Ana Sayfa Blog Sayfa 6411

Köprünün adı Alevileri ayaklandırdı!

Alevilerin çocuklarına bile ismini vermediği Yavuz Sultan Selim’in adının köprüye verilmesi sosyal medyada tepki yağdırdı.

Üçüncü Köprü’nün adına Alevilerin sevmediği Osmanlı sultanı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesine Aleviler ayaklandı. Sosyal medyada pek çok dernek ve insan köprünün adı olarak Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi tepki toplandı.

Sosyal medyada, Yavuz Sultan Selim “Alevi-Bektaşi-Kızılbaş celladı” olarak nitelendirilip, Selim’in 40 bin Aleviyi katlettiğini iddia ederek bu köprüye adının verilmesi Alevilere hakaret olarak yorumlandı. Facebook’ta da onlarca Alevi grubu bu kararın yanlış olduğunu savunan açıklamalar yayınladı.

ALEVİLER YAVUZ’U NEDEN SEVMEZ?

Alevilerin çocuklarının ismine günümüzde “Yavuz” adını bile vermemelerine giden olay Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’nda Alevilerin yer aldığı Safevi Devleti sultanı Şah İsmail arasındaki yaşananlara dayanıyor. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’da yaşayan Alevilere de katliam uyguladığı hatta 40 bin kişiyi katlettiği iddiaları yüzünden Alevilerin Yavuz Sultan Selim’e kin beslediği biliniyor.

İşte sosyal medyadaki tepkiler…

-Üçüncü Köprünün adı manidar olmuş, döneme de uygun düşmüş: Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Alevi Toplumu bu konuda haklı olarak tepkili.

-Köprünün ismi Yavuz Sultan Selim olmus. Zamanin emperyalistlerini anan, onlara tapan, tarihte yasayan zavalli zihniyetin eseri.Utanc verici.

-Sabiha gökçen havaalanına inip yavuz sultan selimköprüsünden geçerek evine giden bi Alevi düşünün
Biri bombaladı biri kılıçtan geçirdi bizi

-“Ol bu köprüden gavur geçsin. Rum geçsin. Kürde nasip olmasın.” Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün girişine bunu yazarlar artık.

-3.Köprünün adı Yavuz Sultan Selim Köprüsü olacakmış. Bu milyonlarca Aleviyi hiçe saymak demektir. Ayıptır, ayıp!…

-yavuz sultan selim köprüsüne yezidin ismini vermişler

-Yavuz Sultan Selim aslında Alevi öldürmemiştir. Alevilerin içinden bir grup, sırf Yavuz’u suçlamak için binlerce Aleviyi katletmişlerdir..

-3. Köprünün adı Yavuz Sultan Selim. Babasını devirdi, ilk Osmanlı halifesi; Alevi’leri dinsiz, kafir saydı, öldürttü. Hayırlı, uğurlu olsun.

-Yavuz Sultan Selim alevileri katleden padişah olarak tarihe geçti, Recep Tayyip Erdoğan da doğayı katleden padişah olarak tarihe geçecek…

internethaber

TRT’den Aleviler yazı dizisine sansür

Nedim Şener’in pazartesi günü Posta gazetesinde yayınlanmaya başlayan “Aleviler ne istiyor?” yazı dizisine ilişkin reklam filmi TRT’de sansüre uğradı. Şener’e gönderilen gerekçe mailinde ise, “Yayınlanamaz” bulunduğu yazıyordu.

Birçok televizyon kanalında yayınlanan reklamdaki “Alevilerin katliamlarla susturulduğu” ifadesi, TRT’yi rahatsız etmişti.

Şener bugün yayınlanan, “TRT’den ‘Aleviler’ yazı dizisinin reklamına sansür” başlıklı köşe yazısında reklam sansürünü şöyle anlattı:

Posta gazetesinde Pazartesi günü “Aleviler Ne İstiyor?” başlıklı yazı dizisine başladık. Evet Türkiye’de Alevilere karşı önyargıların olduğunu biliyordum ama tepeden tırnağa bu kadar düşmanlığın olduğunu tahmin edemezdim.

Telefon, e-posta ve twitter üzerinden yapılmayan “sövgü” kalmadı. En basiti “Sen Alevi misin?” sorusuydu. Alevi olsam ne olur olmasam ne olur? Ama belli ki bu soruyu soranların gözünde “Alevi olmak” bir suçtu. Ve böyle bir diziyi ancak ve ancak bir Alevi yapabilirdi.

“Türk müsün?” diye soranlar da olmadı değil. Bu tür düşünenleri kendi hallerine bıraktım. Allah ıslah etsin. Ama TRT’nin Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun yaptığı bana göre işin şahikasıydı.

Yazı dizisi yayınlanmadan önce bir reklam filmi çekildi. Toplam 20 saniyelik reklam filminde şu cümleleri söyledim: “Dışlandılar. Katliamlarla susturuldular. Sadece seçim dönemlerinde hatırlandılar. ‘İnançlarımızı artık özgürce yaşayalım’ diyorlar. Değişen Türkiye’den ne bekliyorlar?”

