitabında Kutsal kitap Serencam’ı bulamadığını yazıyor. Bu durum ise ister istemez çalışmasını aksatıyor ve Yarsanların çıkış sürecine gidemiyor. Örneğin Hawrami hoca kitabında Baluli Mahi ve Yandaşlarına, Bawa Serhengi Dawdani ve Yarlarına vurgu yapamiyor.. Bu iki şahsiyet Yarsan dininin iki ayrı aşamasına damga vurmuşlardı. Buna rağmen Hawrami Hoca’nın çalışması yararlı ve büyük bir emeğin ürünüdür.

Çev: Aso Zagrosi

Alevi kurumları: AKP Aleviliği bitirmek istiyor

Alevi kurumlarının çağrısı ile Ankara’da bir araya gelen dedeler, pirler, mürşitler ve anaların toplantısının ardından açıklanan sonuç bildirgesinde, AKP’nin Alevilerin sorunlarını yasal ve anayasal düzenlemeler ile çözmek yerine kendine göre bir Alevilik tanımı yaparak Aleviliği bitirmek istediğine işaret edildi.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin çağrısı ile alevi dedeleri, pirleri, mürşitleri ve anaları, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda bir araya geldi. Basına kapalı yapılan toplantıda, Alevilerin sorunları ile birlikte gündemdeki konular ele alında. Toplantı sonrasında ise sonuç bildirgesi yayınlandı. “Mürşitler, pirler, dedeler, analar olarak Alevi Kurumlarının Çağrısı üzerine ‘Yol Cümleden Uludur’ diyerek Ankara’da toplandık” denilen sonuç bildirgesinde, tarih boyunca Alevileri yok etmek için türlü oyunların oynandığına işaret edilerek, “Alevi toplumu bunların acısını çekmiş ama bunlara karşı durmasını da direnmesini de bilmiştir. Lakin, kimi zamanlarda Alevilerin içinden çıkan iktidarlarla/devletle işbirliği yapan ve ne yaptığını bilmeyen kişi ve kurumlar Aleviliğin asimile edilmesine hizmet etmiştir. ‘Cami, Cemevi İç, İçe Projesi’ asimilasyon yoluyla toplumları, inançları kirletmek, onlara saygısızlık yapmak, nasıl inanmaları gerektiğini toplum mühendisliği yoluyla yeniden inşa etmektir. Cem Vakfı’nın üstlendiği misyon, bu hükümetin sahte açılımlarla, çalıştaylarla başta Aleviler olmak üzere toplumun her kesimini hızla tek tipleştirme çalışmasıdır. Her iki inanç açısından da bu projenin bir meşruiyeti ve hakkaniyeti yoktur. Arsasından, imar projesine, temelinden, harcına kadar yöntemi korsan zihniyeti gayrı meşrudur” denildi.

Alevi sorununun büyük bir siyasi sorun olduğuna ve yapay tartışmalar ile anti demokratik yöntemlerle bu sorunun çözülemeyeceğine vurgu yapılan bildirgede, AKP’nin sorunun çözümü için samimi bir yaklaşım içinde olmadığı belirtildi. AKP’nin Alevilerin sorunlarını yasal ve anayasal düzenlemeler ile çözmek yerine kendine göre bir Alevilik tanımı yaparak Aleviliği bitirmek istediğine işaret edilen bildirgede, “AKP hükümetinin ‘Demokrasi paketi’ Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını karşılayacak kadar gerçekçi ve açık değildir. Hükümetin demokrasi paketinden bizim için hak ve özgürlükler, adalet ve toplumsal barış çıkmaz, ancak bizim için yine demokrasi mücadelesi çıkar. Hükümetin ‘Barış ve kardeşlik’ projesi olarak öne sürdüğü proje toplumumuz üzerinde bir politik deneme amacı taşıyor. Bu tür çalışmalar Türkiye toplumunun, Türkiye’deki etnik ve inançsal kimliklerin demokratik ihtiyaçlarını karşılamak yerine toplumu çatışmaya sürükleyecektir. AKP Hükümeti toplumumuzun haklı beklentilerini karşılamak yerine etnik, inançsal ve kültürel asimilasyon çalışması yapıyor. Alevilerin anayasadan beklentileri açıktır. AKP Hükümetinin bu talepleri karşılamaktan kaçındığı ve demokratik çözüm bulmak istemediği ortadadır. Bu nedenle uluslar arası sözleşmelerden ve inancımızın, yolumuzun meşruiyetinden, hakkaniyetinden kaynaklanan demokrasi ve eşit yurttaşlık mücadelemize devam edeceğiz” denildi.

