Ana Sayfa Blog Sayfa 6410

“Olağan Haller 12 Eylül Dersim İnanç Asimilasyonu” Didimlilerle Buluştu

Tunceli’de 1980 sonrası uygulanan asimilasyon politikalarını mercek altına alan “Olağan Haller” belgeseli Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneğinde izlettirildi.

Özgür Fındık’ın yönetmenliğinde çekilen “Olağan Haller 12 Eylül Dersim İnanç Asimilasyonu” Belgeseli Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneğinde üyelere izlettirildi. Dün akşam saat 19:30’daki etkinliğe dernek üyelere büyük ilgi gösterdi. Tunceli’de 1980 sonrası uygulanan asimilasyon politikalarını mercek altına alan “Olağan Haller” belgeseli, 10 yıllık sürede bölgeden sürülen Tunceli kökenli kamu görevlilerinin, imam hatip liselerine gönderilen binlerce çocuğun ve yaptırılan 82 caminin hikâyesini de anlatıyor.

Özgür Fındık’ın yönetmenliğini yaptığı belgeselde Devrim Tekinoğlu yardımcı yönetmen, Başak Altay yönetmen asistanı, Bora Balcı görüntü yönetmeni, İsmet Sefer kamera asistanı olarak yer aldı. Fındık Didim’deki etkinliğe de katıldı.

Alevi derneklerinden 3. köprü protestosu

Alevi dernekleri, 3. Boğaz köprüsüne “Yavuz Sultan Selim” isminin verilmesini, köprünün temelinin atıldığı Sarıyer Garipçe köyünde basın açıklaması yaparak protesto etti.

Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Şahkulu Sultan Vakfı, Gazi Cemevi Kültür Vakfı’nın aralarında bulunduğu toplam 9 derneğin düzenlediği eylem, alevi dernekleri üyesi grupların, 3. Boğaz köprüsünün bir ayağının yer aldığı Garipçe köyünde toplanmasıyla başladı.

Eylemde yaklaşık 500 kişilik topluluk, köprünün temelinin atıldığı bölgeye yürürken, “Yavuz Sultan Selim’in” isminin 3. Boğaz köprüsüne verilmesine karşı sloganlar atarak, pankartlar taşıdılar.

Eylemde düdük çalarak da protestolarını gerçekleştiren topluluk, Taksim’deki eylemlere de destek verdiklerini belirterek, “Taksim bizimdir bizim olacaktır”, “Her yer Taksim her yer direniş” şeklinde sloganlar attılar. Yürüyüşün sonunda topluluk köprünün Avrupa Yakası’ndaki ayağının bulunacağı Sarıyer Garipçe’ye gelerek basın açıklaması yaptı.

Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz, alınan karardan Türkiye’de yaşayan 25 milyon Alevinin son derece rahatsız olduğunu belirterek, “Aleviler’i rencide eden, geçmişte derin acılar yaşamalarına neden olan bir Osmanlı Padişahı olan Yavuz Sultan Selim isminin, temeli atılan bu köprüye verilmesini şiddetle protesto ediyor, derhal değiştirilmesini talep ediyoruz” dedi.

Alevi- Bektaşi Dernekler Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir, Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Tural, eski Bakan ve Milletvekili Ercan Karakaş, eyleme katılanlar arasında yer aldı.

Topluluk basın açıklamasının ardından olaysız şekilde dağıldı.

YPG Efrin’de Alevi köylerini koruyor

Bazı basın yayın organlarında BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın “Lazkiye ” açıklamaları ve Halep’te, rejim güçlerine karşı Kürdistan Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) ve bazı silahlı Arap grupları arasındaki geçici ittifaklar gündeme getirilerek “YPG Suriye’de ÖSO ile birlikte Alevilere karşı savaşıyor” tartışmaları devam ederken, söylenenlerin tam aksine Efrin’deki son çatışmada YPG’nin iki Alevi köyünü koruduğu ortayla çıktı. 25 Mayısta Efrin’de, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile YPG arasındaki çatışmalar, ÖSO’nun rejim güçlerini barındırdığı iddiası ile iki Alevi köyüne saldırmasıyla başladı.

ÖSO KÜRT KÖYLERİNE SALDIRDI

ÖSO rejim işbirlikçisi olduğu iddiasıyla, YPG’nin Efrin’de denetlediği bölgeye sınır olan El Zehraa ve Nubil adlı iki Alevi köyüne saldırı girişiminde bulundu. Muhtemel bir katliamı önlemek isteyen YPG güçleri ise bu silahlı gruplarla çatışmaya girerek, köye girişlerini engelledi. Efrin çatışmalarında yaralanan Selahaddin Tugayları komutanlarından Bêwar Mustafa’ya göre bu çatışmada El Tevhid grubunun bir komutanı ve birkaç militanı yaşamını yitirdi. Bu çatışmanın ardından ÖSO çeteleri Alevi köylerine komşu Kürt köylerine saldırdı. Çatışmalar yaklaşık 1 haftadır devam ediyor.