Reklam filmi Pazar akşamı yayınlanması için TRT dahil tüm televizyon kanallarına gönderildi. Televizyonların tamamında yayınlandı, TRT hariç. Pazartesi günü sebebini öğrenmek için bir araştırma yaptık. Gerçeği TRT’den yetkili Özlem Taşkan’dan gelen e-posta ile öğrendik. ozlem.taskan@trt.net.tr adresinden bize ulaşan e-posta’da aynen şu yazıyordu:

“Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı kararına göre; Posta Gazetesi Nedim Şener Reklam filmleri içindeki ‘Katliamlarla susturuldular’ ifadesi nedeniyle YAYINLANMAZ almıştır. İyi çalışmalar.”

TRT’nin mesajı net; reklam filmi “Katliamlarla susturuldular” ifadesi nedeniyle yayınlanmamıştı. Olayı, kaderde TRT sansürüne uğramak da varmış deyip sineye çekebilirdim. Ama bir zihniyetin iyice anlaşılması lazım. Elbette mesele reklamın TRT’de yayınlanması ya da yayınlanmaması da değil. Mesele TRT’nin tarihte yaşanmış katliamları inkar eder nitelikteki tutumudur.

TRT kabul etsin ya da etmesin, Dersim’de, Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta, Madımak’ta katliam yapıldı. TRT tersini düşünüyor olabilir. Peki o zaman Başbakan Erdoğan kısa süre önce “Dersim katliamı” nedeniyle kimden özür diledi?

 

Alevi Örgütlerinden Greve Destek

İSTANBUL – THY ’de 13. güne giren grev nedeniyle Genel Müdürlük binası önünde bekleyen çalışanları, çeşitli Alevi derneklerinin üye ve yöneticileri ziyaret etti.

Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Merkezleri, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ile Şahkulu Sultan Vakfı’ndan gelen üyeler Hava-İş’in Genel Müdürlük önündeki grev gözetleme noktasını ziyaret ederek, etli pilav ile ayran ikramında bulundular.

Gazetecilere konuşan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz grevde bulunan sendika üyeleriyle dayanışma halinde olduklarını söyledi. Takmaz, burada dağıttıkları “lokmaların” bir sevgi göstergesi olduğunu ifade ederek, “İnancımız gereği, sevgimiz ile hoşgörümüzü, inancı, etnik kimliği ya da siyasi görüşü ne olursa olsun insanlarla paylaşmayı, kendimize bir görev olarak görüyoruz. Onun için bugün buradayız” diye konuştu.

Hava-İş Sendikası Başkanı Ayçin de grevde olan işçilere verilen destekten dolayı memnuniyet duyduklarını anlatarak, “Bu dernek ve federasyonlarımız daha önce de THY’de işten çıkartılan 305 işçinin mücadelesinde de bizi yalnız bırakmamışlardı. Şimdi bu grevde de yanımızda olduklarını gösterdiler” değerlendirmesini yaptı.

Alevilik artık Avusturya’da resmen bir cemaat

Aleviler Avusturya’nın resmen tanınmış 15. dini cemaati oldu

Avusturya devleti, Alevileri dini topluluk- cemaat olarak tanıdı. Bu tanıma ile Aleviler Avusturya’nın resmen tanınmış 15. dini cemaaiti oldu. Avusturya’nın Alevileri resmen tanıma kararı Kültür Bakanı Claudia Schmied tarafından imzalanarak Resmi Gazetede yayınlandı. “Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu” (ALEVİ) ise tanıma kararını, şükranla karşıladıklarını duyurdu.Die Presse.com’un haberine göre, bu durum, Alevilerin tebrik gönderilerinde, “Bu yasal tanıma ve diğer dinlerle eşit sayılma hakkıyla, Avusturya tarih yazdı” şeklinde bir ibare yer aldı.

Buna benzer son tanıma 2009 yılında Yeho Şahitlerinde söz konusu olmuştu. Böylelikle Aleviler okullarda düzenli olarak din dersine de imkan kazanacaklar.

PAZAR GÜNÜ KUTLAMA

Alevi Topluluğu üyeleri önümüzdeki pazar günü saat 13:00’de Viyana’nın Florisdorf ilçesinde bulunan Mozaik Eventcenter’da tanıtmayı kutlayacaklar. Kutlamaya, başka dini inanışların sözcüleri ve siyasiler de davet edildi.

Kardinal Christoph Schönborn adına Viyana piskoposu Franz Scharl, Kültür Bakanı Claudia Schmied ve Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz (ÖVP Partisi)’nin katılım için söz verdiklerini Kathpress haber ajansı bildirdi.

Nisan ayından itibaren Kültür ve Eğitim bakanlıklarına din dersleri için gerekli düzenleme ve başvuruların yapıldığı ve Alevi Dini Derneği olarak tüm şartların yerine getirildiği, başvurunun ise 2010 yılında yapıldığı belirtiliyor.

RESMİ ÜYE SAYISI 17 BİN 351

Açıklamalarda Aleviliğin en az 100 yıldır varolduğunu Avusturya’da ise en az 20 yıldır kültür derneği olarak varlığını sürdürdüğü ve ibadetlerinİ burada yapdığı belirtiliyor.