Bildirgede şunlar kaydedildi: “Mürşit, pir, dede ve ana olarak bir araya geldiğimiz bu toplantıda ifade edilen düşünceler ışığında AKP hükümeti ve devletin geleneksel aklı tarafından karanlığa itilmeye çalışıldığımızı görüyoruz. Alevi toplumunu ve örgütlü Alevi kurumlarını hak almanın meşru demokratik anlayışı ile birliğini, beraberliğini güçlendirmeye çağırıyoruz. Yol Cümleden uludur. Yol için birlik tarihi sorumluluktur. Yolumuzu var eden ve bu güne getiren ulularımız, velilerimiz, aşıklarımız, sadıklarımız, ermişlerimiz, dervişlerimiz bize hakkı, adaleti, eşitliği, özgürlüğü ve toplumsal birliği miras bıraktılar. Bu miras ışığında Türkiye’nin ötekileştirilmiş tüm kesimleri, etnik ve inançsal kimlikleri ile bir arada yaşamak ve birbirlerimizin haklarına saygılı olmak inancımızın temelini oluşturur. Çağdaş dünyanın ve günümüz Türkiye’sinin vazgeçilmez ihtiyacı hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı Laiklik ve demokrasinin yaşam bulduğu, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık koşullarının sağlandığı demokrasidir.”

İŞTE O AÇIKLAMA;

BASINA ve KAMUOYUNA

(22 Eylül 2013 Alevi Kurumlarının çağrısı üzerine yapılan mürşit, pir, dede, ana toplantısı SONUÇ BİLDİRGESİ)

Mürşitler, pirler, dedeler, analar olarak Alevi Kurumlarının Çağrısı üzerine “Yol Cümleden Uludur” diyerek Ankara’da toplandık.

Tarih boyunca, devletler ve iktidarlar, Aleviliği asimile etmek ve Alevileri yok etmek için türlü oyun, hile, haksızlık, baskı, zulüm ve katliamlara başvurmuştur. Alevi Toplumu bunların acısını çekmiş ama bunlara karşı durmasını da direnmesini de bilmiştir. Lakin, kimi zamanlarda Alevilerin içinden çıkan iktidarlarla/Devletle işbirliği yapan ve ne yaptığını bilmeyen kişi ve kurumlar Aleviliğin asimile edilmesine hizmet etmiştir. “Cami, Cemevi İç, İçe Projesi” asimilasyon yoluyla toplumları, inançları kirletmek, onlara saygısızlık yapmak, nasıl inanmaları gerektiğini toplum mühendisliği yoluyla yeniden inşa etmektir. Cem Vakfı’nın üstlendiği misyon, bu hükümetin sahte açılımlarla, çalıştaylarla başta Aleviler olmak üzere toplumun her kesimini hızla tek tipleştirme çalışmasıdır. Her iki inanç açısından da bu projenin bir meşruiyeti ve hakkaniyeti yoktur. Arsasından, imar projesine, temelinden, harcına kadar yöntemi korsan zihniyeti gayrı meşrudur!

Alevi Sorunu, büyük bir siyasi sorundur, yapay tartışmalarla, anti demokratik yöntemlerle çözülemez. AKP Hükümeti sorunun çözümü için samimi bir yaklaşım içinde değildir. Alevi Toplumunun sorunlarını anayasal ve yasal düzlemde çözmek yerine, kendine göre bir Alevilik tanımı yaparak Aleviliği bitirmek istiyor. AKP Hükümetinin “Demokrasi paketi” Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını karşılayacak kadar gerçekçi ve açık değildir. Hükümetin demokrasi paketinden bizim için hak ve özgürlükler, adalet ve toplumsal barış çıkmaz, ancak bizim için yine demokrasi mücadelesi çıkar. Hükümetin “Barış ve kardeşlik” projesi olarak öne sürdüğü proje toplumumuz üzerinde bir politik deneme amacı taşıyor. Bu tür çalışmalar Türkiye toplumunun, Türkiye’deki etnik ve inançsal kimliklerin demokratik ihtiyaçlarını karşılamak yerine toplumu çatışmaya sürükleyecektir. AKP Hükümeti toplumumuzun haklı beklentilerini karşılamak yerine etnik, inançsal ve kültürel asimilasyon çalışması yapıyor. Alevilerin anayasadan beklentileri açıktır. AKP Hükümetinin bu talepleri karşılamaktan kaçındığı ve demokratik çözüm bulmak istemediği ortadadır. Bu nedenle uluslar arası sözleşmelerden ve inancımızın, yolumuzun meşruiyetinden, hakkaniyetinden kaynaklanan demokrasi ve eşit yurttaşlık mücadelemize devam edeceğiz.

