Ana Sayfa Blog Sayfa 6405

İzzettin Hoca’nın 13. İmamı!

Ali YILDIRIM

Anahtar teslimi cemevi-cami işinin müthaitliğini üstlenen Fettullah Efendi İzzettin Bey tarafından 13. imam ilan edilirse kimse şaşırmasın. Bu ne güzel muhabbet, bu ne güzel görüş ve anlayış birliği, bu ne güzel iş birliği… Bir de kardeşlik, acaba ne kardeşliği… İddia edildiği gibi salt bir Alevi-Sünni kardeşliği olmadığı kesin… Çünkü Anadolu toprakları üzerinde yaşayan tüm halklar, tüm farklı inançlar binlerce yıllardır kardeşçe yaşamışlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Önce bir alevi-sünni çatışması olacak söylemi ile ortamı terörize edip arkasından da çare aramak ve olmak artık çok ipliği pazara çıkmış bir senaryo.

Kardeşlik, kardeşler arasında güzel.

Ama bu türden toplumsal konumlanmalarda kardeşlik söyleminin mutlaka bir haksızlığı gizleyen, bir eşitsizliği perdeleyen, meşrulaştıran bir işlev gördüğü tartışmasız.

Özetle İzzettin-Gülen kardeşlerin anahtar teslimi cami-cemevi projesinin kardeşlik dışında başka amaçları olduğu açık.

İzzettin bey kardeşi Gülen’i 13.İmam ilan edebilir mi, elbette edebilir, imam kadrosu boş olduktan sonra mesele yok.

Gülen efendi acaba bu kadroya tayin olmak için mi anahtar teslimi cemevi-cami inşaa ediyor İzzettin Bey’e? Soru ortada duruyor.

Ahmet Kaya’nın söylediği, Nazım’ın bir şiiri var: Aynı daldaydık Aynı daldaydık Aynı daldan düştük ayrıldık. Söylenen aynı şarkı mıdır.
Acaba hocaefendilerin ‘aynı bahçenin gülüyüz’ açıklamaları da bu anlama mı geliyor!

Her şey yerinde, herkes kendi gibi güzel değil mi? Biri diğerine benzerse, diğeri biri olursa, ortada kişilikler, kimlikler kalır mı? Bunun adı asimilasyon olmaz mı?

Egemene benzemek gönüllü kulluk, özne olmaktan, can olmaktan vazgeçmek değil midir.

Diyanet Cemevi: Yasa açık, inşaatı biten camileri diyanet teslim alıyor. Son zamanlarda fark ettiyseniz kapısına bir de tabela asıyor caminin, Diyanet İşleri Başkanlığı, Çankaya müftülüğü, Kocatepe Cami, gibi. Yani öyle bağımsız cami olma durumu yok. Sonuçta hocaefendilerin camini diyanet teslim alacak.

Peki diyanet cemevi hakkında ne düşünüyor?

Düşünemiyor, çünkü diyanete göre cemevi ibadethane değil ve açılması sözkonusu olamaz.

Diyanet cemevini Kadiri, Rufai tekkeleri gibi bir zikir yeri olarak görüyor. Oralarda zikir yapanlar gelip camide ibadet etsinler diyor
Yani canlar önce semah dönecek sonra namaza gidecek!

Osmanlı da, 12 eylül faşistleri ve devamcıları da bizi biz olmaktan çıkarmak için köylerimize zorla cami yapmadı mı? İzzettin beyin bu tutumu canları kendi eliyle camiye teslim etmek değil mi! Camiye teslim edilmiş canda can kalır mı?

Alevi erenleri neden katledildi, ulularımızın neden derileri yüzüldü, canları şeriattan korumaya çalıştıkları için değil mi?

Bu proje hem dirilerimizi hem de ölülerimizi şeriatın eline gönüllü olarak vermekten başka neye hizmet eder!

İzzettin Bey’i severim. Farklı düşünmemizi bir sorun olarak görmem. Bana sorsaydı bu işten sakınmasını söylerdim. Sormadı, kendisi bilir.

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkı temelinde hak hukuk mücadelesi verdiği şu zamanda yolumuz Pir Sultanın yolu olmalıdır, asla Hızır paşanın değil…

Efendi hayranları

Haydar IŞIK

Uzun yaşımda gördüklerim ve daha göreceklerim galiba daha çok dönekleri gösterecektir.

Bunlar efendisiz yaşamaz. Es kazara efendi attan düşer veya ölürse, yeni efendi arayışına girer. Aslında yanaşacağı bir kapı aramak içindir.

Ne yapalım insan tahtadan kesilip biçim verilen olmadığına göre, onlar döner ama ben dönmezem yolumdan, diyen şair gibi durur, insan oğlu insana değer veririm. Ne var ki, bu efendi hayranları, bu dönenler beni hayretler içinde bırakıyor.

Kürtler, özelde Dersimliler neden böyledir, neden Rayber karakterli çok çıkıyor, bunu sosyolog ve psikologlar elbette bir gün inceler, analizlerini yazarlar. Ancak Kemalist eğitim sisteminden geçen her Kürt, şöyle ya da böyle davranış bozuklukları içindedir.

Kürtler, Kemalist asimilasyon kurumlarında, okul, cami, kışlada Almanların köpeklerini terbiye etmesine benzer eğitildiklerinden özgür, sağlam, iskeleti dik ciddi duruş göstermeleri kolay olmuyor. Ama bu eğitim kurumlarından çıkıp sağlam karakter taşıyan Kürt de şüphesiz azımsanamaz. Neyse ki Kürt Özgürlük Hareketi bir ölçüde eğilmeyen insan yarattı.

