Ana Sayfa Blog Sayfa 6407

Adıyaman Bulam Beldesine Cemevi

Adıyaman’ın Çelikhan ilçesi, Pınarbaşı (Bulam) beldesinde BDP’li belediyenin tahsis ettiği araziye yapılacak cemevinin temeli atıldı. Temel atma törenine BDP, DTK yöneticileri ile, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı. Törende konuşan BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, “Alevilerin ibadetini özgürce yapabilmesi için cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını istiyoruz” dedi. Konuşmaların ardından gençler söylenen deyişler eşliğinde semaha durdu.

Veliyyettin Hürrem Ulusoy: Alevi açılımı samimiyetsiz

Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyyettin Hürrem Ulusoy Alevi Açılımıyla İlgili Değerlendirmeler Yaptı.

Veliyyettin Hürrem Ulusoy Dede öztle şunları söyledi:

İnancımıza göre hükümet ya da devlet eliyle inançlara müdahale etmek ya da bir inancın yararına diğer inanç toplumlarına baskı uygulamak kabul edilemez. Çağdaş demokratik hukuk normlarına, insan hakları ilkelerine göre kimsenin görüşü zorla-şerle değiştirilemez, hiçbir toplum zorla asimile edilemez.
Laiklik ve demokrasi konularındaki kaygımızı açıkça dile getiriyoruz. Devlet zoru ile Alevilere ve devlet Sünniliği dışındaki inançlara karşı uygulanan her türlü baskı ve asimile etme çabasına karşıyız. Dinin devlet işlerinden, devletin de din işlerinden elini çekmesinden yanayız. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olmaması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Devletin, beğenmediği inançları ve o toplumların tarihini silme çabalarına girişmesine ya da böyle girişimlere destek olmasına karşıyız.

‘LAİKLİK DİNSİZLİKTİR’ ÇARPITMA
Bazı çevreler, ısrarla laikliğin dinsizlik demek olduğunu öne sürmektedir. Aynı çevrelerden, “Ben laik değilim!” sözünü duymaktayız. Bu bir çarpıtmadır, çünkü laiklik kişisel bir konu değildir, devletin örgütlenmesi ve dinlere-inançlara karşı tutumu ile ilgili bir ilkedir. Laiklik, bu çevrenin iddia ettiği gibi topluma devlet eliyle dinsizliği dayatmak demek değildir. Devletin, bir inanç adına diğer inançları baskı altına almaya bir son vermesi demektir.
Sünni olmayan vatandaşların vergilerinin Diyanet İşleri Başkanlığına aktarılması kendilerince nasıl “helal” sayılıyor, bilemiyoruz. Bu tutum ve davranış bize çok ters geliyor. Bu nedenle devletin ve yerel yönetimlerin, inanç toplumlarına her hangi bir mali yardım yapmasına karşıyız.
Buna karşın devletin zorla el koyduğu dini vakıfların mülklerinin gerçek sahibi olan inanç topluluklarına iade edilmesi gerektiği açıktır.
İktidar tek yanlı kararlarla, toplumla tartışmadan, rıza almadan bir dizi büyük projeyi, alelacele uygulamaya koyacağını ilan etmiştir (Üçüncü boğaz köprüsü için ormanları yeşil alanları yok etmeye girişmiştir. Üstelik bu köprüyü Kızılbaş-Alevi-Bektaşi toplumunun burnunu sürtercesine Yavuz Sultan Selim olarak isimlendireceklerini tebliğ etmişlerdir. Son olarak yeşil alan olan Gezi Parkı’nda eski bir kışlayı yeniden inşa etmek bahanesi ile yeni bir AVM yapmaya girişeceğini duyurmuştur.
Gezi Parkı’nın oldu-bittiye getirilip yok edilmeye girişilmesi üzerine yeter deyip, bunlara karşı çıkan genç, okumuş, ilim ve hilim sahibi, aşına-işine-eşine sahip gençlerin sözlerini dinlemek yerine, söz söylemelerini bastırmak üzere ağır bir şiddet uygulanmıştır. Polisin ve adalet sisteminin, iktidarın istediği gibi dindar ve kindar yaklaşım gösteren, hukuki çerçeveye sığmayan uygulamaları hepimiz tarafından görülmüştür. Canlara kıyılmıştır, cenazeler engellenmiştir, namuslu, yalan söylemez din adamlarına bile baskı yapılmıştır.
Barış süreci ve özellikle Gezi Parkı direnişi ardından gelişen siyasi ortamda başbakanın ağzından hükümetin Alevi Açılımına “bırakıldığı yerden devam” edileceği sözlerini duyduk. Bu tutum ve sözler bile çok üzücü ve samimiyetsizdir: Demek ki hükümet isterse Alevi toplumun hak ve istemlerini olduğu gibi “bırakmakta”, isterse yeniden bıraktığı yerden “devam” etmektedir.

