Ana Sayfa Blog Sayfa 6415

PKK’den tarihi geri çekilme açıklaması

Murat Karayılan PKK’nın çekilmesine ilişkin basın toplantısı yaptı.Karayılan çekilmeye ilişkin tüm detayları açıkladı.

PKK’nın Kandil’de yaptığı çekilme açıklaması şöyle:

Bugün burada sizlerle Türkiye ve Kürdistan’daki gelişmelere ilişkin, sürece yön verecek tarihi kararımızı paylaşmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Yakından izlemekte olduğunuz gibi, Türk devleti ile Kürt Halk Önderi Başkan Apo arasında bir süredir devam etmekte olan görüşmeler ve müzakereler önemli bir düzeye ulaşmış bulunmaktadır.

Önderliğimiz 21 Mart 2013 günü, Amed Newrozu’nda, Kürt ve Türk halkları başta olmak üzere tüm Türkiyeli halklara ve kamuoyuna hitaben hazırladığı manifesto niteliğindeki deklarasyonla yeni süreci başlatmış oldu. Öcalan’ın 21 mart 2013 Amed Newrozu’na sunduğu deklarasyon stratejik bir değer taşıyan tarihi deklarasyondur.  Yeni bir Türkiye, yeni bir Ortadoğuve yeni bir geleceği birlikte inşa etmeye ve tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini, en eski sömürge ile ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dışlanan, yok sayılan herkesi, çıkışın yeni seçeneği olan demokratik modernite sisteminde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırmaktadır.”

SİLAHLARIN YERİNE DEMOKRATİK SİYASET

“Silahların yerine demokratik siyaset zamanına geçişin kapısını aralayan bu yeni sürecin hiç kuşkusuz Önderliğimizin İmralı esaret koşullarındaki eşsiz çabası ve halkımızın büyük bir fedakarlıkla yürüterek uğruna büyük bedeller ödediği kırk yıllık mücadelemizin ortaya çıkardığı muazzam sonuçlar üzerinden geliştiği bir gerçektir. Gelinen noktada sömürgeci egemen zihniyetin Kürt halkını ne çokça denenen baskı, sürgün ve katliamlarla, ne de asimilasyonla yok etmesinin mümkün olmadığı açığa çıkmış ve artık bunun önü alınmıştır; çetin bir mücadeleyle Kürdistan halkı ve her Kürt bireyi kimlik ve kişilik kazanmıştır.

KÜRTLERE ÖZGÜR YAŞAM HAKKI TESLİM EDİLMELİ

“Bugün halkımız, Rojava Kürdistan’da fiili olarak özgürlüğüne kavuştuğu bir devrimin ve Güney Kürdistan’da federal bir statünün sahibidir. Yine Kuzey Kürdistan’da geliştirilen ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm imha ve tasfiye konseptlerine rağmen, halkımızın durdurulamayan ve yükselen özgürlük mücadelesi önemli kazanımlar ortaya çıkarmıştır. Bölgemiz Ortadoğu’da tarihi önemde gelişmelerin yaşandığı bu aşamada, Türkiye’de Kürt halkının yüz yıl öncesine dayanan inkar ve ret politikaları altında kimliksiz ve statüsüz yaşamayı kabul etmesi mümkün değildir. Bu anlamda Önderliğimizle devlet arasında sürmekte olan görüşme ve müzakerelerin son derece önemli olduğu açıktır.”

Önderliğimiz, devletle yaptığı görüşme ve müzakere sonuçlarını BDP heyetleri aracılığıyla bizlerle paylaştığı gibi, ilk etapta yazdığı iki ayrı mektupla ulaşılan sonuçları ve düşüncelerini hareketimizin yönetimine aktarmıştır. KCK yönetimi ve bütün bileşenleri gereken değerlendirmeleri yaparak, cevaplar yazmış ve hareketimiz görüş ile önerilerini Önderliğimize sunmuştur. Bütün bu görüş alışverişi, somut gelişmeler ardından yaşanan somutlaşma ve ulaşılan sonuçlar temelinde, Önder APO tarihi bir kararlaşma ile 14 Nisan tarihli üçüncü mektubunda gerilla güçlerimizin geri çekilmesi için bizlere çağrıda bulunmuştur. Hareketimizin yönetimi, bu çağrıyı esas alması gereken bir perspektif ve talimat olarak ele almış ve üzerine düşen sorumlulukların gereğini yerine getirmek için bir kararlaşma düzeyine ulaşmıştır.

UYULMASI GEREKEN HUSUSLAR

“Hareketimiz, Kürt Halk Önderliği’nin devlet heyetiyle yürüttüğü müzakerelerde varılan sonuçlar temelinde 23 Mart tarihinden itibaren sürdürdüğü ateşkes pozisyonunu korumakla birlikte, gerilla güçlerimizin Türkiye sınırları dışına çekilme çağrısının gereklerini tam bir kararlılık ve irade birliği içinde tereddütsüz sahiplenerek yerine getirecektir”, denilen açıklamada, “Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak ve Ortadoğu barışına giden yolu açacak olan bu tarihi adımın amacına uygun olarak başarıyla tamamlanması, barış, kardeşlik, demokrasi ve özgürlük isteyen herkesin, hepimizin temel hedefi”, olduğu belirlemelerine yer verildi.

GERİ ÇEKİLME İÇİN 6 MADDE

Sürecin kesintiye uğramaması için temel olan bazı hususlar açıklamada 6 madde halinde formüle edildi.

1- Gerilla güçlerimiz hiçbir çatışmaya mahal vermeyecek şekilde, kendi inisiyatifiyle, öteden beri kullandığı güzergâhları kullanarak, bir örgütlülük ve disiplin içinde geri çekilme işlemini pratikleştirecektir.

2- Devam eden hazırlıklar temelinde geri çekilme, 8 Mayıs 2013 tarihinde başlayacaktır. Geri çekilme, kademeli gruplar halinde planlanmış olup, gerillanın hareket tarzı, gizliliği ve disiplini temelinde mümkün olan en kısa sürede tamamlanması hedeflenecektir.

3- Geri çekilmede güçlerimizin gelip üsleneceği yer Güney Kürdistan (Kuzey Irak)’dır.Güney Kürdistan’a çekilecek olan gerilla güçlerinin resmi varlığına gereken anlayışı göstermelerini, başta Federe Kürdistan Hükümeti olmak üzere ilgili güçlerden beklemekteyiz.

4- Geri çekilme esnasında Türk ordu güçlerinin de aynı duyarlılık ve ciddiyetle hareket etmesi bir zorunluluktur. Geri çekilen gerilla güçlerimize yönelik herhangi bir saldırı, operasyon, bombardıman olması halinde geri çekilme derhal durdurulacak ve meşru savunma temelinde güçlerimiz misilleme hakkını kullanacaklardır.

5- Gerilla güçleri çekilirken, Türk devlet güçlerinin de buna paralel olarak, Kürdistan’da herhangi bir askeri aktivite ve çatışmaya neden olabilecek tahriklerde bulunmaması ve fırsatçı yaklaşımlara yer vermemesi gerekmektedir. Bununla birlikte, geri çekilme sürecinin sağlıklı ve başarılı olabilmesi için, daha önce Önderliğimize mektuplarla ifade ettiğimiz ve devletin de bilgisi dahilinde olan hususlara dikkat edilmesi önemli olacaktır.

6- Bağımsız heyetlerce sürecin izlenmesi, her iki taraftan da engel olabilecek hatalı yanları tespit etmesi, sürecin sağlıklı gelişmesine imkan sunacaktır.

SÜREÇ ÜÇ AŞAMADAN OLUŞACAK

KCK açıklamasında Demokratik çözüm süreci olarak ifade edilen sürecin üç aşamadan oluştuğu belirtildi: “Uygulanmakta olan ateşkes ve gerilla güçlerimizin başarılı bir biçimde geri çekilmesiyle birlikte birinci aşama sona erecek ve ikinci aşama başlamış olacaktır.”