Dernek tüm ülkede 80 bin Alevi olduğunu kendi resmi üyelerinin ise 17 bin 351 olduğunu söylüyor. Derneğin açıklamasına göre ise Türkiye’de 25 milyon, tüm dünyada ise 80 milyon Alevi yaşıyor

BAŞKA ALEVİ SÖZCÜLER DE VAR

Die Presse.com’un haberinde, söz konusu ALEVİ derneğinin “Avusturya Alevi İslam Dini topluluğu” (IAGO)’dan ayrılmış bir grup olduğu belirtildi. Bu grup, kendilerini Şiiliğin bir kolu olarak görüyor.

Bir diğer Alevi grubu ise “Avusturya Alevi Dernekleri Federasyonu” ancak bu grubun resmen dini topluluk olarak tanınmamasının nedeni idare mahkemesinde davalarının sürmesi.

Die Presse.com’a göre, Avusturya’da bir üçüncü grup ise  “Altaleviten” (Eski Aleviler) denilen grup. Bu grup çoğunluk olarak Kürtlerden oluşuyor ve dini bakımdan kendilerini İslam’a ait görmüyorlar. Ancak bu grubun da bir Dini Topluluk başvurusu var.

Kerem Abadi/ Dünya Bülteni – Haber Merkezi

Alevi kadınlar: Sürecin yürümesi için türlü şeyi yaparız

Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreçte kimi çevreler Alevilerin sürecin dışına itildiği yönünde iddialarda bulundu. Öcalan bu iddialardan duyduğu üzüntüyü dile getirirken Aleviler de sürece olumlu baktıklarını ifade etmeye devam ediyor.
Süreci destekleyen Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat, CHP’nin süreci sabote etmek için ortalığı karıştırmaması gerektiğini ifade etti. Menşure Doğan isimli kadın da Öcalan’ın açıklamalarının çarpıtılmasına tepki gösterdi.PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi Diyarbakır Newroz’unda başlattığı “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam” hamlesi ile birlikte HPG’lilerin “geri çekilme” süreci 8 Mayıs’ta başladı. Öcalan tarafından tüm halklara yapılan çağrıda “Alevi” ismi geçmediğinden dolayı özellikle CHP’lilerin bir kesimi “Alevlerin sürecin dışında bırakıldığı” iddiası üzerinden propaganda yapmaya başladı. Bu iddialara karşın Alevi yurttaşlardan sürece destek açıklamaları gelmeye devam ediyor. Aleviliğin kendi geçmişine bağlık olduğunu belirten Menşure Doğan isimli yurttaş, “Sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız biraz inancınız olsun. Bu inanç dini inanç olacak diye bir şey yok. Ama bir şeye bir inanç olmalı. Yani içiniz boş olmamalı. Ben bir şeye sahibim. Bu dini inanç da kendi diline ve geçmişine bağlılık da olabilir. İnsanlarımızın içi o kadar boşalmış ki, nerdeyse hiç birinin öz geçmişi olmuyor. Öz geçmiş önce kendi ailesidir. Kendi geçmişini yaşayan yaşlılarıdır. Adeti, töresi, inancıdır. Bunun içine her şeyi koyabilirsiniz” dedi.

‘Ağlayan anneleri görmezden gelemeyiz’

30 yılı aşkın süren çatışmalar sonucunda ağlayan annelerin görmemezlikten gelinemeyeceğini belirten Doğan, şunları ifade etti: “Bugüne kadar ağlayan anneleri görmezden gelemeyiz. İnsanın içi parçalanıyor. Her gün biri bize bir soy arıyor. Mantar gibi insanlar türüyor ve soylarımızı araştırıyorlar. Neden, çünkü daha ifade özgürlüğüne sahip değiliz. Konuşmaya çekiniyoruz. Bu süreçte de bir yumuşama oldu. Ve herkes konuşma hakkına sahip oldu. En azından bugünlerde kulağım çok rahatsız olmuyor. Herkesin söylediği gibi artık cenaze gelmiyor. Bundan mutluyuz. Elbette ki, biz her zaman bunu istiyorduk. Bu süreçte Alevileri sağa ve sola çekmeye gerek yok.”

‘Azınlıkların birinde bile samimi olmak bana o güveni veriyor’ 

Gelişen süreçle birlikte korku ve kaygılarının da olduğunu ifade eden Doğan, “Korku ve kaygılarımız var. Çünkü güvence verilmiyor. Nasıl çıkacaklar nasıl edecekler o konuda endişelerimiz var. PKK Lideri tarafından yapılan çağrıda Alevilerin ismi geçmemiş diyorlar. Eğer açıklamada azınlıklardan bahsediliyorsa bu yeterlidir. Bunu tutup, ‘Yok beni saymadı. Onu saydı’ gibi dillendirmek de gerekmiyor. Çağrıda ‘Aleviler ölsün’ diye bir açıklama yapılmamışsa neden bizi dışlasınlar. Böyle bir şey olmadı. Aynı görüşü dile getiren siyasi parti de tüm alanlarda Alevilere yer veriyor. Gerçeğin kendisi bunlardır. Azınlıkların birinde samimi olmak bile sana o güveni veriyor. Bizden bahsetmedi diye bunu hemen kötüye yorumlamak gerekmiyor. İslamiyet’ten bahsederken Erdoğan gibi ‘Herkesi asimile edeceğim. Herkesi İslamlaştıracağım’ diye bir cümle olsaydı direk hepimizi rahatsız edecekti. Ama öyle bir cümle geçmedi” diye konuştu.

