Ana Sayfa Blog Sayfa 6404

Cami+Cemevi projesi Alevilerin sorunlarını çözmez

Murat AKSOY

İki buçuk yıl önce Suriye’de halkın daha demokratik bir Suriye özlemi için başlattığı mücadele bugün hala devam ediyor. Suriye’de iki buçuk yılda yaşananlar en yakın komşusu olarak Türkiye’nin iki sorununa ayna tuttu; Kürtler ve Aleviler.

Bu süre içinde Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın bir anlamda yasal devamı olan PYD’nin elde etmiş olduğu otonom yapı, PKK’yı Türkiye’de devam eden çözüm sürecine mesafe alacak kadar heyecanlandırmış görünüyor. Bayık’ın ‘geri çekilmeyi durdurduk’ açıklaması PKK’nın bölgedeki olası gelişmeleri hesaplayarak ‘bekle gör’ stratejisine geçmiş olduğunu gösteriyor. PKK -ve Öcalan da- şimdi hem Suriye’ye olası operasyon seçeneği hem de bölgedeki değişimleri izleyerek çözüm sürecindeki rolünü yeniden tanımlayacak.

Özetle PKK’nın çekilmeyi durdurma kararında, Türkiye’nin demokratik adımları atmada yavaş davranmasından çok Suriye merkezli bölgesel değişimlerin rolü daha fazla. Türkiye’nin atmadığı adımlar PKK’nın bahanesi sadece.

ALEVİLER SORUN DEĞİL

Suriye’nin yüzümüze tuttuğu ikinci ayna ise Aleviler. Her ne kadar Suriye’de Esad rejimi Alevi değil; Nusayri olsa da -ki fark önemli- Türkiye’de Antakya-Hatay çevresinde yaşananlar Alevi sorununun Türkiye için önemini göstermektedir.

Dahası Aleviler giderek ‘AK Parti karşıtlığının’ merkezi olarak algılanmaya başladılar. Gezi sürecinde en önde Alevilerin oldukları sıkça ifade edildi. Geçtiğimiz Ağustos ayının ortasında ayaklanacakları rivayeti bile çıktı.

Kürt sorununu çözme sürecinde Alevilerin, Alevilerin sorunlarının gündeme gelmesi hatta getirilmesinin, Türkiye dışı kaynakların çok destekleyecekleri bir durum olduğu aşikar. Ancak bunlar Türkiye kaynaklı olunca insan ‘neden’ diye düşünmeden edemiyor.

Son bir hafta içinde Aleviler farklı nedenlerle yeniden gündemde.

İlki, Suriye’deki savaştan kaçan Alevilerin kamplar yerine İstanbul’daki parklara sığınması. Parklara sığınan ve zor şartlarda yaşayan Suriyelileri bazı Alevi dernek ve vakıflar Cemevlerinde misafir etti.

Açık ki, Türkiye, kendisine sığınan 500 bine yakın Suriyeliye her türlü insanı yardımı yapmış ve dünyaya bu konuda örnek olmuştur. Gönlü ve kalbi bu kadar açık bir ülkenin sayısı 300’ü bulan Suriyeli Alevilere -eğer kasıtlı bir durum yoksa- aynı misafirperverliği gösterememesi düşündürücüdür.

Alevileri konuştuğumuz ikinci tartışma ise Fethullah Gülen’in Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’a yapmış olduğu ‘Cami-Cemevi birlikte olsun’ önerisi ile başlayan gelişmelerdir.

Gülen’in Cami ve Cemevi’nin bir kompleks içinde olması önerisine Cem Vakfı olumlu cevap verdi. Bu önerinin bu kadar hızla hayata geçmesi akla bazı soruları getirdiği gibi seçilen yerin Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerde (Tuzluçayır) olması da kimilerine göre ayrı bir anlam taşıyor.

Bu komplekse karşı çıkanların temel atma törenini protesto etmeleri sırasında yaşanan şiddet tartışmayı başka bir düzleme çekti. İnsanların yapılan bir projeyi protesto etme hakkı var. Ancak şiddet kullanılması protesto hakkının suistimal edilmesi olur. Polis şiddeti ise kabul edilemez. Yine bazı siyasilerin, vakıf ve derneklerin bu şiddet ortamını kendi meşruiyetleri için kullanmaları ahlaki değildir.

Her ne kadar bazı kesimler tartışmayı ‘Aleviler-şiddet’ ekseninde okusa da Cami-Cemevi tartışması Alevilerin yaşadıkları sorunları görmeye ve tartışmaya fırsat vermiyor.

Cami ve Cemevi’nin bir arada olması ilkesel olarak karşı çıkılabilecek bir proje değildir. Ancak, verili durum okuması yapıldığında ortadaki resime göre Cemevi’nin Cami’ye eklemlenerek meşruiyet kazanması durumu söz konusudur ki, bu Alevilerin geneli açısından kabul edilecek bir durum değildir.

SORUN CEMEVİ Mİ AYRIMCILIK MI?

Aleviler açısından Cemevi müstakil bir ibadet ve kültürel birliktelik mekanıdır. Alevilerin bu konuda talepleri açık ve nettir: Cemevlerinin ibadethane olarak tanımlanması.

Alevilerin bugün kamusal alanda Sünnilerle görünür bir sorunu yoktur. Sorun devletin/kamunun Alevilere karşı uyguladığı ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici uygulama ve politikalarıdır. Bu açıdan Cami-Cemevi projesinin şiddet üzerinden tartışılması hatta Alevilerin ‘şiddetin esas aktörü’ oldukları imajının yaratılması Alevilerin sorunlarının tartışılmasının önüne geçmektedir.

Cami ile Cemevi’nin bir arada olması Alevilerin belediyede, bürokrasiye girişlerdeki mülakatlarda, terfi ve atamalarda karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığı ortadan kaldırmamaktadır.

Bir zamanlar ‘Aleviler CHP’den kurtuldukları gün özgürleşecekler’ başlıklı yazı yazmıştım. Aradan geçen süre içinde şunu daha iyi anlıyorum ki, Aleviler için CHP tercihi sadece Atatürk üzerinden kurdukları bir ilişki değil. Aleviler için CHP, gündelik hayatta kendilerini daha eşit, daha özgür ve daha güvenli hissettikleri bir liman. Onun için çoğunluğu CHP’ye oy veriyor.

twitter.com/murataksoy

Alevi örgütlerinden ortak açıklama

TÜRKİYE, AVRUPA, KUZEY AMERİKA VE AVUSTRALYA’DAKİ
ALEVİ ÖRGÜTLERİNDEN TÜRKİYE VE DÜNYA KAMUOYUNA ORTAK AÇIKLAMA

AKP hükümetinin “demokrasi paketi” adı altında hazırlamakta olduğu yeni yasal düzenlemeler arasında Alevi toplumunu yakından ilgilendiren maddeler bulunduğuna dair Türkiye basınında haberler çıkmaktadır. Basında “İkinci Alevi Açılımı” olarak lanse edilen, fakat hazırlanmalarında Alevi örgütlerinin hiç bir dahli olmayan bu düzenlemeler basından öğrenebildiğimiz kadarıyla “inanç ve kültür merkezi” olarak cemevlerine yasal statü verilmesi ve Alevi dedelerine maaş bağlanması gibi maddeler içermektedir. Türkiye’de ve Türkiye dışında yaşayan Alevi toplumunun meşru temsilcileri olarak bizler, toplumumuzun ortak taleplerinin çok uzağında kalan, hatta taleplerimizle çelişen bu düzenlemelerin nihai hedef olarak Aleviliği Sünni/müteşerri İslam’da anlaşıldığı şekliyle “tarikat,” cemevlerini yine Sünni/müteşerri İslam’daki manasıyla “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi hedeflediğine inanıyoruz. Bir takım şahıs ve cemaatlerin, AKP hükümetinin bu asimilasyoncu vizyonuna paralel gündeme getirdiği “cami-cemevi kompleksi” türü kurguların toplumumuz için hiçbir anlam ve hüküm taşımadığının, bu tür oldu bittilerin Alevilere tepeden bakan, Alevilere rağmen Aleviliği tanımlamaya çalışan kaba ve dayatmacı bir zihniyetin ürünleri ve kabul edilemez olduğunu bu basın bildirisi ile ilan ediyoruz.