Genelde egemen ulusun dayattığı ruhsal şekillenme Kürtlerde kaba tarzda kendisini gösteriyor. Beyaz adam hayranlığı, Türkün söylediğinin hemen kabul gördüğü toplumumuzda hemen farkediliyor. Yani sömürge şartlanması bu tip Kürtlerde efendiye hayranlığı hemen öne çıkarıyor. Hatta bu durum kendisini Kürt gören ve Kürtlük için çalıştığını söyleyenlerde bile genç ağaca atılan çentiklerin yaşlanınca derinleştiği gibi görülüyor. Bunlarda durum böyle olunca, peki efendi hayranlarında nasıl olur?

Onlar efendinin finosu gibi olduklarından, efendiden farklı düşünmeleri, sadece izin verildiği kadardır.

Efendi siz Kürt değilsiniz diyor. Onlar daha yüksek sesle Kürt olmadıklarını söyler.

Efendi siz Zazasınız mı dedi, onlar bilim adamı bile olmayan sözde bilimadamı gösterilenleri ortaya sürüp Dersim’in Zaza olduğunu militanca haykırırlar.

Efendi Aleviliği Hanefiliğe mi yapıştırır, onlar İslam’ı yere göğe sığdırmazlar. Hatta Dersim halkı Alevi olduğu için soykırım yapılmış derler. Efendi siz Horasan’dan gelmesiniz, öz be öz Türk sizsiniz derse, bizim Kemalist okullardan çıkıp adının önüne dr titilini koyan bile hemen bu söyleme yaslanır. Ama Horasan nerede, nasıl gelinmiş, kim söylemiş üzerinde kafa yormaya ne gerek var.

Efendi hayranı kariyerini düşünür. Tunceli Üniversitesi’nde efendinin ideolojisini geliştirir, veya başka alanlarda arpalık arar.

Tüm bu tipleri görürsünüz, bilirsiniz, hatta efendi ideolojisiyle çok iyi yetiştirildiklerinden zevkle dinlediğiniz de olmuştur.

Yani Dersim halkı Kürt olmasa, onların iddia ettiği gibi Zaza olsa, Türk Aleviliği inancı taşısa ve Zazaca konuşsa, halkımızın kazanç hanesine bir artı mı düşer?

Bu halk Kürt olduğu için 1937/38 de Kemalist ırkçı CHP iktidarı tarafından bizzat Atatürk’ün emri; İnönü, Bayar, Fevzi Çakmak, Alpdoğan katilleri tarafından fareler gibi zehirlenmedi mi? İçinde insanlık olan, ruhunda kölelik olmayan, devletin bu Dersim soykırım ideolojisine karşı çııkar. “Uluönder e saygı doluyum” demez.

Haydi Zaza olsun Dersim, haydi Zazaca bağımsız anadil olsun, haydi Horasan’dan gelsin… devletin yaklaşımı mı değişiyor? Anadil böler diyen Kılıçdaroğlu olunca Erdoğan farklı mı söyler? Tunceli Üniversitesi’nde öğretim görevlilerinin geçmişini biliyoruz. Bunlardan biri vardı ki, “natara, botera” diye klam söylerdi. Kürtçülük yapardı.

Sonra ne oldu, nasıl oldu, nereden ilham aldı, müthiş bir anti Kürt ve militan bir Zazacı oluverdi. Diğerlerini saymama gerek yok. Sözde dede diye birini bulmuşlar, ne yapar bu zat?

Nasıl en iyi İslam olduğumuzu, öbürü de nasıl en iyi Türk olduğumuzu sayıp dökecektir. Efendi, onlara boşuna mı bunca dünyalık ikram ediyor? Bu tipler hem övünür, hem de çok yalan söyler. Övünmeleri görülmeye değerdir…

Övünürken yalan labirentinde kaybolduğu halde anlatımını sürdürür. Gönlünüze göre, sizi hoşnut edecek yalanlar söylerler ama güven vermeyen tavırları usta gözlerden kaçmaz. Zaten yalan ustası karekterini bariz şekilde gösterir.

Karşısındakinin hoşuna giden şaklabanlıklar yapar. Bir çeşit ortaoyunu içindedir. Ağzı laf eder, ya efendiyi över, ya da efendisinin hoşuna gitmek için soyuna en galiz hakaretler yapar. Sülalesi ihanetçidir, Kürt düşmanlığına, hatta Kürt kanına bulaşmıştır.

Ama bu şahıs onların hangi motifle bu duruma düştüklerini açıklamak yerine, onlara hakaret eder. Şaklabanlıkları, laf kalabalığı, temelsizliği, dik durmayan iskeletiyle kapıdan kovulsa bacadan girecek kadar zayıf karakterlidir bunlar.

Dedim ya usta gözler hemen görür. Karekter evrenseldir. Ama onun karakteri; yüze karşı ver elini öpim, ardından hakarettir.

Hani bu yazımı okuyan ve beni tanıyan okurlar, “Hoca kime kafayı taktı?” düşünür olabilirler. Kafa taktığım doğrudur. Ben insanın insan olmasını isterim. Bu kişi Kürt ise, daha özen gösteririm. Mazlum bir halkın ulusal kurtuluş mücadelesine karşı çıkıp Türk çeteciliği yapanlardan nefret ederim. Kürt toplumu, sorunları çok olan bir toplumdur. Bir de bu çeteciler musallat olunca işimiz zorlaşıyor.

1988 yılında ziyaret ettiğim Öcalan, Kürt düşürülmüşlüğü, düşkünlüğü üzerine çok yakınmıştı. Bunlarla uğraşmaktan düşmanla uğraşmaya zaman bulamadığını söylemişti. Yine konumuza dönersek, anlatmak istediğim; bu efendi hayranları, bugün kim iktidardaysa onun adamıdır. Artık o efendisinin çantasını taşır, onun amaçlı çarpıtılan, Türk-İşi yapılan bilgisel hamallığını yapar. Artık onun kapısına bağlanır. Bir Alman finosu gibi onu eğlendirir.