ÖLÜ DOĞMUŞ ÖNERİLER VAR
Hükümetin bu yeni tutumuna göre Alevi Açılımının ölü doğmuş önerileri bir kez daha gündeme getirilecekmiş. Örneğin, Alevilere Diyanet İşleri Başkanlığında yer verilecekmiş; Devlet bütçesinden cemevlerine yardım yapılacakmış; Cemeveleri, tekke ve zaviye sayılmayarak yasak kapsamı dışında tutulacakmış; dedeler bir üniversitede eğitilecekmiş ve inanç önderi olarak cemevlerine atanacakmış.
Kızılbaşlık-Alevilik-Bektaşilik, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı kurumu içinde yer alamaz, almaz. Alevi-Bektaşi toplumu laikliği esas alır. Hem laikliği savunup hem de laiklik dışı bir kurumda temsil edilmek istemeyiz.
Mevcut durumda sorunumuz, görüşlerimizin Sünni İslam tarafından meşru görülmesi ya da Başbakanlığa bağlı bir “genel müdürlük” veya Diyanet’te temsil değil, laik ve demokratik bir devlet yapısında kültürel ve bireysel düzeyde eşit ve özgür olmak istediğimizin bir türlü kabul edilmemesidir.
Dedelerin-zakirlerin devlet tarafından cemevlerine atanması ve maaşa bağlanması, bizim toplumumuzun kabul edeceği bir şey değildir. Devletten maaş alan dede, bu devletin memuru olur, artık iktidarların dümen suyunda gitmek zorundadır. Maaşlı dede, benim dedem olamaz, ona maaş verenin görevlisi olur. Böylece, Devlet kendi Alevisini yaratır. Böylece dedelik kurumu biter; dedelik bittiği zaman Alevilik-Bektaşilik de biter. Hiç şüphesiz Alevi-Bektaşi toplumunun içinden de bazı bireyler böyle devlet imkânlardan yararlanmak isteyecektir. Bizim inancımızda böylelerinin, “Yediği haram, yuduğu murdar, tacı delik, kendi murtad” sayılır. Bizim toplumuz, devlet tarafından atanmış maaşlı dedeyi-zakiri ve diğer hizmet sahiplerini asla benimsemez. Bir dede görevlerini devletten alacağı maaş karşılığı yaparlarsa, yaptıkları dedelik değildir. Dedelerin görevi gönülleri tamir etmek ve insanları mutlu etmektir. Tarih boyunca dedeler maaş almadan, toplumumuzun öğretmeni, doktoru, psikologu, hâkimi, yol göstericisi olmuşlardır. Toplumumuzda Hakkullah bir rıza lokmasıdır. Bu sadece bir araçtır, amaç değildir. Dedelik kurumu bir hizmet kapısıdır; geçim kapısı değildir. Dedeliği geçim kapısı gibi gören dede Alevi-Bektaşi inancına ihanet etmiş olur.

Aleviler’in Hacıbektaş talebi reddedildi

Başbakanlık, Hacıbektaş Müzesi’nin Aleviler’e devredilmesini isteyen Alevi-Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) talebini “vakıf, hayrat taşınmazlarının herhangi özel veya tüzel kişilere tahsisi mümkün değildir” diyerek reddetti.
ABF’nin Hacıbektaş Dergahının Aleviler’e devredilmesi yönündeki isteğine Başbakanlıktan olumsuz yanıt geldi.
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Kenan Karadeniz, 13105 sayılı dilekçe numarasıyla Başbakanlığa verilen “Nevşehir ili Hacıbektaş İlçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Külliyesinin Alevi Bektaşi Federasyonu adına tahsis edilmesi istemi”nin incelendiğini belirterek, Vakıf Hayrat taşınmazlarının herhangi özel veya tüzel kişilere tahsisinin mümkün olmadığını bildirdi.
Külliyenin Bakanlar Kurulunun 13.10.1996 tarih ve 96/2735 sayılı kararıyla kütüphane ve müze olarak kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edildiğini anımsatan Karadeniz, buranın halen tahsis amacı doğrultusunda kullanıldığını kaydetti.

ABF: “YARGIYA TAŞIYACAĞIZ”

Öte yandan karara tepki gösteren ABF Genel Sekreteri Fevzi Gümüş, ANKA’ya yaptığı açıklamada, söz konusu kararla Aleviler’in kutsal mekanlarına “parayla” girmek zorunda bırakıldığını söyledi. Kararı yargıya taşıyacaklarını ifade eden Gümüş, inanç özgürlüğü konusunda hükümetin güven vermediğini savundu.
Gümüş, Hacıbektaş Dergahı’nın müze statüsünde olması nedeniyle, ziyarette sıkıntılar yaşandığına dikkat çekerek, 5 Ağustos’ta müzenin kendilerine bırakılması için Başbakanlığa başvurmuştu.