Alevi Toplumunu Laik, Demokratik Türkiye için eşit ve özgür koşullarda bir arada yaşama uğruna demokrasi mücadelesine ve yolumuza sahip çıkmaya çağırıyoruz. Mürşit, pir, dede ve ana olarak bir araya geldiğimiz bu toplantıda ifade edilen düşünceler ışığında AKP Hükümeti ve devletin geleneksel aklı tarafından karanlığa itilmeye çalışıldığımızı görüyoruz. Alevi toplumunu ve örgütlü Alevi kurumlarını hak almanın meşru demokratik anlayışı ile birliğini, beraberliğini güçlendirmeye çağırıyoruz. Yol Cümleden uludur. Yol için birlik tarihi sorumluluktur. Yolumuzu var eden ve bu güne getiren ulularımız, velilerimiz, aşıklarımız, sadıklarımız, ermişlerimiz, dervişlerimiz bize hakkı, adaleti, eşitliği, özgürlüğü ve toplumsal birliği miras bıraktılar. Bu miras ışığında Türkiye’nin ötekileştirilmiş tüm kesimleri, etnik ve inançsal kimlikleri ile bir arada yaşamak ve birbirlerimizin haklarına saygılı olmak inancımızın temelini oluşturur. Çağdaş dünyanın ve günümüz Türkiye’sinin vazgeçilmez ihtiyacı hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı Laiklik ve demokrasinin yaşam bulduğu, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık koşullarının sağlandığı demokrasidir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini (Veliyettin Hürrem Ulusoy)

Alevi Bektaşi Federasyonu (34 Dernek)

Alevi Kültür Dernekleri (106 Şube)

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (75 Şube)

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (Ve Bağlı 12 Federasyon, 250 AKM)

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (43 Şube)

İngiltere Alevi Kültür Derneği

Avustralya Alevi Kültür Derneği

Şahkulu Sultan Vakfı

Garip Dede Dergahı (Celal Fırat Dede)

Hubyar Sultan Alevi kültür Derneği

Sultan Gazi Pir Sultan Abdal Cemevi

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı

Kul Ahmet

Aşık Kul Ahmet 1932 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar (Sinemilli Aşiretine mensuptur) Köyü’nde doğdu. Adı Ahmet’tir soyadı Kartalkanat’tır. Kul Ahmet mahlasıdır. Babası sonradan Kantarma Köyüne yerleşen Mehmet Bey’dir. Dedesi yine Pazarcığın aşiret reisi Bilal Ağa’dır. Aşık Kul Ahmet 16 Temmuz 1996 yılında hakka yürüdü.

Seher Yeli

Seher yeli nazlı yare
Bildir beni bildir beni
Düşmüşüm elden ayaktan
Kaldır beni kaldır beni

Söyle güzeller şahına
Yüz süreydim dergahına
Zehir olan kadehine
Doldur beni doldur beni

Kul Ahmed’im gönül versem
Bağrında gülünü dersem
Senden gayrı yar seversem
Öldür beni öldür beni
-Kul Ahmet-

Ali Gül Bakır Dede

AliGül Dede; 23 Ağustos 1999 günü K.Maraş Elbistan yolunda geçirdiği bir trafik kazasında eşi Save Ana ile birlikte hakka yürüdü.

Tacim Bakır Dede (Büyük Tacim)

[pro-player][/pro-player] Sinemilli Ocağına bağlı dede Tacim Bakır, Rumi Takvime göre 1321 tarihinde Kantarma Köyün’de doğdu. Kantarma; Kahraman Maraş İli Elbistan ilçesine bağlı Alevi köyü’dür. Atalarının; Güneşin doğduğu yer anlamında Horasan’dan geldiğini söylerdi. Tacim Dede burada doğdu ve burada hakka yürüdü. Türkiye’nin çeşitli İl, İlçe ve köylerinde Alevi kültürünü yaymak için dolaştı, dedelik yaptı. Eski Arapça okur ve yazarlığı

olduğu gibi, yeni Türkçe okur ve yazarlığı vardı. Aleviler arasında Cem bağlar, Saz çalar ve hoş sedasıyla deyişler ve gülbenkler okurdu.
Babasının adı Şığo dede, annesinin adı Güley anadır. Kardeşlerden en büyüğü İbrahim (İBO DEDE) dede’dir. 1968 yılında Kantarma Köyü’nde hakka yürüdü. Ondan sonra abisi Şeyğo dede gelir. Hakka yürüdü. Sonra ablası Hatice ana (ĞACE ANA) gelir. Gücük Köyü’nde hakka yürüdü. Kendisinden sonra Güle Ana gelir. Hakka yürüdü. Daha sonra Kardeşi Bektaş dede gelir. 1959 yılında hakka yürüdü. Daha sonra kardeşi AliGül Dede gelir. AliGül Dede; 23 Ağustos 1999 günü K.Maraş Elbistan yolunda geçirdiği bir trafik kazasında eşi Save Ana ile birlikte hakka yürüdü.