İkinci aşama, sorunun kalıcı çözümü için, daha çok devletin ve hükümetin yükümlülüklerini yerine getireceği aşama olarak belirtildi. Bu süreçte atılacak bazı adımlarsa şu şekilde formüle edildi: “Anayasal çözüm çerçevesinde yapılacak reformlarla Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleştirilmesi ve Kürt sorununun çözüme kavuşturulmasının koşulları doğmuş olacaktır. Koruculuk, özel tim, vb. tüm özel savaş yapılarının devre dışı edilmesi ve demokratik sivil toplum zihniyetine uygun bir ortamın oluşturulması gereklidir.”

Yeni ve demokratik bir anayasanın bu sürecin gelişmesindeki öneminin altının çizildiği açıklamada, şu tespitlere yer verildi: “Özellikle Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak, Kürt halkının inkarını sona erdirecek, varlığını ve özgürlüğünü kabul edecek, tüm kimliklerin, inançların ve mezheplerin hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak, eşitliğini sağlayacak olan yeni demokratik bir anayasanın yapılması hayatidir.”

Normalleşme süreci olarak altı çizilen üçüncü aşama ise şöyle formüle edildi: “Bu görevin gerçekleşmesiyle birlikte, üçüncü aşama olan ‘normalleşme süreci’ başlamış olacaktır. Normalleşme süreci, barışın kalıcılaşması, toplumsal uzlaşma, eşitlik ve özgürlükler sürecidir. Önder Apo dahil herkesin özgürleşeceği bu sürecin pratikleşmesi paralelinde silahın tümden devre dışı kılınması ve gerillanın silahsızlanması gündeme girecektir”

YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLAMASIDIR

Çatışmaların sona erdirilmesi, sorunların silahla değil siyaset ve diyalogla çözümden yana olduklarını söyleyen Karayılan şunları söyledi:

“Bu süreç, sadece Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü değil, tüm parçalarda Kürt sorununun çözümü ve Ortadoğu’daki çatışma sürecinin sona erdirilerek, bütün sorunların silahla değil, siyaset ve diyalogla çözümüne yol açabilecek yeni bir dönemin başlatılmasıdır. Gelinen aşamada bölge halkları çatışmalardan yorgun düşmüş, eşitlik ve kardeşlik temelinde sorunların çözümü bir aciliyet haline gelmiş bulunmaktadır. Ortadoğu ve Orta Asya halkları, çatışmalara son verecek barışçıl yeni bir sürece ekmek ve su kadar ihtiyaç hissetmektedir.”

“Geliştirdiğimiz bu süreç, Kürt sorununun çözümü temelinde Ortadoğu bölgesinde barış içinde bir arada yaşama, özgürlük, demokrasi ve istikrarın geliştirilmesinde önemli bir adım durumundadır” diyen Karayılan; Ortadoğu’daki politikalarında bir değişikliğin olmayacağını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu adımla birlikte mevcut durumda Ortadoğu’da var olan denge ve çatışma sürecine ilişkin politikamızda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Ortadoğu’ya dönük politikamız, mevcut çatışmalara taraf olmayan ‘üçüncü çizgi’ dediğimiz halkların kardeşlik, demokrasi ve özgürlük çizgisidir. Hareketimiz yeni dönemde de bu çizgiyi sürdürmeye devam edecektir.”

ORTADOĞU’DA EN TEME SORUN KÜRT SORUNUDUR

Açıklamada, “Ortadoğu’nun en temel sorunu olan Kürt sorununun çözümü, bölge halklarına zarar değil, fayda sağlayacaktır; bölgede yeni bir kardeşlik ve barışçıl sürecin başlaması için önemli bir çıkış rolünü oynayacaktır. Bu nedenle başta Kürdistan üzerinde egemen olan devletler olmak üzere bölgedeki tüm devletleri ve bölge demokrasi güçlerini bu önemli tarihsel adımı desteklemeye çağırıyoruz” denildi.

ABD, AB VE RUSYA’DAN YARDIM İSTEDİ

Kürt sorunun uluslararası bir sorun olduğunu hatırlatan Karayılan ABD, AB ve Rusya gibi ülkelerden sorunun çözümü için destek istedi:

‘DESTEK SUNMAYA ÇAĞRIYORUZ’

‘’Kürt sorunu sadece bölgesel bir sorun değil, aynı zamanda uluslararası bir sorundur. Kürt halkının soykırım, katliam ve ağır trajediler yaşamasına yol açan Kürt inkar siyasetinin geliştirilmesinde uluslararası güçlerin de önemli oranda rolü olmuştur. Bugün bu haksızlığın giderilmesinde ve sorunun çözülmesinde de bu uluslararası güçlere önemli roller düşmektedir. Bu açıdan başta ABD, AB ve Rusya olmak üzere tüm uluslararası güçleri Kürt sorununun çözümüne dönük başlattığımız bu hamlenin başarısı için destek sunmaya çağırıyoruz.’’

TÜRKİYE’DE BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK KONFERANSI YAPILMALI

Karayılan; Amed, Hewler, Türkiye ve Avrupa’da çözüm konferanslarını yapılması çağrısında bulundu. Açıklamada sözü edilen konferanslara ilişkin şu detaylara yer verildi:

‘’Tüm Türkiye halkı savaşın, baskının, işsizliğin, ayrımcılığın ve toplumsal cinsiyetçi politikaların son bulması, barış, kardeşlik ve huzurun gelişmesi için bu sürece katkı sunmalıdır. Barış, eşitlik, adalet ve özgürlüğe en çok ihtiyaç hisseden tüm ezilen kesimleri, emekçi sınıfları, kadınları, tüm inanç gruplarını ve dıştalanan tüm kültürler ile demokratik ve sosyalist güçleri, özgür, eşit, ortak bir geleceği birlikte yaratmak için bu sürece tüm gücüyle katılmaya çağırıyoruz. Bu amaçla ortak bir ‘Barış ve Özgürlük Konferansı’nı toplamaya ve tüm kesimleri bu konferansa katılmaya davet ediyoruz.’’

HEWLER’DE BİRLİK, DAYANIŞMA VE BARIŞ KONFERANSI YAPILMALI

Karayılan,  tüm Kürt siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini Hewler’de bir konferans yapmaya çağırdı.

‘’Kürt halkı, yüz yıllık inkar siyasetine karşı tüm parçalarda destansı bir direniş sergilemiş, ağır bedeller ödemiş, tarihe adını yazdıran kahraman şehitler vermiştir. Bugün artık Kürt sorununun çözümü ve yeni bir sürecin zamanı gelmiştir. Tüm Kürdistan halkını, bütün parçalardaki siyasi partileri, örgütleri, sivil toplum kuruluşlarını, inanç gruplarını, emekçileri, hakikat arayışçısı kadınları ve gençleri, bu sürece güçlü destek vermeye ve katılmaya, Kürt halkının özgürlük maratonunu zaferle taçlandırmak için üstüne düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Ortadoğu’da ve ülkemizde önemli tarihsel gelişmelerin yaşandığı bu süreçte tüm parçalar arasında milli dayanışma ve barış için ulusal bir platform oluşturmaya, Hewlêr’de ‘Birlik, Dayanışma ve Barış Konferansı’nı örgütlemeye ve katılmaya çağırıyoruz.’’

BİRLİK VE ÇÖZÜM KONFERANSI YAPILACAK 

Diyarbakır’da bir konferans çağrısı yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

“PKK’nin Kürdistan’da geliştirdiği mücadelede belkemiği rolü oynayan ve büyük fedakarlıklar, kahramanlıklar sergileyen Kuzey Kürdistan halkımız bu hamle sürecine güçlü katılarak süreci başarıyla taçlandırmaya mükelleftir. Verilen bütün bedellerin karşılığı olarak gündeme giren demokratik çözüm sürecine Kuzey Kürdistan’daki tüm kesimlerin katılımını sağlamak için Amed’de ‘Kuzey Kürdistan Demokratik Çözüm, Birlik ve Dayanışma Konferansı’nı toplamaya ve tüm yurtsever güçleri katılmaya çağırıyoruz.”