 

Alevileri hedef aldı, MEB tarafından ödüllendirildi

Öğrenci dövdüğü, öğretmenlere hakaret ettiği ve din ayrımcılığı yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açılan müdür yardımcısı, ‘Şikâyetçilerim Alevi’ dediği için MEB okulda skandal bir Alevi sorgusu yapmıştı. Soruşturmanın ardından müdür yardımcısına ödül gibi bir “ceza” verildi.

Ankara’da Yunus Büyükkuşoğlu Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Tuncer Küllücek’in, kendisi hakkında soruşturma açılmasına neden olan öğretmeni ve müfettişini Alevi oldukları gerekçesiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) şikâyet etmesi, bakanlık müfettişlerinin de okulda “Alevi sorgusu” yapması skandalında ödül gibi ceza geldi.

İHL ödülü
Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu‘nun haberine göre, ilk soruşturmada başka bir okulda görevlendirilme cezası almasına karşın 1 yıl boyunca okulu ile ilişiği kesilmeyen Küllücek, skandalın ortaya çıkmasının ardından başka bir okula “sürüldü”. Ceza gibi görünen işlemde Küllücek, evinin çok yakınında yeni açılan Ayvalı İmam Hatip Lisesi’nde öğretmen olarak görevlendirildi.

Alevi şikayeti
Mamak Yunus Büyükkuşoğlu Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Küllücek, hakkında soruşturma açılmasına ve ceza almasına yol açan öğretmen ve il müfettişini “Alevidir” diyerek MEB’e şikâyet etmişti. MEB, şikâyeti işleme koymuş, Anadolu lisesine iki müfettiş göndermiş, ilk soruşturmadaki müfettiş ve öğretmenin “Alevi olup olmadığını” sorgulamıştı.

Skandalın duyurulmasının ardından yeni gelişmeler yaşandı. “MEB’te Alevi sorgusu” skandalının ortaya çıkmasından bir gün sonra 12 Ağustos’ta, Küllücek’in görev yaptığı Yunus Büyükkuşoğlu Anadolu Lisesi’ne Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden “acil” koduyla bir faks gönderildiği öğrenildi.

Küllücek hakkında 6 Ağustos’ta hazırlanan ancak “işleme konulması ertelenen” atama kararnamesine dayandırılan faksta, Küllücek’in Etlik semtinde görevlendirildiği bildirildi. Görevlendirme kararının Küllücek hakkında açılan ilk soruşturma sonucunda alındığı belirtildi.

Küllücek’in görevlendirildiği okulun, Ankara’da yeni açılan imam hatip okullarından biri olan Ayvalı İmam Hatip Lisesi olduğu öğrenildi. Yani soruşturmacısını “Alevi” olduğu yönünde şikâyet eden müdür yardımcısı imam hatip lisesinde öğretmen olarak görevlendirildi.

Yeni açıldığı için öğretmen ve yönetici görevlendirilmesinin yapılmadığı lisenin, Küllücek’in ikamet ettiği eve çok yakın olması ve imam hatip lisesi olması “Ceza mı ödül mü” sorusunu akıllara getirdi.

Alevi-Bektaşi raporunda Diyanet’e eleştiri!

Alevi-Bektaşi Enstitüsü, yurt dışı ve Türkiye’de yaptığı saha çalışması sonrası hazırladığı ‘Alevi Bektaşilerin Sorunları ve Çözümlerine İlişkin Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. Raporda; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş amacından uzaklaştığı, güv15 Ağustos 2013 Perşembe – 11:11

Alevi-Bektaşi Enstitüsü, yurt dışı ve Türkiye’de yaptığı saha çalışması sonrası hazırladığı ‘Alevi Bektaşilerin Sorunları ve Çözümlerine İlişkin Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. Raporda; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş amacından uzaklaştığı, güven ve diyalog eksikliği, zorunlu din eğitimi, cemevlerinin ibadet yeri kabul edilmemesi, Alevi-Bektaşilerin kendi kültürlerine yönelik bilgilendirme sorunları ön plana çıktı. Yaklaşık 2,5 yıllık bir çalışmayla ortaya konan rapor; Alemdar Yalçın, Gülizar Cengiz, Yücel Top ve Ali Yaman’ın öncülüğünde hazırlandı.’Alevi Bektaşilerin Sorunları ve Çözümlerine İlişkin Raporu’ adlı çalışmanın içerik özeti Ankara Ramada Otel’de düzenlenen toplantıda açıklandı. Alevi Bektaşi Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Gülizar Cengiz, bilim kurulu üyeleri ile birlikte yaptığı tanıtımda, çalışmanın tamamen bilimsel veriler ışığında gerçekleştirildiğini vurguladı.