Tacim Dede’nin Eşi’nin adı Fadime anadır. Rıza Dedenin kızı Fadime ana 18 Nisan 2002 yılında Kantarma Köyünde hakka yürüdü. Yaşamı boyunca hiç Türkçe konuşmadı. Çünkü bilmiyordu.
Tacim Dede ve Fadime ana dokuzu erkek, beşi kız olmak üzere on dört evlat sahibi idiler. Şuan evlatlardan sekizi erkek ve üçü kız olmak üzere 11 evladı hayattalar. Evlatlardan Ali Ekber Bakır, babasından el alarak Alevi erkanını ve kültürünü devam ettiriyor. Ali Ekber Dede halen Kantarma’da ikâmet etmektedir.
Tacim Dede; yaşamı boyunca örnek kişiliği, önderliği ve Aleviliği yayma ve tanıtarak geliştirmede büyük çapta çalışmaları ile isim yapmıştır. Aleviliği yaşatmak, halka ve hakka olan inancını şu sözlerle özetlerdi: “Kapun terkeylemek yoktur, eğer hak canım almazsa, Kapunda ölmektir kastım, felek bir yana salmazsa”.

O, aynı zamanda bir doğa aşığı idi. Ağaç diker, ağaçların aşısını bizzat eliyle yapardı. Arta kalan zamanlarında Kızılkandil köyündeki tarla ve bahçe işleriyle uğraşırdı. 1988 yılının Ekim ayının 6. günü bir öğlen vakti Kantarma Köyü’nde kendi mekanında hakka yürüdü. Türbesi Kantarma Köyü mezarlığındadır. Eşi Fadime ana ile yanyana öteki yaşamlarını sonsuza kadar sürdürmekteler…

GÜZEL SÖZLERİ

-Yoldaki taşları temizle, bu bile bir hizmettir.
-Yarım kalan duvara bir taş ekle, boş oturmaktan iyidir.
-Kendin yapacağın işleri, başkasına yaptırma.Bir yükten farkın kalmaz.
-Alçak gönüllü ol, insanları sev, iyi anlat, iyi dinle.
-Sevgi en büyük hizmettir.
-Büyüklerine saygıda kusur etme, saygıyı sende hak edersin.
-Boşta gezmek, tespih çekmek, zaman harcamaktır, avareliktir.
-Bir ağaç dik, gölgesi bile faydadır.
-Kötüye gaybet olmaz, iyi ol, iyilik yap.
-Boş oturan , hoş olmaz. Dedikodudan başın kaldırmaz.
-İyi bildiğini sakınma, başkalarınada anlat, faydan olsun.

 

Dedeler: Anayasadaki yerimize biz karar verelim

Türkiye’nin dört bir yanından Alevi dedeleri ile inanç önderleri Cami-Cemevi-Aşevi projesine karşı bir araya geldi. Bu projenin Alevilere sorulmadan hayata geçirildiğini belirten dedeler, Alevilere yönelik talep ve sorunlara karşı inisiyatif alarak mücadele programı çıkaracaklarını açıkladılar.

Dedeler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi kurumunun yaptığı çağrıyla Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi konferans salonunda bir araya geldi. İlk olarak konuşan PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, Başbakan Erdoğan tarafından dillendirilen ve önümüzdeki günlerde açıklanacak olan ‘demokratikleşme paketi’ne atıfta bulundu. Bülbül, “Bu paketlerde bize dair söylemler ve ifadeler var. Lakin bu söylemlerin bizim hak ve taleplerimizi içermediğini biliyoruz. Biz Alevi kurumları olarak belirlediğimiz programlar çerçevesinde mücadele etmeye başlayacağız” diye konuştu.

DEVLET ALEVİSİ YARATMA ÇABASI

Bülbül’ün ardından konuşan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir de, AKP hükümetinin iktidarda olduğu süre içerisinde çok sayıda Alevi açılımı yapıldığını şimdiye kadar yapılanların hepsinin de asimilasyoncu ve devletin Alevisini yaratma girişimlerinden ibaret olduğunu anlattı.

‘KİM BU ALEVİLER?’

AKP hükümetinin yeniden bir açılıma giriştiğini kaydeden Demir, “Bu açılım Alevi açılımı ama içerisinde ne hikmetse Aleviler yok. Başbakan her fırsatta Alevi önderleri ve liderleriyle konuştuğunu söylüyor. Ben çok merak ediyorum bu görünmeyen Alevi liderleri, önderleri kimdir” diye sordu. Demokratikleşme paketi hazırlanırken de Alevilere danışılmadığını söyleyen Demir, devletin alevileri asimile ederek, devletin alevisi yapmak istediğini vurguladı. Alevi örgütleri olarak miting kararları aldıklarını hatırlatan Demir, Ekim ayında yapılacak mitingler için de çalışmaların hızlandırılmasını istedi.