Öyleki Marx’ı idol görür, ama “Hz.Muhammed en büyük devrimcidir.” diyebilir. Karekterinde kölelik olan biri ancak hoşa gitmek için soyuna en galiz küfürler eder. Biz Türk oğlu Türküz, biz Kürt değil Zazayız gibi sözler ederler. O her dönemin adamıdır. Yeni efendilere yeni yalanlar söyler, onlarla entel görünen ama temelsiz konuşmalar yapar.

Kölenin dostu olmaz demeyin. Köle karakterli bunlar yeni efendi bulmakta zorluk çekmezler. İktidardakinin etrafında döner durur.

Eh bizim iktidardaki iktidarsızlar da etrafında yaltaklananlardan hoşlanırlar. Aslında toplumumuzun iktidarlısı da kölesi de sömürge şartlanmasından geçtiklerinden, bakarsınız bugün en yaman devrimcidir, Kürdistan’ı kurup sosyalizm getirmek üzeredir, ama yarın düşmanın sofrasındadır. Ben uzun hayatm boyunca bu tür tiplerden uzak durdum. Hatta bana yaltaklandıkları halde değer vermedim.

Bunların bugün idolüsünüz, yarın ise taşlanırsınız. Köle ruhlu Kürtler, Kürtlere en çok zarar verenlerdir. Onlar kendisini Kürt görmeseler de…

 

Cemevine saldıranlar yakalandı

Suriyeli sığınmacılar nedeniyle saldırının yapıldığı iddia edildi. Dernek Başkanı Zeynal Odabaş, saldırı karşısında sessiz kalmayacaklarını söyledi.İstanbul Alevi Koordinasyonu Sözcüsü Vedat Kara, ise Alevi sığınmacıların İstanbul’a geldikten sonra idarenin tepki gösterdiğini ifade etti.

Gazi Mahallesi’nde dün gece meydana gelen saldırıda elinde silah bulunan iki kişi, iddiaya göre, saat 03.00 sıralarında cemevine girdi. Güvenlik görevlisini yaralayan saldırganlar yönetim binasının kapısını tekmeledi. Cemevinin güvenlik kameraları tarafından da görüntülenen olayda saldırganların Suriyeli sığınmacıları aradıkları iddia edildi.

DERNEKLER TEPKİ GÖSTERDİ

Olayın duyulmasının ardından Alevi dernekleri olaya tepki gösterdi. Açıklama yapan Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği Başkanı Odabaş, tehditler karşısında sessiz kalmayacaklarını ve Alevi dernekleri olarak gerekli açıklamaları yapacaklarını söyledi.

“TEHDİT EDİYORLAR”

İstanbul Alevi Koordinasyonu Sözcüsü Vedat Kara yaklaşık bir hafta önce İstanbul’a gelen yaklaşık 120 civarında Alevi sığınmacıyı barındırmak için çaba harcadıklarını ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği’ni de lojistik olarak kullandıklarını söyledi. Gece 03.05’te gelen iki saldırganın “Siz burada Suriyelileri barındıramazsınız” diyerek görevli arkadaşlarını tehdit ettiklerini söyleyen Vedat Kara, “Tehdit ediyorlar. Güvenlik görevlisinin kafasına silahın kabzasıyla vuruyorlar. Diğer arkadaşımıza tekrar ateş ediyorlar ama silah ateş almıyor. Bu büyük bir şans gerçekten. Onun arkasından da küfürler ederek ayrılıyorlar” dedi.

“TOPLUMSAL BİR PROBLEM”

Güvenlik kameralarının görüntüleri kaydettiğini söyleyen Vedat Kara, “Polisin kısa sürede bu kişileri bulacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin Suriye politikalarıyla ilgili bir durum var. Arkasında kim olursa, ne olursa olsun bilmiyoruz ama bunun mutlaka Suriyeli sığınmacılarla ilgili bir sorun olduğunu biliyoruz. Burada hükümetin Suriye politikalarının tek yönlü olduğunu, burada ne ile karşılaştıklarını çok iyi kavramayan ya da göz ardı eden bir tutum olduğunu düşünüyoruz” dedi. Saldırının sıradan bir olay olmadığının altını çizen Vedat Kara, “Arkasında kimin olduğundan ziyade bu toplumsal problemdir. Saldırı sırasında Suriyeli sığınmacıların saldırganları fark etmedi.

Kendi arkadaşlarımızdan çok onların paniklememesi bizi teselli etti. Olay yerinde bulunan mermileri de polise verdik. İdare’nin Suriyeli sığınmacıların yerleştirilmesinden rahatsızlık duyuyor. Buna çeşitli zamanlarda müdahale etmeye kalkıştılar. Biz mu müdahaleye karşı koyduk. Onlara kamplara götürmek istediler, kamplara götürülmelerini kabul etmeyeceğimizi söyledik. Kendi iradeleriyle gitmek isterlerse izin vereceğimizi söyledik. AFAD’dan gelen dostlarımız oldu, onlara dedik ki ’Burada bir çözüm bulun’. Burada bir çözüm bulamayacaklarını, İstanbul’u cazibe haline getiremeyecekleri gibi bir takım önermeler yaptılar” dedi.

İKİ KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Suriyeli sığınmacılardan bazılarının barındığı Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği’ne saldırdığı öne sürülen 2 kişi gözaltına alındı.

Zaman gerçekleri çarpıtmakta sınır tanımıyor

Zaman gazetesi günlerce İstanbul’da parklarda yaşamak zorunda kalan ve şu an bir cemevinde barınan Alevi mültecilerle ilgili yaptığı haberde Suriye konusunda yapacağı çarpıtmanın herhangi bir sınırı olmadığını ortaya koydu.

Suriyeli Alevi sığınmacıların kaldığı cemevine silahlı saldırı!
Zaman gazetesinden Burak Can imzasıyla yayınlanan haberde, Sultangazi Pir Sultan Cemevi’nde kalan Aleviler, “Suriye’de Esed rejiminin katliamından kaçarak Türkiye’ye sığınan mülteciler” ifadeleriyle tanımlanarak büyük bir çarpıtmaya imza atıldı.