Gülizar Cengiz, enstitünün 1997 yılında Alevi-Bektaşilik üzerine bilimsel çalışmalar yapmak hedefi ile yola çıktığını ve bugüne kadar ciddi bir arşiv oluşturduğuna işaret ederek, ancak 3 yıl önce başlatılan çalışmada Alevi Bektaşilerin toplumda ancak yüzde 10’unun örgütlü olduğunu gördüklerini, bu çalışmanın da yüzde 90’ının da söyleyecek sözleri vardır düşüncesi ile tamamen saha çalışması yapılarak hazırlandığını aktardı. Bölgelere ayrılarak tamamen sahada bire bir yüz yüze görüşmeler yapıldığına işaret eden Cengiz, bilimsel bir çalışma olarak toplumun düşüncelerini özetleyerek rapora yansıttıklarını dile getirdi.

“ALEVİ BEKTAŞİLİK HAKKINDA BİLGİ EKSİĞİ VAR”

Cengiz, raporda Alevi-Bektaşi toplumunun en önemli sorununun; güven ve diyalog eksikliği, cemevlerinin statüsü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugünkü yapılanması, din derslerinin zorunlu olmasına yönelik endişe ve kaygılar yanı sıra Türkiye’deki toplulukların da Alevi ve Bektaşiler hakkında yeterince bilgiye sahip olmaması, bu kültürü benimseyenlerin de bilgi noksanlığının ön plana çıktığına dikkat çekti.

Raporda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut yapısı hakkında Alevi-Bektaşi toplulukları arasındaki rahatsızlıklara dikkat çeken Gülizar Cengiz, bir bölümün Diyanet’in tamamen kaldırılmasını diğer bir kısmın da yeniden yapılandırılması gerektiğini söylediğine işaret etti. Cengiz, konuyla ilgili düşünceleri şöyle aktardı:
“Fakat bu her iki düşünceyle sohbet ettiğiniz zaman söylemek istediği şeyin Diyanet’in yapısının kendi ilk kuruluş amaçlarından hızla uzaklaştığı. Sadece bir inanca mensup hizmet verdiği ve bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğu. Eğer böyle bir oluşum olacaksa bir tek birey bile olsa her inancın kendisini Diyanet’in çatısı altında bulması gerektiği düşüncesi oluşuyor. Enstitümüz bu konuda toplumun genel düşüncesinin üst bir oluşum oluşması ve bu oluşumun altında farklı inançlarda toplulukların kendilerini organizelerini, ibadet yerleri ile ilgili sorunları, üniversitelerini vesaire, kendilerinin oluşturması yönünde bir görüşün hakim olduğunu görüyoruz.”

Alevi Bektaşi Enstitüsü’nün ‘Alevi Bektaşilerin Sorunları ve Çözümlerine İlişkin Raporu’ toplum yöneticileri, üniversiteleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasetçilere posta yolu ile gönderildi.

Camide Cem Törenine, Alevi Dedesinden Açıklama

Erzincan’ın Refahiye ilçesine bağlı Kürelik Köyü’nde Alevi vatandaşların camide  cem yapmasının ardından konuşan Alevi Dedesi Rıza Aydın; “Herhangi bir art niyet  yok, Bu art niyeti düşünene de lanet olsun” diye konuştu.

Erzincan’ın Refahiye ilçesine bağlı Kürelik Köyü’nde Alevi vatandaşların camide  cem yapmasının ardından konuşan Alevi Dedesi Rıza Aydın; “Herhangi bir art niyet  yok, Bu art niyeti düşünene de lanet olsun” diye konuştu.
Erzincan’a 75  kilometre uzaklıktaki Kürecik Köyü’nde 8 Ağustos günü  Ramazan Bayramı’nın birinci gününde yaşanan olayda İstanbul’da kurulan Kürelik  Köyü Derneği üyelerinin katılımı ile köy camisinde cem töreni yapıldı. İddiaya  göre cemaati olmayan caminin görevli imamı da 3 ay önce köyden ayrıldı.
Konunun basında yer almasının ardından cem törenini gerçekleştiren Alevi Dedesi Rıza Aydın,  kendisinin cem töreni için köye davet edildiğini belirterek; “Oraya gittiğimizde  öğrendik oranın camii olduğunu. 2-3 yıldır kimse  gitmiyormuş, imamı da 3 ay önce gitmiş. Bizi davet  ettiler, “Dede burada cem yapabilirmiyiz, her şey tamam” diye. Bizde Bakara  Süresi’nin 114’ncü, 115’nci ayetine uyarak, “İbadetin, yeri şekli zamanı yoktur.  Her taraf mabettir. Cem evinde bir izdiham vardı.  Çevredeki Sunni arkadaşlarımızla diyolakta çok güzel. Herhangi bir sıkıntı  olmadı. Duamıza başladık, Türkçe olarak ibadetlerimizi yapıyoruz. Orada da  elimizden geldiği, dilimizin döndüğü kadar Allah, Muhammet, Ali üçlemesinden  Ehlibeyt’i zikrederek yaptık. Herhangi bir art niyet yok, Bu art niyeti düşünene  de lanet olsun. Kim olursa olsun, kim düşünürse lanet olsun. Alevi de olsa Sunni  de olsa. Bu tabuları yıkalım. Eğer Alevi, Sunni ayrımı yoksa ki, yok. Yapanlara  yine lanet olsun. Eğer hepimiz Allah katında birsek. Kitabımız bir, Kuranımız  bir, peygamberimiz bir, Ehlibeyti seviyoruz. Yalnız Allah’a gidiş yolu tek  değildir. İstediğin şekilde mevlaya ulaşırsın. Bizde  böyle gidiyoruz” diye konuştu.