SELAHADDİN TUGAYI KOMUTANI DOĞRULADI

ÖSO çetelerinin Efrin’e saldırıları sırasında yaralanan Azadi Partisi’ne bağlı Selahaddin Tugayları komutanlarından Bêwar Mustafa, Rudaw Gazetesine konuştu. Mustafa, Rudaw’a yaptığı açıklamalarda Efrin’deki çatışmaların, rejim güçlerini barındırdığı gerekçesiyle iki Alevi köyüne yönelik müdahalelerinin YPG tarafından engellenmesi nedeniyle başladığını söyledi. Bêwar Mustafa, çatışmaların Tevhid Tugayı’nın, iki Alevi köyüne müdahalesinin YPG tarafından engellenmesi ve bir komutan ile birkaç Tevhid üyesinin öldürülmesiyle başladığını belirtti. Mustafa, Şerawa’da bir varlıkları olduğunu, bu nedenle çatışmalar Şerawa’ya sıçrayınca çatışmalara dahil olduklarını, amaçlarının YPG ile savaşmak olmadığını öne sürdü. YPG’ye çağrı yapan Mustafa, El Zehra ve Nubil adlı Alevi köylerine  yönelik korumalarından vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.

PYD TEMSİLCİSİ: KATLİAMA İZİN VERMEDİK

İstanbul’da Suriye muhalefetinin(SDMK) toplantısına katılan PYD temsilcisi Şerwan İbrahim, Radikal Gazetesi’nden Fehim Taştekin’in “Afrin’de Tevhit ve Fatih Tugayları ile çatışmalar başladı. PYD’nin ÖSO ile yaptığı ateşkes anlaşmasına ne oldu? “ sorusuna “Afrin’de bir Alevi köyüne gidip katliam yapacaklardı,  izin vermedik. Bu yüzden çatışma çıktı. Bu iki grup anlaşmaya taraf değildi zaten” diyerek çatışmaların başlama nedeninin YPG’nin iki Alevi köyündeki katliamları engellemesi olduğunu bir kez daha teyit etti. (Diyarbakır/EVRENSEL)

Yezit Köprü

Ali KENANOĞLU

İstanbul’da yapılacak olan üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim olacağı açıklandı. Bu ismin sadece şanlı Osman
lı tarihine olan hayranlıktan kaynaklı olmadığını, Yavuz Selim’in siyasetine olan hayranlık ve onu ilke edinmenin de bir sonucu olduğunu bilmek gerekir. Bilinçli bir seçimdir, üzerinde düşünülerek belirlenmiş bir isimdir.

Yavuz Sultan Selim, Ak Parti iktidarının ilke ve amaçlarına; yürüttüğü ve sürdürmek istediği politikalara da uygun bir semboldür. Yavuz, Osmanlı’nın batıya dönük yüzünü doğuya çeviren ve Halifeliği alarak Sünniliği, Anadolu coğrafyasında etkin kılan bir padişahtır. Yavuz, Osmanlı’da ilk Alevi katliamını yapan padişahtır. Anadolu’nun Alevi inancından temizlenmesi ve Aleviliğin yasaklanmasını, şeyhülislamlarının fetvaları ve kendisinin de uygulamalarıyla yürürlüğe koyan padişahtır.

Ak Parti’nin iktidar olduğundan bu tarafa ortaya koyduğu Alevi politikaları (çalıştaylar kandırmacası da dahil) Yavuz Selim’inkine benzer niteliktedir. Günümüzün dünyasında artık Alevi katliamını kelle kesme olarak ele almak mümkün değildir. Günümüzün koşullarında katliam, inancın kendisine yani Aleviliğe yapılırken, Alevi kimliğine mensup insanlara da yok sayma, ötekileştirme, işinden etme, görevinden etme, devlet bürokrasisi dahil tüm etkili ve yetkili kamu görevlerinden men etme olarak uygulanmaktadır. Ak Parti devletinin birincil düşmanı Alevilerdir. Çünkü oy alamadığı ve siyasetini benimsemeyen tek topluluk Alevilerdir. Ak Parti’ye biat etmeyen tek kitlesel topluluk Alevilerdir. Ak Parti ile Alevilerin kan uyuşmazlığı vardır. Ak Partinin Ak dediği Aleviler için kara, Alevilerin Ak dediği de Ak Parti için kara olmaktadır. İçki konusu, kadın konusu, bireysel hak ve hürriyetler konusu, doğa-çevre konusunda olduğu gibi Allah, Kitap, peygamber, Din iman, ahiret vb. birçok konuda farklı düşüncelere, inançlara sahibiz. Bunca ayrıma rağmen bizim bir arada yaşamamız mümkün mü? Evet mümkün, bizi bir arada tutacak olan hukuk devletidir, demokratik devlettir. Devlet demokratik ve laik sosyal bir hukuk devleti olduktan sonra herkes inancını ya da inançsızlığını özgürce yaşayacaktır.

Birlikte yaşadığımız topraklarda ve birlikte oluşturduğumuz devlette birbirlerimizin katillerini yücelterek bir kardeşlik kurmaya çalışıyorsanız bilin ki derdiniz ‘kardeş katili’ yaratmaktır. Durup dururken kardeş dediğiniz insanları birbirine düşürüyorsunuz. Yavuz ismi ortaya çıkar çıkmaz Aleviler ve muhafazakar milliyetçi Sünniler arasında yoğun tartışmalar ve hakaretler başladı. Gerek sosyal medyada gerekse bulunduğumuz mekanlarda iş yerlerinde, okulda, kışlada vb. bir arada yaşadığımız her yerde. Aleviler, Yavuz tartışması üzerinden kendilerine yapılan hakaretleri ya yutkunarak sessizce dinlemek zorunda kaldı, ya da her şeyi göze alarak tartışmaya girdi, işten atılma korkusuyla, terfi alamama korkusuyla, notlarının düşmesi korkusuyla, en zor nöbetlerin kendilerine yazılması korkusuyla. Bir nifak tohumu daha ektiniz ve bu toplumun kalbine yerleştirdiniz.