Alevilik, kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemidir. Tarihsel olarak tasavvufî akımlarla yakın ilişkisi olsa da Sünni/müteşerri İslam’da anlaşıldığı şekliyle klasik bir tarikat değildir. Aleviler, ritüelleri arasında ibadet-ayin ayrımı yapmazlar ve tüm dini ritüellerini cemevlerinde ifa ederler. Bu nedenledir ki Alevilik klasik anlamda bir tarikat olmadığı gibi, cemevleri de yaygın kullanılan manada “tekke” değildir. Cemevleri Alevilerin “ibadethanesidir” ve her inanç grubu gibi Alevilerin de ibadet mekanlarını devlet ve mahalle baskısından uzak, özgürce tanzim etme ve kullanma hakkı vardır.
Alevilik’teki dedelik kurumu da yine Sünni/müteşerri İslam’ın ulemalık kurumundan farklı olarak talip ile bağlı olduğu ocak arasında varolan manevi irtibat temelinde işler. Alevi inancına göre dedenin vereceği hizmet, dedenin veya devletin değil, tümüyle talibin inisiyatifine bağlıdır; yani bir dede ancak taliplerinin talebi ve daveti üzerine inanç önderliği görevini yerine getirebilir. Bu önemli inançsal farklılık göz önüne alındığında ve üzerine Alevilerin hakim dini ve siyasi güç odaklarıyla yaşadığı çatışmalı tarih eklendiğinde, dedelerin cami imamları gibi devlet tarafından maaşa bağlanması önerisinin ne kadar uygunsuz, Alevi öğretisine ve tarihine nasıl külliyen aykırı olduğu kolaylıkla görülecektir.
Uzun bir tarihsel süreç ve organik gelişme sonucu ortaya çıkmış Alevi öğreti ve kurumlarına dışarıdan müdahele etmeye, bunları toplum mühendisliği yöntemleriyle deforme etmeye veya değiştirmeye çalışmak hiçbir kişi veya grubun haddi ve gücü dahilinde değildir. Her inanç sistemi gibi Alevilik de sadece ve yalnızca bu inanca ve kültüre mensup insanların kollektif olarak şekillendirdiği ve şekillendirebileceği bir alandır. Başta devlet olmak üzere, Alevi olmayan tüm kurum ve kişilerin bu özel inanç alanına saygı duymaları ve bu alanın dışında kalmaya özen göstermeleri gerektiğinin altını kalın çizgilerle çiziyoruz.
Şu bilinmelidir ki Alevilerin politik platformdaki tek meşru temsilcileri, bu toplumun kendi içinden çıkmış örgütleridir. Kürt sorununun çözüm sürecinde ve sözde yeniden başlatılan Alevilik açılımı bağlamında, hükümetin, diğer bazı siyasi aktörlerin ve kimi analistlerin bu gerçeği görmezden gelerek Alevilere adeta haklarında keyfi tasarrufta bulunulabilecek pasif objeler muamelesi yapması asla kabul edilemez. Örgütlü bir toplum olarak Alevilerin vazgeçilmez hedefi demokratik-laik bir sistemde eşit vatandaşlar olarak yaşamaktır. Bu hedefimize ulaşmamızı sağlayacak, olmazsa olmaz taleplerimiz daha önce farklı mecralarda da defalarca dile getirildiği gibi şunlardır:

1) Cemevlerimiz derhal “ibadethane” olarak yasal statü kazanmalıdır. Cemevlerinin “ibadethane” dışında, tekke veya inanç merkezi gibi başka bir kategori altında tanınması ve ona uygun muamele görmesi kabul edilemez.
2) Alevi köylerine ve mahallelerine zorla cami yapımından vazgeçilmelidir. Bu bağlamda, çeşitli kamu hizmetlerini cami yapımı şartına bağlamak suretiyle bazı Alevi köylerinde yaratılan yapay cami taleplerinin demokrasi ve ahlakla çelişen “zorlamalar” olduğu bilinmelidir. Bu tip dolaylı baskılara derhal son verilmelidir.
3) Sünni/müteşerri İslam’ın normatifliği fikri üzerine kurulu ve Sünni ilahiyatı eğitimi almış kişilerce verilen zorunlu ve seçmeli ek din dersleri Alevilerin din ve vicdan özgürlüğünü açıkça ihlal etmektedir. Bu dersler derhal kaldırılmalıdır. Devlet din eğitiminden elini tümüyle çekmeli, bu işlev aileler ve sivil toplum örgütleri tarafından yerine getirilmelidir.
4) Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Tarafsız devlet ilkesine uygun olarak her inanç grubu kendi içinde örgütlenip, kendi kaynaklarıyla ve kendi tercihlerine göre inanç hizmetlerini tanzim etmeli ve yürütmelidir.
5) Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesi engellenmeli, kamu hizmetlerinin eşit vatandaşlık temelinde sunulması sağlanmalıdır.
6) Devlet tüm açık ve gizli asimilasyoncu politika ve uygulamalarına derhal son vermelidir.
7) Aleviliğe ve Alevilere yönelik aşağılayıcı ifadeler, hakaret, tehdit ve saldırılar, nefret suçları kapsamına alınıp ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
8) Ders kitapları, sözlükler, ansiklopediler ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca önerilen yardımcı kitaplardaki Aleviliği ve Alevileri aşağılayan tanım ve ifadeler düzeltilmeli veya çıkarılmalı, ikisinin de mümkün olmadığı durumlarda bu yayınların kullanımına son verilmelidir.
9) Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarından dolayı devlet Alevi toplumundan resmen özür dilemeli ve bu Alevi katliamları ile ilgili olarak meclis araştırma komisyonları kurulmalıdır.
10) Mahallelere, caddelere, sokaklara ve diğer kamu projelerine “Yavuz Sultan Selim” gibi Alevileri rencide edici isimler verilmesinden vazgeçilmelidir. Mevcut bu tür isimler değiştirilmelidir.
11) Madımak, utanç müzesi olmalıdır.
12) Başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere devlet tarafından el konulan tüm Alevi-Bektaşi vakıfları Alevi-Bektaşi toplumuna iade edilmelidir.
Bu haklı taleplerimizin tümü karşılanana kadar mücadelemizin artan bir kararlılık ve örgütlülükle devam edeceğinden hiç kimsenin en ufak şüphesi olmaması gerektiğini, vazgeçilmez hedefimiz olan eşit yurttaşlığa er ya da geç ulaşacağımıza dair inancımızın tam ve sarsılmaz olduğunu Türkiye ve dünya kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Bileşenleri (Almanya, Fransa, İsviçre, Avusturya, Hollanda, Belçika, İsveç, İngiltere, Danimarka, Romanya, Norveç, İtalya Alevi Birlikleri Federasyonları)
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu
Amerika Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Kanada Alevi Kültür Merkezi

Cemevi Cami İçinde Eritilmeye Çalışılıyor…

Fettullah Gülen ve İzzettin Doğan’ın ortaya attığı ancak Alevi halkının büyük bir asimilasyon hamlesi olarak gördüğü “cami-cemevi bir arada” projesini tarihçi yazar Erdoğan Aydın, Erdoğan Çınar ve akademisyen Ali Murat İrat’a sorduk.
Erdoğan Aydın
Bu projeye geçmeden önce söylemeliyim ki; Osmanlı İmparatorluğu gibi Sünni referanslarla idare edilen bir devlette bile, 1825 yılında 2. Mahmut’un tekkeleri ve cemevlerini yasaklamasına kadar, buralar camilerden bağımsız olarak tanınıyordu. Bugünkü laik Türkiye, Osmanlı imparatorluğundan bile geridedir.

Özellikle son yıllarda Alevi halkın, kimliğine sahip çıkarak, eşit yurttaşlık hakkı için mücadele etmesi böyle bir projenin ortaya çıkmasının nedenidir. Zorla Sünnileştirilme işe yaramayınca Alevi halkının içindeki “Hızır Paşalarla” beraber cemevlerini ve aşevlerini camilerin içine yerleştirmeye kalkıyorlar, projenin uygulaması da böyle. Hiyerarşik olarak camiyi en üste, onun altına da cemevi ve aşevlerini yerleştirerek Alevileri caminin basıncı altında bırakacaklar. Yoksullaştırılan Alevi halkını, aşevleri ile deyim yerinde ise midesinden Sünni sermayeye bağlanmaya mecbur etmek istiyorlar.

Bu laikliğe, kardeşliğe ilişkin bir şey olamaz. Alevileri eşit yurttaş saymadan böylesi bir proje gerçekliğe kavuşamaz. Bu proje Fettullah Gülen ve İzzettin Doğan’ın eski anlayışa yeni kılıf geçirmesinden başka bir şey değildir.

Ali Murat İrat
Bugün yaşananlar Gezi sürecinin parçasıdır, AKP’nin süreci istediği formata taşıma hareketidir. Bu işi sadece Alevi sorununun parçası olarak göstermeye çalışıyorlar. AKP’ye yükselen karşı çıkışı daraltmak için, aktörler ve proje son derece iyi seçilmiş; zamanlama da son derece uygun.