AVRUPA İÇİN DE KONFERANS ÇAĞRISI YAPILDI

Dört parça Kürdistan ve Türkiye için konferans çağrısı yapan KCK açıklaması Avrupa’da yaşayan halkların da barış konferansı yapması çağrısında bulundu. Açıklamada “”Başta Avrupa’dakiler olmak üzere, halkımızın özgürlük mücadelesinde önemli bir yeri bulunan yurtdışındaki tüm Kürdistanlıları bu tarihsel süreçte yurtdışında Kürt-Türk halklarının ortaklığını sağlamak, yurtdışından gereken katkıları yeni dönemde de sunmak ve sürecin başarısında rol oynamak için ‘Halkların Demokrasi, Birlik ve Barış Konferansı’nı toplamaya çağırıyoruz.”

GÖREVLERİMİZİ YERİNE GETİRMELİYİZ

KCK açıklamasında yeni bir döneme girildiği belirtilerek, Kürt halkı, sorunun kalıcı çözümü için görevlerini yerine getirmeye çağırıldı:

“Önder Apo, bu tarihi süreçte sorumluluklarının gereğini yerine getirmiştir. Sorunun köklü çözümü için şimdi sıra, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümeti’ne, yine hareket olarak bizler ile halkımızın görevlerinin gereğini yerine getirmesine gelmiştir. ANF

Kaygusuz Abdal

Kaygusuz Abdal’ın asıl adı Alâeddin Gaybî’dir. 1341-1444 yılları arasında yaşadığı, babasının Hüsameddin Mahmud olduğu söyleniyor. Doğduğu, öldüğü yer ve yıl kesin olarak bilinmiyor. Menkibeye göre yaşamı şöyle:

Gaybî, Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu imiş. İyi bir öğrenim görmüş. Bir gün yaraladığı bir geyiği kovalarken Abdal Musa’nın Elmalı’daki dergahına varmış. Dervişlerden geyiği sormuş. Abdal Musa, koltuğunun altına saplanan oku göstererek, “Oğul attığın ok bu mudur ?” diye sormuş. Şaşırıp üzülen Gaybî, onun ayaklarına kapanmış, tekkesine kul olup Kaygusuz adını almış. Kırk yıl orada hizmet etmiş. Bektaşiliğin uluları arasına girmiş. 1424-1430 yıllarında Rumeli’yi dolaşmış. Edirne, Yanbolu, Filibe ve Manastır’da bulunmuş. Mısır’a giderek Bektaşiliği yaymaya çalıştı. Mısır’da ölünce, Mukattam dağında bir mağaraya gömülmüş…
Yapıtları:Abdal Musa gibi halifesi Kaygusuz Abdal da Bektaşi edebiyatının kurucularından sayılır. Yunus Emre’nin açtığı yolda yürümüştür. Hem aruz, hem de heceyle yazmıştır. Tasavvuf felsefesine yaslanan şiirlerinde ince bir alay görülür. Tekerlemelerle beslenen temiz bir dili ve kıvrak, tatlı, özgün bir deyişi vardır. Birkaç şiirinde Serâyi, Miskin Serâyi, Kul Kaygusuz ya da Miskin Kaygusuz mahlasını kullanmıştır.

Yücelerden yüce gördümüce gördüm
Erbabsın sen koca tanrı
Bu allahlığı sen nerden
Satın aldın kaça tanrı

Ali ile bir olmuşsun
Bir mektepte okumuşsun
Ali olmuş hafız kelam
Sen okursun hece tanrı

Kıldan bir köprü yapmışsın
Gelsin kullar geçsin deyu
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen sen geç tanrı

Yaratmışsın bağ-u cennet
Kulların etsinler sohbet
Cehennemi ne yarattın
Be akılsız koca tanrı

Unuttuk diye namazı
Bizi ateşe atarsın
Kul yanması abes değil
Gel bas kızgın saca tanrı

Senin kulların anılır
Atası anası ile
Senin anan baban yoktur
Benzersin bir piçe tanrı

Seni her yerde görürüm
İçin dışını bilirim
Sırrın halka faş edersem
Halin nice olur tanrı

Kaygusuz’um der buradan
Cümle mahluku yaradan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim beraber tanrı

***

Bundan Sana Ne

Ademi balçıktan yoğurdun yaptın,
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne

Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne

Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne

***

Nefes

Beğlerimiz, elvan gülün üstine
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları postun eğnine
Bağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Urum abdalları gelir dost deyü
Eğnimüzde aba, hırka, post deyü
Hastaları gelür, derman isteyü
Sağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Meydanında dara durmuş gerçekler
Çalınur koç kurbanlara bıçaklar
Döğülür kudümler altun sancaklar
Tuğlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Benim bir isteğüm vardır Kerim’den
Münkir bilmez, evliyanın sırrından
Kaygusuz’um ayru düşdüm pirimden
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

***

Sakalım

Ben bu derde düşeli, Bu sakalı kırkarım.
Hak ile bilişeli, Bu sakalı kırkarım.

Ben keserim o biter, Çemende bülbül öter,
Usta berber der yeter, Bu sakalı kırkarım.

Ben çalarım tanbura, Giyinirim tennure,
Hak çerağın uyara, Bu sakalı kırkarım.

Ben gezerim yazıda, Kuvvetim var pazuda,
Ne işim var kazıda, Bu sakalı kırkarım.

Kaba sakal istemem, Hep kesilse gam yemem,
Hiç kısa – uzun demem, Bu sakalı kırkarım.

Var mı bunda bir hatam, Gayrı gönülden atam,
Çok mu gelir bir tutam? Bu sakalı kırkarım.

Aşka olup mülazım, Bilindi cümle razım…
Gayrı, sakal ne lazım! Bu sakalı kırkarım.

Bıyığımla başımı, Kirpiğimi kaşımı…
Hak onara işimi… Bu sakalı kırkarım.

Kaygusuz Abdal menem, Fartu furtu bilmenem,
Tek tüyünü koymanam,Bu sakalı kırkarım.

***

Bu adem dedikleri

Bu adem dedikleri
El ayakla baș değil
Adem manaya derler
Surat ile kaș değil

Gerçü et ü deridir
Cümlenin serveridür
Hakkın kudret sırrıdır
Gayre bakmak hoș değil

Adem manay-ı mutlak
Ademdedir nutk-ı hak
Ademden gafil olma
Nefsi de serkeș değil

Ademdedir külli hal
Ilm ü hikmet güft ü kal
Adem katından alem
Dane-i hașhaș değil

Adem odur ey hoca
Gıdası mana ola
Maksud ile düș değil
Hayal ile düș degil

Kendi özünü bilen
Maksudun bulan kiși
Hakk’i bilen dogrudur
Yalanci kallaș değil

Bu kaygusuz Abdal’a
Asık demen dünyada
Nak ü süret gezetir
Maksudu nakkas değil

***

Değil mi (Evliyadan gelen kelam)

Evliyadan gelen kelâm,
Okunan Kur’an değil mi?
Gerçek velinin sözleri,
Sureti rahman değil mi?

Çün seni hak yarattığı
Kendüye mir’at ettiği
Tecelli – i zat ettiği
Sureti insan değil mi?

Hak haberin dinleyene,
Candan kabul eyleyene
Hakkı bilip anlayana,
Sözümüz burhan değil mi?

Gerçek elini tutmayan
Gönlün ana pekirmeyen
Hakkı batılı seçmeyen,
Cahilü nâdan değil mi?

Ey Kaygusuz halin nola,
Gitmez isen doğru yola
Hak kerem etse bir kula,
Hakikat ayan değil mi?

Ali Ali canım Ali
Canımın cananı Ali
Sen alemler umdusun
Pir Hacı Bektaşı Veli

***

Dedim Ey Dilber Kulunam

Dedim ey dilber kulunam,Yürü hey torlak der.
Sen dahi yolunmamısșın, Sözlerin taslak der.

Dedim ey dilber lebinden,Bir buse versen n’ola,
Alnina sapan kayası,Ensene tokmak der.

Sordum suçum nedir benim, Halima kılmaz nazar,
Bu söz senin ne hakkındır, Söyleme kütsah der.