Muhalifler yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar
Zaman gazetesinin Esad rejiminden kaçtıklarını iddia ettiği Aleviler, Suriyeli “muhalifler” yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarını açıklamışlardı.

Taraf gazetesi’den Ayfer Çalışkan’ın konuya ilişkin haberinde Halep’ten Türkiye’ye kaçan Hüseyin Hüseyn, yaşadıklarını “Savaştan kaçtık. Muhalifler evlerimizi, mallarımızı yaktı, sınırdan çıkarken tüm paramızı aldılar” sözleriyle anlatmıştı.

“Muhalifler bizi rezil etti’’ diyen Hüseyn şöyle devam etmişti:

“Esad bizi bu duruma getirmezdi, muhalifler yaptı. Ülkelerden destek aldılar bize de bunu yaptılar. Muhalifler Suriyeli değil, çoğu başka yerlerden, Türkiye’den giden insanlar da var. Suudi Arabistan ve Katar’dan da geliyorlar. Bizi malımızdan mülkümüzden ettiler.”

“Kamptakiler kadınlarımızı alıyorlar”
soL’dan Neslihan Koçaslan’ın haberinde ise Halepli İbrahim Hüseyin, yaşadıklarını ve neden kamplara gitmek istemediklerini şu ifadelerle anlatmıştı:

“Bu işi yapan Erdoğan. Sınırları açtı, 150 ülkeden insan geldi, Türkiye destek oldu. Alevi-Sünni diye bir derdimiz olmadı hiç, yıllarca birlikte yaşadık. Erdoğan geldi bizi böldü. Sünni biri çocukların boğazını kesmezdi, halkları ziyan ediyorlar. 2-3 ay parklarda yattık, sonra burası. Polisler bizi kamplara götürmeye çalışıyor. Oraya gitmeyiz, orada yezidler bekliyor, bizden nefret ediyorlar. Kadınlarımızı alıyorlar, erkeklere de hap veriyorlar, beyinlerini yıkıyorlar, Suriye’ye Esad’a karşı savaşa yolluyorlar.

Savaştan önce kunduracılık yapıyordum, çok şükür her şeyimiz vardı. Esad’ı halk istemese çoktan giderdi. 3 sene olmuş, adam hala gitmedi, neden? Esad’ın arkasında halk var. Bomba atıyorlar, Esad’ın üstüne atıyorlar. Suriyeli çatışan yok, teröristler getiriyorlar Kuveyt’ten, Türkiye’den. Erdoğan sınırları kapatsın, Esad üç saatte bitirir bütün işi. Ama sürekli sınırdan ambulans taşıyorlar.”

“Kızımı cihatçılardan korumak için kaçtım”
Başka bir Suriyeli Mülteci Meryem Hamud ise kızımı cihatçılardan korumak için kaçtığını şu sözlerle belirtmişti:

“Muhalefet dedikleri teröristler geldiler, çoluk çocuk demeden her yeri bombaladılar, evlerimizi başımıza yıktılar. 5 tane çocuğum var, kızım var diye Suriye’den ayıldık. Çünkü teröristler kızları sokakta görünce göz koyuyorlar, omuzuna üç kere dokunup dua okuduğunda kızı alıyor gidiyor. Yan komşumuzun iki kızını alıp gittiler öyle. Kızıma bir şey olmasın diye ayrılmak zorunda kaldım.”

sol

Sultangazi Pir Sultan Cemevi’ne silahlı saldırı

Suriyeli Alevilerin kaldığı Sultangazi Pir Sultan Cemevine sabaha karşı silahlı saldırı düzenlendi.

Alınan bilgiye göre, gece saat 03.30 civarında bir otomobil ile Gazi Mahallesi son durakta bulunan cemevine gelen iki kişi, silahla bekçinin kafasına vurarak yaraladı. Ardından Cemevi binasına ateş etmek istedikleri, ancak silahın tutukluk yaptığı öğrenildi. Saldırganların ellerindeki mermilerin yere düştüğü, ardından hızla arabaya binerek kaçtıkları belirtildi.

Yaralanan bekçinin kafasına dikiş atıldığı, durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Sabah saatlerinde olay yerine gelen polis inceleme yapıyor.

Suriye’de Özgür Suriye Ordusu’nun katliamlarından kaçan Aleviler, Antep üzerinden İstanbul’a gelmiş, sokakta kalan Aleviler Gazi Mahallesi son durakta bulanan Sultangazi Pir Sultan Cemevi ile Karayolları Cemevi’ne yerleştirilmişti. Saldırı düzenlenen Sultangazi Cemevi’nde 80 civarında Suriyeli Alevi sığınmacı bulunuyordu.

AKP Hükümeti’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu çetelerinden birkaç kişinin Gazi Mahallesi’nde de olduğu yönünde iddialar gündeme gelmişti. Saldırının Suriyeli sığınmacılarla igili olup olmadığı bilinmiyor.

Aleviler beraat kararına tepki gösterdiler!