Bu cemevi-cami projesinin bu hale geleceğini emin olun İzzettin Doğan hariç herkes biliyordu. İzzettin Doğan ne halkı tanır, ne de Aleviliği bilir. Düşünün bu İzzettin Doğan Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin kurucularındandır. Maalesef ki, Alevi toplumunda, benim çok da doğru bulmadığım bir biçimde, dedelik makamı sayesinde karşılığı var, bunun için ona bağlı olan bir grup insan var.

Projeye bakarsak; devlet cemevlerini tanımıyor, bir halkın ibadet yeri olarak kabul etmiyor. Ama yaptıkları caminin yanına böyle bir ucubeyi de koymak istiyorlar. Aleviler ibadet de yapsın ama Sünnilerle kardeş olsun… Madem kardeşlik için bu proje, neden Sünni yoğunluğun içinde, kendi alanlarında yapmıyorlar? Neden Sincan değil seçilen yer? Neden Sünnilere, bu insanların artık ölmeye bile mecali kalmamış, artık zulmetmeyin demiyorsun? Kolaysa kendi camilerinizi açın Alevilere, gelin burada ibadet yapın diyin. Bu yaşananları herkes görüyor; ama onlardan kimse ses çıkarmıyor. Bakın, ne olursa olsun, o cenahın en net tepkisini Akit çevresi açık açık gazetelerinde yazıyor; “bu aleviler zaten sapık hayvanlardır, İslam’la da alakaları yoktur” diyorlar. Büyük bir nefret suçu işleseler bile, en azından takiye yapmıyorlar.

Bakın; hükümetten biri ne zaman kardeşlik, barış dese benim ödüm kopuyor. Çünkü onlar ne zaman böyle bir kelime etseler, halkın kanı akıyor. Devlet bu projeyi daha başlamadan kan akıtarak bitirmiştir.

Ancak, bir yandan da söylemeliyiz ki, kendi ibadethanelerini peşkeş çekenler de bu sürecin içinde. Doğan Bermek, Taraf gazetesinde; “binlerce yıldır asimile edemediler, böyle mi asimile edecekler” diye yazı. Bermek, sanıyorum asimilasyon ne demek, bir halk nasıl asimile edilir bilmiyor. Kimseyi asıp keserek asimile edemezsin, aksine kemikleştirirsin; ancak kültür ve yaşamını değiştirerek onu kendi inancından koparabilirsin. Düşünün, bugün cemlerde kadının başını kapatmasını istemek, onları artık cemde bir can olarak değil, bir kadın olara gördüğünüz anlamına gelir. Sonra bir bakarsınız cemevinden değil, Cuma namazından çıkıyorsunuz. İzzettin Doğan ve çevresindeki bir grup bunu yapıyor.

Asıl olarak, Gezi direnişi tüm dünyayı salladı, hangi ülke olursa olsun herkes bunu konuşuyor. Biz şimdiye kadar gördük ki, sadece kimlik ve inanç meseleleri ortasına oturtulan mücadele hatları hep zarar gördü. Bizim, Gezi ruhunu öldürmeden, bir indirgeme yapmadan emek-sermaye çelişkisi ile bütünleştirerek mücadele hattını büyütmemiz gerekir.

Erdoğan Çınar
Cami-cemevi çok net olarak ortaya çıkardı ki İzzettin Doğan Aleviliğin asimilasyonu için çalışıyor. Eskiden beri bir alevi esnafı olduğunu ve bunun için sermaye ile işbirliği içinde olduğunu da görmüştük, bu da durumu ispatladı. Cemevi-cami yan yana olmaz, bu girişim cemevinin cami içinde eritilme çabasıdır. Burada yapılan şey bir cemevi değil, Alevilerin cami adındaki binaya gitmelerini zorlamaktır. Burada ibadet edilemez, cemevlerinin itibarı düşürülmemelidir.

Bu proje ile çok şiddetli biçimde asimilasyon hedefleniyor ve yapılan tüm bu faaliyet hızlandırılıyor. Her ağacın kurdu kendi özünden olur, bu Alevi özdeyişinin doğru çıktığını gördük. Bizim içimizi kemiren kurt İzzettin Doğan’dır ve görüldüğü gibi malum çevrelerle bunun için çalışıyor. Eğer önlem alınmazsa Alevilik kaybolacak, bunun için de mücadele edilmeli.

Aleviler önce kendi bünyelerinden Alevi görünümlü olan sahtekârları temizlemeli ve teşhir etmelidir. Alevilerin birlik olması ve birlikte mücadele etmesi çok önemli; bir yandan da devlerin Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını tanıması gerekli.

İki tarih yazılıyor: birisi insanca, diğeri kanlı, kinli

Türkiye devletinin emriyle önce, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, dün de Ahmet vuruldu. Ağaçlarının ve çocuklarının katliamına karşı durmak için sokaklara çıkan bir avuç yürekli insanın çoğu kör edildi, çoğu yaralandı. Gaz yediler, sopa yediler, gözaltına alındılar, hapislere atıldılar.

Tarihten bu yana ağaçlarına, akarsularına ve insanına düşman olan devlet, dün de Ahmet Atakan’ın canını aldı. Yine bir avuç yürekli insan sokaklara çıkacak. Gaz soluyacaklar, sopa yiyecekler, sakat edilecekler, gözaltına alınacaklar ve vatan hainliği ile suçlanarak mahkemelerde yargılanacaklar.

Bu çocukların ne bir avuç toprağı vardı nede apartmanları, yazlıkları. İstedikleri tek şey insanların geleceğiydi. Ağaçlarına sahip çıkıyorlardı; Bu ülkenin insanları biraz temiz hava soluyabilsinler, ağaçların gölgelerinde çocuklarıyla, eşleriyle oturabilsinler diye. Akar sularına sahip çıkıyorlardı, ülkelerindeki tüm canlılar bir yudum içecek su bulabilsinler diye. Kendileri ne o ağaçların altında oturma nede o sulardan içme beklentisi vardı.

İnsanların yaşadıkları ülkelerin doğası, toprağı, suyu o ülkede yaşayan herkesindir. Kimsenin o doğayı, o suları kendi çıkarları için kullanma hakkı yoktur. Devlet denilen kurumun da böyle bir hakkı yoktur.

BİRAZ GERİLERE GİDELİM:

Ünlü coğrafyacı Strabon’un överek bahsettiği tarihi Zeugma, Hellenistik dönemin en ünlü kentlerinden birisi sular altında bırakılırken, yine bir avuç yürekli insan tarihine sahip çıkmış, güçleri yetmemişti. Rant çevreleri ve tarih düşmanı devlet için Zeugma yeterli değildi.

Bergama’daki Allianoi Antik Kentini sular altında bırakmaya karar verdiler, bir avuç yürekli insanın gücü buraya da yetmedi.
Hasankeyf için hazırlıklarını yaptılar. Cumhuriyet ile başlayan ve 12 Eylül faşizmi ile temelleri sağlamlaşan Sünni, kindar devlet kurumlaşması tarihini yeniden yazacaktı. Bunu yapması için geçmişin tüm izleri silinmeli, Türkiye İslam devleti olduğunu kanıtlamalıydı..

Bunlar için gerekli sermaye yine halkın ortak malı olan doğasından çıkarılacaktı. “Size iş vereceğiz, sizi zengin edeceğiz” söylemleri etkili oldu ve dağlara saldırı başladı. Bu gün en ilkel yöntemlerle her dağın, her tepenin üzerinde bir maden ocağı açılmış durumda. Ormanlar yok ediliyor, akar sular siyanür ve kimyasal maddelerle zehirlenirken, bu durumu yöre insanına anlatmaya çalışanlara, kafası uçuk, zengin olacağını zanneden yöre insanı karşı çıkıyor. Güçleri yetmediği yerde, işkencesi ve katliamıyla dünya tarihine geçen askerler gönderiliyor.

Madenlerin çalışabilmesi için yollar yapılıyor. Yapılan yolların, kendileri için yapıldığını düşünen, gelecekten haberi olmayan cahillik yine söz dinlemiyor. Birileri zengin oluyor ama zengin olanlar çalışanlar değil, talancılar.

TÜM BUNLAR YAŞANIRKEN

Talanlar, katliamlar yaşanırken insanların oyları ile seçilmiş olan bir başka durum daha yaşanıyor. Ülkesine, vatanına, insanına sahip çıktığını söyleyen muhalefet partileri. Hiç birinden ses yok. Birey olarak katılanlara sözüm yok. Sular altında bırakılan tarih, bu toprakların tarihi değil mi? Yok edilen doğa, bu ülkenin doğası olmuyor mu? Kirletilen sular hangi ülkenin akar suları? Öldürülen gençler bu ülkenin çocukları değil mi? Neredesiniz? Neden sesiniz çıkmıyor? Siz kimsiniz sahi?