Canlar canını buldum

Kürecik, Elbistan yolu… Alabildiğine uzanan bozkırı ortadan bölen yolun her iki yanına serpiştirilmiş köyler… Köylerin sessizliği destansı ve kanlı bir tarihin izlerini saklamaya çalışsa da hakikat öyle değil! Ağustosun kavurucu güneşine bir de susuzluk eklenince toprağın çektiği acı yüzünden okunuyor. Toprak sadece susuzluktan, her yıl dönümünde onca zahmetle nimet vermekten yorgun değil. İnsanın yarattığı acıyı, ayıbı, vahşeti örtmekten yorgun! Menzili Kürecik’ten, Elbistan’a oradan Maraş’a uzayan toprak acının ummanına akan ırmak gibi kıvrılarak akıyor! Biz de bu acılar ırmağının seline kapılmış “Sevdili Köyü Festivali’ne” gidiyoruz. “Buralarda kışın çok az insan bulunur. Bunların büyük çoğunluğu dışarıdan geldi.” Diyor laf arasında Şexo Dayı. Yanık türküler, coşkulu halaylar… Bizim “Görevimiz” de “Güncel üzerine” söz etmek.

Ben asıl Kantarma’yı, Tacim Dede’yi merak ediyorum. Ve akşam karanlığında Kantarma’ya “Değirmen Restoran’a” varıyoruz. Bir su değirmeninin orijinal yapısı hiç bozulmadan “Restoran” yapılmış. Uzunca bir sofra, muhabbet derin ve ağır olacağa benzer. Nitekim “Mehmet Dede” de lütfedip buyurdular. Usul olduğu üzere, hoş beş, hatır gönül… Derken “Dede, kerem eyle, himmet eyle, aşk eyle” dedik. O ne lezzet, o ne zarafet, o ne ilim irfandır!!! İnsanlık tarihi dile gelmiş konuşuyor. “Acıyı bal eylemek” bu olsa gerek. Şad u handan olduk. Yüzündeki izzet, dilindeki lezzet ılık ılık yüreğimize aktı. “Eee” diyor Mehmet Dede “Gecenin de hakkı var!” Bu arifin dilinde “Muhabbete doyum olmaz! Gitmek zamandır.” demek. Mehmet Dede’ye niyaz edip ayrılıyoruz. Gecenin zifiri karanlığında şavkıyan, sonsuzca yıldız yağmurunun altında eve varıyoruz.