İstanbul  Kartal’da Alevi evlerinin işaretlenmesinin hemen ardından, Pendik Pir Sultan Cemevi’ne gece vakti giderek, “Siz Hz. Muhammed’i ret mi ediyorsunuz, inkâr ve reddedenin başını kesmek Kuran’da cihattır” dediği iddiasıyla yargılanan polis memuru Muharrem Kırımlı ve arkadaşı Özgür Yolcuhakkındaki beraat kararının gerekçesi açıklandı. Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Mahmut Erdemli, “Tehdit var mı yok mu ben karar veremedim, Yargıtay karar versin” diyerek aldığı beraat kararının gerekçesinde şunları kaydetti:

“Kutsal kitabı inceleyenlerin doğru ya da yanlış olarak tutarsızlıklar içerdiği kanaatine varması mümkündür. Bu yöndeki bir düşünceyi ifade etmenin suç oluşturduğunu kabul etmek, gerek İslam dinini gerekse diğer dinleri eleştirmeyi tamamen yasaklamak anlamına gelir. Yasaklama Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali anlamına gelir. O nedenle dini değerleri aşağılamadan beraatine karar verilmesi gerekir.” Hâkim Erdemli, sanık polis memurunun cemevinde “Hz. Muhammed’i reddetmenin cezası İslam dinine göre kafa kesmektir” demesinin ise Aleviler açısından tedirginlik yaratmış olmasının kabul edilebilir olduğunu ifade etti. Ancak devamında şöyle dedi: “Sanık, katılanlara kutsal kitabın kendi yorumuna göre emrini iletmiştir. Bunun ötesinde genel olarak Alevilere bir zarar vereceği yönünde açık bir beyanı bulunmamaktadır. Evleri işaretleme olayında sanık polis memurunun iştirakinin bulunduğu ispatlanmadıkça ‘halk arasında korku, panik ve endişe yaratmak’ suçu da oluşmaz.”

YARGITAY’A TAŞINDI

Kararı eleştiren Avukat Hasan Cem Yılmaz, sanık polis memurunun “En kısa zamanda yine geleceğiz” sözünün açıkça tehdit olduğunu, suçun cezasız kalmasının toplumda azınlıklara ve farklı inançlara yönelik nefret suçlarının artmasına neden olacağını belirtti. Karar Yargıtay’a taşındı.

NE OLMUŞTU?

İSTANBUL Kartal’da bazı Alevi evlerinin işaretlendiği yönünde iddiaların hemen ardından 6 Eylül 2012 gecesi Pendik Cemevi’ne kuaför arkadaşı Özgür Yolcu ile giden polis memuru Muharrem Kırımlı, önce Kuran’ın çarpık noktaları olduğunu belirtip ardından da cemevi yetkililerine “Siz Hz. Muhammed’i ret mi ediyorsunuz, inkâr ve reddedenin başını kesmek Kuran’da cihattır. Tekrar geleceğim” demişti.

Cami-Cemevi projesi ve tepkiler!

Ankara’da hayata geçirilmesi planlanan cami-cemevi projesi bazı Alevi dernekleri tarafından tepki ile karşılandı. Alevi Kültür DernekleriHacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı,Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Sultangazi Pirsultanabdal Cemevi tarafından yapılan ortak yazılı açıklmada, “Cami- Cemevi- Aşevi projesinin, dinler arası hoşgörü ile açıklanabilecek bir projenin ötesinde; yüzyıllardır Alevilere hayatın çeşitli alanlarında nefes almaksızın sürdürülen asimilasyonun gelişmiş, yeni bir versiyonu olduğuna inanıyoruz” dendi.

Ortak açıklamanın tam metni şöyle:

Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı(CEM) ile Fettullah Gülen cemaatinin birlikte yapmaya karar verdiği; “Cami- Cemevi- Aşevi” projesi, dinler arası hoşgörü ile açıklanabilecek bir projenin ötesinde; yüzyıllardır, Alevilere, hayatın çeşitli alanlarında, nefes almaksızın sürdürülen asimilasyonun, gelişmiş, yeni bir versiyonu olduğuna inanıyoruz.

01.09.2013 tarihinde, Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (Onursal) Başkanı İzzettin Doğan kendisi tarafından düzenlenen “inanç önderleri” toplantısında yaptığı konuşmayla uzun süredir kamuoyunda spekülasyonu yapılan, Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı ile Fettullah Gülen cemaatının birlite yapacakları “Cami-Cemevi-Aşevi” projesinin varlığını ve başladığını açıklayarak, kabullenmiştir.

Tarih boyunca, iktidarlar, Aleviliği asimile etmek için türlü oyunlar, hileler ortaya atmıştır. Alevi Toplumu bunların acısını çekmekle birlikte, bunlara karşı da durmasını bilmiştir.

Lakin, yüzyılda bir de olsa, iktidarlarla işbirliği yapan ve Alevi toplumunun içinden çıkan ve ne yaptığını bilmeyen kişiler Aleviliğin asimilasyonuna hizmet etmişlerdir.

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın bu projesinin, asimilasyonun yeni bir türü ve Alevilere dönük yeni bir versiyondur! hazırlanmış asimilasyon projesi olduğunu düşünüyoruz.

İzzettin Doğan’ın üstlenmeye çalıştığı yeni misyon, Aleviliğe yeni yaralar açacak, tehlikeli bir misyondur. Bu misyon, Alevilerin -elleri en başta Aleviler olmak üzere tüm ezilenlerin kanına bulaşmış olan- muktedirlerin yanında saf tutmasını sağlar ve böylece, Aleviliğin bir daha geri dönmemek üzere tarihten kazınmasına yol açacaktır.

Doğan, kendi ağzından yaptığı açıklamalar ile kendi niyetlerini açıkça ifade ediyor ve diyor ki:”Fettullah Hoca Efendi, bir müşterek dostumuz aracılığıyla mesaj yolladı; ‘Hocam, camiyi de Cem evini de artık aynı bahçede yapsak olmaz mı?’ diye. Bizim açımızdan niye olmasın ki. Zaten bizim İslam anlayışımızda mekân dediğiniz şey, zaten insanın gönlüdür. Devlet taraf tutarak, ‘Camiden başka ibadet yeri olamaz İslam’da’ gibi ipe sapa gelmez, hiç bir bilgiye dayanmayan bir düşünceyi kendisine düstur yapamaz. Onun için de kendilerine olumlu cevap verdim vakfın başkanı olarak. Sadece bir de şart ekledim; ‘Hocam tamam bizim için hiç bir sakıncası yoktur, cami de, Cem evi de bir bahçe içinde bulunsun. Ama camilere de artık yeni fonksiyonlar kazandırma zamanı çoktan geldi geçti. Camiyle Cem evi arasına bir de aşevi yapalım.’ Onlar (…) dediler ki; ‘Tamam, mutabıkız yapılabilir.’ Bunun bir örneği olarak da Alevi-Sünni yakınlaşmasının sağlanmak üzere bütün masrafları onlar kabullendiler, camiyi de, Cem evini de, aşevini de yapacaklar. 7 dönümlük bir arsa içerisinde, 5 dönümlük de galiba parkı varmış, yaklaşık 12 dönümlük bir alan içerisinde Ankara’da ayın 8’inde bunun temelleri atılacak.”