Festivallerde, açılışlarda boy gösteren, büyük büyük sözler söyleyen sizler, insanlığınızı tarif eder misiniz?

Her gün bir örgüt kurarak başkan olanlar, örgüt yönetimlerinde fiyaka satanlar, en tepeden ahkam kesenler size de soruyorum; insanlığınızı nerede bıraktınız?

Birkaç yürekli örgüt ile, bir avuç yürekli insan bu katliamların önüne geçemiyor, siz bari onların önüne duvar olmayın..

ALEVİ CANLAR

Alevi köylerine yapılan camiler, bu camilere atanan imamlar ve bilinçsiz muhtarlar, yapılan cemevlerine yönetici seçilen asimilasyoncu yöneticiler (bilinen sayıları az da olsa) aracılığıyla süren asimilasyon Alevi kimliğini yok etme sürecine girdi. Ramazan cemi adı altında, bayram namazları cemevlerinde kılınır oldu. Muharrem yasında iftar yemeği vermeler başladı. Cemler de haremlik selamlık oturulur oldu, kadınlarımız cemlerde türban bağlar boyuta geldi. Gülbenklerin yerini Kuran ayetleri aldı, Sazla söylenen düvazların yerini ilahilere bırakmaya başladı, kutlu doğum haftaları yapılmaya başlandı. Dedelerin bazıları ortada molla elbiseleri ile dolaşıyorlar. Dedeleri Osmanlı’nın en kanlı katliamlarına karşı kimliğini korumuş olan bir toplumun bu yaşananlara ses çıkarmıyor oluşu sizleri yaralamıyor mu?

Kıpırdayın yerinizden canlar. Dedelerinizin mirasına sahip çıkın. O sizin kimliğiniz, sizi insan eden binlerce yıllık birikim. Çocuklarınıza sahip çıkın Ahmet’ler ölmesin diye bir şeyler yapın. Sokaktaki bir avuç yürekli insanın yanı bizim yerimiz. 30 yıldır bu ülkede ölen her insanımıza sahip çıksaydık, bu gün böylesi katliamları, böylesi asimilasyonları yaşamazdık.

Sonuç olarak: Bu ülkede tarihiyle, geçmişiyle, doğasıyla kanlı dindar bir tarih yazılırken, bir avuç yürekli insan bu ülkenin gerçek tarihini de yazıyor. İnsan yüreği taşıyan o güzel yüreklere selem olsun…

Alevilere yönelik asimilasyon projesi

Mustafa KARASU

Fethullah Gülen’le Cem Vakfı (Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı) başkanı çok dikkat çekici bir proje üzerinde anlaşmışlardır. Camilerle Cem Evlerinin iç içe olduğu bir projeyi gerçekleştirmek istemektedirler. Bunun da Sünnilerle Alevilerin barışması adına yapıldığı söylenmektedir. Fethullah Gülen’in neyi amaçladığı bellidir. Ancak İzzettin Doğan bunu neden kabul etmiş anlamak mümkün değil. Ortada şaibeli bir durum bulunmaktadır. Nitekim Alevi örgütlerinin tümüne yakını bu yakınlaşmaya ve projeye karşı itirazlarını yükseltmişlerdir.

Kuşkusuz Alevilerle Sünnilerin birbirlerini anlamaları ve ortak yaşamayı bilmeleri çok çok önemlidir. Sürekli birbirlerine karşı güvensiz olarak yaşamak mümkün değil. Aleviler Sünnileri, Sünniler de Alevileri anlamak durumundadır. Sürekli komşu olacakları bilinciyle hareket etmeleri önemlidir. Zaman zaman bu durum unutulmakta, buna uygun olmayan yaklaşımlar gösterilmektedir. Tabii herkes birbirini olduğu gibi kabul edecektir, sen benim gibi olacaksın denmeyecektir.

Ortadoğu coğrafyası ağırlıklı olarak bir İslam coğrafyasıdır. İslam’ın da Sünni mezhebi ağır basmaktadır. Bu gerçeği görüp anlamadan Alevilerin doğru tutum ortaya koyması mümkün olmaz. Sünnilerin inanç, ibadet ve kültürü anlaşılacak ve ona saygı duyulacaktır. Sünniler de Alevileri doğru anlayacak, benim düşündüğüm gibi olacaksın demeyecektir ya da Aleviliği bir sapkınlık olarak görmeyecektir. Geçmişte Alevilere kefere denildiğini bilmekteyiz. Bu nedenle de çok olumsuzluklara, hakaretlere maruz kalmışlardır. Her inanç gibi Alevilik de kutsaldır. Her toplumun inancı kendisine kutsaldır. Kutsallara saygı göstermek ve anlamak önemlidir.

Sünniler çoğunluk toplum olarak Alevileri anlamada daha duyarlı olmaları gerekir. Şimdiye kadar dayatma ve haksızlıklar esas olarak Sünni çoğunluk adına yapılmıştır. Özcesi her iki toplumun önyargıları bırakıp birbirlerini anlamaları ortak yaşam için zorunludur. Ortak yaşamı sağlamada da pozitif yaklaşım önemlidir.

Sünnilerle Alevilerin ortak yaşamı birbirini anlayarak sağlamaları çok önemlidir. Bu coğrafyanın en temel görevlerinden biri bunu sağlamaktır. Ancak bunu sağlamanın yöntemi çok önemlidir. Camiyle Cem Evini yan yana yapalım demekle Sünniler ve Alevilerin birbirlerini anlamaları ve ortak yaşam kültürü geliştirmeleri sağlanamaz. Cem Evleri söz konusu olduğunda diyanet işleri başkanının “İslam’ın tek ibadet yeri vardır, o da camidir” demesi, hükümetin hala Cem Evlerini bir ibadet yeri olarak kabul etmemesi ve bir kültür evi gibi görmesi böyle bir projenin ne anlama geldiğini ve sonuçlarının nasıl olacağını ortaya koymaktadır. Bu açıdan Alevi örgütlerinin çoğunluğunun “bu bir asimilasyon projesidir” demesi haklıdır. Bu açıdan Cem Vakfı Alevilerin asimilasyonunda rol almış beşinci kol gibidir. Düşünülen proje Alevileri Sünnileştirme ve Şiileştirme planıdır. Alevileri olduğu gibi kabul etme yerine, İslam içi mi, dışı mı tartışmasının neden başlatıldığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Cami ile Cem Evi yan yana getirildiğinde İslam’ın tek ibadet yeri Cami’dir denilerek giderek Alevilerin Cami’de ibadet etmesi sağlanacaktır. Bu da Cem yapma değil namaz kılma biçiminde gerçekleştirilecektir. İlk önce bayram namazlarına, sonra cumalara, daha sonra da tüm vakitlerde camiye çağırma gerçekleşecektir. Bu projenin yaratacağı sonuç budur. Bu durum Sünnilikle Aleviliğin yan yana yaşamasınaı sağlamak mıdır, yoksa birini asimile etmek ve diğerine benzetmek midir? Benzetmek ortak yaşamak değildir; yan yana yaşama değildir. Doğru ve demokratik zihniyet kesinlikle benzeştirmek olamaz. Bu proje birbirini anlama adına benzeşmeyi hedeflemektedir. Bu açıdan bu bir ortak yaşama projesi değil, bir asimilasyon projesidir. Alevilerin karşı çıkması haklıdır. Bu projeye karşı çıkmamak, kendilerini inkar anlamına gelir. Aslını inkar eden haramzade olacağına göre bu projeye sessiz kalmak haramzade olmaya adım atmaktır.

Aleviler tabii ki İslam’ı Sünniliği ve Şiiliği anlamalıdır. Bu konuda doğru olmayan yaklaşımlar ve söylemler Aleviler içinde de görülmektedir. Bu coğrafyada bin yıllar daha yan yana yaşanılacağı ve birbirini anlamadan ve saygı duymadan bu yaşamın zor olacağı bilinmektedir. Öte yandan Aleviler kendi inançlarına çok pozitif rol yüklemektedirler. Bu doğrudur, ancak İslam da pozitif rolü olan bir dindir. Toplumlara, halklara çok şey kazandırmıştır. Toplumsallığın sürmesinde ve ahlakın varlığında çok önemli rol oynamıştır. Ortadoğu’da Nemrutlara, Firavunlara karşı isyanın önemli büyük bir inancıdır. Toplumsal karakteri nedeniyle hak, adalet ve eşitlik değerleriyle yüklü bir dindir. Farklı inançlar ve dinler hak, adalet ve eşitlik değerlerini farklı söylem ve formlarla dile getirmişlerdir. İslamiyet de bu değerleri kendi söylemi, formu ve kültürü içinde dile getirmiştir. Bu açıdan kültürel İslam’la iktidara, sömürüye alet eden İslam arasındaki farkı görmek gerekir. Ya da iktidar ve sömürü İslam’ın yaptıklarını kültürel İslam’a ve İslam kültürüne mal etmemek gerekir. Kuşkusuz İslam adına yapılanlar konusunda İslam’ın inanç önderleri, otoriterleri de kendini sorumlu duymalı ve bunları aşmada çaba göstermelidir. O ayrı bir konudur. Ama iktidar İslam’ından yola çıkarak kültürel İslam olumsuzdur yaklaşımı göstermek de yanlıştır. Böyle bir yaklaşım yanlışken tabii ki, Aleviliği İslam içileştirip sonradan asimile etmek de Alevilerin kabul edeceği bir şey değildir.