‘BU TEHLİKELERİ AYLAR ÖNCESİNDEN BİLİYORDUK’

Kurum temsilcilerinin konuşmasının ardından Postnişin Hürrem Veliyettin Ulusoy da söz aldı. Gelinen süreci vahim olarak nitelendirdi. Ulusoy, “Anayasa yapılıyor biz yokuz. Bizimle ilgili kararlar alınıyor biz yokuz. Sessiziz. Biraz  da kendimizi kritize edelim” dedi. Ulusoy, “Cemevi ile caminin aynı avlu içinde yapılacağına, anayasının neresinde olacağımıza biz karar vereceğiz” diye konuştu.

Sorunların ve çözüm yollarının masaya yatırılarak komiteler eşliğinde bir yol haritası çıkarılmasını öneren Ulusoy, “Dostlar çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Bilançoya baktığımızda elimizde hiçbir şey yok. Eğitim yok. Dergahlarımız bile elimizden alındı. Bu son tren son toplantı. Birlik ve beraberlik içinde olmalıyız” dedi.

Ulusoy’un konuşmasının ardından inisiyatif dedelere ve inanç önderlerine verildi. Divan kurulu oluşturan dedeler neler yapılacağının tartışmaya açılmasını, açık kürsü oluşturulmasını önerdi. Toplantının bu bölümü basına kapalı olarak devam etti. Dedeler, çıkan sonuç ve kararların daha sonra kamuoyuna duyurulacağını bildirdiler. (Ankara/EVRENSEL)

Hasret Gültekin

(d. 1 Mayıs 1971 Sivas / İmranlı – ö. 2 Temmuz 1993 Sivas),
2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen 35 kişinin arasındaydı. Hasret Gültekin en sevilen Anadolu halk ozanlarındandı. 22 yaşında konser için gittiği Sivasta kaldığı Madımak otelinin yakılması sonucunda öldürülmüştür.
Sivas İmranlı’nın Han köyünde kürt ve alevi bir ailede dünyaya geldi. Süleyman ve Hacıhanım Gültekin’in üçüncü çocuğudur. Gültekin 6 yaşında iken bağlama çalmaya başladı. Girdiği Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesini yarıda bırakarak müzik hayatına başladı. Aynı zamanda siyasi bir kişiliğede sahip olan Gültekin İşçi Partisi üyesiydi. Sanatçı ilk resitalini Kadıköy Moda Sineması’nda verdi ve ilk albümü “Gün Olaydı”yı 16 yaşında çıkardı. Talip Özkan`ın öğrencisi oldu. 1989 yılında çıkardığı “Gece ile Gündüz Arasında” adlı albümü ile sadece sesi ile değil bağlama ve şelpe tekniğiyle de dikkatleri çekti. Çok sayıda sanatçının albümüne müzik yönetmeni olarak imza atmıştır. 1991’de “Rüzgarın Kanatlarında” adlı bir albüm daha çıkarmıştır.
Uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsil eden Hasret Gültekin, 1991’de Yeter Gültekin’le evlendi. Bilimsel sosyalizmi benimsedi; önce Sosyalist Parti’nin, bu parti kapatılınca da İşçi Partisi’nin çalışkan bir üyesi oldu.[2][3] Pir Sultan Abdal Kültür Festivali’ne katılmak üzere gittiği Sivas’ta, gerici bir ayaklanma sonucunda kundaklanan Madımak Oteli’nde 22 yaşında cinayete kurban gitti. Ölümünden 72 gün sonra, 13 Eylül 1993’te Roni Hasret adı verilen bir oğlu oldu.
Ölümünün ardından Kalan Müzik tarafından “Seçmeler” adlı bir toplama albümü ve 1993 yılında Yunanlı Rembetiko grubu Prosechos ile birlikte verdiği “Ege’nin iki yakası” adlı konserdeki bazı şarkılardan oluşan ve aynı adı taşıyan albüm Hasret Gültekin Kültür ve Sanat Merkezi tarafından yayımlandı.

Eserlerinden:

BU BENDEKİ CANIMA
———
Bu gece

ben giderim resmim kalır,

belli ki bir hevesim kalır,

gözüm arkada kalmaz,

Seni göresim kalır..