Şimdi Sünni kardeşlerimizi görelim bakalım ne kadar kardeşler. Kardeşlerinin katilinin isminin üçüncü köprüye verilmesine itiraz edip bu konuda en sert tepkileri göstermesi gereken Sünni kardeşlerimizdir. Ey Sünni kardeşler siz Maraş’ta galeyana gelen güruh gibi Yavuz ismini alkışla, sükunetle mi karşılayacaksınız yoksa kardeşliğin gereği olarak kardeşlerinizin katiline itiraz mı edeceksiniz? Şunu bilin ki Yavuz ismine eyvallah edip hâlâ bize kardeş diyenler ikiyüzlüdür. Öyle bir ikiyüzlülüğe eyvallahımız yoktur. Köprüler birleştirir, kavuşturur ayrıştırmaz, köprülere verilecek isimler katliamcıların değil birleştirici şahsiyetlerin isimleri olmalıdır; Yunus Emre gibi.

Üçüncü köprüye ‘Yavuz’ ismini, verdikten sonra yeni yapılacak olan havaalanına ‘Ebusuud’ ismini, yüz yılın projesi dediğiniz Kanal Projesine de ‘Kuyucu Murat’ ismini vererek (Bizim nazarımızda bu isimlerin ortak adı ‘Yezit’tir.)  dindarlığınızı bilemem ama kindarlığınızı yeni nesillere taşıma konusunda epeyce mesafe almış olursunuz.

Kitlesel eylem kararımızdır, kararımız tüm Alevilerin kararıdır

Garip Dede degahında bir aray agelen Alevi kurum temislcileri aşağıdaki açıklamayı yaptı:

Aleviler yok sayılırsa siyaset çirkinleşir. Son dönemlerde yapılan tüm icraatlarda Alevileri yok sayan zihniyet çirkin bir siyaseti oluşmuştur. Bu siyaset sadece biz Alevileri değil insanlıktan yana olan herkesi üzmüştür.

Tarihsel hafızamızda katil adını alan Yavuz Sultan Selimi hatırlamaktan korkmuyoruz. biz Aleviler Yavuz Sultan Selim Adının Türkiye yaşayan tüm insanları üzdüğünü biliyoruz.

Yavuz Sultan Selim Padişah değil bir halife çünkü halife halkın fikrini almazlar onlar sadece emrederler. Aleviler olarak 3. köprüye Yavuz adının verilmesine karşıyız. Neden karşı olduğumuzu hem aleviler çok iyi bilir hem de çağdaş modern tüm insanlar

Bu anlamda Alevi Kurumları kitlesel eylem kararı aldığını bugün 30.05.2013 de Garip Dede Dergâhında bir toplantıyla açıkladı.

EYLEM PLANIMIZ

1- 02.06.2013 saat 11.oo da ilk basın açıklamasını köprünün Avrupa ayağında yapacaklardır
2- Bu eylem planı sürekli olacak sonuçlarıyla değerlendirilecek
3- Köprünün adı değişene kadar Aleviler bu eylemlerden asla vazgeçmeyeceklerdir.
4- Sosyal medya’nın tüm olanakları kullanılarak başta Cumhurbaşkanı ve Hükümet bu konuda protesto edilecektir.
5- Köprünün adı adına yakışır bir şekilde olana kadar eylemler devam edecektir
6- Son yapılacak kitlesel eylemde Başta Türkiye olmak üzere tüm dünya ülkelerine Bu haksız ve çirkin siyasetin çirkin yüzü gösterilecektir.

Memleketim de, herkes soyuna çeker

2013 yılının Mart ayına kadar her şeye bir başka bakılıyordu. Terörist kelimesi Kürtlerin öteki adıydı. Teröristle mücadele etmek sadece devletin silahlı güçlerinin değil, aynı zamanda vatandaşın da göreviydi. Kürtler gasp edilen haklarını istedikleri için “Ülke bölünüyor” jokeriydi insanları yanıltmanın öteki adı. Şimdi Aleviler!

Devlet dediğimiz aygıt bir sistemler birliğidir ve kendi iktidarının garantisi için vardır. Silahlı güçlerini kendi varlığını sürdürebilmesi, yargıyı, yasaları, eğitimi, ekonomisini kendi geleceği doğrultusunda dizayn eder. Propagandasını, söylemlerini ise halk, adalet, hukuk, insan hakları, işçi hakları, ülke bölünmezliği, kutsal değerler, bayrak, Atatürk örtüsüyle örter. Demokrasilerin gelişmiş olduğu ülkelerden olmadığımız için ayak oyunlarının her türlüsü bizim ülkemizde geçerlidir.

Her şey gözlerimizin önünde gelişiyor. 30 yıldır ülkemizdeki savaş karşıtları bölücülükle, teröre destek vermekle suçlandı. Devletimizin dilinden düşürmediği terör sözcüğünün anlamı dahi sorgulama bilincinden, cesaretinden yoksun bir toplum yaratıldı. Terör, hiçbir amacı, hiçbir isteği olmayan katliamlara verilen isimdir. Bizim ülkemiz dışında, hak istemenin adı hiçbir literatürde terör olarak geçmez. Baskı altına alınan dillerin, kültürlerin, geleneklerin tarihi bir değeri vardır ve sahiplenilmesi insanlık görevidir. Ayrıca, insanlar kendi tarihi değerlerini öyle kolay kolay teslim etmezler. Bu iş o kadar kolay olsaydı, doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde binlerce katliam yaşanmaz, insanlar tek tip olur çıkardı.