Sabah yolculuk var. Günün ilk ışıklarıya yoldayız. Menzilimiz Bingöl’ün Xolxol (Yayladere) ilçesi. Her yerde “Festival” var! Meğer ben yanlış gitmişim! Festivalleri karıştırdık! Benim davetli olduğum “Karer Festivali” imiş! Olsun, nazlı nazlı çağlayan zümrüt yeşili Peri Suyu’nu görmek, meşe ormanıyla kaplı dağlarla yarenlik etmek varken yanlışlık kimin umurunda! Yol yoldaşı olduğumuz Tv 10 ekibinden canları Xolxol’da bırakıp Dep’e (Karakoçan) dönüyorum. Taksici “Bir sefer daha yapmanın” telaşı ile dönemeçleri düz ederken, bir yandan da yaşadıklarını anlatıyor. Karakoçan’dan bir arkadaşımı arıyorum. Arkadaşım Badran köyüne götürüyor bizi. Sağ olsun konu komşu köy muhtarı muhabbete geldi. Badran cenneti ala misali bir köy. Köyün dört bir yanında erenlerin, evliyaların türbeleri var. Pir Cemal Abdal makamına niyaz ediyoruz. Muhtar Pir Cemal Abdal’ın menkıbesini dinliyoruz. Pir Cemal Abdal, Bagın Kalesi’nde esir edilen dört oğlunu kurtarmasını dileyen anayı kırmamış ve kaleye gitmiş. Gitmiş gitmesine de kale coşkun akan Peri Suyu’nun öte yakasında. Sal yok, tekne yok!.. Ee keramet ehlinde çare tükenir mi? Pir Cemal Abdal atmış hırkasını Peri Suyu’na ve üstüne binip karşıya geçmiş. Kalenin muhafızı olup bitenleri hayretler içinde izlerken, Pir sudan kıyıya çıkıp hırkasını çırpmış ve hırkadan toz çıkmış. Durumu muhafızdan dinleyen Hükümdar Pir’in isteğine “Sen sihirbazmışsın! Seni bir fırına koyacağım! Sağ çıkarsan istediğin esirleri veririm.” Demiş. Pir Cemal Abdal’ı ve yoldaşını cayır cayır yanan fırına kapatmışlar! Sabah olduğunda fırının kapağı açılmış! Bir de ne görülsün? Pir’in sakalı bıyığı buz tutmuş, yoldaşının elinde bir üzüm salkımı! Yoldaşı, çok tipi, fırtına oldu, ben acıkınca Pir’im bana üzüm verdi! Demiş. Hükümdar çaresiz verdiği sözü tutmuş ve dört esiri serbest bırakmış. Pir Cemal Abdal dört canı almış ve dergahında irşat etmiş, dört can da hakikate ermiş. Şimdi o Dört Ermiş’in türbesi de Badran köyünün dört bir yanında.

Muhabbetin gece yarısına kesen saatlerinde heyecanımı bastırarak “Mazlum Doğan’ın köyü yakın mı?” dedim. Hane sahibimiz “Evet. Yakın ama yolun bir kısmını yaya yürümek gerek. Yokuştur ve çok yorucu olur.” Diyor. “Beni oraya götürür müsün?” Kısa bir sessizlikten sonra deme şeklimden etkilenmiş olacak ki, başıyla “Olur” anlamında işaret ediyor. İyi de sabah nasıl olacak? Uyumaya çalışıyorum ama! Birkaç saat uykudan sonra kalkıp yolun “Golan Kaplıcası’na” kadar araçla gittik. Zümrüt yeşili Peri Suyu iki yamacı safi kaya olan derin vadiden coşkun akıyor. Ne yapacağız? Keramet ehli değiliz ki “Hırkamıza suvar olup karşıya geçelim!” Neyse ki asma köprü var. Aracımızı geldiğimiz kıyıda bırakıp karşıya geçiyoruz. Onca yakıcı güneşin altında yokuşu nasıl tırmandığımı ben de bilmiyorum! Karşıda Teman Köyü göründü! Köyün üst tarafında bir ev, rehberim “O ev işte!” deyince uçasım geldi!.. Yerinden çıkarcasına çarpan kalbime hakim olmaya çalışarak avluya girdik. Karşıda ermişliğin tevazusu ile bastonu elinde iki insanlık mabedi! Kebire Ana ve Pir Kazım Baba… Niyaz oluyoruz bu canlı mabetlere! Tanış olduk. Su içtik. Soluklanmaya çalıştık ama Mazlum ile Delil’in makamına gitmeye yürek yetecek mi? Bir mezar… İki taş! Mazlum Doğan… Delil Doğan!.. “Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun!” dediğinde Yunus Emre kimi bulmuştu bilmem ama “Canlar canını buldum!” Taşına toprağına niyaz ettim. Zulmat aleminin karanlığına kandil olma aşkı ile Hak için Hakka eren Mazlum ve Delil’in huzurunda dara durmak gerek. Bir kabre iki umman sığar mı? Pir Kazım Baba iki selvisi anısına, iki selvi dikmiş kabrin ayakucuna. Kusursuz, dümdüz uzamış selviler. Kabrin yanında bir çerağ uyanmış şulesi iki dilim! Mutlaka Kemal Pir, Hayri Durmuş buralarda bir yerdedir de görmeye mecal gerek! Hakkın Hakikatinden nasiplenenler Pir Seyit Rıza’yı, Alişer’i Zarife Ana’yı da görmüştür bu makamda. Haddimi bildim, Hak aşkına Hak ile Hak olan aşıklarına bir şey anlatmadım. Zira Hakka erenler Hakikatten haberdardır!