 

Sesim kalmaz,

sözüm kalmaz,

yarım kalır bir öykücük,

bozulmuş bir tılsım kalır.
Güze ulaşır vakit

kurur dallar,

ayaz kalır…

Gece çöker baykuş öter,

yaşanmamış bir yaz kalır.
Söner içimdeki yangın,

direnen kımıl, göğ ekinler,

açar güneş,

mevsim ilkbahara döner,

yemyeşil bir tınaz kalır.
Alacak renkler susar,

ortada tek “beyaz” kalır.
Çürür düzen zulüm biter,

kar altında gülüm biter,

vakit ulaşır yolum biter,

birde yasak “adım” kalır.
Toplatılır yazılarım,

yakılır dizelerim,

kurutulur gözlerim,

geride genç ölüm kalır.

Pir Mehmet Yüksel

Pir Mehmet Yüksel
1920 yılında Elbistan’ın Kantarma Köyünde dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel 18 Eylül 2013 Çarşamba günü, 94 yaşında hakka yürüdü. Sinemilli aşiret ocağının merkez köyü olan Kantarma’da yaşayan son kuşak temsilcilerinin en yaşlı Piri olan Mehmet Yüksel yakınları ve talipleri tarafından yaşayan son Sinemilli çınarı olarak adlandırılıyordu. Büyük İbo Dede’nin oğlu Alibeg Dede ile Selver Ana’nın çocuklarından biri olarak dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel 1970’li yıllara kadar toplumda aktif dedelik görevini sürdürdü. Gerek Sinemilli aşireti gerekse de talip aşiretler nezdinde bilgisi görgüsü ve tarzıyla çok büyük saygı uyandırmıştı. Pir Mehmet Yüksel yaşadığı son güne kadar gerek yol erkân gerekse de Alevilik konusundaki bilgi dağarcığı ve güçlü hafızası ile yaşayan Aleviliğin önemli temsilcilerindendi. Kürt Alevi coğrafyasının ve Hakikatçi Aleviliğin merkezi sayılan Elbistan bölgesinde doğup büyüyen Pir kendisinden önce hakka yürüyen İbo Dede, Bektaş Dede, Şıxo Dede, Büyük Tacım Bakır Dede, İbrahim Aldede, Mehmet Mustafa Dede, Aligol Bakır Dede, Hasan Sinemillioğlu Dede, Mamo Dede (Mamo Geyik) gibi pirler ve dönemin ileri gelen Hakikatçi Alevi filozof ve ozanlarıyla birlikte bölge Aleviliğinin kimlik inşasında ve günümüze taşınmasında çok önemli rol oynadı. Kuşağıyla birlikte günümüz Alevi-Kızılbaş Müziğinin oluşması, repertuarın genişlemesi ve eserlerin kayıt altına alınarak günümüz kuşaklarına ulaştırılmasının önemli emektarlarından ve kaynak kişilerinden biriydi. Çok zor koşullar altında eğitimlerini, dönemin yöredeki sayılı yol önderleri ve bilgelerinden alan Pir Mehmet Yüksel, kendi kuşağı diğer pirler gibi Kürtçe ve Türkçenin yanı sıra Arapça ve Farsçaya da hâkimdi. Deyişlerini hem Türkçe hem Kürtçe dillendiren bölge dedelerinin önemli ve sayılı temsilcilerindendi. Gerek inanç konusundaki bilgisi gerekse toplumsal meselelere hâkimiyetinden ötürü toplum tarafından muhabbetleri çok büyük saygı ile dinlenir ve daima arzulanırdı. Hatice yükselle evli olan Pir, Elif, Tacım, İbrahim, Leyla, Mehmet Mustafa, Alibeg ve Sinan adlarında 5 erkek 2 kız yedi çocuk babasıydı. Pir Mehmet Yüksel 20 Eylül Cuma günü kendi köyünde yapılan  cenaze erkanıyla hakka uğurlandı.

Alevi kurumlarından 0rtak sorunlarımızı değerlendirme toplantısına çağrı

Demokrasi, eşit yurttaşlık ve laiklik prensiplerine inanan tüm kurum ve kuruluşlara ortak çağrımızdır.

Ülkemizi anlamsız bir savaşın eşiğine getiren,

Toplumumuzun günlük yaşamını ve uluslar arası ilişkileri dini referanslara göre tanımlayıp belirlemek isteyen, Demokratik protesto haklarını kullanmak isteyen her kesi sanal bir komplonun parçası sayıp, hukuk ve insanlık dışı güç kullanımıyla sindirip susturmaya çalışan,

Tarafsız ve bağımsız yargıyı bir yana bırakıp, güdümlü ve kendisi gibi düşünmeyenleri cezaevlerine tıkmaya vasıta kılan bir yargı sitemiyle basını ve sermaye guruplarını kontrol altında tutan,

Çağdaş eğitim sistemini yaz-boz tahtasına çevirerek, düşünen, irdeleyen, sorgulayan bir eğitim sistemini ortadan kaldırarak Türkiye’yi 4+4+4 sistemiyle bir imam hatip okulları bahçesine çeviren,