Tabii ki Alevilik devlet, iktidar ve sömürüye alet olmadığı için daha anlamlıdır. Aleviler bu olumlu özellikleriyle kendi inançlarının diğer din ve inançların düştüğü olumsuzluklar ve tuzaklara düşmediğini söyleyebilirler. Bu konuda inançları konusunda gurur duyabilirler. Hıristiyanlık da, İslamiyet de, Yahudilik de iktidara, devlete ve sömürüye alet edilmiştir. Ancak Mezopotamya ve Anadolu Aleviliği iktidara alet edilmemiştir. Zaten Mezopotamya ve Anadolu Aleviliğinin güzelliği ve değeri buradadır. Kuşkusuz Balım Sultan Bektaşiliğin üzerinden Alevilik de iktidar ve sömürüye alet yapılmak istenmiştir. Ancak bu tutmamış ve fazla uzun sürmemiştir. Bu açıdan Bektaşilik tarihi kendini sorgulayabilir. Yine Suriye Aleviliği kendini sorgulayabilir. Ancak genel Alevilik devlete, iktidara ve sömürüye bulaşmadığı için temiz ve değerli kalmıştır. Bunlarla övünürse ayrıdır, ama İslam’a, İslam’ın değerlerine olumsuz yaklaşması ayrıdır. Birincisi ne kadar doğruysa diğeri de o kadar yanlıştır.

Aleviler İslam’a ve İslam kültürüne doğru yaklaşacaklar. Kaldı ki Alevilerin Müslümanlara bir zararı olmamıştır. Zararları olması da hem inançları hem de nüfus yapılarıyla mümkün değildir. Ancak İslam adına zulme uğradıkları için bazı önyargılar ve tepkiler oluşmuştur. Bu durum zaman zaman sübjektif değerlendirmeler ortaya çıkarmaktadır. Ancak bunlar aşılabilir. Özellikle Alevilere olduğu gibi kabul edilip, ötekileştirilmekten vazgeçildiğinde Alevilerdeki önyargıların aşılmasının zor olmayacağını düşünüyoruz.

Yine vurgulamalıyız ki karşılıklı önyargıları aşmada önemli sorumluluk bu topraklarda çoğunluk inanç olan Sünnilere aittir. Aleviler bize neden böyle yaklaşıyor dememelidirler. Çünkü bunun objektif temelleri vardır. Bu nedenle ilk önce Aleviler anlaşılmalı ki Aleviler de önyargıları bırakıp Sünniliği daha iyi anlasınlar.

Alevilerin sorunlarının Cem Evinin Cami yanına götürülerek çözülmesi zordur. Bu yanlış bir çözüm arayışıdır. Hatta Aleviler üzerindeki tarihi haksızlığı ve baskıyı yeni biçimde sürdürmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Yüzyıllardır kullanılan zorun yerine şimdi “mahalle baskısı” denilen zoru koymak hiçbir şey değiştirmez. Fethullah Gülen Aleviler üzerinde böyle bir baskı kurmak isterken İzzettin Doğan’ın buna evet demesi keklik soylu rolü oynamaktan başka bir anlama gelmemektedir.

İzzettin Doğan o Alevilere sert çıktı

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, cami ve cemevi kompleksiyle ilgili protestoları “Bunu yapanların Alevi olması mümkün değil. Bence Sünni de değil. Sünni İslam ile Alevi İslam arasında barışla ilgili herhangi bir ayrılık yoktur. O ayrılık, Yezid ile Muaviye’nin getirdiği kötü tohumlardı. Ayrıştırarak bölmek, bölerek de yönetmek” şeklinde değerlendirdi.

Doğan, AA muhabirine, cami ve cemevi kompleksini  “barış ve tanışma projesi” olarak tanımlayarak, bu felsefi derinliğe inemeyenlerin bu projeyi anlama şansının olmayacağını ifade etti.

Camiye ve cemevine gidenlerin arasındaki iletişimin önemine işaret eden Doğan, “Birbirlerini tanmazlarsa tarihsel olarak yerleşmiş yanlış kanılar, siyasal iktidarların halkı bölerek yönetmek için yürüttüğü politikalar başarılı olur ve başarılı olmuş yüzyıllarca” diye konuştu.

Doğan, 16. yüzyıla kadar Anadolu topraklarında Alevi-Sünni ayrımı bulunmadığını, cami ile cemevinin herhangi bir sorunu olmadığını, binlerce dergahın, cemevinin yanında birkaç tane de caminin yer aldığını anlatarak, “Ama ne caminin dergaha ne de dergahların, cemevlerinin camiye herhangi bir itirazları var. Çünkü bu Kur’an-ı Kerim’in emri. Kur’an-ı Kerim’in ayetinde ‘Yeryüzünün tümünü sana mescit olarak yarattım’ diyor” ifadesini kullandı.

Bu tür projelerle Alevilerin ve Sünnilerin bir birlerine bakış açısının değişeceğini dile getiren Doğan, “Yani Alevilerin Sünniler hakkında, Sünnilerin Aleviler hakkında yıllar yılı siyasi iktidarlarca üretilen, Ebu Suud Efendiler, şeyhülislam tarafından yaratılmış olan yalanlar, iftiralar, karalamalar bu projelerle tamamen silinecek halkın beyninden ve gerçek gün yüzüne çıkacak” diye konuştu.

ÇOK HAYRETTİR BUNLAR DA ÜLKENİN AYDINI

Doğan, “projenin finans yapısının rencide edici olduğu” yönündeki eleştirileri de değerlendirdi. Rencide olanları finansmanı sağlamaya davet eden Doğan, “Çok hayrettir, bunlar da ülkenin aydını. Bir barış projesini, ‘neresinden acaba aşağı çekebiliriz, halkın nazarında itibarını düşürtebiliriz’ aracı yapmaya çalışıyorlar. Ülkenin aydını geçinenler böyle olursa normal” dedi.

ÇORBA DA KAYNASIN

Fikri, Fethullah Gülen’in ortaya attığını ve projeye liderlik ettiğini, kendisinin de fikre destek verdiğini ve bir eklemede bulunduğunu dile getiren Doğan, “Artık camiler sadece namaz kılma yerleri olmaktan çıkarılsın, yani namazla birlikte orada fakir, fukara, yoksul insanların gelip Alevi-Sünni birlikte kaşık atacakları bir çorba da kaynasın. Onun için de bir aşevi yapılsın ikisinin ortasına. O zatı muhterem de gayet makul buldu. ‘Doğru söylüyorsunuz, hocam’ dedi ve proje gerçekleşti” ifadesini kullandı.

HANGİ CEMEVİNE HANGİ KATKILARI VAR

“Havadan baba parası yercesine konuşanlar, ‘biz yapardık’ diyenler, bugüne kadar neredeydi” diye soran Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün dahi neredeler? Bir tane göstersinler. Hangi cemevinde hangi katkıları var? Bunlar dışarıdan gazel okuyanlar. Hiçbir sorumluluk duymadan gazel okuyanlar. Burada da Cem Vakfının herhangi bir kaynağı yok. Böyle bir projeye girerken karşınızdaki insana saygınızdan dolayı tutup da şey yapmazsınız. ‘Tamam efendim, biz de şu kadar veririz’ Yok. Cem Vakfı’nın böyle bir imkanı yok. Cem Vakfı, kendi çalışanlarının ücretlerini dahi ödeyemiyor. Ama şu olabilir vakıf ayrı, vatandaş ayrı, Alevi vatandaş ayrı. Sünni kardeşlerimizin olduğu gibi Alevi yurttaşlar da buraya katkıda bulunmak isteyenler tabii ki yardımcı olacaklar. Bu ortak bir projedir. Nitekim Ankara’daki projeyi Alevi-Sünni iş adamları gerçekleştiriyor. Ben kalkıp orada yalan söyleyip ya da kendimize mal etseydim, daha mı uygun olurdu? Yani Cem Vakfı bunu yaptırıyor, demek. Ben kendime yakıştırmam böyle bir şeyi de kabul etmem zaten.”