Son gelişmelere baktığımız da devleti yönetenlerin hedefindeki bölücüler Alevilerdir. KESK tutuklamaları, Reyhanlı katliamı üzerine yapılan resmi açıklamalar oldukça kaygı verici. Gerçi iktidarın siyasi yandaşlarını Sivas katliamından bu yana tanıyoruz, Alevilere karşı hiç de insancıl olmadıklarını biliyoruz diyenler olacaktır. Bu defa olayın boyutu çok daha tehlikeli. Amerikalılar, Katarlılar, İsrailliler; Kısaca, dünyada herkes ile müttefik olunabilir ama bu ülkede yaşayan Alevilerle ittifak olunmaz benzeri bir hedef gösterme senaryosu yazılıyor. Başrol oyuncularının üniformalı yada takunyalı olması kafalarındaki algı anlayışlarını değiştirmiyor. 1924 yılından günümüze kadar devlet aynı devlet; Alevilere bakış aynı bakış.

Alevilerin çoğunluğu bu durumun farkında değil. Asimilenin her türlü oyunu, en insani hak istemenin dahi önünde engel oluşturuyor. Kimisi borca aldığı arabası ile mutlu, kimisi tuttuğu Futbol takımıyla. Kimisi ayda bir yediği balık mangalı ile kimisi ayda bir içebildiği bir şişe rakısıyla. Hepsinin bir mutluluğu var da, mutluluk kimliğiyle ve ekonomisiyle özgür yaşamaya denir. Sokaklarda gaz bombalarına, hukuk da hak arayanların kendileri içinde gaz yediklerini görmezden gelenler, kazanılan her hakkı hak etmeden yiyenlerin mutluluğu bu.

İnsan olmanın, insanca yaşamanın ölçü olarak birbirine karıştığı yer burası. Hareketlerimiz, tavrımız, söylemlerimiz, yazılarımız, kendi oto sansür durumlarımızı döküyoruz ortaya. Vatandaş adına çıkarıldığı söylenen yasaların, vatandaşı susturmak, korkutmak, baskı altında tutmak için olduğunu biliriz. Beynimizle yüreğimiz arasındaki iletişimsizlik tavan yapar. Şunu da biliriz, en çok tepkiyi en yakınınızdakiler verirler. Bunun adı bölünmüş insanlıktır. İktidarların amacı bölünmüş insanlık oluşturmak ve bu bölünmüşlük üzerinden varlığını sürdürmektir. İtirazcılar bir biçimiyle ezilmeye çalışılıyor. En insani istemler dahi bölücülük, yıkıcılık gibi gerekçelerle suçlanıyor.

Tüm bunlar yetmiyor; Bu gün temeli atılan bir köprüye tarihi Alevi katilinin adı veriliyor. Eskiden laiklik söylemi arkasında Sünnilik örgütleniyordu, bu gün resmen güç gösterisi yapıyor. Devlet adına konuşanların her kelimesi Sünniliğin en gaddar sözcüklerinden seçiliyor. Türkiye devleti “Ben Sünni’yim” diyor artık.

İçimden gelenleri açıkça söyleyecek olursam, Yavuz Sultan Selim isminin bu köprüye verilmesi en uygunu. Yaşamında binlerce Alevi’yi katleden bir Yezit, ölümünden 500 yıl sonra binlerce ağacın, bitkinin, canlının katili oluyorsa bu isim doğrudur. Bunlardan başka dünyada, bu kadar katliam yapacak bir başka insan bulunmaz. Ancak bu anlayışın güç kazanması gelecek için korku verici.

17 Bin faili meçhul cinayetin katillerini bulamayanlar, Sivas’ın katillerini salıverenler, 3 dakika içinde Antep’deki patlamanın faillerini, iki saat içinde Samandağ’ın katillerini bulduklarını ve suçlunun Aleviler olduğunu söylemeleri inandırıcı mı? Ben inan(a)mıyorum. Bu yapılanlar bana generalleri hatırlatıyor, iktidarı ellerine aldıklarında toplu tutuklamalar, işkenceler, katliamları onlar Sünni laiklik adına yapılıyordu, şimdi Sünni dincilik adına yapılıyor. MHP, CHP, İP gibi Sünni bir muhalefet olduğu sürece daha çok aşağılanacağız, daha çok ayyaş hakaretleri duyacağız. Kısaca; Benden olmayan, bana benzemeyen ayyaş, namussuz, ahlaksız; ahlaksızlar, namussuzlar, ayyaşlar dindar olduğu sürece iyi vatandaş. Dağlar gitmiş, sular kirlenmiş, canlılar ölmüş hiç önemi yok. Çok din çok yabancı para geçerli olan memleketimde..

29.05.2013

Yavuz Selim; (1465-1520) bir alevi düşmanı ve katilidir.

Süleyman ZAMAN

Yavuz Selim’in kazaskeri Müftü Hamza, hazırladığı fetvayla Yavuz Selim’in, Alevi kıyımını yapmasına olanak sağlamıştır. Daha doğrusu Yavuz, din adamından fetva alarak, yapacağı katliama meşruluk yüklemeye çalışmıştır.