Halime bak çuluna bak, Bu dahi sevmiș beni
Niyyetül gaza dğil mi, Dönüben ahmak der

Yürü hey derviș yoluna, Sende yoktur sim ü zer
Akılsız sersem zavallı, Cimri ve çıplak der

Serteser gemiș cihanı, Kurt üșmüș tabanına
Borusu yanına döver , Kabağı tak tak der

Yataği külhan bucağı, Yüzü gözü is ü pas
Giydüğü eski kepenek, Eteği sak sak der

Kaçuban kurtulamadim, Șol tordağın elinden
Her seher karșıma gelir, Cağırır Hak Hak der

Hoș gelir bu Kaygusuz’a, Bir kazan kuzlu pilav
Yüz elli yağlıca çörek, Ol dahi yumșak der

***

Dost Senin Yüzünden Özge

Dost Senin Yüzünden Özge
Ben kıble-i can bilmezem
Pirin hüsnünü severim
Bir gayrı imam bilmezem

Bana derler ki șeyatin
Senin yolunu azdırır
Ben șu zerrak sufilerden
Gayrı bir șeytan bilmezem

Sufı-i salus nedendir
Hüsne münkir geçindiği
Ne aceb bela geliptir
Șu ki ben dosttan bilmezem

O șah-ı hüsnün așkına
Özümü viran kılmıșam
Kaygusuz Abdan’dır adım
Cübbe vü kaftan bilmezem

***

Allah Tanrı yaradan

Allah Tanrı yaradan, Gel içegör cur’adan
Yar ile yar olagör, Çıksın ağyar aradan

Bekle gönül bostanın, Susığırı girmesin
Key sakın uçurursun, Kandili minareden

Fil yükün karınca, Yükletme çekeblimez
La’1 ü gevher kıymetin, Umma sen-i hareden

Hacca vardim der isen, Kandan vardın hacca sen
Kılavuzsuz kuș uçmaz, Bunca dağ ü dereden

Hacca varan kișinin, Gönül yapmak ișidir
Gönül Hakk’ın beytidir, Sakın sen emmareden

Sen özünu bil nesin, Hak sende sen kandesin
Hakk’ı bilmek dilersen, Geç ağ ile hareden

Dünya ahret demegil, Biliș ü yad demegil
Uzak savașa düșme, Geç ağ ile hakareden

Tıfıllayın dembedem, Dambu dumbu söyleme
Mansurlayın olursun, Bilmezsen müdareden

İnsan nur-i kadimdir, Hasta değil hekimdir
Sen dahi insan isen, Anla bu esrareden

Așik olan bu yolda, Can ile baș oynadır
Sen dahi insan isen, Bakma gel kenareden

Sen insanı sorarsan, Hak’tan ayrı değildir
Sıfatı zat-ı mutlak, Hirkası çar pareden

Aklına akıl pareden, Sözüne delil deme
Çünku kurtaramazsın, Nefsini emmareden

Kaygusuz’un hüneri, Helva vü biryan yemek
Andan özge hüneri, Umma bu biçareden

‘Dersimli Ermeniler’den ‘Dersimli Aleviler’e 98 yıl sonra teşekkür

TUNCELİ – Dersim Ermenileri Derneği üyesi yaklaşık 15 kişi Tunceli Cumhuriyet Meydanı’nda toplananlara karanfil dağıttı. Dernek yöneticisi Serkan Sarıateş, 98 yıl önce Ermenilerin yazgısına dünyadaki herkesin üzüldüğünü belirterek, Tunceli’de Ermenilere karşı işlenen suçu lanetlemek ve kurbanlarını anmak için toplandıklarını söyledi. Sarıateş, “Biz Dersim’in iki kadim halkı, Ermeni ve Kızılbaş Alevi halkı soykırım hikayeleri ile büyüdük. Bu kadar çok kötülüğü, katliamları, sürgünleri, asimilasyonları, devlet terörünü yaşamış insanların hatıralarını, belleğini, türkülerdeki ağlatıyı kazırsanız, altında soykırım gerçeğini görürsünüz” dedi.
On yıllardır sustuklarını ifade eden Sarıateş, yaşadıkları trajediye ağlayamamanın ezikliğini yaşadıklarını söyleyerek, “Tam 98 yıldır sustuk. Hakikatı söyleyememenin kendimizin yaşadığı trajediye ağlayamamanın, cemaatini yitirmiş manastırları, ziyaretsiz kalmış mezarlıkları görüp de yutkunmanın bizdeki acısını duyumsamayan köreltilmiş yürekler ne bugünümüze ne de acılarımıza ortak olamazlar” diye konuştu.

“İLK KEZ KENDİMİZ OLARAK KONUŞUYORUZ”
1915 olayları sırasında Dersim’e sığındıklarını söyleyen Sarıateş, “Dersim’in Kızılbaş Alevileri’ne, Dersim Ermenileri adına teşekkür etmek istiyorum. Dersim’in Kızılbaş Alevileri, insanlıklarının komşuluklarının gereğini yaptılar, bu komşularımız olmasaydı, belki bugün burada bu soykırımın kurbanlarını anacak insan olmayacaktı. Dersim’e sığındık ve ölmedik ama tam 98 yıldır susuyoruz. Susmak, yutkunarak yaşamak zorunda olmak, belleğindekini ve hikayeni konuşamamak zamana terk edilmiş manastırlarda mum yakamamak, insanın içindeki ağlatıyı mırıldanamaması, bazen ölümden daha ağır bir duygudur. 98 yıl sonra ilk kez kendimiz olarak konuşuyoruz, adımızla konuşuyoruz” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından, 1915’de Türkiye ‘den göç ederek Yunanistan ‘a yerleşen Ermenilerin torunu olan Takovi Minassian’ın Ermenice okuduğu ilahilerle basın açıklaması sona erdi. İngilizce konuşan Takovi Minassian, “Ben buraya Ermeni soykırımını anlamak için geldim. Benim yakınlarım da dahil Türkiye’de yaşayan Ermeniler’in soykırıma uğraması hala içimizde çok büyük bir acı. Adalet yeryüzünde herkese gerekli ancak Türkiye’de bizlere karşı adaletli davranmadılar ve Türkiye’de yaşayan Ermeniler, 1915 yılından itibaren büyük acılar yaşadı, büyük katliamlara uğradı ve bizler hala o üzüntüyü yaşıyoruz. Şu an konuşurken ağlamamak için çok çabalıyorum, gözlerim doluyor. Çünkü atalarımız bu topraklarda büyük acılar çektiler” dedi.

CHP ‘Lİ AYGÜN’ÜN BÜROSUNA SİYAH FLAMALAR ASILDI
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, milletvekili seçilmeden önce kullandığı avukatlık bürosuna, meslektaşları tarafından Ermeni olaylarının yıldönümü nedeniyle siyah flamalar asıldı. Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan bir işhanının 3’ncü katındaki, 3 avukatın halen görev yaptığı büroda Hüseyin Aygün’ün isminin de yazıldığı tabelası halen duruyor. Büroda görev yapan avukatlardan İnan Yılmaz, siyah flamaları Ermeni olayları yıldönümü nedeniyle astıklarını belirterek, “Bugün 24 Nisan Ermeni soykırımının yıldönümü. Biz avukat arkadaşlar da bu konudaki duyarlılığımızı göstermek için siyah flamaları penceremize astık. Büro sayın Hüseyin Aygün’ün milletvekili seçilmeden önce kullandığı büro ve hala Hüseyin Aygün tabelası da orada durur. Bu yüzden flamaları biz avukatlar astık. Siyah flamaların asılması kararı biz üç avukat arkadaşa ait. Hüseyin Aygün’ün bu konuda bir bilgisi yok. Biz tamamen kendi duyarlılığımızı göstermek amacıyla astık” dedi.
CHP’li Aygün de, Facebook’taki kişisel sayfasında “Ermeni olaylarının yıldönümü” nedeniyle yayınladığı mesajda, “Bugün 24 Nisan. Ermeni halkının başına gelen büyük felaketin 98’nci yıldönümü. Onlar öldürüldü, sürüldü, yok oldu. Bu ülke onlarsız daha kurak ve renksiz hale geldi. 1915’te gidenleri (Ermeni veya Türk, Hıristiyan veya Müslüman) saygıyla anıyoruz. Bu tür felaketlerin bir daha olmaması için mücadele ediyoruz” yazıldığı görüldü

Tirbên Ermeniyan û yên me!