Seyit Rıza’nın torunu: Sürece olumlu bakıyoruz

Alevilerin barışın dışında tutulamayacağını belirten Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat ise, “Aleviler sürecin dışında tutuldu” gibi karalamaları da kabul etmediklerini dile getirdi. Polat, “Biz Alevi, Dersimliler olarak ve siyasi bir ailenin çocuğu olarak sürece olumlu bakıyoruz. Barışa doğru gidilmesi de bizi çok sevindirdi. Böyle bir sürecin başlaması güzel. Ama özellikle ben şunu isterdim. Bu barış süreci Türkiye’de olmalı. Türkiye’de başlamalıydı. Türkiye’de başladı ama buradan dışarıya gidildi. İnsanlarımız, gerillamız başka bir ülkeye çıkıyor. Türkiye’nin içinde kalması daha doğru olurdu. Barışın anlamı bence buydu. Biz zaten barış isteyen bir toplumuz. Bizi barışın dışında tutamazlar. Böyle bir karalamayı da kabul etmiyoruz. ‘Efendim Aleviler barışı istemiyorlar’ demeleri kabul edilemez. Bu sürecin yürümesi için, bu yürüyüşün doğru gitmesi için gereken her türlü şeyi de yaparız” dedi.

‘Bu sürece güvenmek isteriz’

Yeni oluşturulacak anayasa ile tüm halkların haklarının güvence altına alınması gerektiğini belirten Polat, “Çok mozaikli bir ülke. Tüm halkların aynı şekilde haklarını istemesi gayet doğaldır. Önümüzde bir anayasa var. Ve kendimizi güvende hissetmemiz lazım. Karşıya güvenmemiz için tüm halkların, Alevilerin de haklarının güvenceye alınmasını isteriz. Bu anayasanın da bir an önce çıkması ve sekteye uğramaması gerekir. Ama bu ne derece bize güven verecek o da ileriki zamana bağlı. Ama biz bu sürece güvenmek istiyoruz. Bu sadece Aleviler için değil, tüm halklar için yapılmalı. Biz buna inanırız. Artık acıları yaşamak istemiyoruz” dedi. CHP’nin süreci sabote etmek için ortalığı karıştırmaması gerektiğini ifade eden Polat, “CHP bu işin içinde olmalı. Ortalığı karıştırmamalı. Ama CHP ‘hayır’ diyor. Çözüme sanki daha iyi bakmıyor. Çözümü, barışı istemiyor. Eskiden beri CHP’nin bizim üzerimizdeki etkisi belli. Bizim soykırımlarımız da onların imzaları var. Ama zaman böyle bir şeyi daha kaldıramaz” diye konuştu.

Aleviler Reyhanlı’yı Ziyaret Etti

Hacıbektaş Veli Dergahı’nın en yüksek makamı olan Postnişin görevini yürüten Veliyettin Ulusoy, federasyona bağlı çok sayıda üye ile Reyhanlı’ya geldi. Ulusoy, “Toplum arasındaki gerilme bizi bu noktaya getirdi” dedi.

Beraberinde kanaat önderleri ve ülke genelindeki şubelerin temsilcileri ile Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gelen Hacıbektaş Veli Dergahının en yüksek makamı olan Postnişin görevini yürüten Veliyettin Ulusoy, Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi’yi belediye binasında ziyaret etti.

Ziyarette konuşan Ulusoy, “Acılarınızı paylaşmak üzere buraya geldik. Allah’tan bu acıyı unutturacak başka acı vermemesini diliyorum. Yapanlara yaptıranlara ve sebep olanları şiddetle lanetliyoruz. Acınız bizimde acımız. Sizinle beraberiz. El eleyiz asırlardan beride özellikle bu bölgede medeniyetlerin olduğunu farklı inançların ve farklı ırkların bulunduğunu biliyoruz. Ve hepsi bir arada yüzlerce yıldır el ele vererek yaşadığını biliyoruz ama son günlerdeki karışıklık ve toplum arasındaki gerilme bizi bu noktaya ne yazık ki getirdi. Çok çok çok üzgünüz Hacı Bektaş-ı

toplumu olarak, kanaat önderleri olarak acınızı tekrar paylaşıyorum. Hak’ka yürüyen canların ailelerine de sabır ve metanet diliyorum” dedi.

Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi de ziyaretten dolayı teşekkür ederek yaraları dostlarla birlikte hızlı bir şekilde saracaklarını söyledi.