Müftü Hamza, hazırladığı fetvada şöyle der. “Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, Kura’nı, iyiyi ve doğruyu küçük gördüler…. Bunlar kâfir ve dinsizdir. Onlara sempati göstermeyin. Bunları dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. Kâfirleri öldürenlerin yeri cennettir… vs. (Baki Öz, Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri, Can yay. 1995. S. 103)

Şu sakat düşünceye bakın. Burada insani bir duruş var mıdır? Kendinde olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni ve inanmayanı dışlamak ve yok etmek anlayışı…

Herkes aynı inançta olmak zorunda mıdır? Bugün Sünnilik içinde bile 100’e yakın tarikat, 4 mezhep vardır. Bakın orada bile farklılıklar bulunmaktadır. Oysa çeşitlilik ve farklılıklar zenginliklerdir.

Yine, aynı dönemde Şeyhülislam İbni Kemal, Yavuz’a Alevilerin kıyımıyla ilgili fetva hazırlar. Yavuz’da bu fetvaya uygun olarak on binlerce Kızılbaş’ı katleder. İbni Kemal fetvasında; “Dinden dönenlerin katlinin geçerli olduğunu söyler; Kızılbaşların helal saydıklarını haram olarak görülmesini emreder. Onların kestiği hayvanın yenilmeyeceğini öğütler. Kırmızı şapkayı ve kırmızı renk elbise giyinmeyi yasaklar. Bunlar kâfirdir ve öldürülmelidirler “ hükmünü verir. (Öz, age, s. 104-105)

Alevilerin kestiğinin haram olduğunu söyleyen ve onların görüldüğü yerde öldürülmelerini emreden bir anlayış da, hangi insani bir duruş beklenebilir? Böylesi bir insanın ortaya koymuş olduğu değerlere, özünde insanlık taşıyan hangi insan olur verebilir?

Neymiş suçları, Şah İsmail taraftarı olmakmış!!!

Şah İsmail’in kurduğu devlet, Türk devletidir. Osmanlı, farsça, Arapça konuşurken, Şah İsmail öz Türkçeyi konuşuyordu. Türkçe şiirler yazıyordu.

Osmanlı, İbni Kemal ve onun gibiler, Türkmenlere “Etrâk-i bî idrâk” yani akılsız Türk demiştir.
Yavuz Selim, bu iki din adamından aldığı fetvalarla, kimi kaynaklara göre 40 bine yakın Kızılbaş’ın (Alevinin) ölmesini sağlamış bir Alevi katliamcısıdır.

Şimdi böyle birisinin yapılacak olan 3. Köprüye isim olarak önerilmesi, AKP’nin Alevilere şaşı bakışının bir yansıması değil de nedir?

Çorum da Başbakan Tayyip Erdoğan, Kanuni Döneminde Alevilerin katlini imzalayan Ebusuud’a selam göndermedi mi? Bu hangi düşünce ürününün bir yansımasıdır acaba?

AKP, bir yandan Alevi Çalıştayları düzenleyerek, Alevilere şirin gözükmekte, zahiri bir yansıma yapmakta; ama asıl bilinçaltındaki Alevi düşmanlığını ortaya koymaktan da geri durmamaktadır.

AKP içinde politika yapan “Alevilerin” bu durumu içlerine nasıl sindirdiklerini çok merak etmekteyim!!!

Suriye Politikalarını bile Alevi karşıtlığı üzerine kuran; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi Kimliğini sürekli gündemde tutarak, kendince değersizleştirmeye çalışan; Aleviliği sürekli kendi anlayışı doğrultusunda tasarımlamak isteyen… bir AKP’nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın inanırlılığı kalmış mıdır?

Alevilerin değerlerine saldırarak politik yapanları, Aleviler bilmektedirler.

Bu ülkede, ezilenler, dışlananlar, hakları yenilenler vs. Alevi-Sünni-Musevi-İsevi vs. kim olursa olsun, birlikte bu haksızlıklar karşında bir araya gelmeyi bilmeliler.

3. Köprü başlı başına zaten bir rant alanıdır. Bir çevresel yıkımdır. Bu yıkıma “kıyımcı ve yıkımcı” bir isim verilmek istenmesi de bir ironi olsa gerek.

Ama, burada AKP’nin iki yüzlülüğünün bilinmesi ve ortaya konulması önemlidir.

Bir Kızılbaş kıyımcısı olan Yavuz Selim’in ismini istediğiniz kadar yaşatın, onu aklamak olanaksızdır. Çünkü tarih hükmünü vermiştir.

Yaşayan ve taraf tutan bilinçler yanılabilir ama tarih baba asla yanılmaz.

Aleviler, kimsenden bir şey beklememektedirler, yalnızca değerlerine saygı beklemektedirler…

Çözüm süreci, CHP ve Aleviler

Hacı Bayram MENGİ

Türkiye cumhuriyeti belki de kurulduğu günden bu yana attığı en doğru adımı atıyor. Türkiye’nin maddi ve manevi olarak gelişmesinin ve demokratikleşmesinin önünde en büyük engel olan Kürt sorununun çözümünde başlatılan diyalog hem Türkiye hem de Kürtler açısından tarihi önemdedir. Her iki kesimin önünde de iki seçenek vardı. Ya savaşarak “kaybet-kaybet” yolunu seçeceklerdi. Ya da diyalogla İngilizlerin “win-win” dedikleri “kazan-kazan” yoluna seçeceklerdi. İkinci yolun se
çilmesi her iki taraf içinde tarihi önemdedir.