Bu itirafın da gösterdiği gibi, bugüne değin Alevilerin hiçbir yarasına merhem olmayan bu örgüt ve onun başkanı, Alevilerin ayinleriyle, ibadetleriyle ve bununla ilgili sorunlarla uzak ara ilgisiz, devletin ve cemaatin sıkıştığı her yerde “Cumhuriyetçi” adlarına bihakkın layık bir biçimde onların imdadına koşmaktadır! Diyanet’in camilerin işlevlerini değiştirerek camileri yirmidört saatimizin hükümranı kılmak istemesi yetmezmiş ve sanki pek yeni bir şey söylüyormuş gibi, bu zat bir de cemaat muktedirlerine akıl vermeye soyunuyor: Camilere yeni fonksiyonlar kazandırılmalıymış!
Camilere yeni fonksiyonları Diyanet kazandırıp durduğuna göre, İzzettin Doğan Hocaefendi’nin sözünü ettiği bu yeni fonksiyonlar, belli ki kendi inançları içinde camiye yer vermeyi kabul etmeyen Alevi toplulukları camiye çekme ve cami içinde eritme fonksiyonlarıdır!

Bu kadar açık sözlülükle kendi konumunu kamuoyuyla paylaşan bu şahsı bir kez daha açık sözlülüğe davet ediyoruz: Bu büyük yatırımın tüm maliyetini Fethullahçı cemaat karşılayacağına, siz bir kuruş bile harcamayacağınıza göre, bunun karşılığında onlara siz ne vereceksiniz? Neyin sözünü verdiniz; Alevileri ve Aleviliği Fethullahçılığa ve devlete tapınmaya teslimden gayrı?
Herkes bilmelidir ki Cem evleri bizim ibadethanemizdir ve ibadethane olarak sayılması için yanında ne camiye ihtiyacı vardır, ne başka bir mescide!

Bu projesiyle ortaya konan şey, açıkça bir ibadethane olarak cemevlerinin meşruiyetini ve bu meşruiyetten doğan haklı talepleri ortadan kaldırma ve Alevi itikatlarını inkar ve Sünnileşmiş bir Aleviliği,  Alevi topluluklara dayatma projesidir.

Herkes bilmelidir ki sıklıkla tüm muktedirlerin iddia ettiği gibi, sorun kardeşlik sorunu değildir! Aleviler hiçbir inanç grubuna önyargıyla yaklaşmadığı, onlara düşmanlık etmediği gibi, aynı ölçüde kendi başlarına saygı görme hakkına, diğer inanç topluluklarının sahip olduğu tüm haklara bihakkın layıktır! Aleviliği soysuzlaştırıp Sünnileştirerek hak sahibi kılmaya çalışmak demek, Aleviler Sünnileştikçe, Aleviliğin değil, Fethullahçı bir Sünniliğin haklarının daha da genişletilmesi demektir! Buna dönek olarak geliştirilmiş bu proje, kendini topluluklara kabul ettirmek için, sanki Alevi topluluklar Sünni topluluklara düşmanmış gibi, kardeşlik vaazlarıyla topluluklararası nifak tohumları serpmektedir!

Herkes bilmelidir ki:

Değil bir, bin proje de yapsanız; Türkiye’deki inanç topluluklarının çeşitliliğini değil bir, bin kez de inkar etseniz bizler tüm haklılığımızla, tüm taleplerimizle burada olmaya ve her seferinde, her platformda zulmünü zalimin suratına haykırmaya devam edeceğiz!

Çünkü; Aleviler vardır; Alevilik Hakk’tır!

 

Suriye’den gelenler açlık grevinde!

Suriye’de El Nusra örgütünün zulmünden kaçarak Türkiye’de parklarda yaşamak zorunda kalan Alevi mülteciler, dün gece kaldıkları Bayrampaşa Spor Kompleksinden polis zoruyla çıkarılmaya ve kamplara götürülmeye çalışıldı. Olayı haber alan PSAKD yöneticileri mültecilere sahip çıktı.

PSAKD karayolları cemevi ve bir kısım PSAKD yöneticisi bugün yaşanan gelişmeler çerçevesinde bir değerlendirme yaparak devletin “ikiyüzlü ve ayrımcı tavrını protesto etmek” amacı ile PSAKD karayolları cemevinde 2 günlük açlık grevi yapma kararı aldı. Yapılan açıklamada tüm demokratik kamuoyu, savaşa ve ayrımcılığa karşı ÖSO’cu katillerden kaçarak ülkemize sığınan Suriyelilerle dayanışmaya ve açlık grevine destek olmaya
çağrıldı.

Suriye’de El Nusra örgütünün teröründen kaçarak Türkiye’ye sığınan ancak parklarda yaşamak zorunda kalan Alevi mülteciler, dün gece kaldıkları Bayrampaşa Spor Kompleksinden polis zoruyla alınarak kamplara gönderilmek istendi. Olayı haber alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)yöneticileri, Alevi mültecilerin kamplara gitmek istemediğini belirterek böyle bir uygulamaya izin vermeyeceklerini söyledi. PSAKD yöneticileri Alevi mültecilerini güvenlik nedeniyle tekrar Gaziosmanpaşa Karayolları Cemevi’ne yerleştirdi.