Ziyarette, Selim Narlı Kuran-ı Kerim okudu

584 Alevi örgütünden Reyhanlı’ya çıkarma

584 Alevi dernek ve federasyonunu temsilen 40 kişilik bir heyet, Reyhanlı’ya çıkarma yapıyor. Reyhanlı’da hayatını kaybedenlerin ailelerini ziyaret edecek olan heyet, mezhep ayrılığına karşı itidal çağrısı yapacak.

Reyhanlı’daki 52 kişinin ölümü ile sonuçlanan çifte bombalı saldırının ardından bölgede mezhep ayrılığını provoke etmek için yürütülen kampanyaya Alevi dernek ve federasyonları bölge ziyareti ile karşı duruş sergileyecek.

Erdinç Akkoyunlu’nun haberine göre, 584 Alevi dernek ve federasyonunu temsilen 40 kişilik bir heyet Reyhanlı’da hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerini sunacak. Aleviler ziyareti önemserken Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un vereceği mesajların Aleviler üzerinde itidal için etkili olacağı dile getiriliyor.

Sakinlik ve duyarlılık zamanı

Reyhanlı’da saldırı sonrasında Alevi-Sünni çatışması yaratılmak istendiğini belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Kimse Aleviler ile Sünnileri karşı karşıya getirmeye çalışmasın. Büyük bir Alevi kitlesinin yaşadığı bölge Reyhanlı. Bir defa kaymakamlık, belediye başkanlığı, tabipler odası, sanayi odası, canını yitirmiş canları ziyaret edeceğiz. Herkesi sakin olmaya ve duyarlı olmaya davet edeceğiz” dedi.

Ölenler bizim canlarımız

Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un verceği mesajların önemli olacağını belirten Geçmez, “Tam da bu noktada Türkiye’de sorunun bir Alevi Sünni sorunu olmadığını anlatmak istiyoruz. Saldırıyı yapanlar Aleviler değil, biz de tam bu noktadayız. Türkiye bir mezhep savaşına çekilmek isteniyor. Alevi yurttaşlar ile konuşacağız. Herkesi sakin olmaya ve duyarlı olmaya davet edeceğiz. Ölenler bizim canlarımız” diye konuştu.

BİZİ KİMSE KARŞI KARŞIYA GETİREMEZ

ALEVİ Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir de Aleviler ile Sünnileri kimsenin karşı karşıya getiremeyeceğini söyledi. Demir, “Barış sürecinin yaşandığı dönemde Reyhanlı’da yaşanan olaylar Alevi Sünni meselesini kaşımaya yönelikti. Alevi’si Sünni’si canlara başsağlığı dilemek istiyoruz. Ulusoy’u da birlikte götürüyoruz; herkes bir şey algılasın istiyoruz. Ziyaretin tek amacı dostluk elini uzatmak. Bu ülkede kirli eller hiçbir zaman durmadılar. Biz artık Alevi örgütleri, ne örgütlerimiz ne de Sünniler eskisi gibi değiliz. Herkes aklını başına aldı. Sünniler Alevileşmedikçe Aleviler Sünnileşmedikçe bu sorunu çözemeyiz. Orta Doğu’da birileri bu sorunu kaşıyor” şeklinde konuştu.
Kaynak: STAR GAZETESİ

Reyhanlı bombaları kime hizmet etti

Geçtiğimiz günlerde Reyhanlı’da patlayan bombalar, bölgemizin nasıl bir felakete doğru sürüklenmekte olduğuna ayna oldu adeta. Son iki yılda Suriye’de yaşanan iç savaş, sınırları aşarak Türkiye’ye sıçradı. Türk yönetimi bu savaşta taraf olduğunu baştan beri açık etti. Topraklarında muhalif  güçler diye lanse ettiği savaş çetelerini örgütleyerek Suriye’ye sürdü. Suriye’deki savaşta Türkiye toprakları,  rejim muhalifi güçlerin savaş karargahı haline geldi.

İki yılda Suriye’deki iç savaşta resmi rakamlarla 100 bin ölü olduğu söylenmektedir. Esat yönetimi ülkenin birçok kesiminde iktidarını kaybetti. Ülke adeta küçük küçük devletçiklere bölündü. Artık her mahallede savaş ağası çetelerin egemenliği sürüyor. Bu durum elbette her türlü provakasyona uygun ortam sunmaktadır. Reyhanlı da patlayan bombalar, bu çetelerle işbirliği yapan bölgenin etkin istihbarat örgütlerinin işi gibi görünmektedir. Bu tür eylemlerin tetiğini çekenler çoğu  zaman kime hizmet ettiklerini bile bilmezler. Piyondurlar. Bu eylem de savaş koşullarında palazlanan küçük çıkar çetelerinin para hırsını iyi değerlendiren istihbaratçıların işidir. Arkasında Tük, Suriye, İsrail ve benzeri ülke istihbaratlarının çıkması sürpriz olmaz. Kamuda olay kime mal edilmeye çalışılırsa çalışılsın veya bu eylem de kimler yer almış olursa olsun, gerçek suçluların bulunması yakın zamanda olanaklı görünmüyor.