Başlatılan bu süreç karşısında, akan kandan beslenen MHP, akan kanın durmaması için sert bir muhalefet sergiliyor. MHP’nin faşizmi herkes tarafından bilindiği için onun üzerinde durmaya gerek yok. Ancak CHP’nin bu süreçteki tutumu düşündürücüdür. Çünkü CHP mevcut sistemi kuran parti olduğu için bizzat bu sorunun kaynağıdır. Bundan dolayı sorunun çözümünde yer alması bir zorunluluktur. CHP’lilerin hem nalına hem mıhına siyasetinin en açık göstergesi her şeye bir bahane bularak işi yokuşa sürmesinde kendini gösteriyor.

Bu süreç içinde, “Bize bilgi vermiyorlar, ondan dolayı neye destek olacağımızı bilmediğimiz için destek olamıyoruz” diyorlar. Bu ipe un sermektir. Tasavvufun ve hoşgörünün simgesi olan Mevlana adeta kendi döneminde CHP siyasetini eleştirirmiş gibi şöyle demektedir; “Kusur aramak için bakma birine, ararsan bulursun; kusuru öğretmeyi marifet edin, işte o zaman kusursuz olursun.”

Alevilerin mevcut CHP siyasetini desteklemesi mümkün değildir. “İlericilik” adı altında Aleviliğin içini boşaltan bizzat bu partidir. Alevileri, CHP’nin değişmez kitlesi yapmak ve Alevileri kendi özünden, felsefesinden uzaklaştırmak için son dönemde CHP’li Birgül Ayman Güler zihniyetinde “Alevi önderleri” ortaya çıkmaktadır. Hiçbir Alevi bunların söylediklerine kulak vermemelidir. Zira “Türkler, Kürtlerden üstündür” zihniyetini destekleyenler ve “Alevilik öz Türklüktür” diyenler bizzat Aleviliğin yetmiş iki milleti aynı nazarda görmek felsefesine ihanet etmişlerdir.

Çünkü ne Türk, Kürt’ten üstündür, ne de Kürt, Türk’ten üstündür. Hepsi insan olarak doğduğu için eşittir. Alevilik ise; Türklerin ortaya çıkardığı bir inanç ve felsefe olmaktan ziyade, İrani halkların ve Zerdüşti geleneğin günümüz versiyonudur. Ama buna rağmen sadece türlere de ait değildir. Madem “kıblemiz İnsan” diyoruz o zaman Alevilik bütün insanlığın ortak mirasıdır. Bunu Türklere, Kürtlere, Araplara mal etmek Aleviliğe yapılacak en büyük ihanettir ve Alevileri parçalamaya dönük bir tarzdır.

Yine bu “Alevi önderleri” devletle işbirliği içinde, Alevileri adeta kurbağa yerine koymaktadırlar. Kurbağayı, direkt sıcak suya atarsanız oradan hemen sıçrayıp çıkar. Ama soğuk suya atıp suyu yavaş yavaş ısıttığınızda kurbağa hiçbir şey hissetmez ve su kaynama noktasına geldiğinde ölür.  Bu “Alevi önderleri” de, Alevilere; “siz Sünni siniz” dedikleri zaman sert tepki alacaklarını bildikleri için, Aleviliği Şiilik üzerinden önce İslamiyet’e bağlayıp daha sonra, İslamiyet’te ibadet yeri tektir o da camidir demagojisiyle Alevilere camiyi tek seçenek olarak sunmaktadırlar. Görünüşte de cem evlerinin en ateşli savunucusu gibi görünmektedirler. Aleviler bu kesimlere karşı uyanık olmalıdır. Çünkü “Ağacın kurdu, ağaçtan olmasa; ağaç kurumaz” bu kesimlerde bir kurt misali Aleviliği içten içe yozlaştırmakta ve içini boşaltmaktadır.

Aleviler bu kesimlere karşı tutum almalı ve tarihine bakarak ders çıkarmalıdır. Zulme karşı isyanın adı, Ebu Müslim Horasani; toplumsallığın ve komünalitenin adı Şeyh Bedrettin; Koçgiri’nin aslanları, Alişer ve Zarife; Dersim piri, Seyid Rıza bütün canlara yar ve yardımcı olsun. Sahip oldukları kutsal ışıkla yolumuzu aydınlatsın.

Özgür Gündem Gazetesi/Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi

Alevilerin varlığı, alevi olmayanların çenesini yorarmış

Nafiye Gölbaşı

Yakında yanlışlıkla ağzından ‘A’ çıkan birine ‘Alevi mi demek istemiştiniz’ diye sorulacak gibime geliyor. Siz söyleyin biz haber yapalım.

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış dedikleri gibi, Alevilerle ilgili, başlıktan öteye gitmeyen, haberler halkın yoğun isteği üzerine mi aranıp bulunuyor,  ne bu ilgi alaka, nerede bir kurt ölmüş anlaşılır gibi değil.

Adamlar bir sayfa dolusu, ipe sapa gelmez şeyler söylüyorlar, yazıyorlar, ama içlerinden bir tek kelime, bir cümle cımbızlanıyor ve başlık oluyor o söz.

İçinde alevi kelimesi geçsin de, içeriği hiç önemli değil.

Zor buluyorlar zaten.

Karaborsa ve durdukça da değerleniyor, artık sakız haline gelmiş olan sözler ve şimdiye kadar duyduğum kadarıyla hiçbir haberin nedeni de Alevilerin kendisi değil.

Onların üzerine gelen de, yerlerini dar eden de, onları kurtarmaya, kışkırtmaya çalışan da, sağ olsunlar, derici misali, hep başkaları.

Sadece kendilerini savunurken, protesto ederken, birilerini hakaretten mahkemeye verirken haber olmuş aleviler.