Xelîl DALKILIÇ

Li gund li hinda tirbên gundiyên me tirbên cihê yên li ser wana nivîsên ku me jê fam nedikir hebûn. Çend xirabeyên bi kevirên gir nîşan dida, beriya ku yên me hatine û ew der ji xwe re kirine war, kesên din li wir hebûne. Berê kî li wir maye, kesek nizane. Herwiha dizanîne ku ew ne Kurd in; lê ji ber ku ji xwe re pirr nêzik, mîna xism û meriv dîtine ku tirbên xwe li hinda yên wan, di nava hev de çêkirine…

Ew tirbên ku di zaroktiyê de em di nava wan de dilîstin û nivîsên pirr ecêb li ser wan hebû heta îro ji bîra min neçûn. Îro em dizanin ku ew ên Ermeniyan in. Lê zar û zêçê wan Ermeniyan kengê û çima ji wir barkirine û çi hatiye serê wan, kesek ji me nizane!..

Li Dîlokê mirateyên ji Ermeniyan mane tev ji hêla dewleta Tirk ve hatine talankirin. Dewletê hinek dêrên Ermeniyan kiriye zindan, hinek jî çayxane. Û piraniya wan jî wek mizgeft tên bikaranîn…
Di sala 1980’yê de dema li Tirkiyeyê cûntaya leşgerî desthilatdarî bi darê zorê hilanî destê xwe, mîna bi dehhezaran kesên din, bavê min jî xistin zindanê. Wê çaxê di hefteyê de carekê me dikanî xwarin ji mal bibira zindanê. Her roja înê diya min sewa bavê min xwarin çê dikir. Min navê wî li ser kîsê xwarinê dinivîsand û li sûka bajêr datanî cihekî. Paşê jî ji zindanê dihatin û dibirin. Mehê carekê jî em diçûn hevdîtinê. Di korîdoreke teng û tarî de bi dehan kes bi hev re li paş têlên bi tengî hatine rêsandin ji bo çend deqîqeyan li nava çavên hev mêze dikirin û halê hevdu dipirsîn. Ew der di çavê minî zaroktiyê de mîna cihekî tijî sir bi min dihat. Çend sal şûnde ew zindan restore kirin û du minareyên bêeleqe pêve kirin. Dema wek zindanê dihate bikaranîn, mirov pê nedihesiya ku ew dêreke Xirîstiyanan e. Wexta restorasyonê dema min dît, him heyecanekê ez girtim him jî xemgîniyekê. Ew dêra Ermeniyan a sedsalî û ewqas xweşik, kiribûn mizgeftekê. Heyfa mirov lê dihat; qey tu cihê sewa nimêkirinê nema bû!..

Li Dîlokê dêreke din a Ermeniyan hebû û ew jî ji bo mamosteyan kiribûn çayxane. Di destpêka salên nodî de dema ez xwendekarê zanîngehê bûm, em diçûn lokaleke ku jê re digotin ‘Mala Mamosteyan’. Qatê jor wek Midûrtiya Perwerdeyê qatê jêr ê li havîne pirr hênik û li zivistanê ewqas germ bû jî wek çayxane dihate bikaranîn…

Tê gotin; di dawiya sedsala 19’an de li Dîlokê dora yek ji çar kesan Ermenî bûye. Lê îro tu kesî ku Ermenîtiya xwe aşkere bîne zimên êdî nemaye!..

98 sal berê li Stenbolê dora sê hezar rewşenbîr, nivîskar, hunermend, mamoste û parêzêrên Ermenî di berbanga roja 24’ê Nîsana 1915’an de ji mal tên girtin û birin. Ew careke din nema vedigerin malê û tu kes wana li tu deran nabîne. Û di hindirê çend rojan de di nava sînorên dewleta Osmanî de bi destê nijadperestên Tirk ên Îttîhatperwer qirkirina Ermeniyan dest pê dike. Ne tenê ew rewşenbîr, ne bi hezaran û sed hezaran kes; tam milyonekûnîv zar û zêç, kal û pîr, jin û ciwan tên qirkirin û yên mayî jî ber bi welatên xerîbiyê ve tên bi rê kirin. Piraniya yên ku hatin sirgûnkirin an di rê de têne kuştin an jî ji birçîtî û nexweşiyê jiyana xwe ji dest didin…

Ermeniyên ku ji wê qirkirinê saxmayî tev bi bîranîn û êşên xwe li cîhanê belav bûn.  Serdestên Tirk jî bi talankerî dest danî ser nirx, kultur û dêrên wan. Mîna hebûna wan navê wan jî ji holê rakirin. Tirbên wan û êşên wan jî ji me Kurdan re man!..

‘Alevisiz bir anayasaya hayır’

Londra’daki Aleviler, yeni Anayasa sürecinde Alevilerin dışarıda bırakılmasını protesto etmek amacıyla Manor House tren istasyonu önünde süresiz çadır eylemi başlattılar.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi tarafından organize edilen eylem ile Türkiye’deki yeni Anayasa çalışmaları kapsamında Alevilerin bu sürecin dışında tutulmasının protesto edilmesinin amaçlandığı duyuruldu.
“Türkiye’de Alevisiz Bir Anayasa’ya Hayır!” adı altında başlatılan çadır eylemi  Cumartesi günü start alırken eyleme aralarında İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, yönetim kurulu üyeleri ve cemevi üyelerinin de bulunduğu kalabalık bir grup katıldı.
Türkçe ve İngilizce “Alevisiz Bir Anayasa’ya Hayır, Alevilik Yasaklanamaz” pankartlarının asılı bulunduğu  çadıra gelen ziyaretçilere Alevilerin istek ve talepleri anlatıldı.
Londragazete.com’un haberine göre konuya ilişkin bir açıklamada bulunan Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, İngiltere’deki Aleviler olarak Türkiye’deki anayasa değişikliği sürecine sessiz kalmamayı ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra Türkiye’de ki Alevileri de bu yönde harekete geçirmeyi amaçladıklarını kaydetti.
“BİZİ GÖRMEZLİKTEN GELMESİNE ENGEL OLACAĞIZ”
Toplumun bütün kesimlerince benimsenecek daha katılımcı, şeffaf ve demokratik bir Anayasa arzuladıklarını belirten Erbil, “Yeni Anayasa çalışmalarında Alevilerin istek ve dileklerinin dikkate alınması gerekiyor. Alevi kimliği yasal olarak tanınmalıdır. Cemevleri inanç merkezi olarak kabul edilmeli, buna uygun yasal düzenlemeler yapılmalı ve ibadet yeri kapsamına Cemevi de alınmalıdır” dedi. Erbil sözlerini şöyle sürdürdü:
“Devletin bizi görmezlikten gelmesine engel olacağız. Alevisiz bir Anayasa’ya hayır, Alevilik yasaklanamaz, Cemevleri ibadethanemizdir, Alevilere ait tüm dergahlar ve mekanlar iade edilsin, Alevi köylerinde ve dergahlarındaki camiler kaldırılsın, Alevi katliamlarıyla devlet yüzleşsin,  Yeni Anayasa tüm dilleri, inançları, kimlikleri ve kültürleri kapsasın, Aleviler vardır, Alevilik Haktır.”

‘Beni siyah kefenle gömün’

Umut AKPINAR

Varter Tumancanyan, 1915 Ermeni Soykırımı’ndan kurtulanlardan bir tanesi… Katliamı gerçekleştiren askerlerden birisiyle evlendi. Ölmeden önce, ‘beni siyah kefenle gömün, mezarım düz olsun, altında insan yattığı belli olmasın’ dedi. Vasiyeti yerine getirildi, siyah kefenle gömüldü! Bu coğrafyada milyonlarca kişinin trajedisinin somutlaştığı Varter Tumancanyan’ın kızı Şirin Uçar, annesinin dramını anlatırken, ‘Kendi katiliyle evlenip, 11 çocuğu oldu ama biz onu hiç anlamadık’ diyerek yaşadığı pişmanlığı anlattı.