Ayrıştırıcı, aşağılayıcı, ötekileştirici bir üslupla ülkemizdeki kardeşlik ve birlikte yaşama kültürünün temeline dinamit koymakta olan, Türkiye toplumunun onca ortak değerleri varken.3.köprüye Alevilerce atalarının katili olarak bilinen Yavuz Sultan Selim ismini vererek onları aşağılayan ve ötekileştiren,

Ülkenin bir demokratikleşme sorunu olan Kürt ve Alevi sorunu gibi temel iki soruna yasal zeminde çözüm üretmesi gerekirken, önü-sonu belli olmayan ve kimsenin bilmediği ancak Başbakanın kafasında olduğu varsayılan kandırma ve aldatma vaatleriyle sorunları içinden çıkılmaz bir hale getiren,

İki yılı aşkın bir süredir toplum ihtiyaçlarına cevap verecek, demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde bir Anayasayı çıkarmayıp, toplumu bıktırdıktan sonra kendi kafasındaki anayasayı dayatma projesi peşinde koşan,

Bir hükümet ve başbakanla ülkemiz yönetilmektedir.

Kısaca mutlu ve huzurlu insanların yaşadığı bir ülke yerine her kesimin şikâyetçi olduğu ülkemizin bu sorunlarını görüşüp tartışmak, ortak eylem planlarını tartışıp karara bağlamak için, demokrasiye, insan haklarına, eşit yurttaşlığa, hak ve adalete inanmış tüm kurumlarımızı bu toplantılara davet ediyoruz.

BU AMAÇLA İLK TOPLANTI ANADOLU YAKASINDA KURUM VE KURULUŞ YÖNETİCİLERİYLE 25.09.2013 GÜNÜ AKŞAMI SAAT 18:30 DA GÖZTEPEDEKİ ŞAHKULU SULTAN VAKFINDA,2.Cİ TOPLANTI 27.09.2013 GÜNÜ AKŞAMI AVRUPA YAKASI KURUM VE KURULUŞ YÖNETİCİLERİYLE OKMEYDANI CEMEVİNDE YAPILACAKTIR. KATILIMINIZI ÖNEMLE RİCA EDERİZ.

SAYGILARIMIZLA

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ

PİR SULTAN ABDAL  KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ

ALEVİ DERNEKLERİ FEDERASYONU VE BİLEŞENLERİ

HACI BEKTAŞ-I VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

ŞAHKULU SULTAN DERGÂHI VAKFI

GARİPDEDE DERGÂHI

 

İRTİBAT TELEFONLARI: ŞAHKULU VAKFI: 0216 3685525

OKMEYDANI CEM EVİ: 0212 238 01 02

 

 

 

 

Aleviler ve Devlet

Yaşadığımız ülkede, son yıllarda her alanda çok hızlı ve başdöndrücü gelişmeler ardı ardına yaşanıyor. Bunların bir kısmı teknolojik ve ekonomik olarak uluslararası sisteme entegrasyonun gerekliliği şeklinde doğal ve kendiliğinden yaşanan gelişmeler. Diğer bir kısmı ise bunlara paralel olarak sosyo kültürel ve sosyo politik alanda olması gereken gelişme ve normalleşmeler. Daha doğrusu, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar halledilmesi gerekip de bir türlü yerine getirilmeyen demokrasi ve hukuk temelli hak ve hürriyetler de diyebileceğimiz, insanca yaşamaya dair değerler bütünü…

Her anlamda Osmanlı bakiyesi bir ülke olma özelliği gösteren Türkiye, Osmanlı’dan devraldığı sorunları, çözme istemi bir yana “tek ulus, tek dil ve tek din” esasına dayalı bir ülke yaratma uğruna başvurduğu zor ve katliamcı mantıkla daha da katmerli ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşu ve bu esnada verilen kurtuluş mücadelesi esnasında, İttihat Terakki’nin kadroları ülkedeki her etnik ya da dini kesimin desteğini, bir takım vaatler vererek ustaca sağlamayı başarmış, ancak daha sonra bu vaatlerini unutarak bütün bu kesimlere despot, ırkçı ve faşizan uygulamalara başvuran bir yönetim anlayışını dayatmıştır.

1950’lere kadar süren bu tek parti (CHP) diktatoryası, kendi içinden çıkan muhalefetin güçlenerek iktidara gelmesi sonrası başka bir yöne evrilmiş, cumhuriyeti kuran asker-sivil bürokrasi bu gidiş karşısında askeri darbe seçeneğini devreye koymuş ve ülkenin son elli yılı peşpeşe gelen darbeler neticesinde akamete ve her anlamda kesintilere uğratılmıştır. Tabii bu darbelerde 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra güçlenen ve tüm dünyada batı kapitalizminin sömürgeciliğine karşı yükselişe geçen sol/sosyalist kurtuluş mücadeleleri ve devrimci hareketlerin önlenmesi çabası çok etkili olmuş ve batı emperyalizmi tarafından dünyanın bir çok ülkesinde askeri müdahaleler uygulamaya konmuştur.