Düşün yakamızdan, bir gölge etmeyin ya, dememişler hiç. Yıllarca, yılmadan, usanmadan, saldırıları hak etmediklerini anlatmaya çalışmışlar hep ama buna rağmen Sünniler ‘siz böylesiniz’ de kalmış, onlar ‘biz öyle değiliz’ de.

Bir arpa boyu yol alınmamış.

Tek korkuları dışlanmak olmuş sanki yaşadıkları yerlerde.

Azınlıkta oldukları her fırsatta hatırlatılmış onlara ama onlar bunu bilerek sürdürmüşler yaşamlarını.

Güçlerinin yetmeyeceğini bilmişler.

Allah doğruyu eğriyi nasılsa görür diyerek, ona havale etmişler birçok şeyi ama artık el-insaf yani.

Gün geçmiyor ki semah dönen kızların resmi altında içi boş  haberler yazılmasın.

Alevi örgütleri THY grevcilerine yemek vermiş, diye okudum bugün internette mesela.

Çok önemli bir haber.

Okuduğuma pek sevindim.

Pilav da nohutluymuş.

Aşure geleneğinden geliyor.

Aleviler de şaşıyorlardır, ne oluyor böyle ya, diye.

Ne kadar da kıymet verirlermiş bize meğersem. Ağzımızın içine bakarlarmış da haberimiz yokmuş.

Bari biraz ortalıkta görünelim, demişlerdir.

Hayırdır inşallah.

Adamlar pazara gitseler haber olacak yakında.

‘Aleviler topluca pazarda göründüler.’

Aşağıdaki haber de çok güzel ve iç açıcı.

Neden böyle bir savaş çıksın. Böyle bir şeyin olmasına izin vermeyiz demek düşmez mi Baykal’ a. Hem hangi alevi savaş çığlığı atmış, Sünnilerin evlerine çarpı işareti koyup, ölüm tehditleri yollamış. Kim, duyan var mı? Ama hayır, bir katliam olabilir diyorsanız oke. Buyurun, meydan sizin.

Alevilerin varlığından kendilerinden başka herkes rahatsız ve mesele de belki de bu zaten.

Onların kendileri gibi olmaları onları rahatsız eden bir şey olsaydı eğer, herhalde onlar da bugüne kadar bu işin bir çaresine bakardı. Demek ki ya o gün ya gelip çatmamış, ya da ortada bir problem varsa eğer bu onların değil.

Birileri ‘Ya unutmuşuz, siz de vardınız değil mi Aleviler? Sahi niye hiç sesiniz çıkmıyor sizin’, diyerek neredeyse zorla dinden imandan ediyor insanı.

Hem ne Alevisi ya!

Ne Sünnisi!

Ne Esad’ı!

Bize ne Esad’dan?

Allah aşkına bir susun ya!

Bir susun ve onların adına konuşmayın!

Kurtarmaya çalışmayın!

Okullardaki öğretmenlerin, halkın, başka dinlere, dillere, ırklara, inançlara olan saygısızlıklarını, cehaletini tartışın, kendinizden başlayın önce illa da bir birilerini kurtarmak istiyorsanız.

Çocuklarımızın okullarda kardeşlik ve barış içinde eğitim görmesini istiyoruz deyin.

Mum söndürülüyor denince yok öyle bir şey, bunlar dominant dinlerin, azınlık dinleri halkın gözünde küçültmek için ortaya attığı sözlerdir, birilerinin tepesine çıkarak büyünmez deyin.

Yeryüzünde, Tanrı katında herkes eşittir deyin.

Hem öyle bile olsalar, herkesin inancı kendinedir, herkes kendi yaptığından sorumludur, yargılamak bize düşmez deyin.

Başkalarını kurtarmak için yormayın kafanızı.

Herkesin kendi ağzı, tercihleri var.

Onları değerinde bırakın yeter.

radikal

En iyisi Yavuz Sultan değil Muaviye köprüsü olsun

Veysi Sarısözen

Cumhurbaşkanı, 3.Köprü’ye Yavuz Sultan Selim’in adını verdiklerini açıkladı.

Yavuz Sultan Selim kimdir?

Osmanlıya Halifeliği getiren ve Osmanlı İmparatorluğunu, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da genişleten padişahtır.

Belli ki, AKP, Türk devletinin bir “Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Aynı zamanda “yeni Osmanlıcılık” denilen, “bölgesel hegemonya” hedefini de bu yolla bir kere daha “hissettirme” yolunu tutmuş

Olabilir. Hayaldir. Hülyadır. Rüyadır. Diyelim ki, ütopyadır. Biz hayal kurma, hülyaya dalma, rüya görme, ütopya peşinde koşma özgürlüğüne bağlıyız. İster komünizm ütopyası peşinde koş, ister hilafetin geldiği günleri hayal et. Aynı zamanda gerçekçiyiz; şu kapitalizm dünyasında herkes hegemonya peşinde koştuğuna göre, bizim İslamcı da bölgenin hegemonyası için kolları sıvayacaktır. Özgürlük hayatın esası, hegemonyacılık da hayatın berbat bir parçası. Yavuz Sultan Selim köprüsünde “hilafet günlerini” hayal edip, “hegemonya günlerinin” hülyasına dalanlara, “size karşıyız” dışında diyecek fazla söz yok. Herkes “hayal ettiği müddetçe yaşar”…

Ama iş bunlarla sınırlı değil.