Eve döndük!.. Kebire Ana, Pir Kazım Baba ve Ablalar.. Kebire Ana’nın “Mazlumum, Delilim…” diye başlayan cümlelerinde gözünün ufkunda hüzün çizgisi, çizgiye yazılmış aşkın ezgisi! Pir Kazım Baba yıllar önce taliplerini görmeye gidişini ve devletin saldırısından korunmak için gecenin geç saatlerinde yaptıkları cemleri anlatıyor. “Bu Alavilere (Telaffuzu böyle) kızgınım Madımak’taki canlara sahiplik etmediler!” diyor. Kebire Ana’ya ve Pir Kazım Baba’ya çok şey sormak istiyorum ama “Sus ve dinle!” diyorum kendime! Dinledik… Anlamaya izan tartmaya mizan gerek!..

‘Bu mekanda Alevi’ye servis açılmaz’

Malatya’daki Darende Gülpınar Şelalesi’ne gezmeye giden Kemal Ateşoğulları ve akrabaları bir restoranda balık yemek istedi. Mekan sahibi F.G., Ateşoğlu’nun akrabalarının kolunda Zülfikar dövmesini görünce ailenin restoranda oturabilmeleri için iki yüz lira talep etti. Bu tutumun nedeni Ateşoğulları’nın mekan sahibi F.G. ile görüşürken aralarında geçen diyaloglar sırasında ortaya çıktı. Evrensel’den İsmail Afacan’ın haberine göre, 200 TL talebinin nedenini soran Ateşoğulları’na F.G., “Sizin teşkilatınızı tanıyorum, size yer vermem” dedi. Bunun üzerine Ateşoğulları, “Bizim teşkilatımız neymiş” diye sorunca şu yanıtla karşılaştı: “Siz Alevisiniz, size servis yapamam, yer de vermem.” Daha sonra mekan sahibinin adamları Ateşoğulları ve ailesinin üzerine yürümek istedi. Yaşanan gerginlik üzerine restorana jandarma geldi. Jandarma, buranın özel mülk olduğunu söyleyerek, “Mekan sahibi isterse servis açmaz” dedi.

Jandarma sebebin ne olduğunu sorunca Ateşoğulları, Alevi oldukları için böyle bir tutumla karşılaştıklarını dile getirdi. Ateşoğulları, yaşananların ardından mekan sahibi F.G hakkında şikayetçi oldu. Ateşoğulları, Türkiye ’de hâlâ böyle tutumların olmasına anlam vermediğini söyledi. Bu işin arkasını bırakmayacağını dile getiren Ateşoğulları, Türkiye’deki yargı sürecinde bir sonuç alınamazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağını belirtti. CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve AKP Sivas Milletvekili ve Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a durumu aktardığını söyleyen Ateşoğulları, “Gerekeni yapacaklarını söylediler, bekleyip göreceğiz” dedi.

radikal

Sözde değil özde Alevilik…

Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekeri
Bir derdim var bin dermana değişmem (Şah Hatayi)

Demokratik Alevi Federasyonu kongresi geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Gelsenkirchen şehrinde yüzlerce delegenin katılımıyla yapıldı. Avrupa’nın dört bir yanından gelen delegeler demokratik değişim ve barış sürecini değerlendirdi. Kürt Alevilerinin sürecin asli bir parçası olduğu vurgulanan kongrede, Alevilerin yaşadığı sorulara, çözümlere dair onlarca konuşma yapıldı. Bu konuşmalardan bir tanesi Almanya’da doğmuş ve büyümüş on sekiz yaşındaki Axin’e aitti. Axin; “…Dünden beri konuşmaları dinliyorum. Asıl problemimiz bu konuşmalarda dile getirilmedi. Sevgili büyüklerim Alevilik İslam dışı mı, İslam içi mi tartışmalarından çok, Aleviliği bilmeyen genç kuşaklara sahip olmamız en büyük problemimizdir. Sizlere soruyorum çocuklarınız nerede, siz neden buradasınız. Sizin konuşmalarınızla yaptığınız aynı değil. Hanginiz çocuklarınıza kutsal değerlerimizi, Aleviliği öğretiyorsunuz. Alevi gençliği nereye ait olduğunu, Alevilik nedir, kutsal değerlerimiz nedir bilmiyor. Alevi gençliğinin bu durumda olmasının suçluları sizsiniz. Lütfen sözde değil özde Alevi olun… Ya haq, ya Xızır, ya Ali ….”

Öz Aleviliğin temel iddiasıdır. Şekli reddeder. İnsanın yüreğiyle, yaşamdaki, ilişkilerdeki samimiyeti, özüyle bakarak Alevilik bu güne gelmiştir. Onun varlık sebebi yaşamın özüne inmek, iyiliği özünde temsil etmektir. Şekil, şekilde mekan yoktur. Bugün biz Alevilere giydirilmek istenen şekil onun imhası üzerinde hesap yapanların işidir. Alevilere saldırının altında “özü” vardır. Aleviliğin özüne, insanın, insanı kutsayan değerlerine saldırılmaktadırlar. Onu şekle büründürenler, dört duvar mekanlara kapatanlar, Aleviliğe Alevi inancına temelden, özünden düşmandırlar.