Konuyu çok fazla dağıtmadan, Türkiye’deki asker-sivil bürokrasinin bunları yaparken, başta Aleviler olmak üzere bir çok değişik kesimin (hatta 1960 darbesinde olduğu gibi sol kesimin bile) desteğini sağlamış olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Özellikle Aleviler açısından cumhuriyet tarihi tam bir ironidir. Aleviler, cumhuriyet sonrası oluşturulan tekçi “Türk-Sünni” devlet tarafından sürekli, sistematik baskı ve soykırımlara maruz bırakılmalarına rağmen, resmi ideoloji tarafından “cumhuriyetin ve sözde laikliğin kendileri için yaşamsal bir nimet olduğu” yalanına inandırılarak, düzenin gönüllü destekçileri haline getirilmişlerdir.

İşte 21. yüzyılın son çeyreğine bu şekilde giren Türkiye’nin, özellikle 1980 faşist askeri darbesi sonrasında yaşadığı korkunç ve ağır baskı sonrası Kürtlerin başlatmış olduğu silahlı isyan ve özgürlük mücadelesi, birçok kesimle beraber Alevilerin de ezberinin bozulmasına yol açmıştır. Bunu güren devlet, özellikle 1990’lı yıllarda kendi eliyle kurdurduğu (CEM Vakfı) veya desteklediği Alevi kurumları aracılığıyla Aleviliği “Türk-İslam” çerçevesine hapsederek, özellikle Kürt hareketiyle olabilecek bağlarını koparmayı hedeflemiş ve başlarda bu konuda belli oranda başarı da sağlamıştır. Ancak Kürt siyasi hareketinin ve PKK’nin ağır bedeller ödeme pahasına sürdürdüğü özgürlük mücadelesi, zaman içinde Türkiye’deki bütün ötekilerin ve ezilenlerin sesi ve ortak mücadelesi olma gibi bir özellik de kazanmış, bu anlamda özellikle Kürt Kızılbaş Aleviler devletin bu politikalarını boşa çıkarmıştır. Ayrıca Kürtlerle girdiği mücadelede başarısız olan, ekonomisi hasar gören ve yorulan devlet, uluslararası sermaye ve batının kendisine bölgede yeni biçtiği rölün gereği olarak “huzurlu ve güvenli” bir coğrafya yaratılabilmesi için bölge halklarıyla ve Kürtlerle barış yapma zorunluluğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte Aleviler savaşın sürdüğü ortamda devlet tarafından Kürtlere karşı “müttefik” olarak kullanılmak istenmiş, görece rahat bırakıldıkları bir ortamda kurumsal anlamda örgütlenmelerini başlatabilmişlerdir.

Bugün Avrupa ve Türkiye’de geniş bir örgütlülük yapısına erişmiş olan Alevilerin bu durumu karşısında devlet klasik refleksi gereği, günümüzde AKP hükümeti aracılığıyla yeni bir takım oyunlar sahnelemeye çalışmaktadır. Açılımlar şeklinde ve değişik içeriklerle karşımıza çıkan bu politikaların detaylarına ve Alevilerin bunlar karşısındaki tutum ve davranışlarına ilerleyen zamanlarda detaylıca değinmeye çalışacağız. Ancak burada yer darlığından ilk etapta değinmek zorunda olduğumuz öncelikli konu, önmüzdeki kısa dönemde cem evlerinin yapısı ile, Alevi dedeleri ve kurumlarının Diyanet ile ilişkilendirilmesi çalışmalarının hız kazanacağına yönelik bazı işaretlerin varlığıdır. Devlet bunu ilk defa dile getirmemesine rağmen, buradaki tehlike buna Alevilerin kısmen de olsa ikna edilebieceklerine ve böylece “ocakların” devreden çıkarılarak Diyanet merkezli bir çözümün, üstelik de Alevilerin kendi elleriyle hayata geçirilebileceğine dair endişelerimizdir. Dediğimiz gibi bu ve benzeri tehlikeleri ilerde detaylı biçimde ele alıp takip etmeye devam edeceğiz. Sözü Alevilerin kendilerine ait tüm sorunlarında sadece kendilerinin özgüçleri ve örgtlülüklerine dayanarak çözüm üretmeleri gerektiği şeklinde noktalayıp, devam edeceğimizi belirterek bitirelim…