Yavuz Sultan Selim’in adı yukarda sayılanlardan başka özelliklere de sahip çünkü:

Birincisi, bir “darbeci”dir. Bir hükümete karşı değil, babasına karşı darbe yapmıştır. Padişahlığı, babası Beyazıt’a karşı yaptığı bir darbeyle ele geçirmiştir. Pek çok kaynak, daha sonra, tahttan vazgeçen babasını da zehirlediğini belirtmiştir.

İkincisi, ağabeyinin ve kardeşinin katilidir.  Her ikisini boğdurtmuştur.

Üçüncüsü, İslam aleminde Muaviye’den sonra ilk “mezhep savaşını” açan ve Alevi Türkmen Safevilerle savaşan ve savaş sonrasında “Kızılbaş katliamını” yapan padişahtır.

Bu son özellik, aktüel bölgesel gelişmeler bakımından çok anlamlıdır.

Bölgede bir “mezhep savaşı” tehlikesi büyüyor.

Bu “mezhep savaşının” bir tarafında İran, Suriye’de Esad rejimi, Lübnan’da Hizbullah ve diğer Şii-Alevi güçler, diğer tarafında Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, selefiler, el Kaide, el Nusra ve diğerleri yer alıyor. Birincilerin arkasında Rusya, ikincilerin arkasında ABD bulunuyor.

Ve tam böyle bir bölgesel ortamda, 3. Köprü’ye, Şah İsmail’e, yani Hatayi mahlasıyla yazan büyük Alevi önderine karşı savaşmış, tarihin en büyük “Kızılbaş katliamını” yaparak onu yenmiş ve topraklarına el koymuş Yavuz Sultan Selim’in adı veriliyor.

AKP’ye akıl verenler, belli ki, son derecede sofistike yöntemlerle rakiplerini “provoke” etmeye çalışıyorlar.

“Hilafeti” getirenin adını köprüye vererek “Cumhuriyetçi ve laik” unsurları, içi boş bir “tarihi isim kavgasına” bilerek çekmek, hiç kuşkusuz “kurnazca” düşünülmüş bir kışkıtmadır. AKP, kendisine karşı ciddi bir muhalefeti, bu yöntemlerle, başından bire önlemiştir.

Bir süredir tüm kamuoyunu meşgul eden “alkol” kısıtlamaları da bu yöntemin bir parçasıdır. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök günlerden bire nasıl bir “şarapçı” olduğunu anlatmakta, onun okurları, “Samatya’da rakı ziyafeti” için internette ilanlar vermekte. Böylece AKP, Türkiye’deki demokrasi ve çözüm saflaşmalarını çarpıtmakta, “içenler ve içmeyenler” gibi gülünç kutuplaşmalarla kamuoyunu oyalamakta.

Ne var ki, bütün bu gülünç oyalanlamalar ve “kavgalar”ın gerisinde, gerçek bir tehlike yatmaktadır; “Mezhep savaşları” tehlikesi…

AKP’nin, “alkol kısıtlamalarını”, toplumun sağlığı ve güvenliği gerekçesi yerine “İslamın şartı” olarak savunması Türkiye’de “Sünnilerle alevi-bektaşıler” arasında demagojik bir gerilim yaratmaya adaydır. Alevi ve Bektaşi geleneklerinde, Sünnilikten farklı olarak “alkol” konusundaki “liberal” yaklaşımı bilen AKP ideologları, “mezhepler arasındaki barışı” bu gibi demagojik “kavgalarla” bozmaya kalkışıyorlar. İstanbul’un, İzmir’in ve Ankara’nın “laik elitleri” ya da “içki içen aydınları”, genellikle “halk” arasında yaşamıyorlar. Kendi aralarındaki “modern gettolarda” yiyorlar ve içiyorlar. Buna karşılık, Alevi ve Bektaşi kitleleri, Sünni kitlelerle iç içe yaşıyorlar. “İçen-içmeyen kavgası”, elitlerin arasından halka indiği zaman, karşımıza işte bu, “mezhepler savaşının” ilk psikolojik basamakları çıkıyor.

Ve  şimdi 3.köprüye Kızılbaş katliamının en büyük sorumlusunun ismini vermek, bizim Anadolu kültürümüz açısından, bu köprüye Muaviye Köprüsü demekten farksız bir şeydir.

Başbakan ve arkadaşları, her fırsatta Suriye siyaseti bakımından, “mezhepçi” bir tutum içinde olmadıklarını söylemekteler.

Ne var ki, bütün işaretler tersini gösteriyor.

İnsanlar şimdi şu soruyu soruyor: Hükümet, Kürtlerle barış sürecini, “mezhep savaşlarına” hazırlık amacıyla istismar etmeye mi kalkışıyor?

Türk-Kürt barışını, “Alevi-Sünni savaşı”na alet etmeye, bilinmeli ki, en başta “Alevi, Şafi, Ezidi, Süryani ve diğer inançtan” insanların bir toplamı olarak Kürt halkı izin vermeyecektir.

Sizin kültür dağarcığınızda, baba ve kardeş katili, darbeci ve Kızılbaş katliamcısı bir sultanın isminden başka bir zenginlik yok mu?

Mesela bu köprüye”İbni Sina”nın, ya da “Farabi”nin ya da  “Ömer Hayyam”ın ismini verebilirdiniz. Ve köprünün ayaklarından birine de Hayyam’dan, iki yüzlü “mütedeyyinlere” hitaben terennüm edilmiş şu rubaiyi tunç bir levha üzerine yazabilirdiniz:

“Bir elde kadeh, bir elde Kuran;

Bir helaldir işimiz, bir haram.

Şu yarım yamalak dünyada

Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!”