Türkiye’de uzun süredir parklarda kalan Alevi mültecilerine PSAKD yönetimi sahip çıkmış, mültecileri Karayolları Cemevine yerleştirmişti. Daha sonrasında güvenlik güçleri ve belediye ile yapılan görüşmelerden sonra mülteciler Bayrampaşa Spor Kompleksine nakledilmişti.

Bir şeyler yapmalı…

Baran BOZYEL

Bir eylül dünya barış günü kutlamalarında, yanıma yanaşan kadın arkadaşımın bana kurduğu şu cümleler, bana çocukluğumda babaannemin Elazığ sokaklarında, cezaevine giderken anneme söylediği şu söz kadar etkiledi. ’’ Bukê, giştî darda kirine’’(Gelin,hepsini asmışlar.) Babaannem bu cümleyi kurduğunda annemin kucağında küçük kardeşim, diğer eliyle de beni arkasından sürüklüyordu. Annemin yüzü sapsarı kesilmişti. Hızlıca karakola doğru yürüyorduk. Cadde bomboştu.Işıklı dükkânlara bakarken, bir kasap dükkânında derileri soyulmuş ayaklarında asılı duran hayvan etlerini  gördüm. İşte tam o sırada “sanki babam amcam ve arkadaşlarını asılı duruyorlar gibi aklımdan geçiriyordum” Çocuk aklı işte… Korkunç bir psikolojiydi. Korkumdan ağlayamamıştım. Annem daha çok üzülür diye kocaman çığlığımı içimde patlatmıştım. O kocaman postallı adamlar gelip herkesi öldürmüştü demek…

Varlığını şidet ve baskı üzerine inşa eden devlet;Topluma baskı uygulayarak sindirmeye çalışması neticesinde toplumun, beynini ve ruhunu esir almıştır.Küçücük çocukların gözleri önünde ebeveynlerini kötü muameleye tabi tutmalarının tek bir nedeni vardır…”Yılan küçükken başı ezilmelidir”zihniyetin ürününden başka bir şey değildir.

Beyni iğdiş edilen erkek devletin, gücü karşısında kendilerini ifade edip konuşturamadıkların’dan olacak’ki, evde kadına baskı uygulayarak varlıklarını kanıtlamaya kalkışmaları, sahibine benzemeye çalışan köle ruhlu olanlardır.Devlet erk’i erkek eliyle kadını iki defa esaret altına almıştır.Özgürlük meşalesini elinde taşıyan Nezihe ana Kürt Halkının bağrında taht kurmuştur.Aydınlıkta korkan karanlık güçler yine boş durmadılar…Beyni esir alınmış köle ruhlu erkek eliyle 1- Eylül Dünya Barış gününü aydınlatan Barış ve özgürlük meşalesine kurşun sıktılar.

Bir şeyler yapmalı;

‘’Küçükçekmece Kadın Meclisi üyesi Nazliye Sincar adlı kadın arkadaşımız eşi tarafından kurşunlanarak öldürülmüş baran heval.’’ Aynı dehşet duygular içerisinde kalakaldım o an. Bir eylül dünya barış gününe gelmek için yola çıkan kadın, eski eşi tarafından sokak ortasında katledilmişti. Ne bu katliamı kınamak bu kadın arkadaşımızı geri getirebilir, nede lanetlemek. Artık beş bin yıllık esareti ve egemen zihniyeti eleştirip, nefesimizi ve enerjimizi tüketmek yerine, bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kürt halk önderliği Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik kurtuluş, özgür yaşam paradigmasının diğer adı olan kadın devrimini, ne kadar anlamış ve yaşamsallaştırmışız? Sorusu geliyor akıllara.

BDP kadın devrimi konusunda ne kadar çalışma yapabiliyor? Hem tüm eylemliklerde ön saflarda devlet den şiddet gören kadının, hem de evde eşinden gördüğü şiddet konusunda ne tür çalışmalar yürütebiliyor?

Önümüzde duran bu sorunu nasıl çözebiliriz? Nasıl en aza indirgeyebiliriz? Sorularına cevaben şunlar yapılabilir kanımca.

Tüm siyasi kurum ve kuruluşlar, önce kendi çalışanlarına ulaşarak eğitimler ve alınan eğitimin yaşamsallaştırılıp, yaşamsallaştırmadığını görmek için gözlem yapılabilinir.

Bunun için bir komisyon kurulabilinir. Bu komisyonda sosyalist, anarşist ve tüm feminal kadın hareketlerinden temsilciler yer alabilir.

Kadın özgürleşmesini biçimsel bir dil oluşturarak değil, erkek ve kadının dönüşmesiyle gerçekleşeceği algısını önce kadına sonrada erkeğe kavratmak gerekiyor. Kadınlar da bu temelde çok zayıf ve zayıf kalması için ya şiddete maruz kalıyorlar yada yaşam hakları ellerinden alınıyor.

Erk zihniyetini parçalamak demek, devlet anlayışını yıkma ve dolayısıyla özgürleşmek demek.

Özgür toplumların yaratıcıları, özgür bireylerden geçeceğini ve önce işe kendimizden başlamamız gerektiğini, bunu söylemde değil artık harekete geçerek yapmanın zamanının çoktan gelip geçtiğini düşünüyorum.

Alevi derneklerinden cami cemevi açıklaması

Bazı Alevi dernekleri, Cem Vakfı ile Fethullah Gülen cemaatinin birlikte yapmayı planladıkları “cami-cemevi” projesini sert bir dille eleştirdiler.