Varter Tumancanyan 1915 Ermeni Soykırımı’nda henüz 15 yaşındaydı. Elazığ’ın Kulveng Köyü’nü basan askerler köylüleri meydana topladı. Aynı köyde çiftçilik yapan bir Türk aile, Varter Tumancanyan’ın da aralarında bulunduğu 3 kişiyi evinde sakladı. Katliamın ardından kurtulanlar tehcir edildi. Varter ve diğer iki Ermeni kız çocuğu saklandıkları evden çıkıp harabeye dönen köylerinde çaresizlikle baş başa kaldı. Köyde katliama katılan askerlerden birisi Varter Tumancanyan’a ‘seni buradan götüreceğim’ diyerek yanına alarak Elazığ’da tanıdığı bir ailenin yanına götürdü. Daha sonra da kendi memleketi olan Dersim’in Hozat ilçesine götürerek, Varter Tumancanyan’la evlendi. O tarihten itibaren ismi Zeynep olarak değişen Varter, ailesinin katliamını gerçekleştiren kişilerde biriyle evlenerek 11 çocuğu oldu. Çocuklarına Ermeni olduğunu söylemeyen ancak gizli gizli Amerika’ya kaçan ağabeyini arayan Varter, sonunda bir papazın yardımıyla ağabeyine ulaşmayı başardı. Yıllarca papazın yardımıyla ağabeyi ile mektuplaştı ama son kez ağabeyini göremeden öldü. Ölmeden önce çocuklarına ‘siyah kefenle gömülmek istiyorum’ dedi. Vasiyeti yerine getirildi. Varter, siyah kefenle gömüldü!

Yaşamı boyunca gördüğü eziyeti kimseye anlatamadan hayata gözlerini yuman Varter’in kızı Şirin Uçar (67), annesinin dramını ANF’ye anlattı.

ANNESİNİN ERMENİ OLDUĞUNU SONRADA ÖĞRENDİ

Şirin Uçar, kendisinin 1946 doğumlu olduğunu ve annesinin Ermeni olduğunu 1955 yılına kadar bilmediğini belirterek, “1915 yılında Elazığ’ın bir Ermeni Köyü olan Kulveng köyünü basıyorlar. Bütün köyü bir meydanda topluyorlar. Babamda o tarihte köyü basan askerlerin içinde birisi… Yani babam askerlik yaptığı dönemde annemin köyünü basan askerlerin içindeydi. ‘Sizi tehcir edeceğiz’ diyorlar. Anamın anlatımına göre, babam ‘seni kurtaracağım’ diyor anama… O tarihte Türk bir komşuları varmış. Çiftçilikle uğraşan. Anamı ve başka 2 Ermeni kızı saklıyor” dedi.

‘TEHCİR DEĞİL, HİZOL SUYU’

Katliam sırasında saklandıkları ailenin yanında kaldıklarını kaydeden Uçar, “Benim annemin ailesi de dâhil o köyde yaşayan Ermenileri öldürüyorlar ve Elazığ’da Hizol suyu denilen yere döküyorlar. Ölmeyenler, kaçabilenler yollara dökülüyor. Anam bir ağıt yakardı, aklımda kalan kadarıyla sonunda, ‘Bize tehcir dediler, tehcir değil Hizol suyu’ diyordu. Katliamda öldürdüklerini Hizol suyuna attıklarını anlatıyordu. Orada asker çekildikten sonra anam saklandığı evden kendi evine dönüyor. Gördüklerini ağlayarak anlatırdı, her tarafı talan etmişler, yakmışlar, yıkmışlar. Yükte hafif paha da ağır ne varsa alıp götürmüşler” şeklinde konuştu.

‘BABAM ANNEMİ ALIP YANINDA GÖTÜRÜYOR’

Daha sonra köyde katliama katılan babasının annesini alarak Elazığ’da tanıdık bir aileye götürdüğünü anlatan Uçar, “Babam anamı alıp Elazığ’da bir tanıdıklarının yanına götürüyor. Oradan da kendi memleketi olan Dersim’e götürüyor. Orada annemle babam evleniyorlar. İşte ben anamı düşündüğümde, ‘kendi ailesinin katiliyle evlendi’ diye düşünürüm hep. Çünkü katliamı yapanların içinde benim babamda var. Babam katliamda kimseyi öldürmediğini söylüyor ama biz bilemiyoruz. Annem babamdan 11 çocuk doğruyor. Babamda Hozat’lı… Daha sonra oradan da Kayseri’nin Sarız ilçesine göçüyorlar. Orada uyum sorunu yaşayıp tekrar Dersim’e dönüyorlar ama nihayetinde tekrar Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı İnce Mağara Köyü’ne yerleşiyorlar” diye konuştu.

‘ANNE SEN NELER YAŞADIN?’ DİYE SORAMADIM

Hayatı boyunca annesiyle ilgili suçluluk duyduğunu ifade eden Uçar, “Benim için hayatımın en acı yeri anamın Ermeni olduğunu öğrendikten sonra da hiç bu konuda konuşamamamız oldu. Yani, anamı oturtup, ‘Sen neler yaşadın, anneni-babanı katlettiler, evini barkını dağıttılar. Neler hissettin? Şimdi nasılsın?’ diye hiç soramadık. Daha doğrusu cehaletimizden sormadık. Ermeni katliamını biz çok sonraları öğrendik. Anama bu konuda hiç destek olamadık. Bu bilinç yoktu bizde. Ermeniler katledilmiş, Süryaniler sürülmüş hiç bilmiyorduk. Babam hem katliamı gören ve içinde olan birisi olarak anamın bu sorunuyla hiç ilgilenmedi. O yüzden ben babamdan razı değilim” diye kaydetti.

‘ANNEM SONRA TAM BİR ALEVİ GİBİ DAVRANDI’

Annesinin ilk başlarda Alevi toplumu içinde de dışlandığını vurgulayan Uçar, “Anam babamla ilk evlendiğinde anamı Cem törenlerine almıyorlarmış, ‘bu bizden değil’ diye… Sonraları anam tam bir Alevi oldu. Yani Alevi kültürünü benimsedi ya da buna mecbur kaldı. Tam bir Alevi gibi davrandı. Anam hem Zazaca hem Kurmanci hem de Ermenice konuşuyordu” dedi.

AMERİKA’YA KAÇAN AĞABEYİNİ BULDU

Annesinin bir kardeşinin tehcirden bir süre önce Amerika’ya kaçtığını belirten Uçar yaşanan dramı anlatmaya şöyle devam etti:   “Benim ablam Kayseri’de bir hastanede uzun süre tedavi gördü. Bu süreçte annemde ablamın yanında kaldı. Burada bir Alevi dede ile tanıştı. Başından geçenleri bu dedeye anlattı ve onun yardımıyla bir kiliseye gittiler. Bu kilisedeki papazın yardımıyla Amerika’da yaşayan ağabeyine ulaştı. Uzun süre mektuplaştılar. Dayım annemi görmek için yanına defalarca çağırdı ama babam izin vermediği için gidemedi. Annem dayımı bir daha göremeden öldü”

‘ANAM HİÇ GÜLMEDİ’

Annesinin yüksekle güldüğüne hiç şahit olmadığını vurgulayan Uçar, “Anamla ilgili düşündüğüm zaman hiç gülmediğini hatırlarım. Bu da benim içimi çok burkar. Ben anamı tanımadım diyorum. Anam babamla hiç samimiyet kuramadı. Ben şimdi düşününce bunu anlamlandırabiliyorum. Ama o zaman nedenini bilmiyordum” diye belirtti.

SİYAH KEFENLE GÖMÜLMEYİ VASİYET ETTİ

Annesi ölmeden önce siyah kefenle gömülmeyi vasiyet ettiğini söyleyen Uçar şöyle konuştu; “Anam ölmeden önce vasiyet etti, ‘Beni siyah kefenle gömün, mezarım da düpe düz olsun. Orada birinin yattığını kimse bilmesin’ dedi. Biz annemin vasiyetini yerine getirdik ve siyah kefenle gömdük. Bu nasıl bir acıdır anlatılmaz!”