Doğan, projede her şeyin açık, net ve şeffaf olduğunu belirterek,  “Dinde zaten riyayı, sahtekarlığı kabul etmiyorum. İkiyüzlülüğü kabul etmiyorum. Din saf duyguların, temiz duyguların olması gereken bir alan. Tanrı ile ilişkileri düzenleyen bir alan din. Orada da ikiyüzlülük ve riya olmaz” değerlendirmesinde bulundu.

ARSAYI BAŞKA YERDE BULSAK ORADA YAPARDIK

Doğan, 5 ilde daha cami-cemevi projesinin hayata geçirileceğini, Mamak’taki temel atma sırasında İstanbul’da yapılacak proje için arsanın bulunduğuna dair bilginin kendisine verildiğini belirterek, “Fethullah Hocaefendi’nin yanından gelen bir arkadaşımız vardı. İstanbul’da, bize bir arsanın bulunduğunu söylediler” diye konuştu.

Ankara’da proje yeri olarak Mamak’ın seçilmesinin özel bir anlamı olmadığını vurgulayan Doğan, “Arsayı başka yerde bulsak orada yapardık” dedi.

BUNU YAPANLARIN ALEVİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL

Doğan, temel atma sırasında yaşananlar için “fevakalade üzücü” değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:

“Bunu yapanların Alevi olması mümkün değil. Bence Sünni de değil. Sünni İslam ile Alevi İslam arasında barışla ilgili herhangi bir ayrılık yoktur ki. O ayrılık, Yezid ile Muaviye’nin getirdiği kötü tohumlardı. Ayrıştırarak bölmek, bölerek de yönetmek. Şimdi bu fevkalade iyi niyetle yapılan, Alevi-Sünni çatışmasının önünü kurumsal olarak almada büyük katkı sağlayacak çok önemli bir proje. Ben onun için ‘binyılın projesi’ diyorum.”

İÇİMİZDEKİ AYDINLARIN DÜZEY BU

Türkiye’deki bazı aydınların bu işin farkına varamadığını ifade eden Doğan, “İçimizdeki aydınların düzeyi bu. Barışı savunmayan adama ben aydın demiyorum. Aydın olmanın önemli özelliklerinden bir tanesi barışı savunabilmektir. Samimiyetle ve içten, şartlar ne olursa olsun. Ben ona aydın derim” ifadesini kullandı.

NE YAPIYOR FETHULLAH HOCA

Projeyi, “hizmet hareketi”nin desteklemesine yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine Doğan, şu değerlendirmede bulundu:

“Ne yapıyor Fethullah Hoca? Ülkeyi mi bölüyor, vatandaşı mı bölüyor? Tam tersine birleştiriyor. Ben de onu anlamakta zorluk çekiyorum. Nasıl değer yargıları bu kadar tersine dönüyor, bir toplumda. Fethullah Hoca’nın düşüncelerini benimsemeyebilirsiniz. ‘Mutabık değilim’ diyebilirsiniz. Ama bunun için ille küsmeye, ille haksız yanlış işlemler yapmaya hakkınız var mı? Düşünce özgürlüğünü savunuyorsanız, o özgürlüğün kendisidir. İsmi ne olursa olsun. İzzettin Doğan için olan özgürlük Fethullah Gülen için de vardır. Herhangi bir vatandaş için de vardır.”

internethaber

Polis Ahmet Atakan’ı katletti!


Dün polisin attığı gaz bombalarının isabet etmesiyle yaşamını yitiren 22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın vurulduğu sırada orada bulunan görgü tanıkları, yaralanan Ahmet’e yardım etmek için yanına koşanlara polisin sürekli gaz attığını ve vatandaşların yaklaşmasına izin vermediğini anlatıyor.

Hatay Antakya’da polisin gaz kapsülüyle öldürdüğü Ahmet Atakan’ın yaralandığı sırada bölgede bulunan görgü tanıkları, yaralanan Ahmet’e yardım için yanına yaklaşanlara polisin seri şekilde gaz bombası attığını, Ahmet Atakan’a müdahale edilmesine engel olduğunu anlatıyor.

Ahmet’le birlikte eylem alanında bulunan arkadaşlarının sosyal medya iletilerinde birbirini doğrulayan ifadeler yer alıyor. Polisin eylemin bitimine doğru Armutlu içerisine akreplerle girmesiyle ortalığı savaş alanına çevirdiğini anlatan tanıklar, polise direnmek üzere toplananlara vahşice saldırıldığını, Ahmet Atakan’ın akrepten atılan gaz bombasıyla vurulduğunu, yardıma gidenlerin uzun süre Ahmet’e yaklaşamadığını ifade ediyor.

Ambülans: Mahalleye giremeyiz

Polisin mahalleye girdiği sırada Ahmet’in kaçmaya çalışırken başından gaz fişeği ile vurulduğu, yere düştüğü, Akrep ilerlerken, Ahmet’in yattığı yere üst üste gaz yağdırdığı ifade ediliyor. Antakya Aka-Der üyeleri, ambulansı aradıklarını ama ambülansın mahalleye giremeyeceklerini söylediğini ve mahalledekilerin özel bir araba ile Ahmet’i hastahaneye götürdüğünü anlatıyor.

Gezi’de ölen 5 isim gibi o da bir Alevi

İstanbul’da Gezi protestolarının ardından polisin öldüren şiddeti hız kesmeden devam ediyor. Polisin bu kez hedefinde Hataylı 22 yaşındaki Ahmet Atakan vardı.

Gezi protestolarında hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Medeni Yıldım, Mehmet Ayvalıtaş Alevi’ydi. Dün Hatay’da hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın da bir alevi olması bölgede bir alevi-sünni çatışması çıkarılmak istendiğinin en açık belirtisi olarak görüldü.

Düşkünbaşı İzzetin Doğan’ın oyununu bozalım !

İzzettin Doğan’ın Fetullah’ın isteği ile cami-cemevi temeli atması Alevi camiasında büyük çalkantı yarattı. Oysa işin buraya varacağı daha çoktan belli idi. Alevi kurumlarının büyük çoğunluğu hala diyanetin kendilerini dışladığını, mezhep ayırımı yaptığı, Alevileri İslam içi görmediğini söyleyerek, aslında kendilerinin öz Müslüman, hakiki Müslüman olduğunu ispatlamaya çalışmakla zaman geçiriyorlar. Oysa Aleviliği asimile etmede başını İzzettin ve Fermani Altun’un çektiği bir düşkünler kliği atı da almış, üsküdarı da geçmişti.

Daha bugün bile İzzettin Fetullah ikilisinin oynadığı oyuna karşı çıkan birçok sözümona Alevi aydını veya önderi “öz Müslüman biziz, mezhep ayırımcılığı yapılıyor, bizi götürüp Sünni İslam içinde eritmek istiyorlar oysa biz Alevi müslümanız” diye feryat ediyorlar. Behey gafiller adamlar bırakın Alevileri, Şiileri bile Müslüman saymıyorlar ve coğrafyamızda onlara karşı yürütülen soykırım savaşının Sünni İslam cephesinde öncülüğünü yapıyorlar. Sen de kalkmış hala senin İslamlığını konuşuyorsun. Dünyada Şiia dışındaki tüm mezhepler Sünni’dir. Alevi diye bir İslam mezhebi de yoktur. Bunu en iyi bilenlerden biri de düşkünlerbaşı İzzettin Doğan hazretleridir.

İzzettin önce etnik kökenini inkar etti ve atalarının maveraünnehri’nden gelen öz Türkler olduğunu Alevilerin bir kısmına kabul ettirdi. Sonra da Alevilerin sadece Türk olan öz Müslümanlar olduğu yalanını birçok Alevi kesimine kabul ettirdi. Bunu yaparken de “Alevilin Kürdü olmaz Kürtler Şafii’dir ve tarihin her döneminde Alevi düşmanıdırlar” yalanına sarıldı. Aleviliği hem öz köklerinden kopardı, hem de Alevi hareketi ile kürt Özgürlük Hareketinin buluşmasını önledi. Bu görev İzzettin’e 1986 Gölbaşı toplantılarında TC iktidarınca verilmişti. İzzettin görevini yapıyor, doğrudan gelin Camilere gidelim diyemediği için şimdilik cami-cemevi projelerini hayata geçirecek, ilerde de direk camilere gidelim diyecektir. Zaten Türkiye’de bu düşkünlerbaşının açtırdığı tüm cemevleri adeta minaresiz camilere çevrilmiştir.