İSTANBUL – Okmeydanı’nda bulunan Hacı Bektaş Ve…li Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cem Evi’nde basın toplantısı düzenleyen Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cem Evi Başkanı Zeynel Şahin ile yönetim kurulu üyesi Vedat Kara ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreter Yardımcısı Timuçin Gültekin ‘Cami Cemevi Aşevi Projesi’ne tepki gösterdi. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, “Cem Vakfı’nın Onursal Başkanı İzzettin Doğan’ın, Fethullah Gülen ile daha önce birlikte organize ettiği Ankara ‘da birincisi yapılmak istenen cami ve cemevi projesinin ortak yapılma projesiyle ilgili basın açıklaması yapıyoruz. Bu pazar günü Ankara’da 5 dönümlük bir kapalı alanda bir tarafında cami, bir tarafında cemevi arasına da cemevi projesinin temel dayanağının aslında bir kardeşlik projesi olmadığını, buradan çıkan sonuç tamamen Alevileri asimile etmek olduğunu, Türkiye ‘de yaşayan 20 milyon Alevi bunun farkında. Alevilerin ibadet yerleri olarak cemevlerinin kabul edilmediği sürece cami ve cemevi projesini bir arada yapmanın çok doğru olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz” dedi.

“DEVLET ELİYLE, CEMAATLER ELİYLE ALEVİLERE BİR KEFEN BİÇME POLİTİKASIDIR”
Camilere karşı veya rakip olmadıklarının altını çizen Demir, “Camiler ibadethanedir. Oralar Sünniler için kutsalsa, Aleviler için de o kadar kutsaldır. Biz istiyoruz ki ülkede Sünni vatandaşlarımız, özellikle devletin Alevilerin inanç yerlerini kabullenmesi gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla bugün 21. yüzyılda bu ülkede hâlâ yeni yeni Alevi örgütleri adına insanlar bir araya gelip de örgütleniyorsa bu devletin ayıbıdır. Bu yetmiyormuş gibi Aleviler üzerinde tarih boyunca süregelen asimilasyonların son damlası burası. Yani bir cemaat eliyle, bir de Alevi dedesiyim diye bu işe alet olan İzzettin Doğan’ın Türkiye’de yapmak istedikleri aslında bir kardeşlik projesi değil. Topluma hizmet eden bir proje değil. Tam da Alevileri asimile eden, Alevileri Sünnileştiren, Alevileri camiye götürmenin yollarıdır bunlar. Oysa bu ülkede Alevilerin dışında, Süryaniler, Ermeniler ve diğer azınlıklar da var. Onların temel hak ve özgürlüklerini bu ülkede herkesin sağlama gibi bir düşüncesi olması lazım. Nasıl ki biz Aleviler bu ülkede bütün insanlara eşit mesafede duruyorsak, bütün halkları kardeş biliyorsak, bütün insanların inançlarına saygı gösteriyor ve öyle kabulleniyorsak istiyoruz ki bütün yurttaşlarımız da Alevilerin inançlarında, temel hak konularında, değer noktalarında aynı noktadan bakabilsin. Çok net bir şekilde cami ve cemevi projesinin arasına da aşevi yapma projesinin Alevileri aslında gerçekten rencide edici, gerçekten asimile edici olduğunu bütün alevi kurumları biliyor. Bu sonuç burada devlet eliyle, cemaatler eliyle Alevilere bir kefen biçme politikasıdır. Biz bunu şiddetle reddediyoruz. Şiddetle kınıyoruz. Hiçbir Alevi örgütü de bu işe alet olmayacak. Olanlara da toplum vicdanında mahkum edeceğiz. Bu sürecin takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

“ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ VAR”
“Alevilerin bu ülkede tek talebi var. Eşit yurttaşlık talebi” diyen Demir, “Eşit yurttaşlık talebimiz, hak ve özgürlük mücadelesinde verdiğimiz talepler yerine gelirse bu ülkede o zaman herkesin inanç özgürlüğünün olduğu bir alan olur, biz bu ülkede tam da o noktada barış içinde yaşamış oluruz” diye konuştu. Soru üzerine Doğan Demir, Suriye’de olası savaşa en başından beri karşı olduklarını söyledi.

“KİMSE CEMEVİNE, CAMİ MÜŞTEMİLATI MUAMELESİ YAPMASIN”

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da ‘Cami Cemevi Aşevi Projesi’ne eleştirerek, “Burada cemevine şöyle bir muamele yapılıyor, cemevi camiinin müştemilatıymış gibi bir muamele yapılıyor. Kimse cemevine, cami müştemilatı muamelesi yapmasın. cemevleri, camilerin müştemilatı değildir. Cemevleri, cami gibi, kilise gibi, havra gibi müstakil bir ibadethanedir” dedi.

“DEVLETİN KORUMASINDA HİÇ BİR ALEVİ SURİYELİ YOKTUR”
Suriye’de yaşananlara değinen Kenanoğlu, Suriye’de muhaliflerin katliamından kaçan Türkmen Aleviler olduğunu belirterek, “Biz Alevi kurumları olarak gittik, sahip çıktık. Cem evlerimize yerleştirdik. Devlet telaşa düştü. Kapımıza dayandılar biz bunları daha iyi yerleştireceğiz. O gece vermedik. Ertesi gün valilik ve kaymakamla akşama kadar müzakere edildi. Dediler ki ‘Tamam biz bunlara uygun yer bulalım’. Bayrampaşa’daki spor kompleksinde mutabık kaldık. Bir gün sonra 130 kişilik grup yerleştirildi. Bunlar Alevi olduğu için ve muhaliflerden kaçtıkları için Türkiye hükümetinin de Suriye politikasını bildikleri için bunlar hiç bir şekilde devlete sığınmak da istemiyorlar. Korkuyorlar. Dün gece saat 22.00’de polis 3 tane otobüsle Bayrampaşa’daki spor kompleksine dalıyor diyor ki ‘Biz sizi götüreceğiz’. Bütün kurum kuruluşlarımızla oraya gittik, müdahale ettik ve onları vermedik. Dün gece bunların tamamını cemevimize yerleştirdik. Şu anda devletin korumasında hiç bir Alevi Suriyeli yoktur. Tamamı Alevi kurumlarımızın koruması altındadır” şeklinde konuştu. (Serpil KIRKESER/DHA)