‘ERMENİ KATLİAMINI HADEP’LE TANIŞINCA ÖĞRENDİM’

Ermeni katliamını HADEP’le birlikte öğrendiğini ifade eden Uçar sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben HADEP’le tanışınca anamı tanıdım. Biz sol mücadelenin içindeydik ama bize hiç Ermeni katliamıyla ilgili bir şey söylenmedi. Biz Kürt sorunu, Ermeni, Süryani sorunu hiç duymadık. Bir gün Ülke Gazetesi elime geçti. Gazeteyi okurken, Kürt sorunundan bahsediliyordu. Ben de solcuyum sözde ama Kürt sorununu hiç bilmiyorum. Köşe yazıları çok hoşuma gitti. Sonra ben bu gazeteyi aldım eve geldim. Her satırını okudum. Sonra bir gün 1994 yılıydı sanırım çarşıya indim. Oradan geçerken HADEP bayrağı asılı bir bina gördüm. Yukarıya çıktım. Ben o süreçte HADEP’e âşık oldum. O zaman ben Ermeni sorununu, Kürt sorununu öğrenmeye başladım. Sonrada bugüne kadar bu konuda hangi kitabı bulduysam okumaya çalıştım. ‘Anam biz seni anlayamadık’ diye çok kahrettim kendi kendime”

ANF

Barış Meclisi: Herkesi Ermenilerin Acılarını Paylaşmaya Çağırıyoruz!

Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Hakan Tahmaz Ermeni Soykırımı’nın anıldığı 24 Nisan vesilesiyle bir açıklama yaparak “Ermenilerin acılarını anlıyor ve paylaşıyor. Ermenilerin ıstıraplarının dindirmesine katkı sunmak için 24 Nisan’da anma törenlerinin yapılacağı her yerde olacağız. Barıştan yana herkesi de katılmaya çağırıyoruz” dedi.

1915 yılında, üç bin yıldır Anadolu’da yaşayan kadim Ermeni halkı yurdundan sürüldü ve büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Yıkılan köyleri, el konan tarlaları, camiye, depoya, ahıra dönüştürülen kiliseleri, yok edilen mezarlıkları ve el değiştiren ticarethaneleri ile birlikte hafızalardan silinip gittiler.1915 sonrası Anadolu’da doğanlar son yıllara kadar bu toprakların kadim halkı Ermeniler hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorlardı.

Ermenilerin izinin bu topraklardan silinmesi için İstanbul’da tutuklanarak Ayaş ve Çankırı’ya gönderilen aydınların tek tek veya toplu imha edilmelerinin ardından tüm Ermeniler Der Zor çöllerine sürüldüler.

Yüz binlercesi bu ölüm yolculuğunu tamamlayamadı. Ölüm kervanında saldırıya uğradılar ve yok edildiler. Sağ kalanlar ise, evlenmek için alıkonulan genç kızlar ve çoban yapılmak istenen erkek çocuklar oldu. Binlerce yetimi, alıkoyan aileler Müslüman olarak yetiştirdi.

2013 yılının 24 Nisan günü Ermeni Soykırımının 98.yılı. Mucize eseri sağ kalmış dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermeniler ve torunları 98 yıldır acılarının anlaşılmasını ve özür dilenmesini bekliyor.

Barış ve çözüm sürecinde bu ve buna benzer taleplerin karşılanmaması Türkiye’nin barışının yarım kalması sonucunu doğuracaktır. Türkiye Barış Meclisi, Ermenilerin acılarını anlıyor ve paylaşıyor. Ermenilerin ıstıraplarının dindirmesine katkı sunmak için 24 Nisan’da anma törenlerinin yapılacağı her yerde olacağız. Barıştan yana herkesi de katılmaya çağırıyoruz.

Hrant’ın sözleriyle bitirelim: “Bugün hala unutmayı savunanlar, aslında geçmişten değil, gelecekten korkanlardır. Unutulmamış geçmiş, geleceğin de teminatıdır. 24 Nisan’da bu topraklarda hep birlikte tüm bu insanları hatırlamak, ruhlarını şad etmek, acıda ortaklaşarak sevinçler üretebilmek, yalnızca Ermeni Halkının duyduğu ıstırabı dindirmekle kalmayacak, Türkiye’nin de demokratikleşmesinin ta kendisi olacaktır”

Tarihimizle barışmak

Ahmet İNSEL

Ermeni cemaatinin sadece malvarlığı değildi yağmalanan, kadın ve çocuklarının bir kısmı da Müslüman Osmanlılar arasında paylaşıldı.

Yarın, 1915 yılında İstanbul’da Ermeni cemaatinin milletvekillerinin, yazarlarının, gazetecilerinin, avukatlarının, müzisyenlerinin, doktorlarının, bilim insanlarının önemli bir kısmının tutuklanıp Ayaş ve Çankırı’ya sürgüne gönderilmeye başladıkları 24 Nisan’ın 98. yıldönümü. Sürgüne yollananların arasında isim benzerliği nedeniyle tutuklanan küçük zanaatkârlar veya işi gücü olmayan yoksul Ermeniler de vardı. Sürgünlerin büyük bölümü ya sürgünde öldü ya çıkan tehcir kararı sonrasında yolda katledildi. Küçük bir kısmının İstanbul’a dönmelerine izin verildi. Birkaçı da tehcir yolunun katliamlarından, hastalıklarından, açlığından sağ kurtulmayı başardı.

24 Nisan 1915, bir ay sonra son derece kapsamlı, planlı biçimde başlatılacak olan Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde Ermeni varlığını önemsiz kılmak ve nihayetinde büyük ölçüde yok etmek politikasının işaret fişeğiydi. Bu sadece bir nüfus politikası değildi. Ermenilerin malvarlıklarına devletin ve Müslüman Osmanlıların el koyması da bu politikanın bir parçasıydı. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde birçok ailede 1920’lerde gözlenen ani zenginleşmenin nedeni hızlı iktisadi büyüme değildi. Ermeni cemaatinin sadece malvarlığı değildi yağmalanan, kadın ve çocuklarının bir kısmı da Müslüman Osmanlılar arasında paylaşıldı. Müslümanlaştırıldılar. Tehcirden kurtulmak için Müslümanlığı seçen Ermeniler de vardı. Sonuçta öldürülerek, Suriye çölüne sürülerek, Müslümanlaştırarak, kalan malvarlığını müsadere ederek, Cumhuriyet’ten sonra korkutma, yıldırma ve kaçırtma politikasına aralıksız devam ederek, Anadolu coğrafyasında Ermeni topluluğu yok edildi. Bu topluluğun bu topraklardaki binlerce yıllık varlığının izlerini silmek için planlı programlı bir devlet politikası son yıllara kadar aralıksız yürütüldü.

1915 tehciri sadece Ermenilerin değil, Güneydoğu Anadolu’da Süryanilerin de büyük bir kırıma uğramasının tarihidir. Rumlara karşı Ege Bölgesi’nde 1914 öncesinde başlatılmış olan fiili tehcir politikası, çeşitli katliamlarla devam etti. Çeteci Rumlarla mücadele bahanesiyle, Karadeniz Bölgesi neredeyse bütünüyle Rum ahalisinden 1923 öncesinde temizlenmişti.

İttihat ve Terakki yönetimi insanlığa karşı son derece ağır bir suç işlemişti ve soykırım tabiri o dönemde kullanılıyor olsaydı yapılanlar o tarihte soykırım olarak adlandırılmış olacaktı. Sadece İttihat ve Terakki yöneticileri değildi suçlu olan. Türk, Kürt, Çerkes… Müslüman Osmanlıların büyük bir bölümü, İttihat ve Terakki hükümetinin Anadolu’yu Hıristiyansızlaştırma politikasını destekledi. Katliamlara katılmasa da, müsadereden pay almasa da, yapılanları izleyerek, sessiz kalarak destekleyenler çoğunluktaydı. Taner Akçam’ın yerinde ifadesiyle, yeni Türkiye’nin varlığı bu yoklukla dağlandı. Bunun toplumsal bilinçte son derece vahim travmatik etkileri oldu ve bunun tezahürleri günümüzde devam ediyor.