İzzettin’in ve Fetullah’ın bu oyununu Türkiyeli Alevi örgütleri de, Kürt Alevi hareketi de görememiştir. Alevilik nedir ne değildir tartışmalarından kaçınılarak, “şimdi zamanı mı, kitlelere nasıl açıklayacağız, vb. “ nedenlere sığınılarak onların değirmenine su taşınmıştır. “Alevilik İslam değildir, kendi başına bağımsız bir inançtır” diyenlerin sesi her Alevi örgütü tarafından kısılmaya çalışılmıştır. Gelinen sonuç ortadadır. Bugün bile İzettin-Fetullah ikilisinin ve çömezlerinin ne yapmak istediği ortadayken, Alevi örgütleri sadece Cami-Cemevi temelinin atılmasını protesto ile yetiniyorlar. Oysa yapılması gereken ilk iş ortak bir ALEVİ ERKANI toplayarak Alevilikteki makamları ne olursa olsun bu düşkünlerin düşkünlüklerini karar altına alıp kamuoyuna açıklamak olmalıdır. İkinci İş, Aleviliğin bu ve benzeri girişimlerle Asimilasyona uğratılmaya çalışıldığını ve bugüne kadar takiye yoluyla varlığını sürdüren Aleviliğin aslında İslam ile alakasının sadece zulme uğramış Ehli Beyt ailesi ile olan gönül bağı olduğu, Aleviliğin sadece Aliseverlik olarak tanımlanamayacağı, Aleviliğin kendi başına bağımsız bir inanç olduğu deklare edilmelidir. Bu yapılmadığı müddetçe yaptığımız her eylem sonunda bizi İslam içinde eritmek isteyenlerin değirmenine su taşır.

Alevi örgütleri ve bir bütün olarak Aleviler artık “Aleviler birlik değil demesinler, Aleviler kendi sorunlarını kendi içinde çözsün” noktasında olmadığımızı görmek zorundadırlar. Aleviler artık kendi inanç ritüellerinden bile koparılmaktadır. Türkmen Alevilerinin önemli bir kesimi zaten hem Cem evine hem de Camiye gitmektedir. Ramazan orucu tutmaktadır. Asimilasyon planı bir bir işletilmektedir. Bu düşkünler ekibinin dışındaki tüm Alevi kurumları oluşturacakları ortak bir Alevi Pirler ve Arifler-Rayberler Meclisi vasıtasıyla Alevilerin inanç ritüelleri de dahil her türlü kaide ve kurallarını yazılı hale getirmeli ve Alevi çocuklarına kendi kurumları vasıtasıyla bunu öğretmelidir. Cemevleri yanında ortak Alevi Dergahları ve Üniversitelerini kurmalıdır. Biz bunu yapamazsak yarın bu düşkünler ekibi buna da el atacak ve bizim gibi düşünenleri kendi toplumumuz içinde gezmez hale getirecektir.

Yol yakınken yapılması gereken budur. Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, sıradan Aleviler hala Aleviliğin öz felsefesine, yaşam biçimine, etik değerlerine bağlıdır. Aleviler nerede olunsa olsun baskıya, kıyıma uğradığında yüreği kanıyor. Oysa kendisine Alevi diyen bu çömezler Suriye de Aleviler katledilirken sessiz kalıyorlar. Türkiye ve Kürdistan da Alevilere yapılan saldırılara karşı susuyorlar. Fetullah ekibi hergün Camilerde vaaz vererek Alevilerin kadınları size helaldir derken görmezden geliyorlar. Fetullah verdiği vaazlarda “Türkmen Aleviler kardeşimizdir ancak Dersimli kürt Aleviler çok tehlikelidir, onların gizli emelleri vardır İslam ile ilgileri yoktur” derken kılları kıpırdamıyor.

Bunlar Alevi olamazlar, bunlar yoldan çıkmış düşkünlerdir. Bu düşkünler Kürdistan dağlarında ölen Alevi gençlerinin cenazelerinin cemevlerinde kaldırılmasına engel oluyorlar. AKP’nin Akil adamı İzzettin, Susurluk çetesibaşı Kocadağa Cemevinde cenaze töreni düzenlerken, yiğit Kürt Alevi gençlerinin cenazelerini cemevlerine almayarak kimden yana olduğunu beyan ediyor. Ama biz hala işte “ o Mürşit makamıdır ve benzeri” bahanelere sığınarak 90 yıldır mensubu olduğu etnik kökeni ve inancı inkar eden bu aileyi başımıza taç etmekle meşgulüz. Oysa onlar ihanetçiliklerini hiç gizlemediler. Görmek istemeyen bizleriz.

Artık ömrü boyunça bu devletin en gerici kanadına hizmette kusur etmemiş İzettin Doğan’ın adını koyalım. O artık gerçek Alevi camiasında Düşkünbaşı olarak anılmalıdır.

5 ile daha Cami-Cemevi projesi

Ankara’da önceki gün temeli atılan ve Alevi-Sünni işadamlarının desteğiyle yapılacak olan Cami-Cemevi-Aşevi projesi ses getirdi
‘Cami-cemevi-aşevi’ projesinde tepkilere rağmen geri adım atılmayacak. Sırada İstanbul Kartal, İzmir Çiğli, Çorum, Adana ve Gaziantep projeleri var.

Radikal’in haberine göre Ankara’dan sonra beş ayrı kentte benzer proje hayata geçirilecek. Bu yerlerin İstanbul Kartal, İzmir Çiğli, Gaziantep, Adana ve Çorum olduğu öğrenildi. Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya, projeye karşı çıkanlara diyalog çağrısı yaptı. Protestoların demokratik bir hak olduğunu söyleyen Kaya, “Bizler de onlar da medeni insanlarız. Kimin kafasında hangi soru işareti var ise bize aktarsın. Her türlü diyaloğa, soru işaretlerini gidermeye hazırız” dedi.

Projeyi yürütecek olan Hacı Bektaş-ı Veli Kültür, Eğitim, Sağlık ve Araştırma Vakfı’nda ikisi Sünni 10 yönetici bulunuyor. Kendisi de Alevi olan Vakıf Başkanı Kemal Kaya, Alevi kesimden gelen tepkileri anlamakta zorlandığını söyledi. Bu projenin cemevlerinin ‘statüsü’ açısından bir kazanım olduğunun altını çizen Kaya, karşı çıkanların en büyük kaygısı olan ‘Sünnileştirme-asimilasyon’ iddialarına da açıklık getirdi.

DEVLET PROJESİ DEĞİL
Alevileri Sünnileştirme gibi projeleri olmadığını vurgulayan Kemal Kaya şunları söyledi:
“Bu proje devlet projesi değildir. İki özel kuruluşun gönülleri kazanmaya dönük çalışmasıdır. İlk kez de uygulanmıyor. Bu model Hacı Bektaş’ta var. Biz her caminin yanına cemevi olsun demiyoruz. İhtiyaç olan yerlerde olabilir. Tarihte Alevilerin devletle sorunu olmuştur ama halk arasında Alevi-Sünni sorunu olmamıştır. Çorum, Maraş, Sivas olayları da böyledir. Dedeler, Alevilerin kanaat önderleridir. Cemleri de dedeler yapacak. Eğer ‘asimilasyon-Sünnileştirme’ gibi kaygıları olanlar varsa gelsinler cemleri denetlesinler.”

MAHALLE BASKISI VAR

Mamak’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Tuzluçayır’da temeli atılan proje polis müdahalesine yol açan gösterilere neden olmuştu. Vakıf yetkilileri, Alevilerin büyük çoğunluğunun projeyi desteklediği düşüncesinde. Bazı Alevi dedelerinin telefonla arayıp “Tarihe not düştünüz” sözleriyle destek verdiğini söyleyen bir vakıf yetkilisi, “Maalesef yoğun bir ‘mahalle baskısı’ yaşanıyor. Sessiz çoğunluk projenin yanında yer alıyor” dedi.

İYİ NİYETLİ OLSA DAHİ OLUMLU ADIM DEĞİL

Eski AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu: Sayın İzzettin Doğan’ın “Böyle bir kompleks inşa edilecek, parayı da onlar verecek” yaklaşımı rencide edicidir. 12 Eylül’ün ‘karıştır barıştır’ politikası akla geliyor. İnsanlar inançlarından mutludur; onları dönüştürücü çabalara gitmemelidir. Bu girişimi iyi niyetli dahi olsa, anlamlı ve olumlu bulmuyorum.

Şah Kulu Sultan Dergâhı Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Taştekin: Keşke bu proje Başbakan veya Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilseydi. O zaman toplumsal barışa dönük bir adım olurdu. Gülen Cemaati ile parelel düşünen İzzettin Hoca’nın bu proje için Alevilerin fikirlerine başvurması gerekirdi. Sonunu düşünmeden ‘evet’ demesi bizi incitti, kendisini küçük düşürdü. Bizim talebimiz, cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve laik devletin inanç merkezlerine karışmamasıdır. O para helal midir, değil midir; biz nereden bileceğiz? Burada nasıl ibadet yapacağız? Bizim itirazımız, kompleksin cemaat tarafından yapılmasınadır. Düşünün, Aleviler ramazan ayında buraya gitti, saz çaldı, o zaman ne olacak?