Olayda kullanılan kişilerin siyasal kimlikleri de bizi doğru bir adrese götürmez. Savaş kendi başına bir bilgi kirliliği ortamı yaratır. Yine savaş kendi başına bireyin aklıselim düşünmesini engeller, aklın yerini duygular alır. İşte insanı felakete götüren de aklın yerini duygulara terk etmesidir. Böyle bir ortamda insan bir ikilem içine girer. Söylenen beylik laf şudur; bu topraklarda bir mücadele sürüyor; ya bizdensin, ya da karşıdansın. Bu beylik laflar her zaman doğruyu işaret etmez.

Çoğu zaman savaşı sürdüren iki tarafta haksız ve zalim olabilir. Suriye’de yaşanan (kimler tarafından kışkırtılmış olursa olsun, tüm bunlardan bağımsız olarak) bir kardeş kavgasıdır. Üzerine din maskesi geçirilmiş bir zulüm yaşanmaktadır. Bu zulmü yürütenler iki kutba bölünmüş örgütlerdir. Zulmün bir tarafında 40 yıldır iktidarı diktatörlük üzerine kurgulanmış Baas ideolojisi ile yöneten Esat ailesi ve oluşturduğu devlet aygıtı, diğer tarafında da  bir kısmı bu zulüm düzeninde baskı ve kıyım yaşamış Sünni müslüman halk kesimini kendisine taban yapmış, Müslüman Kardeşler örgütü ve buna ek olarak çoğunluğu bölgenin gerici Arap rejimlerinden devşirilmiş ve emperyalistlerce desteklenen çapulcu çeteler bulunmaktadır.

Kimileri bize bu iki kesimden birini tercih etmemizi dayatmaktadır. Oysa gören her göz bu savaşta iki kesimin de haklı olmadığını, iki kesiminde zulüm yaptığını, kin ve intikam duyguları ile hareket ederek bu savaşta hiç bir çıkarı bulunmayan mazlumları imha ettiğini görmektedir. Aklıselim düşünen her birey tüm ideolojilerden bağımsız olarak, bitsin bu zulüm demek zorundadır. Bitsin bu kan demek zorundadır. Bizler de Reyhanlıda katledilen Sünnilere, Suriye’nin değişik bölgelerinde kafaları kesilen, yürekleri yerinden sökülen Alevilere yapılan zülme, reva görülen sona isyan ediyoruz ve bitsin bu zulüm diyoruz.

Nasıl ki, Sunni müslümanların Esat diktatörlüğüne olan öfkelerini dindirmek için Alevileri katletmesine karşıysak, Alevi geçinen bazı çevrelerin ve Esat yönetiminin bu yapılanlara misilleme olarak Sünnileri katletmesini de kabul edemeyiz. Kendisine insanım diyen hiç kimse de bunu kabul etmemelidir zaten.

Biz sosyalistleri herkesten ayıran temel özelliğimiz, insana ve yaşama verdiğimiz değerdir. Bizim ezenlerin iktidarlarına karşı çıkışımız ne kadar haklıysa, insanın insan olmaktan doğan yaşam hakkını da kutsal sayarız. Egemenlere karşı silahlı mücadelemiz de bile her zaman meşru savunma içinde oluruz. Saldıran konumunda değil, savunma pozisyonundayız. Direnmekten başka yol kalmadığında silaha sarılırız.

Öte yandan Arap Alevi kökenli birçok eski yoldaşımız yukarda saydığımız bazı gerçekleri görmeden bizden bu savaşta taraf olmamızı istemektedir. Biz ısrarla Suriye’de süren kirli ve kanlı savaşta, iki tarafın da haksız olduğunu vurguladık, vurgulamaya devam edeceğiz. Bugün bizim tutumumuz bölgedeki boğazlaşmaya son verecek yol ve yöntemleri önermek olmalıdır. Bölgenin bir kan deryasına çevrilmesinin önüne geçecek bir ezilenler cephesinin örülmesi için mücadele etmek olmalıdır. Savaş kışkırtıcılığına zemin olacak tutumlardan özenle ve ısrarla kaçınmamız gerekmektedir.

Alevi kökenli Arap yoldaşlarıma bir gerçeği hatırlatmak isterim. Alevilikte bırakalım zalim bir iktidarın tarafında olmak, o rejime yakın durmak bile düşkünlüktür.  Esat rejimi biz zulüm rejimidir. Hem emekçi Aleviler için, hem Sünniler için, hem sosyalistler için, hem de Kürt halkı için bir zulüm rejimidir. Aleviler eğer gerçekten bu inancın gereklerine uygun davranacaksa,  bu iktidar içimizden çıkmış birilerinin elinde olsa bile onun yakınında olamazlar.