Müslüman Osmanlılar arasında insanlığa karşı işlenmiş bu büyük suçu onaylamayanlar, desteklemeyenler ve bunun mücadelesini verenler de vardı. İHD yarın 24 Nisan anma etkinliğini bu insanlardan birinin, Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Bey’in (Ozansoy) Zincirlikuyu’daki mezarı başında toplanarak başlatacak. Daha sonra Ermeni topluluklarının Anadolu’da yaşadıkları 2300 köy ve kasabanın isminin yer aldığı bir pano Sultanahmet’te sergilenecek. Akşam ise Irkçılığa Karşı Dur De girişiminin Taksim Meydanı’nda düzenlediği anma törenine Avrupa’da ırkçılıkla mücadele girişimleri temsilcilerinden oluşan bir grup da katılacak.

Barış sadece Kürt sorunu konusunda gündemimizde değil. Tarihimizin onurlu sayfaları kadar, bu yüz kızartıcı sayfalarıyla da yüzleşmek, hatırlamak ve her şeyden önce ortak belleğimizle, vicdanımızla barışmak da bu barışın bir parçasıdır.

radikal

Aleviler ‘buradayız’ diyecek

Çözüm süreci ve yeni anayasa 12 Mayıs’ta büyük Alevi kurultayında ele alınacak.

Alevi açılımından elleri boş dönen, yeni anayasa sürecinde sundukları raporlar dikkate alınmayan, son olarak akil insanlar heyetinde temsil olanağı bulmayan Aleviler, 12 Mayıs’ta büyük Alevi kurultayı düzenleyerek seslerini duyurmaya hazırlanıyor.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın öncülüğünde bu yıl üçüncüsügerçekleştirilecek kurultay Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde yapılacak.

Kurultayın hazırlık toplantısı geçen hafta Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Narlıdere Alevi Bektaşi Derneği, Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği, Sultangazi Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Divriği Kültür Derneği ve Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu’nuntemsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Kurultayda, sonuçsuz kalan 2009 Alevi açılımı, yeni anayasa ve çözüm sürecine yönelik tepkiler dile getirilecek.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, “Bizler laik ve demokratik bir devlet istiyoruz. Bu bizim olmazsa olmazımız. AKP’nin bu yönde ya da önerilerimizi dikkate alma noktasında hiçbir adımı yok. Alevi açılımında da, anayasa sürecinde de ‘ben kamuoyunu dinliyorum’ imajı vermelerine karşın söylediklerimizin hiçbiri dikkate alınmadı” dedi.

Hükümetin bu yaklaşımını son olarak “akil insanlar”ın belirlenmesi sürecinde de sergilediğine işaret eden Geçmez, “Akit gazetesi ne kadar akil ise oradan seçilen insan da o kadar akil olur. Dolayısıyla akil insanlar konusu bizim sorunumuz değil. Belki de hükümet bu heyetleri belirleyerek iyi bir iş yaptı. Herhalde bu insanlar gidip geçmişteki hataları için insanlardan özür dilerler”diye konuştu.

 

‘Sokaklara ineceğiz’

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Alevi toplumun en önemli talebinin “eşit yurttaşlık hakkı” olduğunu vurgularken “Biz hakkımızı istiyoruz. Bu ülkede gerçekten eşit yurttaş olmak için çaba gösteriyoruz. Kurultayın da ana teması bu çerçevede anayasa değişikliği olacak” diye konuştu.

Alevilerin taleplerinin bugüne kadar görmezden gelindiğini ifade eden Demir, şunları kaydetti: “Alevi çalıştayları yapıldı, referandum yapıldı. Ancak 20 milyon Alevinin yaşadığı ülkede yapılan referandumda onların tek bir talebi gündeme gelmedi. Bugün partilerin verdiği anayasa taslaklarını inceledik, yine bizi ilgilendiren bir cümle yok.

Buna rağmen biz çalışmaya devam edeceğiz. Eğer çabalarımızdan sonuç bulamazsak bu yıl içerisinde çok ciddi anlamda eylem planı yapacağız. Demokratik haklarımızı sokaklarda arayacağız. Kurultayda bu konuyu ele alacağız.”

Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu Başkanı Yusuf Şahin de iktidarın laik ve bilimsel eğitimi her geçen gün törpülediğini, bununyerine dinsel eğitimi pekiştirdiğini söylerken “Özellikle bu konuda söyleyeceklerimiz var” dedi.

Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say’a verilen cezanın Alevi toplumunun endişelerini artırdığını belirten Şahin, “Bu ceza aslında inançözgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne verilmiş bir cezadır. Fazıl Say’a 10 ay hapis veriliyorsa, Alevilere baskı yapan, onları aşağılayan Başbakan’a ömür boyu hapis verilmeli. Alevilerinyaşadığı sorunlar bugün ortada. Çocuklarımız bile ilköğretim okullarında aşağılanıyor ve bu durum giderek ağırlaşıyor. Barış sürecinde üzerinde durulması gereken asıl konu eşit yurttaşlık olması gerekirken, tam tersi bir tablo yaşanıyor” diye konuştu.

1915 Ermeni soykırımının failleri kimler?

Hüseyin DEMİRTAŞ

1915’te katledilen Ermenilerin katilleri bugünkü Türk milleti değildir. O zaman daha Türk ulus devleti yoktur. Kurulmasına henüz 8 sene vardır.

Peki o zaman katiller kimlerdir? Katiller o dönemin yöneticileri, katliam emirlerini verenler ve bu işin uygulamasına komuta eden insanlardır. Yani Enver-Talat ve Cemal Troykası, Dr. Bahattin Şakir gibi planlamacılar, Trabzon Valisi Cemal Azmi, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal benzeri mülki ve askeri amirler yanında Türk, Kürt, Çerkez aşiretlerinin reisleridir.

Bir suçlular zümresi aranacaksa, asıl ve doğrudan suçlular bunlardır. Bir de o günkü ortamdan yararlanıp Ermenilerin mallarını yok pahasına satın alanlar, doğrudan el koyanlar, yağmalayanlar ve de asıl önemlisi Ermeniler gittikten sonra bu malları mülkleri ve Ermeni kadınlarını, kızlarını ve işe yarayacak erkek çocuklarını aralarında paylaşanlardır.

Bu saydıklarımın hepsi eni konu o günkü halkın yüzde 10’una ancak tekabül eder. Asıl suçlular bunlar ve bunların yaptıklarından hala pişmanlık duymayan ve özür dilemeye yanaşmayan aile üyeleridir.

O nedenle ilk önce bunlardan başlayalım. Bunlar Ermeni Soykırımının asıl sorumlularıdır. Türkiye’nin soykırımı kabul etmemesinin asıl suçlusu ve sorumluları da bunlardır. Bu suçluları teşhir eder ve işe öyle başlarsak, tüm bir halkı, milleti suçlamamış oluruz. Böylelikle iyi bir arınma sürecine girebiliriz bu çevrelerle aramıza mesafe koyarak ve onları atalarımız olarak redderek. Tıpkı Almanların yapmak zorunda kaldığı gibi. Ne yaptı Almanlar? Hitler ve Yahudi Soykırımına imza atanlarla arasına mesafe koydu, bu çevreleri redd-i miras etti ve zoraki de olsa bir arınma süreci yaşadı ve demokratik bir Almanya’yı yeniden inşa etmeyi başarabildi.

Bizler de demokratik bir Türkiye’yi ancak böyle inşa edebiliriz. Yani o günkü milletin içinden çıkan suçluları ayrıştırıp, onların mirasını ret etmekle; bizlerin onların evladı değil, o gün Ermenileri tehcir etme emirlerini yerine getirmeyen, bu hususta İstanbul ile arası açılan Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali gibilerin torunları olduğumuzu haykırarak bu yolda daha sağlıklı bir yol kat edebiriz.

Geçmişimizle hesaplaşma ve barışma ancak böyle mümkün olabilir.

23 Nisan 2013