Hacı Bektaşi Veli Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez: Alevi geleneğinde cami yoktur. Hacıbektaş Dergâhı’nda vardır fakat o da Osmanlı tarafından zorla yapılmıştır. Proje asimilasyon programıdır.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu: Dayatmacı bir zihniyetin ürünü. Kabul edilemez. Tarihsel olarak tasavvufî akımlarla yakın ilişkisi olsa da Sünni/müteşerri İslam’da anlaşıldığı şekliyle klasik bir tarikat değildir. Cemevleri Alevi ibadethanesidir.
Sünni kesimdeki yanlış algı gidecek

‘Baba Mansur’ soyundan gelen Alevi kanat önderlerinden Seyit Derviş Tur: Cami-Cemevi Kültür Merkezi Alevi-Sünni kardeşliğini pekiştiren bir projedir. Protesto için sokağa çıkan canlarımız eski siyasetçilerdir. Çoğu şimdi derneklerimizin, federasyonlarımızın, vakıflarımızın başına geçtiler. Bunlar, Alevilerin bugüne kadar gelen hükümetlerle olsun bugünkü hükümetle olsun barışık olmasını istemezler.

‘Türkmen Alevi Bektaşi Derneği Genel Başkanı Özdemir Özdemir: “Fethullah Hoca’nın uzattığı samimi, dost eli, düşman eli değil. Protestolarla geri çevrilmemeli. İzzetin Hoca, samimi bir insan olduğu için Alevi kardeşlerimiz için uygun görüp, uygulamak istemiş.

Aydos Dernekler Federasyonu Başkanı Nurikan Akdemir: İnsanların ortak paydalarını bir arada yaşayabildiği, aynı yerde insanların birbirine, kimliğine saygı gösterdiği bu projeye destek veriyoruz. Sünni kesimde de Alevilik üzerine bazı algılar vardı. Onları da yıkmış olacak. Onlar da Aleviliğin ibadet şeklini, İslam’ın bir yorum farkıyla ibadet yaptığını görecekler.

Hacı Bektaşi Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya: Cemevlerinin statü kazanması konusunda bir adım bu. Arkadaşların neye itiraz ettiğini anlayabilsem… Belki sermayesine itiraz ediyorlardır ama susamışsınız, suya ihtiyacınız var, suya birisi kova sallamış, içmemezlik yapar mısınız?

Alevi dedesi Celal Abbas Bektaşoğlu: Senelerdir zıtlaşıldı, ne geçti elimize, hangi tarafın eline ne geçti? Protestocular marjinal gruplar. Suyu bulandırmak istiyorlar.

internethaber

Cami-Cemevi temeli atıldı, protestolara polis saldirdı.

Ankara’nın Mamak ilçesinde cami, cemevi ve aşevini bir arada bulunduracak kompleksin temeli dün atıldı. Proje, Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı ile Cem Vakfı tarafından yürütülecek. Projenin finansmanını ise Alevi ve Sünni işadamları üstlenecek. Projenin bir yıl içinde bitirilmesi, merkezin seneye muharrem ayında açılması planlanıyor.
Temel atma törenine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, CHP Milletvekili Sinan Aygün, bazı AK Parti milletvekilleri ile vatandaşlar katıldı. Doğan yaptığı konuşmada, “Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’den böyle bir proje için teklif geldiğinde memnuniyetle kabul edeceğimizi belirttik. Cami ve cemevi projesine bir de aşevi ekleme teklifimizi ilettik, kendisi de bu önerimizi geri çevirmedi böylelikle arsa aranma aşamasına geçildi” dedi. İslam’ın yerleştiği tüm ülkelerde büyük bir kavga yaşandığını, bu ülkelerin bütün kaynaklarını, doğalgaz ve petrolden elde ettikleri gelirleri, Sünni-Şii çekişmesinde birbirlerini öldürmeye harcadığını anlatan Doğan, şöyle devam etti: “Suriye olayı bunun dışında değildir. Suriye’de Alevi-Sünni adı altında, bu çatışmanın Türkiye ’ye de yansıması hedefleniyor. Biliyorsunuz, diğer ülkelerin tümünde ‘Şii-Sünni çatışması’ diye anılırken, Suriye’ye geldiğinde, bugün Anadolu’da da yayılmaya çalışan birtakım grupların Alevi-Sünni çatışmasını çıkartmak için büyük çaba sarf ettiklerini biliyoruz. İşte sadece, bugüne kadar, bir tek defa dahi Alevi-Sünni çatışmasının yaşanmadığı bir ülkede, bu temelde barışın devam edebilmesi için mutlaka Aleviliğin kanunların himayesine alınması, cemevlerinin hukuki statüyü kavuşturulması, Alevi yurttaşların anayasada öngörülen eşit vatandaş statüsüne uygun olarak genel bütçeden payını alması gerekmektedir.”

‘Aynı çınarın dallarıyız’

Çelik ise proje bittiğinde diller ve gönüllerin aynı aşkı niyaz edeceğini, önyargıların bu mekânların duvarlarına toslayarak yok olacağını belirterek, “Biz aynı pınardan beslenen fidanlarız. Aynı çınarın dallarıyız ve aynı inancın yollarıyız” dedi. Hacı Bektaşi Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya da kutuplaşmanın olduğu bir dönemde bütünleşmenin fotoğrafını ortaya koyduklarını belirtti.

Törene protesto

Tören öncesi ise Mamak’ta protesto gösterisi düzenlendi. Önceki akşamdan başlayan gösteriler dün de devam etti. Polis göstericilere biber gazlı, plastik mermili müdahalede bulundu. Gezi eylemlerinde polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün kardeşleri de bölgeye geldi. Ethem’in kardeşi Mustafa Sarısülük’ün eşi Diren Sarısülük yaşanan çatışmayı, “Çok kötü müdahale oluyor. Polis sokaklara girdi. Kurumlara girip dağıtıyorlar, çok sayıda yaralı ve gözaltı var. Plastik mermiyle müdahale ediliyor. Gözaltına alınanlar götürülürken yaşlı kadınlar protesto ediyor. Polis onlara da gaz atıyor. Burada kimse dışarıya çıkamıyor” şeklinde anlattı. Müdahale sırasında çok sayıda yaralı ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Törenin başladığı saatlerde Süleyman Ayten Caddesi’ne gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri de cami ve cemevi projesine tepki gösterdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kemal Bülbül cami ve cemevi projesinin “Asimilasyon projesi” olduğunu, Alevilerin bu cemevine gitmeyeceğini söyledi. Bülbül, “Bizim Sünni vatandaşlarla bir sorunumuz yok. Biz asimilasyoncu, ırkçı devlete karşıyız. Bu cami ve cemevi yoksulun ekmeğinden çalınarak yapılıyor. Burası ibadethane değil. Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan yol düşkünüdür” dedi.

700 yıl önceki örnek

Cami-cemevi projesi bundan 7 asır önce Rumeli’de hayata geçirildi. Zaman gazetesinden Abdullah Aymaz ve Hasan Hacı’nın dün yayımlanan haberine göre, Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde bulunan Ruşenler Köyü’ndeki Seyyid Ali Sultan Dergâhı, içinde barındırdığı cami ve cemevi ile 700 yıldır kardeşlik ve hoşgörü mesajları vermeyi sürdürüyor. Dergâh, cemevi, meydan evi, 500 kişilik aşevi-yemekhane, Tekke Camii, cami yanına sonradan inşa edilen mescit ve türbe içerisinde yer alan bir başka mescit ile Alevi ve Sünnilere hizmet veriyor. Seyyid Ali Sultan, 1350’li yıllarda Rumeli’ye geçti. Bugün de çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilen Ruşenler Köyü’ndeki tekkesini ise 1380’lerde kurarak ilim ve irfan faaliyetlerinde bulundu. Seyyid Ali Sultan Dergâhı, faaliyetlerini sürdürüyor. Yüzyıllar önce bin dönüm arazi üzerine kurulan dergâh, bugün 60 dönümlük bir arazi üzerinde yer alan onlarca farklı mekândan oluşuyor.

Dede ve imam odası olacak

3264 metrekare alan üzerine inşa edilecek kompleksin içinde dede odası, imam odası, 350 kişilik konferans salonu, 350 kişilik aşevi, cenaze hizmetleri için gasilhane ve morg, kurban tığlama alanı, çocuklar için okuma salonu, misafir kabul salonları, çay ve sohbet salonları olacak. Proje, Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı ile Cem Vakfı tarafından yürütülecek.