Aleviliğin en büyük ilkesi zalimlere karşı mazlumların yanındaki tarihsel duruşudur. Dün Sivas’ta yapılana isyan eden Alevi, bugün Roboski’de yapılana isyan ediyorsa bu inançtandır. Yine bugün Reyhanlıda katledilen Sünni Arap kardeşlerine reva görülen zulme bundan isyan ediyor. Egemenler inançları, ideolojik ayrılıkları kullanarak bizi hep birbirimize düşürmeye çalıştılar, çalışıyorlar.  Ne yazık ki, kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bazı kesimler de bu oyuna gelerek, egemenlerin kurallarını belirlediği bir ortamda birilerine karşı, öbürünün safında yer almaktadırlar. Oysa iki tarafta halk düşmanı zalimler iktidarına hizmet etmektedir. Obama çok kötü de, Putin çok mu iyidir? Sorarım düşünen insana, bu filler çatışmasının aracı olmak mıdır doğru devrimci duruş? İnsanların inançlarını kullanarak, biri kesimin işlediği cinayetleri, yaptığı zulmü meşru gösterme çabası mıdır devrimcilik?

Benim sık sık Alevi kimliğime vurgu yapmam bazı eski yoldaşlarımı rahatsız ediyor galiba. Ama benim vurguladığım Alevi kimlikte zalimin yanında duruş yoktur. Emeğin ve emekçinin yanında duruş var, ötekileştirilen toplumsal kesimlerin yanında duruş vardır.  Suriye’de savaş başladığında yazdım. Bir Alevi olarak bu savaşta eğer Suriye’nin şeriatçıları iktidar olursa, bu savaşın kefaretini Arap Alevilerine ödetirler. Bundan dolayı onların iktidar olmasına karşıyım dedim. Bugün de aynı görüşteyim. Ancak bu kesim iktidar olmasın diye statüko savunuculuğu da yapamam. Bu sistemin yıkılması gerekiyor.  Bu kanlı rejimin Alevilikle ilişkisi sadece Esat ailesinin bu kökenden gelmesi kadardır. Kaldı ki  Baba Esat iktidarını sürdürmek için inanç kimliğini inkar ederek bir Sünni müslüman gibi yaşadı ve bir Sünni müslüman gibi cenazesi Emevviye camisinde kaldırıldı. İktidar için inanç inkar edildi. Namaza gidişleri TV kanallarında naklen yayınlanıyordu.

Bugün de Esat ailesi Alevileri kullanarak iktidarını uzatmaya çalışmaktadır. Gerçekten Alevi inancına inananlar zulüm nereden gelirse gelsin karşı dururlar. Mazlum hangi  inançtan, hangi ırktan, hangi sınıftan olursa olsun onun yanında dururlar. Bundan dolayı dünyadaki 72 millete bir nazarla baktıklarını söylerler. Bu 72 milletin inançlarına bakmadan, etnik kökenlerine bakmadan, ideolojik duruşlarına bakmadan aynı nazarla bakarlar. Tek kıstasları ezen olmamaktır. Zulmeden olmamaktır.

20 MAYIS 2013

Dersim’de doğa aktivistlerine asker engeli

Munzur Doğa Grubu aktivistleri tarafından Hengirvan yaylalarına yapılmak istenen doğa yürüyüşü, Pax Köprüsü’nde yüzlerce asker tarafından engellendi. Saatler süren görüşmenin ardından aktivistler yollarına devam etti.

Munzur Doğa Grubu aktivistleri tarafından Hengirvan yaylalarına yapılmak istenen doğa yürüyüşü, Pax Köprüsü’nde çok sayıda zırhlı araç ve yüzlerce asker tarafından engellendi. Sabahın erken saatlerinde Dersim merkezde bir araya gelen onlarca doğa aktivisti araçlarla Hengirvan yaylalarına doğru yol aldı. Dersim çıkışındaki cemevinin yanında çok sayıda polis tarafından durdurulan araçlara, evraklarının eksik olduğu gerekçesi ile 2 bin 600 TL para cezası kesildi.

Araçlarından inen ve yaylalara yürüyerek gitmek isteyen grubun önü bu kez de Pax Köprüsü üzerinde çok sayıda asker tarafından kesildi. Askerler grubun geçişine izin vermeyeceklerini söyledi. Gerekçe olarak da Dersim Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gruptakilerin kimlik bilgilerini istemesini gösterdi. Kimlik bilgilerini vermek istemeyen grup üyeleri bunun üzerine bir süre bekledikten sonra Dersim-Erzincan karayolunu çift taraflı trafiğe kapattı.

Bunun üzerine İHD Dersim Şube temsilcileri grubun bulunduğu alana geldi. İHD temsilcileri ile askeri yetkilileri arasında yapılan görüşmelerin ardından Dersim Cumhuriyet Başsavcılığı’nın böyle bir talebinin olmadığı, kimlik bilgilerinin istenmesinin tamamen keyfi olarak istendiği öğrenildi. Grubun Hengavir yaylalarına gitmekte direnmesi üzerine askerler yoldan çekildi ve saatler sonra grubun geçişine izin verdi.