Daha önce bu köşede yazdık. Helallik alınmamıştır. Önder Konca’nın şahsında Kürt Alevilerine, Alxaslılara karşı yapılanların hala hesabı verilmemiştir. Hatırladığımız gibi Hatay’da şehitler kervanına katılan Önder Konca’nın cenazesi bu Cemevine alınmamış, Alevilik özden yaralanmıştır. Bu ayıp ve utancı silmek için Kantarma Cemevi’nde bir cemin yapılarak, bu meselenin muhataplarının helalleşmesi toplumsal kardeşliğin sağlanması talebi hala yerine getirilmemiştir. Alevi Kürtlerin cenazesini Cemevine sokmayan bir zihniyet bizce düşkündür. Alevi hukuku bellidir. Pir huzurunda yaşanan durumun hesabı verilmelidir. Pirin verdiği, vereceği karar hakkın kararıdır. Hakkın tecelli bulması için Alevi özünün arınması, mekanlara sıkışmış şeklin uğursuzluğun aşılması için cem olmak şarttır. Cemden kaçanlar, pir huzurunda dara durmayanlar, Alevi değildir. Pirinden korkan cemaatinden korkan komşusuyla helalleşmeyen Alevi değildir.

Kim ki o cemevinde cem bağlar, deyiş söyler, semah döner ve “ben de Aleviyim” der ondan da davacıyız. Bir kez daha halimizle halleşmek için, derdimize derman bulmak için, acımızı birazcık da olsa dindirmek için cem olmaya, pir huzurunda Kantarmada dara durmaya çağırıyoruz. Dardan kaçanlar Aleviliğin özünden kaçanlar bilmelidirler ki; hakkın bedduasıyla lanetli olacaklardır.

Hal ile helaleşmeyenler, özlerini kaybedip şekle bürünenler, şeklen “ben Aleviyim” diyenler bilmelidirler ki; hakikat onları Alevilik defterinden silecektir. Onlar hakikati kaybedenler, siyasetin gözlerini kör ettikleri ancak Yavuz’un şahsında kendileri de Yavuz’laşırlar. Biliyoruz; binlerce Alevi Kürt Yavuz’un Bektaşi ordusu Yeniçeriler tarafından kılıçtan geçirildi. Rivayet odur ki; Yavuzun ordusu Yeniçeriler Şah Hatayi’nin deyişlerini söyleyerek Şah Hatayi’ye saldırdı. Şah Hatayi’nin ordusunu Yavuzun gözüyle yok ettiler.  Yavuz Sultan Selim Türk tarihine “büyük bir padişah” olarak geçti. Alevi katliamları her zaman birilerinin büyümesine vesile oldu. Yavuz’u büyük yapan da büyümesine vesile olan da Alevi katliamlarıdır. Tabii ki böyle bir katilin isminin büyük bir projeye verilmesi bu zihniyetin devam ettiğinin bir resmidir. İktidar mesajını net vermiştir. Aynı  Kemal Kılıçdaroğlu gibi. İstanbul belediye başkanlığı seçimi sonrası Kılıçdaroğlu “Yavuz Sultan Selim halkımızın büyük bir değeridir” demişti. Görünen o ki büyük Türk değerler, büyük projelere laik görülüyor. Aynı Dersim katili Sabiha Gökçen gibi. Dersime bombalar yağdıran Alevi Kürt katili, Atatürk’ün manevi kızı artık uluslararası bir havaalanının adı olarak tüm dünyada bilinen bir “kahraman” oluyor.  Koçgiri’nin katili Topal Osman kahramanlıkları anlatılan filmlere konu yapılıp, ardından devasa anıtları dikiliyor. Kıssadan hisse; Kürtleri, Alevileri katledenler bu memlekette itibar görmeye, ödüllendirilmeye devam ediyor. Ve kulağımda Axin’in sesi: “Lütfen sözde değil, özde Alevi olun.”

Kalenderim

Ne dinim var ne imanım
Kalenderim kalenderim
Ne şekkim var ne gümanım
Kalenderim kalenderim

Ne taşlardan arlanırım
Ne sözlerden dillenirim
Çul da giysem sallanırım
Kalenderim kalenderim

Ne salnım ne selatım var
Ne farzım ne sünnetim var
Ne govum ne gıybetim var
Kalenderim kalenderim

Dört kitabı ben yazarım
Kırklara engür ezerim
Kendi reyime gezerim
Kalenderim kalenderim