Büyük Ozan Mahsuni Şerif’i anarken

Pikapların yeni çıktığı, çocukluktan gençliğe geçtiğimiz yıllardı. Uzun Hasan abi ile Mehmet Emin Gelir’de, iki pikap vardı köyde. Her Çarşamba üç, dört arkadaşımla Sait Yeldoğan, Mehmet Emin Gelir, Ali Çoban, Memduh Tosun “müsahibim”, arada bir de İbrail Can bize katılır, birlikte çarşıya inerdik. Önce plakçılara uğrar, yeni çıkan plakların haberini öğrenirdik. Harçlıklarımızı sayar, yettiği kadar plak satın alırdık. Mahzuni Şerif bizim için erişilmez bir hayal, bir sevgi yumağıydı. Plakçımız Romenlerden bir abimiz olduğu için o da çok sever, yeni çıkan tüm plaklarının listesini verirdi bize.

Yine bir çarşıya indiğimiz de plakçı abimiz bize Mahzuni Serif’in bir plak duyurusunu verdi. Duyurunun üzerindeki fotoğraf da, Mahzuni Şerif yerde oturuyor, kucağında bir saz, önünde rakı şişesi, plağın bir yüzü “Dönemem”, diğer yüzü “Bak Beni Dinle” yazıyordu ama plak yoktu. Manisa ya da Balıkesir’de bulabileceğimizi söyledi plakçımız.

Hangi arkadaşımdı unuttum, trene bindik ve Manisa’ya gittik. Gördüğümüz plakçıya sorduk, çarşıyı baştan başa gezdik, aradığımız plak yoktu. Tekrar trene bindik Balıkesir’e gittik. Daha ilk uğradığımız plakçı da “Dönemem” plağını bulunca öyle sevinmiştik ki, o sevinçle tren istasyonuna geldik ve gece geldik Soma’ya. Aynı gece yürüyerek köye döndük Mahzuni Baba’nın plağı koynumuzda.

1977 yılında, Almanya’nın Hamm şehrinde Sabit Yıldız abinin evindeyiz. Aşık İhsani, Aşık Fazıli, Aşık Meftuni, Aşık Nurşani ve Mahzuni Şerif ile sohbet ediyoruz. Bizim kuşağa deyişleri ile ışık olan, sevgiyi aktaran, sazı ve deyişleri sevdiren, bilgiye yönelten Mahzuni Şerif yanımızdaydı. Sıra ile çalıp söylüyorlardı, sıra Mahzuni’ye geldiğinde “Alamanya Gardaşımı Geri Ver” deyivermişti. Alışamadığımız sessiz, soğuk ülkede bu türküyü dinlemek insanın yüreğini acıtıyordu. Masadaki herkes sigarasını tüttürmüş, derinlere dalmış gitmişti..

O günden sonra başladı tanışıklığımız. Yapılan her etkinlikte, her toplantı da görüşüyorduk. Alevi örgütlenmesine hem insan olarak hem sazı ile çok emek vermişti. Bilgeliğiyle, olgunluğuyla bizlerden çok öndeydi büyük usta. İnsanın insanca yaşaması, kulluğun, köleliğin kaldırılması için uğraşmak yetmiyordu, yaşamı değiştirmesi gerekiyordu. Mücadele etmeyi, uğraşı vermeyi, Pir Sultan’ların yolu olan devrimci duruşu öğretmişti. Mahzuni Şerif deyişleriyle, duruşuyla bizim kuşağı değiştirenlerin en önde gelen bir öğretmeniydi, korkusuzluğu öğretmişti bize. Yüzseniz Derimi Yine Dönemem, sözlerini belleğimize yazmıştı.

Dönmedi. Gözaltılar, tutuklanmalar, işkenceler yaşamının parçası oldu. Ona her türlü zorbalığı dayatan faşist zihniyeti dahi kendisine saygı duymak zorunda bıraktı. Irkçı, gerici zihniyetleri dahi değiştirmeyi başardı Mahzuni Baba.

Yıl 1994, Aachen şehrinde üç bin insanımız bir araya geldiği büyük bir etkinlik vardı. Mahzuni Şerif önce Panel de söyleşi yaptı, panel sonrası aldı sazını ve iki saat çaldı sazını, söyledi deyişlerini, çok terlemişti. Etkinlik sonrası salonun kapısından birlikte çıkıyoruz, eşi ve iki arkadaşıyla Köln’nde bir adrese götüreceğim. Dışarısı oldukça soğuk ve yağmurlu. Kapının önünde pardesüsünü giymek istedi, eşine sazını tutması için uzattı. Eşi anlamamıştı zannediyorum, sazı tutamadı ve sazı yere düştü, kırıldı. Mahzuni baba o kadar üzülmüştü ki, Köln şehrine kadar hiç konuşmamıştı.

Hakka yürüyeli 11 yıl geçti. Geçen yıl Hacı Bektaş kasabasında niyaz etmiştim. Geçen günler aklıma geldiğinde, onun ölümsüzlüğünü bir daha anımsadım. Derler ya, ölümsüzler her gün çoğalırmış, aynı akşam yapılan etkinliklerde bir çok sanatçının Mahzuni deyişlerini okuması ölümsüzlüğün açık kanıtıydı. Pir Sultanlar ölür mü bu kırsal topraklarda?

Niyazlarım sana Mahzuni Baba. Yolun yolumuz, ışığın ışığımız olsun..

17.05.2013